Etiket: İştah

  • Çocuklardaki iştahsızlık

    Çocuklarının iştahsız oluşu ebeveynlerin en sık rastlanan şikayetlerinden biridir. Çoğunlukla bu çocukları doktorları ‘iyi ve yeterli boy ve kiloda’ olarak değerlendirir. Ebeveynler farkında olmadan çocuğun az yemesi veya yeterli beslenmemesi ile ilgili endişelerini onun yanında dile getirirler. Bu şekilde yemeye zorlanmakla çocuk yemeyi giderek daha fazla reddetmeye başlayabilir.

    Çocuğunuz enerji dolu gözüküyor, yeterli hızda büyüyor ve sağlıklı gözüküyorsa büyük olasılıkla yeterli besleniyordur. Yemek için zorlanmazsa kendisi için yeterli miktarda yiyecektir. Sağlıklı çocuklar aç olduklarında yeyip, tok hissettiklerinde yemeyi bırakırlar. Sunacağınız yiyecekleri planlayarak sunmanız, çocuğunuzun bunlar arasından kendi tercihini yapması, miktarı için kendi karar vermesi ve kendi başına yemesi iştahlı yeme olasılığını arttıracaktır. Yemek zamanlarının ve ortamının sakin, huzurlu ve gerginlikten uzak olması çocuğun açlık ve tokluk durumlarına ait vücut sinyallerini algılayıp öğrenmesini kolaylaştıracaktır. Aynı zamanda bu, yaşam boyu sağlık için iyi bir alışkanlık olacaktır.

    Çocuklar ebeveynlerinin yeme alışkanlıklarını da gözlemlerler. Yemek seçen, düzenli öğün alışkanlığı oturmamış, ailece sofra paylaşımı az olan ebeveynlerin çocuklarında da beslenme süreçleri sorunlu olabilir.

    Çocukta dönemsel iştah kaybının sebeplerine göz atalım:

    2-6 yaş arasında normal olarak büyüme hızı yavaşlayan çocuklarda besin gereksinimleri de ilk yaşlara göre azalacağından genellikle iştah kaybı yaşanır. Ayrıca bu döneme ait psikolojik gelişim uyarınca, sevdikleri ve sevmediklerini dile getirerek bağımsızlıklarını ortaya koymaya çalışırlar. Sağlıklı beslenmenin parçası olarak ağız tadı tercihleri oluşmasının ilk dönemleri de bu zamana rastlar.

    Hastalık zamanlarında iştah azalır.

    Mutsuz hissettiği zamanlarda çocuk yemeyecektir.

    İstediğinden fazlası için yemeye zorlandığında yemeyecektir.

    Öğünler arasında abur cubur yemesi iştahını azaltacaktır.

    Kansızlık iştahsızlık nedeni olabilir.

    Özetle, NELER YAPILABİLİR ?

    Renkli kaşıklar, desenli , şekilli tabaklar, sevdiği müzikler ya da benzeri yöntemlerle besin ilgi çekici hale getirilebilir.

    Beslenme saatleri sabit olmalıdır.

    Besin tercihleri ve ağız tadı hayatın erken evrelerinde oluşur ve bir kez oluşunca değişmesi zordur. Bu nedenle çocuk sağlıklı yiyecekler için desteklenmeli, sağlıksız olanlarla tanışmasının önüne geçilmelidir.

    Bir süre için çocuğun kendi yiyeceğini seçmesine izin verilebilir, iştahı azalan çocuklar az yese de yeterli sıvı alırlar.

    Yemek zamanı yiyeceği miktarı kendi belirlemesine izin verilmeli, sonrasında öğünler arasına küçük ara öğünler eklenmelidir.

    Yüzme, bisiklet veya benzeri aktivitelerle iştah artışının uyarılması sağlanabilir.

    İştahsız dönemlerde vitamin desteği doktora danışılarak yapılabilir.

    Yemek yeme alışkanlığı hakkında konuşmayı bırakmalı,

    Yemek zamanı uzun tutulmamalıdır.

    Çocuklar gece uyku arasında beslenmemelidir.

    2 saatten kısa aralıklarla beslenmemelidir.

    Ara öğünler ana öğüne yakın miktarda olmamalıdır.

    Çocuk iştahsızlığı nedeni ile suçlu hissettirilmemeli,

    Hiçbir zaman ağız tutulup kaşık ya da çatal ile zorlayarak beslenmemelidir.

    Bunlara rağmen, iştah kaybı uzun sürer ve tartı kaybı ile birlikte olursa, çocuğun doktoru tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.

  • İştahsız çocuklar

    Her canlı dünyaya beslenme içgüdüsüyle gelir. Bebeklerdeki emme refleksi bunun en önemli göstergesidir. İştah besinlerin zevkle ve arzu edilerek yenmesidir. Çocuğun enerji ihtiyacına göre düzenlenir. İştahsızlık ise beslenmeye karşı isteksizlik durumudur. Bu nedenle çocuğun yeterli ve dengeli beslenmesi bozulur. İştahsız çocukta temel sorun, büyüme ve gelişme için gerekli besinlerin yeterince alınamaması ve buna bağlı olarak büyüme ve gelişmenin geri kalmasıdır. Çocuğun yeme isteği büyüme hızına ve kişisel durumuna göre belli dönemlerde değişir. Özellikle 1-2 yaş arası, iştahın en düşük seviyede olduğu dönemi oluşturur. Bu dönemde özellikle yemek seçme ve yemeği reddetme davranışları sıkça karşılaşılan sorunlardan biridir. Çocukluk yaş grubunda iştahsızlık, anne-baba tarafından en çok dile getirilen ve doktorların en sık karşılaştığı durumlardandır. Tüm çocukların %25-40’ında, büyüme geriliği olanların %80’inde, iştahsızlık yakınması vardır. Ancak iştahsızlık yakınmasıyla getirilen çocukların çok az bir kısmında büyüme geriliği mevcuttur. İştahsızlık durumunu, belli besin maddelerine karşı duyulan isteksizlik, seçicilik ve duyarlılıktan ayırmak gerekir. İştahsızlık Nedenleri Nelerdir? İştahsızlık nedenleri fiziksel ve duygusal olarak ikiye ayrılabilir. Fiziksel nedenler arasında emme-yutma refleksinin zayıf oluşu, gıdanın boğazın arka kısmına dokunmasıyla öğürme refleksinin oluşması gibi kişisel hassasiyetler olabilir. Bu bebeklerde anneler katı gıdalara geç başlar ve ileri yaşlarda besin alımı zorlaşabilir.Yine enfeksiyonlar, kronik hastalıklar, gıda allerjileri, diş çıkarma dönemleri çocukta iştahsızlık nedeni olabilir. Düşük doğum ağırlıklı ve gebelikte sigara içen anne bebeklerinin daha iştahsız olduğu gösterilmiştir. Ayrıca beslenme yetersizliğine ikincil olarak gelişen demir, çinko gibi mineral eksiklikleri iştahsızlığı pekiştirerek bir kısırdöngü oluşumuna neden olur. Duygusal nedenler arasında ise çocukta endişe, kıskançlık veya annenin aşırı mükemmeliyetçiliği, çocuğu daha iyi besleme kaygısı nedeniyle, anne-çocuk arasında oluşan çatışma sayılabilir. Çocuğun besinleri gerçekten yememesinin yanısıra, aileyi tatmin edecek kadar yememesi de çocuğun iştahsız olarak algılanmasına neden olabilir. Çocuğunuz sizi mutlu edecek kadar yemek yemeyebilir ancak tükettikleri ile normal büyümesi devam ediyorsa altta yatan bir sorun olma olasılığı zayıftır. İştahsız çocuğu olanlara öneriler: Her çocuğun kendine göre bir gelişim hızı vardır. Ve bu kapasite büyük oranda genetik olarak belirlenir. Çocuklarımızı başka çocuklarla kıyaslamamalıyız.

    Yemek yemesi için çocuğu zorlanmamalı, yemek yerken yemekle ilgili uyarı yapılmamalıdır.

    1 yaşından itibaren eline kaşık vererek aile sofrasına oturması sağlanmalıdır.

    Sunulan gıdanın şekli, kokusu, lezzeti ve sunum şekli güzel olmalı; sağlıklı olsun diye lezzetsiz ve kötü görünen gıdalar yedirilmeye çalışılmamalıdır.

    Hazırlıklar tamamlanınca 15 dakika içinde beslenme başlanmalı; beslenme süresi 30-35 dakikayı geçmemelidir.

    Tabağa bitirebileceği miktarda (örneğin yumruğu kadar) yemek konmalı, böylece çocuğun bitirme hazzını yaşaması sağlanmalıdır.

    Yenmeyen besinler göz önünden kaldırılmalıdır.

    Aralarda aburcubur, meyve suyu, süt vb tüketilmesine izin verilmemelidir.

    Çocuğun damak tadı ve tercihlerine saygı duyulmalı, aynı gruptan bir gıdayı alıyorsa diğerleri için zorlanmamalıdır.

    Başka çocuklarla birlikte beslenme kolaylık sağlayabilir.

    Tüm bunlara rağmen hala iştahsız olan bir çocukta ilk yapılması gereken fiziksel bir sorun olup olmadığının belirlenmesidir. Bu amaçla doktorunuzun çocuğunuzu değerlendirmesi gerekir. Tüm yaşlarda çocuğun beslenme durumu, boy ve kilosunun standart büyüme eğrilerindeki yerinin saptanması ve yıllık büyüme hızının takibi ile değerlendirilir. Değerlendirme sonucunda doktorunuz bazı tetkikler isteyebilir. Tedavi nasıldır? İştah şurubu var mıdır? İştahsız çocukta öncelikle çocuğun gerçekten iştahsız olup olmadığı ve büyüme durumu değerlendirilmeli, iştahsız ise, varsa altta yatan nedenin saptanması ve tedavisi gereklidir. Herhangi bir problem saptanmazsa zorlamadan beslenmenin teşvik edilmesi ve büyüme gelişmenin dikkatle takip edilmesi gerekir. İştah açıcı ilaç ve vitaminlerin tedavide yeri yoktur. Ancak saptanmış herhangi bir vitamin ya da mineral eksikliği mevcutsa yerine konması gerekir.

  • Ne kadar yiyeceğine kendisi karar versin.

    Sofraya oturduktan sonra, yemeğin hep beraber belli bir süre içinde yeneceği açık bir ifadeyle anlatılmalıdır. Bu sürenin bitimine kadar hiçbir uyarı yapılmadan durulmalı, yemeye direnirse su, süt ve taze meyve suyu dışında hiçbir şey vermeden beklenmelidir. Ve asla alınan kararlardan vazgeçilmemelidir. Sofra hazırlanması sürecine çocuğu dahil etmek ve bunu bir eğlence gibi gerçekleştirmek, çocuğun yemek yeme isteğini artıracak, eğlenceli ve lezzetli yolculuk yapacağı düşüncesinin yerleşmesini sağlamasına sebep olacaktır. Çocuğa yiyeceği miktara karar vermesi için imkan tanıyın. Kendi tabağına konan yiyeceği çocuğun fikrine başvurarak koyun ya da yaşı uygunsa kendi tabağını kendi hazırlamasına müsaade edin. Böylece tabağındaki miktarı gözünde büyütmemiş olur. Yiyeceği miktar konusunda en iyi kararı verecek olan kişi çocuğun kendisidir. Yemekte zorluk çıkaran çocuğa yemediği zaman ekstra ilgi gösterilerek üzerine düşmeyin. Yemeği çocuğa “ister ye ister yeme” tavrı içinde verin ve çocuğun tabağına endişeli gözlerle bakmayın. Yemezse öğünler arasında bir şey vermeyin. Yemediği takdirde bir dahaki yemekte yiyeceğini kendisine söyleyin.

    Diğer çocuklarla kıyaslamayın

    Doğal olarak aileler çocuklarının bir saat bile aç kalmalarına dayanamaz. Ama çocuğumuza iyi yemek yeme alışkanlığını öğretebilmek için birkaç öğün hiçbir şey yememesine göz yummanızın hiçbir mahsuru yoktur. Çocuğunuza sağlıklı bir beslenme düzeni oluşturun, yemek yerine abur cubur yemesine engel olun. Sıklıkla yapılan yanlışlardan biri, çocuğun boyunun veya kilosunun tekli olarak değerlendirilmesi ve diğer yaşıtlarıyla karşılaştırılmasıdır. Yaşına göre boy-kilo gelişiminin normal olup olmadığını, dıştan görünüme göre kendi kafamızca değerlendirmek doğru değildir. Buradaki ölçüt doktorun çocuğun zayıf, şişman, uzun veya kısa boy lu olduğunun standart büyüme eğrilerine göre değerlendirilmesidir.

    İştahını açmak için…

    Güzel bir yemek görmekle veya kokusunu duymakla iştah açılırken, tam aksine nahoş bir koku ve görünüm iştahı azaltabilir. İştahın açılmasında görünüm ve kokunun yanı sıra pek çok faktörün de etkisi vardır. Egzersizler ve aktivitenin artması iştahı artırırken, aşırı yorgunluk olumsuz etki yapar. Yemek öncesi bir şeyler atıştırılması iştahı kapatır. Kışın, yaza göre daha iştahlı olabilir. Bol oksijenli temiz ortamlar iştahı artırıcı bir etkendir. Üzüntü iştahı azaltır. Neşeli ve sevinçli hallerde de artar. Enfeksiyon hastalıklarında azalan iştah hastalık geçince düzelir. Çocuğunuzun iştahsız olduğunu düşünüyorsanız, öncelikle çocuk hastalıkları uzmanına götürerek gelişim eğrilerine göre büyüme ve gelişme durumunun normal sınırlar içinde olup olmadığını saptayın. Eğer düşük kilolu grubuna giriyorsa altta yatan herhangi bir hastalık olup olmadığını araştırın. Daha sonra bir beslenme uzmanıyla çocuğun gereksinimlerini belirleyerek günlük beslenme programı hazırlayın.

  • İştah şurubu, reflü

    İŞTAH AÇICI ŞURUP diye bir şey yoktur. Öncelikle yemek yemeyen çocuğun bir sorunu mu vardır? Onu incelemek gerekir. Çocuk çok yemiyor ama günlük hayatta aktif ve hastalanmıyorsa genelde yediği miktar ona yetiyor demektir. Ama yaşıtlarına göre boy ve kiloda geri kalmış ise o zaman bazı tetkikler yaparız. Öncelikle barsakta kurt-parazit varlığı değerlendirilir sonra çocukta demir çinko gibi bir mineral ya da bazı vitamin eksiklikleri aranabilir.İdrar yolu enfeksiyonu kız çocuklarda en çok iştahsızlık ve gelişim geriliği sebeplerinden biridir. Gene reflü ve sindirim sistemi tembelliği de iştahsız özellikle pütürlü gıda yemeyen çocuklarda karşımıza sıkça çıkar. Bir de çocuğa rol model olan anne babanın gıdayı yerken ki tutumu önemlidir.Anne babası sebze veya balık yemeyen çocuğun bunları iştahla yemesini beklemeyiniz. Çocuklar dediğimizi değil yaptığımızı uygularlar. Reflü olan çocuğun az az ve sık beslenmesi, gece saat 20 den sonra süt dahil su dışında bir gıda almaması, asitli içecekler ve kızartmalardan uzak durması, ilaç tedavisi ile beraber çok iyi sonuçlar verir. Barsakta parazitte ilaçla kolaylıkla tedavi edilebilir.Yani sorunu tespit edince hastanın iştahını açarız. Çocuklara rol model olalım 3 öğün sofraya beraber oturup her gıdadan yiyerek onları doğru beslenmeye alıştıralım.

    ÖKSÜRÜK REFLÜ BELİRTİSİ OLABİLİR. Sabahları var olan AĞIZ KOKUSU reflünün ipuçlarından biridir. AĞIZ KOKUSU, GECE AĞLAYARAK UYANMA, UYKUDA SAĞA SOLA ÇOK DÖNME, SEBEPSİZ KUSMA reflüyü akla getirmelidir.
    Reflü, pek çok farklı belirti ile kendini gösterebiliyor veya diğer organları de etkilediği için farklı hastalıklarla karıştırılabiliyor.
    “Tekrarlayan orta kulak iltihabı, tekrarlayan sinüzit, tekrarlayan üst solunum yolu iltihapları, geçmeyen ses kısıklıkları, astım türü rahatsızlıklar, tekrarlayan hırıltılar ve sürekli öksürüğü olan hastalar antibiyotik tedavisi veya alerji tedavisi ile iyileşmezse böyle durumlarda reflüyü de düşünmek gerekir. UYUMADAN 2 SAAT ÖNCE ÇOCUKLARI BESLEMEZSEK REFLÜ ÖNLEYİCİ EN ÖNEMLİ UYGULAMAYI YAPMIŞ OLURUZ

  • İştah ve beslenme psikolojisi

    İştah ve beslenme psikolojisi

    Beslenme halk arasında karnın doyması, istenilen besinlerin tüketilmesi veya açlık duygusunun bastırılması olarak bilinir. Esas anlamda beslenme vücudun ihtiyacı olan makro ve mikro besin öğelerini yeterli ve dengeli şekilde alınmasıdır. Beslenmeye sadece fizyolojik değil psikolojik ve sosyolojik açıdan da incelenmesi gereken bir durumdur. Bazı insanların sinirlenince normalden farklı besin tüketmesi, kederlenenlerin alkol tüketmesi beslenmenin psikolojik boyutuyla ilişkilendirilebilir. Yaz aylarının yaklaşmasıyla kilo verme konusunda hırslanan bayanlar genellikle iradelerine hakim olmayıp ‘yarın başlarım’ diyerek diyeti erteleyebilmektedirler.

    İnsanlar irade yetersizliklerinin değiştirilemeyeceğini düşünmektedirler. Değişime ‘hayır’ demesini öğrenerek başlayabilirsiniz. Başkalarına eşlik etmek yerine çevrenizdeki insanlara ‘Hayır’ diyebilmek , özgüveninizin artmasını da sağlayacaktır. Günlük hayatta yenilen besinlerin fayda zarar süzgecinden geçirilerek seçilmesi zararlı alışkanlıkların oluşmasını veya var olan zararlı alışkanlıkların devam edilmesini olumsuz etkilemektedir. İnsanlarda fazla kiloların ve bazı hastalıkların bir nedeni aşırı beslenmektir. İştah da fazla beslenmeye neden olan dürtüdür. İştahı baskılamanın en kolay yolu kan şekerinde dalgalanma yaratan rafine şeker tüketiminden kaçınmak, gün içinde sık sık ve azar azar beslenmek ve düzenli egzersiz yapmaktır.

    Posalı yiyeceklerin diyette arttırılmasıyla çiğneme ve tükürük salgısının artışı bazı sindirim hormonlarının salgılanması ve toplam besin alımının azalması söz konusu olmaktadır. Kuru fasülye , nohut, kuru barbunya, mecimek gibi baklagiller; fındık, ceviz, yerfıstığı gibi yağlı tohumlar kepeği ayrılmamış tahıl ürünleri sebze ve meyveler posa içeriği yüksek besinlerdir. Diyetin posa içeriğinin arttırılması için soyulmadan yenilebilen sebze ve meyvelerin kabuklu tüketilmesi gerekmektedir. Özellikle kan yağ değeri normalin üzerinde olanlar ; diyabet riski taşıyanlar, kabızlık sorunu yaşayanlar, kilo problemi olanlar, iştahını kontrol edemeyenler beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek, pirinç yerine bulgur, haftada en az 1-2 kere kuru baklagil yemeği bol sebze ve meyve tüketmelidirler.
    Posanın söylenildiği olumlu etkilerini gösterebilmesi için mutlaka yeterli su da alınmalıdır. İşlanmiş şeker içeren besinler kan şekerinde ani bir dalgalanmaya neden olurlar. Kısa sürede yükselen kan şekeri aynı hızla düşmeye başlar. Tatlı yenildikten sonra hızla yükselip düşen kan şekeri tekrar tatlı yeme isteği oluşturur. Bu nedenle kimse bir parça tatlı yedikten sonra tatlıyı bırakamaz. Bu nedenden dolayı tatlı tüketilecekse bile light ürünler tercih edilmelidir. Böylece iştah da baskılanmış olur.

    Spor yapmanın iştahı sınırladığına dair yapılan araştırmalarda spor yapılınca artan endofrin hormonunun iştahı baskıladığı aynı zamanda mutluluk verdiği bulunmuştur. Bu nedenle düzenli egzersiz ve spor yapmak iştahı baskılamak ve kilo vermek için sağlıklı bir sebep olabilir.

  • İştahsız çocuğa yaklaşım

    İştah yiyeceğe karşı duyulan bilinçli istektir ve iştah kontrolü başta gastrointestinal sistem olmak üzere santral sinir sistemi, pankreas ve adrenal bezler tarafından sağlanır. İştahsızlık çocukluk çağında sık görülen bir semptomdur ve değerlendirilmesinde gelişim, beslenme ve aile öyküsü önemlidir. İştahsızlık beslenme bozukluklarının bir belirtisi olabilir. Beslenme bozuklukları organik ve fonksiyonel olarak ayrılabilir ve biyolojik, davranışsal ve sosyal faktörlerden etkilenir. Kişisel, ailevi, ekonomik, çevresel ve sosyo-kültürel faktörler iştahı etkileyebilir. Bu yazıda aile ve hekim için zor hasta olan iştahsız çocuğa yaklaşım konusunda literatür bilgileri ışığı altında önerilerde bulunulmuştur.

    Giriş:

    İştahı basitçe besinlere karşı duyulan istek olarak tanımlayabiliriz. İştah bilinçli bir istek olup besin maddesinin görünümünden ve daha önceden yiyecek ile olan deneyimlerden etkilenmektedir. Bireyin açlık hissini algılayamaması ise iştahsızlık olarak tanımlanabilir. İştahsızlığın çocuklar için en önemli sonucu, büyümenin olumsuz yönde etkilenmesidir. Çocukluk çağında iştahsızlık ve yeme problemleri nedeniyle doktora başvuran sağlıklı çocukların oranı %20-35 arasında değişmektedir. Büyüme ve gelişme geriliği olan çocuklarda ise bu oran %33-90 olarak bildirilmektedir (1). Çocuklarda yeme ve iştahsızlık problemleri gittikçe artmaktadır. Belirli besin öğeleri ile beslenen, beslenmeyi reddeden çocukların beslenmelerinin yeniden düzenlenmesi, belirli bir zaman ve uğraşı gerektirmektedir.

    İştahın Kontrolü

    Çocuklar yaş gruplarına ve gereksinimlerine göre değerlendirildiklerinde değişken iştaha sahiptirler. Besinlerin alımının kısa dönem kontrolü gastrointestinal sistem (GİS), santral sinir sistemi (SSS), adrenaller ve pankreas tarafından sağlanmaktadır. Uzun dönem besin alımının kontrolünde ise leptin, adiponektin, rezistin ve tümör nekrozis faktör (TNF)-α gibi endokrin ve parakrin faktörler salgılayan yağ dokusu rol alır (2).

    Gastrointestinal sistem: GİS’te beslenme sonrası midenin distansiyonu gerilme reseptörlerini ve mekanoreseptörleri aktive ederek beyine doygunluk sinyalleri ulaştırır. Ghrelin hormonu mideden salgılanır ve açlık hissi uyandırır. Ghrelin plazma düzeyi öğün öncesi en yüksek düzeye ulaşır ve yemek sonrası plazma düzeyi düşer. Ghrelin bu özelliği ile öğün başlatıcı olmaktadır. Bu etkisini arkuat ve soliter trakt nükleus yoluyla hipotalamusta gerçekleştirir. Ghrelin ayrıca besinlerden alınan enerji ile vücudumuzun harcamış olduğu enerji arasında dengeyi kurmada da rol oynamaktadır. Ayrıca kısa ve uzun dönemde vücut ağırlığının düzenlenmesinde de rol alır. Ghrelin’in dolaşımdaki düzeyi obes kişilerde düşüktür, bu düzey vücut kitle indeksi ile negatif bir ilişki gösterir (2). Ghrelin’in açlık sırasında GİS motilitesini artırıcı etkisi de vardır. Kolesistokinin (CCK), glukagon benzeri peptid-1 (GLP-1) ve peptid YY anoreksijenik (doygunluk) özellik taşırlar. Gerçek doygunluk mediatörü olan CCK beslenme sonrası duodenum ve jejunumda bulunan endokrin–I hücrelerinden salınır. Ghrelin ile birlikte CCK, GLP-1 ve peptid YY; gastrointestinal sistem, endokrin sistem ve santral sinir sisteminin uyum içinde eksiksiz çalışmasına, açlık ve tokluk hissinin uyarılmasına ve hepsinden de önemlisi iştah üzerine düzenleyici etki yaparlar (2).

    Santral sinir sistemi: Hipotalamusta arkuat nükleus periferden gelen uyarıları alırken, beyin sapında bulunan soliter trakt nükleusu da GİS’ten gelen uyarıları alan merkezlerdir. Arkuat nükleusta iki hücre grubu yer alır ve birbirleriyle ters yönde etki gösterirler. Bunlardan neuropeptid-Y (NPY) salgılayan grup iştah artırıcı, proopiomelanokortin (POMC) salgılayan grup ise iştah azaltıcı etki gösterir. Bu hücreler üzerinde bulunan peptid hormon reseptörleri ile leptin ve insülin tarafından da kontrol edilirler. Leptin düzeyinin sağlıklı kişilerde artmasıyla birlikte NPY’nin iştah artırıcı etkisi inhibe edilirken aynı zamanda POMC uyarılır. Bu karmaşık sistemin eksiksiz olarak çalışması iştahın kontrolü için önemlidir (2).

    Endokannabinoid sistem: ‘’Cannabis sativa’’ yani hint keneviri/esrarın eskiden beri bilinen iştah artırıcı etkisinden yola çıkılarak yapılan çalışmalar sonucunda etken maddenin ?9–tetrahydrocannabinol (THC) olduğu bulunmuştur. Beyin ve periferik dokuda kannabinoid reseptörleri (CB1 ve CB2) ve bu reseptörlere bağlanmayı sağlayan endojen ligandlar (endokannobinoidler) saptanmıştır. Anne sütünde bulunan en önemli endokannobinoid ise 2-arachidonoyl glycerol (2-AG) olup, bebekte hipotalamik CB1 reseptörlerini uyararak emmenin başlamasına yardımcı olur (3).

    İştahı etkileyen faktörleri
    1.çocukla ilgili faktörler
    2.aile ile ilgili faktörler
    3.çevre ile ilgili faktörler olarak üçe ayırabiliriz.

    1. İştahı etkileyen çocukla ilgili faktörler

    Yenidoğan bebeğin beslenmesi ilk 4-6 ay sadece anne sütü ile olmalı, eğer yetersizlik durumu varsa adapte mamalar ile bebek desteklenmelidir. Yenidoğan bebeğin veya süt çocuğunun beslenmesinin yeterli olup olmadığı büyüme eğrilerinden kolayca takip edilebilir. İlk 6 ay bebeğin kilo alımı ve boy uzamasının en hızlı olduğu dönemdir. Bebeğin büyüme hızında azalma altıncı aydan sonra gözlenmektedir. Dolayısı ile de bebek daha az besin tüketme eğilimine girer. Çocuğun daha az besin tüketmesi nedeniyle, büyüme hızının yavaşlaması ailenin çocuğun beslenmesi üzerine daha fazla odaklanmasına neden olmaktadır (4). Sonuçta anne-bebek çatışması gelişir, yani anne çocuğu beslenmek için daha fazla çaba harcar, çocuk ise beslenmeye red yanıtı verir. Tamamlayıcı beslenmeye geçiş dönemi ise yeni oral, duyusal deneyimleri de beraberinde getirir. Bebek anne sütü dışında yeni gıdaları almakta isteksizlik gösterir (3). Bu dönemde meyvelere, sebzelere ve tahıllara başlamak zaman almaktadır. Bu dönemde çocuğun iştahına saygılı olunarak ek gıdaları başlamak gereklidir. Çocuğun hasta olmadığı, yeni gıdaları almak için istekli olduğu zamanda tamamlayıcı beslemeye geçilmelidir. Yeni başlanmış olan besinin bebek tarafından tadının beğenilmesi bazen 10-15 kez denemeden sonra olabileceği unutulmamalıdır (7). Ayrıca tamamlayıcı beslenmeye geçme zamanın belirlenmesi tamamen çocuğun motor gelişimi ile ilgilidir. Genellikle bu zaman çocuğun sofradaki gıdalara eliyle uzandığı 4-6 ay arası herhangi bir zamandır. Bebek bu dönemde aile bireyleri ile aynı zamanda sofraya oturmalıdır. Bu zorlu geçiş dönemi toplumun kültürel yapısı, gelenek ve göreneklerinden etkilenmektedir.

    Bebek büyüdükçe değişen besin öğelerine yönelik değişik davranışsal veya sözel tepkisi de olur. Bu dönemde bebek anneye bağımlıdır. Emme ve yutma fonksiyonları gelişirken, anne ve bakıcısı ile iletişim içinde olma yollarını öğrenir. Bu dönem çocukla çevredekiler arasında dengenin oluştuğu hemostaz evresidir. Bu evrede bebek aç ve tok olduğunu belirtmeye çalışır. Beğenmediği besinlere başını çevirme, ağlama, öğürme refleksi, fazla beslenme sonrası kusma davranışı geliştirir. Bu evreyi bağımlılık evresi takip eder. Bebeğin duygusal gereksinimlerinin giderilmesi, anneye güveninin artması beslenmeyi olumlu etkilerken, bebekte endişe yaratan davranışlar, huzursuz ortam ise beslenmeyi olumsuz etkiler. Bu dönemde bebek beslenirken yeterince şefkat gösterilmeli, kendisine değer verildiği hissettirilmelidir. Bu dönemleri ayrılma ve bireyselleşme evresi takip eder. Bebek bu dönemde hem otonomi kazanma hem de bağımlılık arasında savaş verir. Duygusal gereksinimlerini yeme ile gösterir. Çocuk, duygusal gereksinimlerini, otonomi kazandığını anneye ve çevresindekilere bildirmek ve dikkat çekmek için beslenmeyi reddediyor olabilir (5, 6).

    İştahsızlığın ve Yemek Seçiciliğinin Nedenleri

    İştahsız çocuklar;

    • Picky eaters (Yemek seçiciler):Bazı bebekler aileleri tarafından seçici bebek olarak tanımlanmaktadır. Seçicilik yaşamın dördüncü ayında %19 iken, iki yaş civarında %50‘lere çıkmaktadır. Yaşa göre kilosu fazla olan bebekler ise daha az yemek seçmektedir.
    • Blender baby (Çiğneme ve yutma sorunu olanlar )
    • Yavaş çiğneyenler
    • Çabuk doyanlar
    • Primer hastalıklarına bağlı iştahsız olanlar

    olarak alt gruplara ayrılabilirler (7).

    Wright ve arkadaşlarının yapmış oldukları çalışmada ortalama yaşları 30 ay olan 455 çocuğun %20’sinde yeme problemi olduğu ve ailelerin bu çocukların %42‘sini seçici, %39‘unu da az yiyen olarak tanımladıkları saptanmıştır. Seçici çocuklar yemek yerine genellikle sulu gıdaları içmeyi tercih ederler. Sonuçta; Süt ve meyve suyu gibi sulu gıdaları tüketilmesi ile çocukların iştahlarında azalma görülmüştür. Yine çocukların %47’si jöle kıvamlı besinleri, %30’u ise tadını bilmediği besinleri yemek istememektedirler. Aileleri tarafından yeme problemleri bildirilen çocukların daha kısa ve zayıf oldukları ve iki yaşa kadar %5 persantilin altında kilosu olan çocukların oranının %11 olduğu bildirilmiştir (6). Fox ve arkadaşlarının 4-24 ay arası çocuklarda yapmış oldukları çalışmada çocukların yeme sıklığı ve porsiyon büyüklükleri karşılaştırılmıştır. Bu çalışmada 11 aylığa kadar enerji içeriği ile porsiyon büyüklüğünün ters orantılı olduğu bulunmuştur. Yani çocuk yemek yemiyorsa, enerji içeriği yüksek ve küçük porsiyon tüketiyor demektir. Sonuç olarak bu yaş grubu çocuklarının kendi enerji alımlarını kontrol edebildikleri ve çocuğu beslemeye çalışmanın bu kontrolü bozabileceği belirtilmiştir (8). Benzer bir çalışmada da Kral ve arkadaşları 3-6 yaş grubundaki çocukların kendi enerji alımlarını kontrol edebildiğini göstermişlerdir (9). Bekem ve arkadaşları, iştahsızlık yakınması ile başvuran 36 çocuk üzerinde yapmış oldukları çalışmada, ailelerin sadece %16,7’sinin çocuklarının beslenmesi için yeterli zaman ayırabildiklerini vurgulamışlardır (10).

    2. İştahı etkileyen aile ile ilgili faktörler:

    Hendricks ve arkadaşları 4-24 aylık 2500 bebeğin ve annelerin beslenme sırasındaki davranışlarını inceledikleri çalışmanın sonucunda; Beslenmeyi pozitif yönde etkileyen en önemli faktörün annenin eğitimi olduğunu belirtmişlerdir. Yine bu çalışmada eğitimli anne bebeklerinin emzirmenin başlaması ve devamında daha başarılı oldukları gösterilmiştir. Eğitimli anneler anlatılanları daha kolay pratiğe yansıtmakta ve doğal olarak çocukları da daha çok meyve ve daha az zararlı besinler tüketmektedir. Anne yaşı ne kadar fazla ise tecrübesi de o oranda artmakta sonuçta beslenme de bundan olumlu etkilenmektedir. Yine bu çalışmada çocuk kreşe ne kadar erken verilmiş ise, zararlı besinlerle o kadar erken tanışmaktadır (11). İlk bir yaşta annenin bildirdiği iştah durumunun çocuğun kalori ve kilo alımı ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Okul çağındaki Koreli çocuklarda Lee ve arkadaşlarının yapmış oldukları çalışmada annenin bildirdiği iştah durumu ile kalori ve kilo alımının uyumlu olduğunu belirtilmiştir. Bu çalışmada ailenin iştah durumu ile ilgili saptamalarına güvenmek gerektiği ve buna göre beslenme durumunun düzenlenmesinin doğru olacağı vurgulanmıştır (12). İngiltere’den Wright ve arkadaşları, 913 bebeği doğumdan itibaren 13 aya kadar beslenmeleri, kilo alımları, iştahları, oral-motor fonksiyonla ve besin reddetme davranışları açısından değerlendirmişlerdir. Çalışmanın sonucunda ise bebeklerin (a) yaşamın ilk 6 haftasında kilo alımlarının iştah ve oro-motor disfonksiyon ile ilişkili olduğu (b) altı hafta ve 12. ayda belirtilen iştahın 12. aydaki kilo için belirleyici olduğu (c) onikinci ayda görülen besin reddetme davranışlarının kilo alımını ve duraksamasını etkilemediği, ancak bakıcı veya annenin bu duruma gösterdiği tepkinin kilo alımını olumsuz etkilediği belirtilmiştir. Bu çalışmada iştah azalmasının büyüme için risk faktörü olduğu, annenin çocuğu beslemeye zorlamasının da kilo alımını olumsuz etkileyen bir risk faktörü olduğu belirtilmiştir (13). Yine 142 aile üzerinde yapılan bir çalışmada 5 yaşındaki çocuklar akşam yemekleri sırasında değerlendirilmiş, %85 ailenin çocuklarını daha fazla yemek için zorladıkları, %83 çocuğun da bu nedenle fazla yemek yediği saptanmıştır. Sosyoekonomik düzeyi iyi olan ailelerin beslenmeye teşvikte anlatma, ödül verme gibi yöntemler kullandığı, babaların özellikle erkek çocuğa baskı, annelerin ise kız çocuğa ödül vermeyi tercih ettikleri belirlenmiştir. Bu çalışmada aile bireyleri ile çocukların aynı masaya oturma oranı %78, televizyon izleme oranı ise %20 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak çocuklara yiyecekler teklif edilmeli, hangi besinden yiyeceği kararı ise çocuğa bırakılmalıdır (14).

    3. İştahı etkileyen çevresel faktörler

    Bellissimo ve arkadaşları 9-14 yaş grubunda televizyon izleyen çocukların bir önceki öğünden beslenme ile ilgili doygunluk hissi uyandıran sinyalleri algılamada gecikmeleri sebebi ile 280 kalori fazladan aldıklarına dikkati çekmek istemişlerdir (15). Francis ve arkadaşları 3-5 yaş grubundaki çocukların yeterince otonomi gelişmediği için aynı anda hem televizyon hem de yemek yeme işini yapamadıklarını, bu sırada bakıcının beslemek için çocuğu zorlaması nedeniyle, çocuktaki beslenme kontrolünün kaybedilmesine yol açabileceğini belirtmişlerdir (16).

    Egzersiz ve aktivite artınca enerji açığı oluşur, bunu kapatmak için de iştah ve dolayısı ile besin alımı artmaktadır. Uzun süreli ve düzenli aktivite (altı hafta) yapmanın iştah üzerine pozitif etkisi olduğu gösterilmiştir (17).

    İştahsız Çocuğa Yaklaşım

    Eğer çocukta büyüme ve gelişme geriliği de varsa mutlaka altta yatan organik bir sebebin olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu konuda ailenin vereceği anamnez son derece önemlidir. Burada ailenin sosyoekonomik durumu, ailenin psikososyal ve kültürel özellikleri hakkında bilgi edinilmeye çalışılmalıdır. Ayrıca çocuğun gelişim kartından büyüme ve gelişmesinin izlenmesi bize iştahsızlığın derecesi ve ciddiyeti konusunda ön bilgi verebilir. Çünkü bir çok çocuk normal gelişime sahip olmasına rağmen, ailenin istekleri çocuk tarafından reddedildiği için hekime getirilmektedir. Aileden çocuğun üç günlük yediklerini içeren bir liste istenmeli, ayrıntılı beslenme öyküsü alınmalıdır. Besinlerin hazırlanış şekli , kimin hazırladığı, televizyon izleme, ödüllendirme ve cezaların olup olmadığı, beslenme için uygulanan yöntemler öğrenilmelidir. İştahsız çocuk değerlendirilirken her çocuğun gelişim hızının farklı olduğu, bu kapasitenin genetik faktörlerden de etkilenebileceği unutulmamalıdır. Bebeğin beslenme miktarı çocuğun gereksinimlerine göre ayarlanmalı ve beslemede çocuğun iştahına da saygılı olunmalıdır.

    Tam bir fizik muayene ve kliniğe göre istenecek laboratuar tetkikleri bize tanı koymada yardımcı olabilir.

    Geçirilmiş akut ve kronik hastalıklar ile enfeksiyonlar sırasında salgılanan sitokinler iştah merkezini etkileyerek iştahsızlığa neden olurlar (1).

    Demir eksikliği anemisi (DEA) çocukluk çağında en sık görülen nutrisyonel anemi olup, ilk klinik bulgulardan birisi de iştah azalmasıdır. İştah açıcı ghrelin düzeyi ile serum demir düzeyi arasında pozitif bir korelasyon vardır. DEA’da iştahsızlığın ghrelin düzeyindeki düşüklük sebebi ile olabileceği bildirilmiştir (18). Amerika’da yapılan bir çalışmada multivitamin kullananlar ile kullanmayan çocuklar arasında besin alımı ve iştah açısından bir fark gözlenmemiştir. Ayıca vitamin kullanan iştahsızlığı olan çocuklarda A vitamini, çinko ve folat düzeylerinin vitamin kullanan grupta aşırı miktarlarda olduğu saptanmıştır (19). Özetle vitamin ve mineral desteği yapılmasının iştahı olumlu etkilediğine dair kesin bir kanıt bulunmamaktadır, hatta gereksiz vitamin ve mineral kullanımı toksik etkilere neden olabilir (19).

    Malabsorbsiyon sendromları, özellikle çölyak hastalığı, kabızlık, gastroözefageal reflü hastalığı, özefajit, gastrit ve duodenal ülserler, karaciğer hastalıkları, böbrek fonksiyon bozuklukları, kardiyak ve solunumsal problemler, hipotiroidizm, kısıtlı beslenme rejimleri, tüberküloz ve malign hastalıklar çocuklarda iştahsızlığa neden olabilirler. Büyüme ve gelişmesi geri olan bir hastanın anamnezinden yola çıkarak bu nedenler ayırıcı tanıda göz önünde bulundurulmalıdır. Tablo1’de iştahsızlığa sebep olabilecek nedenler görülmektedir (4).

    Herhangi bir sağlık problemi olmayan bir çocuk yemek öğünlerinde fizyolojik açlık duyarak yemeklerini iştahla yiyebilir. Çocuğun beslenmesindeki tutum hataları bazı besinlerde çocuğu seçiciliğe itebilir veya beslenmeyi reddetmesine neden olabilir. Bu dönemde çocuk masada oturan bireyleri taklit eder. Aile bireyleri beslenme sırasında beslenmeyi olumsuz etkileyecek davranış içinde olmamalı ve kendileri de seçici davranmamalıdırlar. Beslenme için masaya hep birlikte oturulup hep birlikte kalkılmalı, çocuğun tabağı süslenmeli, çocuğu kendisinin el ve kaşıkla yemeğini yemesine ortam hazırlanmalıdır.

    Tamamlayıcı beslenme döneminde, çocuğun beslenmesine, iştahına saygı gösterilerek farklı tatlar denenmelidir. Bu tatlar çocuğa beslenme sırasında sunulmalıdır. Aile beslenmesinde yer alan besin öğeleri, annenin farklı yeni besinlere bakış açısı ve yaklaşımı çocuğun bu besinleri kabul etmesinde rol oynar. Yeni besin öğelerine geçiş esnasında çocuğa yapılan soysal övgüler beslenmeyi pozitif etkilemektedir. Tamamlayıcı beslenme sırasında ödüllendirme ve cezalandırmalardan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.

    Öğün aralarında meyve suları, süt gibi gıdaların tüketilmesi çocuğun çabuk doymasına, kalori alımlarının bu gıdalarla pratik olarak alınmasına ve dolayısı ile de öğün atlamasına neden olur (20). Ailenin tüm bireylerine mümkün olduğunca bu gıdalara çocuklarını özendirmemeleri gerektiği anlatılmalıdır. Düzenli uzun süreli aktiviteler iştahı artırırken, yemek öncesi ağır ve yorucu aktiviteler iştahı azaltmaktadır. Beslenme televizyon seyrederken ve oyun oynama sırasında yapılmaya başlanırsa, diğer öğünlerde çocuk aynı davranışı bekleyebilir (17). Çocuğun beslenme sırasında aile masasında diğer bireylerle aynı öğünde yemek yemesi uygun beslenme alışkanlığının gelişmesi açısından gereklidir. Öğünlerde çocuğun kalabalık ortamlarda bulunmasının, beslenme üzerine olumlu etkileri olduğu belirtilmiştir (17).

    Okul öncesi dönemde çocuklar büyüklerini taklit ederek beslenme davranışı geliştirirler. Anne, baba veya aile bireylerinden birisi seçici ise, titiz davranıyor ise çocuğun beslenmesi bundan olumsuz olarak etkilenir. Ayrıca çocuk beslenmesinde gıdaların birbiriyle karıştırılması (özellikle sabah kahvaltısında ) çocuğun besinlerin tadının farkına varmasını engeller. Çocuklar yedikleri gıdaları tanımak için dokunmak isterler. Çocukların besinleri aspirasyonu engelleyecek şekilde küçük parçalar halinde, tabakları süslenmiş şekilde sunulmalıdır (19).

    Bazı çocuklar iştahla sofraya otururlar, ancak kısa sürede doyarlar. Bu çocuklar için az miktarda ve sık öğünler hazırlamalı, öğünün içeriği yağ ve karbonhidratlar ile zenginleştirilmedir.

    Vitamin ve mineral eksikliği olmayan çocuklara gereksiz vitamin yüklemeleri yapılmamalıdır. Aksi halde toksik etkiler görülebileceği unutulmamalıdır (19).

    İştah açıcı ilaçlar ancak kistik fibrozis (KF), kansere sekonder kaşeksi gibi durumlarda faydalı olabilir. İştah açmak için megesterol asetat ve siproheptadin hidroklorür (SH), kannabinoidler, hydrazine sülfat, anabolik hormonlar ve büyüme hormonları kullanılmıştır. KF hastalarında SH’nin dokuz aya kadar kullanılmasının güvenilir olduğu görülmektedir. Hastaların iştah artışı yanında solunum fonksiyonlarında da düzelmeler gözlenmiştir (21). İlacın en önemli yan etkisi uyuşukluk yapmasıdır (21). Doğum ağırlığı düşük olan çocuklarda büyüme hormonu tedavisi uygulanmasının hem iştah üzerine hem de büyüme üzerine olumlu etkisi olduğunu gösteren çalışmalar vardır (22). Beyin tümörü olan hayvanlar üzerinde yapılan deneysel çalışmalarda omega-3 yağ asitlerinin santral sinir sistemi üzerinden iştah artırıcı etkisi olabileceğine yönelik bulgular saptanmıştır (23). Genelde iştah açmak için kullanılan ilaçlar kanser kaşeksinde denenip, iştahsızlığı olan ve başka hiç bir problemi olmayan çocuklarda kullanımlarına yönelik çalışmalar mevcut değildir. Bu nedenle iştahsız çocuklarda ilaç kullanılması uygun görülmemektedir (21,23).

    Büyükgebiz ve arkadaşları iştahsız çocuklarda mide boşalmasında gecikmenin olduğunu, bu nedenle trimebutin gibi prokinetik ajanların davranış tedavisi ile birlikte uygulandığında iştahsızlık tedavisinde faydalı olabileceğini göstermişlerdir (24) .

    İştahsızlığın ve beslenme bozukluğunun sebebi belirlenmeli ve sorun giderilmelidir. Büyüme ve gelişme yakından izlenmeli, persantillerde düşüş olursa beslenme tekrar değerlendirilmeli iştahsızlığa ve neden olabilecek hastalıklar açısından araştırmalar yapılmalıdır.

    Sonuç olarak iştahsız çocuk izleminde ailelere yapılacak önerileri şu şekilde özetleyebiliriz;

    • Süt, kola, meyve suları, çay, su gibi içeceklerin tüketim sıklığı ve miktarı belirlenmeli yemek öncesi ve yemek sırasında alımları kısıtlanmalıdır (6, 17).
    • Besinler çocukların yiyebileceği türden ve çocuğun öncelikleri dikkate alınarak hazırlanmalı ve yemek sırasında çocuğun kendisinin yemesi teşvik edilmelidir (8).
    • Yemek porsiyonları çocuğun isteğine göre ayarlanmalıdır (7,8).
    • Öğün sırasında teklif edilmiş olan bir besin çocuk tarafından reddedilmiş ise farklı besin denenmeli ve ısrarcı olunmamalıdır. Besin belirli aralıklarla, zaman içinde çocuğa tekrar teklif edilmelidir (8,12).
    • Çocuğun öğün saatleri düzenli olmalı, çocuk aile bireyleri ile aynı anda sofraya oturmalıdır. Öğün aralarında iştahını kaçıracak tatlı (şeker ve çikolata) besinler verilmemelidir. Bu konuda aile bireyleri kararlı olmalıdırlar (6).
    • Çocuğun tabağı çocuğun ilgisini çekecek şekilde süslenmeli, kendisinin seçim yapmasına izin verilmelidir (9).
    • Yemek sırasında çocuğun yemeğe ilgisini azaltan televizyon kapalı tutulmalıdır (15, 16).
    • Çocuğun beslenmesinin kalabalık ortamda, çocuklarla birlikte yapılması beslenmeyi olumlu etkileyebilir.
    • Vitamin ve minerallerin eksiklik durumları dışında verilmesi önerilmemektedir(19).
    • Az yiyen çocuklar için öğün sayısı artırılmalıdır. Gerekirse öğün içeriği modüler beslenme ürünleri ile zenginleştirilmelidir (7).
    • Çocuğun bakımını üstlenen kişilere eğitim verilmeli, beslenmede yanlışlar uygun bir şekilde anlatılmalıdır. Anne ve bakıcı kişi bebek beslenmesinde çocukla devamlı ilişki içinde olmalı ve beslenme sağlıklı şekilde sürdürülmelidir(11,15,16).

    İştahsız çocuğun klinik izleminde, büyümede duraklama veya persentilde düşme belirlenirse beslenme tekrar gözden geçirilmeli ve iştahsızlığa neden olabilecek organik sebepler irdelenmelidir. Gerektiğinde de çocuk gastroenteroloji uzmanının önerisi ile gerek modüler ürünler gerekse enteral beslenme destek ürünleri kullanılmalıdır.

  • İştahsız çocuk

    İştahsız çocuk

    İştahsızlık çocuklukta oldukça sık olarak görülen bir problem ve pek çok anne babanın da en büyük şikayetlerinden biri. İştahsızlık çoğu aile için bir kabusa dönüşebiliyor çocuğun büyüme süreci içinde. Ayrıca araştırmalar gösteriyor ki sağlık profesyonelleri de zaman zaman yanlış yönlendirerek bu kabusu daha da içinden çıkılmaz hale getirebiliyor. Stres ve gerginlik zaten olayın orta yerinde. Zaman zaman hekimlerden, diyetisyenlerden gelen uyarılar ailelerin kendilerini iyice yetersiz hissetmelerine sebep olarak bu stresi arttırıyor. Yemek ve yemeğin etrafında dönen duygular oldukça karmaşık ve bir o kadar da yoğun. Bu karmaşayı nasıl biraz basite indirgeriz ve çocukta iştahsızlık olgusuna nasıl biraz sistematik yaklaşırız ona bakmak istiyorum. İştahsızlığı değerlendirirken kalıcı ya da uzun dönemli iştahsızlığı geçici iştahsızlıktan ayırmakta fayda var çünkü hem nedenler hem de yaklaşım şekli değişiyor.

    Geçici iştahsızlığın nedenleri

    1-Azalmış gereksinim
    Çocuklar dönemsel olarak büyüyorlar ve büyüme dönemleri dışında gereksinimleri azalıyor. Yine büyüme hızının azalması da iştahın azalmasına neden oluyor. 0-1 yaş arası çocuklar çok hızlı büyürken 1 yaşından sonra bu hız azalıyor ve çocukların iştahı da bir miktar azalıyor.

    2-Dikkat dağılması
    Çocuklarla yakından ilgisi olanlar bundan ne kadar etkilendiklerini bilirler. Önce 4-9 ay arasında bir dönemde ortaya çıkar (bazen daha da önce). Annesi bebeği emzirmeye çalışırken bebek her ses gelişinde ağzını memeden çeker, emmek yerine etrafa bakmak ister. Annenin bu bebeklerin dikkatini memeye çekebilmesi oldukça büyük bir çaba ister. Hatta bazen yalnızca uykuya dalarken ve uykudan uyanmak üzereyken emzirebildikleri de olur. 12-14 ay arasında da yine böyle bir dönem yaşanır ve hayattan yeni tatlar almaya başlamış süt çocuğu önüne konulan sebze çorbasındansa ortalıktaki başka bir şeyle ilgilenmeyi yeğler. Zaten bu yaşta yürümek yavaş yavaş koşuya dönüşür ve bu afacanları bir noktada sabitleyerek onları beslemek oldukça zordur. Daha ileriki yaşlarda da çocukların yanlızca etrafta daha ilginç şeyler olduğu için yemekle ilgilenmedikleri dönemler yaşanır. Dikkat dağılmasına bağlı iştah azlığı da geçici bir problemdir ancak bazen çok sabır gerektirebilir. Bu konuda yapılacak en büyük yanlış çocukları televizyona bakarak yemeğe alıştırmaktır.

    3-Ağızla ilgili problemler
    Diş çıkarma elbette bunların en sık görülenidir ve bazen bu durumlarda ağza gıda girmesi rahatsız edici olabilir. Diş çürükleri ve ağızda aft benzeri yaralar da çocukları etkileyebilir. Dişin çıkması ya da ağızdaki problemin hallolmasıyla çoğu kez iştahsızlık çözülür.

    4-Hastalıklar
    Hastalıklar da sık görülen bir geçici iştahsızlık nedenidir. Bunların en çok rastlanılanları soğuk algınlıkları, boğaz enfeksiyonları, mide bağırsak enfeksiyonlarıdır.
    Bazen önce iştahsızlık olur, sonra bakarsınız ki nezle grip, ateş gibi bir bulgu başlar.
    Elbette ciddi hastalıklar da iştahsızlık belirtisiyle başlayabilir ancak bunlar çok nadirdir ve yakın zamanda başka belirtiler de ortaya çıkar. Ciddi ve kronik hastalıklarda iştahsızlık uzun dönemli de olabilir ancak yine bunlar çok daha nadirdir.
    Soğuk algınlığı grip ya da benzeri bir sebeple oluşan iştahsızlık hastalık geçtikten bir süre sonra düzelir ve çoğu zaman da bunun sonrasında bir iştah patlaması olur.

    5-Çevre ve iklim değişikliği
    Çoğu zaman unuturuz ama ortam değiştirmek ve iklim değiştirmek çocukları çok etkiler bazen tüm dengelerini altüst eder. Tatile giden çocuklarda, taşınma ev değiştirme sonrası, mevsim geçişlerinde iştahsızlığa çok rastlanır ve buda elbette geçicidir. ( Ancak bazen hayret verecek kadar uzun sürebilir.)

    6-Duygusal Problemler
    Yine duygusal problemler de çocuklarda geçici iştah kaybına sıkça sebep olur ve nedenin ciddiyetine göre bu kalıcı da olabilir. Ailede birinin ölümü, boşanma bunun en önemli örnekleridir ancak bazen okuldaki bir sıkıntı ya da bir arkadaşı tarafından reddedilme gibi nedenleri bile olabilir. Bu tip durumlarda en iyi çözüm altta yatan nedenin bulunup çözümlenmesidir. Bazen terapi bazen anne babadan biraz daha fazla ilgi etkili olabilir.

    7-İlaçlar
    Kemoterapi ilaçlarının ya da dikkat dağınıklığı hiperaktivite sendromu için kullanılan amfetamin türevi ilaçların iştahı etkilediği bilinir ancak antibiyotiklerden vitaminlere soğuk algınlığı ilaçlarına kadar pek çok değişik ilaç iştahı olumsuz etkileyebilmektedir. Geçici iştahsızlıkta en önemli konu anne baba ya da çocuğa bakanların iştahsızlığın sebebini anlamaları, geçici olduğunun bilmeleri ve çok endişeye kapılmamalarıdır. Zaten bir süre sonra anne örneğin her diş çıkarırken çocuğun iştahının azalacağını kanıksamaya başlarsa endişe etmez. Bu tip iştahsızlık dönemlerini çoğu kez iştahlı bir dönem takip eder. Ayrıca çocuğun yemesi gün gün değil daha uzun dönemli (örneğin hafta) değerlendirilmelidir.

    Kalıcı iştahsızlık nedenleri

    1-Yapısal
    İste bünye diyelim, ister yapı diyelim, ne dersek diyelim bazı çocuklar oldum olası iştahsızdır. Bebeklikte böyle başlar sonra da böyle gider. Aileye baktığınızda genellikle ya anne ya babada çocukken aynı durumun olduğunu görürsünüz. Bu çocuklar ailenin davranışından bağımsız olarak iştahsızdır ancak bazen bu durum ailede çok endişe edildiğinde ya da yiyecek savaşlarına girildiğinde daha da kötüleşir. Bu çocuklar genelde ‘biraz zayıf tarafta’ olmalarına rağmen normal büyür ve gelişirler ve çoğu kez iştahsızlığa bağlı sağlık problemi yaşanmaz. Mide kapasitesi çok da fazla olmayan bu çocukları sık sık az az beslemek en iyisidir.

    2-Fazla ısrar ve yiyecek savaşları
    Evet, bazı çocuklar ailenin fazla ısrarı yüzünden iştahsızdırlar. Çocuklar için çok önemli olan (bazıları için daha önemli) kontrol kavramı yemeğe odaklanır ve çocuklar yemeği reddetmeye başlarlar. Bu anne babanın dikkatini çekmek için ya da hayatında kontrol edebildiği tek alan bu olduğu için olabilir ancak bu ailelerde genellikle ısrarcı bir tutum ve zorla besleme alışkanlığı görürüz. Bazı çocuklar sofrada bir hatta iki saat kalırlar. Bazı aileler öyle bir noktaya gelirler ki çocuğun burnunu kapayarak, ya da çenesini tutarak beslenmeye çalışırlar.. Bunlar ne yazık ki yiyecek çevreninde odaklanan bir sürü olumsuz emosyona ve bazen psikolojik probleme sebep olur. Aileler çok endişelidir ve ailenin stresi de çocuğun yemek yemesini çok olumsuz etkiler. Bu aileler sağlık profesyonellerinin özellikle dikkat etmesi ve sevgi sıcaklık ve anlayışla yaklaşması gereken ailelerdir.

    3-Kronik hastalık
    Kistik fibroz, çölyak, tiroid yetmezliği, diyabet gibi hastalıklar da uzun dönemli iştahsızlığa neden olurlar ve genellikle büyüme bozukluğu da vardır. Bu çocukların erken teşhisi önemlidir. Ancak bu çocuklar çoğu kez başka sağlık problemleri de yaşarlar.

    4-Çocuk istismarı (fiziksel ya da duygusal)
    İstismara uğrayan çocuklarda iştahsızlık sıkça görülür ancak pek çok başka duygusal ve fiziksel problem de buna eşlik eder.

    5-Ailede depresyon ya da başka psikiyatrik hastalık
    Özellikle annenin depresyonu çocuğa sevgi iletimini engelleyerek iştahsızlığa sebep olabilir.

    6-Çocukta psikolojik sorunlar
    Zaman zaman çocukta depresyon veya post travmatik stres bozukluğu gibi durumlar da iştahsızlığa neden olabilir. Bu yaşanan sürece göre geçici veya kalıcı olabilmektedir.

    Peki ne yapmali?

    Elbette kalıcı iştahsızlığa yaklaşım daha zor ve karmaşıktır. Yine önce sebebin belirlenmesi gereklidir. Uzun dönemli işhatsızlığı olan çocukların genellikle bir çocuk hekimi ya da başka bir sağlık profesyonelinin kontrolünden geçmelerinde fayda vardır. Özellikle büyüme gelişme problemi varsa altta yatan bir şeyi atlamamak için kan sayımı tiroid gibi tetkiklerin yapılması gerekebilir.

    Altta yatan emosyonel, psikiyatrik bir neden varsa bunun tespit edilip çözülmesi çok önemlidir. Ancak çoğu çocukta iştahsızlık bu tip faktörler olmaksızın ilk iki saydığım nedenden dolayı görülür. Bu durumlarda da sağlık profesyonellerinin ailedeki dinamiklere duyarlı ve anlayışlı yaklaşması önemlidir.

    İştahsızlık konusunda ne yapmalı? Öncelikle beklentilerimizi gerçekçi tutmalıyız. Çocuklarda iştahın günden güne değişmesinin çok normal ve sağlıklı olduğunu ve çocuğun değişik dönemlerde değişik iştah düzeyi olacağını unutmamak gerekir. Çocuğun bünyesini ve ihtiyaçlarını erken yaşta tanıyıp ona uyum sağlamak önemli. Çocuk bize değil biz çocuğa uyum sağlayarak beslenme macerasına başladığımızda devamı daha sağlıklı geliyor.

    Yemek için yemeli. Yemeği şeker çikolata kazanmak için yememeli. Yemek pozitif bir deneyim olmalı. Yemek sofrası çocuğun eleştirildiği bir yer olmamalı. Mümkün olduğunca eğlenceli ve keyifli olmalı. Çocuğun yemekle ilgili kontrolü olmalı. Bu konuda görev paylaşımında fayda vardır. Örneğin ne yiyeceğine anne karar verebilir, ne kadar yiyeceğine çocuk vs. Yemek pişirilmeden önce çocuk sürece katılabilir ve ne yeneceği konusunda onun da fikri sorulabilir.(Tabii her gün köfte ve makarna yenilemez) Çocuklara ısrar edilmemeli. Yalnızca hafif uyarılabilirler (tek sefer). Yarım saat sonra sofradaki yemekler kaldırılmalı. Ve elbette abur cubur yenmesi engellenmeli.

    Yiyecek savaşlarına girmemek, zaman zaman çok zor olsa da, en doğru stratejidir. Çocuk erken yaşta vücudunun gereksinimleri ve neyi ne için yemesi gerektiği konusunda da eğitilmeli. Bu anne baba için yemediğini anlamasında da faydalı olur.

    İştahsızlık pek çok anne baba için büyük bir sorun ancak çözümsüz değil. Bazen bir takım çalışması ve uğraşı gerekiyor çözümü için, ama çoğu kez anne babanın (tabı anneanne, babaanne ve dedelerin de) rahatlaması, çocukta problem olmadığını bilmesi ve yiyecek kavgalarının bitmesi bu kabusu sona erdirebiliyor.

    Sevgiyle kalın
    (Yemek seçmeye değinmedim o başlı başına başka bir yazı)

    Dr. Beril Bayrak Bulucu