Etiket: İş

  • Algılarınıza Ne Kadar Güveniyorsunuz?: Bilişsel Çarpıtmalar

    Algılarınıza Ne Kadar Güveniyorsunuz?: Bilişsel Çarpıtmalar

    Algılarınıza ne kadar güveniyorsunuz?

    Karşılaşılan olayları yorumlama şekli kişiden kişiye göre değişir. Örneğin sınavdan düşük alan bir öğrenci ‘ben zaten hep başarısızım’ diyebilirken diğeri ‘bu sınav zordu’ diyebilir. Bu yorumlama farkının içinde bazı bilişsel çarpıtmalara da rastlarız. Bilişsel çarpıtma gerçekleri olduğundan farklı anlama durumudur. Bakış açımızı genişletmek ve yaşam kalitemizi arttırabilmek için atmamız gereken ilk adım bilişsel çarpıtmaları farketmektir. Peki nedir bu bilişsel çarpıtmalar?

    Zihin Okuma: Kimsenin aklından okumamız mümkün değildir fakat sıkça insanların aklından geçen şeyler hakkında varsayımlarda bulunuruz. Örneğin, sohbet ettiğimiz kişi bir önceki gece iyi uyuyamadığı için esnerse ve biz bunu ‘benden çok sıkıldı, onun uykusunu getirdim’ diye yorumlarsak zihin okumuş oluruz.

    Ya hep ya hiç tarzı düşünme: Hayatı siyah ya da beyaz olarak görmek, grilere yer vermemek çok yorucu olabilir. Hayat aslında grilerden ibarettir, sadece iyi ya da sadece kötüye rastlanmaz. Örneğin, yazdığım yazı en güzeli olmayacak, o halde hiç yazmayayım. Hep ya da hiç tarzı düşünme bizi yorucu bir mükemmeliyetçiliğe sürükler.

    Olumluyu Yok Sayma (Büyütme-Küçültme): Başarılarımızı küçümserken başarısızlıklarımızı büyütmeye meyilli olabiliriz. Örneğin bir öğrencinin yüksek not aldığı sınav için ‘kolaydı’ diyerek başarısını küçümsemesi.

    Keyfi Çıkarsama: Kişinin elinde yeterince kanıt olmamasına rağmen bazı varsayımlarda bulunmasıdır. Örneğin, ‘kadınlar sadece zeki erkeklerden hoşlanır’, ‘pikniğe gideceğimiz gün yağmur yağdı kısmetsiziz’ demek.

    Seçici Soyutlama: Bir durumu bütün olarak değerlendirmek yerine sadece bir detaya odaklanıp o detay üzerinden yorum yapmak seçici soyutlamadır. Örneğin, herşeyin yolunda gittiği bir gün kişinin otobüsü kaçırması ve sadece otobüsü kaçırmasına odaklanarak tüm gününü ‘kötü’ olarak değerlendirmesi.

    Aşırı Genelleme: Kişinin karşılaştığı bir durumu hayatının tümüne genellemesidir. Örneğin, sevgilisi tarafından aldatılan kişinin bundan sonraki tüm ilişkilerinde aldatılacağını düşünmesi.

    Kişiselleştirme: Kişinin kendisiyle ilgisi olmayan ya da çok az ilgisi olan bir olayı kendine mal etmesidir. Örneğin, derslerinde başarılı olamayan çocuğu karşısında annenin kendini suçlu hissetmesi ve başarısız bir anne olduğunu düşünmesi.

    Felaketleştirme: Bir durumun sonucunun gerçekte olandan veya olacaktan daha kötü olarak hayal edilmesi. Örneğin iş görüşmesine giden bir gencin görüşmenin sonucu olumusuz olursa başka bir yerde işe giremeyeceğini düşünmesi ve ‘işe giremezsem hayatım biter’ demesi.

    -meli, -malı ifadeleri: ‘Bu böyle olmalıdır’ şeklinde inanışlarımız olabilir ve bu inanışlar doğrultusunda yaşamak kolay değildir çünkü hayat her zaman bu kurallarımıza uymayabilir. Bu kurallara uyulmadığında ise kişi kendini huzursuz hisseder ve hatta bunu bir felaket olarak görür. Örneğin, ‘her zaman en iyisi olmalıyım’, ‘herkes tarafından sevilmeliyim’,  ‘zayıf yanlarımı kimseye göstermemeliyim’.

    Hayat kalitenizi iyileştirmek için..

    Genelde bu bilişsel hataların birkaçı bir arada görülür. İlk adım olarak bunların hangilerini yoğun olarak kullandığınızı farkettikten sonra bu işlevsiz düşüncelerin yerine işlevsel olanları koymanız için profesyonel destek almanız yerinde olacaktır.

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hipekraktivite Bozukluğu (DEHB), çocuklarda en sık rastlanan psikolojik bozukluklardan biridir. Doğumdan itibaren var olan fakat çocuğun gelişimi ile birlikte daha ileriki zamanlarda fark edilen bu bozukluk nörobiyolojik bir bozukluktur. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun nörobiyolojisi, tam olarak anlaşılamamasına rağmen, bu bozukluğun ana semptomlarının nedeninde genel olarak, dopaminerjik ve noradrenerjik sistemlerdeki dengesizlik gösterilmektedir.(Dr. Nurcihan KİRİŞ Yrd. Doç. Dr. Seçil BİNOKAY 2010). Okul çağındaki çocuklarda, dikkati uzun süre bir şeylere yönlendirememe, arkadaş ilişkilerinde sıkıntılar, okulda başarısızlıklar gibi semptomlarla DEHB kendini gösterir. DEHB olan çocukların dikkatlerini toplamadaki güçlüklerinin bir nedeni, bu çocukların çevrelerinde bulunan uyaranların bir çoğu ile aynı anda ilgilenmeleridir. Nurcihan KİRİŞ, Sirel KARAKAŞ 2002 ). Ebeveynlerin, inanç sistemleri çocuklarında ki DEHB’ yi fark etmeleri konusunda bir engeldir. Okul hayatı ve aile yaşantısındaki işlevsel problemler üstesinden gelemeyecekleri bir duruma gelene kadar yardım için herhangi bir yere başvurmazlar. Cinsiyet farklılıklarına bakmak gerekirse, DEHB’ in bir alt tipi olan hipekraktivite genel olarak kız çocuklarına göre erkek çocuklarda daha fazla görülür. Dikkat eksikliği alt tipi ise daha çok kız çocuklarda görülür. Hipekraktivite ebeveyn ve öğretmenler arasında yaramazlık, dikkat eksikliği ise normal dikkatsizlik olarak görülüp önemsenmeyebilir.  DSM-5 (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders/Ruhsal Bozuklukların Tanı Kitabı) ’e göre; DEHB’ nin 2 alt tipi olarak dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik ve dürtüselliğin belirtileri şöyledir;

    Dikkat Eksikliği

    1. Çoğu zaman ayrıntılara özen göstermez ya da okul çalışmalarında (derslerde), işte yada etkinlikler sırasında dikkatsizce yanlışlar yapar (örn. ayrıntıları gözden kaçırır ya da atlar, yaptığı iş yanlıştır).

    2. Çoğu zaman aldığı görevlerde ya da oyunlarda dikkatini sürdürmekte güçlük çeker (örn. derslerde, konuşmalar sırasında ya da uzun yazılar okurken odaklanmakta zorlanır).

    3. Çoğu zaman doğrudan kendisine doğru konuşulduğunda dinlemiyormuş gibi görünür (ör. dikkat dağıtıcı unsur olmadığı halde aklı başka bir yerde gibi görünür).

    4. Çoğu zaman yönergeleri izlemez ve okul ödevini, ev işlerini ya da işyerindeki görevlerini tamamlayamaz (örn. işe başlar ancak odağı hızlı bir biçimde yitirir ve dikkati dağılır).

    5. Çoğu zaman işleri ve etkinlikleri düzene koymakta güçlük çeker (örn. sırayla yapılması gereken görevleri yönetmekte zorlanır, materyalleri ve eşyaları düzenli tutmakta zorlanır, işleri dağınık ve düzensizdir, zaman yönetimi zayıftır, zaman sınırlamalarına uyamaz).

    6. Çoğu zaman yoğun zihinsel çaba gerektiren görevlere katılmaktan kaçınır, hoşlanmaz ve bu aktivitelere karşı isteksizdir (örn. okul çalışmaları yada ev ödevlerini; yaşı büyük ergenler ve yetişkinlerde rapor hazırlama, form doldurmayı tamamlama, uzun yazıları, makaleleri gözden geçirmek).

    7. Çoğu zaman görevler ya da aktiviteler için gerekli eşyalarını kaybeder (örn. okul materyalleri, kalem, kitap, cüzdan, ödev, anahtarlar).

    8. Çoğu zaman dış uyaranlarla dikkati kolaylıkla dağılır (yaşı ileri gençlerde ve erişkinlerde ilgisiz düşünceleri kapsayabilir).

    9. Çoğu zaman günlük etkinliklerinde unutkandır (örn. sıradan günlük işleri yaparken, getir götür işlerini yaparken; yaşı ileri gençlerde ve erişkinlerde telefonla aramalara geri dönmede, faturaları ödemede, randevularına uymakta).

    Aşırı Hareketlilik ve Dürtüsellik

    1. Çoğu zaman kıpırdanır, elleri ya da ayakları vurur ya da oturduğu yerde kıvranır.

    2. Çoğu zaman oturması beklenen durumlarda yerinden kalkar (örn. sınıfta, ofiste, işyerinde veya oturması gereken durumlarda yerinde oturamaz).

    3. Çoğu zaman uygun olmayan ortamlarda ortalıkta koşar ya da bir yerlere tırmanır (yaşı ileri gençlerde ve erişkinlerde öznel huzursuzluk duyguları ile sınırlı olabilir).

    4. Çoğu zaman boş zaman etkinliklerine sessiz bir şekilde katılamaz ya da sessiz bir biçimde oyun oynayamaz.

    5. Çoğu zaman motor takılmışçasına hareket halindedir (ör. uzun bir süre boyunca restoranda veya toplantılarda yerinde rahat bir şekilde duramaz ya da zorlanır; başkaları tarafından huzursuz ve ayak uydurulması zor olarak algılanabilir).

    6. Çoğu zaman aşırı konuşur.

    7. Çoğu zaman soru cümlesi tamamlanmadan cevap verir (örn. başkalarının cümlelerini tamamlar, konuşmada sıranın kendisine gelmesini bekleyemez)

    8. Çoğu zaman sırasını beklemekte zorlanır. ( örn. kuyruk sırasını beklerken)

    9. Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da araya girer (örn. dahil olmadığı konuşmaların, oyunların, ya da etkinliklerin arasına girer, başkalarının eşyalarını izin almadan ya da sormadan kullanır, yaşı ileri gençlerde ve erişkinlerde başkalarının yaptığının arasına girer ya da başkalarının yaptığını birden kendi yapmaya başlar).

    Çocuğunun, aile ilişkileri, arkadaşlık ilişkileri ya da okul hayatında işlevselliğinin bozulduğunu gören ebeveynler ilgili destek almalıdır. Tedavi yöntemi olarak ilaçsız tedavi, ilaçlı tedavi ve ikisinin birlikte yürütüldüğü tedavi çeşitleri bulunmaktadır. DEHB li çocuklarda aile tutumları etkileri büyüktür. Örneğin ebeveynlerin hiperaktiviteyi baskılamak için ceza ile haraket etmeleri çocukların agresif tavırlar takınmasına neden olabilir. Yani DEHB tedavisinde ailelerin ve öğretmenlerin bilinçlendirilmesi önemlidir. İlaçsız tedavi yöntemi olarak, DEHB li çocukların yetenek ve strateji gelişimine odaklanılıp, sosyal beceri eğitimleri verilebilir.

  • Pelin’e Ne Oldu?

    Pelin’e Ne Oldu?

    Bundan bir ay önce en yakın arkadaşlarımdan biri aradı. Sesi titriyordu. ”Kendimi kötü hissediyorum, hayatımda olumlu diyebileceğim hiç bir şey yok. Neye elimi atsam kuruyor, gülemiyorum artık ben! Eskisi gibi değil hiç bir şey!” dedi ve ağlamaya başladı. Bir yandan ne olmuş olabilir acaba diye düşünürken bir yandan da sakinleşmesini sağlamaya çalışıyordum.

    Pelin annesinin ani ölümünden sonra babasıyla yalnız kaldı. Annesinin ölümünü çabuk atlattığını düşünmüştüm o zamanlar ama babasının olur olmaz kaygıları ve gereksiz kavgaları onu derinden yaralıyordu. Apar topar tüm işlerimi yarıda bırakıp yanına gittim.

    Kötü gözüküyordu. Ağlamaktan gözleri şişmişti. Ben sormadan anlatmaya başladı.” her şey çok kötü gidiyor hayatımda bir bilsen…” O gün birçok şeyden bahsetti bana. Kendini halsiz hissettiğini, iştahının olmadığını, hiç birşey yapmaktan zevk almadığını, işe gitmenin onun için ne denli külfet olduğunu, bu işkenceye daha fazla dayanamayacağı için dün istifasını verdiğini söyledi. Arada konun anlaşılabilirliğini sağlayabilmek için yönelttiğim küçük sorular dışında ona hiç müdahale etmeden sadece dinledim. Konuşması bitiğinde derin bir nefes aldı ” depresyon değil mi bu yaşadığım” dedi.

    Tahmininde yanılmıyordu, Pelin depresyondaydı.

    Peki, neydi bu depresyon?

    Depresyon çok sık karşılaştığımız bir sağlık sorunudur. Toplumun her kesiminden, her yaş grubundan, insanda ayırt etmeksizin görülebilir. Yaşam boyunca her 100 erkekten 10’u, her yüz kadından 20’sinin depresyon geçirdiği araştırmalarda saptanmıştır.

    Kişinin içinde bulunduğu durum, kendinden hoşnut olmamasına yol açar. Bu, beceriksizlik, değersizlik, yeteneksizlik gibi yakınmalarla dile getirilir. Kişi önceden ilgi gösterdiği, zevk aldığı kişilere, nesnelere, olaylara karşı ilgisizdir.

    Günlük yaşamdan, yaşantıdan doyum sağlayamaz. Bu doyumsuzluk durumu kişinin ailesiyle, çevresiyle, işiyle ilişkisini azaltır ya da tümüyle koparır. Bütün ilgiler, ilişkiler ona anlamsız, gereksiz gelir. Hasta, çaba, çalışma, sorumluluk gerektiren durumlardan kaçıp uzaklaşmak ister.

    Durgunluk, ilgisiz ve isteksiz olma duyu durumunun temelini oluşturur. Kişi bir yandan ailesine, annesine, babasına, çocuğuna, eşine, dostuna eski ilgisini yitirdiğinden yakınır; öte yandan kendisinden hoşnut olmaması ve kendine güvenmemesi nedeniyle onlara daha çok bağımlı olur. Onların desteği ve yardımı olmadan doğru düşünüp karar veremez.

    Olaylara kötümser bakarlar ve her olayı ciddi olarak düşünürler. Şakadan hoşlanmazlar. Güdülenmede azalmalar görülür. Geleceğe dair umutları azalmış ya da tamamen kaybolmuş olabilir.

    Olumsuz yaşam olayları ile karşılaşma, büyük üzüntülere neden olabilecek kayıplar ve yas, iş yaşamı sorunları, partner, evlilik, aile sorunları, hamilelik ve lohusalık süreci, kalıtsal yatkınlık, fazla alkol kullanımı, menopoz – antrapoz dönemi, mevsim değişiklikleri, ülke, şehir değiştirme, yeni yaşam koşulları depresyon nedenleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Depresyon tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır. Yukarıda bahsettiğim belirtilerin en az beşini gösteriyorsanız bir uzmandan yardım almanız gerekmektedir. Pelin’in terapi seansları devam ediyor ve şu anda anlattığım durumdan çok daha iyi bir durumda. Eğer bu dertten muzdaripseniz, hayatın güzelliklerini yeniden fark edebilmek, eski günlerinize geri dönebilmek için kendinize bir şans verin…

  • Çocuklarınızı ev işlerine katın

    Hangi yaşta olursa olsun evinizin bireyi haline gelen çocuğunuzun gelişimi ve eve katkı sağlaması için ev işleri yapmasını sağlayın ve bunu küçük yaştan itibaren çocuğunuzdan isteyin. Ancak verdiğiniz işler yaşına uygun ve tutarlı olmalı. Şimdi gelin, yaş yaş çocuğunuzu hangi ev işlerine nasıl katacağınızı ve bunu nasıl alışkanlık haline getireceğinizi öğrenelim.

    2-3 Yaş: Basit Komutlar Verin ve Övün

    Ev işleri çocuğunuza hayatının önemli yeteneklerini öğretir ve ailenin tüm üyeleri ev işlerine birlikte girişebilir. Ne zaman başlayabilirler? 2-3 yaş çocukları size yardım etmeye bayılırlar o zaman onlara izin verin! Çocuğunuz sepete giysileri koyabilir, dökülen bir şeyi silebilir, çöp kovasına çöpü atabilir, oyuncaklarını kovaya koyabilir, size istediğiniz bir şeyi getirebilir.

    Çocuğunuz bu yaşlarda ev işleri için çok mu küçük görünüyor size ? Bu yaşlar aslında ev işlerine başlatmak için en iyi zamanlardır. Çocuklar basit görevleri yerine getirdiklerinde hem kendilerini becerikli hissetmeye başlar hem de motor becerileri gelişir. Bu eforları için onları bol bol övün.

    4-5 Yaş: İşlerinize Onları Katın

    Çocuğunuz sizinle birlikte çamaşırları toplayabilir, ayırabilir, mutfakta sofrayı hazırlarken yardımcı olabilir, bitkileri sulayabilir, evinizde beslediğiniz hayvanınızı besleyebilir. Birlikte iş yapmanın keyfini çıkarın.

    Bu yaş çocuklarında kendilerinin ‘ihtiyaç duyulan, becerikli ve özgür’ hissetmeye ihtiyaçları vardır. Bu yüzden yaptıkları işin sonucu ne olursa olsun onları ev işlerine katın. Eğer size karşı direnirlerse ‘eğer bu işi bitirirsek dışarı çıkabilirsin’ şeklinde konuşun.

    6-7 Yaşlar: Mükemmellik Beklemeyin

    6-7 yaşlarında bir çocuk evdeki hayvanın mama ve suyunu doldurabilir, sandviç yapmaya yardımcı olabilir, nasıl yaparsa yapsın yatağını toplayabilir, çöpleri toplayıp çöp kovasına atabilir.

    Bu dönemde çocuğunuz ev etrafında iş verdikçe sorumlu ve kendine güvenli biri olmayı öğrenir. Düşündüğünüzden fazlasını yapabilirler, o işi nasıl yapılacağını gösterin ve çekilin.

    8-9 Yaşlar: Keyfini Çıkarın

    Basit yemek hazırlayabilir, sofrayı kurup kaldırabilir, bulaşık makinesini boşaltabilir, giysilerini katlayıp koyabilir, elektrik süpürgesini kullanabilir.

    Ev işi sıkıcı olmak zorunda değil. İşlerini müzik dinleyerek yapabilirler, veya onlardan istediğiniz ev işleri karşılığında daha önce istediği şeyi yapmalarına izin verebilirsiniz.

    10-12 Yaşlar: Seçim ve Ödüller

    Bulaşık yıkayabilir, paspas yapabilir, süpürebilir, arabadan aldıklarınızı taşıyabilir veya arabanızı yıkayabilirler.

    Çocuğunuzun iyi yaptığı işlerden birkaç tanesini seçmesini ve iş bölümü olarak ne yapmak istediklerine karar vermelerini isteyin. Ev işi listesi ve hatırlatıcı takvim yapabilirsiniz. Eğer yapabildikleri ve size yardım ettikleri için onlara teşekkür edin ve ödüllendirin.

    13 Yaş ve sonrası : Gerçek Hayat İçin Hazırlayın

    Kardeşinin bakımına ve okul ödevlerine yardımcı olabilir, istediği birgün yemek yapabilir, ev alışverişi yapabilir.

    Ev işleri ergenlerin kendi hayatlarını idame ettirme ve oda arkadaşı olma becerilerini öğretir. Ev işlerini cinsiyet ayırımı yapmadan verin. Erkekler yemek pişirebilir, ütü yapabilir, çamaşır atabilirler. Kızlar ev aletlerini kullanabilir, arabanın yağını değiştirebilir, bahçe işi yapabilirler.

  • Çalışan Anne ve Baba ile İlk Bağ

    Çalışan Anne ve Baba ile İlk Bağ

    Zamanımızda çalışan annelerin sayısı az değil. Gündüz vaktinin çoğunu işte geçiren anne (veya baba/ilk bakıcı) eve geldiğinde çocuğuyla hoşça eğlenmek ve hasret gidermek isterken problemler başını alıp yürüdüyse aranızdaki iletişimi kuvvetlendirerek çocuğunuza ve kendinize ve hatta ailenizin diğer üyeleri için iyilik yapabilirsiniz. Çalışan annelerin çocuklarında genellikle huysuzlanma, inatlaşma, duygu sömürüsü yaparak istediklerini elde etme, yemeğini kendine başına yememe, ve uykuya girişte zorluk gibi sorunlar baş gösterebilir. Size düşen görev sorunları gidermeye koyulmaktansa, öncelikle sorunların altında yatan sebepleri anlamaya çalışmak olmalıdır. Kendinize sorarak başlayın. Sizce çocuğunuz niçin zaten az olan zamanınızı zorlaştıracak sorunlu davranışlarda bulunuyor? “Beni görünce şımarıyor” bu durumu aydınlatmak için çok sığ bir cevap olurdu. İşin gerçeğinin çoğu vakada şöyle olduğunu görüyoruz: Küçük yaşlardaki çocuklar siz işteyken sizleri fazlasıyla özlerler. Onları her bırakıp işe gittiğinizde, gün boyunca hafif de olsa bir huzursuzluk içinde kalırlar. Sizi gördüklerinde de hem size öfkelidirler, hem de özlemişlerdir. Bu ikircikli durumda yaramazlık yaparak aslında bir şeylerin çok da yolunca gitmediğini anlatmaya çalışırlar. Onlar minicik yüreklerinde “size duydukları özlem” ile günboyu nasıl baş edeceklerini bilmiyorlardır. İşte bu yüzden kreşte yemeğini sorunsuz yiyen Ayşe, evde köfte çatalıyla arkasından koşturmanız için size onunla ilgilenme fırsatı veriyordur, hem de öfkesini gösteriyordur. Sabah kalkınca siz işe gittiğiniz için sizi göremeyen Ercan da, hiç sabah olmaması, sizinle geçirdiği gecenin bitmemesi için uykusu gelse de bir türlü uykuya dalmıyordur. Çocuklar bizlere söyleyeceklerini davranışlarla gösterirler. Onların yaramazlıklarını size inat için yaptıkları olumsuzluklar olarak görmeden önce davranışlarının arkasındaki sebepleri görmeye çalışmalısınız. Çalışan anneler/babalar iş için evden ayrılırlarken onlarla özel bir vedalaşma oyunu yaratıp, her vedalaşma ve kavuşmada aynı mimik, ses tonu ve hareketleri yaparak ayrılıkları ve kavuşmaları birbirleri ile ilişkilendirebilirler. Böylece çocuğunuz için beklemeye değer eğlenceli bir miras bırakmış olur ve her gidişten sonra bir gelişiniz olduğunu da çocuğunuza göstermiş olursunuz. Başka bir yöntem ise işe giderken size ait bir eşyayı onun himayesine bırakıp her gelişinizde onu çocuğunuzdan geri istemektir. Çocuğunuz böylece sizi özlediği zamanlarda sizi temsil eden minik eşyanızla kendini avutmayı öğrenebilir. Çalışan anne ve babaların, çocuklarının “ayrılık” durumlarında yaşadığı stresi yenmesinde ona nasıl yardımcı olabileceklerini kısaca özetledik. Sizden ayrılmak istemeyip, siz eve gelince de sizinle itişmesi çok beklendiktir. Yukarıda yazılanların yanı sıra, çocuğunuzun neler hissedebiliyor olabileceğini onun yerine söyleyerek ona ayna olmak da yaşadığı stresin azalmasına yardımcı olacaktır.

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve yönetici işlevler

    Bir senfoninin icrası gibidir yönetici işlevler… Birinci kemanlar… İkinci kemanlar… Çellolar… Vurgulu çalgılar… Trombonlar… Tubalar…kontrbaslar… viyolalar ve daha bir çok enstrümanın ahengidir iyi bir senfoni. Müthiş bir eserin icrası için sırasıyla ve tam zamanında bazı enstrümanlar başlamalı… bazıları susmalı… Bazıları yeniden başlamalıdır… İyi bir orkestra şefi bütün bu enstrümanları takip edebilmeli, yerine göre sürdürebilmeli ve yeniden başlatabilmelidir. Üstelik salondan gelen ilgisiz sesleri de bastırabilmelidir…Yönetici işlevler beynimizin orkestra şefidir. Bazı işlevleri başlatır; bazılarını durdurur. Bazılarının sesini arttırır. bazılarının sesini azaltır. Tüm bunların tam olarak olması gereken zamanda yapar…

    Yönetici işlevlerin en önemli işlevlerinden birisi durdurmadır (inhibisyondur). Aslında beyin büyük ölçüde inhibisyon becerisiyle işlev görür.. Birim zamanda en hafif haliyle binlerce uyarı alan beyin hücreleri bu uyaran kalabalığının yanıtlarını bastıramamış olsaydı tam bir kaos yaşanırdı benimizde… İste dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda bu inhibisyon işlevleri belli alanlarda belli oranlarda bozulmuştur…

    Eğer motor (hareketle ilgili) alanları durduramazsanız sürekli hareket halinde olursunuz. Eğer konuşma ile ilgili alanları durduramazsanız fazla konuşursunuz… Duygularınızla ilgili alanları durduramazsanız ani yoğun ve ayarsız duygusal tepkiler verirsiniz.. Bilişsel alandaki alanları durduramazsanız hiç düşünmeden davranırsınız veya soruyu tam okumadan yanıtı yapıştırırsınız. Kendinizi durduramazsanız geleceği hiç düşünmeden şimdide yaşarsınız… Dışarıdan gelen ilgisiz uyaranları bastıramazsanız dikkatinizi sürdüremezsiniz… Tüm bunları yapamazsanız kendinizi düzenleyemezsiniz.

    “İlim ilim bilmektir…

    İlim kendin bilmektir

    Sen kendin bilmezsen

    Ya nice okumaktır”

    Yunus Emre

    Kendini düzenlemenin ilk adımıdır kendini izleme… Kendini izlemeyenin kendisiyle ilgili farkındalığı olmaz. İnsan düşüncelerini duygularını ve davranışlarını hatta dış görünümünü izlemelidir. Kendisiyle ilgili farkındalığı olan kişi bir süre sonra gelecekteki amaçları için, düşüncelerini, davranışlarını hatta duygularını manipüle etmeyi öğrenir. Kendini düzenleme becerisi dediğimiz bu durum sosyal ilişkilerde, iş yaşantısında, hatta sevgili ilişkisinde, kısaca hayatın kendisinde başarının anahtarıdır.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun diğer bir boyutu dikkati sürdürmekte olan güçlüktür. Özellikle monoton ve zihinsel performans gerektiren ödevlerde bu kişiler dış veya iç uyaranlarla kolayca dağılırlar. Aslında bu durum yüksek algı düzeyinden kaynaklanmamaktadır. Sadece ilgisiz uyaranları bastırmadaki güçlüklerinden kaynaklanmaktadır. İşin kötüsü bir kez dağıldıklarında tekrar organize olup işlerinin başına dönmeleri uzun zaman alır; yani oyalanırlar. Bu durum daha çok “ne yaptığını veya yapacağını” unutmalarından kaynaklanır. Bu ise bize yine yönetici işlevlerin önemli bir parçasını oluşturan diğer bir enstrümanın iyi çalışmadığını gösterir: işleyen bellek becerileri.

    İşleyen belleğin özelliği, bir çok bilgiyi gündemde tutup zamanı geldiğinde bunları işleme sokmasıdır. Başka bir deyişle ne yaptığımıza kılavuzluk eden bellek işlevidir. Bilgisayarın RAM belleğine benzer birazda. Eğer bu bellek iyi çalışmazsa bu kişi bir matematik sorusunun içinde kaybolabilir. Toplama yaparken işlem çıkarma olarak devam edebilir. Sevgiliyle buluşmaya giderken, durum arkadaşlarla bir şeyler içmeye dönüşebilir.

    Tüm bunlar, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna basit bir dikkatsizlik gibi bakmak bu kişilerin yaşadığı tüm sorunları görmezden gelmek demektir. Üstelik bu kişiler, kendilerini durdurma güçlükleri, kendilerini düzenleyememeleri ve ne yapacaklarını unutmaları nedeniyle çoğu kez eleştiri alırlar. Bu durum tembellikle, iyi terbiye edilmemeyle, inatçılıkla veya başkaldırıyla karıştırılır. Oysa dağınıklık organize olamama, oyalanma veya diğer belirtiler bir seçim değildir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, genetik ve nörokimyasal temelleri olan bir bozukluktur. Bu kişilere sürekli kızılması aslında “niye kahverengi gözlüsün yeşil gözlü değilsin” tarzında bir kızmaya benzer. Birisine kahverengi gözlü olduğu için kızamazsınız. Diğer taraftan kendini düzenleme becerilerinin kazanılması dahil yukarıdaki becerilerinin hepsinin elde edilmesi annelik babalık becerilerinin yetersizliğinden veya beceriksizliğinden kaynaklanmamaktadır. Yani dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu bir terbiye sorunu değildir.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna sadece bir dikkat dağınıklığı olarak bakmak onu küçümsemek olur. Aslında bu durum tüm yaşantının etkilenmesi demektir. Çünkü bu kişiler kendilerini ve yaşantılarını düzenleyemezler.

    Kendisini düzenleyemeyen bir çocuk dağınıktır, oyalanır, dalgınlık tarzında unutkanlıkları olur. Bu durumda evde anneden babadan daha fazla olumsuz uyarı alır. Sokakta sırasını bekleyemez, dikkat gerektiren oyunlarda iyi değildir, ani duygusal tepkileri vardır. Arkadaşları tarafından dışlanır. Okulda ödevini unutur, derste başka şeyler düşünür, dikkatsizce hatalar yapar; öğretmenleri uyarır. Sonuçta iyi bir çocuk, akıllı bir çocuk, evde, sokakta, okulda sürekli olumsuz uyarı alır. Olumsuz uyarılara ilk tepkilerden birisi karşı gelmedir. Yapısal olarak inhibisyon sorunlarıyla birlikte, bu kadar olumsuz uyarı çocukta karşı olma karşı gelemeye neden olur. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunda karşı olma karşı gelme yaklaşık yüzde 60-70 oranında gözlenir. Rakam hiçte az değildir. Karşı gelmeler, zaman içinde davranış sorunlarına dönüşebilir. Kavgacılık, kurallara uymama, okuldan kaçma… Okuldan kaçarsa sokağın risklerine maruz kalır: kazalara maruz kalma, madde kullanma, çeteleşme… Bilimsel araştırmalar tüm bunların dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde daha fazla olduğuna işaret ediyor. Diğer taraftan dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan bir grup çocukta, bu olumsuz uyarılar ve ani duygusal tepkiler ile kendisiyle veya yaşamla ilgili olumsuz düşünce şemaları gelişmeye başlar: “Hiç bir şeyde başarılı olamıyorum. Başarılı olamayacağım. Kimse beni sevmiyor. Yaşamak çok kötü” gibi… Bu düşünce yapısı, kaygı ve depresyona zemin hazırlayan bir düşünce yapısıdır. Ergenlik döneminde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan kişilerde daha yüksek oranda kaygı ve depresyon görülür. Dikkatsizlik, motivasyonsuzluk ve psikiyatrik eş bozukluklar nedeniyle bu kişilerin okuyarak meslek edinme şansları daha azdır. Genellikle dürtüsellikleri nedeniyle ilk cinsel deneyimlerini daha erken yaşarlar. Daha erken evlenip çocuk sahibi olurlar. Sorunlar erişkin döneminde de devam eder. Örneğin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan erişkinlerde, daha fazla aile içi çatışma, dürtüsel bir şekilde çocuğunu cezalandırma, boşanma, kaza yapma ve kazaya maruz kalma, ehliyetin ceza sonucu alınması, park cezaları, hız sınırı aşımı cezaları, otoriteyle çatıma, kaygı, depresyon, madde kullanımı, iş değiştirme, işten atılma ve parasal sorunlar gözlenir. Özellikle “zamanla sınırlı” olan görevlerin son tarihini kaçırmaları daha olasıdır.

    Bu kadar risk söz konusu olduğundan bu durum mutlaka tedavi edilmelidir. Çocuk ve ergenlerde, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun tanısını bir çocuk ergen psikiyatrisi koymalıdır. Çünkü dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tıbbi bir bozukluktur ve diğer tıbbi durumlardan ve psikiyatrik bozukluklardan ayırt edilmelidir. Çocuk ergen psikiyatrisinde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun başarılı bir tedavisi vardır. Tedavinin en önemli kısmını ilaç tedavisi oluşturur. Tedavide başarısında, hekim, çocuk, aile ve öğretmen iş birliği oldukça önemlidir.

  • Korku Kontrol Edici, Sevgi Yapıcıdır

    Korku Kontrol Edici, Sevgi Yapıcıdır

    Eskişehir’de kitabevinde bulduğum bir kitaptan alıntıdır başlık. Üzerinde biraz daha düşününce aslına hayatımızın birçok alanında geçerli bir söz gibi. Özellikle çalışma hayatımda ailelerle yaptığım görüşmelerde yardımcı olmuştur.

    Çünkü toplum olarak korkuyu fazlaca kullanıyoruz anne-babamızı, elimizi, çocuklarımızı, sevgilimiz ya da bazen arkadaşlarımızı bile korkutarak etkilemeye çalışmışızdır. Ya da karşı taraftan aynı şeyleri görmüş olabiliriz. Bu durumu farketmeden yaşıyoruz çünkü korku kültürümüzde bebeklik döneminden başlayarak işleniyor. “Yemek yemezsen polis gelir götürür”, şunu yapmazsan seni bırakır giderim” ve daha birçoklarını mutlaka duymuşuzdur. Büyüyünce de işler değişmez meslek seçerken bile gelecekte aç kalırsın iş bulamazsın diyerek korkutarak ebeveynler gençleri kendi istedikleri mesleklere yönlendirirler.

    Tabiki böyle büyüyen çocuklar da ebeveyn olduklarında aynısını çocuklarına yapma eğiliminde oluyorlar. İşte bu zinciri bir noktada kırıp çocuklarımızın davranışlarını kolay, geçinci ve işlevsel olmayan korku yerine sevgi ile yönlendirmeye çalışmak daha doğru olacaktır. Korku çocuklarını karar verme kapasitesini, özgüvenini ve size olan saygısını zedeler. Sevgi ise tam tersi bir bilinç yapısı oluşturur. Ne istediğini bilen, yaptığı seçimlerin sonuçlarını tahmin edip sorumluluk alabilen, dolayısıyla hayatta daha başarılı ve mutluolmayı bilen çocuklar yetişmesini sağlayacaktır.

    Peki bunu nasıl sağlayabiliriz? Öncelikle dinlemeyiöğrenmelisiniz. Karşıdakinin isteklerini ya da ihtiyaçlarını anlamanız için dinlemeyi öğrenmelisiniz. Yargılamadanöğütvermedenküçük görmeden ve empati kurarak dinlemelisiniz. Yemek istemiyorsa sağlığı çerçevesinde saygı duyun küçük oyunlarla biraz daha yedirebilirsiniz ama kimseyle ya da hiçbirşeyle korkutmayın ama yememeyi seçiyorsa sonuçlarına katlanarak zamansız yemek yemesine izin vermeyeceğinizi bilmeli ve buna uymalısınız ne olursa olsun. Sınırlarınız olsun çok nadir bu sınırları esnetin ama kaldırmayın. Davranışının sonucunu açıklayın yapabileceği seçimleri ona bırakın seçmeyi ve sorumluluk almayı öğrensin. Korkutursanız korku faktörü ortadan kalktığında aynı davranışa devam eder.

    Şuna emin olun ki çocuğunuz sizden ne gördüyse onu yapacaktır. Küçük olmalarına rağmen birçok şeyin farkındadırlar. Rol taklidinde de ustadırlar çünkü öğrenmek için buna ihtiyaçları vardır. 

          Bu yüzden çocuklarımıza sorunlarını korkutarak, eleştirerek, alay ederek çözen değil sevgi ve empati ile çözen insanlar olarak yetiştirmeliyiz. 

  • Dikkat eksikliğinin 6 yönü (1) odaklanma-dikkat

    Dikkat Eksikliği Sendromunun 6 yönü:(Odaklanma-dikkat):

    Dikkat Eksikliği şeklinde isimlendirilmiş olmasına karşın bu tanımlama biraz kafa karıştırıcıdır. Dikkat eksikliği olan bireylerde ana sorunun sadece dikkat alanında olmadığı dikkati de yöneten karmaşık beyin fonksiyonlarında (yönetici işlevler) sorunlar olduğu gösterilmiştir. Bu yönetici beyin fonksiyonları günlük hayatta birçok işlevden sorumludur. Beynimizin patron bölgesi gibi düşünülebilir ve birçok süreci yönetir. Dikkat eksikliği olan bireylerin bu yönetici işlevlerden 6’sında sıklıkla sorun yaşadığı gösterilmiştir.
    1.Odaklanma (dikkat),
    2.Plan yapma,
    3.İstek (motivasyon),
    4.Öfke kontrolü,
    5. Hafıza
    6. Organizasyon
    Bu sorun alanları her bireyde faklı şiddette görülebilir.

    1. Odaklanma sorunları (dikkat eksikliği):

    ‘Dikkat’ farklı beyin bölgeleri tarafından son derece karmaşık sinir ağları ile yönetilen bir fonksiyondur. Bu nedenle birçok şekilde insanlar dikkat sorunları yaşarlar fakat Dikkat Eksikliği tanısı koyabilmek için bu sorunun sık yaşanması, uzun süredir olması ve yaşam kalitesine etki edecek boyutta görülmesi gerekir.
    DEHB’li çocuklar özellikle kendi istedikleri değil de onlara verilmiş görevleri yerine getirirken yoğun dikkat sorunları yaşarlar. Örneğin dikkat eksikliği olan bir öğrenci ödev yapması istendiğinde okuduğuna kendini veremez. Çoğunlukla okuduğu kelimeleri seslendirebilir fakat cümlenin ya da paragrafın ne anlama geldiği çözmekte zorlanır.

    Okuduğuna kelime kodlarını çözecek kadar zihin odaklanmıştır fakat bu kelimeleri bir eski okudukları ile ilişkilendirmek, cümlenin ya da paragrafın ne anlama geldiğini çözmeye yetecek kadar dikkati (enerjiyi) tahsis etmemiştir. Aslında bunu yapabilecek yeteneği vardır. Eğer okuduğu yada yaptığı iş ilgisini çeken bir konu üzerine olursa dikkati fazlası ile verir ve okuduğunun tamamını hatta ince detaylarını bile çözebilirler. Bazen dikkat eksikliği olmayan bireylerde ‘dalgın okuyabilirler’ birkaç satır sonra okuduklarından bir şey anlamadıklarını fark edip geri dönerler. Bu durum yoğun ve sık yaşanması durumda dikkat eksikliği bir bozukluk olarak değerlendirilebilir.

    Dikkatin çabuk dağılması:

    Bu çocuklarda görülen diğer sorun ise dikkatin çabuk dağılabilmesidir. Özellikle isteksizce yaptığı bir faaliyet sırasında kafalarından geçen bir başka düşünce, çevreden gelen ses herhangi bir uyaranla dikkatleri çabucak kayar. Derste öğretmenini dinlemeye çabalıyorken arkadaşının kalemini düşürmesi, dışarıda gördüğü bir nesne ya da akşam izlediği filmle ilgili düşünceleri araya girebilir. Bu şekilde sık sık kopmalar ve geri gelmeler yaşanır.

    Basit bir örnekle anlatılmak gerekirse dikkat bir tiyatro sahnesini aydınlatan ‘spot ışığına’ benzetilebilir. Dikkat eksikliği olmayan kişilerde kişi spot ışığı(dikkat) iyi çalışır. Bir noktaya odaklandıklarında çevreden gelen uyaranlar baskılanır (ışık odaklandığı yerde yoğundur ve çevre karanlıktır). Dikkat eksikliği olan bireylerde bu spot ışığı görevler sırasında az yoğun, sık yer değiştiren (seyirciler arasında bir ses geldiğinde sahneden seyircilere gider) şekilde fonksiyon görür.

    Sabit odak (dikkatin yer değiştirememesi):

    Bazen Dikkat eksikliği olan bireyler dikkat dağınıklığından değil çok aşırı odaklandıklarını, dikkatini başka şeylere vermek isteyip veremediklerinden şikâyet ederler. Özelliklede sevdikleri TV ya da bilgisayar gibi işlerin başında kalkamazlar, sürenin nasıl geçtiğinin farkına varmazlar. Bilgisayar başından kalkıp dikkatlerini bir türlü yapmaları gereken işlere veremezler.


    Özetle DİKKAT EKSİKLİĞİ yoğun ve kronik şekilde ‘dikkatin kötü yönetilmesi’ olarak tanımlanabilir. Yeterince derin odaklanamama, dikkatin çabuk dağılması ve bazen tersi şekilde aşırı odaklanma sorunu yaşarlar.
    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavisi

    Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavisi

    Depresyon duygusal, zihinsel, davranışsal ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren bir durumdur. En dikkat çekici belirtisi çökkün ruh hali ile ilgi ve zevk almada belirgin azalmadır. Depresyondaki kişi duygusal açıdan mutsuz, karamsar ve ümitsizdir. Eskiden en severek yaptığı işler bile artık zevk vermez olmuştur. Kişi kendini hüzünlü ve yalnız hisseder. Kendisine ve çevresine ilgisi azalır. Yoğun suçluluk duyguları olabilir. Herkese yük olduğunu düşünüp gereksiz yere sorumluluklarını yerine getirmediğini düşünür. Genellikle iç sıkıntısı, daralma, huzursuzluk ile birliktedir. Bazen kendisinin tüm duygularını yitirmiş gibi hissedebilir. Depresyon zihinsel faaliyetlerimizi de engeller. En sık görülen belirtiler dikkatini toplayamama ve unutkanlıktır.

    Depresyonun davranışlardaki etkisi enerji azalmasına bağlı hareketlerde yavaşlama, aşırı halsizlik şeklinde olur. Basit günlük işler bile kişi için bir yük olmaya başlar. Sosyal ilişkilerden kaçınır, yalnız kalmayı tercih eder, sorunlarını ve sıkıntılarını paylaşmaz. Cinsel ilgi ve isteğinde de belirgin azalma olur.

    Bazı bedensel belirtilerde depresyonda ortaya çıkabilir. İştah da belirgin azalma kilo kaybı bazen tam tersi aşırı yeme eğilimi olabilir. Sık görülen belirtilerden biri de uykusuzluktur. Uykuya dalamama, uykunun sık sık bölünmesi veya sabah çok erken uyanma şeklinde sorunlar görülebilir. Bazı kişilerde aşırı uyuma eğilimi olabilir. Bu kişiler çok uyumalarına rağmen dinlenmiş olarak uyanmazlar. Baş, boyun sırt, eklem ağrıları, mide-bağırsak şikayetleri eşlik edebilir.

    DEPRESYON TANI ÖLÇÜTLERİ (DSM-IV-TR’ye göre):

    A-İki haftalık bir dönem sırasında, daha önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklik olması ile birlikte aşağıdaki semptomlardan beşinin (yada daha fazlasının) bulunmuş olması; semptomlardan en az birinin ya depressif duygudurum yada ilgi kaybı yada artık zevk alamama olması gerekir.

    1-Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren depresif duygu durum, Depresyonda ki kişilerde gün boyu devam eden bir çökkünlük, umutsuzluk ve mutsuzluk hissederler. Bu çökkün hissetme hali günün başında daha azken günün ilerleyen saatlerinde daha da artar. Yemek yemek, yürümek, duş almak, makyaj yapmak gibi rutin şeyleri dahi yapma isteği ortadan kalkabilir.

    2- Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren, tüm etkinliklere karşı (yada çoğuna) ilgide belirgin azalma yada artık bunlardan eskisi gibi zevk alamama. Depresyonda ki kişiler daha eskiden zevk aldıkları şeylerden zevk alamaz hale gelirler. Sosyal olarak içene kapanıklıkla birlikte her zaman görüştüğü kişilerle görüşme konuşma gibi aktivitelerden uzaklaşabilirler.

    3- Kilo alımı yada kilo kaybı, normalde yediklerinden daha fazla ya da daha az yemek yemeye başlarlar.

    4- Hemen her gün, insomnia (uykusuzluk) yada hipersomnia (aşırı uyku) olması, özellikle yataktan çıkmama isteği, ya da yataktan çıktıktan sonra yeniden yatağa dönme isteği görülebilir. Kendilerini sanki enerjileri çekilmiş gibi hissederler.

    5- Hemen her gün, psikomotor ajitasyon yada retardasyonun olması, günlük davranışlarında ya da okul iş gibi rutin aktivitelerde yavaşlama ya da gerileme yaşarlar. Başladıkları işi tamamlamakta güçlük çekerler.

    6- Hemen her gün, yorgunluk-bitkinlik yada enerji kaybının olması, yaşadıklarını içinden hiç bir şey yapma isteğinin gelmemesi durumu olarak tanımlarlar

    7- Hemen her gün, değersizlik, aşırı yada uygun olmayan suçluluk duygularının olması, kendilerini değersiz, yetersiz, sevilemez, çirkin, bakımsız ve beğenilmeyi hak etmeyen kişiler olarak tanımlayabilirler. Bunun yanı sıra geçmişlerinde yaşadıkalrı olaylara karşı kendilerini sıklıkla suçlar ve eleştirirler. Gelecekle ilgili bir belirsizlik ya da gelecek planlarının olmaması durumu söz konusu olabilir.

    8- Hemen her gün, düşünme ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinin azalması ya da karasızlık. Bir işe, kitaba ya da konuya odaklanmakta güçlük çekme, dikkat dağınıklığı, okuduğunu anlamama, tekrara tekrar okuma, düşünmekte zorluk çekme gibi belirtiler sergilerler.

    9- Yineleyen ölüm düşünceleri, yineleyen intihar etme düşünceleri ve intihar etmeye yönelik tasarılarının olması. Yoğun bir şekilde olama da intihar etmeyi düşünme yada intihar girişimleri olabilir.

    10- kişiler kendileri, diğer insanlar ve dünya hakkında olumsuz düşüncelere sahiptirler. Yaşadıkları olayları geçmeyecek, kalıcı ve kendilerinden kaynaklı olarak değerlendirirler.

    B- Bu semptomlar, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya yada toplumsal-mesleki alanlarda yada önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olması. Kişinin yaşadığı semptomlar iş okul gibi temel aktivitelerde zorlanmaya ya da aksamaya yol açabilir.

    C- yukarıda ki belirtilerin en az 2 sini en az 2 yıl süre ile yaşayanlarda depresyonun hafif düzeyde ama uzun dönemli şekli olan distiminin varlığından söz edilir.

    Tüm bu belirtiler en az iki hafta sürekli olarak devam eder. Kişinin mesleki, ailesel ve kendisi ile ilgili sorumluluklarını yapmasına engel olur.

    Sözü edilen tüm bu belirtilerin hepsinin aynı anda olması gerekmez. Bazen depresyon bu belirtilerin bir kısmıyla kendisini gösterir. Ayrıca belirtiler hafif, orta, ağır şiddette olabilir ve belirtilerin şiddeti kişiden kişiye değişebilir.

    Bunun yanı sıra bir çok psikolojik soruna ek olarak (örneğin; panik atak, sosyal fobi, cinsel işlev bozuklukları, evlilik sorunları, yakın birinin kaybı vb) depresyon ortaya çıkabilmektedir

    DEPRESYON NEDENLERİ

    Depresyonun nedenleri ile ilgili bir çok farklı teorik açıklama bulunmaktadır. Medikal açıklamalar beyindeki bazı nörokimyasal maddelerin (örneğin serotonin) düzensizliğinden kaynaklandığını öne sürmekte bu nedenle anti depresan ilaç önermektedirler.

    Psikolojik açıklamalarda ise kişinin kendisi, diğer insanlar ve dünyadaki olaylar hakkında yapmış olduğu yanlış ve akılcı olmayan otomatik düşünce ara inanç ve temel şemalardan kaynaklandığını öne sürmektedir. Geçmişinde, özellikle çocukluğunda olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaşmış ya da benlik saygısı (öz güveni) gelişmemiş ya da dünyayla başa çıkabilme becerisi yeterince gelişmemiş kişiler şimdi ki yaşamlarında olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaştıklarında var olan sorunla baş edebilmekte güçlük çekmekte ve depresyona girmektedir. Basit bir benzetmeyle; oturduğunuz evin içi ne kadar güzel ve bakımlı olursa olsun evin temelleri sağlam değilse bir depremde bina yıkılacaktır. Bazlarının kolaylıkla aştığı ya da takmadıkları olayları eğer siz çok büyütüyorsanız ve bu yaşadığınız olay yaşamınız çok fazla etkiliyorsa depresyona yatkın bir kişiliğiniz olduğunu düşünebilirsiniz. Örneğin yakın birinin kaybında ( örneğin baba vefatında) ortalama altı aylık bir zamandan sonra kişinin acısının azalarak gerekir ancak aradan 6 aydan daha uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen kişi hala neredeyse ilk gün ki gibi bir acı ve depresif duygu durumu yaşıyorsa kişinin zorluklarla baş edebilme becerisinin düşük ve geçmişinde benliğinin (ego( yeterli düzeyde gelişmediğini düşünebiliriz.

    Herkesin depresyona girme nedeni birbirinden farklıdır. Ancak depresyona neden olan bazı genel durumlardan şöyledir;

    Birinci dereceden ailenizde depresyon yaşamış bir birey varsa depresyona yatkınlığınız olduğunu düşünebilirsiniz.

    Bir yakının kaybı, iş kaybı, şehir değiştirme

    Sağlık problemleri özellikle kanser yada kronik bir sağlık sorun

    Bazı ilaç veya uyuşturucuların kullanımı

    Doğum yapmak

    Aile, iş, okul sorunları

    Stresli bir ortamda çalışmak

    Maddi sorunlar.

    Başka bir psikolojik sorununuzun olması (örneğin panik atak, sosyal fobi vb)

    DEPRESYONUN TEDAVİSİ

    Kişiler çok farklı sebeplerden dolayı depresyona girebilirler. Depresyonun iki ana nedeni vardır; birincisi kişinin gündelik yaşamında var olan stres veri olaylar ikincisi ise kişinin geçmişine yaşadığı olumsuz deneyim ve yaşantılardır.

    Herkesin depresyona girme nedeninin farklı olduğu gibi çıkma şeklide farklı olacaktır. Ancak şuan için dünyada depresyon tedavisinde kullanılan en başarılı tedavi yöntemi bilişsel davranışçı terapi yöntemidir. Bu yöntemde psikolog kişiye olumsuz otomatik düşüncelerin doğasını, bu düşünceleri nasıl yakalayacağını, nasıl çürütüp yerine daha işlevsel ve sağlıklı yeni düşünceler koyacağını öğretir. Bunun yanı sıra psikolog kişinin otomatik düşüncelerini besleyen onları ve ortaya çıkartan geçmiş yaşam olaylarını tespit ederek geçmişte yaşanmış Travmatik, olumsuz olaylar üzerinde çalışarak kişinin yaşadığı olumsuz durumların bu güne yansıyan etkilerini ortadan kaldırır. Bilişsel davranışçı terapinin temel amacı kişiye kendi psikoloğu olmayı öğretmektir. Kişi terapi de yaşadığı sorunlarla nasıl başa çıkacağını öğrenir ve terapi psikolojik destek sürecinde öğrendiği beceri ve yöntemlerle yaşamının geri kalan bölümünde ortaya çıkan diğer sorunlarla aktif bir şekilde baş edebilme becerisi kazanmış olur.

    Yaşadığınız sorunları NLP, hipnoz vb yöntemlerle çözebileceğini iddia eden çok sayıda alandan olmayan kişi bulunmaktadır. Depresyon tedavisi ya da yaşadığınız başka bir psikolojik sorun için destek alırken, gittiğiniz kişinin psikolog olup olmadığını mutlaka sorgulayın. Bir çok danışanın yaptığı şey arama motorlarına izmirde psikolog, ya da izmir’de psikolog arıyorum vb anahtar kelimeler girerek ilk gördükleri siteye girip sitede adı geçen kişiden randevu almak oluyor. Yaşadığınız sorun için başvurduğunuz kişinin mutlaka psikolog olması gerekmektedir. Ancak bu da yeterli olmamaktadır. 4 yıllık psikoloji lisans eğitimi alan kişilere psikolog ünvanı verilmektedir. Ancak psikolog ünvanına sahip kişiler psikoloji hakkında genel bir bilgi ve donananıma sahiptirler. terapi yapabilmek için psikoloji alanda yüksek lisans yapmak gerekmemektedir. Bu nedenle psikolojik destek alırken başvurduğunuz kişinin uzman psikolog olup olmadığına dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu durum doktorlarda da aynıdır. Pratisyen hekim her konuda az bir bilgiye sahiptir. Ama ciddi bir sorun için pratisyen hekime değil uzman bir doktora başvurulur. Bu nedenle kalp, göz, psikiyatri gibi özel uzmanlık alanları vardır.

    Depresyon ne şekilde ortaya çıkarsa çıksın depresyon tedavisi olan bir psikolojik problemdir. Birkaç seanslık psikolojik destek ve psikoterapi ile bu sorundan yaşam boyu kurtulma şansınız bulunmaktadır.

    Eğer tedavi görmezseniz, uzun süre depresyonda kalabilirsiniz. Depresyon geri dönebilir ve daha kötü olabilir. Eğer gerekli yardımı alırsanız, birkaç hafta içinde iyileşmeye başlayabilirsiniz.

    Ek olarak depresyon, panik atak, sosyal fobi, aile ve çift sorunları, cinsel sorunlar gibi diğer psikolojik sorunlarla birlikte de sıklıkla görülmektedir.

    DEPRESYONLA BAŞ EDERKEN

    Spor yapın spor vücudun zinde ve sağlıklı kalmasında yarar sağlar ve enerji düzeyinizi yükseltir.

    Fazla yalnız kalmayın, arkadaşlarınızla, ailenizle zaman geçirin

    İş, okul gibi alanlarda zorlandığınızda çevrenizden destek isteyin

    Alkolden uzak durun

    Yediklerinize dikkat edin

    8 saatten fazla uyumayın, yataktan çıkmak için çaba gösterin

    Sosyal aktiviteleri için kendinize fırsat yaratın

    Problemlerle başa çıkmak için yeni ve daha iyi yollar öğrenin.

    Mutlu olduğunuz zamanları hayal edin

    Gelecek planları yapın.

    Kişisel yardım kitapları okuyun (ama kişisel gelişim değil)

  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travma, günlük rutin işleyişi bozan, beklenmedik bir şekilde gelişen, dehşet, kaygı ve panik yaratan, kişinin anlamlandırma süreçlerini bozan olaylar ve yaşantılar olarak tanımlanabilir. Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ya da Post Travmatik Stres Bozukluğu (PTSB) olarakda adlandırılmaktadır. Birşeyin travma olarak değerlendirilebilmesi için kişinin yaşamsal bütünlüğünü tehtid eden bir olayla karşı karşıya kalması gerekmektedir.

    Genel bir ifadeyle “bireyin kişiliği ve ruhsal yapısı üzerinde şu veya bu ölçüde kalıcı bir etki bırakan olağandışı, felaket niteliğinde bir yaşantının anılarından kaynaklanan bir rahatsızlık ve bunaltı durumu” olarak tanımlanabilen ruhsal travmalar arasında ise sel, yangın, deprem vb. afetler, savaş, ırk veya din ayrımcılığı, boşanma, reddedilme, çocuk istismarı, tecavüz, işkence vb. yaşantılar sayılabilir.

    Ruhsal travmaların, yaşayan olayın ağırlığına olduğu kadar kişinin duyarlılığına ve dayanıklılığına da bağlı olduğu unutulmamalıdır. Başka bir deyişle; birisi için travmatik olan bir yaşantıyı bir başkası son derece normal karşılayabilir. Ayrıca travmayla stresin birbirine karıştırılmaması gerekir.

    Travmatik olaylar insanların başına aniden gelir ve çok sarsıcıdır. Bazı durumlarda gözle görünen fiziksel bir yaralanma olmayabilir. Ama kişi duygusal olarak çok sarsılır. Bu tür “normaldışı” olaylara gösterilen “normal” tepkilerin neler olduğunu bilmek, olayın etkisinden kurtulmaya çalıştığınız süre içinde, size yaşadığınız duygular ve düşüncelerle başedebilmeniz için yardımcı olabilir

    Travmatik olayla karşılaşan birçok kişi PTSB geliştirmez. Örneğin, yakın geçmişte yapılan bir araştırmada, fiziksel yaralanmalara kadar giden bir travmatik olayı yaşayan insanların sadece %25’i PTSB geliştirmiştir

    TRAVMAYA YOL AÇAN OLAYLAR HANGİLERİDİR?

    l Doğal afetler (deprem, sel, yangın)

    l İnsan eliyle yapılan travmalar (savaş, işkence, tecavüz,taciz, cinsel istismar)

    l Kazalar (iş, trafik)

    l Beklenmedik ölümler

    l Ciddi-ölümcül hastalıklara yakalanma olarak sayılabilir.

    İnsanlar böylesi olaylarla karşılaştıklarında genellikle aşağıdaki dönemleri yaşarlar :

    1) Kazayı izleyen ilk dakikalarda kişi şok dönemindedir; donakalmış, şaşkın ve sersemlemiş görünür. Çoğu kez yaralarının derecesinin farkında değildir, kaza yerinde amaçsızca dolaşır, kendine ya da diğer kaza kurbanlarına yardımcı olmak için en küçük bir çabayı bile gösteremeyecek durumdadır. Zaman, yer ve kişi yöneliminde bozukluklar, algılamada sapmalar, olaya ilişkin bellek kaybı ve kendinden geçme gibi durumlar görülebilir. Olayın yarattığı yoğun anksiyetenin etkisi ile kişiliğin işlevlerini gereğince sürdürememesi sonucu oluşan şok dönemi, doğal bir savunma mekanizması olarak kişiyi olaya yabancılaştırır

    2) Şok belirtilerini izleyen dönemde kazaya uğrayan kişi, edilgin ve telkine açıktır; kurtarıcı ekibin ve yardıma gelenlerin önerilerini izler. Kendi dışındaki kaza kurbanlarının ilgilenmek isterse de davranışları, en basit işlemleri bile yapamayacak derecede yetersiz ve beceriksizdir

    3) Psikolojik dengesini kazanmaya başladığı toparlanma döneminde kişi, sürekli kazadan söz eder, kurtarma işlemlerinin yetersizliğinden yakınır ve genel anksiyete belirtileri gösterir. Çoğu kez gergin ve ürkektir, dikkatini toplamakta ve uyumakta güçlük çeker, başından geçen olayı anımsatan kâbuslar görür ve çabuk yorulur. Bu belirtiler normal bir insanda kısa süre sonra ortadan kalkar. Kazadan sürekli söz etme, sık sık düşlerinde canlandırma ya da benzer konulu kâbuslar görme, kazanın etkisini yumuşatmak ve olaya uyum sağlayabilmek için doğal olarak işleyen bir onarım mekanizmasıdır

    Travma Sonrası Stres Belitileri

    PTSB’nun belirtileri üç temel kategoride toplanmıştır. Tanı koyabilmek için her kategorideki belirtinin en az bir ay sürmesi gerekir (Davison & Neale, 2004).

    1. Travmatik Olayı Tekrar Yaşamak

    Kişi ya uyanıkken travmatik olayı tekrar tekrar hatırlar, ya da rüyalarda olay tekrar yaşanır. Bazı durumlarda kişi birkaç saniyeden birkaç saate kadar süren dissosiyatif durumlar yaşar. Bu sırada travmatik olayı yeniden yaşıyormuş gibi davranır (Şuer, 2005).

    Olay sıklıkla hatırlanır ve onunla ilgili kâbuslara sık rastlanır. Olayı sembolize eden uyarıcılara (örneğin, gök gürlemesinin bir gaziye savaş alanını hatırlatması gibi) ve belli olayların yıl dönümlerine karşı aşırı duygusal tepki gösterilir.

    2. Olayla İlgili Uyarıcılardan Kaçınma Ya Da Tepki Verme Düzeyinde Azalma

    Kişi bir travmayı düşünmemeye ya da onu akla getirecek uyarıcılardan uzak durmaya çalışır. Olayla ilgili amnezi bile olabilir. Kişi daha önce haz aldığı etkinliklerden uzaklaşır. Hatta yakın çevresindekilerle duygusal ilişkiler kurmakta zorlanır.

    Tepki verme düzeyinde azalmayla; başkalarına ilgide azalma, boğuluyormuş duygusu ve olumlu duyguları hissedememe kastedilmektedir. PTSB’da oynamalar olur, kişi tekrar oynama ve uyuşukluk arasında gidip gelir

    3. Artmış Uyarılma Belirtileri

    Uykuya dalma ve uykuyu devam ettirme güçlükleri, dikkati toplayamama, aşırı uyarılmış olma durumu ve abartılmış irkilme tepkileri bu belirtileri oluşturur. Laboratuar çalışmaları, PTSB hastalarında savaş imgelerine karşı yükselmiş fizyolojik reaktiviteyi ve yüksek düzeyde irkilme belirtilerini göstererek klinik belirtileri desteklemişlerdir

    PTSB ile ilgili diğer belirtiler; kaygı, depresyon, kızgınlık, suçluluk, madde kötü kullanımı, evlilik sorunları ve iş güçlükleridir. İntihar düşünceleri ve planlarına sıklıkla rastlandığı gibi şiddet içeren olaylar, ve sırt ağrısı, baş ağrısı, mide bağırsak rahatsızlıkları gibi stresle ilgili psikofizyolojik reaksiyonlar da gözlenir

    Alt Tipleri

    Bu tür travmalar sonrasında bazı kişilerde akut, kronik ya da gecikmeli stres bozuklukları gelişebilmektedir. Üç ay ya da daha kısa sürede görülebilen belirtiler akut, üç aydan uzun sürerse kronik ya da travmadan altı ay kadar sonra belirtiler başlamış ise gecikmeli başlangıçlı stres bozukluğu olarak nitelendirilebilir. Genel olarak bunlar, travma sonrası stres bozuklukları (post Travmatik disorders) olarak geçmektedir (Yöndem, 2006).

    Akut: Belirtiler 3 aydan daha kısa sürerse.

    Kronik: Belirtiler 3 aydan daha uzun sürerse.

    Gecikmeli: Belirtiler stres etkeninden en az 6 ay sonra başlarsa.

    Yaşanan olayın kişide yaratmış olduğu acı, utanç çaresizlik vb sebeplerle bazı bireyler destek almaktan çekinirler. Ancak burada bilinmesi gereken şey travma hangi nedenle olursa olsun ya da şiddeti ne kadar fazla olursa olsun psikolojik destekle yaşanılan travmanın etkileri tamamen ya da büyük oranla ortadan kaldırılabilir. Örneğin taciz, cinsel istismar ya da tecavüz gibi travmaların bir kaç seans içinde düzelebildiği klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır. Travmayal çalışırken kullanılan bir çok farklı yöntem bulunurken bunlardan en etkili olanların başında EMDR bulunmaktadır.

    Travma nedeni ile destek alınacak uzmanın bu konuda özel bir eğitim almış ve deneyimli biri olmasına dikkat edilmelidir.