Etiket: İş

  • Stresini Tanı ve Ortadan Kaldır

    Stresini Tanı ve Ortadan Kaldır

    Stres, yaş cinsiyet ve iş ayrımı gözetmeksizin herkesi etikeleyebileceğinden belki de zamanımızın en yaygın sosyal problemleridir.Hepimiz stresi yaşarız ve bunu engelleyemeyiz. Stresle her gün yüzyüze olduğumuz için hepimizin belirsiz de olsa stresin ne olduğu, fiziksel ve psikolojik sağlığımıza neler yapabileceği hakkında bilgimiz var.

    Stres, bireyin duygusal ya da fiziksel durumuna karşı olası bir tehdit sezdiğinde vücudunda ya da beyninde oluşan tepkidir. Stresin etkileri ve sonuçları üzerine bahsedecek olursak;

    Kişisel etkiler: Huzursuzluk, saldırganlık, duyarsızlık, depresyon, yorgunluk, asabiyet, suçluluk ve utanç, sinirlilik, karamsarlık, düşüz özsaygı, yalnızlık, tehdit ve gerginlik.

    Davranışsal etkiler: Kaza eğilimi, ilaç kullanımı, duygusal patlamalar, aşırı yeme veya tat kaybı, aşırı alkol kullanımı, sigara kullanımı, heyecanlılık, tahrik edici davranışlar, az konuşma, sinirsel kahkalar, hareketsiz kalamama, titreme.

    Psikolojik etkiler: Kan ve idrarda yüksek katekolamin ve kortikostreid bulunması, kan şekerinin yükselmesi, kan basıncı ve kalp atışının artması, ağız kuruluğu, terleme, gözbebeğinin genişlemesi, solunum güçlüğü , sıcak ve soğuk nöbetler, boğazda şişlikler, kol ve bacaklarda hissizlik ve karıncalanma.

    Tıbbi etkiler: Astım, adet görememe, göğüs ve sırt ağrıları, koroner kalp hastalıkları, ishal, baş dönmesi ve halsizlik, hazımsızlık, sık idrara çıkma, migren ve baş ağrıları, kabuslar, uykusuzluk, nevroz, psikoz, psikosomatik bozukluklar, şeker hastalığı, ciltte görülen lekeler, ülser, cinsel isteksizlik ve güçsüzlük.

    Organizasyon ile ilgili etkiler: Görev başında bulunmama, düşük endüstriyel ilişkiler ve verimsizlik, yüksek iş kazası ve düşül iş teslim oranları, kötü iş ortamı, işinden memnuniyetsizlik ve nefret ortamı.

    (Cox 1978)

    Yukarıdaki tabloda stresin zararlarından bahsederken siz de olan belirtilerini not alarak yardım talebinde bulunabilirsiniz ve aynı zamanda yazının devamında stresle baş etme yöntemlerinden bir kaçını deneyimleyebilirsiniz.

    Kişisel stresin dolaylı ya da doğrudan kaynağı olan inançlar ve varsayımları bireyin nasıl tanıyabileceğini ve onlarla nasıl başa çıkması gerektiğini öğrenmesi gerekmektedir. Başa çıkmak için kısaca rahat uygulanabilir bir metottan bahsedelim.

    Metot :
    Dikkatinizi sırayla vücudunuzun farklı bölümlerine yoğunlaştırarak başlayın. Dikkatinizi toparlayamıyorsanız öncelikle gözünüzü kapatın, rahat bir yere oturun ve  burnunuzdan derin nefes alarak ağzınızdan nefesinizi verin. Bu uygulamayı 3 dk boyunca uygulayın. Artık dikkatinizi toparlamaya hazır olduysanız şimdi söylenenleri yapabilirsiniz;

    Derin nefes alıp vermeye devam ederken parmaklarınız ile başlayın, onları rahatlatın ve oradan bileklerinize omzunuza baş ve sırt bölgenizi rahatlatın.Göz kapaklarınızı ve çenenizi kontrol ederek rahatlayın. Sonra vücudunuzun gerginliğini kontrol edin. Bu uygulamaya 10 dakika boyunca devam ediniz.

    Tabii ki uygulanabilir her metot kısa sürede stresinizle baş etme de anlık tepkiler verse dahi bir uzun süreli uygulamalar gerekmektedir. Bu metotu mutlaka 1 ay boyunca uygulayın. Unutmayın kendi başınıza çözüm üretirken mutlaka eksiklikler olacaktır.

  • Başarısızlık Şeması

    Başarısızlık Şeması

    Başarısızlık şeması, temel anlamda hep başarısız olduğunuza dair içsel bir inanç taşımanızdır. İçsel olarak başarısızlık şemasına sahipseniz, hayatınızda her ne olursa olsun, eğitim, kariyer, iş, spor, evlilik, insan ilişkileri  vs… gibi alanların hepsinde başarısız olacağınıza dair gerçekçi olmayan bir inanç taşırsınız ve elde ettiğiniz gerçek başarılar bile içsel olarak bu şemayı değiştirmeye yetmez. Çünkü bu başarılarınızı fark etmez, önemsemez, çeşitli başarısızlıklarınıza ya da hayali başarısızlıklarınıza odaklanırsınız. Kendinizi sık sık başkalarıyla kıyaslamaktan alıkoyamazsınız ve kendinizi diğerlerine göre yeteneksiz, düşük seviyede, algılaması zayıf, beceriksiz, daha az başarılı ya da tamamen başarısız olarak algılarsınız. Başarısızlık şeması genel olarak tüm alanlarda olabileceği gibi özel olarak bir alanda da ortaya çıkabilir. Mesela genel anlamda başarısızlık şeması olmayan biri “matematikte başarısız olmak”, İngilizcede başarısız olmak”, evlilikte başarısız olmak” gibi bazı kendisine göre özelleştirdiği bir takım alanlarda da başarısız olacağı hissine kapılabilir. Bu şemaya sahip kişilerde belli başlı bazı davranışlar görülebilir. Bu davranışlarda bulunuyorsanız sizinde içinizde başarısız olacağınız yönünde derin bir inanç olabilir ve başarılı olmak için öncelikle bu gerçekçi olmayan inancınızı değiştirmeniz gerekebilir.

    Başarısızlık Şemasının Karakteristik Davranışları Nelerdir?

    • Başarmak için çaba göstermemek. (Zaten başarısız olacağım düşüncesi hakimdir. Hem boşuna çabalamak istemez hem de çaba gösterip başarısız olmaktansa hiç çaba göstermeden başarısız olmak daha makuldür. En azından çalışmadım, çabalamadım gibi ondan başarısız oldum şeklinde kendisini savunabilir, başkalarına ve kendisine karşı. Diğer türlü hem çaba göstermek hem başaramamak daha büyük bir aptallıktır diye düşünülür.)

    • İmkan olmasına rağmen, gerçekten gösterebileceği potansiyelin çok altında bir kariyer seçmek. Kendini gerçekleştirmek için adım atmamak ve kaçınmak

    • Hiçbir risk almamak için asıl istediği işi sürekli ertelemek ya da yapmamak.

    • Başlangıç seviyesinde bir işte çalışmayı veya başkalarının işinde çalışmayı kaldıramamak. (Başkaları tarafından değerlendirilmeye yönelik endişeler yaşadığı için)

    • Bir işte çalışırken, başarısızlık endişesi nedeni ile işe karşı ve iş yerine karşı, çalışanlara karşı olumsuz tutumlar geliştirmek.

    • Kendi işinizle ilgili uzmanlaşmak ve kendinizi geliştirmek için çaba harcamamak, yerinde saymak.

    • Başarılması çok zor hedefler belirlemek. Hep uzun vadeli planlar yapmak, kısa vadedeki planları düşünmemek.

    • İşle ilgili insiyatif almaktan ve bağımsız karar vermekten kaçınmak, böyle durumlarda çeşitli bedensel yakınmaların  da oluşması, sorumluluk almaktan kaçmak.

    • Gerçekte başarılı işleriniz olmasına rağmen temelde aptal veya yeteneksiz olduğunuzu hissediyorsunuz. Bu nedenle de insanları kandırdığınızı hissetmek.

    • Yeteneklerinizi ve başarılarınızı küçümseyerek  sürekli hatalarınızı ve zayıf noktalarınızı fark etmek, Başarılı olduğunuz halde kendinizi başarısız hissetmekten alıkoyamamak

    • İlişkilerde eş veya arkadaş  olarak başarılı kişileri seçmek ya da onların başarılarıyla övünmek.

    • İnsanlar için çok fazla fedakarlık yaparak hissetiğiniz başarısızlığı kamufule etmeye çalışmak.

    • Dış görünüşünüze aşırı önem vererek başarısızlık duygunuzu kamufule etmeye çalışmak.

    Başarısızlık Şemasına sahip bireylerin yukarıda bahsettiğim gibi ve bunlara benzer başarılı olmayı engelleyici bir takım davranışları görülür. Başarısızlık şemasına sahip bireyler bu şemanın doğrulanması için kendilerini hep bir başarısızlığa sürükleyecek davranışlarda ve seçimlerde bulunabilirler. Böylelikle onlar için “ Evet ben başarısızım” şeması doğrulanmış olur ve bu durum farkında olunmadıkça ve bu gerçekçi olmayan şema değişmedikçe kendini gerçekleştiren kehanet gibi kısır bir döngü şeklinde devam eder. Yukarıda bahsettiğim başarısızlık hislerini yaşıyorsanız, kendi başarılarınızı engelleyici davranışlar ve seçimlerde bulunuyorsanız, ne olursa olsun içinizdeki başarısızlık hissini atamıyorsanız sizde de “Başarısızlık Şeması” olabilir.

  • Tatil Sonrası Sendromu

    Tatil Sonrası Sendromu

    Uzun bir bayram tatilini geçirdik. Herkes işlerinden uzun bir süre ayrılıp dinlendi, tazelendi, rahatladı. Zaten tatilin amacı da bu değil midir? Bir nevi reset atarız kendimize. Peki, tatil dönüşünde neden içimizde bir mutsuzluk, yorgunluk, isteksizlik olur? Bu tatillerin bize iyi gelmesi gerekmiyor muydu? İşte bu duruma tatil sonrası sendrom deniyor.

    Aslında ismi gayet açıklayıcı fakat ben yine de anlatayım.

    Tatil Sonrası Sendrom Nedir? Belirtileri Nelerdir?

          Tanısal anlamda ele almak gerekirse, uyum bozukluğuna dahil etmek doğru olur. Kişilerin tatil sonrası kendi yaşamına ve sorumluluklarına adapte olmakta güçlük çekmesi olarak açıklanabilir. Belirtileri ise; depresif duygu ve düşünceler, isteksizlik, enerjinin yokmuş gibi hissedilmesi, iştah ve uykuda düzensizlikler, eklem ağrıları, odaklama güçlüğü gibi birçok belirti sıralayabiliriz. Bu belirtilerin hepsi aynı kişide bulunmak zorunda değildir.

    Tatil Sonrası Sendromu ile Nasıl Baş edebiliriz?

    1. Geçiş Sürecini Yumuşatın

          Belki de bir yıl boyunca gitmenin hayalini kurduğunuz tatilinizin bitişi sizi üzebilir. Bu durumda ise süreci yumuşatmak en iyisi olacaktır. Örneğin tatilde yaptığınız aktiviteleri bulunduğunuz bölgeye uyarlayabilirsiniz. Hafta sonları için şehir içi geziler organize edin, yakınlarınızda bir havuz vs varsa iş çıkışlarında ya da hafta sonlarında yine buraları ziyaret edebilirsiniz. Akşamları yürüyüş yapın. Ev işlerinden bunaldıysanız yine haftada bir dışarıda yemek yiyip kendinizi rutin hayatınıza adapte edebilirsiniz.

    1. İşinizde Olumlu Şeylere Odaklanın

         İstifaların arttığı bu dönemi bir zarar görmeden atlatabilmenin en iyi yolu ise, işiniz ile ilgili güzel şeyleri tekrar hatırlamaktır. Bu egzersizi yazarak ta yapabilirsiniz. O işi neden tercih ettiğinizi, çalışma arkadaşlarınızda sevdiğiniz özellikleri, size kattığı ve katacağı şeyleri listeleyin. Bu sendromdayken olumlu şeyleri bulmakta zorlanabilirsiniz ama vazgeçmeyin.

    Bunlar gibi ufak şeylerle bu durumdan kurtulabilir, kendi rutininize geri dönmekte zorluk çekmezsiniz. Bunlara rağmen hala olumsuz duygulanımınız geçmiyor ve sizi olumsuz yönde etkilediğini düşünüyorsanız mutlaka bir uzmana başvurmanızı tavsiye ederim.

  • Başarıya İnanmak

    Başarıya İnanmak

    Eğer yenildiğini sanıyorsan yenilmişsindir.

    Girişmeye cesaretin yoksa girişemezsin.

    Başarmak ister ama başaramayacağını sanırsan,

    Hiç şüphen olmasın başaramazsın!

    Harpte muharebeleri kazananlar,

    Her zaman daha güçlüler veya daha hızlı koşanlar değildir.

    Er veya geç başarmış bir kimse,

    Başaracağına inanmış bir kimsedir.

    Ben asla başaramam diyerek başarılı olmuş kaç insan gördünüz? İnanmak öyle bir güçtür ki dünyanın en büyük zaferlerine kaynaklık etmiştir. 300 spartalının binlerce Pers askerine kafa tutuşunda, 300 Medine’li müslümanın 1000 Mekkeli kureyş askeriyle mücadelesinde Japonya’ nın atom bombasının ardından yeniden dirilişinde ve Almanların iki dünya harbinin en büyük hezimetini yaşan bir ulus olmasına rağmen mucizevî bir şekilde kısa sürede dünya devlerinin arasında yerini almasında inancın müthiş esrarını ve gücünü görürsünüz. Kendi ecdadımızı tek başına milli kahramanımız Seyit Onbaşı özetler. Yarı baygın bir insan nasıl bir güçle ayağa kalkıp 276 kiloyu ilk ve son kez kaldırıp hiçbir mühendislik becerisine de sahip olmadan OCEAN’ın kucağına gönderir. İnancın eşsiz tezahüründen başka nedir bu? Elleri ve ayakları olmayan bir gencin olimpiyat rekorları kırmasını, gözleri doğuştan görmeyen bir öğrencinin Hukuk Fakültesini nasıl kazandığını mı merak ediyorsunuz? O zaman kendinize dönüp inanmanın nasıl efsaneler oluşturduğunu deneyin. Bilimsel araştırmalar insan beyninin sınırlarının tahminimizin de ötesinde işlevi olduğunu gösteriyor. ABD’de Nick isimli bir idam mahkûmuna buz odasında dondurularak öldürüleceği haber verilerek odaya alınır. Sıcaklığın 30 derece olduğu, her on dakikada bir gonk sesi verilerek 10 derece düşürüleceğini haber verirler. Çaresiz ölümü bekleyen idam mahkûmu birinci gonk sesinde çok etkilenmez. İkincisinde sıcaklık 10 dereceye düşmüştür ve yavaş yavaş üşümeye başlar. Üçüncü gonk sesinde titremeye ve acı çekmeye başlar. Dördüncüsünde sıcaklık -10 derecedir ve iyice acıları artar. Bir süre sonra beşinci gonk sesi verilir. Artık mahkûm acıları hissetmemeye başlamıştır ve uykusu gelmeye başlamıştır. Altıncı gonk sesini çekildiği bir köşede duyan mahkûmu biraz sonra içeri giren bilim adamları ölmüş olarak bulurlar. Bilim adamları insan beyninin gerçekten inandığı zaman neleri yapabildiğini ispatlamış oldular. O buz odasında sıcaklık bir derece bile düşürülmemişti. Mahkum infazın olacağına mahkeme kararından ötürü o kadar inanmıştı ki kendi kendini dondurarak öldürdü. Aynı inancın etkisini sıcaklığı +25 olan bir fırında kapalı kalınca yanarak ölen bir işçide görebilirsiniz. Köy sakinleri yağmur duasına çıkmışlardı. Bütün köy ahalisi toplandı. İçlerinden sadece birinde şemsiye vardı. İşte o adam edilecek duanın kabul olacağına tek gerçek inanandı. Madem bu kadar güçlü olan inanma duygusu başarmak için çok mu önemliydi? Evet! Sınav hazırlığındaki bir öğrencinin en güçlü yakıtı inançtır. Bütün hedefe dönük aksiyonların temelidir bu. Kendinize inancınızı kontrol edin. Yeterince inanmıyorsanız yani şüpheleriniz, ciddi korkularınız ve isteksizlik varsa asla işin başına varmayın. Önce İNANÇ! Bunu çözmeden başladığınız her iş yarım kalmaya adaydır. Gerçekten inanıyorsanız hayatın size sunmuş olduğu şampiyonluk fırsatını avuçlarınıza yaklaştırdınız demektir. Geri kalanı aslında bundan daha kolay.  Yolunuz açık olsun!

  • Panik Atak Nedir?

    Panik Atak Nedir?

    Ani bir biçimde ortaya çıkan kişiye ölecekmiş gibi hissettiren nöbetler şeklinde ortaya çıkabilen psikolojik bir rahatsızlıktır. Kişi geçirdiği nöbet karşısında ne yapacağını bilemez sıklıkla hastanelerin acil servislerine başvuruda bulunurlar ancak geçirmiş olduğu kalp çarpıntısı, terleme, titreme, boğulacakmış gibi hissetme hallerinin fiziksel bir karşılığı bulunmamaktadır.

    Atak aniden başlar 10dk içerisinde şiddetlenerek tepe noktaya çıkar çoğu zaman 10-30dk arası sürer 1 saat ve daha uzun sürebileceği gibi 1-2dk gibi kısa sürelide olabilir. Kişi geçirdiği atak sonucunda kendisini bitkin ve yorgun hissedebilir ve dinlenmek ister

    Belirtileri Şunlardır

    Aşağıdaki belirtilerden en az dört tanesinin olması ve dakikalar içerisinde yükselerek kişiye ölecekmiş kaygısı, korkusu vermesi gerekir

    • Çarpıntı, kalbin hızlı hızlı atması
    • Titreme
    • Terleme(sırtı ve avuç içlerinde yoğun olarak görülür)
    • Zor nefes alma yada boğulacakmış hissi
    • Göğüste ağrının yadqa sıkışmanın olması
    • Bulantı(kusacakmış gibi olma) ya da karın ağrısı
    • Baş dönmesi, ayakta duramayacak gibi olma ya da bayılacakmış gibi olma
    • Üşüme, ürperme yada ateş basması durumu
    • Uyuşmalar, karıncalanmaların olması
    • Kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu
    • Ölüm Korkusu

    Panik Atağın Başlıca Sebepleri

    Nedenleri kişiden kişiye farklılıklar gösterebilmektedir

    Bazı fiziksel rahatsızlıklar panik atağa neden olabilmektedir; sindirim sorunları, bazı besinlere karşı alerjinin olması, akciğer ve kalp rahatsızlıkları, epilepsinin varlığı, kan şekerinin düşmesi, troid bezlerinde sorun varsa fazla adranalin salgılamasına neden olabilir.

    Denge, işitme, görme ve koordinasyon zorluğu çeken kişilerde stres düzeyi artarak panik atağa neden olabilir

    Sosyal hayatında ani beklenmedik değişimler panik atağa neden olabilmektedir; boşanma, beklenmedik birisinin kaybı, sevdiği birisinden uzaklaşmak, iş değişiklikleri(beklenmeden işten çıkarılmak), yaşanmış olan bir travma kişinin panik atağını tetikleyebilir

    Sigara, alkol, uyuşturucu gibi maddeler panik atağa neden olabilir

    Stres altında bulunan bireylerde farkında olmadan nefes alıp verme sıklaşır nefesin göğüsten hızla alınıp verilmesi panik belirtilerini başlatabilir

    Kişi eğer sakinleştirici bir ilaç kullanıyorsa bunun ani bir şekilde bırakılması yada o ilaca ulaşılamaması kişide panik belirtilerini başlatabilir

    Astım, kortizon ve amfetamin tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar panik atağı tetikleyebilir

    Panik Atak Kişinin Sosyal Yaşamını Nasıl Etkiler?

    İnsanlar bir tehlike ile karşı karşıya kaldığında üç tip tepki verir ya savaş, kaç yada donup kalmak savaş tepkisinin aktive olacağı bir olayla karşılaşacağımız zaman nabzımızda artış, kalp hızında artma, göz bebeklerinde büyüme gibi belirtiler görülür yani paniği tetikler. Panik atak hastaları tehlike olarak gördüğü asansör, metro gibi kapalı yerlerde bulunmaktan kaçar yanlarında su taşımadan pek gezmekdiklerini görürüz bazıları gece ölürsem diye tek başına uyumakta zorlanır. Kalp krizi geçirirsem korkusuyla egzersiz yapmaktan kaçınabilir, sinema, cami gibi toplu yerlerde hemen dışarıya çıkabilmek için kapı girişlerine oturur, klitlenen trafikte hemen camı açar yani sürekli savaş – kaç tepkisi ile hareket eder.

    Psikoterapi

    Panik atak tedavisinde en çok kullanılan yöntemlerin başında Bilişsel Davranışçı Terapi gelmektedir.

    Yapılan araştırmalar Bilişsel Davranışçı Terapinin atakların tekrar etmesini önlemede ilaçtan daha etkili olduğunu göstermektedir

    Psikiyatrik araştırmalar ilaçla beraber Bilişsel Davranışçı Terapi kullanıldığında iyileşmenin daha hızlı görüldüğünü göstermektedir.

    Bir Diğer Psikoterapi Yöntemi ise Dünya Sağlık Örgütü WHO tavsiye ettiği EMDR(Göz hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme)dir. Kişinin geçmişte yaşamış olduğu ilk panik atak anı ve ona zemin hazırlayan tetikleyiciler EMDR tekniğiyle duyarsızlaştırılarak yeniden işlenir

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Halk arasıda Dikkat Eksikliği belirtileri yanlış bir şekilde üstün zekalı olma, şımarıklık, terbiyesizlik, tembellik ve huysuzluk gibi terimlerle ifade edilmeye çalışılır. Dolayısıyla belirtileri görmezlikten gelmeden, şidddet uygulamaya kadar, geniş bir yelpazede çüzüm aranır.

    Belirtileri bu sorunun yansıması olarak görmek yerine, suçlu aramak ve sonunda çocuğu cezalandırmak, en büyük çözümsüzlüğü üretmek demektir.

    Anne babaların sürekli birbirini suçlayarak, adeta ‘‘ sorunun nedeni ben değilim’’ mesajını vermeye çalışmaları, ev içindeki huzuru bozarak, çocuğa ulaşmayı daha da güçleştirir. Evin duygusal ortamı olumlu olmaktan çok gerilimlidir.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) erken çocukluk döneminde başlayan ve temel belirtileri erişkin dönemde de devam eden nörolojik tabanlı bir gelişim bozukluğudur.

    DEHB bireyin kişiler arası etkileşimini, akademik yaşantısını ve mesleki hayatını, oluşturduğu olumsuz etkiler açısından toplumun da önemli bir sorunudur.

    DEHB doğuştan gelen bir bozukluktur ve daha bebeklik döneminden itibaren uyku azlığı, bozuk uyku düzeni, uyarılara aşırı duyarlılık, ışık, ısı, gürültü gibi çevresel değişikliklere aşırı tepkilerle kendini göstermeye başlar.

    Oyun dönemine geldiklerinde aşırı hareketlilik, duygusal değişkenlik, oyun ve oyuncaklara yaşıtlarından beklenen odaklaşmayı yapamama, bebeklikten beri süregelen uyku düzensizliklerinin yanı sıra söz dinlemeyen, aşırı yaramaz, yerinde duramayan çocuklar olarak annelerinin dikkatini çekebilirler

    Tanının konduğu yaş okula başlama dönemi olan 6 – 7 yaşlarıdır. Çünkü bu yaşlar çocuğun okula ya da sınıf kurallarına uymadığı, dikkatsizlikten dolayı konuya odaklaşmakta güçlük gektiği, akademik başarısında düşüklük, ataklık ve aşırı hareketliliğe bağlı olarak arkadaş ilişkilerinde bozulma gibi yakınmaların yoğunlaştığı bir dönemdir.

    DEHB’li çocukla ilgili aileye devamlı şikayet gelir. Çocuklarının neden olduğu sorunlar için sürekli okula çağırılırlar ve aile devamlı sıkıntı içerisindedir. Diğer aileler ve öğretmenlerin, bu annne babaları yetersiz olarak görmeleri, sorunları iyice karmaşık hale getirmektedir. DEHB’li çocuklar ise, sürekli neyi nasıl yanlış yaptıklarıyla ilgili geribildirim alırlar. Anne – baba, giderek aşırı denetimci, uyarıcı ve stresli bir hale gelir. Böyle bir durumda çocuk yetiştirmenin zorluğu açıktır.

    Diğer çocuklarla kıyaslandığında olumlu yanlarıda göze çarpmaktadır. Bunlar, daha üretken olmaları, enerjik, sıcakkanlı, cana yakın ve dürtüsel olmalarıdır.

    Ancak bu çocuklar, sıklıkla insanlara çabuk güvenebilirler ve kolaylıkla risk alabilirler. Özellikle riskli sağlık davranışları açısından tehdit altında olan bu çocuk ve ergenler de sigara ve madde kullanımı, yasal sorunlar, kötü akran ilişkileri, kendine güven kaybı, okul ve iş başarısında düşüklük ve psikiyatrik komorbite gözlenmektedir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu 3 Tipte Görülmektedir Bunlar;

    1)Dikkat eksikliğinin önde görüldüğü tip:Sadece dikkat eksikliğinin görüldüğü tiptir hiperaktivite ve dürtüsellik varsa da tanı alacak kadar değildir.

    2)Aşırı hareketliliğin önde görüldüğü tip: Aşırı hareketlilik ve dürtüsellik görülmektedir dikkat eksikliği varsada tanı alacak kadar değildir.

    3)Birleşik Tip:İçersisinde dikkat eksikliği, dürtüsellik ve aşırı hareketliliğini tanı alacak düzeyde barındırmaktadır

    Amerikan Psikyatri Birliği tarafından zihinsel hastalıklara tanı koymak ve ölçüt koymak için belirlenen DSM – V de tanı belirtiler şu şekilde sıralanmıştır

    Dikkatsizlik

    Aşağıdaki belirtilerden en az altı tanesi altı aydır devam etmeli

    • Ayrıntılara özen göstermez okul çalışmalarında işte yada etkinliklerde ayrıntıları gözden kaçırır dikkatsizce hatalar yapar
    • İş yaparken, oyun oynarken dikkatini sürdüremez(oyuncaktan hemen sıkılıp başka bi nesneye yönelebilir) okulda dersi dinlerken yada uzun bir yazı okurken odaklanmakta zorlanır.
    • Doğrudan kendisi ile konuşulurken dinlemiyor gibi görünür(ismiyle seslendiğiniz zaman cevap vermeme gibi)Dikkatini dağıtacak bir şey olmasa bile aklı başka yerde gibi görünür
    • Verilen yönergeleri takip etmez, okulda verilen görevleri ev ödevlerini, sıradan günlük sorumluluklarını tamamlayamaz(örneğin; işe başlar hızlı bir şekilde odağını kaybeder ve dikkati dağılır.
    • İşlerini ve etkinliklerini düzenlemekte zorlanır(Örneğin ardışık işlemleri yapmakta, düzenli olmakta zorluk çeker, düzensiz ve dağınık çalışır, zamanı doğru kullanamaz
    • Uzun süre zihinsel çaba gerektiren işlerden kaçınır, bu tip işlerden hoşlanmaz ve yapmak istemez(Örneğin; okulda verilen görevler ve ev ödevler, gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde ise from doldurmak, uzun süren yazılara göz gezdirmek gibi)
    • Kendisi için gerekli olan nesneleri kaybeder(Örneğin; kalem, defter, kitab, gözlük, cüzdan, telefon, anahtar)
    • Dış uyaranlara dikkati kolay dağılır (Gençlerde ve yetişkinlerde ilgisiz düşüncelerde olabilir)
    • Günlük etkinlikleri unutma eğilimindedir (Getir götür işleri yaparken, günlük etkinlikler sırasında, yetişkin ve gençlerde, randevu saatine uymada, faturaları ödemede, telefon aramalarına cevap verme)

    Aşırı Hareketlilik ve Dürtüsellik

    Aşağıdaki belirtilerden en az altı tanesinin bulunması ve altı aydır devam etmesi gerekir

    • Kıpırdanır, oturduğu yerde kıvranır yada ellerini ayaklarını vurur.
    • Oturması beklenen yerlerde oturamaz oturduğu yerden kalkar(Sınıfta, iş yerinde durması gereken durumalrda yerinden kalkar)
    • Uygunsuz ortamlarda koşturur yada bir yere tırmanabilir(Yetişkin veya ergenlerde huzursuzluk hissetme şeklinde görülebilir)
    • Boş zaman etkinliklerine sessiz bir şekilde katılamaz yada sessiz bir şekilde oyun oynayamaz
    • Her an hareket halindedir yada kıçına motor takılmış gibidir
    • Çoğu zaman aşırı konuşur
    • Sırasını beklemekte zorlanır(oyunda yada yetişkinler için kuyrukta)
    • Başkalarının sözünü keser yada konuşmalarının arasına girer, sormadan izin almadan başkalarının eşyalarını kullanabilir

    Birkaç dikkatsizlik yada aşırı hareketlilik dürtüsellik belirtileri iki yada daha çok ortamda olması gerekir(ev, okul, gezme, işyeri, akrabaların yanındayken yada bir etkinlik sırasında.

    Bu belirtiler çocuğun yada yetişkinin ev, okul ve toplumsal yaşayışını açık bir şekilde olumsuz etkilemesi gerekir.

    DEHB’li Çocuğu Olan Veliler Genelde Aşağıdaki Söylemlerle Gelmektedirler

    • Yerinde bir türlü durmuyor gözümüz süreki üstünde çok hareketli
    • Sesleniyoruz ama cevap vermiyor hiç umursamıyor
    • Çok geveze hiç susmuyor sürekli sözümüzü kesip kendisi konuşmak istiyor
    • Çok aceleci hemen olmasını istiyor tezcanlı(aileler bunun mizaç özelliği olduğunu düşünebilmektedirler)
    • Maymun iştahlı hemen sıkılıyor(oyuncaklardan, oyundan, dersten)
    • Çok zeki aslında ama çalışmıyor
    • Aklı sürekli başka yerlerde
    • Dersi dinlerken aklı başka yerlere gidiyor
    • Ders çalışmayı hiç sevmiyor çabuk sıkılıyor
    • Bi işe hevesle başlıyor çabuk bırakıyor
    • Televizyon ve tabletle çok oynuyor kilitlenmiş gibi bakıyor
  • EMDR Terapisi Nedir?

    EMDR Terapisi Nedir?

    EMDR, İngilizce adıyla Eye Movement Desensitization and Reprocessing(Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) olarak adlandırılan bir psikoterapi yönteminin kısaltmasıdır. EMDR terapisinin hem kısa sürede hem de kalıcı ve etkili terapi olmasının nedeni bir çok psikoterapi yöntemini sistematik bir alt yapı içerisinde kapsayan kompleks bir terapi olmasından kaynaklanmaktadır. Emdr terapisinde psikodinamik bilişsel davranışçı, yaşantısal, fizyolojik ve etkileşimsel terapi yaklaşımlarından yöntemler kullanılmaktadır. Terapi sürecinde sadece düşüncelere değil aynı zamanda da duygular beden duyumuna odaklanan bir terapi olması onu hem diğer terapilerden ayırmakta hemde güçlü kılmaktadır.

    Beyin fizyoloik temelli bir sistemle her yeni deneyim aracılığı ile kendisine ulaşan bilgiyi işler ve işlevsel hale getirir. Duygu düşünce bedensel duyum imge ses ve koku gibi bilgiler işlenip ilişkili anı ağlarına bağlanarak bütünleşir , bu deneyimle öğrenme gerçekleşir. Bireyin yaşamış olduğu durumlar travmatik ya da rahatsız edici olur ve yeni bir anı ağına entegre olamaz ise deneyimi anlamlandırabilmek için anı ağlarıyla işlevsel bir bağlantı kuramaz ve öğrenme gerçekleşemez. Duygular düşünceler imgeler sesler beden duyumları yaşandığı haliyle depolanır , bugün yaşanılan bazı durumlar geçmişte yaşamış olunan anıları tetiklerse kişi o anının bir kısmını ya da bütününü yeniden yaşar gibi etkilenir. EMDR ye göre yaşanan rahatsızlıkların nedeni işlev bozucu işlenmeden depolanmış anıların şimdiki zamanda yaşanıyormuş gibi hissedilmesidir.

    Doğal afetler, büyük kazalar, kayıplar, savaş, taciz, tecavüz gibi önemli travmaların yanı sıra, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı (EMDR bireyin baş edemediği ve bireyi rahatsız eden durumu bir travma olarak kabul eder) günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz olaylar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, reddedilmeler, ihmal ve başarısızlıklar işlenememiş anılar arasında yer alabilirler. . EMDR’ye göre rahatsızlıkların, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum bozucu, işlev bozucu, işlenmeden ve izole bir şekilde depolanmış bu tür anılar yatar. Kişinin kendisi ile ilgili olumsuz inançları (örn: Ben aptalım), olumsuz duygusal tepkileri (başaramamaktan korkma) ve olumsuz somatik tepkileri (sınavdan önceki gece karın ağrısı) problemin kendisi değil, semptomları, bugünkü dışavurumlarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenmektedir. Bu kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. EMDR terapisi sonrasında danışan artık rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür.

    Emdr kısa süreli terapiler grubundadır ve seansların süresi danışana ve danışanın yaşamış olduğu onu rahatsız eden duruma bağlı olarak değişmektedir eğer danışanın tek bir travmatik anısı varsa görüşmeler ile 1-3 seans sürmektedir ve yapılan araştırmalarda hem etkili hem de kalıcı olduğunu göstermektedir..

    .EMDR şu problem türlerinde özellikle etkili olmaktadır; Cinsel Taciz, Tecavüz, Fiziksel Şiddet, Psikolojik Şiddet, Duygusal İstismar, Doğal Afetler, Aldatılma, Aldatma, Terkedilme, vb.

    • Kompleks Travma ve Buna Bağlı Kişilik Sorunları
    • Depresyon
    • Kaygı Bozuklukları (Panik bozukluk, Yaygın Kaygı Bozukluğu, Obsesif Kompulsif Bozukluk vb.)
    • Fobiler ve Korkular (Sosyal Fobi, Yükseklik Korkusu, Uçak Korkusu, Agorafobi vb.)
    • Uzun Süren Yas
    • Kendilik Değer ve Özgüven Problemleri
    • Öfke ve Stres Yönetimi
    • Psikolojik Kökenli Fiziksel Rahatsızlıklar (Baş Ağrısı vb.)
    • Kilo Kontrolü ve Yeme Bozuklukları
    • Beden Algısı Bozuklukları

    EMDR terapisi ile sadece semptomlar ortadan kalkmaz. Yeni bakış açısının kazandırdığı pozitif inançlar ve olumlu duygular kişinin kendisine, ilişkilerine, dünyaya bakışını da olumlu yönde değiştirip kişisel gelişim sağlar.

  • EMDR

    EMDR

    EMDR, Türkçe açılımıyla Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme travmatik yaşantılarla ilgili genellikle olumsuz duygu ve düşünceleri zihinde yeniden işlemleme olarak ifade edilmektedir.İngilizce adının baş harfleri (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) ile anılmaktadır.

    EMDR’nin gelişimi 1987 senesinde, Dr. Francine Shapiro’nun göz hareketlerinin rahatsız edici düşüncelerin şiddetini azaltabildiğini tesadüfen keşfetmesiyle başladı. Dr. Shapiro bu etkiyi travmaya maruz kalmış kişiler üzerinde bilimsel olarak inceledi ve tedavide sağlanan başarıyı gösteren çalışmasını yayınladı (Journal of Traumatic Stress, 1989).

    EMDR teorisinin altyapısını oluşturan Adaptif Bilgi İşleme Modeline göre beyin, fizyolojik temelli bir sistemle, her yeni deneyim aracılığı ile kendisine ulaşan bilgiyi işler ve işlevsel hale getirir. Duygu, düşünce, duyum, imge, ses, koku gibi bilgiler işlenip ilişkili anı ağlarına bağlanarak bütünleşir. Böylece o deneyimle ilgili öğrenme gerçekleşir. Edindiğimiz bilgiler gelecekte tepkilerimizi uygun bir şekilde yönlendirmek üzere depolanmış olur.

    Bu sistem normal çalıştığında ruh sağlığını ve insan gelişimini öğrenme yoluyla desteklediği için adaptif, uyumlu bir mekanizma olarak kabul edilir.

    Travmatik veya çok fazla rahatsız eden olaylar yaşandığında bu sistem bozuluyor gibi gözükmektedir. Yeni bilgi işlenip mevcut anı ağına entegre olmaz. Deneyimi anlamlandırabilmek için anı ağlarındaki işlevsel bilgilerle bağlantı kurulamaz ve akıl sağlığına uygun sonuçlar çıkarılamaz. Sonuç olarak öğrenme gerçekleşmez. Duygular, düşünceler, imgeler, sesler, beden duyumları yaşandığı haliyle depolanır. Bu nedenle bugün yaşanan bazı durumlar bu izole kalmış anıları tetiklerse, kişi o anının bir kısmını ya da bütününü yeniden yaşar gibi etkilenir.

    Şöyle düşünülebilir :

    Beynimiz günlük olayları işlemleyip ilgili kutulara koyuyor.Ancak duygu yükü çok fazla olan anılar işlemlenemeyip tüm detaylarıyla, son derece berrak biçimde zihnimizde duruyor.Travmatik bir olay yaşandığında sağ hemisferdeki duygu ile ilgili bölüm çalışıyorken sol hemisferdeki analiz sentez ve kognisyonlarla ilgili bölüm yeterince çalışamıyor.Bu da travmatik durumlardaki duyguyu hissetmemize izin verirken anının işlemlenip anlamlandırılarak ilgili kutuya koyulmasını engelliyor.Biz de sürekli bu travmatik anıyı hatırlamak ve olumsuz duyum ve duyguları yaşamak durumunda kalıyoruz.

    EMDR’ye göre rahatsızlıkların, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum bozucu, işlev bozucu, işlenmeden ve izole bir şekilde depolanmış bu tür anılar yatar. Kişinin kendisi ile ilgili olumsuz inançları (örn: Ben aptalım), olumsuz duygusal tepkileri (başaramamaktan korkma) ve olumsuz somatik tepkileri (sınavdan önceki gece karın ağrısı) problemin kendisi değil, semptomları, bugünkü dışavurumlarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenmektedir.

    Doğal afetler, büyük kazalar, kayıplar, savaş, taciz, tecavüz gibi önemli travmaların yanı sıra, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı; günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz olaylar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, reddedilmeler, ihmal ve başarısızlıklar işlenememiş anılar arasında yer alabilirler.

    EMDR, bu izole anıların işlenmesini sağlamaktadır.Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. Danışan artık söz konusu anıdan rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür.

    EMDR terapisi ile sadece semptomlar ortadan kalkmaz. Kazanılan yeni bakış açısı sayesinde pozitif inançlar ve olumlu duygular kişinin kendisine, ilişkilerine, dünyaya bakışını da olumlu yönde değiştirerek kişisel gelişimini sağlar.

    EMDR Terapisi Nasıl Uygulanır?

    EMDR terapisinde 8 aşamalı, üç yönlü (geçmiş, şimdi, gelecek) bir protokol uygulanır. Hedef, geçmişte yaşanan anıların yeniden işlenerek duyarsızlaşmanın sağlanması, bugünkü semptomların tedavisi, danışanın gelecekte karşılaşacağı benzer sorunlar karşısında, kazandığı olumlu inanç ve duyguların geliştirdiği yeni bakış açısının yönlendirdiği davranışları gösterebilmesidir.

    EMDR Protokolü

    Danışan Geçmişi: Semptomlar ve sorunların kaynağı olan anılar ve gelecekle ilgili hedefler belirlenir ve tedavi planı oluşturulur.
    Hazırlık: Danışan EMDR hakkında bilgilendirilir, işlemlemeye hazır hale getirilir.
    Değerlendirme: Terapist, danışanın hedef anıyı temsil eden resmi, bu resimle ilgili bugünkü negatif inancını ve duygularını, bedenindeki hislerini ve yerini ve arzuladığı pozitif inancını belirlemesine yardımcı olur.
    Duyarsızlaştırma: Bu aşamaya danışanın anıyı temsil etmek üzere seçtiği resme odaklanması, negatif inancını düşünmesi, negatif duygularını yaşaması ve tüm bunların bedeninde yarattığı değişimi hissetmesi ile başlanır. Ardından danışan zihnini serbest bırakır. İçeriğini veya nereye doğru gittiğini kontrol etmeden zihninden geçen herşeyin farkına varır.

    Duyarsızlaştırma aşamasında danışan travmatik anıyı gözünde canlandırır,uyumu bozan inanışı veya olumsuz bilişi söze döker,beden duyumlarına odaklanır.Terapist işaret parmağını 12 ila 24 kez hızlı bir biçimde ve düzenli olarak sağa sola hareket ettirirken danışan gözleriyle bu hareketi takip eder.Daha sonra danışan gelen duygu,düşünce,görüntü ve beden duyumlarını paylaşır.Her bir set bu şekilde tamamlanır.Aynı zamanda, çift yönlü işitsel uyarım, çift yönlü dokunma gibi farklı uyarımlardan da yararlanılmaktadır.Bunun için özel bir cihaz da kullanılabilmektedir.

    Danışanının zihninden geçenlere ve göz hareketlerine aynı anda dikkatini vermesinin, beynin sağ ve sol yarımküresini ilişkiye geçirdiği düşünülmektedir.

    Beyin, yaşantılardan gelen bilgiyi REM uykusu (Hızlı Göz Hareketli Uyku) sırasında işler. EMDR’de uygulanan çift yönlü göz hareketlerinin benzer bir fizyolojik etkiyi, uyanıkken sağlayabildiği öngörülmektedir.

    Setler esnasında travmatik anı silikleşebilir, bir çağrışımlar dizisi ortaya çıkabilir, duygu boşalması oluşabilir . Anıların yoğun biçimde hücum etmesi ya da blokaj gibi süreci güçleştiren tepkiler de olabilir.

    Terapist her setten sonra, danışana zihninden geçenleri sorar, işlemlemeyi kontrol eder ve tüm süreçte danışana rehberlik eder. Anı ve danışanın kendisi ile ilgili pozitif düşünce ve inançları (örn: Elimden gelen herşeyi yaptım) arasında bağlantı kuruluncaya ve anı daha az rahatsızlık verir hale gelinceye kadar işleme sürdürülür.

    Yerleştirme: Danışanın olumsuz inanç yerine koymak istediği olumlu inancını pekiştirmek amacıyla setler uygulanır.

    Beden Tarama: Danışanın bedenini taraması ve rahatsızlık veren bir duyum varsa işlenmesi sağlanır.

    Kapanış: Terapist danışana geribildirimde bulunur, gerektiğinde rahatlatacak bazı teknikleri uygular, seanstan sonra neler olabileceğini anlatır. Psikolojik tepkileri hakkında kısa notlar almasını ister.

    Yeniden Değerlendirme: Bir önceki seansın değerlendirilmesi yapılır. Terapist önceki seansta ulaşılmış pozitif sonuçların yerleşip yerleşmediğini kontrol eder. Ayrıca danışandan gelen yeni verileri değerlendirir. Bu değerlendirmeler sonucunda işlemleme süreci devam eder veya diğer anılarla çalışılmaya başlanır.

    İşlenmemiş, geçmiş ve yakın zaman anı veya anıların işlenmesi tamamlandığında bugünkü rahatsızlık veren semptomlar da büyük ölçüde kaybolur. Yine de her bir semptom tekrar taranır ve gerekirse işlenir. Böylece protokolün Geçmiş ve Bugün aşamaları tamamlanır ve Gelecek aşamasına gelinir.

    Terapist danışandan daha önce belirlenmiş, işlevsel olmayan tepkileri harekete geçiren her bir güncel tetikleyici durum için arzu ettiği davranışları belirtmesini ister. Terapist ve danışan beraber arzu edilen davranışların sergilendiği senaryolar hazırlar. Danışan bu senaryoları adım adım hayalinde yaşar ve rahatsızlık veren noktalarla karşılaşılırsa işlenir. Gerekirse danışana yeni bilgi ve beceriler kazandırılır. Böylece danışanlar daha önce sorun yaşadıkları durumlarla başetmeye hazır hale gelirler

    EMDR tedavisinin ne kadar süreceği sorunun tipi, danışanın bugünkü yaşam koşulları, önceki travmaların sayısı ve etkisi ile bağlantılıdır.

    Hem terapist olarak kendi uygulama pratiğimden hem de danışan olarak yaşadığım deneyimlerden hareketle şunu söyleyebilirim EMDR son derece hızlı ilerleyen ve işe yarayan bir teknik.

  • Kişisel Gelişim

    Kişisel Gelişim

    İnsanlar potansiyel ile doğar. Ancak dünyada bir iyiler ve bir de, daha da iyiler vardır. Yani insan fiziksel olduğu kadar nitelik olarak da gelişebilir. Kişinin herhangi bir alanda sahip olduğu potansiyeli biraz daha öteye taşıması işine kişisel gelişim diyebiliriz. Kişisel gelişimin en temel noktası, kişinin kendini tanımasıdır. Kişinin kendini tanıması, hangi alanlarda ne durumda bulunduğunu belirlemesi ve eksik olduğunu düşündüğü alanlarda kendini geliştirmeye karar vermesi, kişisel gelişim sürecinin başladığı andır.
    Ruh ve zihinsel sağlığı düzgün bireylerin, belli bir metodolojiye dayalı olarak;
    1-hedefleri netleştirmek
    2-kararsızlıkları aşmak
    3-bakış açısını değiştirmek
    4-fark yaratmak
    5-motivasyonu yükseltmek
    6-zamanı iyi yönetmek
    7-özgüveni arttırmak8-kendini deneyimlemek (deneyim kazanmak)
    9-başarı odaklı olmak
    10-değişime, çağa ayak uydurmak
    11-imaj yenilemek
    12-sosyal iletişim gibi konularda aldığı eğitime Kişisel Gelişim denir.
    Kişisel Gelişim; kişinin kendisini geliştirmesidir.
    Kişisel Gelişim; hedeflerimize ulaşmada bizi motive eden bir çok teknik ve strateji içeren süreçtir.
    Kişisel Gelişim; başkalarıyla iyi ilişkiler ve iletişim kurmada adımlar atmaktır.
    Kişisel Gelişim; içimizdeki olumsuz düşünce, yargı ve inanç kalıplarını değiştirerek olumlu olan
    yeni düşünce, yargı ve inanç kalıplarını benimsemektir.
    Kişisel Gelişim; İnsanın bulunduğu hal ve durumundan, kendisinin en yüksek potansiyelini ortaya çıkartmasıdır.
    Kişisel Gelişim olarak tanımladıklarımız kişinin en yüksek potansiyelini açığa çıkartmada, bu potansiyeli en iyi şekilde oluşturmada ve kullanmada katkısı olacak olan yollardan sadece bir kaçıdır. Ne hedefler belirlemek, ne iyi ilişki ve iletişim içinde olmak, nede düşünceleri, inançları, yargıları değiştirmek tek başına Kişisel Gelişim demek değildir. Bunlar kişilikte ve yaşamda gelişimlerdir. Kişisel Gelişime katkısı olan olumlu yaşamsal gelişimlerdir. Ve her insan ister istesin, ister istemesin değişimin içinde yer alır.
    Kişisel Gelişim, yaşamsal süreklilik olan değişimden farklıdır. Yaşamsal süreklilik, kişinin yaşadıkları, olaylar, kişilerle ilişkileri, edindiği deneyimsel bilgilerle etkili değişim sağlar. Bu kişilerin bilinçsiz değişimine neden olur. Kişisel Gelişim bilinçli değişimi gerektirir. Kişiler yeteneklerini, bilgi ve davranışlarını, kişisel meziyetlerini bilinçli seçimlerle belirli bir yöne ve yola programladıklarında meydana gelir.
    Kişisel Gelişim her insanın şu anki hal ve durumundan kendisinin en yüksek hal ve durumuna geçiş yapmayı bilinçli olarak istediği anda başlar. Bilinçli değişimi istediğimiz anda bunun adının ne olduğunun da bir önemi yoktur aslında. Önemli olan bu dünyada varolan ve olduğunu sandığı kişiden daha farklı bir kişi olabileceğini bilen herkesin, sonunda kendisinin en yüksek halinin olduğu yola adım atmış olmasıdır.
    İnsanlar hayatları boyunca büyüyebilir, öğrenebilir ve gelişebilir ve bunu yapabilmeleri hayatın birçok alanına etki eder. Kişisel büyüme hem iş hem de ilişki hayatında gereklidir. Kişisel gelişimin sorumluluk, öğrenme, davranış ve yaklaşım gibi birçok elemanı vardır. Bu alanları geliştirmek için uğraşmak iş hayatımızda daha iyi fırsatlar ve sağlıklı ilişkiler olarak geri döner.
    İş Hayatı
    Kişisel büyüme ve gelişme iş hayatı ile alakalıdır. İşverenler öğrenen ve gelişen çalışanlar istemektedir. Daha bilgili hale gelebilen ve pozisyonlarına daha uyumlu hale gelebilen elemanlar sabit kalan elemanlardan daha değerlidirler. İdeal bir eleman bir pozisyondan daha fazlasını anlayabilir ve kavrayabilir bu da organizasyon içinde yüksek esneklik sağlar.
    İlişkiler
    İlişkiler genellikle iki tarafında enerji ve eforunu gerektirmektedir. Bir insan gelişip büyüyebildiğinde bu sağlıklı ilişkiler kurmasına yardımcı olur. Ayrıca ona destek veren birinin olması potansiyelini geliştirip büyüyerek daha tam bir insan olmak isteyen birine son derece yardımcı olur.
    Sorumluluk
    Kişisel büyüme için bir alan da sorumluluktur. Sorumluluk duygusuna sahip olmak büyüklük ve olgunlukla eşleştirilir. Sorumluluklarınızı tamamlamak ve yeni sorumluluklar almak özellikle iş yerinizde önemlidir. İşverenler işçilerini görevlerini tamamlamada ne kadar iyi olduklarını inceleyerek değerlendirirler. Sadece toplantılarda belirlenen sorumluluklardan ziyade ekstra sorumluluk almayı isteyen elemanların daha iyi maaşlar ve daha iyi pozisyonlarla ödüllendirilmeleri daha mümkündür. Sorumlu olma yeteneğini geliştirmek bireyin kariyerinde gelişmesini kolaylaştırır.
    Öğrenme
    İnsanlar yeni yetenekler geliştirerek ve yeni şeyler öğrenerek büyürler. Bir kişinin gelişimi için başka bir yöntem ise eğitimidir. Eğitim iş dünyasında önem gören bir şeydir ve daha çok öğrenme şansı sunan enstitüler kişisel büyümeye daha fazla olanak sunarlar. Kolej ve üniversiteler kritikal düşünceyi öne çıkartırlar. Bu kaynağı kullanarak bir çalışan kariyerinde daha ilerilere adım atabilir.
    Yaklaşım
    Gelişirken ve büyürken bir kişinin yaklaşımı daha iyiye doğru gidebilir. Özgüven öğrenilen yeni yeteneklerin ve bilgiler ile birlikte gelişir. Bir kişi kendisine ne kadar saygı duyarsa karşısından da o kadar saygı görür ve gösterir. Gelişmiş bir yaklaşım daha çok büyüme ve gelişmeye yol açar ve bireye tam potansiyeline ulaşmasını sağlar. Daha iyi yaklaşım sahip olan biri daha çok şey başarabilir. İşverenler çok şeyi halleden iyi yaklaşımlı elemanlarını fark ederler. Bu tipte çalışanlar daha çok terfi alır ve finansal kazancı daha fazla olur.
    Kişisel Gelişimin Faydaları
    Kişisel gelişim bireyi çok yönlü geliştirmeyi amaçlar. Çünkü insanı sosyal hayatta etkili, verimli, güçlü kılmanın yolu bilgi yapılandırmasıdır. İnsan bunu ancak farklı öğrenmeler gerçekleştirerek yapar. Bu öğrenmeler arasında ilişki kurduğu takdirde yaratıcı düşünme becerisi kazanabilir. İşte kişisel gelişim ile bu amaçlanarak, birey bu potansiyel ve ilişkileri güçlendirip geliştirerek yapılandırmaktadır.
    Kişisel gelişim ile nitelikleri gelişen birey, artık çevresiyle olan etkileşim ve iletişimde daha gelişkendir. Artık sosyal yaşamda daha etkili, verimli ve mutlu olur. Bu fayda yada yatırım da diyebiliriz, insana değil tüm topluma yapılmıştır aslında. Çünkü insan sosyal bir varlık olduğundan çevresini etkileyebilir veya çevresinden etkilenebilir. Bu etkileşimler çok yönden gelişmiş toplumlar, popülasyonlar meydana getirecektir.

  • Özgüvenli Çocuk Yetiştirmek İçin 6 Öneri

    Özgüvenli Çocuk Yetiştirmek İçin 6 Öneri

    Çocuk, ailede ne deneyimliyorsa dış dünyaya da onu yansıtır dolayısıyla anne,baba ve aile içinde edindiği bir takım tecrübelere göre kendisiyle ve çevresiyle ilgili bazı varsayımlarda bulunur ve geri kalan hayatını o varsayımlar üzerinden kurar. Özgüven anne-baba desteği ile içselleştirilen ve zamanla gelişen bir olgudur. Özgüvenli çocuk,karar verme gücünü ellerinde tutar,seçmek ister,talep eder,hata yapsa bile denemekten vazgeçmez,iletişimde daha etkilidir,sorunu çözme eğilimi gösterir,daha aktiftir.Anne babalar bu özellikleri çocuklarına kazandırmak için bazı konularda hassas davranmalıdırlar.

    1. Önceliği çocuğunuza verin

    Yoğun tempolu işler yüzünden bazen anne-babalar çocuklarıyla yeteri kadar iletişimde bulunmazlar. Oysa çocuğunuzun sevildiğini bilmesi,kendisini önemli hissetmesi için ona zaman ayırmanız gerekir. Bir şey anlatmak istediğinde onu gerçekten dinleyin,eğer dinleyemeyecek kadar yoğun veya yorgunsanız size 15 dakika vermesini işini bitirip onu dinleyeceğinizi söyleyin ve dediğinizi yapın.

    2. “Süpersin,harika iş çıkarmışşın” gibi cümleleri çok sık sarf etmeyin

    Sıklıkla çocuğunuzun direkt olarak yaptığı resmi,ödevi..v.b beğenmek çocuğunuzda yaptığı iş ile sevilmeyi denk tutan yanlış bir algı yaratabilir. Önemli olan her zaman çabalamak ve gayret göstermektir. Motivasyon cümlelerinizi güncelleyin. Örneğin, “yaptığın resim çok harika olmuş” demek yerine “ seçtiğin renkleri çok beğendim,resmin ne kadar da renkli duruyor” deyin. Sonuca değil,sürece odaklanın.

    3.Seçim hakkı tanıyın

    Anne babalar bazen çocuklarına seçim hakkı vermenin kontrolü elden bırakmak olduğuna dair endişeye kapılırlar. Buradaki önemli nokta çocuğunuza sunacağınız seçenekleri sizin belirliyor olmanız.Yani çocuğunuzun yapmasından hoşlanmayacağı bir şeyi seçenek olarak sunmanız gerekmiyor. Örneğin; “ banyonu yemekten önce mi yapmak istersin yoksa sonra mı” bir seçenek sunmaktır ama burada banyo yapmak tartışmaya açık bir konu değildir.Çocuğunuz zamanı istediği gibi seçtiğinde,bir seçim hakkı olduğunu hissedecek,kendi kontrolünde bir şeyleri yaptığı duygusunu yaşayacak ve güvenli hissedecektir.

    4.Yardım isteyin

    Çocuğunuzdan zaman zaman yardım isteyin. Evde yapılan bir takım işlerde kendisinin de katkısı olduğunu hisseden çocuk,kendisini yardımcı ve işe yarar hisseder. Ayrıca birlikte ortak bir iş yapmak paylaşımınızı arttırır. Çocuğunuzun yaşına göre isteklerde bulunabilirsiniz. Örneğin siz yemeği hazırlarken o masaya tabakları dizebilir.

    5.Daha fazla “evet” deyin,kısıtlayıcı olmayın

    Çocuğunuza karşı çok kısıtlayıcı olmak ve istediklerine sıklıkla hayır demek,çocuğunuzda hayal kırıklığı ve çekince yaratabilir. Sürekli reddedilen çocuk bir süre sonra talep etmekten vazgeçer ya da öfkelenir.Belirli değişmeyen kurallar ve sınırlar çocuğun hayatında tabiki olmalıdır. Ancak sınırlarınızı zorlamayacak bir durum söz konusuysa,çocuğunuzun çok aşırı,tehlikeli istekleri yoksa elinizden geldiğince evet demek,kendine güvenini arttıracaktır.

    6.Çözümü sunmadan önce zaman tanıyın,çocuğunuz kendisi çözüm bulsun.

    Çocuğunuzun her karşılaştığı durumda çözümü sizin bulmanız, yaşadığı sorunlara hemen koşturmanız, çocuğunuzun problem çözmesini engellemeniz anlamına gelmektedir. Bir sıkıntıyla karşılaştığında “Biraz birlikte düşünelim,sence bunu çözmek için neler yapabiliriz” gibi bir tartışma konusu açıp çocuğunuzu çözüm bulmaya yüreklendirirseniz ona büyük bir iyilik yapmış olursunuz.