Yaşla beraber, yerçekimine bağlı olarak, yüz derisi aşağı doğru sarkmaya başlar. Yüz ovali giderek bozulur, cilt elastikiyeti yavaş yavaş kaybolur. Günümüzde bu sarkmayı toparlamak için pek çok yöntem uygulanmaktadır. Cerrahi yöntem en etkin olmakla birlikte, herkes tarafından tercih edilmemektedir. Cerrahi dışındaki yöntemlerin sayısı da her geçen gün artmaktadır. Bu yöntemlerden biri de son zamanlarda popülerliği giderek artan, iplerle gençleşme, altın iplik, örümcek ağı gibi isimlerle anılan PDO (Pdydiaksonone) ipler kullanarak yüzü germe yöntemidir.
PDO ETKİSİNİ NASIL GÖSTERİR?
PDO iplikler dokularda eriyerek yok olur ve yerine sağlamlık, gerginlik yaratan daha genç bir iyileşme dokusu bırakır. Bu iplikler iğneler içine yerleştirilmiş olarak bulunur. İğneler uygun derinlikteki dokuya girer ve iplikler yerleştirilir. İğne bu işlemden sonra geri çekilir. Uygulamalarda değişik boy ve tiplerde iğnelerden ortalama 50-100 adet kullanılabilir. Bu ipler 6-8 ay içinde kendiliğinden dokular içinde eriyerek yok olur. Yerine gerginleşmeyi sağlayan daha genç ve gergin bir doku kalır.
İŞLEM SIRASINDA NE HİSSEDİLİR?
İşlemden önce lokal anestezi uygulanacağından acı hissi çok azdır.
ETKİSİ NE ZAMAN BAŞLAR?
İpler yerleştirilirken yavaş yavaş etkiler gözlenmeye başlar. 1-2 ay içinde değişiklikler fark edilir. Maximum etkiye 3 ayda ulaşır. Kalıcılığı 1,5-2 yıldır.
İŞLEM SONRASINDA NELER GÖRÜLÜR?
İğnenin giriş noktalarında kızarıklıklar, bazı alanlarda morluklar ve ödem görülebilir. Bunların hepsi geçicidir. Çoğu hasta hemen günlük aktivitesine dönmektedir.
UYGULAMANIN AVANTAJLARI NELERDİR?
İşlem süresinin kısa olması (Yaklaşık 30dk)
İnsan dokusuna uygun olan ve alerji riski düşük olan PDO iplikler
Lokal anestezi ile uygulamanın konforlu yapılabilmesi
Yardımcı üreme teknikleri (YÜT) ya da İngilizce adıyla assiste reprodüktif teknikler (ART) kadın vücudunda üretilen yumurta hücrelerinin özel iğnelerle vücut dışına alınarak erkeğin spermi ile laboratuvar ortamında döllenmesi ve elde edilen embriyo veya embriyoların kadın rahmi içine transfer edilmesi mantığına dayalı işlemlerdir.
Yardımcı üreme tekniklerinin kullanılmaya başlamasıyla bugün birçok çift bebek sahibi olabilmektedir. Modern tıptaki yardımcı üreme teknikleri klasik tüp bebek ya da in-vitro fertilizasyon (IVF) ve mikroenjeksiyon ya da diğer adıyla intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) dir. Modern tıptaki yardımcı üreme teknikleri klasik tüp bebek ya da in-vitro fertilizasyon (IVF) ve mikroenjeksiyon ya da diğer adıyla intrasitoplazmiksperm enjeksiyonu (ICSI) dir.
Tüp bebek ve mikroenjeksiyon arasındaki tek fark döllenmenin şeklindedir. Mikroenjeksiyon ya da kısaca ICSI, yardımla üreme tekniklerinde gelinen en son noktalardan biridir. Bu yöntemle yumurtanın içine spermin direkt olarak girişi sağlanmaktadır. ICSI’in uygulamaya girmesi ile tüp bebek uygulamalarının ve özellikle de erkek problemlerine bağlı kısırlığın tedavi edilebilme şansı oldukça yükselmiş ve yeni ufuklar açılmıştır.
TESE VE TESA olarak adlandırılan yöntemler ise semen örneğinde spermi olmayan ya da sperm üretimi olmasına karşılık dışarı atılamayan durumlar için kullanılan tekniklerdir.
Örneğin erkeğin kanallarının tıkalı olduğu ve testisindeki bol sayıdaki spermi boşalma ile çıkaramadığı durumlarda erkeğin testisinden iğne ile doku alınır, bunun içinden spermler bulunur ve elde edilen spermle döllenme sağlanır. Bu işleme Testisten sperm aspirasyonu kısaca TESA denmektedir. Ya da testisten doğrudan parça/doku örneği alınır ve bu dokudan sperm elde edilir, buna datestiküler sperm ekstraksiyonu -çıkarılması (TESE) adı verilmektedir.
TESE işlemi önceleri testisten kabaca bir iki doku parçası almak şeklindeyken şimdilerde operasyon mikroskobu kullanılarak işlem gerçekleştirilmektedir. Bu işleme de mikroTESE denilmektedir. Klasik TESE uygulamasına göre hem sperm bulma şansı daha yüksek hem de testise zarar verme olasılığı daha düşüktür.
Testiküler sperm aspirasyonu (TESA) uygulamasında, kanalları tıkalı olan hastalarda sperm aspire edilerek yani negatif basınç ile çekilerek elde edilir. Tüm tüp bebek uygulamalarında, kullanılan değişik yumurtlama tedavilerinin ortak amacı fazla sayıda yumurta yapımını sağlamaktır. Bu tedaviye kontrollü yumurtalık uyarımı.
Rahim kanalları (tüpleri) tıkalı olan kadınlarda Sperm fonksiyonlarının ileri derecede bozuk olduğu durumlarda Endometriozis hastalığı nedeniyle karın içinde yaygın yapışıklıkları olan ve tedavi ile gebelik elde edilemeyen kadınlarda İmmünolojik (bağışıklık sistemini ilgilendiren) infertilitede Bazı hormonal bozukluklarda Diğer tedavi yöntemleri ile gebelik elde edilememesi durumlarında Sebebi yapılan testlerle açıklanamayan infertilitede Kalıtsal bazı hastalıkların embriyo aşamasında teşhis edilerek sağlıklı bir bebek elde etmek amacıyla (tutunma öncesi genetik tanı yöntemleri ile beraber) Tekrarlayan düşükleri olan kadınlarda sağlıklı embriyoların genetik tanı yöntemi ile seçilebilmesi amacıyla Aşılama yöntemi ile birkaç kez uygulanmasına rağmen gebelik elde edilememişse
KIZLIK ZARI DİKİMİ ANLAŞILIR MI ? Kızlık zarı dikerek onarılabilir, kızlık zarının ne zaman yırtıldığı önemli değildir ve tamir sonrası ilişki ile kanama olacaktır. Kızlık zarı dikimi fleb kaldırma yöntemi de denilen kalıcı teknikle yapılmaktadır ve bu işlem sonrası kızlık zarı eski yırtılmamış halini almaktadır. Kızlık zarının dikildiği ilişki öncesi ve sonrasında kesinlikle anlaşılamamaktadır.Ancak bir uzman muayenesinde anlaşılabilir.
Kızlık Zarının Ne Zaman Yırtıldığı ve İlişki Sayısı Önemlimidir ?
Kızlık zarı dikimi için kaç kez ilişkiye girildiği veya ne zaman kızlık zarının yırtıldığı önemli değildir.Doğum yapmış bayanlarda bile kızlık zarı dikilerek onarılabilir.
KIZLIK ZARI DİKİMİ ve ÇEŞİTLERİ 1. GEÇİCİ DİKİMİ ; Genellikle düğünden en erken 7-10 gün öncesine kadar yapılabilir. Burada daha önceden yırtılmış kızlık zarının yeniden onarılması söz konusudur..Yırtılan kısımlar yeniden karşı karşıya getirilerek yeniden dikilir..Eğer kısa süre içinde bir beraberlik olmazsa kullanılan iplikler ten rengindedir ve kendi kendine yaklaşık 20 günde emilir. Kızlık zarı dikilmeden önceki haline gelir daha önce de belirttiğimiz yapısından dolayı . O nedenle cinsel birliktelik uzun bir zaman sonra olacaksa kalıcı kızlık zarı dikilmesi önerilir. Dikişler genellikle dışarıdan görülmeyecek şekilde konulur. 2. KALIICI DİKİM ;
Bu işin uzmanları tarafından vajen dokusundan yeni bir kızlık zarı oluşturulması ile yapılır. Aylar hatta yıllar sonra bile birliktelik söz konusu olduğunda kanama oluşur. Hijyene dikkat edilmesi oluşabilecek komplikasyonları en aza indirir.
Operasyonlardan kısa bir süre sonra normal hayata devam edilebilir. Yatak istirahatine gerek olmaz. Bir hafta süre ile doktorun uygun gördüğü antibiyotik ve ağrı kesiciyi , gerekirse lokal antisptiği ve pomad kullanılmalı daha sonra da kontrole gelinmelidir. Bu arada zorlayıcı hareketlerde bulunmamalı, vagen girişi hiçbir şekilde kurcalanmamalıdır. Himenoplasti genellikle güvenilir komplikasyonu nadir bir ameliyattır, cok hafif yanma ve şişlik, ödem oluşursa da birkaç gün içinde geçer, operasyon sonrasında pek ağrı duyulmaz..
Eğer genel anestezi ile yapılırsa en geç 1 saat içinde hasta evine gidebilir hastanede yatması gerekmez. Normal hayatına devam edebilir.. Eğer genelanestezi ile yapılması isteniyorsa en az 4-5 saat su da dahil içilmemesi ve yemek yenilmemesi gerekmektedir. Sigara da içilmemelidir. Aksi takdirde anestezinin etkisinde uyurken yenilen ve içilen gıdalar hastanın akciğerlerine kaçarak ciddi hayati komplikasyonlara neden olabilir. Yemek yeme işlemi operasyondan yaklaşık 20 – 30 dakika sonra yapılabilir.
Ancak işlem lokal anestezi ile yapılacaksa aç olunmasına gerek yoktur. Anestezik madde hymen ve vagen girişine zerk edilerek yapılır, kişi yalnızca anestezi sırasında iğnenin ilk batışını hisseder sonrasında ise ağrı duymaz, hasta işlem sırasında uyanık olur..
İşlem kesinlikle gizli tutulmakta ve hasta mahremiyetinize özen gösterilmektedir. Bu kesinlikle sizin tercihinizdir ve kimseyi ilgilendirmez. Ancak son olarak tabii ki tavsiyem evliliğinizi eğer mümkün ise yalan üzerine kurulmamasıdır. Ancak her şeye rağmen doğruların söylenmesi deli gibi aşık olduğunuz adamı ya da hayatınızı kaybetme noktasındaysanız ve size başka seçenek kalmıyorsa da tabii ki her konuda yardımcı olmamız gerekir. . KIZLIK ZARI YIRTILMA SONRASI NE ZAMAN DİKİLMELİDİR ? Kızlık zarı dikimini fleb kaldırma yöntemi dediğimiz kalıcı teknikle yapmaktayız. Bu yöntem ile yapılan kızlık zarı tamirinde zamanlama önemli değildir. Kızlık zarı yırtılmadan önceki halini dönecektir. Hemen evlenmeden 5-10 gün önce yapılan basit tamire göre çok daha başarılıdır. En sık tercih ettiğimiz yöntemdir
KIZLIK ZARI MUAYENESİ ve RAPORU Hastalar için zor ve korkutucu olsa da kızlık zarı muayenesi normal jinekolojik muayeneye benzemektedir. Hasta jinekolojik masaya alınır ve labium minus da dediğimiz küçük dudaklar aralanarak kızlık zarı incelenir. Bazen hekim kaymayı önlemek amacıyla gazlı bez ile küçük dudakları tutabilir. Küçük dudaklar yanlara ve dışa doğru çekilebilir. Bu şekilde kızlık zarı net görülebilir. Bazen kızlık zarı daha içerde olabilir. Bu durumda da hasta ıkındırılarak kızlık zarı daha belirgin hale getirilmeye çalışılır. Tüm bu işlemler esnasında herhangi bir ağrı veya acı duyulmaz.
Kızlık zarı muayenesini kadın doğum uzmanı veya adli tıp uzmanı tarafından yapılır ancak rapor verme veya muayene sonucunu yazıya dökme işlemi yalnızca adli tıp uzmanı tarafından ve savcılıktan alınan yazı ile yapılabilir. Kadın doğum uzmanı durumu muayene olan kişiye ve eğer muayene olanın rızası, izni varsa yanındakilere sözlü olarak bildirebilir. Rapor verildiği an için geçerlidir, muayene sonrası kişi ilişkiye girebilir ve bekaretini kaybedebilir, rapor verildiği zamandan sonrası için geçerli değildir
GERDEK GECESİ veya İLK İLİŞKİ Gerçekte kızlık zarı vajina girişini ancak kısmen kapayan, oldukça ince bir zardır. Tümden kapalı olması imkânsızdır, hiç değilse âdet kanı oradan akacaktır. Kızlık zarı aralığı kiminde çok küçük, kiminde nispeten geniş olur. Kimi kızlık zarı oldukça kalın, kimisi ipinceciktir. Ne var ki kızlık zarı elastik bir dokuda olduğu için zardaki aralık, kas gevşetmesi ile ya da penisin zorlamasıyla genişleyebilir. Aralık, penisin zorlamasıyla genişlerse, bu durum biraz kanamaya ve geçici bir ağrıya neden olur, ama vajinanın kendisi herhangi bir zarar görmez
KANAMA OLMAMASI İlk cinsel ilişkide kanamanın olmaması, kültürümüzde ve diğer bazı kültürlerde kadının bakire olmadığının bir kanıtı olarak kabul edilmektedir. Bu çok büyük bir yanılgıdır. Her kadının anatomik yapısı birbirinden farklıdır ve kızlık zarı bazı kadınlarda o kadar esnektir ki, penis içeriye girdiğinde, ve özellikle de vajina giriş bölgesi yeterince kayganlaşmışsa kızlık zarı yırtılmadan kalır. Bu duruma her 100 genç kızdan birinde ve belki daha fazlasında rastlanabilir. Bazı kadınlarda da kızlık zarının üzerinde yer alan damar yapıları çok az olduğundan, zar yırtılmasına rağmen gözle görülebilen bir kanama gerçekleşmeyebilir. Bazı durumlarda ilk cinsel birleşme birinci denemede ve sonraki birkaç denemede gerçekleştirilemeyebilir. Bunun en sık görülen nedeni sanıldığı gibi kızlık zarının kalın olması değildir. En sık görülen neden, genç kadının kendini cinsel ilişkiye hazır hissetmemesidir. Bu durumda kadın kendini gevşetmeyecek, vajinanın girişinde yer alan güçlü kaslar kasılı kalacak ve vajina giriş bölgesinde yeterince kayganlık sağlanamayacağından penisin vajinanın girişinde yer alan kas ve kızlık zarı engelini aşması zor olacaktır. Erkek böyle bir durumda genç kadının canının yandığını hissettiğinde belli bir süre sonra girişimden vazgeçecektir. Ender görülen bir neden de kızlık zarının gerçekten kalın olmasıdır. Jinekoloji kliniğine “ilk ilişkiyi başaramama” nedeniyle başvuran kadınların bir kısmının özgeçmişinde arka arkaya yapılan ilişki girişimleri sonuçsuz kalmıştır ve muayenesinde de gerçekten kızlık zarı kalındır İLK İLİŞKİDE KANAMA NE KADAR SÜRER Kızlık zarının yırtılması esnasında bazen yırtık kızlık zarından vajinaya doğru genişleyebilir. “Deflorasyon kanaması” (deflorasyon kızlık zarının yırtılması anlamına gelen bir kelimedir) olarak adlandırılan bu durum hemen her zaman ön sevişmenin yetersiz olduğu, kadının kendini yeterince hazır hissetmediği bir zamanda, erkeğin “sert hareketlerle” cinsel ilişki denemesinde bulunmasından kaynaklanır. Çoğu durumda erkek kadının ağrı duymasına duyarsız bir şekilde girişimi sürdürmüş ve “yırtık” olması gerekenden daha büyük olmuştur. Normalde kızlık zarı bozulduğunda kanama en geç yarım saatte durur. Geniş bir yırtık oluştuğunda ise ya hemen başlayan şiddetli bir kanama, veya ilişki bitmesine rağmen uzun bir süre devam eden bir kanama söz konusudur. Yapılan jinekolojik muayenede yırtığın yeri tespit edildikten sonra lokal anestezi, veya geniş yırtıklarda genel anesteziyle yırtık onarılarak kanama durdurulur. Kanama miktarı fazla değilse, her ilişkide oluşan kanama kısa süreliyse endişelenecek bir durum yoktur . İlk ilişkiden sonra kanamadan korkarak ilişkiden kaçınmanın anlamı yoktur , istenildiği kadar ilişkiye girilinebilir, oluşan kanama aşırı değilse endişelenmeye gerek yoktur.
Başarılı bir “İlk Gece” için kadının yapması gereken, eşine hazır olduğu veya henüz hazır olmadığı mesajını net olarak verebilmesi, ön sevişme aşamasının kontrolünü kendi eline almasıdır. Erkek ise kadının kendisinden farklı olan doğasını kabul etmeli, bir kadının cinsel ilişkiye hazır olmasının erkekten daha uzun sürdüğü gerçeğini göz önünde bulundurmalıdır. Daha sonraki ilişkilerin aynası olabilecek bu ilk ilişkide erkek, kadının gevşemesi ve rahatlaması için elinden geleni yapmalı, sabırlı olmalıdır KIZLIK ZARI DİKİMİ NEREDE YAPILMALIDIR ? Kızlık zarı diğer bir çok ülke gibi toplumumuz için de çok önem taşımaktadır. Bu nedenle işlemin başarılı olması, garanti kapsamında olması ve özellikle hekimin bu konudaki tecrübesi en önde gelen tercih nedeni olmalıdır. Aksi takdirde yaşanacak tatsız olaylar bir genç kızın hayatını çok olumsuz etkileyebilir. Tabii ki cerrahın tecrübesi kadar hastanın doku yapısı, işlem sonrası o bölgenin temiz tutulmasına göstereceği özen , doktorunun talimatlarına uyup uymaması, ortamın hijyeni ve operasyon teknikleri de ayrıca bu konuda önem taşır.
KIZLIK ZARI NEDİR ? Vajinanın girişinden yaklaşık 1-2 cm içeride ince bir membran şeklinde zardır. İçinden ince damar ve sinir dokusu geçer. Kısmen damarlanması azdır. O nedenle daha sonra dikilmesi gerektiği zaman dikişlerin uzun süreli tutması zor olmaktadır. Aynı zamanda sinir dokusu da içerdiğinden bozulduğunda hafif acıma hissi de oluşur.
Himenin çeşitli şekilleri vardır. Nadiren de olsa bazı genetik hastalıklarda doğuştan himen bulunmaz. Bazen himen tamamen kapalı olabilir. Bu durumda genç kız uzun bir sure hiç adet gormez ancak kasık ağrıları ve dolgunluk hissi oluşur. Doktora gittiğinde yapılan muayenede adet dönemlerinde himeni tamamen kapalı olduğu için dışarı akamayan kanın içeride biriktiği görülür ve kanın dışarıya akması için cerrahi bir işlem yapılması gerekebilir ( himenotomi)
KIZLIK ZARININ DEĞİŞİK YAPILARDA OLMASI ZARARLI MI ? Hayır. Kızlık zarının yapısının az görülen türden olması genellikle jinekolojik muayenelerde tesadüfen farkedilmektedir. Bu anatomik yapının kişiye bir zararı bulunmaz.
Ancak yüksek kenarlı, sert yapılı ve septalı zarlar kişilerde ilişki sırasında zorlanmalara neden olabilmektedir. vajinismus denilen “cinsel ilişkiye girememe problemi” psikolojik nedenlerden başka kızlık zarındaki yapısal (anatomik) nedenlere de bağlı olabilir.
Bunun için evlenmeden veya ilk cinsel tecrübesini yaşamadan önce genç kızlara genel bir jinekolojik muayene ve kızlık zarı muayenesi önermekteyiz
KIZLIK ZARI NEDEN BU KADAR FARKLILIK GÖSTERİR ?
Nasıl her insanın uzuvları birbirinden farklı ise kızlık zarının da pek çok çeşitlerinin olması doğaldır. Hatta çok daha farklı kızlık zarı türleri, yapılan jinekolojik muayeneler sırasında şans eseri izlenebilmektedir
KIZLIK ZARININ TOPLUMDAKİ ÖNEMİ Kızlık zarı toplumun kadınlara dayattığı diğer psikolojik baskılardan birisidir. Doğuştan varoluş amacının genç kızlarda vajenin enfeksiyonlardan koruması olduğu düşünülmektedir ve çeşitli şekillerdedir. Doğuştan esnek olduğu ve eşi ile birliktelikte olduğunda kanama olmasının mümkün olmadığı( yalnızca doğum sırasında bozulabilen ) ya da tamamen kapalı ve çok kalın kızlık zarı (yalnızca bu nedenle adet bile göremeyen ve adet kanaması içeriye biriken vakalar mevcuttur ve bir jinekolog tarafından operasyon ile açılması gerekebilir ).
Dolayısı ile hal böyle iken ülkemizde ve bir çok gelişmekte olan toplumlarda hala bu nedenle kadın cinayetleri olmakta masum bir çok kadın kızlık zarı doğuştan esnek olduğu için kanamadığı için haksız bir nedenle öldürülebilmektedirler. Gerçekten bu tür cinayet işleyenlerin öldürülen kadınlar gibi bir kızlık zarı esnek bir kız çocuğu olarak doğmuş olmalarını ve kadının masum olduğu halde neler hissettiğini anlamalarını çok isterdim KIZLIK ZARININ ONARIMI-DİKİMİ Diğer adıyla himen rekonstruksiyonu ( kızlık zarı dikimi ) himenin yeniden oluşturulması için yapılan bir ameliyattır. Himen Yunanca da ”zar ” ve rafi de ” dikiş ” anlamına gelmektedir.
Kızlık zarı onarımı yaklaşık 20-30 dakikalık bir işlemdir ve genellikle lokal anestezi ile yapılır. Lokal anestezi ile ağrı duyulmaz. Rahatlıkla muayenehane koşullarında yapılabilir. Ancak eğer istenirse genel anestezi de uygulanabilir.Bu tur işlemler diğer muayenelerde olduğu gibi hasta ile doktor arasında kalacak bir işlemdir. Estetik bir operasyon olarak kabul edilir ve kişinin kendi bedeni için böyle bir karar alma hakkına saygı duyulmalıdır.
Ancak bilinmelidir ki yalan üzerine kurulmuş evlilikler daha kolay zarara uğramay bitmeye mahkum olur bu nedenle ben her zaman evlenilecek kişiye dürüst olunmasını ve ne kadar zor da olsa gerçeklerin anlatılmasını tavsiye ederim. Eğer her şeye rağmen eş adayınız her şeyi kabullenir ise sizi gerçekten seviyor olduğunun bir göstergesi de olur bu aynı zamanda.
Yine de dediğim gibi bedeniniz size aittir ve eğer isterseniz estetik yaptırabilir, kızlık zarınızı onarabilirsiniz buna tamamen saygı duyulmalıdır..Himenoplasti her şeyden önce gelin adayının moralini düzeltmekle kalmaz bazen çok mutlu olacak evliliklerin yalnızca bu nedenle bitmesini de engellemiş olur.
Bazı ülkelerde yasal olmasına karsın bazı ülkelerde yasal değildir. Genelde biraz daha kapalı toplumlarda bir kızın evlilik öncesi ilişkisi hoş karşılanmaz . Kızlık zarının gerdek gecesi kanaması kızın bakire olduğunun en önemli göstergesi olarak kabul edilir. Bazı bölgelerde bazen bir cinayet nedeni bile olabilmektedir. Bu nedenle evlenecek genç kızların kabusu haline gelebilmektedir.
Tecavüz , evlilik vaadi ile kandırılma, aşık olma, tampon kullanma,düşme sonucu vajene sivri bir maddenin girmesi, bazen ata binme, çok zorlayıcı ağır bir spor ve benzeri durumlarda evlilik dışı beraberlikler söz konusu olabilmektedir. Ulkemiz de de bekaret konusu genel olarak önem taşımakta hatta gerdek gecesi ” çarşaf ” konularak bozulan kızlık zarı kanamasının kontrolü yapılmaktadır. Böyle bir durumda gelinin stresi daha da artmaktadır. Hatta o kadar ki esnek kızlık zarına sahip hayatında evlilik öncesi hiçbir birliktelik yaşamamış genç kızlar bile bu konuda şanssız gruba girmektedirler. Çünkü masumiyetleri konusunda inandırıcı olmakta güçlük çekmekte doktor doktor dolaştırılarak kızlık zarlarının akibeti hakkında bilgi edinilmeye çalışılmaktadır.
Bu olay daha en başından yeni evli çift üzerinde yoğun olumsuz bir baskı oluşturmakta ve evliliklerinin üzerinde kara bulutlar dolaşmasına ve çiftler arasında güven eksikliklerine neden olmakta, aileleri germektedir.
Boyle bir durumda gelin adayı genç kızlarda herhangi bir birliktelik yaşamamış olsa da evlilik öncesi kızlık zarının nasıl olduğu konusunda bir öğrenme merakı oluşmakta ve çoğunlukla bir doktor kontrolünden geçmektedirler.
Kızlık zarının kanamaması nedeniyle cinayetler işlenebilmekte nice masum genç kız cehalet yüzünden hayatını kaybedebilmektedir. Maalesef güzel ülkemizde de bu türden haberleri medyadan ara sıra duymaktayız Çeşitli nedenlere bağlı meydana gelen kızlık zarı yırtılma-genişleme ve/veya doğuşta olabilen geniş kızlık zarı operasyonları cerrahi müdahale ile onarılabilmektedir. Bu onarım sadece bekaret amacıyla yapılmaz. Kızlık zarı mikroorganizmaların vajen veya üst genital organlara ulaşmasına engel olduğu içi bu amaçla da opere edilebilmektedir
Yaz ayları yaklaştıkça kışın alınan kilolardan kurtulma telaşı da beraberinde geliyor. Kimimiz vücudunun genelindeki kimimiz de bölgesel kilolardan şikayetçi. Bölgesel zayıflamayı arzu eden ancak, seçeneklerin çokluğu sebebiyle kafası karışanlara uzmanlardan yardım almasını öneriyoruz.
Bölgesel zayıflama kilo azaltma yöntemi değildir.
BÖLGESEL ZAYIFLAMA NEDİR?
En başta söylenmesi gereken temelde bir kilo azaltma yöntemi olmadığıdır. Vücudun belli bölgelerinde birikmiş olan yağların azaltılması amacıyla kullanılan yöntemlere verilen genel isimdir.
Her bireyin farklı bir vücut yapısı vardır. Genetik, içsel ve dışsal sebepler de yıllar içinde bu yapının üzerine eklendiğinde pek çoğumuzda yağlanma başlar ve bu yağlanma da vücutta homojen dağılmaz, belli başlı alanlarda daha çok depolanır. Bu biriken yağ dokuları da spor ve diyetle maalesef arzu edildiği kadar azaltılamazlar.
BÖLGEDEN UZAKLAŞTIRMA…
Bölgesel zayıflama yöntemlerinin tümü aslında o bölgedeki yağ hücrelerinin büzüştürülerek, parçalanarak veya eritilerek o bölgeden uzaklaştırılması esasına dayanır. Bu işlemlerden herhangi biri uygulandıktan sonra da diyet ve spor yapılması, parçalanmış yağ hücrelerinin o bölgelerden atılmasını kolaylaştırdıkları için hastalara mutlaka önerilmelidir. Bu tavsiyeye uyan hastalarda tedavi başarısı çok artar.
İdeal olanı, bölgesel yağlanma problemi olan hastanın diyet ve spor ile vücudunu şekillendirmesi, kalan yağlanmaların da uzman doktorunun önerisiyle doğru metod seçilerek o bölgeye uygulanmasıdır.
Bölgesel zayıflama metodları son yıllarda giderek artmaktadır. Temelde 2 ayrı grupta toplanırlar:
Girişimsel (cerrahi) metodlar; liposuction, lazer lipoliz, mezoterapi gibi metodlardır. Girişimsel (cerrahi) olmayan metodlar ise; pressoterapi, lenf drenaj masajı, ozon sauna, infrared, kavitasyon, cryolipoliz gibi metodlardır.
SOĞUK LİPOLİZ NEDİR?
Bahsettiğimiz girişimsel olmayan metodların içinde yer alan en yeni, FDA (Amerika Gıda ve İlaç Dairesi) onaylı metodlardan biridir.
Nasıl çalışır?
Özel başlıkları uygulama alanına yerleştirilir. Başlık, vakum yaparak deri ve deri altı dokusunu kendine doğru çekerek o bölgedeki kan dolaşımını bir miktar azaltır ve yağ dokuları hareketsiz hale getirilir. Özel bir teknoloji sayesinde o dokuları kontrollü bir şekilde belli bir zaman diliminde yaklaşık + 2 ila – 8 C arasında soğutur. Aynı zamanda diğer dokuları korumak ve onlara hasar vermemek için onları da kısmen izole ederek çalışır.
Deri altı dokusu, subkutan doku dediğimiz alanda bulunan yağ hücreleri (adipositler) soğuğa karşı çok hassastırlar, çevrelerinde bulunan damarlar, sinirler ve diğer dokular bu yağ hücrelerine oranla soğuğa karşı çok daha az duyarlıdırlar. Bu sebeple çevre doku sağlam bırakılarak sadece yağ hücrelerinin etkilenmesi sağlanır.
Yağ hücreleri nasıl yok edilir?
Asıl etkisi soğuk ile yağ hücrelerinin donmasını, kristalize olmasını sağlayarak o hücrelerin ölmesi ve yavaş yavaş vücuttan lenf ve kan yoluyla atılması esasına dayanır.
Kaç seans uygulanmalıdır?
Tek seanslık bir uygulamadır. Ancak aşırı yağ dokusuna sahip olanlarda aralarında 2 ay kadar bir süre bırakılmak üzere 3 seansa kadar uygulama yapılabilir.
Sonuçları nelerdir?
İşlem yapılan alanda işlemden yaklaşık 3 hafta kadar sonra ilk etkiler görülmeye başlar ve yaklaşık 4. ayın sonuna dek devam eder. 4. ayın sonunda artık vücut son halini almıştır. Ortalama daralma, işlem yapılan alan ve yağ dokusunun kalınlığına göre değişmekle birlikte 2 ila 15 cm. arasında olacaktır.
Uygulama süresi nedir?
Bölgelere göre farklılıklar göstermekle birlikte ortalama 30-100 dakika arasındadır.
Kimlere uygulanabilir?
Vücutta aşırı veya yaygın yağlanması olanlar ve obez kişiler uygun değildir. Bunun dışında kalan herkese, kadın erkek farkı olmadan işlem yapılabilir.
İşlemde ve sonrasında ne hissedilir?
İşlem esnasında hasta ağrı, acı hissetmez. Kullanılan özel jeller ve örtüler sayesinde sadece hafif soğukluk, serinlik hissedebilir. Bu sebeple de işlemdeyken TV izleyebilir, kitap okuyabilir, bilgisayar ile çalışabilir.
İşlem bittikten sonra o bölgede hafif kızarıklık ve uyuşukluk oluşabilir. Dakikalar veya saatler içinde geçecektir. Az sayıda hastada morluk oluşabilir, ancak o da hiçbir iz bırakmadan yaklaşık 1 hafta içinde düzelecektir.
En keyifli yanı da işlemden çıkar çıkmaz hastalar günlük hayatlarına hemen dönebilirler.
Etkiler ne kadar süre ile kalıcı?
Kişiler tekrar kilo almadığı, yaşam alışkanlıklarını sağlıklı yönde değiştirdikleri sürece formlarını korurlar.
KAVİTASYON NEDİR?
Kavitasyon, ultrason benzeri bir ses dalgasının bir el başlığı ile cilt üzerinden uygulanması yağ dokusuna ulaşması ve yağ dokusundaki hücrelerde ani ve yüksek basınç değişiklikleri oluşturarak yağ hücrelerini parçalama prensibine dayalı cerrahi olmayan bir başka bölgesel zayıflama yöntemidir.
Hangi amaçla kullanılıyor?
Bölgesel zayıflama amacıyla kullanılmasının yanında çoğumuzun selülit olarak tariflediği derideki kozmetik problemin de azaltılmasında oldukça etkili sonuçlar verir. Aynı zamanda cilt sıkılaşmasında da etkisi olduğundan bu amaçla da kullanılmaktadır.
Başarı Sonuçları nelerdir?
Uygulanan bölgeye ve hastanın vücut yağlanma oranına göre değişmekle birlikte yaklaşık 2-8 cm arasında daralma ve selülit görünümünde dikkate değer ölçüde düzleşme sağlanabilmektedir.
Kaç seans uygulanmalıdır?
Ortalama bölge başına 6-10 seans uygulama yapılmaktadır. Genelde haftada 2 seans ile başlanıp, haftada 1 seans ile sürdürülür.
İşlemde ne hissediliyor? Ağrı hissedilir mi?
Ağrı ve acı yoktur. Sadece hastalar kulaklarında hafif bir çınlama sesi duyarlar. Rahatsız edici bir işlem değildir.
RADYOFREKANS NEDİR?
Radyofrekans, bir başka cerrahi olmayan bölgesel zayıflama metodudur. Ancak sadece bölgesel zayıflama değil aynı zamanda kırışıklık tedavisi ve selülit tedavisinde de bu işlemden yararlanırız.
Nasıl çalışır?
Deri ve deri altındaki su içeren dokulardaki su molekülleri ve iyonları harekete geçirerek belli bir ısı derecesine kadar kontrollü bir şekilde ısıtılır.. Hedeflenen, ısının 40-43 C arasına ulaştırılmasıdır. Bu hesaplanmış ısı derecesi kişinin diğer dokularına zarar vermeden hedeflenen alanların istenen yönde etkilenmesi sağlanır.
Hedeflenen nedir?
Yağ hücrelerinin su düzeyi çevre dokulara göre yüksektir. İşte bu şekilde yağ hücreleri ısıtılarak eritilebilir. Bu uygulamanın sonunda da yine eriyen yağ hücreleri lenf ve kan yoluyla atılır.
Ayrıca kolajen doku dediğimiz deri altında bulunan cildimizin sıkı durmasını sağlayan ve ağ gibi saran dokunun da radyofrekans ile ısınarak hasarlanmasını sağlayabiliriz. Ve bu hasarı fark eden vücudumuz da bağ dokusunda bulunan fibroblast denen hücrelerin aktivasyonunu arttırarak bu dokunun yenisini üretmeye başlar. Bu yeni doku eskisinden çok daha gergin ve sıkı bir doku olacaktır. Bu sayede kırışıklıklarda ciddi bir azalma sağlanacaktır.
Isının fazla olması nasıl önleniyor?
Tedavi süresince özel infrared termometreler ile deri ısısı ölçülür, böylece istenmeyen ısılara ulaşılmasına engel olunur.
Zayıflama ve kırışıklıkta aynı işlem mi yapılıyor?
Hayır farklı başlıklar kullanılır. İki ayrı başlığı vardır. Biri bipolar başlık; ki bu yaklaşık 5-6 mm kadar inebilen ve daha az derine ulaşan başlık yüz bölgesindeki kırışıklıklarda kullanılır. İkincisi monopolar başlık; ki bu da daha derin yaklaşık 20-22 mm derinliğe ulaşabildiğinden genellikle gövdede kullanılır.
Seans süreleri, sayıları ve tedavi aralıkları nedir?
Yüz bölgesi uygulaması yaklaşık 20 dk, gövde uygulamaları da genelde 40-60 dk karar sürer.
Ortalama 10 seans uygulanır ve haftada 2 seans uygulama yapılır
Ağrı hissedilir mi?
Kontrollü ısınma sağlandığı için hasta sadece hafif ısı hisseder. Ağrı ya da acı duymaz.
Herkese uygulanabilir mi?
Hayır. Parkinson, MS, epilepsi, kanser öyküsü olan hastalar, hamilelik, emzirme, kalp pili olan hastalar ve büyük metal protezi olan hastalarda uygulanamaz.
Ten renginin hiçbir önemi yoktur, renk duyarlı bir cihaz değildir. Yazın bronz tene bile uygulanabilir.
İşlem sonrasında neler yaşanabilir?
Hastalar hafif bir kızarıklık ve hafif bir yanma hissi ile çıkarlar. Dakikalar içerisinde geriler ve günlük hayatlarına devam edebilirler
PRESSOTERAPİ NEDİR?
Pressoterapi, dolaşım sistemini harekete geçiren, vücutta biriken fazla sıvı, yağ ve toksinlerin atılmasını kolaylaştıran, selülit tedavisi, bölgesel zayıflama ve vücut sıkılaştırma uygulamalarının etkinliğini arttıran çok fonksiyonlu bir drenaj sistemidir.
Ne işe yarar?
– Lenf yollarına yapmış olduğu basınç ile sirkülasyonu arttırarak metabolik atıkların elimine edilmesini kolaylaştırır.
– Vücudun oksijen miktarını artırarak, dolaşım sistemini geliştirir ve ekstremitelerdeki gerginliği ortadan kaldırır.
– Lenfatik ve venöz dolaşımı hızlandırarak hücre yenilenmesini kolaylaştırır.
– Vücut sarkmalarının toparlanmasında, kilo, varis ve ödem problemlerinde, sellülit ve bölgesel incelme tedavilerinde oldukça etkilidir.
Ağrılı bir işlem midir?
Seans sürecinde herhangi bir ağrı-acı hissi oluşturmaksızın tam aksine rahatlatıcı ve keyifli bir uygulamadır.
Kimlere uygulanabilir?
Herhangi bir cinsiyet ve yaş farkı olmaksızın tüm erişkinlere uygulanabilir.
YAPILMASI GEREKENLER…
– Hangi bölgesel zayıflama metodunun hastaya uygun olduğu konusunda uzman doktor tarafından detaylı bir dermatolojik muayene yapılarak karar verilmelidir.
– Birden fazla metodun bir arada kullanıldığı durumda tedavi başarısı daha da artacaktır.
– Hastalara işlemden 1 hafta önceden başlamak üzere yağdan fakir diyet yapmaları, en az 2-2.5 lt kadar günlük su tüketmeleri ve mümkünse sporla desteklemeleri önerilir.
– Her tür bölgesel zayıflama işlemi sonrasında hasarlanmış yağ hücrelerinin atılımını kolaylaştırmak için pressoterapi veya elle masaj gibi lenf drenaj yöntemlerinden biri mutlaka uygulanmalıdır.
– Hastanın vücut kitle indeksine göre kilo fazlası varsa diyetisyen yardımı ile kilolarının azaltılması ve sonrasında bölgesel zayıflama işlemlerinin yapılması tedavi başarısını elbette arttıracaktır.
Kanda pıhtılaşmadan sorumlu olan hücreler TROMBOSİT ismini alır. Yaralanan ve kesilen bölgeye ilk giden onarıcı hücre trombosittir. Üzerinde yenileyici, onarıcı aktif proteinler ve özel yapılar içeren trombosit, geldiği bölgede hızla yeniden yapılanma ve onarım yapar. Bir yandan da canlılığını kaybeden dokuları uzaklaştırmak için bağışıklık sistemini devreye sokar.
Trombositlerin bu işlemi hızla ve etkili biçimde yaptığını farkeden bilimadamları bu molekülleri çok yoğun elde edecek özel sistemler geliştirip tıbbın pekçok alanında kullanmıştır. Buradan da PRP sistemi bulumuştur.
Dermatolojide kullanımı iyileşmeyen yaraların tedavisi, yanık tedavilerinde kullanımı, estetik cerrahi işlemlerinin ardından iz kalmasını en aza indirmekle başlamıştır. Sonraki çalışmalarda saç ekimi operasyonlarından sonra PRP yapılanların saçlarının daha güçlü olduğu farkedilmiş böylece saç ekimi sonrasında ve genel saç dökülmesi tedavisinde yapılır olmuştur.
PRP yapılandırıcı, onarıcı, içerden besleyip destekleyici bir uygulamadır. Gözle görülen yanıtlar hemen ciltte ve saçta görülmez. Seanslar tamamlandıktan sonra 3. ay gibi etkisi başlar ancak uzun süre devam eder.
Antiaging deri bakımı için PRP yapılmasındaki hedef iyi anlaşılmalıdır.
PRP botoks veya dolgu gibi hemen etki etmez.
Hedef bölge yapılan tüm deri alanıdır. Sadece belli noktaya yapılacak lokal bir işlem değildir.
Tek başına veya Diğer uygulamalara destek verici olarak yapılır. Burada ayrımı hekim yapar. Kombine tedavi yapılıyorsa leke tedavisi, iz tedavisi, çatlak tedavisi, yüz gençleştirme ince kırışıklık tedavisi birlikte ele alınır. Tek başına kırışık açmaz, dolgu gibi deriyi doldurmaz.
PRP yaptıracak kişinin hedefi, deriye parlak, gergin, ışıltılı hali kazandırmak ve herhangibir bakım kremi vb kullanmadan da ışıltılı cilde sahip olmak olmalıdır.
PRP uygulaması tek seansla yanıt vermez. 3hafta arayla 3 seans yapılır. 6 ay sonra pekiştirme dozu yapılır. Daha sonra yaklaşık 14-16 ay sonra tekrarlanır.
Düzenli PRP işlemi yaptıran kişilerde derinin güçlü ve gergin olduğu görülür.
Özellikle derisi ince, kılcal damar yapısı belirgin ve UV ye hassas ya da UV tahribatı olanlarda PRP en iyi onarıcı işlemlerin başında gelir.
Saç dökülmesinde duruma göre kaç seans yapılacağı hastanın durumuna göre belirlenir. Saç tedaviye daha yavaş yanıt vereceği için seanslar uzun sürebilir.
PRP tedavisinin en büyük avantajı kişinin cildine yabancı madde değil kendi hücrelerinin verilmesidir.
PRP uygulamasında sadece koldan alınan kanın doğrudan ayrıştırılıp cilde verilmesi yeterli değildir. Bu işlem için dünya standartlarında hazırlanmış ve tıbben etkinliği bilinen kitlerle yapılan işlem olmasına dikkat etmek gerekir.
Gebeliklerin %2 ila %4’ünde bebekler farklı anomaliler ile dünyaya gelebilmekteler. Bu anomalilerin ortaya çıkışındaki en büyük faktörlerin başında, genetik defektler (gen hasarları) bulunmaktadır. Genetik bozukluk ve hasarların tedavisi için ne yazık ki kalıcı bir tedavi yöntemi henüz geliştirilemediğinden, oluşabilecek bu hastalıkların erken tanısı çok büyük bir öneme sahip olmaktadır. Anne ve babanın genlerinde bulunan ya da oluşabilecek kromozomal bozukluklar önceden bilindiği zaman, ya da gebelik sırasında ortaya çıkmasının ardından, gebelik kritik sınırına ulaşmadan sonlandırılması gerekebilmektedir. Gebelik sırasında, erken tanı adına birçok farklı yöntem kullanılmaya devam etse de, bu yöntemler arasında amniyosentez başı çekmektedir.
Amniyosentez Nedir?
Amniyosentez çoğunlukla, ikili, üçlü ve dörtlü set incelemelerinde risk saptanması durumunda, anne yaşının 35 in üzerinde olduğu rölatif risk artışı olduğu durumlarda kesin tanı için kullanılır. Anne adayının karnının üzerinden sokulan özel bir iğne aracılığı ile öncelikle rahim içine ulaşılması ve buradan da bebeğin içerisinde 9 ay boyunca yüzeceği ve besleneceği amniyon sıvısına ulaşılarak örnek sıvı alınması işlemine amniyosentez denilmektedir. Bu işlem genel olarak, bebekte bulunabilecek kromozom veya genetik anomali araştırması, nöral tüp defekti araştırması veya bebekteki akciğer olgunlaşması ile alakalı araştırmalar için kullanılmasının yanında, bazı gebeliklerde sadece bebeğin sıvısının olması gerekenden çok daha fazla olması nedeniyle anne adayına sıkıntı yaratması gibi durumlarda, anne adayını rahatlatmak amacı ile kullanılabilmektedir. Yani anne adayının karnından sıvı alınması işlemi illa ki kötü bir sonucun tanısı için gerekmemektedir. Dolayısıyla anne ve babaların bu konuda telaş duymaması, gerek anne adayı, gerekse bebekleri için büyük bir önem taşımaktadır.
Amniyosentez Özellikle Hangi Durumlarda Uygulanır?
Uzun zamandır amniyosentez işlemi sıklıkla tanı amacı ile uygulanmaktadır. Yapılacak bu uygulama ile kromozom anomalisi araştırması yapılır ve bebekte olabilecek genetik hastalıkların tanısı, bebekte nöral tüp defektlerin (hasarların) tanısı, oluşabilecek kan grubu uyuşmazlıklarında bebeğin bu durumdan etkilenme derecesinin belirlenmesi, bebeğin akciğer olgunlaşmasının meydana gelip gelmeyeceğinin belirlenmesi gibi pek çok farklı konu ile alakalı tanı yapılabilmektedir. Bunların yanı sıra birçok farklı duruma bağlı olarak anne adaylarına bu işlemi yapmaları önerilebilmektedir. Bu durumların başında, daha öncesinde kromozom anomalisi olan bir bebek doğurmuş olmak gelmektedir. Bahsedilenlerin yanında, anne ya da baba adayında yapısal, genetik ve kalıtsal kromozom kusurlarının olması, yakın akrabalardan bir tanesinde dahi down sendromu (mongolluk) gibi bir kromozom anomalisinin bulunması gibi nedenlerden dolayı anne adaylarına amniyosentez yapılmalıdır. Kimi kan ya da metabolizma hastalıklarında var olan kalıtsallık da nesilden nesile geçmektedir. Bu geçişin sonrasında ise bebekte hastalık belirtileri ortaya çıkabilmekte ya da birey ömrü boyunca taşıyıcı olarak kalmaktadır. Eğer ki taşıyıcı birey, yine kendi gibi taşıyıcı olan başka bir kişi ile hayatını birleştirip, çocuk sahibi olmak isterse, o zaman taşıyıcılık durumu devam etmekte ve bunun sonrasında da hastalık sürekli bir şekilde bir sonraki nesle aktarılmaktadır. Bu durum özellikle akraba evliliklerinde sıklıkla rastlanan durumların başında gelmektedir.
Amniyosentez Uygulaması Ne Zaman ve Nasıl Gerçekleştirilir?
Amniyosentez, çoğunlukla gebeliğin 16. ile 19. haftası arasında yapılsa da, şüpheli bir durumda ya da doktor tarafından gerekli görüldüğü takdirde, doğuma kadar herhangi bir zamanda yapılabilmektedir. Amniyosentez işlemi sırasında, anne adayına anestezi verilmesine gerek olmamaktadır, yalnızca ultrason yardımıyla bebeğin ve plasentanın konumu net şekilde incelenir. Bunun sonrasında anne adayının karın yüzeyi ilk olarak antiseptik madde ile silinir. Ultrason yardımı ile ve anestezide kullanılan özel iğneler aracılığı ile karnın mümkün olan en rahat ve en uygun noktasından rahim içerisine giriş yapılır ve buradan da amniyon sıvısının yer aldığı rahim boşluğuna gelinir. Enjektör aracılığı ile çekilen amniyon sıvısının 0.5 milimetrelik kısmı atılır ve yeterli miktarda sıvı çekilir. İkinci kere ultrason değerlendirmesinin yapılması sonrasında iğne çıkartılır ve alınan amniyon sıvısı genetik laboratuarlarda incelenir. Bu işlem sırasında, annenin rahim içinden alınan amniyon sıvısını bebek 3 saat içinde yerine koymayı başarır.
Amniyosentezin Riskleri Nelerdir?
Amniyosentez işlemi de tıp alanındaki her işlem gibi, konusunun uzmanı bir doktor tarafından yapılmalıdır. Ancak kendi içerisinde, anne adaylarının uykularını kaçıran riskler barındırmaktadır. Öncelikle psikolojik risklerinden söz etmek gerekirse; anne adayları işlemin kendisinden ya da iğneden korkmaktadırlar. Bebeğin sağlık durumuyla ilgili olumsuz bir haber bazen gebeliğin sonlandırılması anlamına geldiğinden, çıkacak sonuç ile ilgili belirsizlikler de anne adayını yıpratmaktadır. İşlem sonrası oluşabilecek bazı komplikasyonlar ise aşağıdaki gibi sıralanabilir: Eğer çiftlerde kan uyuşmazlığı varsa, işlemin ardından 72 saat içinde kan uyuşmazlığı iğnesi yapılması gerekmektedir. Amniyosentez esnasında sıvı kaçağı olması Bebeğin, amniyosentez işleminde kullanılan iğne ile zarar görmesi Bebeğin veya plasentanın enfeksiyon kapması Gebeliğin düşükle sonuçlanması Erken doğum riski Doğum suyunun erkenden gelmesi ile bebeğin kaybedilmesi Kan uyuşmazlığı varsa, izoimmunizasyonda artış olması. İşlemden önce bu riskleri kabul ettiğine dair çiftten onay için imza alınır. Burada dikkate alınması gereken enönemli husus ailenin onayıdır. Çiftler dünya görüşleri nedeniyle genetik olarak zeka özürlü bir çocukda olsa da bu çocuğu dünyaya getirmek isteyebilir. Ya da zeka özürlü olması nedeniyle bir gebeliğin sonlandırılması dünya görüşlerine uygun olmayabilir. Böyle bir durumda bu durumla ilgili kabulbelgesi imzalanıp amniosentez işlemi yaptırılmayabilir.
Ayrıca bu riskleri almak istemeyen çiftler prenatal test olarak bilinen anne kanından bakılan bir testide isteyebilirler. Bu test hakkındaki tartışma güvenilirliği %99,9 dur ve sonucuna göre sonlandırma işlemi yapılamaz pozitif çıksa bile amniosentez şarttır.
Tırnak yatağı ile tırnak arasında doğuştan varolan uyumsuzluk nedeniyle özellikle ayak baş parmak tırnakları olmak üzere batık oluşabilir. Uygunsuz ayakkabı seçimi ve yanlış tırnak kesimleri ise bu problemi daha da belirgin hale getirebilir. Batık aynı tırnakta bazen tek bazen de çift taraflı olabilir.
Genel Önlemler
Tırnak batmasına eğilimi olanların tırnaklarını mümkün olduğunca uzun tutmaları ve düz kesmeleri gereklidir. Ayakkabı seçerken ayağı sıkmayan, küt uçlu ayakkabıların seçilmesi daha uygun olacaktır.
Tedavide yaygın olarak yapılan yanlışlar
Malesef ülkemizde tırnak batmasının tedavisinde halkımız yaygın olarak kuaförlere başvurmaktadır. Ancak doktor olmayan kişilerce bilinçsizce yapılan bu uygulamalar hem tırnak probleminin tam olarak iyileşmemesine hem de iltihaplanmalara yol açmaktadır. Unutmayalım ki ehil ellerde yapılmayan bu tür işlemler kalıcı tırnak bozuklukları ile de sonuçlanabilir.
Tırnak batmasında en yaygın yanlış tedavi yaklaşımı tırnağın tamamen çekilmesidir. Bazı durumlarda tırnağın tamamen çekilmesi kaçınılmaz olabilirse de bu tedavi çekilen ayak tırnağı yaklaşık olarak sekiz ayda yeniden büyüyeceği için ancak bu süre içerisinde bir rahatlama yaratacaktır. Oysa tırnak yeniden büyüdüğünde batmaya neden olan problem hala devam ettiği için kaçınılmaz olarak tırnak batması tekrarlayacaktır.
Fenolle matriks koterizasyonu nedir?
Genel önlemlere uyulmasına rağmen tekrarlayan tırnak batması problemi olanlarda ağızdan antibiyotik tedavisi eşliğinde tırnak bozuklukları ve tırnak batması tedavisinde tırnağın ya tamamen çıkarılması ya da kısmen çıkarılarak tırnak matriksinin (tırnağı doğuran tabaka) fenol ile tahrip edilmesi işlemleridir. Fenolizasyon tedavisinde genellikle sadece tırnağın batan kısmı keserek çıkarılır ve tırnağı doğuran tabaka(matriks) tırnağın yeniden büyüyüp batmaması için tahrip edilir.
Fenolle matriks koterizasyonu işlemi nasıl gerçekleştirilir?
Bu işlem için poliklinik şartlarında hastaya yarım saatlik bir süre ayırılması yeterlidir. Bölgenin tıbbi temizliği sağlandıktan sonra önce bölgesel anestezi yapılır. Sonra tırnağın et içindeki kısımlarını çıkardıktan sonra batık kısımdaki tırnağı doğuran tabaka pamuk uçlu bir çubuktan faydalanılarak%88.8 feno ile tahrip edilir. İşlem sonrasında ağızdan antibiyotik kullanılır ve yaklaşık bir hafta süre ile iki günde bir pansuman tedavisi yapılır.
Sonuç olarak bu yöntemle tırnak batıklarının tekrar etmesi çok nadirdir. Ancak nadiren işlem yapılan bölgede ağrı, kanama, enfeksiyon ve uygulanan anestezik maddeye bağlı allerjik reaksiyonlar görülebilir.