Etiket: Isı

  • Lazer -ıpl epilasyonda yenilikler

    Lazer -ıpl epilasyonda yenilikler

    Lazer ve Ipl ile epilasyon uygulamalarında temel prensip; selektif fototermolizdir. Selektif fototermoliz; verilen ışık enerjisinin hedef kromofor olan melanin tarafından emilmesi ve ısıya dönüştürülmesi bu ısı sayesinde kıl kök hücrelerinde kalıcı hasar oluşturulmaya çalışılmasıdır. Yok edilmeye çalışılan kıl kök hücreleri; Saç gövdesinin üretilmesini sağlayan, pigmentsiz, kıl folikülünün derin kısmında ve errektör pili çıkıntısına yakın dış kök kılıfında yerleşen hücrelerdir.

    Hayvan deneyleri; Lazer ışının, pigmentin daha yoğun olduğu anagen fazda daha etkili, katagen ve telegen fazda az etkili olduğunu bulmuştur. Fakat insanlar üzerinde yapılan çalışmalar; Lazer epilasyon etkinliğinin her zaman saç büyüme döngüsüyle ilgili olmadığı göstermektedir. Bunun nedeni ise insan kıl folikülünde her fazda ışını emecek kadar melanin olduğu düşünülmesidir. Epilasyon amaçlı kullanılan ışık kaynaklarının, oluşturduğu ısının, kıl kök hücresi yanı sıra, peribulbar alandaki vasküler yapıda hasar oluşturarak kıl yok etmede etkili olduğu gösterilmiştir. Buna rağmen pratikte; aynı alandaki kıl folikülerinin içerdikleri melanin miktarı farklı olduğu için aynı seansın sonunda bir kısım kıl folikülü kalıcı hasırlanırken bazılarında daha az etki görülmektedir. Başka bir çalışmada, lazer uygulama sonrası yapılan histopatalojik ve immünohistokimyasal incelemeler sonrası kıl şaftının termal ısıyla yok olduğu, ancak kıl folikülünün immünohistokimyasal yapısının genellikle aynı kaldığı saptanmıştır. Bu nedenle, lazer ve Ipl sistemlerinin kıl kök hücresini yok ederek değil fonksiyonlarında değişikliğe yol açarak etki ettiği öne sürülmüştür. Görüldüğü üzere lazer ve ıpl sistemleri ile yapılan epilasyon işleminin fizyopatolojisini daha iyi anlamak için kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır.

    Çok açıktır ki yenikler daha çok lazer ve ıpl cihazlarında olmaktadır. Ruby Lazer ( 694nm), Aleksandrite Lazer(755nm), Diot Lazer (800-810nm), Nd:YAG Lazer(1064nm), IPL ( İntense Pulse Light)(590-1200nm) cihazları 1996 yılından bu yana epilasyon amaçlı kullanılan cihazlardır. Cihazların dalga boyları ne kadar kısa ise melanin selektivitesi o kadar fazladır yani o fazla etki eder. Fakat melanin selektivitesi fazla olması epidermisdeki melaninde çok etkileyeceğinden yanık ihtimali o kadar fazladır. Ayrıca daha boyu penetrasyon derinliğini belirler. Kısa dalga boyları yüzeyel kalırken uzun dalga boyları daha derinlere etki edecektir. Bu nedenlerle kısa dalga boyuna sahip Ruby lazer hem epidermisdeki melanini etkilemesi yüksek, hem de çok yüzeysel kalması nedeniyle ilk kullanılan lazer olmasına rağmen artık kullanılmamaktadır.

    Diğer dalga boylarındaki lazerlerle ilgili sonuçları karşılaştıran bir çok çalışma vardır. Bunların bir kısmı farklı lazer sistemleri arasında fark bulmazken bir kısmı belirli dalga boylarının sonuçlarını daha başarılı bulmaktadır. Benim kişisel görüşüm epilasyonda altın standart Aleksandrite lazerdir. Fakat cilt tipi daha koyu hastalarda, bronzlaşmış hastalarda daha uzun dalga boyuna sahip Diot ve Nd:YAG lazer daha güvenlidir.

    Lazer ve ıpl epilasyonda daha iyi sonuçlar alabilmek için çok sayıda yeni denemeler yapılmaktadır. Bunlardan bir tanesi; Q- Switch lazerlerdir. Bu lazerler nanosaniyede atış yaparlar. Etki mekanizmaları; Fotomekanik hasardır. Yani fotoakustik şok dalgaları ile folikülü patlatmaya çalışılmaktadır. Değişik dalga boylarında Q- Switch sistemleri olsa da en sık kullanılan Q- Switch Nd:YAG lazerdir. Başarılı sonuçlar veren çalışmalar olsa da benim klinik gözlemim ancak çok ince kıllarda uzun seanslar sonucu çok az bir azalma sağlamaktadır. Buna rağmen esmer, yüz bölgesinde ince kılları olan hastalarda diğer cihazların çok başarılı olmadığı hatta paroksimal hipertrikoz olabileceği düşünülürse, sonuçlar iyi olmasa da denenebilir. Diğer araştırmacılar da sonuçların çok iyi olmadığını düşünmüşler ki fotomekanik hasarı artırabilmek için, şu çalışmayı yapmışlar; Önce 10 mikro milim çapındaki karbon partikülleri ağdalanmış cilde sürüp daha sonra düşük enerji ( 2-3 j/cm2 Q-switched Nd: YAG lazer 1064nm, 10 Hz, 10 ns pulse duration, 7 mm spot size) ile atış yapılıyor. Fotoakustik şok dalgaları ile karbon partiküllerin patlatılması ve follükülü hasarlaması hedeflenmiş. Kılların büyümesini geciktirmekte çok etkili olmasına rağmen uzun dönem sonuçları iyi bulunmamıştır.

    Cihazlardaki bir diğer yenilik; İki farklı dalga boyu kullanan kombine cihazlar yani; İki farklı dalga boyunda ışını aynı pluse içinde atabilen cihazlardır. Bunu hem ardışık olarak yani atış pedalına basınca önce bir dalga boyunu aynı pluse içinde sonra diğer dalga boyunu atarak, hem de eşzamanlı olarak yani her iki dalga boyunu her bir pedala basışta beraber atarak çalışan cihazlardır. Kombine cihaz kullanımı ile tek dalga boyunda kullanımında fark bulan ve bulmayan çalışmalar vardır. Benim kişisel gözlemim sonuçları çok değiştirmemesine karşılık kullanılan her iki dalga boyunun koplikasyonlarının toplamı nedeniyle koplikasyon oranı artmaktadır.

    Lazer ve ıpl cihazlar Radyofrekansla da kombine edilebilmektedir. Radyofrekans dokuya ışıkla beraber uygulanır. Kıl radyofrekansa iletken ya da absorban değildir. RF akımları kılın çevresinde çok yoğunlaşır ve bu bölgeyi çok fazla ısıtır. Bu ısınmaya ışığın absorbsiyonu ile sağlanan ısınma da eklenerek folikül koagüle edilir. Çok iyi sonuçlar bildiren çok çalışma vardır. benim kişisel gözlemim sonuçların radyofrekansın sonuç çok büyük bir artı sağlamadığı halde koplikasyon oranın artmasına neden olduğu yönündedir.

    Lazer ve ıpl cihazlarındaki yeniklerden beni en fazla heyecanlandıran, Robot lazerlerdir. Bunlar yüksek çözünürlüklü web kamerası, ısı ve mesafe sensörü ile veriler eş zamanlı olarak bilgisayar ara yüzü ile kontrol edilerek seçilen alanın homojen ve yeterli enerji alması sağlayan bilgisayarlı sistemlerdir. Anlık cilt yüzeyinde ısı ölçümü yaptığından yanık ihtimalini azaltmaktadır.

    Lazer ve ıpl cihazları dışında bahsedilebilecek diğer yenilikler; Eflornithine kremdir. Bu krem Eflornithine ornitine dekarboksilaz enziminin geri dönüşümsüz blokörüdür, bu blokajla hızlı bölünen dokuların yapı taşlarından olan poliminlerin azalmasına yol açar. Yapılan çalışmalar da lazer tedavilerine eklenmesinin tedavi başarısını artırdığı görülmüştür. Türkiye’de bulunmayan krem yurt dışında Vagina adı ile satılmaktadır, ne yazık ki pahalıdır.

    Bunun dışında; Melanin solüsyonları ile bölgenin melanin açısından zenginleştirilmesi için Lipoxome adı verilen melanin içeren lipozomal kapsüllerin topikal kullanıldığı bir araştırmada melanin uygulanan ve uygulanmayan bölgeler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmış olsa da uygulamadaki ek çaba ve maliyete bakıldığında sonuç hayal kırıklığı olarak değerlendirilmiştir.

    Lazer ve ıpl epilasyonda yenilikler deyice mutlaka ev için üretilen lazer ve Ipl cihazlardan bahsetmek gerekmektedir. Şu anda ıpl ve Diot lazer dalga boylarında üretilmekte olan düşük güçlü cihazlardır. Ev tipi cihazları, etkili bulan çalışmalar bir çok araştırma olmasına rağmen bu kadar düşük güçte enerji üreten cihazlar ile kalıcı kıl azalması elde edilebilmesi çok mümkün değildir. Yapılan ölçümler uygun kullanıldığında, düşük doz nedeniyle göz için güvenli bulsalar da yanlış kullanım (göze çok yakın atış yapılması) veya cihazdaki arızalar koplikasyon ihtimalini artıracaktır. Diğer bir sorun, paroksimal hipertrikozdur. Bildiğimiz üzere bölgenin etkin dozdan daha düşük dozlarda ısıtılması özellikle ince kıllarda artış yapmaktadır. Zaten ev tipi cihazlar ile epilasyon yapan kişilerde kılların daha fazla arttığı konusunda yayınlar vardır. Benim görüşüm hiçte ucuz olmayan bu cihazlar alan bir çok kişinin daha sonra kıllarım artı diye yine biz dermatologlara şikayet bildireceklerdir.

    Dr. Fatma Yıldız

  • A’dan z’ye bölgesel zayıflama

    A’dan z’ye bölgesel zayıflama

    Yaz kapıdan baktırır fazla yağları yaktırır…

    Spor ve diyetle yağlardan kurtulamazsınız…

    Yaz gelmeden kilolardan kurtulun…

    Yaz ayları yaklaştıkça kışın alınan kilolardan kurtulma telaşı da beraberinde geliyor. Kimimiz vücudunun genelindeki kimimiz de bölgesel kilolardan şikayetçi. Bölgesel zayıflamayı arzu eden ancak, seçeneklerin çokluğu sebebiyle kafası karışanlara uzmanlardan yardım almasını öneriyoruz.

    Bölgesel zayıflama kilo azaltma yöntemi değildir.

    BÖLGESEL ZAYIFLAMA NEDİR?

    En başta söylenmesi gereken temelde bir kilo azaltma yöntemi olmadığıdır. Vücudun belli bölgelerinde birikmiş olan yağların azaltılması amacıyla kullanılan yöntemlere verilen genel isimdir.

    Her bireyin farklı bir vücut yapısı vardır. Genetik, içsel ve dışsal sebepler de yıllar içinde bu yapının üzerine eklendiğinde pek çoğumuzda yağlanma başlar ve bu yağlanma da vücutta homojen dağılmaz, belli başlı alanlarda daha çok depolanır. Bu biriken yağ dokuları da spor ve diyetle maalesef arzu edildiği kadar azaltılamazlar.

    BÖLGEDEN UZAKLAŞTIRMA

    Bölgesel zayıflama yöntemlerinin tümü aslında o bölgedeki yağ hücrelerinin büzüştürülerek, parçalanarak veya eritilerek o bölgeden uzaklaştırılması esasına dayanır. Bu işlemlerden herhangi biri uygulandıktan sonra da diyet ve spor yapılması, parçalanmış yağ hücrelerinin o bölgelerden atılmasını kolaylaştırdıkları için hastalara mutlaka önerilmelidir. Bu tavsiyeye uyan hastalarda tedavi başarısı çok artar.

    İdeal olanı, bölgesel yağlanma problemi olan hastanın diyet ve spor ile vücudunu şekillendirmesi, kalan yağlanmaların da uzman doktorunun önerisiyle doğru metod seçilerek o bölgeye uygulanmasıdır.

    Bölgesel zayıflama metodları son yıllarda giderek artmaktadır. Temelde 2 ayrı grupta toplanırlar:

    – İnvazif (girişimsel, cerrahi) metodlar

    – Non-invazif (girişimsel, cerrahi olmayan) metodlar

    Girişimsel (cerrahi) metodlar; liposuction, lazer lipoliz, mezoterapi gibi metodlardır. Girişimsel (cerrahi) olmayan metodlar ise; pressoterapi, lenf drenaj masajı, ozon sauna, infrared, kavitasyon, cryolipoliz gibi metodlardır.

    SOĞUK LİPOLİZ NEDİR?

    Bahsettiğimiz girişimsel olmayan metodların içinde yer alan en yeni, FDA (Amerika Gıda ve İlaç Dairesi) onaylı metodlardan biridir.

    Nasıl çalışır?

    Özel başlıkları uygulama alanına yerleştirilir. Başlık, vakum yaparak deri ve deri altı dokusunu kendine doğru çekerek o bölgedeki kan dolaşımını bir miktar azaltır ve yağ dokuları hareketsiz hale getirilir. Özel bir teknoloji sayesinde o dokuları kontrollü bir şekilde belli bir zaman diliminde yaklaşık + 2 ila – 8 C arasında soğutur. Aynı zamanda diğer dokuları korumak ve onlara hasar vermemek için onları da kısmen izole ederek çalışır.

    Deri altı dokusu, subkutan doku dediğimiz alanda bulunan yağ hücreleri (adipositler) soğuğa karşı çok hassastırlar, çevrelerinde bulunan damarlar, sinirler ve diğer dokular bu yağ hücrelerine oranla soğuğa karşı çok daha az duyarlıdırlar. Bu sebeple çevre doku sağlam bırakılarak sadece yağ hücrelerinin etkilenmesi sağlanır.

    Yağ hücreleri nasıl yok edilir?

    Asıl etkisi soğuk ile yağ hücrelerinin donmasını, kristalize olmasını sağlayarak o hücrelerin ölmesi ve yavaş yavaş vücuttan lenf ve kan yoluyla atılması esasına dayanır.

    Kaç seans uygulanmalıdır?

    Tek seanslık bir uygulamadır. Ancak aşırı yağ dokusuna sahip olanlarda aralarında 2 ay kadar bir süre bırakılmak üzere 3 seansa kadar uygulama yapılabilir.

    Sonuçları nelerdir?

    İşlem yapılan alanda işlemden yaklaşık 3 hafta kadar sonra ilk etkiler görülmeye başlar ve yaklaşık 4. ayın sonuna dek devam eder. 4. ayın sonunda artık vücut son halini almıştır. Ortalama daralma, işlem yapılan alan ve yağ dokusunun kalınlığına göre değişmekle birlikte 2 ila 15 cm. arasında olacaktır.

    Uygulama süresi nedir?

    Bölgelere göre farklılıklar göstermekle birlikte ortalama 30-100 dakika arasındadır.

    Kimlere uygulanabilir?

    Vücutta aşırı veya yaygın yağlanması olanlar ve obez kişiler uygun değildir. Bunun dışında kalan herkese, kadın erkek farkı olmadan işlem yapılabilir.

    İşlemde ve sonrasında ne hissedilir?

    İşlem esnasında hasta ağrı, acı hissetmez. Kullanılan özel jeller ve örtüler sayesinde sadece hafif soğukluk, serinlik hissedebilir. Bu sebeple de işlemdeyken TV izleyebilir, kitap okuyabilir, bilgisayar ile çalışabilir.

    İşlem bittikten sonra o bölgede hafif kızarıklık ve uyuşukluk oluşabilir. Dakikalar veya saatler içinde geçecektir. Az sayıda hastada morluk oluşabilir, ancak o da hiçbir iz bırakmadan yaklaşık 1 hafta içinde düzelecektir.

    En keyifli yanı da işlemden çıkar çıkmaz hastalar günlük hayatlarına hemen dönebilirler.

    Etkiler ne kadar süre ile kalıcı?

    Kişiler tekrar kilo almadığı, yaşam alışkanlıklarını sağlıklı yönde değiştirdikleri sürece formlarını korurlar.

    KAVİTASYON NEDİR?

    Kavitasyon, ultrason benzeri bir ses dalgasının bir el başlığı ile cilt üzerinden uygulanması yağ dokusuna ulaşması ve yağ dokusundaki hücrelerde ani ve yüksek basınç değişiklikleri oluşturarak yağ hücrelerini parçalama prensibine dayalı cerrahi olmayan bir başka bölgesel zayıflama yöntemidir.

    Hangi amaçla kullanılıyor?

    Bölgesel zayıflama amacıyla kullanılmasının yanında çoğumuzun selülit olarak tariflediği derideki kozmetik problemin de azaltılmasında oldukça etkili sonuçlar verir. Aynı zamanda cilt sıkılaşmasında da etkisi olduğundan bu amaçla da kullanılmaktadır.

    Başarı Sonuçları nelerdir?

    Uygulanan bölgeye ve hastanın vücut yağlanma oranına göre değişmekle birlikte yaklaşık 2-8 cm arasında daralma ve selülit görünümünde dikkate değer ölçüde düzleşme sağlanabilmektedir.

    Kaç seans uygulanmalıdır?

    Ortalama bölge başına 6-10 seans uygulama yapılmaktadır. Genelde haftada 2 seans ile başlanıp, haftada 1 seans ile sürdürülür.

    İşlemde ne hissediliyor? Ağrı hissedilir mi?

    Ağrı ve acı yoktur. Sadece hastalar kulaklarında hafif bir çınlama sesi duyarlar. Rahatsız edici bir işlem değildir.

    RADYOFREKANS NEDİR?

    Radyofrekans, bir başka cerrahi olmayan bölgesel zayıflama metodudur. Ancak sadece bölgesel zayıflama değil aynı zamanda kırışıklık tedavisi ve selülit tedavisinde de bu işlemden yararlanırız.

    Nasıl çalışır?

    Deri ve deri altındaki su içeren dokulardaki su molekülleri ve iyonları harekete geçirerek belli bir ısı derecesine kadar kontrollü bir şekilde ısıtılır.. Hedeflenen, ısının 40-43 C arasına ulaştırılmasıdır. Bu hesaplanmış ısı derecesi kişinin diğer dokularına zarar vermeden hedeflenen alanların istenen yönde etkilenmesi sağlanır.

    Hedeflenen nedir?

    Yağ hücrelerinin su düzeyi çevre dokulara göre yüksektir. İşte bu şekilde yağ hücreleri ısıtılarak eritilebilir. Bu uygulamanın sonunda da yine eriyen yağ hücreleri lenf ve kan yoluyla atılır.

    Ayrıca kolajen doku dediğimiz deri altında bulunan cildimizin sıkı durmasını sağlayan ve ağ gibi saran dokunun da radyofrekans ile ısınarak hasarlanmasını sağlayabiliriz. Ve bu hasarı fark eden vücudumuz da bağ dokusunda bulunan fibroblast denen hücrelerin aktivasyonunu arttırarak bu dokunun yenisini üretmeye başlar. Bu yeni doku eskisinden çok daha gergin ve sıkı bir doku olacaktır. Bu sayede kırışıklıklarda ciddi bir azalma sağlanacaktır.

    Isının fazla olması nasıl önleniyor?

    Tedavi süresince özel infrared termometreler ile deri ısısı ölçülür, böylece istenmeyen ısılara ulaşılmasına engel olunur.

    Zayıflama ve kırışıklıkta aynı işlem mi yapılıyor?

    Hayır farklı başlıklar kullanılır. İki ayrı başlığı vardır. Biri bipolar başlık; ki bu yaklaşık 5-6 mm kadar inebilen ve daha az derine ulaşan başlık yüz bölgesindeki kırışıklıklarda kullanılır. İkincisi monopolar başlık; ki bu da daha derin yaklaşık 20-22 mm derinliğe ulaşabildiğinden genellikle gövdede kullanılır.

    Seans süreleri, sayıları ve tedavi aralıkları nedir?

    Yüz bölgesi uygulaması yaklaşık 20 dk, gövde uygulamaları da genelde 40-60 dk karar sürer.

    Ortalama 10 seans uygulanır ve haftada 2 seans uygulama yapılır

    Ağrı hissedilir mi?

    Kontrollü ısınma sağlandığı için hasta sadece hafif ısı hisseder. Ağrı ya da acı duymaz.

    Herkese uygulanabilir mi?

    Hayır. Parkinson, MS, epilepsi, kanser öyküsü olan hastalar, hamilelik, emzirme, kalp pili olan hastalar ve büyük metal protezi olan hastalarda uygulanamaz.

    Ten renginin hiçbir önemi yoktur, renk duyarlı bir cihaz değildir. Yazın bronz tene bile uygulanabilir.

    İşlem sonrasında neler yaşanabilir?

    Hastalar hafif bir kızarıklık ve hafif bir yanma hissi ile çıkarlar. Dakikalar içerisinde geriler ve günlük hayatlarına devam edebilirler

    PRESSOTERAPİ NEDİR?

    Pressoterapi, dolaşım sistemini harekete geçiren, vücutta biriken fazla sıvı, yağ ve toksinlerin atılmasını kolaylaştıran, selülit tedavisi, bölgesel zayıflama ve vücut sıkılaştırma uygulamalarının etkinliğini arttıran çok fonksiyonlu bir drenaj sistemidir.

    Ne işe yarar?

    – Lenf yollarına yapmış olduğu basınç ile sirkülasyonu arttırarak metabolik atıkların elimine edilmesini kolaylaştırır.

    – Vücudun oksijen miktarını artırarak, dolaşım sistemini geliştirir ve ekstremitelerdeki gerginliği ortadan kaldırır.

    – Lenfatik ve venöz dolaşımı hızlandırarak hücre yenilenmesini kolaylaştırır.

    – Vücut sarkmalarının toparlanmasında, kilo, varis ve ödem problemlerinde, sellülit ve bölgesel incelme tedavilerinde oldukça etkilidir.

    Ağrılı bir işlem midir?

    Seans sürecinde herhangi bir ağrı-acı hissi oluşturmaksızın tam aksine rahatlatıcı ve keyifli bir uygulamadır.

    Kimlere uygulanabilir?

    Herhangi bir cinsiyet ve yaş farkı olmaksızın tüm erişkinlere uygulanabilir.

    YAPILMASI GEREKENLER…

    – Hangi bölgesel zayıflama metodunun hastaya uygun olduğu konusunda uzman doktor tarafından detaylı bir dermatolojik muayene yapılarak karar verilmelidir.

    – Birden fazla metodun bir arada kullanıldığı durumda tedavi başarısı daha da artacaktır.

    – Hastalara işlemden 1 hafta önceden başlamak üzere yağdan fakir diyet yapmaları, en az 2-2.5 lt kadar günlük su tüketmeleri ve mümkünse sporla desteklemeleri önerilir.

    – Her tür bölgesel zayıflama işlemi sonrasında hasarlanmış yağ hücrelerinin atılımını kolaylaştırmak için pressoterapi veya elle masaj gibi lenf drenaj yöntemlerinden biri mutlaka uygulanmalıdır.

    – Hastanın vücut kitle indeksine göre kilo fazlası varsa diyetisyen yardımı ile kilolarının azaltılması ve sonrasında bölgesel zayıflama işlemlerinin yapılması tedavi başarısını elbette arttıracaktır.

  • Çağımızın Sorunu Ertelemek

    Çağımızın Sorunu Ertelemek

    Günlük hayatta hepimiz mutlaka yapılması gereken önemli işleri ertelerken bulmuşuzdur kendimizi. Ertelemek insanın doğasında vardır aslında. Burada incelememiz ve üstünde durmamız gereken şey yapmamız gereken işi ne kadar süreyle erteliyoruz ve bu erteleme hayatımızı ne kadar etkiliyor?

    Erteleme, yapılması gereken herhangi bir işi yapmayı geciktirme, başka bir zamana atma, ileriki bir zamana bırakmadır. Yapmamız gereken bir işi, bir görevi ertelediğimiz zaman aslında bir takım aşamalardan geçeriz:

    Yapmaya kesin karar veririz.

    Yapmayı gereksiz yere geciktiririz.

    Aslında geciktirmenin zararlarını bilir ya da bir yararının olmadığını çok iyi biliriz.

    İşi geciktirdiğimiz için kendi kendimizi kınarız ya da yapacağımız işi zihnimizden uzaklaştırarak kendimizi savunuruz.

    Ancak son dakikada kendimizi zorlayarak işi ya zamanında ya da geç bitiririz ya da hiçbir zaman bitiremeyiz ve kendimizi rahatsız hissederiz.

    Böyle bir gecikmenin bir daha yaşanmayacağı konusunda kendi kendimize güvence verir ve gerçekten buna inanırız.

    Üzerinden çok uzun bir zaman geçmeden gelen yeni işi yapmayı yine geciktiririz.

    Bütün gecikmeler benzer bir yol izlemez. Kimi işler, daha iyi yapılmaları uğruna geciktirilebilir; bunlar normal kabul edilebilir. Ancak yukarıda bahsettiğim kasıtlı geciktirmelerin kişide rahatsızlık uyandıran bir yanı vardır. Kişinin iç dünyasında bir takım sorunlara neden olur ve kişide “yenik düştüğü” duygusunu uyandırır. Kişi bu yanlışını düzelteceğine, çoğu zaman yaptığı bu yanlışını sürdürür ve bir kısır döngü oluşur.

    Bu sorunu aşabilmek için, önce bu gerçeklikle yüzleşmek, aşma sürecinde yaşanacak sıkıntıları göğüslemeyi kabul etmek ve konunun üzerinde yeniden düşünmeyi ve eyleme geçmeyi istemek gerekir. Öncelikle geciktirme eğiliminde olduğunuz işi ilk önce yapmak en etkili çözümdür.

    Amaçlarınızı belirleyin çünkü amaçlarınız elde etmek istediklerinizin yansımalarıdır. Kendinizi geliştirebilmeniz için birtakım amaçlar belirlemeli ve bunların yolunda ilerlemelisiniz fakat amaçlarınızı nasıl belirlediğinizde bir okadar önemlidir. Üstlendiğiniz göreve uygun düşmeli ve gerçekçi olmalıdırlar. Kişisel yeterliliğinizi arttırmalı ve onlara ulaşmaya çalışırken gösterdiğiniz çabalar ölçülebilir olmalıdır.

    Bir işin üzerinde düşünüp durmaktansa hemen eyleme geçmek gerekir. Eyleme geçerken şu soruları yanıtlandırmak önemlidir.

    1. Bugün neredeyim?

    2. Nereye gidiyorum?

    3. Oraya ulaşabilmem için ne yapmam gerekir?

    4. Ne gibi seçeneklerim var?

    Bu soruları yanıtlarken başaracağımıza yönelik isteğimiz en üst düzeyde olmalıdır. Yaptığımız iş sonunda sağlayacağımız gerçek yararı düşünebilir ya da yaşayacağınız sıkıntının ortadan kalkacak olduğunu düşünebiliriz.

    • Zorlandığım zaman yapmak benim için daha kolay.. Bu yüzden iyice zorlanana kadar erteleyeceğim, sonra yapmak benim için daha kolay olacak.

      • Zorlandığınız zaman yapmak size daha kolay oluyor gibi görünebilir, ancak o koşullar altında yapmanın daha zor olduğunu göreceksiniz. Bitirmeye zorlanacağınız için, iyi bir iş çıkarmanıza yardımcı olacak gereçleri bir araya getiremeyecek, işin üzerinden yeniden gitmek için yeterli zamanınız olmayacak ve geçiştireceksiniz.

    • İşi nasıl iyi yapacağımı bilmiyorum. Nasıl iyi yapabileceğimi bilene dek bekleyeceğim.

      • İşi nasıl iyi yapabileceğinizi bilmiyorsanız, beklemeniz için haklı bir nedeniniz yok demektir. Nasıl iyi yapabileceğinizi bulmak için hemen başlamalısınız, başlayarak daha iyi öğreneceksiniz.

    • Yapıp yapmayacağımı bilmiyorum, çünkü gerçekten yapmak istemiyorum.

      • Yapmak zorunda olduğunuz bir işi ne kadar az istiyorsanız o kadar çabuk başlamalısınız böylece biran önce o işten kurtulmuş olacaksınız. Yapmayacak olursanız ise iş gözünüzde giderek büyüyecek ve hiç yapılamayacak bir hal alacaktır.

    • Bu işi geciktirmem dünyanın sonu değil, geciktirsem de çok büyük bir şey olmaz.

      • Evet gerçekten dünyanın sonu değil ancak bu, geciktirirseniz de çok büyük bir şey olmaz anlamına da gelmiyor. Herhangi bir işin, her şeyden önemli olmaması demek, hiç öneminin olmaması demek değildir. Belki çok önemli olmayan bir iş fakat bu işi her şeyden daha önemli olduğu için yapmıyorsunuz zaten, kendi taşıdığı öneme ve değere göre yapıyorsunuz.

    • Bir kez son dakikada yapmıştım ve bu işe yaradı, niye aynı şekilde yapmayayımki?

      • O zaman gerçekten işe yaradı mı, yoksa durumu mu kurtardı? O zaman bu yöntem oldukça işe yaramış bile olsa, geciktirmeseniz daha iyi sonuçlar almaz mısınız? O zaman bu yöntem işe yaramış bile olsa, geciktirmenizden ötürü çektiğiniz sıkıntıya, zorluğa ya da gerginliğe değer mi?

    Yukarıda görüldüğü gibi düşünüldüğünde ertelemek için bir çok sebep bulunabilir fakat bu sebeplerden hiçbiri mantıklı olmayacaktır. Bir erteleme durumu söz konuş olduğunda kendi eylemlerinizi düzenleyerek kendi kendinizin komutanı olduğunuzu düşünebilirsiniz. İlerleme elbette ki yavaş yavaş olacaktır. Önünüzdeki altı ay içerisinde yüzde onluk, sonraki altı ayda ise yine bir yüzde onluk gelişme olacağını ve aşama aşama artacağını düşünün.

    Aynı zamanda bir erteleme çizelgesi de işinize çok yarayacaktır. Örneğin:

    • Ertelediğiniz işi tanımlayın

    • Ertelemeye başladığınız ilk aşamada ne hissediyordunuz?

    • Ertelemeye başladığınız ilk aşamada ne düşünüyordunuz:

    • Söz konusu işi geciktirirken kendi kendinize ne söylüyordunuz)

    • Sonuç ne oldu?

    Hepinize zamanında bitirdiğiniz işlerle dolu bol planlı ve programlı günler dilerim.

  • Çocuk ve gençlerde yürütücü işlevler nelerdir? Bilmemiz gerekenler ve öneriler

    İşe Başlama:

    Bunun için işi düşünmek, işe başlayınca ve bitirince nasıl hissedeceğini imgelemek, işi bitirmek için kendine motivasyon konuşması yapmak, işi yapmazsan neler olacağını düşünmek, işin aşamalarını planlamak, işi yapmak için en uygun zamanı seçmek, o sırada yapmakta olduğun işi durdurmak, gerekli malzemeyi toplamak ve işe başlamak gerekir.

    Bazı çocukların dışarıdan gelen ipuçlarına (ör. anababanın ya da öğretmenin işin adımlarını sözel olarak anımsatmasına ya da yaparak göstermesine) daha fazla gereksinimleri vardır. Bazı çocuklar ise işi yapmanın olumlu sonuçlarını ya da yapmamanın olumsuz sonuçlarını düşünemezler.

    1-4 Yaş Çocukları:

    Önce yaptıkları işi durdurmaları gerekir. Bunun için kısa bir süre öncesinden sözel anımsatıcılar gerekir: “ İki dakika içinde oyuncaklarını kaldırıp banyoya giriyorsun.” İşin hemen öncesinde yeniden işaret verilir: “Tamam, iki dakika doldu. Banyo zamanı.” “Biliyorum, eğlenirken oyunu bitirmek zor ama banyoda oyun oynamaya devam edebilirsin.”

    Görsel anımsatıcılar da kullanılmalıdır: Mutfak zamanlayıcısı ya da telefon alarmı kullanılabilir.

    En iyi yöntemlerden birisi yaptığı işi bitirip, toplamakla ilgili bir şarkı kullanmaktır. Her seferinde aynı şarkı kullanılmalıdır.

    Çocuklar konuşmayı öğrenmeden önce geçişleri anlayabilir ve akıllarında tutabilirler. Buna “sözel dışı işlev bellek” denir. Zihinlerinde bir geçişten önce ve sonra neler yapıldığı ile ilgili bir imge oluşur ve olayların sırasını akıllarında tutabilirler.

    “Önce – sonra” kavramını bu yaş çocukları öğrenebilirler: “Önce gömlek, sonra pantolon”. Çocuklar büyüdükçe aşmaların sayısı artabilir: Önce oyuncaklarını topluyoruz, sonra banyo eşyamızı hazırlıyoruz, daha sonra da banyoya giriyoruz.” “Öğle yemeğinden önce resim yapacağız”, “Yemekten sonra oyun oynayacaksın.” Pekiştirmek önemlidir:“Uykudan sonra baban eve gelecek”; “Gördün mü? Uykudan sonra baban eve geldi.”

    Yürütücü işlev bozuklukları olan çocuklar bir işe başlamayı imgeleyemezler. Bu tıpkı kapağındaki resme bakmadan bir yap-bozun parçalarını bir araya getirmeye çalışmaya benzer. Bu nedenle görsel destekler önemlidir: Yapılacak işi elinizle işaret ederek gösterebilirsiniz, işin temsili bir resmini gösterebilirsiniz ya da işi yaparken çocuğun fotoğrafını çekip kolay görebileceği bir yere asabilirsiniz.

    Övgüyle pekiştirmek çok önemlidir: “Aferin!” “İyi iş çıkardın.” “Nasıl yaptığını çok beğendim.” “Vazgeçmeden uğraştığın için seninle gurur duydum.” “Sen çok iyi topluyorsun. Ben de legoları kaldırarak sana yardım edeyim.” Bazı işler için ödüller ya da kutlamalar gerekebilir: “Yemekten sonra parka gidebiliriz.” İş tamamlanınca en kısa zamanda ödülü vermek gerekir. Yapılması gereken bir işi engellemedikleri sürece, daha önce verilmiş ödülleri geri almamak gerekir. Başlangıçta başarının tadını alabilmesi amacıyla, ödül için aşılması gereken çıtayı çok yükseğe koymamak gerekir.

    5-12 Yaş Çocukları:

    Anasınıfı ve ikinci sınıf arasında ödevlerin tamamlanması için yakından rehberlik edilmesi gerekir. Üçüncü sınıftan itibaren, bağımsız öğrenme becerilerinin gelişmesi amacıyla öğretmenler desteklerini aşamalı olarak geri çekerler. Çocukların bu dönemde bir sonraki işi kendilerine söylenmeden bilmeyi, planlamayı ve başlatmayı öğrenmeleri gerekir.

    Çocuklar sevdikleri bir işi yapabilmek için önce daha zevksiz bir işi yapmayı öğrenebilirler. Oyun oynamak için önce ödevleri bitirmek gibi. Yürütücü işlev sorunları olan çocuklar, işi bitirmenin keyfine değil, yaparken ne kadar sıkılacaklarına odaklandıkları için bu kurala karşı koyarlar. Böyle bir durumda, işi bitirmekten ne kadar hoşnut olacaklarını, oyun oynarken içlerinin ne kadar rahat olacağını ve anne babalarının nasıl güler yüzlü olacaklarını düşünmeye yönlendirmek gerekir.

    Bir işe başlamadan önce çocuğun o işi nasıl yapacağını bildiğinden emin olmak gerekir. Bilmiyorsa, iş küçük aşamalara bölünerek basamak basamak öğretilmelidir.

    Yapılacak birden fazla iş varsa çocuğa öncelikleri belirlemesi ve hangi işten başlayacağını seçmesi de öğretilmelidir. İşler zorluk sırasına dizilip hangisinden başlayacağını seçmesi de istenebilir.

    Hedef planlama: Temel yürütücü işlevlerden birisidir. İlkokul çocukları geleceğe dönük planlama yapmayı öğrenmek amacıyla iş listesi yapmayı becerebilirler. Her bir iş için gerekli süreyi hesaplamayı öğrenebilirler. Bunun için takvimlere yapılacak işi gösteren resimler yapıştırılabilir. Her iş yapıldığında takvime işaret konulabilir. Böylece çocuk ertelemek yerine başardığı işleri arşivlemiş olur.

    Ev ödevi rutini oluşturma: 1. Ödev yapma yeri belirleme. Bu mekânda ekranlar olmamalıdır. Mekân yeterince geniş ve iyi ışıklandırılmış olmalıdır. 2. Ödev zamanı saptama. Her çocuğa göre değişir ama eve gelince kısa bir beslenme ve dinlenme molası sonrası başlamak genellikle en uygunu olmaktadır. Rutinde tutarlı ve kararlı olunmalıdır.

    13 Yaş ve Üstü:

    Ergenlerin genellikle okul dışı etkinlikleri daha fazla olmaktadır. Buna rağmen bir akşam rutini oturtmaya çalışmakta yarar vardır. Bazı ergenler gecenin ilerleyen saatlerine dek ertelemezlerse, ödev baskısını içlerinde hissetmezler. Bu da gece geç saatlere dek ödev bitirmeye çalışmakla sonuçlanır. Ergenlerin ortalama 9,5 saat uykuya gereksinimleri vardır. Buna karşılık ergenlik dönemiyle birlikte uykuya dalma zamanı da daha ileri saatlere kayar. Bu nedenle ergenlerin akşam rutini ve uyku hijyeni öğrenmeleri önemlidir.

    Erteleme Canavarı: Ergenin zamanıyla beslenir. Özellikle de erteleme sonrası kısa süre çalışmaya karşın bir sınavda başarılı olan ergen kendine “Çok az çalıştım ama başardım” der. Başarısız olursa da “Son dakikaya kadar çalışmadığım için böyle oldu” der. Bazı gençler çalışıp da başarısız olmaktan korktukları ve ellerinde çalışmamış olma mazeretini tutabilmek istedikleri için ertelerler. Bu durumda risk almak gerektiği konuşulabilir.

    Yapacakları işi gözünde büyüten ergenlere işi küçük parçalara bölmek öğretilebilir. Önce giriş cümlesi yazmak, yapılacak işin ana hatlarını çıkarmak, kısa süre çalışıp mola vermek gibi.

    Erteleme dikkati çelen uyaranlarla da tetiklenir (internet, telefon, bilgisayar oyunları vs.). Ancak araştırmalar bu tür çeldiricilerin öğrenmeyi ve belleği bozduğunu göstermektedir. Ergenin ne zaman erteleme eğilimine girdiği saptanmalıdır: sıkılınca mı, bir aşamada zorlanınca mı? Erteleme tetikleyicilerini saptamak ve bunlara karşı koymayı öğrenmek önemlidir.

    Başarısızlıktan kaçınma tuzakları: Başarısızlık korkusu, ertelemeyi mazeret olarak kullanmayı sağlayarak pekiştirir. Bu durumda başarısızlığı normalleştirmek gerekir. Ana babanın başarıya giden yolun başarısızlıklardan geçtiğini örneklerle öğretmeleri ve çabanın, kararlılığın, etkin davranmanın, destek istemenin ve başarısızlığa dayanıklılık geliştirmenin önemini anlatmaları çok önemlidir.

    Motivasyon (istek, “hırs”) çocuğun karakter özelliği değil, durumsal bir özelliktir. Herkes bazı şeyleri yapmaya daha isteklidir. Ergenin kendini isteksiz ve tembel bir kimse olarak görmemesini sağlamak için kendisine ne söylediği önemlidir: “matematikte iyi olduğum için problem çözmeyi seviyorum. Buna karşılık kompozisyon yazmak en sevdiğim iş değil, bu nedenle de desteğe gereksinim duyuyorum” “ödevimi bitirince içim rahatlamış olarak arkadaşlarımla konuşacağım” “ödevimi zamanında teslim edince öğretmenimin takdirini toplayacağım”

    İnternet ve medya konusunda tümüyle yasaklamak genellikle çözüm sağlamaz. Bunun yerine ergenle anlaşarak bir saat sınırlaması yapmak, internet ulaşımı sağlayan bilgisayarın anababanın oturduğu odada kalmasını sağlamak, yalnızca sosyal medyayı engelleyen program yüklemek işe yarayabilir. Baştan çok katı kurallarla başlamaktansa ergenle anlaşma yapmak ve anlaşma maddeleri delinirse kuralları sıkılaştırmak daha uygundur. Ergenin kendi kendine belirli sürelerle sosyal medya engeli koyabileceği programlar vardır.www.mytomatoes.com ya da www.anti-social.ccbunlardan ikisidir. Bunlar işe yaramadığında evde bir “teknolojisiz bölge” oluşturulabilir ve ergen burada çalışmaya yönlendirilebilir.

    Tepki Önleme:

    Dürtü denetimidir. Çocukların zaman ufku çok yakın olduğu için yalnızca şimdi ve buradayı düşünebilirler. Ancak olgunlaştıkça, daha önemli bir hedef uğruna şimdi yapmak istedikleri şeylerden vazgeçebilirler. Örneğin, sınava çalışmak için telefonlarını kapatabilirler. Ancak yürütücü işlev bozukluğu olan çocuk ve ergenlerin tepki önleme becerilerinin gelişimi gecikir. Tepki önleme kendini tehlikelerden korumak, arkadaş ilişkilerini sürdürebilmek, çeşitli durumlara duygusal ve bazen saldırgan tepkiler vermemek, sorunları sakin ve etkin biçimde çözebilmek, ders sırasında sınıf kurallarına uyabilmek için gereklidir. Tepki önlemekte zorluk çeken çocuklar ayrıca fazla dokunarak iletişim kurarlar, okurken sözcüklerin ya da tümcelerin son kısımlarını tahmin ederler (kabaca okuma) ve bu nedenle okuduklarını anlamakta zorlanırlar.

    “Tilki tilki saat kaç”, müzikli sandalyeler, “don”, saklambaç gibi hareketli oyunlar ve kutu oyunları tepki önleme becerisini arttırır.

    Öngörme: Dürtüsel davranan çocuklar davranmadan önce bazı uyarı işaretleri verirler. Örneğin sinirlenir ya da aşırı heyecanlanırlar. Bu duygularla bakışları, yüz ifadeleri değişebilir ya da yumruklarını sıkabilirler. Uyarı işaretini gördüğünüzde bir komutla çocuğu bulunduğu durumdan çıkartmaya çalışabilir ya da önceden öğrendiği sakinleşme yöntemlerini uygulamaya teşvik edebilirsiniz. Hissettiklerini sözel olarak ifade etmesini isteyebilirsiniz. Amacınız kendi belirtilerini tanımayı ve davranışını dizginlemeyi öğrenmesidir. Bunu sağlamak için müdahale ederken açıklama yapmalısınız. Örneğin, “Sıkıldığını fark ediyorum. Şu anda aklından ne geçiyor?” diye sorabilirsiniz. Böyle anlarda sözel müdahaleyi kısa cümlelerle yapmak gerekir.

    Dürtüsel davranmak yerine ne yapması gerektiğini öğretme: Örneğin, “Şimdi bir daha deneyelim. Eşyamı almadan önce benden izin isteyebilir misin?” İzin isterse, istediği nesneyi vermek gerekir. Veremeyecekseniz seçenek sunmalısınız. Örneğin, “Benim makasım sivri ve tehlikeli. Gel birlikte bir kağıt makası bulalım.” “Konuşmamın bitmesini beklersen seni dinleyeceğim. Sözümü kesmeden parmağını kaldırarak ya da bir kez “affedersin anne” diyerek beklemeni istiyorum”.

    Dürtüsünü denetlediği zamanları mutlaka fark etmek ve geri bildirmek: “Ben telefonla konuşurken sözümü kesmediğin için teşekkür ederim.”

    Dikkatsizlik hataları yapan çocuklar için: Önce bir örüntü aramak yani, ne tür hataları daha çok yaptığını keşfetmek gerekir. Daha sonra, hata yaptığı işi sistematik olarak nasıl gözden geçirip hatasını fark edeceği ve düzelteceği öğretilebilir. Örneğin, matematik problemi çözerken soruyu dikkatsizce okuyan çocuğa yüksek sesle okuması, sorudaki anahtar sözcükleri işaretlemesi, problemin çözümünün adımlarını belirlemesi, çözmesi ve en son olarak sonucu kontrol etmesi ya da sağlama yapması adımları öğretilebilir.

    Çocuğun kendisini bekleyen durumu ve atacağı adımları bilmesi ve kendini hazırlaması önemlidir. Başlangıçta karşılaşacağı durumları ve yapması gerekenleri siz açıklayabilirsiniz ancak asıl amaç kendisinin öngörmeyi ve planlamayı öğrenmesidir.

    Görsel ayrıntıları işaretlemek: Öğrenmesi gereken bilginin içindeki anahtar sözcükleri renkli kalemlerle işaretlemeyi öğrenmesi işe yarayabilir.

    Odaklanma:

    Normalde dikkati bölünmeden sürdürebilme süresi çocuklarda 20, ergenlerde ise 45 dakikaya kadardır. Yürütücü işlev bozukluğu olan çocuklarda bu süre çok daha kısa olup daha sık aralıklarla dikkatlerini “yeniden başlatmak” (reset) ihtiyacı duyarlar.

    Kendini izlemeyi öğrenmek: Çocuğun öncelikle odaklanıp odaklanamadığını ayırt edebilmeyi öğrenmesi gerekir. Bu becerinin okul başarısında artış sağlayacağı ve ders çalışma süresinin kısalacağı anlatılarak çocuk isteklendirilebilir. Alıştırma amacıyla bir zamanlayıcı ya da alarm kullanılabilir. Alarm 5 dakika aralıklarla çaldırılıp çocuğun odaklanıp odaklanmadığını kontrol etmesi işe yarar.

    Beynin aynı bölgesini ilgilendiren işlerde çoklu işlev yapmak mümkün değildir. Örneğin, aynı anda hem ders çalışıp hem telefonla iletişim olamaz ya da televizyon izlenemez. Bu tür çalışma zihinsel enerjinin çabucak tüketilmesine ve zihinsel yorgunluğa neden olacağı gibi öğrenmeyi de engeller. Araştırmalar ders çalışırken telefon ya da televizyonla ilgilenen çocukların not ortalamalarının daha düşük olduğunu göstermiştir. Bu nedenle çalışırken telefonu ve televizyonu kapatmak, önceleri 15 dakika aralıklarla mola vererek telefonda sosyal medyaya göz atmak ve bu süreyi giderek uzatmaya çalışmak yararlı olur. Anababanın bu beceriyi kendileri de uygulayarak örnek olmaları gerekir.

    Ders çalışırken televizyon, video ya da internetten herhangi bir görsel izlemek, hatta sesini duymak söz konusu olmamalıdır.

    Ders çalışırken müzik dinlemek de konsantrasyonu bozabilir. Müzik duygu durumu iyileştirdiği ve çalışmayı daha az sıkıcı hale getirdiği için istenebilir. Dinlenen müziğin türü ve çalışılan dersin niteliği önemlidir. Özellikle karmaşık bir şey öğrenirken ya da ezber sırasında müziğin bozucu etkisi olacaktır. Mutlaka dinlemek isterse sözlü değil enstrümantal müziği tercih etmelidir.

    Yargısız Farkındalık (mindfulness): Zihinsel yoga olarak düşünülebilir. Dikkat sorunu olan çocukların aklından hızla birçok farklı düşünce geçebilir ve dikkati dağıtabilir. Çocuğun kendine “yavaşla” demesi, nefes almaya odaklanması ya da zihninde sakin bir imge oluşturması işe yarayabilir.

    Zaman Yönetimi

    Evden Çıkarken:

    “Hazır” ne demektir, görmeli. Hazır olmak için neler gerektiğini zihninde görselleştirebilmeli. Bunun için “tam hazır” ve kapıdan çıkmak üzere olduğu anın fotoğrafını çekip kapının yanına yapıştırmak ve altına gerekli işlerin listesini yazmak yararlı olabilir.

    İşler listesini kategoriler biçiminde düzenlemek akılda tutmayı kolaylaştırabilir:

    Kişisel hijyen: giyinme, yüzünü yıkamak, saçını taramak, dişlerini fırçalamak, ayakkabı giymek

    Yiyecekler: Sandviç, içecek vs.

    Okul malzemeleri: Sırt çantası, ev ödevi, okul kitapları, kalem kutusu, izin kağıdı, proje.

    Kişisel eşya: Anahtar, cüzdan, telefon, kimlik, para.

    Okul sonrası: eşofman, ekipman, ayakkabı.

    Yemek Zamanı Kuralları:

    Sofrada oyuncak ya da elektronik olmaması,

    Kahvaltıyı reddediyorsa yiyebileceği şeylerin verilmesi ve kuşluk zamanı atıştırmalık verilmesi,

    Ödev Zamanı:

    Ortamın dikkat dağıtıcı uyaranlardan arındırılması; temiz, düzenli ve sessiz ortam sağlanması.

    Ödevlerin ne zaman ve nasıl yapılacağı konusundaki kararların birlikte verilmesi.

    Ödevin bitmiş halini zihninde canlandırabilmesi. Kendini nasıl hissedeceğini de hayal etmesi.

    Ortamda analog saatlerin bulundurulması. Saatin hangi kolu nereye geldiğinde çalışmasının bitmiş olması gerektiğinin saat üzerine yapıştırılacak bir magnet ya da kağıtla işaretlenmesi. Molaların da benzer biçimde işaretlenmesi.

    Zamanlayıcı kullanımı

    Öğrenme Etkinliklerinin Planlanması:

    Ajanda ve takvim kullanımının öğretilmesi ve özendirilmesi. İşlendiğinin günlük olarak izlenmesi. Her dersin ayrı renklerde işaretlenmesi.

    Aile takvimi de tutulması

  • Kış aylarında çocuklar nasıl giyinmeli ?

    Soğuk havaların gelmesi ile birlikte bir dizi sorunla geldiği için anneler kış aylarını pek sevmezler. Kar çocuklar için oyun aracı demek olsa da, anneler “hasta olur” endişesi ile kardan hoşlanmazlar. Özellikle sokağa çıkarken anne ile çocuk arasında küçük çapta giysi savaşları yaşanır. Çocuğunuzu soğuktan koruyup, olası hastalıkları mümkün olduğunca önlemek ve aynı zamanda giyim sorunlarını oyuna dönüştürebilmek için birkaç önemli ayrıntıya dikkat etmeniz gerekiyor.

    Çocuğunuzu Kat Kat Giydirin

    Tek kat çok kalın bir giysi yerine daha ince bir yapıda birkaç kat giysi soğuk havaya karşı daha iyi bir yalıtkanlık sağlarken, gerektiğinde de çıkarılarak çocuğun vücut ısısının aşırı artması engellenir. Kat kat sistemiyle giydirdiğinizde çocuğunuz hem soğuktan etkilenmez hem de normal vücut aktivitelerini yerine getirirken terlemez.

    Örnek bir giydirme biçimi olarak şu önerilebilir; en alta uzun termal bir iç çamaşır, ardından boğazlı veya dik yakalı bir kazak, bunun üstüne bir süeter, kalın bir pantolon ve palto. Özellikle karda oynamayı seven çocuklar için ideal bir formül. Burada dikkat edilmesi gereken bazı çocukların yün ve benzeri maddelere karşı aşırı hassas olduğudur. Yün ısıtıcıdır ama hassas ciltleri tahriş edebilir. Bunun için çocuğun cildine doğrudan temas eden kıyafetlerin %100 pamuklu olmasına özen gösterin.

    Çocuğunuzun Başını Sıcak Tutun

    Çocuğunuz için gerekli olan kıyafetlerin başında bir şapka gelmelidir. Çünkü vücut ısısının çok büyük bir bölümü çıplak baş yoluyla kaybedilir. Ayrıca boyun bölgesi de önemli bir ısı yitirme alanıdır. Soğuk hava ve sert rüzgara maruz kalan çocukların yanakları, burunları, kulakları ilk üşüyen ve donma tehlikesine karşı en duyarlı olan bölgeler arasındadır. Bu yüzden bir şapka çocuğu soğuğa karşı koruyacak önemli bir giysidir. Çok rüzgarlı havalarda çocuğunuzu fazla dışarıda bırakmamaya ve rüzgarın doğrudan yüzüne çarpmamasına dikkat etmelisiniz.

    Ayaklarını sıcak tutun

    Soğuk ve ıslanmış ayaklar sadece çocuğu rahatsız etmekle kalmaz, kolaylıkla donma tehlikesi de yaratabilir. Özellikle karda yürüyen ve oynayan çocuklar için. Bu yüzden ayakkabı ve çorap seçimine dikkat edin. Yalıtkan botlar soğuk havalar için en uygun olanlarıdır. Su geçirmeyen, dikişsiz ve ayağa tam oturan ayakkabıları seçin. Ayrıca çocuğun ayağını botun içinde rahatsız edecek şekilde çok ağır ve kalın çoraplardan kaçının.

    Ellere ve parmaklara dikkat!

    Minik bir el soğuk havada donmaya en açık alanların başında gelir. Özellikle bebekler için. Bu yüzden tek parmaklı veya normal bir eldiven, hatta kaybolmalara karşı birkaç çift eldiven çocuğunuzun kışlık gardrobunda mutlaka yer almalı. Daha büyük çocuklar için su geçirmeyen, yalıtkan eldivenler tercih edilmelidir.

    Bebeklere daha dikkat etmek gerekir?

    Bebeklerde yağ tabakası henüz oluşmadığından vücut sıcaklıklarını tam dengeleyemezler. Kısa süreli de olsa soğukta kaldıklarında vücut sıcaklıkları hemen düşer.özellikle düşük doğum ağırlıklı doğan bebeklerde durum daha da önemlidir. Bu yüzden onların vücut ısılarını sık sık kontrol etmek gerekir. Genel olarak yetişkinlerin giyiminin bir kat fazlası olarak belirtilen bebek giyiminde gerekirse bir battaniye de kullanılabilir.
    Bebeğin vücut ısısının yeterli olup olmadığından emin olmak için en iyi yöntem ateşini ölçmektir. 35 derecenin altında ise problem var demektir. Hemen sıcak bir ortamda besleyerek ısıtmalısınız. Odanın sıcaklığını artırmak, giyimini kalınlaştırmak veya sizin teninizin sıcaklığını hissetmesini sağlamak yapılabilecekler arasındadır.

    Koruyucu Ürün Kullanın

    Soğuk yanığı ve döküntü kış aylarında bebek ve çocuklarda sıkça görülür. Pullanma, çatlama, kızarma, kaşıntı en belirgin bulgulardır. Bunları en aza indirmek için, mümkün olduğunca soğukta kalmayın ve soğukta iseniz koruyucu ürünler kullanın.

    Soğuk çarpması nedir?

    Küçük çocukların özellikle parmak uçları, burun ve yanak dokuları soğuk çarpmasına duyarlıdır. Bu dokuların soğukluğu dokunmakla hemen anlaşılır. Ten beyaz, sarı, gri arası bir renk alır. Zaman zaman beyaz lekeler oluşur. Bu gibi durumlarda acil müdahalede bulunmak gerekir. Böyle bir durumda derhal bir doktorunuza başvurun.

  • Ateş vücutta nasıl oluşmaktadır?

    Ateş vücutta nasıl oluşmaktadır?

    Ateş vücutta üç değişik mekanizma ile oluşmaktadır. Bu değişik mekanizmalarla oluşan ateşe, ateş düşürücü ilaçların cevabı da farklı olmaktadır.

    Birinci grupta enfeksiyonlar, kanserler ve bağ dokusu hastalıkları bulunmaktadır. Bu grupta beyindeki hipotalamus bölgesindeki ateş ile ilgili merkezde ısı yükselmesi olmaktadır. Bu tip ateşlerde ateş düşürücü ilaçlarla ve çevre ısısının düzeltilmesi ile ateş düşürülebilmektedir.

    İkinci tip ateş tiroid bezinin aşırı çalıştığı ve çevre ısısının aşırı arttığı durumlar ile aspirin gibi bazı ilaçların yüksek dozlarda alındığı salisilat zehirlenmelerinde oluşmaktadır. Bu grupta ısı kaybından fazla ısı oluşması söz konusu olup ateş düşürücü ilaçlar ateşi düşürememektedirler. Üçüncü grupta sıcak çarpması, bazı deri hastalıkları ve zehirlenmeler sonucu ateş oluşmaktadır. Bunlarda ısı kaybında sorun vardır ve ateş düşürücüler yine etkisiz olmaktadır.

  • Erteleme Sorunu

    Erteleme Sorunu

    Erteleme sorunu, bireyin çeşitli görev ve sorumluluklarını yerini getirirken bunu bir sonraki zamana bırakması ve kimi zaman o işi yapamama veya yaptığı iş sonucunda olumsuzluklarla karşı karşıya kalmasına sebep olan durumdur. Dilerseniz erteleme sorununu detaylı bir şekilde ele alalım

    Kimi insanlar yapacağı işi en kısa zamanda yapmayı planlar ve elinden geldiği sürece de işi zamanında yaparlar. Kimi insanlarda ise bu durum biraz daha farklıdır. Birey bir iş, görev veya sorumluluk için karar alır ve o işi yapacağına inanır. Fakat fikri bir şekilde değişir ve o işi ertelemeye ertelediği zaman geldiğinde tekrar ertelemeye başlar. Yani bir kısır döngü içerisine girer. Son dakikaya geldiğinde ise etekleri tutuşurcasına yapar veya yapmaktan vazgeçer. Erteleme sorunu günümüzde sıkça rastladığımız bir durum. Bize bir görev verilir ya da bir şeyi yapmakta karar alırız, bir okul ödevini ya da şirket projesini buna örnek olarak alalım. Kişiye belirli bir süre verilmiştir. Kişi bu işi yapmak hakkında karar alır yapacağını da düşünür fakat elinde belirli bir süre olduğu için rahat davranır. Bu rahatlık bir yere kalır ve sonunda zaman tükenmeye başlar. Kişi birden kaygı içerisine girer eli ayağı karışırcasına o işi halleder veya bu işi halletmekten vazgeçerek sonuçlarına katlanmayı kabullenir. Ödev veya proje teslim edildiğinde ise yaptığı işte sorunlarla karşılaşır. Bu sorunlar, eksiklik, düzensizlik, baştan savmacılık vb. durumlar olabilir.

    Erteleme Sorununun Sebebi ve Üstesinden Gelme

    Kişi beceri eksikliği, mükemmeliyetçilik, düzensiz çalışma düzeni, isteksizlik gibi çeşitli sebeplerden dolayı erteleme sorunuyla karşı karşıya kalır. Bu durumdan kaçınmak için ise planlı ve programlı çalışılmalı, hatırlatıcılardan yararlanılmalı, işi akıla geldiğinde ertelemeden en kısa sürede yerine getirmeli, verimli çalışma anlamında kendimizi geliştirmeliyiz. Bir diğer yöntem ise hedef olarak işi bitirmeyi değil işe başlamayı hedef almalıyız. Başlamak bitirmenin yarısıdır sözü de bu yöntemi bir kez daha açıklamakta.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

     

  • Daha iyi hissetmek için ipuçları

    Daha iyi hissetmek için ipuçları

    Herkes dönem dönem kendini çok kötü hissedebilir. Duyguları ve düşünceleri olan biz insan ırkı için bu doğal bir süreçtir. Aksilikler üst üste gelir, yapacak işleriniz birikir, beklemediğiniz problemler ortaya çıkar, hayal kırıklıkları yaşarsınız ve bunların tümü size tükenmişlik hissi verir. Böyle bir süreçle karşı karşıya geldiğimizde işin içinden nasıl çıkacağımızı nereden başlayacağımızı bilemediğimiz anlar olur. Bu tip durumlarda kendi hayatımızda ufak değişiklikler yapmak, bakış açımızın değişmesine ve ihtiyaç duyduğumuz gücün geri gelmesine olanak sağlayacaktır. 
    Öncelikle çalışma ortamınızı ve yaşam alanınızı temizlemek ve düzenlemekle işe başlayın. Kendinizi sıkışmış ve bunalmış hissettiğiniz anlarda çalışma ve yaşam alanlarınızın da iç dünyanızı yansıtırcasına normal düzeninden çıktığını ve normale göre daha dağınık olduğunu farkedeceksiniz. Masanın üstündeki kağıtları düzenlemek, çekmecelerinizi elden geçirmek, odanızdaki dağınıklığı gidermek sizin daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.
    Nereden başlayacağınızı bilemediğiniz anlarda size en kolay gelen işi seçin ve başlayın. Hiç bir şey yapmamaktansa çok da aciliyeti ve önemi olmayan bir işi dahi tamamlıyor olmak yeniden çalışma isteği getirecektir size. Ek olarak yapılacaklar listenizde duran ve sayfayı kalabalık gösteren bir kaç parça işi de silmiş olacaksınız 
    Canı sıkan konuları sevdiklerinizle konuşmaktan asla çekinmeyin. Kendi kendinize yetmediğiniz zamanlar olacaktır, fikirlerine güvendiğiniz kişilerden destek alın, farklı düşüncelere ve fikirlere açık olun. Bunun yanı sıra sevdiklerinizde bu sıkıntılarınızın dışındaki herhangi bir konuda konuşmak da bu sancılı süreçte size moral ve motivasyon sağlayacaktır.
    Mükemmeliyetçi düşünce yapısından mümkün olduğunca sıyrılmaya çalışın. Bazı zamanlar bir işin tamamlanamamasının en büyük nedeni, o işi kusursuzca yapma isteğimizdir. 
    Kendinize zaman ayırın. Canınızı sıkan konu dışında da bir hayatınız olduğunu unutmayın ve kendiniz için birşeyler yapmaya çalışın. Sizi geliştirecek uğraşlar bulmak hayatla aranızdaki bağı güçlendirecektir. 
    Kendinize ayırdığınız zaman kadar olmasa da başkalarına da zaman ayırın. Diğer insanları mutlu etmeye çalışın, sokak hayvanlarına yardım edin, zor durumdaki bir arkadaşınıza destek olun. İç huzurunuz için bu tip davranışlar çok önemlidir. Özellikle de kendinizi “işe yaramaz” hissettiğiniz dönemlerde başklarına yardımcı olabiliyor olmak size huzur verecektir. 
    Spor yaptığınızda vücudunuzda endorfin hormonu sağlayacaktır ki bu hormonun ağrı kesici etkisi kulladığımız ilaçlardan otuz kat daha fazladır. Eğer zaman sıkıntısı yaşıyorsanız evde bir kaç hareket yapmak, akşam 15-20 dakika yürüyüş yapmak size iyi gelecektir. 
    Bakış açınızı değiştirmeye çalışın. Aslında hayat tamamen bizim algılarımızdan ibarettir. Bir olayın ne kadar can sıkıcı ne kadar keyifli ne kadar rahatsız edici olduğuna biz karar veririz. Bu kararları verirken  geçmiş tecrübelerimiz, bize öğretilenler, travmalarımız, o anki ruh halimiz gibi içsel etkenlerin yanı sıra havanın sıcaklığından tutun da toplantı yaptığınız odanın duvarların renklerine kadar bir çok dış etkenler olaya bakış açınızda ciddi anlamda rol oynamaktadır. Yaşadığınız sıkıntıyı mümkün olduğunca diğer etkenlerden bağımsız değerlendirmeye çalışıp çözüm süreçlerini de buna göre planlamanız gerekmektedir. 
    Farklı bakış açıları oluşturmakta sıkıntı yaşıyorsanız ya da baktığınız bütün açılar size farklı farklı olumsuzluklar getiriyorsa profesyonel bir destek almaktan çekinmeyin. İç dünyanızı tanımak, beklentilerinizi düzenlemeyi öğrenmek, farklı bakış açıları edinebilmek size hayatta çok şey kazandıracaktır. 

  • Bel fıtığı modern tedavisi

    BEL FITIĞINDA AMELİYAT ŞEKİLLERİ

    Bel fıtığında ne zaman ameliyat gerekir?

    Her bel fıtığı hastasında ameliyat gerekmez.Her 100 bel fıtığı hastasının ancak yüzde 2-3 arası ameliyat gerektirecek hastadır,diğerleri alternatif tedavilerle düzelir.Eğer ağrı bacağa yayılmaya başlamışsa,güçsüzlük varsa,uyuşukluk varsa,ilaçlardan fayda görememişse,idrar yada büyük abdest kaçırma varsa,hasta işini yapamaz ve ayağa kalakamz yürüyemez olmuşsa ameliyat gerekir.

    Ameliyat şekilleri nedir?

    1- açık cerrahi

    2- mikrocerrahi

    3- mikroendoskopik cerrahi

    4- IDET(intradiskal elektrokoaguloterapi)halka arsında lazer olarak bilinene tedavi

    5- Nukleoplasti

    Bu ameliyat şekillerinden hangisi daha iyi?

    Açık cerrahi artık günümüzde terkedilmiştir.Bel fıtığı hastaları gerekli tetkikl ve muayene sonrası hangi yöntemden fayda görecekse oana göre hazırlanıp hastalar ameliyat sonrası hemen işine dönmekte ve rahatlıkla ömür boyu çalışabilmektedir.Genç hastalarda mikrocerrahi ve lazer(IDET) , endoskopi cerrahi arasında tercih yapılır.Avrupada ve Amerikada endoskopik cerrah,i denen ve TV lerde boy boy reklamı yapılan ameliyat 10 yıldır terk edilmiş bir yöntemdir,çünkü başarısı çok düşük olmuş ve tüm hastalarda fıtık tekrar etmişti,r onun için mikrocerrahi ve lazer tedeavisi yapılmaktadır.

    Ameliyat sonrası iyileşme

    Mikrocerrahi sonrası hasta 3-4 saat sonra ayağa kalakmakta ,1 gün sonra dışarı çıkmakta ve 1 hafta sonra işine dönmektedir.Ameliyat sonrası hastalar normal insanların yaptığı her işi yapabilmekte ve günlük aktivitelerine dönmektedir.

    IDET yani lazer tedavisinde hasta ameliyattan hemen sonra ayağa kalkmakta, hemen taburcu olmakta ve işine dönmektedir.

  • Yumurta mı masum yoksa kanıta dayalı tıp mı yanılıyor?

    Bir besin maddesi olarak tüketilen yumurta; döllenmiş olması durumunda içerisinde oluşan embriyoyu dış dünya şartlarına dayanıklı hale gelinceye kadar besleyip gelişmesini sağlayan molekülleri barındıran çok değerli bir üründür. Bilinen en güçlü antioksidan aminoasit olan metiyoninin en fazla bulunduğu gıda maddesi de yumurtadır. Metiyonin, günümüzde antioksidan özelliğine ilaveten Karaciğer kanserleri ile osteoartrit gibi halk arasında kireçlenme diye bilinen hastalıklarda umut vaat eden bir tedavi yöntemi olarak denenmektedir. Metiyonin antioksidan özelliğini sahip olduğu karbon sülfür bağı sayesinde kazanmaktadır. Karbon sülfür insan organizmasında üretilememektedir. “Bu kadar önem arz eden bir aminoasitin olumsuz özelliği yok mudur” sorusuna ne yazık ki hayır cevabını verememekteyiz. Organizmada bulunan metiyonin; son derece yararlı ve bir o kadar da önemli reaksiyonlara katıldıktan sonra zararlı bir molekül olan homosisteine dönüşmekte ya da görev aldığı antioksidan tepkimeler sonrasında okside olmaktadır. Oksitlenme; metiyoninin sahip olduğu sülfür atomunun oksijen radikalleri diye nitelendirilen yaşlanmaya neden olan artık ürünlerle etkileşimi sonucu meydana gelmektedir. Sonuç olarak oksitlenen sülfür iyonu renk değiştirerek koyu bir renk almaktadır. İşte bu nokta bize fazla pişirilen yumurtada meydana gelen renk değişimini hatırlatmaktadır. Bir başka deyişle pişirilen yumurta sarısı; içerdiği metiyonin amino asitlerindeki sülfür iyonlarının oksitlenmesi sonucu antioksidan özelliğini kaybetmektedir. Okside metiyonin ise; tıpkı kolesterol esterleri yani atık kolesterol olan LDL gibi pıhtılaşmaya yatkınlığı arttırmaktadır. Özetle okside metiyonin de okside kolesterol gibi damarların tıkanmasına neden olan aterom plaklarının gelişmesine zemin hazırlayan mekanizmaların başlamasına neden olmaktadır. Yumurta içerisinde bulunan kolesterol de; embriyonun büyüme ve gelişme süresinde gerekli olan steroid kaynaklı hormonların sentezi için temel kaynağı oluşturmaktadır. Böylesi yaşamsal fonksiyonlar için yumurta içerisinde depolanmış olan kolesterolün bu denli insan hayatını tehdit eder bir konum kazanmış olması akla uygun düşmemektedir. Vazgeçilmez olan, neden ölümcül özellik kazanmakta bunu sorgulamalıyız. İşte bu noktada kolesterolün de tıpkı metiyonin gibi benzer bir konuma sahip olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Isı nasıl ki metiyonini ölümcül hale dönüştürmekte aynı ısı kolesterolü de ölümcül hale çevirmektedir. Bu konunun kanıta dayalı tıpla ne alakası var derseniz şimdi o noktaya geliyoruz. Kanıta dayalı tıp deneylerin veya gözlemlerin anlaşılır bir dille aktarılmasıyla oluşturulmuş istatistiksel doğru ya da yanlışlardan oluşan bir yüzdeler sistemidir. Yani yüzde yüz doğru ya da mutlak doğru gibi bir yaklaşım içermez. O güne kadar var olan veya kayıt altına alınmış olan baskın görüşü dile getirir.

    Yumurta ile ilgili kolesterol hakkında son zamanlarda dile getirilen kanıta dayalı tıpla çelişkili görüşlerin nedeni işte bu ısı derecesinin standardize edilememiş deneyimlerde yol açtığı farklı sonuçlardır. Herkes kendi görüş açısıyla yumurtaya yaklaşırken ısı standardizasyonunun olmazsa olmaz olduğunu ne yazık ki atlamışlardır. Bu tıpkı ideoloji kuramcılarının saplandığı kör nokta açmazına benzemektedir. Toplumun bütün bireylerini kendi kişiliğiyle özdeşleştirerek yola çıkan kuramcılar; geliştirdikleri hipotezleri tek tip prototip toplumlarda idealize ederek mantıkla birebir örtüşen güçlü ve mükemmel tezler ortaya koymuşlardır. Ancak uygulandığı toplumun baskın kişiliğiyle uyuşmayan söz konusu tezler; insanlık tarihi sürecinde çok büyük acıların yaşanmasına neden olmuş ve uygulayıcılarının elinde adeta birer ölüm makinelerine dönüşmüşlerdir.

    Sonuç olarak ısıya maruz kalmayan yumurta, masumdur. Kanıta dayalı tıp; ancak elinde var olanı ortaya koyar mutlak doğruyu değil. Suçlu olan ise bu konuya at gözlüklerinin ardından bakmaya devam eden insanoğludur.

    Doktor yumurta çığ tüketilmeli dediyse de; bu kural iyi koşullarda saklanan, kabuğu sağlam olan ve taze tüketilecek yumurta için geçerlidir. Aksi halde besin zehirlenmesi denen başka bir sağlık sorunu ile yüzleşmek zorunda kalabileceğimiz de kulağa küpe olması gereken önemli bir konudur.