Etiket: İşler

  • Hayatı Erteleyenlerden Misiniz?

    Hayatı Erteleyenlerden Misiniz?

    Hepimiz hayatın yorucu temposunda yapmamız gereken işleri erteleyebiliyoruz. Aramamız gereken kişiler, yapmamız gereken ödevler, teslim edilmesi gereken projeler… Az ya da çok herkesin içinde erteleme eğilimi olduğundan bahsedebiliriz. Kişiyi zorlayan ve sıkan durumlardan kurtulmanın en kolay yollarından biridir erteleme. Peki erteleme davranışının altında neler yatıyor, esasında hayatı ertelememize neden olan şeyler neler?

    Erteleme davranışı, bugünden uzaklaşma sanatıdır. Yapılması gereken bir işin sonradan yapılmak üzere bırakılmasına dayanan bir alışkanlıktır. Erteleme davranışı kısa vadede rahatlama ve mutluluk duygusunu getirse de, uzun vadede bireyin kaygı düzeyini artırır. Ve yapılmayan işler kişinin suçluluk duygusu yaşamasına neden olur. Bu da işin yaratacağı sıkıntı ve kaygıdan daha fazla rahatsızlık vericidir. Durum böyle olunca iş ve sosyal hayattaki verimimiz düşer ve tekrarlayan erteleme davranışı ile birlikte kısır döngü oluşur, verimimiz düştükçe ve yapılması gereken işler biriktikçe yetiştirme kaygısı ile birlikte duygu durumumuz olumsuz yönde etkilenir.

    Eğer son zamanlarda yapmanız gereken işler biriktiyse, yapmanız gereken önemli işler yerine başka işler ile meşgul iseniz ve harekete geçmek yerine yapmanız gerekenler üzerine tekrar tekrar düşünüyorsanız erteleme davranışı sizi ele geçirmeye başlamış demektir.

    Neden Erteleriz?

    I. Kısa Süreli Hazzın Ağına Düşeriz

    Yapılması zor ve zaman gerektiren işlerde erteleme davranışı yoğun olarak görülmektedir. İşin getireceği sıkıntı ve stres bir süre ertelenerek sorumluluklarımızdan uzaklaşırız. Kısa süre de olsa sıkıntı veren bir durum yerine keyif veren etkinlikler ile ilgilenerek kendimizi iyi hissederiz.

    II. İçsel Çatışmalar

    Bir işte başarısız olacağınızı ya da işin yeterince üstesinden gelemeyeceğinizi düşündüğünüzde sıklıkla erteleme davranışı görülmektedir. Bu nedenle işe hiç başlamamak ya da ertelemek kısa süre de olsa çözüm gibi görülür. Buna olumsuz otomatik düşünceler de eşlik ettiğinde (ya başarısız olursam, ya sunumu yetiştiremezsem vb.) kaygı daha fazla artarak erteleme davranışı görülür. Ayrıca depresif ruh hali de yapmanız gereken işleri ertelemenize neden olabilir. Duygu durumunuzdaki ani değişimler verimliliğinizi azaltabilir.

    III. Mükemmeliyetçilik

    Daha iyiye ulaşma çabası ve iş veya sorumluluklar ertelenebilmektedir. Gerçekçi olmayan beklentiler bireyin cesaretini kırar. Tatmin edici olmayan girişimler yerine hiçbir girişimde bulunmamak kişiyi rahatlatmaktadır.

    IV. Ebeveyn Tutumları

    Otoriter aile tutumları, çocuklarda kendini düzenleme yeteneğini baltalayan tutumlardandır. Çocuk, istenen görevi istekli olarak değil “yapıyormuş gibi göstererek” yerine getirir. Bu da erişkinlikte bir alışkanlık haline gelir. Kendi ebeveynlerinizi değiştiremezsiniz de, kendi ebeveyn tutumlarınızı düzenleyerek bu durumun çocuklarınızda yaşanmamasını sağlayabilirsiniz.

    V. Yapılan İşin Anlamsız Gelmesi

    İşin severek yapılmaması, motivasyonu düşüren en önemli öğelerdendir. İlgi çekici olmayan işler, erteleme davranışının artmasına neden olur.

    VI. Plansızlık

    İş akışını planlamak her zaman önemlidir. İşin nereden başlayacağı, nasıl yürütüleceği, nelerin gerektiği hakkında planlama yapılmadığında o işi tamamlamak zorlaşmaktadır.

    VII. Belirsiz Beklentiler

    İş sonunda bireyden nelerin beklendiği net değilse, yani hedefler net konulmamışsa erteleme davranışı daha rasyonel gelebilir.

    VIII. Kararsızlık

    Tercih yapmak sizin için zor ise bu da işlerinizi ertelemenize yol açabilir. Karar almanın sonuçlarını ve sorumluluğunu üstlenmemek adına erteleme davranışı ortaya çıkabilir.

    Erteleme İle Nasıl Başa Çıkabilirsiniz?

    • Öncelikle bu alışkanlığınızın farkına varmak önemlidir. Erteleme davranışınızın sıklığının arttığını düşünüyorsanız, yetiştirmeniz gereken işlerin sayısı arttıysa, bu durum iş, sosyal ve özel hayatınızda verimliliğinizi düşüyorsa dikkat etmeniz gerekiyor demektir!
       
    • Kendinize yapmanız gereken işler ile ilgili bir öncelik sırası oluşturun. Önem sırasının en sonundaki işler yerine sıranın başındaki işlerden başlamaya özen gösterin.
       
    • İşin başına oturduğunuzda kendinize bir zaman dilimi belirleyin ve süre dolmadan hiçbir şekilde kalkmayın. (erteleme davranışı kendini tuvalete gitmek, su içmek, TV izlemek gibi istekler ile gösterebilir)
       
    • Erteleme nedenlerinizi keşfedin. Nedenlerin kendiniz ile mi yoksa ertelediğiniz iş ile ilgili olduğunu düşünün.
       
    • Tamamlamanız gereken işi küçük parçalara ayırın. Ulaşılması güç hedefler yerine küçük hedefler ile başlamayı tercih edin.
       
    • Sosyal çevrenizden destek alın.
       
    • Yapabileceğinizden fazla sorumluluk üstlenmeyin.
       
    • Önemli bir iş sonrası kendinizi ödüllendirin.
       
    • Zaman kısıtlaması olan hedefler koyun.
       
    • Sıkıcı gelen bir işi tamamlamak her zaman daha zordur. İşi eğlenceli hale getirmenin yollarını arayın. İşin size katacağı olumlu etkilere odaklanın.
       
    • Duygu durumunuz verimliliğinizi etkiler. Kendinizi mutsuz, umutsuz hissediyor ve canınız hiçbir şey yapmak istemiyorsa öncelikle bu durumun düzeltilmesi üzerine çalışılmalıdır. Açık hava yürüyüşleri ve egzersize önem vermeli, isteksiz olsanız bile günlük rutininize devam etmeye çalışmalısınız. Bu durumun uzun süredir devam ettiğini düşünüyorsanız mutlaka ruh sağlığı uzmanlarına başvurmalı ve destek almalısınız.
  • Özgüven ve Sorumluluk Gelişimi

    Özgüven ve Sorumluluk Gelişimi

    Özgüven;yani kendine güven kavramı bir şeyi yaparken bireyin kendine inanması, “bu işi yapabilirim, üstesinden gelebilirim” diyebilmesidir. Özgüven doğuştan gelen bir duygu değildir zamanla etkisi artacak ya da azalacak bir duygudur. Başardığımız işler kendimize olan güvenimizi arttırırken başaramadığımız işlerin sayısı arttıkça zamanla özgüven yitirilebiliriz bu yüzden özgüven değişmez bir kalıp değildir. Çocuğun özgüven gelişiminde ailenin rolü önemli yer tutmaktadır. Çocuğa yaşına uygun sorumluluklar verildiğinde, kendi yapabileceği işleri kendisinin yapması için fırsat verildiğinde özgüveni gelişebilmektedir.

    Özgüven tabi ki sadece ailenin etkisinde değildir ancak çocuğun ilk eğitim aldığı yer olduğundan önde gelen etmenlerdendir. Okul ve diğer bakım verenlerin aynı tutumu sergilemesiyle çocuğun özgüveni gelişmektedir. Hayatımızda zamanın önemli olduğunu yadsıyamayız bununla birlikte bazen bir yere yetişmemiz, bazen kaldığımız ortamdan çabuk çıkmamız gerekir. Bazen de biz bazı işleri kendimizin yapması gerektiğini düşünürüz. Örneğin  ‘Aman o bilmez o yapamaz.’ demiyor muyuz? ‘ Aman çevreyi kirletir üstüne döker karnını tam doyuramaz’ ayakkabısını ben giydireyim şimdi işe yetişmem vb. Bunun gibi yüzlerce mazeret içeren cümle söyleyip dururuz. Bazen bir su getirmesini isteriz getirmeyince: ‘Artık büyüdün bir su bile getiremiyorsun’. Başka bir şey olunca: ‘Sen küçüksün sen bunu yapamazsın’. Çocuklara karşı çelişkili ifadeler kullanmamız çocuğun çevresine ve kendisine olan güven duygusunu ne kadar etkiler?

    Sorumluluk verirken dikkat edilmesi gereken noktalar: – Çocuğun yaşına, bulunduğu gelişim dönemine uygun sorumluluklar vermek gerekir.   Çocuğun yerine getiremeyeceği sorumluluklar vermek kadar, çocuğun çok kolay yapacağı ve bulunduğu gelişim düzeyine oranla çok kolay olan sorumluluklar vermek gelişimi olumsuz etkileyebilir.    

    Sorumluluk verirken olanak buldukça seçim yapmasına fırsat vermek gerekir. Emredici olmamaya ve uygun sosyal sözcükleri kullanmaya dikkat etmek gerekir. Uzun ve anlaşılmaz cümleler kurmamaya ve çocuğun gelişim düzeyine uygun yönergeler vermeye özen göstermek gerekir. Çocuğun sorumluluk almak istediği durumları iyi değerlendirip hevesini kırmadan sorumluluğu yerine getirmesine yardımcı olmak gerekir. Çocuğun üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirebilmesi için cesaretlendirmek gerekir. Sorumlu şekilde davrandığı durumlarda desteklemek ve ödüllendirmek gerekir. Çocuğun yaşıyla doğru orantılı olarak sorumlulukları arttırılmalıdır.

    ÇOCUKLARIN 2 VE 4 YAŞ ARASı ALABILECEKLERI SORUMLULUKLAR

    • Sofrada tek başına yemeğini yemek.

    • Tek başına uyumak.

    • El – yüz temizliğini yapabilmek.

    • Dişlerini fırçalamak, Yardımla giyinmek ve soyunmak.

    • Kirli kıyafetlerini sepete atmak.

    • Kıyafet seçimi, hazırlanacak yemek, gezmeye gidilecek yer gibi konularda karar sürecine katılmak.

    • Oyun oynarken nerede olacağı, Oyuncaklarını korumak.

    • Kitap, dergi ve gazeteleri yerine kaldırmak,

    • Anne babaların basit getir götür işlerini yapmak.

    • TV, radyo gibi basit elektronik eşyaları açıp kapamak.

    • Alışveriş dönüşü malzemelerin yerleştirilmesine yardımcı olmak.

    • Alçak raflara hafif ve kırılmayacak malzemeleri yerleştirmek.

    • Yemek masasına peçete ve kırılmayacak malzemeleri koymak.

    • Çöpü dışarı çıkarmak

    • Oyuncaklarını toplamak.

    BIR ŞEYLERI BAŞARDıĞıNı GÖRMEK ONLARI DA MUTLU EDECEKTIR…

    Çocukların 5 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    • Eşyalarına iyi bakmak,

    • Temiz kıyafetlerini çekmeceye yada dolaba yerleştirmek,

    • Üzerinden çıkardığı kıyafetleri katlayabilmek ve dolabına kaldırmak,

    • Telefona gerektiği şekilde cevap vermek,

    • Saçlarını taramak,

    • Yemeğini yedikten sonra tabağını  kaldırmak,

    • Basit yiyeceklerin hazırlanmasına yardım etmek,

    • Oyuncaklarını toplamak

    Çocukların 6 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    • Tek başına giyinip soyunmak,

    • Sofranın hazırlanmasına ve toplanmasına yardım etmek,

    • Yanlışlıkla döktüklerini toplamak,

    • Evin toplanmasına yardım etmek,

    • Çiçekleri sulamak,

    • Sebzeleri yıkamak,

    • Kendi ayakkabılarını bağlamak,

    • Kendi ayakkabılarının temizliğini yapmak,

    • Evden çıkarken muslukları ve ışıkları kontrol etmek, açıksa kapatmak

    Gelişimdeki sırayı incelersek en son gelişen kas grubu ince motor kaslardır. Ayakkabı bağcıklarını bağlamak için ince motor kasların gelişmesi gerekir. Çocuk 5 -6 yaşlarına gelince ayakkabı bağlarını kendisinin bağlaması için ona izin verin. Eğer çocuk zorluk çekiyorsa ona biraz zaman tanıyın halen yapmak istediğini yapamıyorsa destekleyici ifadeler kullanarak yardımcı olmaya çalışın gerekiyorsa ayakkabısının bağlarını birlikte bağlayın. Sizin için önemsiz görünen bir şey olarak görülse de unutmayın çocuğunuz için çok önemli olabilir. Unutmayalım ki çocuğunuz kişiliğinin temellerini 0-6 yaş arasında kazanır. Eğer bu dönemde onu bir birey olarak kabul ederseniz ilerleyen yıllarda sağlam bir karaktere sahip olacaktır. İlerleyen yaşantısında çocuğunuz kendine güveni olan özgürce karar verebilen ve sorumluluk alabilen bir birey olabilir

    Önemli olan çocuğumuza yardımcı olmak değil; onun yapabileceği işleri ona bırakmak yapamadığı işlerde ona yardımcı olmaktır. Yapabileceği işlerin altından kalkabiliyorsa çocuk böyle bir rahatlık sağlamışsa ona ebeveyn çocuk kendine güvenecektir.

    Çocuğunuzu bir birey olarak görün ve ona öyle davranın geliştiremez. Çocuğa yapabileceği işleri yaptırmalıyız: elbise giyinmesine, yemek yemesine, oyuncaklarını toplamasına izin vermeliyiz.  Yanlış yaparsa öncelikle bizlerde kabul etmeliyiz ki; bundan daha normal bir durum yok. Yanlış yaptığında kızmadan, sabırla ” bak anneciğim, ablacığım, bababacığım vs.. bunu böyle yapsak daha iyi olur” deyip soruna değil çocuğun bilincini, çözüme odaklamış oluyoruz. Teşekkür etmeliyiz, özür dilemeliyiz, saygı duymalıyız uyuduğunda sessiz olmalıyız, saymalıyız, sevmeliyiz…  Bu durumda çocuk “Ben bir bireyim” bilincinde yetişir. Değersizim adlı kötü düşünce tohumları bilinçaltı tarlasına ekilmemiş olur.Çocuklar kendilerine biraz güvenildiği duygusunu taşırlarsa ancak yaptıklarının daha iyisini yapabilirler.

  • Etkili Zaman Yönetimi

    Etkili Zaman Yönetimi

    Hep bir koşturmaca hali..Ben sürekli koştururken buluyorum kendimi.Sanıyorum çoğumuz da böyleyiz.Her şeye ucu ucuna yetişiyoruz.Hep bir yetişme,yetiştirme telaşı..Ve nasıl geçtiğini anlamadığımız günler, haftalar,aylar..Hepsi birbirinin aynısı oluveriyor..

    Siz de hiçbir şeye zaman bulamayanlardan mısınız? İşler zamanında yetişmiyor mu? Kendinize zaman ayıramıyor musunuz? O zaman etkili bir zaman yönetimine ihtiyacınız olabilir:

    Aşağıdaki hususlar sık sık ortaya çıkıyorsa etkili bir zaman planlamasına ihtiyaç duyuluyor olabilir:

    • Devamlı olarak iş yetiştirememe endişesi

    • Görüşeceğimiz kişiler ve ziyaretçileriniz için zaman ayıramama,

    • Hiç bir şey yapmadan gücünü boşa harcama duygusu,

    • Görülmesi ve ziyaret edilmemesi gereken kişileri görememe,

    • Cevap verilecek mektuplara cevap bulamama,

    • Aksam yemeğinden sonra yapılacak işlerin stresi,

    • Telefon görüşmelerini yetiştirememe,

    • Verimsiz, meşguliyetlerle dolu, boş bir gün geçirme duygusu ile yorgunluk, üzüntü ve stres (Güçlü,2001).

    Zaman yönetiminizi güçlendirebilecek bazı küçük tüyolar hazırladım:

    • Değerlendirme yapın:168 saat, bu bir haftadaki saatlerin sayısıdır. Ve bu yazar Laura Vanderkam’ın programımıza nasıl bakmamız gerektiği konusundaki önerisidir. Bir hafta boyunca zamanınızı nasıl harcadığınıza dikkat edin hatta not alın. Böylece zamanınızı önceliklerinizin ışığında yeniden organize ederek, yanlış öncelikler ya da bahaneler için boşa giden zamanı ortadan kaldırabilirsiniz.

    • Teknolojiden Faydalanın: Hepimiz akıllı telefon kullanıyoruz.Zamanımızın çoğu da kendileriyle geçiyor.Zamanı planlamaya ilişkin bir çok uygulama mevcut.Etkili bir takvim yönetimi, not almak ve unutmaları engellemek için hatırlatıcı kullanmak hayatı önemli ölçüde kolaylaştıracaktır.

    • Liste yapın: O gün için yapılacak işlerin listesini çıkarın.Hatta bunu haftalık olarak yapın,sonra günlere dağıtın.Bunu yaparken ABC yaklaşımından yararlanabilirsiniz.

    • Sosyal medya, ah bu sosyal medya:İnternet, telefon,sosyal medyada ne kadar zaman geçiriyorsunuz? Elimize telefonları alınca zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyoruz değil mi?Hikayeleri izleyelim, fotoğraflara bakalım,videolar da var derken günlük 8-9 saatimiz bunlarla geçiyor. “Ne yapalım peki?”diyenler için minik tavsiyeler:

    • Telefonunuz sürekli yanınızda bulunmasın, elinizi attığınızda ulaşabileceğiniz mesafede tutmamakta fayda var.

    • Daha az kullandığınız sosyal medya hesaplarını kapatın, telefonunuzdan kaldırın.Hatta mümkünse en çok kullandıklarınızı da.Böyle bir akım başlamış bu arada.Deneyenler çok mutlu olduklarını belirtiyorlar.

    • Sürekli hesaplarınızı kontrol etmek yerine saatte bir veya iki saatte bir gözden geçirin. Merak etmeyin bir şey kaçırmazsınız.Zaten İnstagram,Twitter ve Facebook en çok takip ettiğiniz kişilerin paylaşımlarını sayfanızı açar açmaz gösteriyor.Kaybınız yok yani!

    • Bildirimleri kapatın.Sürekli gelen bildirimler zihninizi meşgul edecek, eliniz telefona gidecektir.

    • Daha az paylaşın.Hepimiz her an her şeyi paylaşıyoruz. Hepimizin telefon hafızası güzel bir anı zihnimiz yerine galerimize kaydettiğimiz binlerce fotoğrafla dolu.Hiç birine de daha sonra dönüp bakmıyoruz.Galerimiz yerine zihnimize kaydetmeyi alışkanlık haline getirmemiz gerekli belki de.Hayat paylaşınca değil yaşayınca güzel!

    • O kurbağayı yiyin: Brian Tracy’nin ”o kurbağayı ye” söylemi Mark Twain’in ” Sabah ilk iş olarak canlı bir kurbağayı yiyin ve günün geri kalan kısmında başınıza daha kötü bir şey gelmez” cümlesinden gelir. Yemeniz gereken kurbağa sizin en zor görevinizdir. Bu görevi ilk olarak yapmak ve onu yolunuzdan çekmek diğer görevlerin gözünüze kolay gözükmesini sağlayacaktır. En zorlu olanı en ilk bitirin ki zihninize bunu yük etmeyin.

    • Ertelemeyin: Ertelemek zamanı çalar, hedeflere ulaşmaktan alıkoyar, yarını baskı altına alır ve strese, bozulan ilişkilere ve sonuçta prestij kaybına yol açar. En kötüsü ise, erteleme zamanla bir alışkanlık ve yaşam biçimine dönüşür.Ayrıca beynimiz bir kez ertelenen her şeyi “ertelenebilir” olarak kodlar ve onları tekrar erteleme eğiliminde olur.Dikkat edin bir kez ertelediğiniz neredeyse her şeyi tekrar ertelersiniz.

    Ertelemeden kaçınmak için:

    • Hoşlanmadığınız işi önce yapın,

    • Ertelenmesi muhtemel işi parçalara ayırın,

    • Kendinize bir bitirme tarihi hesaplayın,

    • İşi bitirdiğinizde kendinizi ödüllendirin,

    • Elinizde ne varsa onunla yola çıkın,

    • Hemen başlayın,

    • Dikkatinizi dağıtacak unsurlardan uzak durun,

    • Her çeşit kaçış yolunu kapatın (Güreşçi,2005).

    • Tek bir işe yoğunlaşın: Aynı anda birkaç işle uğraşmak yerine, yalnızca bir işe yoğunlaşınve onu mümkün olabildiğince hızlı bitirmeye çalışın. Aynı anda birden çok şeyle uğraşmak sürekli zihninizi meşgul ederek dikkatinizi dağıtır.Bu da bir çok hatayı beraberinde getirir. Hatalarınızı düzeltmeye çalışırken daha fazla zaman ve enerji kaybı yaşayabilirsiniz.

    • Dikkat dağıtıcıları azaltın:Etrafınızdaki dikkat dağıtıcı unsurları azaltmaya çalışın. Çalışırken e-mailinizi, telefonunuzun sesini, hatta internet bağlantınızı kapatın.

    • İşi işte bırakın:İşi zihninizde taşımaya devam ettiğiniz takdirde asla dinlenememiş,zihninizi de dinlendirememiş olacaksınız.Tamamen farklı şeylerle uğraşın.Yaratıcılığınız ve üretkenliğinize şans tanıyın.

    • Alışveriş listesi yapın:Markette harcadığınız zamanı azaltmak için ne yemek yapacağınızı önceden planlayın. Mutlaka bir alışveriş listesi yapmış olarak alışverişe çıkın. Yemek yaparken miktarları biraz arttırarak ertesi gün yemek yapmaktan kurtulabilir, zamanınızı farklı biçimlerde değerlendirebilirsiniz.

     

    Kullanılabilecek zaman yönetim tekniklerinden bazıları:

    ABC Analizi:ABC yaklaşımının temelde; çabalarınızı, öncelikle en önemli işlerinizde yoğunlaştırın düşüncesine dayanır. Düzen ve ardışıklık sağlar. Bu yaklaşıma göre neye ulaşmak istediğinizi biliyorsanız ve çabalarınızı öncelikle o işlerin üzerinde yoğunlaştırırsanız, o işte başarılı ve mutlu olursunuz (akt.Daştan,2012)

    Günlük yaşamımızda ise ABC Analizi yöntemini şöyle uygulayabiliriz:

    Bir güne;

    • A kategorisine giren görevlerden sadece 1-2’sini alarak, bu görevler için takriben 3 saat zaman ayırmak,

    • Geriye kalan B kategorisine giren 2-3 görev için takriben 1 saat süre ayırmak,

    • Arta kalan C kategorisi görevler için ise, takriben 45 dakika süre ayırmak şeklinde bir görev sıralaması yapabiliriz.

    Pareto analizi: On dokuzuncu yüzyıl İtalyan iktisatçısı Vilfrodo Pareto tarafından bulunmuştur, 80 / 20 kuralı olarak da bilinir ve yapılan faaliyetlerin % 20 ’siyle amaçların % 80 ’ine ulaşılması gerektiğini savunur. Bu kural zamana uygulandığında; sahip olunan zamanın % 20’sinde, tamamlanması gereken önemli işlerin % 80 ’inin tamamlanması gereklidir sonucu çıkmaktadır.

    Zaman Kullanım Matrisi: Covey tarafından geliştirilmiştir.Yapılacak olan işlerin aciliyet ve önem durumuna göre gruplandırılmasını temel alır.

    Buna göre:

    1.kare:Acil ve önemli işleri

    2.kare:Önemli ama acil olmayan işleri

    3.kare:acil ama önemli olmayan işleri

    4.kare:Acil ve önemli olmayan işleri göstermektedir.

    Covey’e göre en çok önemsenmesi gereken grup 2.karedir.

    Bu gruptaki işler düzenli olarak yapıldığı zaman diğer işler için de kolaylık sağlayacak ve etkili zaman yönetimini sağlayacaktır.

    Kendimce birkaç tavsiye yazmaya çalıştım. (Yüksek Lisans yaptığım dönemdeki bir çalışmam zaman yönetimi ve yaşam doyumu üzerineydi,ondan faydalandım)

    Umarım işinize yarar,faydalı olur.

    Kaynaklar:

    1. Covey,S(2013)Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı. Çev:Deniztekin,O. & Suveren,G. Varlık Yayınları.Ankara

    2. Daştan,S(2012)Organizasyonlarda Zaman Yönetiminin İşgörenlerin Performansına Etkisi.Yüksek Lisans Tezi

    3. Güçlü,N(2001).Zaman Yönetimi.Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi.25.(88-106)

    4. Güreşçi,M(2005).Yönetsel Zamanda Etkinlik: Teori ve Askeri Birliklerde Bir Uygulama.Yüksek Lisans Tezi

  • Zamanı Neden Planlayamıyoruz?

    Zamanı Neden Planlayamıyoruz?

    Sosyal canlılar olmamız nedeniyle sorumluluklarımıza ayıracağımız zamanın yanında yakınlarımıza, arkadaşlarımıza da zaman ayırmak ve hoşlandığımız işleri yapmak, hobilerimizle ilgilenmek gibi gereksinimlerimiz de vardır. Ancak bu sorumlulukları yerine getirmek ya da sosyal ihtiyaçları karşılamak için zaman bulamadığından şikayet eden pek çok kişiyle karşılaşırız. Öte yandan pek çok kez çocuklarımızın, eşlerimizin, arkadaşlarımızın işlerini zamanında yetiştirememelerinden, söz verdikleri halde bekletmelerinden ve randevularına geç kalmalarından şikâyet eder dururuz. Bu şikâyetlere karşılık, işini yetiştiremeyen, karşıdakini bekleten ve randevusuna geç kalan bu kişilerin ise bunlara mazeret olarak sundukları mutlaka bir sorun vardır. Bu sorun kimi zaman trafik kimi zaman işlerin uzaması kimi zaman ise son anda yüklenen sorumluluklardır. Ancak zaman zaman olabilecek istisnalar dışında yapılacak olan işin, gidilecek olan yolun ne kadar zaman alacağı önceden kestirilebilir ve aslında hepimizin, yapmak istediğimiz işler için (elbette kabul edilebilir düzeyde) yeterli zamanı vardır. Peki, neden bir türlü işler yetiştirilemez ya da geç kalınır? Bu sorunun yanıtı “sunulan mazeretler” değil “zamanın yeterince planlanmaması” olacaktır. Zamanı doğru biçimde planlamayı öğrenmek, yaşamda sorumlulukların yanında ihtiyaçlarla da ilgilenebilmek ve stresten mümkün olduğunca uzak yaşayabilmek için gerekli bir adımdır.

    Amaçlarımızı, sorumluluklarımızı, kişisel ilgilerimizi ve sosyal yaşamımızın içerdiği etkinlikleri bir arada yürütebilecek bir biçimde organize edebilme becerisi “zaman planlaması” olarak adlandırılır. Bu beceri pek çok avantaj sağlamaktadır. Düzenli bir yaşam, başarı hissi, gereksiz yorgunluktan kaçınma, unutma, geç kalma durumlarının önüne geçilmesi, suçluluk duygusunun önlenmesi, hayatı kontrol duygusu ve belirsizliklerin oluşturduğu stresi ortadan kaldırma gibi pek çok avantajından söz edilebilir.

    Hepimiz, özellikle de belirli dönemlerde zamanımızı planlama konusunda çaba göstermişizdir. Ancak kimimiz için bu çaba çoğu kez boşa gitmiştir. Peki bu neden böyle oluyor? Bizi zamanımızı planlayabilmekten alıkoyan nedenler neler? Herkes için farklı nedenler olabileceğini unutmamak kaydıyla bazı etkenlerin daha yaygın olduğu görülmektedir. Örneğin, mükemmeliyetçilik. Zaman yönetiminde de “mükemmel zaman planlaması” gibi bir hedefe sahip olmak, kısa bir süre sonra hayal kırıklığı yaşamak ve vazgeçmekle aynı anlama gelmektedir. Çünkü esneklikten yoksun ya da kişisel ihtiyaçlara yer vermeyen bir plan, uyulması herkes için zor hatta mümkün olmayan bir plandır. Zamanı planlama karşısındaki önemli engellerden bir diğeri ise erteleme davranışıdır. Erteleme zaman planlamasını yapmak konusunda kendini göstereceği gibi yapılan planlamaya ayak uydurmak konusunda da bozucu bir rol üstlenmektedir. Ertelemenin ve yarattığı sonuçların günlük hayatımızda pek çok örneğine rastlayabiliriz; faizle sonuçlanan ertelenmiş ödemeler, düşük notlarla sonuçlanan ertelenmiş ödevler, kişilerarası kırgınlıklarla sonuçlanan ertelenmiş ziyaret ve telefonlar, ilerlemiş sağlık sorunlarıyla sonuçlanan ertelenmiş sağlıklı beslenme, spor ve diğer sağlık davranışları… Görüldüğü gibi erteleme davranışı, bizi büyük sıkıntıya sokan ve bizde yaşamımızın kontrolümüzden çıktığı duygusunu uyandıran zararlı bir alışkanlıktır. Öte yandan kendine aşırı güvenmek ya da kendine güvensizlik de zamanı planlama becerisinin gelişmesinde engel teşkil etmektedir. Kendine güvenmek iyi ve yararlı bir özellik olmakla birlikte fazlası “boş vermelere”, eksikliği ise “cesaretsizliğe” ve “hiç denememeye” yol açmaktadır. Son olarak zaman planlamamızın yolunda gidebilmesi için ihtiyaç duyacağımız bir başka beceri daha var. Planlamamızda yer vermediğimiz konuların ve oluşabilecek aksaklıkların önüne geçmemizi sağlayacak olan “hayır diyebilme” maharetimiz önemli görünmektedir. Çevremizden gelen taleplere gerektiğinde “hayır” diyemiyorsak, birçok işimiz bu yüzden aksamaya mahkûm diyebiliriz.

    Şüphesiz daha pek çok etken zamanın doğru planlanmasının önünde engel teşkil ediyor olabilir. Burada bahsedilenlerin ve bireysel olarak keşfedilecek olan başka etkenlerin saptanması ve önlem alınması zamanın planlanması ve yapılan planlamaların sürekliliği ve işleyişi açısından son derece yararlı olacaktır. Unutmayalım “zamanlarını en kötü şekilde kullananlar, en çok, zamanın kısalığından şikâyet ederler” (La Bruyere).