Etiket: İş

  • Stres ve akupunktur

    STRESLİ BİR HAYAT

    Bir kış sabahı zorla kalktınız; soğuk, yağmurlu karanlık bir hava yüzünüzü yıkamak için musluğu açtınız sular akmıyor. Canınız sıkılır.

    İşinize gitmek için otobüs durağındasınız binmeniz gereken otobüs geldi ama tıklım tıklım şoför kapıları bile açmadı, binemediniz. Canınız sıkılır.

    Bindiniz; kalabalık itiş kakış, gereksiz temas, gürültü. Canınız sıkılır.

    İşinize vardınız geç veya zamanında, bütün gün kafanızı kaldırmadan çalıştınız, başınızda taktir etmekten ziyade sürekli yaptıklarınızı yetersiz bulan bir amirle. Canınız çok sıkılır.

    İş bitti eve varmak 1,5- 2 saat sabahtan daha kötü kalabalık, itiş kakış, gereksiz temasa, gereksiz koku ve yorgunluk eklendi. Gün tükendi neredeyse. Canınız çok sıkılır.

    Yine de eve vardınız. Sofraya oturdunuz, çocuklar gürültülü, hanım ödenemeyenlerden şikayetci, siz yorgun ve çaresizsiniz. Canınız çok çok sıkılır.

    Kimi bağırıp çağırmaya başlar kızgın, korkulan baba.

    Kimi hiç sesini çıkarmaz, içte birikir.

    Ve günler birbirinin benzeri sürer gider.

    Bu insan aklının gündelik eziyetidir. İnsan aklı bunun üstesinden gelemez.

    Sabah saatin alarmı ile uyandınız. Kocanız kahvaltısını hazır istiyor uyandığında. Hazırlıyorsunuz ama teşekkür yok. Kalkıyor küfür gibi bir suratla kahvaltı edip çıkıyor. Yeniden yattınız. Uyuyamıyorsunuz 3 yıl oldu evleneli her sabah aynı durum yaşanıyor. 38 yaşında bulabildiğiniz kısmetiniz bir yıl süren nişanlılık döneminde her pazar sizi evinizden alıp kahvaltıya pikniğe götürmüştü. Şimdi bir pazarı olduğunu, zaten işte çok yorulduğunu pazar sabahı uyumak ve evde olmak istediğini söylüyor. Haklı”mı” ama 3 yıl tükendi. İşten de çalışmanı istemediği için, bir de evlenen kadın tazminatini alır diyerek ayrıldın. Aldığın tazminat eşyaydı, meşyaydı gitti. Artık iş bulmak ta zor adama muhtaçsın. O da bunu bilerek ve sana bunu hissettirerek yaşamını sürdürüyor.

    Kimi olur olmaza dırdır etmeye başlar; dırdırcı kadın.

    Kimi hiç sesini çıkaramaz, içte birikir.

    Ve günler birbirinin benzeri sürer gider.

    Bu insan aklının gündelik eziyetidir. İnsan aklı bunun üstesinden gelemez.

    Parasız yatılı sınavını kazandım. İlköğretim bitti, lise bitiyor. Önümde üniversite bir devlet üniversitesi kazanamazsam ailemin beni özel üniversiteye göndermesi mümkün değil. Çok çalışmalıyım, yoksa kazanamam. Çok çalışmalıyım ama dersane, okul, evdeki sorumluluklarım nasıl olacak. Yeterince bilgiye sahip değilim. Çok giren var, özel okullarda benden daha iyi eğitilmiş öğrenciler. Işim çok zor. Geleceğim ne olacak? Nasıl yaşayacağım? Mesleğim ne olacak? Para kazanıp kendi ayaklarımın üzerinde durabilecek miyim? Soru, soru, soru. Cevap yok. Bir de babam az çalıştığımı dalga geçtiğimi söylemiyor mu çıldırıyorum. O olsa şöyle yaparmış, o olsa böyle yaparmış. Sanki hiç genç olmamış gibi. Karşı da çıkılmıyor bağırıp çağırmaya başlıyor. Üniversiteyi kazanamazsam işportacı olurmuşum ancak. Başım çatlıyor kaç zamandır. Içim içimi yiyor ne yapacağımı bilemiyorum. Ya kazanamazsam.

    Ve günler birbirinin benzeri sürer gider.

    Bu insan aklının gündelik eziyetidir. İnsan aklı bunun üstesinden gelemez.

    Örnek durumları çoğaltmak mümkündür.

    STRES BİR ÇOK HASTALIĞIN TETİKLEYİCİSİDİR

    İnsan aklının üstesinden gelemediği bu ve benzeri her sürecin sonucu ortaya çıkan hale stresli olmak, bu sürecin barındırdığı her bir olumsuzluğu stres uyaranı olarak adlandırıyoruz.

    İnsan çevresinden beş duyusu ile topladığı tüm uyaranlara beyni ile bir tepki veya cevap oluşturduğu gibi stres uyaranlarının da üstesinden gelmesini sağlayacak düşünceler üretmeye çalışır. Bunu başarabilenler yaşamlarını sağlıklı sürdürme şansı bulabilirler.

    Başaramayanlar ise bir süre sonra bu boğuşmadan yorgun düşerek kronik stres sonucu ortaya çıkan ve organ fonksiyon bozukluğu olarak adlandırılabilecek kabızlık, irritabl bağırsak sendromu (IBS), organik nedeni olmayan reflü özofajit, alerjik nezle, alerjik astım, ürtiker, adet düzensizliği, nedensiz infertilite, nedeni bulunamayan baş, boyun, sırt, bel ağrısı, fibromiyalji, uyku bozuklukları, yeme bozuklukları ile oluşan şişmanlık veya aşırı zayıflık, kaygı bozuklukları, panic atak, zona, yüz felci, trigeminal nevralji gibi hastalıklarla karşılaşabilirler.

    Bu sorunların ötesinde kişinin kendini sürekli huzursuz, mutsuz, tedirgin, öfkeli, kaygılı hissetmesi olarak tanımlayabileceğimiz sürekli aşırı stresli olma hali de başlıbaşına tedavi gerektiren bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

    AKUPUNKTUR İLE STRES TEDAVİSİ

    Akupunktur; insan beyninde limbik sistem olarak adlandırılan ve bir yandan stresle boğuşan ve bir yandan otonom sinir sistemi üzerinden organ fonksiyonlarımızı yöneten bölgeyi daha güçlü hale getirerek bu fonksiyonel sorunların tedavisini sağlar.

    Ayrıca; stresli olma halinin üstesinden gelerek kişinin kendini daha sakin, huzurlu ve rahat hissetmesine yol açar.

  • Kronik yorgunluk sendromu

    BAŞARININ ENGELİ YORGUNLUK

    Yaşadığımız yüzyıl bilgi, iletişim çağı, dahası yoğun bir rekabet ortamı. Bu durumda iş ve sosyal yaşamınızda değişim ve gelişme göstermeniz gerekiyor. Çalışma alanınız ne olursa olsun, yeni gelişmeleri siz göstermiyorsanız, zamanla duraklama ve gerileme kendini gösterecektir. Ayakta kalabilmek için iş yaşamında ve sosyal hayatta başarılı olmak durumundayız. Başarı için, sağlığımız her şeyin önünde yer alıyor. Bedenen ve ruhen bütünsel olarak sağlıklı durumdaysak; kendimiz, ailemiz, iş hayatımız ve sosyal çevremiz için güzel şeyler yapabilir, verimliliğimizi arttırabiliriz. İş ortamındaki rekabet, sağlıklı ve dinç kalmayı, motive olmayı gerektiriyor. Stresli işlerde çalışanların şikayet ettikleri en önemli konu yorgunluk. Yorgunluk başarıyı engelliyor, iş gücü ve zaman kaybı üzerinden ekonomik kayba neden oluyor. Sonuçta; devamlı yorgunluk durumu sosyal çevre ve iş hayatının önemli bir sağlık sorunu olarak gündeme gelmektedir.

    Yorgunluk; toplumda yaygın olarak görülen enerji eksikliği olarak tanımlanabilecek, genelde geçici bir durumdur. Üretken yaştakiler, özellikle de stres yoğunluğu fazla yönetici grubundakiler daha fazla etkilenmektedir. Bu durum hakkında bilgili olmak koruyucu tedbirleri almak başarının önemli bir unsurudur. Altı ayı aşan süredir devamlı bir yorgunluk hissediyorsanız mutlaka ilgili bir hekime başvurmalısınız. Sağlığınızın bozulduğu bu tabloda; çevrenizle sosyal iletişiminizde bozulma ile birlikte iş hayatı ve özel hayatınızda da farkında olmadan çeşitli kayıplara uğrarsınız.

    Toplumdaki bireylerin %20-40'ı ya¬şamlarında bir dönem yorgunluk ile karşılaşırlar. Bunlarda yorgunluğun hastalığa dönüşüp sürekli hale gelmesi % 18 oranında görülür. Yorgunluk, tıbbi nedenler¬le açıklanamıyor ve en az 6 aydır devam ediyorsa kronik (süregelen) bir hastalık haline gelmiştir. Bu tablo yaygın adıyla Kronik Yorgunluk Sendromu(KYS), yeni adıyla Kronik Nöroendokrin İmmün Disfonksiyon olarak adlandırılır.

    Yorgunluk; artık geçici bir enerji eksikliği değildir. Kişinin bireysel, sosyal, mesleki, ruhsal fonksiyonlarını kısıtlayan, sürekli yorgunluk ile belirlenen bir hastalıktır. Yorgunluğa; immünolojik (allerjik), romatizmal (eklem, bel, sırt, kas ağrıları), ve nöropsikiyatrik (uyku bozukluğu, konsan¬trasyon güçlüğü, öğrenme-bellek kusurları, öfke patlamaları) şikayetler de eşlik eder. KYS, birçok sistemi etkilediğinden, baş¬ka hastalıklarda da görebileceğimiz çok sayıda belirti ve şikayete neden olur. Bu nedenle hastalara tanı konulması ve tedavi edilmesi oldukça zordur. Hastalığın sebebi ortaya konulamamış olmakla birlikte, temel sorunun bağışıklık sistemindeki zayıflama olduğu ileri sürülmüş ve buna da viral enfeksiyonların, beslenme yetersizliklerinin ve kimyasal madde¬lerin yol açabileceği düşünülmüştür. Ancak bu düşünce yeterince ispatlanamamıştır. Pozitif bulguların daha belirgin olduğu diğer bir yaklaşım ise; hormonal işlev bozukluğudur. Hormonal salgılanma veya hücre yanıtında bir bozukluk söz konusudur. KYS hastalarında; hormonal değişiklikler laboratuvar değerleri olarak da saptanmıştır.

    Süregelen, stres oluşturan, zararlı, uyarılar (ruhsal, fiziksel, kimyasal, manyetik, elektriksel) veya travma; hormonal işlev bozukluğuna neden olabilir. Hormonal aktivitenin yetersiz olması durumunda otoimmün bozukluklar, kronik ağrı hastalıkları ve alerjik şikayetler oluşabilir. Bu durumdaki kişilere, myalji, fibromyalji, lumbalji, myofasial sendrom, kronik ağrı sendromu, alerji, depresyon ve anksiete gibi yanıltıcı tanılar konulabilir. Tedavinin geciktiği durumlarda kalp-damar hastalıkları, uyku bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları, spastik kolon (süregelen kabızlık, şişkinlik) sendromu oluşması kolaylaşmaktadır. Bu tür hastalıklarda tedaviye direnç durumu KYS'yi işaret etmektedir.

    KYS, başlangıçta(1893) “Nevrasteni” adı verilen nöro-psikiyatrik bir tablo olarak tanımlanmıştır. Batı tıbbında ruhsal kökenli olduğu düşünüldüğünden, psikolojik tedavi önerilmiştir. Doğuda hastalığın daha çok fi¬ziksel kaynaklı olduğu düşünülmüş, istirahat ve fizik tedavi yöntem¬leri uygulanmıştır.

    Gelinen noktada KYS ile baş etmenin en iyi yolu bu hastalıktan korunmaktır. Korunma yöntemleri; keyifli yaşam, günlük egzersiz, doğal beslenme, zararlı maddelerden arınma ve korunma gibi yaşamsal düzenlemelerdir.

    Düzenli Keyifli Yaşam;

    Öncelikle planlı yaşam gerekiyor. Belli süreler içerisinde çalışmamız, yemeğe (özellikle kahvaltı), dinlenmeye zaman ayırmamız gerekiyor. Düzenli uyku saati, günlük, haftalık ve yıllık dinlenme zamanları mutlaka planlanmalıdır. Özel yaşantısına, eğlenceye ve dinlenmeye zaman ayırmayanların kısa süre içerisinde verimliliklerinin düştüğü görülüyor.

    Günlük Egzersiz;

    Yaşam ritmi dengesi için günlük en az 20 dakikalık egzersiz yapmak çok önemlidir. Mücadeleli olmayan, tempolu egzersizler (yürüyüş, jimnastik, yüzme, bisiklet) vücut ritmini ayarlamayı kolaylaştırıyor. Çalışma gününün ardından yapılan egzersizler dinlenmeye katkıda bulunuyor. Egzersizlerin zararlı manyetik ve elektriksel alanlar dışında doğal ortamda yapılması daha fazla fayda sağlıyor.

    Egzersiz

    Sağlıklı olabilmek için kalori değil, besin değeri yüksek doğal beslenmeyi tercih etmek gerekir. Rafine edilmiş, katkılı endüstriyel gıdalardan olabildiğince sakınılmalıdır. Bağırsak florasına katkısı yönünden yoğurt sıkça tüketilmesi önerilen bir gıdadır. Ayrıca, sigara, egsoz gazı, ağır metallerin gaz formları ve benzeri zararlı maddelerden korunmak gerekmektedir.

    Günümüzde yorgunlukla başa çıkmak için özellikle kontrolsüz vitamin kullanımı artmıştır. Bazı vitaminler vücutta depolanabilmektedir. Bu durumda vitaminin sürekli ve fazla alınması yarar yerine zarar verebiliyor. Vitaminleri gıdalardan yeterince alamıyorsanız bir hekim tarafından muayene ile değerlendirilerek ilaç şeklinde alınması faydalıdır.

    Beslenme

    Zararlı çevreden korunma;

    Hormonal işlev bozukluğuna sebep olabilecek (ruhsal, fiziksel, kimyasal, manyetik, elektriksel, stres uyarıları veya travmatik) etkenler saptanmalıdır. Bunlardan uzaklaşılması veya tedbirlerin alınması gerekmektedir. Fiziksel etkenlerin değiştirilmesi, kimyasal etkenlerden korunma, elektrik ve manyetik alan önleyicilerin kullanılması yapılabilecek uygulamalardır.

    Psikolojik korunma;

    Psikoanalitik yaklaşımlarla olumlu düşünce yapısı oluşturma, işyerindeki stresle mücadele yollarının kullanılması yararlı olacaktır. İyimser düşünme ve bakış açısı oluşturma, enerji verici ve yorgunluk giderici sihirli bir ilaç gibi kullanılmalıdır.

    İlaç ve Girişimsel Tedaviler;

    Ayrıntılı bir öykü, muayene ve laboratuvar incelenmesinden sonra belirlenen nedene yönelik tedaviler yapılır. Kan tetkiklerinde tespit edilen bozukluklar için gerekli tedaviler planlanmalıdır.

    İlave edilecek en etkili tamamlayıcı tedaviler; beslenme ve bağırsak flora düzenlenmesi, egzersiz, bilişsel davranışsal yaklaşım ve nöralterapi, ozonterapi gibi girişimsel tedavilerdir. Şikayetlerin belirgin olduğu durumlarda tedavinin hızlı olması ve hormon bezlerinin kendi kendini düzenlemesi(regülasyon) için girişimsel tedaviler uygulanır. Nöralterapi yöntemi ile hipofiz, tiroid, sürrenal ve genital hormon bezlerine yapılacak girişimler hormonal dengenin yeniden kurulmasını kolaylaştıracaktır. Yine bağırsak florasının bozulması veya bazı yiyeceklere duyarlılık varsa bunların düzenlenmesi tedaviyi hızlandırır. Bozucu alan oluşturabilecek geçirilmiş travma ve ameliyat bölgelerinin nöralterapi ile reğülasyonu sağlanmalıdır. Tedavinin devamlılığı koruyucu yöntemlerin kullanılmasıyla oluşturulmalıdır. Vitamin ve mineral desteğiyle veya antidepresan ilaçlarla kalıcı tedavi beklemek fazla iyimser bir yaklaşım olacaktır.

    Nöralterapi

    Bütünsel Yaklaşım

    Diğer Tamamlayıcı tedaviler;

    Manyetik ve elektriksel etkilenmeler KYS'ye sebep olmuş ise biorezonans manyetik alan tedavileri ilave edilmelidir. Ozonterapi tedavisi akut dönemlerde ve hızlı rahatlamaya ihtiyaç duyulan erken dönemlerde uygulanabilecek geçici tamamlayıcı tedavilerdendir.

    Sonuç olarak; KYS‘nin tanısı ve tedavisi güçlükler içermektedir. Etkili tek bir yöntemden bahsetmek mümkün değildir. Tedavide sebebe yönelik bütünsel yaklaşımlar kullanılmalı, koruyucu yöntemlerle kalıcılık sağlanmalıdır. Sadece şikayetleri azaltacak ilaç tedavilerine başvurmak, vitamin-mineral-antidepresan-ağrı kesici ilaç kombinasyonlarından fayda beklemek hastalığın ilerlemesine zemin oluşturacaktır.

    KYS' nin tanı ve tedavisi güç ancak imkansız değildir. Biz hekimlere düşen; KYS' yi tanımak, sadece psikolojik diyerek belirtileri geçiştirmemek, korunma yöntemlerini ve tamamlayıcı tedavileri uygulamak veya uygulayan uzman ve merkezlere yönlendirmektir.

    Ağrı Merkezimizde hasta bütünsel olarak ele alınmakta, koruyucu ve girişimsel tüm tedaviler bir arada uygulanmaktadır.

  • Modern tıbbın yanılgısı

    MODERN TIBBIN YANILGISI

    Henüz tıp fakültesinde öğrenci iken boş zamanlarımızda acil servise gider, hemen her seferinde de, trafik kazaları ya da kalp krizlerinin yanı sıra, çok şiddetli ağrılar çektiğini söyleyerek kendini yerden yere atan veya kitlenmiş dişlerinin arasından abartılı hırıltılar çıkaran ve arada bir belli etmeden etrafın tepkisini ölçen baygın hastalara rastlardık.

    Akrabaları telaş içinde hastalarının geceden beri en az üç dört kere daha böyle nöbetler geçirdiğini söylerek, gördükleri her beyaz önlüklüyü durumun aciliyeti konusunda ikna etmeye çalışırlardı. Bizler henüz tedavi etme sorumluluğunu taşımadığımız için izlemekle yetinirdik. Aramızdan biri mutlaka muzipçe gülümseyerek işaret parmağını kafasına götürür, hastanın sorununun aklından olduğuna dikkat çekerdi. Bu sinyal aramızda, o kişinin gerçekten hasta olmadığı anlamına gelirdi. Hastaya çoğu kez sakinleştirici bir iğne yapılır ve evine gönderilirdi.

    Gürültü ve patırtı kısa sürede manzaranın ilginçliğini bastırdığından, bizler bir süre sonra sıkılır, yavaşça acilden dışarı süzülüp kendimizi bahçenin özgürlüğüne bırakırdık. Bu insanlar gerçekten hasta mıydı? Kendini yerden yere atmak veya bayılma numarası yapmak kendi başına bir hastalık olabilir miydi? Eğer öyleyse onları böyle davranmaya iten şey neydi? Üstelik bu hastaların çoğuna sık sık, migren, sedef, mide-barsak hastalıkları ya da astım gibi kronik hastalıklarla başvurdukları polikliniklerde de rastlıyorduk. Çoğu kez tedaviye yanıt vermiyorlardı. Bu hastalıklar genelde ‘psikosomatik hastalık’ başlığı altında toplanıyordu ki, Türkçesi, ‘ruhsal kökenli bedensel hastalık’ demekti.

    İlginçtir ki, insanların sosyal ve ekonomik nedenlerle ruhsal sıkıntılar yaşayabilecekleri, ruhsal sıkıntıların ise bedensel hastalıkları yaratabileceği gerçeği, en sıradan insanların bile bildiği bir şey olmasına karşın, tıp eğitimimizin bu konuda, isim koyma dışında ne kapsamlı bilimsel bir açıklaması ve ne de işe yarar bir tedavi önermesi vardı.

    Günümüzde, sosyal ve ruhsal faktörlerle bedensel hastalıklar arasındaki ilişki konusunda moleküler düzeyde kanıtlarına sahip olmamıza rağmen, tıbbi eğitim ve uygulamalar benim öğrencilik yıllarımdan pek farklı değil ne yazık ki! Bugün artık, kalpten migrene, kolitten kansere, hastalıkların yaklaşık %85’inin ruhsal kökenleri olduğunu biliyoruz.

    Oysa uygulanan tıbbi tedaviler hemen her zaman sadece bedensel yakınmaları ortadan kaldırmayı hedefliyor.

    Bu yaklaşım insanı, bozuk bir araba gibi ele almak adeta. Bu örneği açalım, çünkü büyük benzerlikler taşıyor. Kötü bir sürücü arabasını sağa sola çarpar, bakımını yapmaz, verimsiz kullanır ve bir sürü sorun çıkınca da götürür tamirciye bırakır. Tamirci de arabanın bozulan yerlerini tamir eder, boyar, gerekiyorsa yama yapar, değiştirilmesi gereken parçaları değiştirir. Yaptıkları aynen bizim ilaç tedavilerimizi, by-pass ve organ nakli ameliyatlarımızı andırır. Sonra tamirci, tamir olmuş aracı şoföre teslim eder. Kısa bir süre sonra araba tamirciye geri döner. Çünkü arabayı kullanan şoför değişmemiştir.

    Bizim modern tıp yöntemimizde de şoför, yani bedeni kullanan akıl ve ruh üzerinde durulmaksızın bedensel tedaviler yapılır. İnsanların içinde yaşadığı toplumun yapısı, kişinin ekonomik durumunun sağlığı üzerindeki etkileri konu edilmez. Sürekli stres, depresyon, kaygı içindeki insan ruhu ise, hem bu olumsuz duyguların direkt etkisi, hem de sıkıntılarla başa çıkmak için başvurduğu sigara, alkol, uyuşturucu ve aşırı yeme gibi davranışlar sonucu bedeni yeniden ve yeniden hastalandırır.

    Şimdi bu tabloya günlük hayattan bir örnek vermek için, gerçek mesleği de şoförlük olan Hasan Bey’e bir bakalım. Hasan Bey, bir başkasının aracında taksi şoförlüğü yaparak hayatını kazanan 45 yaşında, ince uzun boylu, kır saçlı, efendi bir adam. İstanbul trafiğinin akıl almaz karmaşasının yarattığı yorgunluğun yanı sıra, taksi şoförlerinin sık sık gasp edilerek öldürülmeleri nedeniyle can güvenliği korkusu taşıyor. Müşterinin ve gelirin az olduğu günlerde patronunun azarlarına göğüs geriyor. İş güvencesi yok. Her an işini kaybedebilir.

    Aldığı para sınırlı olduğundan çoğu ay ev kirasını ödemek bile güç oluyor. Çocuklarından biri okuyor diğeri ise eve katkıda bulunmak için liseden ayrılıp asgari ücretle bir tekstil atölyesinde çalışmaya başlamış. Eşi, zemin kattaki evlerinin aşırı nemi nedeniyle sürekli diz ağrıları çekmekte. Tüm bunlar Hasan Bey için stres kaynağı. Sürekli stres, Hasan Bey’in beyninden ve bedeninden, bazı hormon ve maddelerin salgılanmasına yol açmakta. Bu maddeler onun sağlığına ciddi biçimde zarar veren türden.

    En sık yakınmaları, çabuk yorulma, nefes darlığı, uykusuzluk ve göğüs bölgesindeki ağrılar. Beş yıl kadar önce gittiği bir doktor ona kalp hastalığı olduğunu söylemiş. Hasan Bey’in stressiz bir yaşam sürmesi, yediğine içtiğine dikkat etmesi gerekiyor. Ara sıra taksi durağında okuduğu gazetelerin sağlık köşelerinde ısrarla vurgulanan sağlıklı beslenme için gerekli bol taze meyve ve sebze, yağsız beyaz et, balık ve antioksidan vitaminleri alacak maddi imkânı yok. Beslenmesi, ucuz olması nedeniyle ağırlıklı olarak, ekmek ve makarna gibi unlu gıdalara dayanıyor. Evdeki yemekler, zeytinyağı yerine en ucuz margarinle pişiyor.

    Hasan Bey’in dünyasındaki tek eğlence, gün boyu peş peşe tüttürdüğü sigarası. Son zamanlarda her sigaradan sonra kendisini daha da rahatsız hissetmesine rağmen, bu alışkanlığından kopamıyor. Onun dünyası, nikotinin beyninde salgılattığı hazzın molekülü dopamin olmaksızın çok keyifsiz ve karanlık.

    Göğsündeki ağrının bir öğle vakti iyice şiddetlenmesi üzerine Hasan Bey, duraktaki arkadaşları tarafından hastaneye götürülüyor. Sonra? Hasan Bey’e daha sonra ne olduğunu ben de bilmiyorum. Çeşitli olasılıklar var:

    Hasan Bey hastaneye götürülürken yolda ölmüş olabilir. Eğer Hasan Bey yaşadıysa, sigortalı idiyse ve hastanede yeterli ilgi görebildiyse, kalp damarları incelenmiş ve büyük olasılıkla tıkanıklıklar bulunduğu için ona kalp damarlarının değiştirilmesi tavsiye edilmiştir. Bacağından alınan damarlar by-pass adı verilen ameliyatla kalbindeki tıkanmış damarların yerine takılmıştır. Ameliyattan sonra eğer eski patronu yeterince insaflı ise ve Hasan Bey’in de direksiyon sallayacak gücü varsa, başka bir kazanç kaynağı olmadığı için, eski işine dönecektir.

    Eski işine dönme şansının olmadığı koşulları düşünmek bile çok zor. Eğer işine geri dönebilirse, bu kez onu hasta eden koşullar, Hasan Bey’in bacaklarından alınıp kalbine takılan yeni damarlara ‘’hoş geldin” demekte gecikmeyeceklerdir. Ne yazık ki, aynen sökülüp atılan asıl damarlar gibi, yeni damarların da gücü sınırlıdır ve aynı koşullar sürdüğü sürece, bir süre sonra kan akımına geçit vermeyecek hale gelmemeleri için hiçbir neden yoktur. Hasan Bey sigarayı bırakmıştır büyük olasılıkla ama, yoksulluk ve işin stresi onu bırakmamakta kararlıdır.

    Ne sıkıcı bir hikâye değil mi? Hasan Bey’in hiç de romantik ve heyecanlı olmayan bu tatsız öyküsünü anlatmamın iki nedeni var. Bunlardan ilki, sosyal ve ekonomik koşulların ruh ve beden sağlığımızı nasıl etkilediğini ve bu etki sonucu yerleşen bazı davranış biçimlerinin yine ruhu ve bedeni katmerli bir biçimde nasıl hasta edebildiğini göstermek. Sosyal ve ekonomik koşulları dikkate almadan yapılan parça başı tamirin çoğu kez uzun vadede işe yaramayacağı açık.

    İkincisi ise, Hasan Bey’in öyküsünün günümüzde, şu veya bu biçimde hepimizin öyküsü olması. Toplumumuzun çok büyük bir kısmı, Hasan Bey’inkine benzer ya da ondan çok daha kötü koşullarda sürdürüyor yaşamlarını. Ekonomik zorluklardan çevre kirliliğine, işsizlikten yanı başımızda süre giden savaşa kadar ne çok şey var bizi hasta edebilecek. Bu bizim öykümüz. O nedenle, ister hasta ister doktor olalım, hepimiz bu öyküyü bilmek zorundayız. Bilelim ki, öykünün sonu farklı olsun. İnsanca olsun ve yaralarımız sarılsın, hastalarımız iyileşsin.