Etiket: İntihar

  • Gençlerde İntihar

    Gençlerde İntihar

    Türkiye ve Dünya istatistikleri, intihar düşünceleri ve girişimlerinin en yaygın olduğu yaş grubunun 15-29 yaş arası olduğunu, ağırlıklı olarak da lise çağındaki gençlerde görüldüğünü ortaya koymaktadır. Dolayısıyla intihar konusundaki müdahalelerin önceliğinde gençlerin olması gerekir. Peki gençler hayatını sonlandırma kararına nasıl gelirler?

    Caplan (1961)’in kriz teorisine göre kişiler karşı karşıya kaldıkları krizi çözmede yetersiz kaldıkları durumlarda olağan baş etme mekanizmalarının dışında mümkün görünen yollar ararlar. Başka yol bulunamadığında veya bulunan yollar da aynı şekilde işe yaramıyor göründüğünde krizin baskısıyla bir kaçış yolu olarak, bir yardım çığlığı olarak intiharı seçerler. İstedikleri şey çoğunlukla hayatlarını sonlandırmak değil bu baskının sona ermesini sağlamak, bir yardım çağrısı yapmaktır.

    Peki kriz dediğimiz şeyler neler olabilir? Uzmanlara göre krizin belirli bir formu yoktur aslında, kişinin baş etmekte yetersiz kaldığı her şey onun için kriz olabilir. Dışarıdan gözlemleyen biri içinse şunlar kriz yaratabilecek durumlar olabilirler:

    • Cinsel taciz veya tecavüz gibi vücut bütünlüğüne bir tehdit,

    • Bir kaza sonucunda fiziksel bir yetinin kaybı (bir basketbolcunun bacaklarını kaybetmesi gibi),

    • Suçlama, iflas veya kovulma sonucunda toplumdaki yerini kaybetme tehdidi,

    • Göç ya da taşınma sonucu güvenlik hissinin kaybı,

    • Çatışma, ayrılma, boşanma veya ölüm gibi sebeplerden bir yakının kaybı.

    Krizler çoğunlukla ilk evrelerinde kişinin olağan baş etme mekanizmalarıyla veya ikinci evrede alternatif mekanizmalarla çözülebilmektedir. Ancak krizle baş etmeye çalışıp imkanlarının yetersiz kaldığı evrede kişiler intiharı düşünmeye başlarlar ve bu düşüncelerine yönelik belirli sinyaller verebilirler. Örneğin bir kişi intihardan söz ettiğinde, özellikle de detaylarından bahsediyorsa veya bunu gerçekleştirmek üzere intihar araçlarını edinmeye çalışıyorsa bu durumu kesinlikle ciddiye almak gerekir. Fakat, bu düşüncelerinden hiç söz etmeme ihtimali de vardır. Yakınınızdaki birinin son zamanlarda depresif hallerde olduğunu, umutsuzluk ve çaresizlik hissi yaşadığını, ‘Keşke hiç doğmasaydım’ gibi söylemlerde bulunduğunu, ilgilendiği şeylerden ve yakın ilişkilerinden bile -özellikle de ani olarak- kendini çektiğini, uyuma ve yeme düzeninde değişiklikler olduğunu, alkol veya uyuşturucu gibi maddeleri sıklıkla kullanmaya başladığını ve bu kişi erkekse anormal biçimde agresif ve saldırgan davranışlar gösterdiğini görüyorsanız, o kişi için risk var demektir. Özellikle de daha önce intihar girişiminde bulunmuş veya yakın çevresinden biri intihar etmiş gençlerde bu risk çok daha fazla olmaktadır. Gösterilen sinyaller kişiden kişiye farklılık gösterebilir, bir kişi hepsini gösterebilirken başka biri yalnızca birkaçını gösterebilir. Fakat tüm gençler için kesin olan şudur ki şüpheniz olması durumunda mutlaka harekete geçmeniz gerekmektedir, çünkü bu acil bir durum olabilir.

    Ruh sağlığı çalışanları intihar düşüncelerini ikiye ayırır: aktif ve pasif düşünceler. Pasif düşünce halindeki gençlerde intihar düşünceleri zaman zaman ortaya çıksa da belirgin bir plan yoktur. Aktif düşüncedeki gençlerde ise eyleme dökme planı vardır ve onlar için acil bir müdahale gerekir. Yukarıdakilerden hareketle, yakınınızdaki birinin intihar düşünceleri olduğundan ve özellikle de aktif düşünceler olduğundan şüphelenmeniz durumunda, bunu, kesin olarak, o kişiye sormanız gerekir. Yaygın inanışın aksine, sormanız, bu düşünceleri onun aklına sokmayacaktır; aksine, kişi, sıkıntılarının dışarıdan biri tarafından görüldüğü hissiyle yalnızlığından uzaklaşabilir. İntihar girişiminde bulunan gençlerle yapılan görüşmelerde, gençler tek başına savaşamadıkları, yalnız oldukları için bu yolu seçtiklerini söylemektedirler.

    Ebeveyni olarak veya bir yakını olarak sizin yapabilecekleriniz de önemlidir elbette fakat intihar düşüncelerine olan birine olan yaklaşımınızda bir profesyonelden yardım almanız önemlidir. Konunun hassasiyetine ek olarak, özellikle gençlerde, içinde bulundukları çaresizlik hissi ile kaygı, uyku sorunları ve iritasyonu getirecek; bu da, riskli davranışlarda bulunma eğilimlerini arttıracaktır. İlaç destekli terapi kişinin daha sakin düşünebilmesine ve terapistin yardımıyla yeni baş etme yolları bulmasına yardımcı olacak, intihar tek çare olmaktan çıkacaktır.

    Öte yandan intihar düşüncelerinin varlığı durumunda ailelere ve sosyal çevreye önemli bir rol düşer. Zira krizle baş etmede en önemli faktörlerden biri sosyal destektir ki başta da söylendiği gibi tek başına savaşamadığından tek çare olarak intiharı düşünmeye itilir kişi. Sizin, bir yakını olarak;

    • Onun yanında olduğunuzu ve bu yolda hep yanında olacağınızı, yalnız olmadığını hissettirmeniz önemlidir,

    • Anlayışlı ve yargılamadan uzak bir dille (nasıl yaparsın yerine nasıl oldu da hayatını bitirmeye karar verdin gibi anlamaya yönelik sorularla) onun sorunlarını dinlemeniz ve küçümsememeniz önemlidir,

    • Neler yaşadığı neler hissettiği ve düşündüğüyle ilgili onu konuşturmanız ve samimi bir ilgiyle bunları merak ettiğinizi ona göstermeniz önemlidir,

    • Kişi kendini açmaya hemen hazır olmayabilir, gerektiği kadar beklemeye sabırlı olmanız önemlidir,

    • Terapistiyle görüşerek tedavi süreci boyunca destek olacağınızı göstermeniz önemlidir,

    • İntihar düşüncelerinden sıyrılana ve sağlıklı bir evreye geçene kadar onu halat, ilaç veya kesici aletler gibi intihar araçlarından uzak tutmanız, gerekirse onun da rızasıyla (ayrı evlerde kalmanız durumunda) onunla birlikte kalmanız önemlidir.

    Yaygın kanıya göre bir kişi intihar etmeyi aklına koyduysa yapar. Yanlış. Yapılan kriz çalışmaları gençlerin intihar düşüncelerinin çok büyük oranda bir yardım çığlığı olduğunu gösteriyor. Bu anlamda, onun yanında olmanızın, destek olmanızın, önemi çok büyüktür. Yakınınız hayatta olduğu sürece geç kalmış sayılmazsınız, yapabileceğiniz bir şey mutlaka vardır.

  • Depresyon Belirtileri

    Depresyon Belirtileri

    Depresyon, en yaygın görülen psikiyatrik rahatsızlıklardan biridir ve orta yaş grubunda daha fazla görülmektedir. Kişi için bazı şeyler eskisi kadar zevk vermemekte ve çökkün duygudurumu oluşabilmektedir. Daha detaylıca incelemek gerekirse depresyonun klinik belirtileri şu şekildedir:

    1-Çökkün duygudurumu: Depresyonun en belirgin klinik belirtilerindendir. Bu tanıyı koyabilmek için duygudurum depresif ve zevk alamama gibi belirtilerinden birinin baskınlık göstermesi gerekmektedir. Çökkün duygudurumu, bireyin acılı, kederli hissiyatı içerinde beraber eşlik ederek devam edebilir. Bu duygudurumuna sahip bireyde günler boyunca sıkıntılı ve acılı belirtiler görülebilir. Farklı özellik gösteren, örneğin psikotik özellikli olan kişilerde, bu duygudurum ağır seyir gösterebilir. Hastaların önemli bir kısmı sabah uyandıklarında bu duyguları hissederek uyanmaktadırlar. Depresyon seyri günlerce devam ettirdikçe kişilerde kötü bir hissiyat oluşur.

    2-İlgi azlığı ve anhedoni: İlgi azlığı ve çökkün duygudurumdan en az biri bulunmadıkça depresyondan söz edilmesi mümkün değildir. Bireyin sosyal ilişkilerinde ve iş hayatına olan ilgisi azalır ve eskiden zevk aldığı konulardan artık zevk almamaktadır.

        3-Sıkıntı hissi, bunaltı (anksiyete): Bunaltı depresyonun özyapısal bir özelliği olmamasına rağmen, klinik pratikte depresif duygudurumu ve ilgi azlığından sonra üçüncü olarak seyir göstermektedir. Bunaltı hissi, gerginlik, engellenmeye karşı tahammül edememe ve unutkanlık, öfke ifade etmede artış gibi belirtilerle kendini gösterebilmektedir. Bunaltı yaşlılarda çarpıntı, ağız kuruluğu, terleme, karın ağrısı ve ishal gibi bedensel yakınmalar şeklinde görülmektedir.

        4-Düşünce süreci: Bireylerde düşünce akışının yavaşlığından dolayı yöneltilen sorulara cevap verme noktasında zorluk çekebilir veya cevap veremeyebilir. Melankolik durumlarda ise bu seyir daha ciddi olabilir, örneğin konuşamama durumları da görülebilir.

        5-Suçluluk-değersizlik fikirleri: Genellikle depresyon hastalarında görülen ve kendilerini suçlu gibi hissederek geçmiş anılarını hatırlama eğilimindedirler. Bazı hastaların suçluluk duyguları o kadar yoğundurlar ki hayatlarını sonlandırma eylemine bile kalkışabilirler. Benlik saygısındaki azalma hastayı değersizlik olgusuyla karşı karşıya getirmektedir.

        6-Uyku problemleri: Uykuya geç dalma, uyku sırasında bölünmeler gibi

    7-Olumsuz düşünceler: Depresif hastalar genellikle dış dünyayı, geleceği ve kendisini olumsuz görme eğilimlerindedirler. Bilişsel çarpıtmalarla bu düşüncelerini destekler nitelikte oluştururlar.

    8-Umutsuzluk: Umutsuz görme eğilimindedir bu kişiler.

    9-Kararsızlık: Depresyondaki hastaların olumsuz görme ve düşüncelerinin yavaşlaması neticesinde bireyde karar vermede güçlüklere sebebiyet verebilir.

    10-Obsesif ruminasyonlar ve fobiler: Hastalar farklı alanlarda takıntılı ve genel olarak kendilerini suçlayıcı bir tutum sergileyerek daha önceden de var olan obsesif ve fobik düşüncelerle depresif dönemini arttırabilirler.

        11- İntihar fikirleri ve girişimleri: Depresif bozukluk gösteren hastaların intihar eylemi ve düşüncelerinin yüksek olduğu psikiyatrik rahatsızlıklardandır. Depresyonlu hastaların yaklaşık %65’inde edilgin ölüm düşünceleri ve intihar düşünceleri bulunmaktadır. Kadınlarda intihar girişimi fazlayken erkeklerde ise tamamlanmamış intihar oranı fazladır.

  • Mavi balina diye birşey…

    Teknolojinin hayatımıza her geçen gün daha çok girmesi ile artık evimiz en güvenli yer olmaktan uzaklaştı. Eskiden çocuğumuz evdeyse içimiz rahattı, şimdi ise çocuğumuz evde internet ile dünyanın her yerine ulaşabilir, her türlü riske açık bir konuma gelmiş oldu.

    Bilgisayar oyunlarının çocukların zamanı iyi kullanma, kriz çözme ve hızlı karar verme gibi olumlu etkileri olmasına rağmen, fazla oynanması sosyal içe kapanma, öğrenme güçlüğü, ders başarısızlığı, şişmanlık, iskelet ve kas sisteminde bozulmalar, görme bozukluğu, epilepsi, anksiyete, depresyon, cinsel kimlik karmaşası, intihara kadar gidebilen psikiyatrik sorunlar gibi olumsuz etkilere neden olabilir.

    Son zamanlarda Mavi Balina Oyunu oynayan gençlerin intihar ederek hayatlarına son verdiklerine şahit oluyoruz. Oyunun adının ağa takılan devasa bir mavi balinadan veya balinaların zaman zaman açıklanamaz bir şekilde karaya vurup intihar eden hayvanlar olmasından geldiği iddia ediliyor.

    Rusya’da geliştirilen ve sosyal medya üzerinden yayılan Mavi Balina oyunu daha çok ergenlik öncesi çocukları ve ergen gençleri hedef alıyor. Bu oyunu düzenleyenler, belli etiketler kullanarak ya da sıkça ziyaret edilen gruplara mesaj atarak gençleri oyuna davet etmeye çalışıyorlar. Oynayanlardan 50 günlük sürede çoğu şiddet içeren 50 talimat yerine getirmesini istiyorlar. Belli bir süre boyunca kimse ile görüşülmemesi, yüksek sesli müzik dinlenmesi, kol ve bacakların kesilmesi gibi aşamalar oyunda yer alıyor. Oyuncu her geçen gün oyundaki rolüne kendini kaptırıyor ve özdeşim kurabiliyor, kendini oyundaki rolü ile aynı kişi gibi değerlendirebiliyor. Oyunun hedef kitlesi olan dokuz ile onaltı yaş arası çocuklar oyundan daha çok etkilenebiliyorlar. 50. günün sonunda oyundaki kişi ile kendini aynı gören oyuncuya son aşama olarak yüksekten atlayarak ve kendini asarak intihar etme komutu veriliyor. İntihar vakaları da bu son aşamada görülüyor.

    Mavi Balina Oyunu için birçok ülkede önlemler alınmış durumda… Bizler de ebeveynler olarak çocuklarımızda aniden olan duygu ve davranış değişikliklerine dikkat etmeli, çocuklarımızın internette ne yaptıklarından, hangi oyunları oynadıklarından, kimlerle irtibat halinde olduklarından haberdar olmalıyız.

    ÇÜNKÜ;

    HABERDAR OLMADIĞIMIZ ŞEYİ KONTROL EDEMEYİZ

    HABERDAR OLMADIĞIMIZ ŞEYE MÜDAHALE EDEMEYİZ

  • İntihar Vakaları

    İntihar Vakaları

    Son yıllarda medyada farklı yollarla intihar girişimleri haberlerine sıkça rastlamaktayız. Aşırı dozda ilaç alımı, silahla kendini vurma, kendini asma, yüksek bir yerden atlama gibi şekillerde hayatına son verme girişimlerine başvuran bireyler karşımıza çıkıyor. Sadece ülkemizde değil tüm dünyada intihar vakaları en önemli ölüm sebeplerinden. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre intihar, toplumda ilk on ölüm nedeni arasında. 15-24 yaş grubunun ölüm nedenleri arasında ise intihar ikinci sırada yer almakta. İntihar girişiminde bulunan kişiler gerçekten ölmek arzusunda olabileceği gibi, bu davranışıyla ruhsal acısını, çaresizliğini, umutsuzluğunu dile getirme amacında da olabilirler. Ülkemizde batı toplumlarına göre daha düşük düzeyde intihar vakaları olmasına karşın, özellikle gençlerde intihar oranlarında yükselme görülmekte. Ülkemizde üniversite öğrencileri arasında yapılan bir çalışma, gençlerin %42’sinin bir zaman kendini öldürmeyi düşündüğünü ve %7’sinin girişimde bulunduğunu saptamıştır (1). Bu oran bize intiharın gençlerde çok dikkat edilmesi gereken bir durum olduğunu söylemektedir. Ruh sağlığı profesyonelleri olarak bizler, bir defa bile olsa kişinin aklından kendini öldürme düşüncesinin geçmesinin dikkate alınması gerektiğini savunmaktayız. Ki nitekim yapılan bir çalışmada, intihar fikrinin dile getirilmesinin intihar girişimini yordayan önemli bir etken olduğu gösterilmiştir (2). Bu nedenle, eğer yakınlarınızda kendini öldürme düşüncesi olan kişiler varsa, en yakın zamanda mutlaka bir uzmana başvurması gerektiği konusunda onu bilgilendirmeniz intiharı önlemek için çok ama çok önemlidir.

    Bir insanın yaşamına neden son vermek istediği, intihar davranışı için risk faktörlerinin neler olduğu bir çok çalışmada araştırılmıştır. Öncelikle erişkinlerde yapılan çalışmalarda umutsuzluk ile intihar girişimi arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Bu demek oluyor ki kişinin umutsuzluk düzeyi arttıkça intihara eğilimi daha fazla oluyor. Hayata dair bir umudu kalmayan kişiler daha kolay hayatına son verebiliyor. Buradan hareketle depresyonun intihar ile en ilişkili ruhsal bozukluk olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü depresyondaki kişide yoğun olarak umutsuzluk ve çaresizlik duyguları ön plana çıkmaktadır. Bunun yanında intiharı tetikleyen unsurların aile içi sorunlar, erkek yada kız arkadaş ile ilgili sorunlar, sıkıntı verici yaşam olayları, madde kullanımı, göç, psikiyatrik hastalıklar, yalnız yaşama, düşük sosyoekonomik düzey gibi faktörler olduğu bilinmektedir (4). Bu unsurlar intihara eğilimi arttırmaktadır.

    Ergenlerde ise intihar girişimlerinin yaklaşık üçte ikisinin ölme arzusundan farklı güdülerle gerçekleştirildiği bildirilmiştir. Burada intihar dürtüsel bir özellik gösterebilir. Asıl motivasyonun başkalarını etkilemek, dikkat çekmek, sevgi ve nefreti iletmek ya da hoşnutsuz bir durumdan kaçmak olabileceği düşünülmektedir (3). Burada ebeveyn tutumları önemli bir yere sahiptir. Ergenle güvenli bir ilişki kuran ebeveynler, onun duygularını ifade etmesine olanak sağlamaktadır. Aileler ergene ne olursa olsun koşulsuz sevildiğini hissettirmekle yükümlüdür. Ergenin başına gelen olumsuz durumlardan kaçmak yerine paylaşmasına izin vermek ve beraberce çözüm aramak ergenin yalnız olmadığını hissetmesini sağlar. Cezalandırıcı ebeveynlere ergenin sorunlarını anlatması daha zor olabilir ve bu da ergenin giderek yalnızlaşmasına yol açabilir.

    İntihara yol açan bir başka unsur ise duyguların söze dökülememesi olabilir. Kişi kendini ifade etme biçimi olarak intiharı kullanabilir. İfade edemediği çatışmaları intihar yoluyla çevresine duyurmuş olabilir. Duygularını tanıma ve tanımlama zorluğu çeken kişiler intihara daha eğilimli olabilmektedir. Küçük yaşlardan ibaret çocukların duygularını tanımasını, ifade etmesini sağlamak ileriki yaşlarda bu zorlukları aşması için önemli bir yere sahiptir.

    Özetle, intihar davranışından önce intihar düşüncesinin farkedilmesi kişinin hayatı için koruyucu bir önem arz etmektedir. Ebeveynlerin, çocuğun kendine zarar vermeyle ilgili bir eylem veya düşüncesi olduğunu farkettiğinde mutlaka bir uzmandan yardım alması gerekmektedir.

  • Çocuk ve ergen psikiyatrisinde acil durumlar

    Çocuk ve ergen psikiyatrisinde acil durum; çocuğun ya da bir başkasının yaşamının tehlikede olduğu ya da çocuğun çok ağır, çok yıkıcı bir travma ile karşılaşma riskinin yüksek olduğu durumdur. Bunlar;

    1.İntihar düşüncesi ya da girişimi,

    2.Taciz (Cinsel, fiziksel, duygusal),
    3.Okul korkusu,
    4.Anoreksiya Nervosa, Bulumiya Nevroza,
    5.Psikotik bozukluk,
    6.Ebeveynlerin boşanması veya ölümü,
    7.Konversiyon bozukluğu,
    8.Diğer acil durumlar.

    İNTİHAR

    Kişinin kendi isteği ile yaşamına son vermesi eylemi ölümle sonuçlandığında ‘İntihar’, ölümle sonuçlanmadığında ‘intihar girişimi’ adlandırması kullanılır.

    İntihar çocuk psikiyatrisinde karşılaşılan en acil durumdur. Tüm dünyada yaklaşık dakikada bir intihar girişimi olmaktadır. Ölümle sonuçlanan her bir intihar olayına karşılık 30 intihar girişimi gerçekleşmektedir. Her yıl 6000 kişiden biri intihar sonucu ölmektedir. Bu sayı tüm dünyadaki ölümlerin %1-2’ sidir. Batılı ülkelerde intihar, trafik kazalarından daha önde gelen bir ölüm nedenidir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre (1995) yıllık intihar hızı 16/100.000. Türkiye’de (1997) intihar oranı: 3,3/100.000
    olarak saptanmıştır. İntihar girişimi kızlarda 4 kat, intihar sonucu ölüm erkeklerde 3 kat daha fazladır.

    Her iki cinsiyette de intihar girişimi en sık 15-24 yaşlarında olur. Erkekler genellikle ateşli silahlar ve asıyı, kızlar kimyasal maddeler ve ilaçları tercih ederler.

    İNTİHAR RİSK FAKTÖRLERİ

    İntihar çocukluk çağında özellikle de ergenlikte önemli risk faktörü olmadan da aniden dürtüsel olarak gerçekleşebilir. Ancak yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda genel olarak kabul görülen risk faktörleri de mevcuttur:

    -Çocukta depresyon,davranım boz., madde bağ. gibi ruhsal boz. bulunması.
    -Çocukta kanser, şeker hastalığı gibi fiziksel hastalığın bulunması.
    -Çocukta önceden intihar girişiminin olması.
    -Ebeveynlerde depresyon, alkol/madde bağımlılığı gibi ruhsal bozukluğun olması.
    -Ebeveynlerde intihar girişimi öyküsü olması.

    -Şiddetli aile içi çatışmaların bulunması.
    -Ebeveynlerin boşanması (risk 2-3 kez fazla), ebeveyn ölümü.
    -Kalabalık ailede yaşama, düşük sosyoekonomik düzey.
    -Yineleyen cinsel, fiziksel, duygusal ihmal ve/veya istismarlar.
    -Deprem, sel gibi doğal afetler.
    -Okul başarısızlığı, öğretmen ve akranlarla sorunlar yaşama.
    -Ateşli silah kullanmanın yaygınlaşması.

    -Medyada intihar girişim/intihar olaylarının manşet haberler olarak yanlış mesajlarla verilmesi.

    -İntihar girişimler sonucunda ailelerin yanlış tutumlar sergilemeleri,…

    İNTİHAR EĞİLİMİ OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜREN İŞARETLER
    -Çocuk veya ergende ölüm üzerine genel konuşmaların olması,
    -Sürekli ölüm düşüncesi veya ölümü arzulandığına dair tekrarlanan konuşmalar,
    -Çözümsüzlük, umutsuzluk, tükenmişlik duygularının varlığı,
    -İntihar isteğine mantıksal ve filozofik yorumlar getirme,
    -Açık şekilde intihar planından söz edilmesi,…

    İNTİHAR NEDENLERİ
    -Çocuğun veya ergenin kendisine ve başkalarına duyduğu öfke ve cezalandırma isteği.
    -Bir isteğin yerine getirilmesi için baskı yapma çabası.
    -Çocuk veya ergenin çaresizliğini ve acılarını bildirme isteği.
    -Çevrenin ilgi ve sevgisini zorla sağlama; gösterilen yakınlığın içtenliğini sınama isteği,…

    MEDYADA İNTİHARI ÖZENDİREBİLEN YANLIŞ HABERLER NELERDİR?

    –İntihar yöntemlerinin ayrıntılı verilmesi.
    –İntiharın anlaşılmazlığının ve inanılmazlığının vurgulanması.
    –Romantik motivasyonlar bildirilmesi.
    –İntiharın basite indirgenmesi.

    İNTİHAR HABERLERİNİN ÖZENDİRİCİLİĞİNİ AZALTAN HABERLER NELER OLABİLİR?

    –İntihar davranışı dışında alternatif yollar gösterilmesi.
    –Okuyucu/izleyici kitlesinin intihar davranışı konusunda doğru ve yeterli bilgilendirilmesi.
    –İntiharla sonuçlanmayan, baş edilebilmiş kriz durumlarına ilişkin bilgi verilmesi…

    İNTİHARIN ÖNLENMESİ İÇİN NELER YAPILABİLİR?

    -İntihar araçlarına ulaşım azaltılabilir.
    -Tüm sağlık çalışanlarına eğitimler düzenlenebilir.
    -İntiharın medyadaki görünümü değiştirilebilir.
    -Halkın ruhsal hastalıklar ve tedavisi konusunda bilgilendirilmesi sağlanabilir.
    -Okullarda eğitim verilebilir.
    -Telefonla yardım hatları yaygınlaştırılabilir.
    -İntihar davranışı ile ilişkili ekonomik etkenlerin düzenlenme planları oluşturulabilir.

  • İntihar Nedir?

    İntihar Nedir?

    Bir olayın çözülmesi için nedeninin bulunup ortadan kaldırılması gereklidir.
    Oysa çağlar boyunca değişik açılardan yorumlanmış ve üzerinde çalışılmış bir kavramdır intihar. Farklı boyutlarıyla günümüzde de en çok araştırılan konulardan biri olma özelliğine sahiptir.

    • Tıbbi boyutları
    • Sosyal boyutları

    Hukuksal ve Psikolojik boyutları ile üzerinde yoğun araştırmalar yapılmaktadır.

    • İntihar girişimi – Ruhsal Hastalık İlişkisi
    • İntihar Girişimi – Psikoloji ilişkisi
    • İntihar Girişimi – Biyolojik Etkiler
    • İntihar Girişimi – Mevsimlerle İlişkisi
    • İntihar Girişimi – Ayla, Güneşle, Bulutlarla ilişkisi araştırılmaktadır.

    Dünyada intihar girişimlerinde artış olduğu saptanmıştır. Bu konularda Dünya Sağlık Örgütü önderliğinde ciddi araştırmalar bilimsel çalışmalar yapılmaktadır.

    Suicid – İntihar – Öz kıyım nasıl adlandırılırsa adlandırılsın tanımı kendini öldürmeğe yönelmek eylemidir. İnsana ait olan bu kavram yani intihar tıbbi olarak önlenebilir bir ölüm nedeni olarak tanımlanmaktadır. İntihar eylemini arttıracak durumların engellenmesi konusunda temel destekler sağlanmalıdır.

    Bunlar;

    • Sosyal Destek,Tıbbi yardım, Aile Desteği
    • Psikolojik Destek /Kendi baş etme yollarıyla buluşmasına yönelik psikoterapi, sosyal uğraşlar ve benzeri desteklerdir.
  • Bir İntihar Psikolojisi

    Bir İntihar Psikolojisi

    Aslında yazacak o kadar çok konu, gündemde o kadar çok sorun var ki. Fakat bütün hepsini elimin kenarıyla masamdan şöyle bir kenara itip dünyanın evrensel bir bunalımından, öldürücü sendromundan söz etmek istiyorum bu hafta: İNTİHAR!

    Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin sahile vurmuş deniz yıldızlarını denize attığını fark eder ve “niçin bu deniz yıldızlarını denize atıyorsunuz” diye sorar. Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden kişi “yaşamaları için” yanıtını verince, adama şaşkınlıkla ‘iyi ama burada binlerce deniz yıldızı var. Hepsini atmanıza imkân yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki?’ der. Yerden bir deniz yıldızı daha alıp denize atan kişi, ‘Bak onun için çok şey değişti’ karşılığını verir.”

    İşte bir deniz yıldızı için çok şey değişir düşüncesi ile başlıyorum yazıma.

    Hayatımda ilk intihar haberini gazeteden okuduğumda ortaokul öğrencisiydim: “11 yaşındaki Yemen üvey anne şiddetine dayanamayıp kendini odasında astı…” Daha yeni yeni tanıştığım ergenlik duygularımla çok üzülmüştüm bu habere. Uzunca bir süre etkisinde kaldım ve hala da kalmaktayım” On bir yaşındaki bir kız çocuğu (henüz ergen bile değil) nasıl böylesi bir ölümü tercih edebilir, neden kendini asar? Hadi o çok mutsuzdu diyelim Ya Robin Williams, o herkesi güldüren yüzü gülücükler dağıtan Oscar, Emmy, Altın Küre, Grammy ödüllü sevimli insan? Peki o nasıl intihar edebilir? Ya geçenlerde 34 yaşında ki genç insanın intihardan önce veda videosu’na ne demeli? Her geçen gün yazılı, görsel ve sosyal medyada intihar olaylarının arttığına şahit oluyoruz. Her intihar haberini duyduğumuzda da içimiz burkuluyor. Fakat hiç kolay değil tabii öyle insanın canına kıymaya karar vermesi. Elimize küçük bir kıymık batsa acısını hissedebiliyorsak, yaşamımıza son verecek kadar elem verici bir davranışı gerçekleştirmek için büyük nedenler veya ciddi rahatsızlıklar olması gerekir. O halde insan neden intihar eder?

    Pek çok araştırma gösteriyor ki, intihar en az bir tetikleyici olay sonucunda gerçekleşmektedir. İntiharda en önemli tetikleyici olaylar; kavga, terk edilme, okul başarısızlığı ya da sınav, işten çıkarılma, şiddete uğrama’ dır. Bu duygunun ortaya çıkmasında en önemli etken psikolojik rahatsızlıklar ve durumsal yaşam krizleri’dir. Durumsal yaşam krizlerinden kastım beklenmedik ve aniden gelişen olumsuz  durumlar. Örneğin; boşanma, dul veya ayrı yaşıyor olmak, başarısızlık, statü kaybı, ağır bir hastalığa yakalanma, sevilen birini kaybetme gibi deneyimler bütün insanları etkileyen olaylardır. Bireylerin bu zor dönemleri kendi kendilerine atlatabildikleri gibi zorlandıkları durumlarda olmaktadır. Gel gelelim ki işin içinden çıkılamayan anlar olmuştur. Bu kesinlikle bir ruh hastalığı değil, bir zorlanma dönemidir. Durumsal yaşam krizleri durumunda bireyin psikolojik yardım almaması ne yazık ki intihara kadar varan sonuçlara ulaşmaktadır. Bütün bunlar kişinin kendini çaresiz ve ümitsiz hissettiği sıkıntılı hayat şartlarıdır.

    İntihar aslında insanın hayatının alt üst olma halidir. Sosyolog Durkheim sefaletin tek başına intiharlara neden olmadığını belirtmektedir. Ekonomik krizlerin intihara neden olduğunu belirten Durkheim, bunun nedeninin zenginlik ya da fakirlik değil; toplumsal yapıdaki değişiklik olduğunu belirtir. Önemli olan toplumda meydana gelen değişikliğin bireyin yaşam koşullarını alt-üst etmiş olmasıdır.

    İntiharlarda bir çözüm arayışı hep vardır. Bu durumdan nasıl kurtulurum sorusuna yanıt olarak intihar gündeme gelmiştir. Psikolojik gerçekler Aristo mantığı ile uyuşmaz, intiharda da bu görülür. Kişi ölüme hazırlanırken, intihar girişiminde bulunurken bir yandan da yardım isteğinde bulunur. İşte burada bir çelişki vardı. Onlara yaklaşım bu bakımdan hassas bir konudur. Bu sebeple intihardan bahseden kişiye yaklaşımda amacımız “hayatın onun için tekrar yaşanabilecek değerde olması için yaşam şartlarında ne gibi değişiklikler yapılmalı?” sorusuna cevap aramaktır. Bunu yaparken; uyarmak, genelleştirmek (herkes öyle gibi), öğüt vermek, problemi küçümsemek, yargılamak en tehlikeli tutumlardır. Şunu unutmamak gerekir ki intihar girişimi hiçbir zaman “gösteri”, “şantaj”, “numara” olarak değerlendirilmemelidir

    İntihar eğilimine yatkın kişilerde psikoterapinin yararı elbette ki yadsınamaz. Yaşamla ölüm arasında gidip gelen kişinin çatışmalı duygu durumu anında psikolojik destek almasıyla düzelmeye başlayacaktır. Çünkü bu tarz çatışma durumları aynı zamanda insanların kendileri ve hayatları adına yeni kararlar aldığı, kendini yenilediği dolayısıyla değişime açık olduğu en önemli dönemlerdir.

    Psikoloji alanında söz sahibi olan Sigmund Freud’a göre “intihar önceleri özdeştirilmiş bir sevgi nesnesine yöneltilmiş saldırganlık sonucu meydana gelen bir depresyon halidir; daha sonraları ise saldırganlığın kişinin kendi üzerine çevrilmesi olarak tanımlamıştır.” Evet, İntihar kişinin kendisine yönelttiği bir şiddet eylemidir. Umutsuzluğa kapılan kişi ya yakınındaki kişilere saldırır ya da kendini yok eder. Şiddet ülkemizi tehdit eden sorunların başında gelmektedir. İntihar duygusu buna sıklıkla eşlik edici bir davranış olarak karşımıza çıkar. Bu duygu ile kişide ki sadizminin kendisine çevrildiğini görürüz. Malapert de bu konuda benimle aynı fikirde; “intihar egoizmin ürünüdür” der.

    İntihar belirtilerini sıralarsak; çabuk öfkelenme, aşırı sinirlilik, çabuk ağlama, aşırı üzüntülü durum, hoşlandığı şeylere karşı ilgisizlik, uyku bozuklukları, İştah değişikliği, kendini suçlayıcı konuşmalar, ölümle ilgili konuları konuşma, içe kapanma, kimseyle konuşmama, halsiz ve yorgun olduğunu söylem, Saldırgan davranış..

    Freud, önceleri intiharın açıklanamayacağını ifade etmiş ve “İntihar bilim açısından çözümlenememiş bir sorundur” demiş olmakla birlikte “yas ve melankoli” adlı makalesinde kişideki sadizmin depresyon hallerinde kişinin kendisine çevrildiğini söyler. Freud’a göre melankolide (ağır depresyon hali) kişinin egosu ile içine yansıttığı bir bakıma içine yerleştirdiği sevgi objesi birbiriyle kaynaşmış durumdadır. Kaybettiği bu sevgi nesnesinin yerine, normallerde olduğu gibi yeni bir obje koyamazsa kaybetmiş olduğu nesneye yönelttiği saldırganlık kuvvetlerini  kendisine yöneltmiş olur.

    Dünyada ortalama olarak her 3 saniyede bir kişi intihar girişiminde bulunmakta; her 40 saniyede bir kişi intihar sonucu yaşamını yitirmektedir

    Ölüme yapılacak en büyük hazırlık yaşamayı ertelememektir. Ertelenmemesi gereken yaşamaktır. Yaşamak nedir sorusu ise kişinin hayatı nasıl anlamlandırdığı ile ilişkilidir.  Bu durumu stoacı felsefeciler kısa bir cümlede özetlemeyi başarmışlardır: “İyi yaşamak iyi ölmektir.”

    Yazımı Genç Werther’in Acıları adlı romanı ile pek çok intihar vakasına sebep olan yazar Goethe’nin bir sözü ile bitiriyorum: “Elinde hava, ışık ve dost sevgisi kaldıysa üzüntü çekme.”