Etiket: İnsülin

  • Şeker hastalığı

    Şeker hastalığı

    ŞEKER HASTALIĞI

    Diyabet…

    Ömür boyu süren bu arkadaşlıkta diyabet konusunda ne kadar çok bilgi sahibi olunursa o kadar sağlıklı bir hayat sürdürmek mümkündür.Bu nedenle diyabet eğitimi, tedavi içinde önemli bir yer tutmaktadır.

    Diyabet nedir?
    Pankreasdan salgılanan insülin hormonun tamamen ya da kısmen eksikliğine bağlı ortaya çıkan
    Kan şekeri yüksekliği ile kendini gösteren
    Kısa ve uzun dönemde ciddi olumsuz sonuçları olan
    Kronik tahrip edici bir hastalıktır…

    İnsulin nedir, ne yapar?
    İnsülin pankreas organının adacık hücrelerinden salgılanan bir hormondur ve şekerin kandan hücrelere geçmesinde anahtar rol oynar. İnsülin eksikliğinde hücreler kandaki şekeri alamaz ve enerji için kullanamaz. Böylece şeker kanda birikir ve kan şekeri düzeyleri yükselir.

    Kaç tip diyabet vardır?
    1. Tip I diabetes mellitus: Çocukluk çağı diyabeti
    2. Tip II diabetes mellitus: Erişkin çağı diyabeti
    3. Gebeliğe bağlı diabetes mellitus
    4. Bozulmuş glukoz toleransı
    5. Diğer diabetes mellitus tipleri
    6. İlaçlara ve pankreas hastalıklarına bağlı diyabet

    Tip 1 (çocukluk) diyabeti : Pankreastan salınan insülinin eksikliğine veya yokluğuna bağlı gelişir. Genetik olarak diyabete yatkınlığı vardır. Tedavide mutlaka insülin gereklidir. Her yaşta ortaya çıkabileceği gibi en sık 30 yaş öncesi gelişir. Diyabetik semptomlar ani olarak başlar. (Çoğunlukla şeker komasıyla ortaya çıkar) Hastalarda sıklıkla kilo kaybı vardır.

    Tip 2 (erişkin) diyabeti : En sık görülen diyabet tipidir. Gelişiminde 3 önemli faktör rol oynar;
    -Pankreas insülin salgısının bozukluğu
    -Salınan insülinin dokulardaki etkisizliği
    -Karaciğerde glukoz üretiminin artması

    Hastalar genellikle aile öyküsü olan, şişman, 45 yaşın üstündeki kişilerdir. Çoğu vaka semptomsuzdur, tanı rastlantısal olarak konabilir.

    2 diyabet arası farklar : Tip I Diyabet: İnsülin hiç yoktur ya da çok azdır. Tedavide insülin şarttır. Aile öyküsü %90 dır. Tip II Diyabet: İnsülin kısmen eksik ya da etkisizdir. İnsülin her zaman gerekli değildir.

    Gebelik diabeti nedir?
    Gebelik süresince ortaya çıkar ve genellikle gebelikten sonra kaybolur. Bu hastalarda ileri yaşlarda diyabet görülme olasılığı yüksekdir.

    Diyabet kimlerde görülür?
    Diabetes mellitus her yaşta ortaya çıkabilir. Yeni doğanlarda nadir görülür. Tip I diyabet çocukluk çağında daha sık görülür. Tip II diyabet daha çok orta ve ileri yaşlarda ortaya çıkar. Yaş ilerledikce Tip II diyabet görülme sıklığı artar.

    Şeker hastalığının belirtileri
    Çok susamak
    Sık idrara çıkmak
    Yemek yedikten sonra gün içinde çok acıkmak
    Kilo kaybı yaşamak
    Yorgunluk

    şeker hastalığının en bilinen belirtileridir.

    Şeker hastasının sık su içmesinin nedeni: Kandaki şeker hücre içine giremez. Bu da kan şekerini yükseltir. Vücut kandaki yüksek şekerin bir kısmını idrar ile atmaya çalışır. Şeker bu yolla atılırken bol miktarda su atılımı da görülür. Susama isteğinin oluşumu bundan kaynaklanır.

    Çok yemek yendiği halde kilo kaybı olmasının nedeni: Şeker hücre içine girmediğinden beyindeki doyma merkezine açlık uyarısı gönderilir. Yemek yenilse bile açlık hissi devam edebilir. Kandaki şeker hücreler tarafından kullanılamadığı için kişi kilo kaybı ile karşılaşabilir.

    Yorgunluk hissi:Hücreler kandaki yüksek miktardaki şekeri alamaz ve enerji üretmek için kullanamaz. Vücutta yeterince enerji üretilemediği için şeker hastaları kendilerini yorgun hissedebilirler.

    Teşhisi:Şeker hastalığının kesin teşhisi için kan şekeri ölçümleri gerekir. Açlık kan şekeri 126 mg/dL üzerinde ise Günün herhangi bir saatinde bakılan kan şekeri 200 mg/dL üzerinde ise (2 ölçüm yapılmalıdır)Şeker yükleme testinde ikinci saat değeri 200 mg/dL üzerinde ise.

  • Diyabet nedir ?

    Kan şekeri, glukoz vücut için gerekli olan enerjiyi sağlar. İhtiyaçtan fazla şeker, gerektiğinde kullanılmak üzere karaciğer ve yağ hücrelerinde depolanır. Şekerin vücutta enerji olarak kullanılması ve depolanması için insüline gereksinim vardır. İnsülin şekerin kanda yükselmesini önleyen bir hormondur, midenin arkasında pankreas adlı organın beta hücrelerinde yapılır ve kana salgılanır. Yemekten sonra kan şekeri yükselince pankreastaki insülin yapan hücreler uyarılır ve kana insülin verilir. İnsülin kan şekerinin hücre içine girmesini sağlar.

    Böylece kan şekeri normal düzeyde tutulur, yükselmez. Hücrelere giren şeker burada yakılır ve enerji olarak kullanılır. İnsülin eksikliğinde veya etkisizliğinde şeker hastalığı “diyabet” ortaya çıkar. Kanda şeker miktarı artar ve böbreklerden idrarla dışarı atılır. Diyabet : vücudun kan şekerini uygun şekilde kullanamaması ve depolayamamasıdır.

  • Çocuklarda diyabet belirtileri neler ?

    “Diyabet, insülin salgılanmasındaki bozulma veya salgılanan insülinin iş görememesi sonucu, kan şekerinin açlık ve toklukta yüksek bulunmasıdır.

    Kabaca iki tip diyabet vardır.

    Çocukluk çağında insülin eksikliği sonucu ile oluşan Tip 1 diyabet ve çoğunlukla yetişkinlerde, seyrek olarak şişman ergenlerde insülinin etki etmemesi(insülin direnci) nedeni ile görülen Tip 2 diyabettir.

    Çocukluk çağındaki diyabetin büyük kısmı Tip 1 diyabettir.

    Sıklığı 5-7 yaş ve ergenlik döneminde zirve yapmakla birlikte son yıllarda daha küçük yaşlarda görülme sıklığı artmıştır.

    Tip 1 diyabetin tam nedeni bilinmemekle birlikte genetik yatkınlık, otoimmunite (vücudun kendi hücrelerine karşı savaş başlatması) ve çevresel faktörler suçlanmaktadır.

    Genetik yatkınlığı olan bir çocukta sık viral enfeksiyonlar, inek sütüne ve gluten içeren gıdalara erken başlanması, D vitamini eksikliği(bebeklik döneminde), kimyasal maddeler/katkı maddeleri (nitrat), stres diyabet gelişmesinde hızlandırıcı olarak rol alabilir.”

    Çocuklarda diyabet belirtileri nelerdir?

    “Sürekli susama hissi/ağız kuruluğu, çok su içme ve suya doyamama, çok ve sık idrar yapma, sınıfta sık tuvalete gitme, gece idrara çıkma, yatağını ıslatma, iştah artması (küçük çocuklarda görülmeyebilir), çok yemesine rağmen kilo kaybı, kolay yorulma, halsizlik, bitkinlik, okula devamda aksamalar, derslerde başarısızlık, karın ağrısı, nefeste koku olması başlıca belirtilerdir.

    Bu şikayetlerden şüphelenerek uzmana başvurulduğunda kan şekeri yüksekliği saptanıp diyabet tanısı konulur. Ancak tanı gecikirse “diyabetik ketoasidoz ve diyabet(şeker) koması” gelişebilir.”

    Çocuklarda diyabetin tedavisi nasıl yapılır ? Diyabetin komplikasyonları nelerdir ?

    “Tip 1 diyabette temel tedavi ömür boyu süren insülin tedavisidir. Teknolojik gelişmelerle insülin uygulanması ve kan şekeri ölçümünü kolaylaştıran cihazlar üretilmiştir (insülin pompası, i-port, sensörlü kan şekeri ölçüm cihazları..vs).

    Tip 2 diyabet tedavisinde ilaçlar, yada insülin artı ilaç tedavileri kullanılmaktadır. Her iki tipte de beslenme planı, ekzersiz, yaşam tarzı değişiklikleri gerekmektedir. İyi kontrol edilmeyen uzun süreli diyabet başlıca böbrek, göz, sinir sistemi üzerinde olumsuz yan etkiler ve hastalıklar oluşturur.”

    Çocuklarda diyabet gelişimi için risk faktörleri nelerdir ? Önleyici tedbirler var mıdır ?

    “Maalesef Tip 1 diyabetin gelişimini engellemek şu anki tibbi bilgilerimizle mümkün değildir.

    Genetik yatkınlığa müdahale etme şansımız yok. Ancak bahsettiğimiz çevresel faktörler açısından mümkün olduğunca önlem almaya çalışabiliriz.

    Sadece diyabet açısından değil bütün çocuklar için sağlıklı beslenme, katkılı gıda maddelerini tüketmeme, meyve ve sebzeleri mevsiminde yeme, vs gibi temel kurallara uymak gereklidir.

    Tip 2 diyabet için genetik yatkınlığın yanında en önemli risk faktörü obezitedir (şişmanlık).

    Çocuklarda obezite sıklığı ve şiddeti ciddi oranda artmakta, bu da çocuk ve ergenlerde Tip 2 diyabet sıklığını da arttırmaktadır.

    6-16 yaş grubunda obezite sıklığı son 10 yılda 2-3 kat artış göstermiş olup, bu çocukların en az 1/3’ü erişkin dönemde obezite ve diyabet riski taşıyor. Ergenlik döneminde obez olanların erişkinlikte obez kalma şansı %80’lere yükselmektedir.

    Başka bir deyişle erişkin obezitesinin temelleri çocuklukta atılmaktadır. Erişkin obezitesinin tedavi başarısı çok düşüktür.

    Obezite ile etkili bir savaş ancak çocukluk çağında başlayan önlemler ile mümkündür.

    Erişkin dönemdeki obezite ve diyabetin önlenmesinin temeli çocukluk ve ergenlik dönemindeki obezitenin önlenmesi, sağlıklı beslenme ve hareketli yaşam tarzının benimsetilmesi girişimlere bağlıdır.”

    İnsülin direnci vücuttaki şekeri kontrol etmek için salgılanan insülinin etkisini göstermesindeki zorluk ve buna bağlı vücutta gereğinden fazla insülin salgılanması olarak tanımlanabilir.

    Tüm dünyada ve ülkemizde giderek artan obezite ve diyabet görülme sıklığı, “insülin direnci” sorununu da arttırmıştır.

    İnsülin direncinin başlıca belirtileri ağır bir yemek veya şekerli gıda yedikten sonra gereğinden fazla ağırlık hissi, uyku hali oluşması; kilo almanın kontrol edilememesi; yemekten sonra şekerin düşmeye başlamasına bağlı el titremesi, terleme; sık tatlı yeme isteği (tatlı krizi); bel çevresinin artması; boyunda, koltuk altı ve kasık bölgelerinde cildin koyu renkli boyanması(akantozis nigrikans); kızlarda adet düzensizliği olarak sayılabilir.

    İnsülin direnci kilo alımına, kilo verememeye, karaciğer yağlanmasına, kalp ve damar hastalıklarına, hiperlipidemi, hipertansiyona neden olabilir. Bu hastalıkların kümelenmesi “metabolik sendrom”olarak adlandırılır.

    Artık metabolik sendrom ve bu bileşenlerin birçoğu çocuklarda ve ergenlerde de görülmektedir. İnsülin direncinin gelişimi için risk altındaki çocukların belirlenmesi, erken korunma ve müdahale için önemlidir.

    Çocuklarda ve ergenlerde insülin direncinin erken bulgularının saptanması, insülin direnci ile ilişkili hastalıkların gelişiminden koruyucu bir etkiye sahip olabilir. Bu nedenle ailelerin, çocuklarında insülin direncinin erken fark etmesi tedavinin başarısı için çok önemlidir.”

  • Polikistik over sendromu-sıklık artıyor mu?

    Polikistik over sendromu-sıklık artıyor mu?

    Kadınlarda oldukça sık görülen hormonal bozukluklardan olan hiperandrojenizm yani erkeklik hormonlarının normalden fazla olmasının en sık nedeni polikistik over sendromudur. Görülme sıklığı yaklaşık %5 dir. Klinik olarak genellikle ergenlik çağında başladığı düşünülür. 15 yaş üzerindeki kızlarda ultrason ile yumurtalıklarda çok sayıda kist görünümü yaklaşık %25 vakada saptanır.

    İlk kez 1935 de tanımlanan bu hastalık günümüzde sadece kadınların üreme sağlığı açısından değil, aynı zamanda metabolik ve kardiyovasküler sağlık için de son derece önemlidir. Hastalığın tanısının konması için şu 3 bulgudan en az ikisinin bulunması gerekmektedir. Bu bulgular; 1) Adet düzensizliği 2) Klinik veya laboratuar bulgusu olarak erkeklik hormonlarının fazla olduğunun gösterilmesi 3) Ultrasonda yumurtalıklarda çok sayıda çevresel yerleşimli kistin gösterilmesi

    Polikistik over sendromunda altta yatan ana metabolik bozukluk insüline karşı olan dirençtir. Hem insülin direnci hem de kanda insülin yüksekliği tabloya eşlik eder. Hastalarda klinik bulgular; yağlanma, akne, kıllanma ve saç dökülmesi şeklinde olur. Kıllanma özellikle üst dudak, çene, göğüs, alt karın ve bacak iç yüzünde belirgindir. İnsülin direncinde sık görülen deri bulguları olan ve ensede, koltuk altında, dirseklerde görülen kadifemsi koyu kahverenkli lezyonlar da polikistik over sendromunun bulgularındandır.

    Obezite, polikistik over sendromunda erişkinlerde %60, adölesanlarda ise %30 oranında eşlik edebilen bir bulgudur. Obezitenin özelliği gövdesel olması ve bel/kalça oranının yüksek olmasıdır.

    Hastalığın tedavisinde amaç öncelikle semptomatik tedavi ile bulguları ortadan kaldırmak, daha sonra da uzak dönem sorunlarını gidermektir. Öncelikle obez olgularda beslenme düzenlenerek kilo kaybı sağlanmalı, egzersiz arttırılarak yaşam tarzı değiştirilmelidir. Sadece bunlar sağlandığında bile erkeklik hormonu düzeyinde %20 civarında düşüş sağlanabilmektedir. Bunun dışında doğum kontrol ilaçları, erkeklik hormonunu baskılayıcı ilaçlar ve insülin direnci varsa buna yönelik haplar ile hastalık tedavi edilmeye çalışılır.

    Doç.Dr.Ergun Çetinkaya

    Pediatrik Endokrinoloji Uzmanı

  • 14 kasım dünya diyabet günü – çocuklarda diyabet

    14 kasım dünya diyabet günü – çocuklarda diyabet

    14 KASIM DİYABET GÜNÜ

    Bu tarih tip 1 diyabet tedavisinde çığır açan insülin molekülünü keşfeden ünlü bilim adamı Frederick Banting’in doğum günüdür. Diyabet yaklaşık 3500 yıldır bilinmesine rağmen, insülinin 1921 yılındaki keşfine kadar tedavisi olmayan ölümcül bir hastalıktı.

    1922 yılında Toronto’da diyabet nedeniyle yaşamını yitirmek üzere olan 14 yaşındaki Leonard Thompson insulin tedavisinin uygulandığı ilk hasta olarak tarihe geçmiştir. Elde edilen bu başarı tüm dünyada büyük bir sansasyona yol açmış Banting ve çalışma arkadaşı John Mcleod Nobel Ödülünü almıştır. 1991 yılından bu yana da 14 Kasım tüm dünya ülkelerinde diyabet günü olarak kutlanmaktadır. Bu önemli günde diyabetle ilgili bilgilendirici eğitim toplantıları düzenlenmekte, yazılı ve görsel basın aracılığıyla da toplumun farkındalığının arttırılması sağlanmaktadır.

    ÇOCUKLARDA DİYABET

    Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabetes mellitus, pankreas bezinden salgılanan ve kan şekerimizi düzenleyen insülin hormonunun etkisinde ya da salgısında yetersizlik sonucu gelişir. Eğer pankreas bezi insülin hormonunu yeteri kadar salgılayamaz ise kan şekeri yükselir (hiperglisemi).

    Çocuklarda görülen diyabet tipleri, tip 1 ve tip 2’dir. Tip 1, insülin salgısının azalmasına bağlı olarak gelişir ve çocuklarda en sık görülen tiptir. İnsülin direnci sonucu ortaya çıkan ve genellikle obezitenin (şişmanlığın) eşlik ettiği ve son yıllarda dünya genelinde ciddi artış gösteren diyabet tipi ise tip 2 diyabettir.

    2011 yılı verilerine göre dünya genelinde toplam 366 milyon diyabet hastasının olduğu tahmin edilmektedir. Bunlardan 490.000’i, 0-14 yaş arası çocuklardır. Her yıl 78.000 çocuk diyabet tanısı almaktadır.

    Ülkemizde ise ne kadar diyabetli çocuk olduğu tam olarak bilinmemektedir ancak yaklaşık 15.000-20.000 kadar çocuğun diyabetli olduğu tahmin edilmektedir. Çocuklarda diyabet sıklığı ile ilgili olarak da kesin veriler olmamakla birlikte ülkemizden yapılan bir çalışmada çocuklarda diyabet sıklığı 1/1500 olarak verilmiştir.

    Çocuklarda daha sık görülen tip 1 diyabet, kızlarda ve erkeklerde aynı oranda görülür. Kış ve sonbahar aylarında hastalığın sıklığı artar. Genetik yatkınlık tip 2 diyabet kadar olmasa da kardeşin, babanın ya da annenin diyabetli olması riski arttırır.

    Birtakım çevresel faktörler diyabetin oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Bunlar:

    – Doğumdan sonra ilk 6 ay inek sütü ile beslenme

    – Geçirilen viral enfeksiyonlar

    – İklim değişiklikleri

    – Kimyasal toksik ajanlar

    – Stres

    – Vitamin D eksikliği

    – Gıda katkı maddeleri

    – Anne yaşı

    – Aşılama’dır.

    Belirtiler

    Diyabet hastalığı geliştiren çocuklarda tanı almadan önce hastalığa bağlı birtakım belirtiler görülmektedir.

    Bu belirtiler;

    – Çok su içme

    – Çok idara çıkma, idrar kaçırma

    – İştahında artış ve kilo alma ya da kilo kaybı

    – Halsizlik

    – Yorgunluk

    – Görmede değişiklik olarak sıralanabilir.

    Bu bulgulardan birkaçının çocukta görülmesi durumunda mutlaka hekime başvurulmalı ve çocuğun kan şekeri ölçülmelidir.

    Diyabetin tedavisi

    Eksik olan insülin yerine koyulur. Çocuğun beslenmesi düzenlenerek, yaşına ve kilosuna uygun kalori alması sağlanır. Diyabetli olan çocuklara önerdiğimiz beslenme, diyabetli olmayan çocuklara önerdiğimiz beslenmeden farklı değildir. Sağlıksız ve besin değeri bulunmayan gıdalar önerilmez. Özellikle karbonhidratlı (şekerli) besinlerden kaçınılması gerekir. Ana öğünlerdan önce (sabah, öğle, akşam) kısa etkili insülin, kanda 24 saat boyunca belirli bir seviyede bulunması gereken bazal insülini karşılamak amacıyla da genellikle sabah veya akşam uzun etkili insülin yapılır. Sonuç olarak günde toplam dört enjeksiyon uygulanır. Kan şekeri seviyesine ana öğünlerden önce ve akşam yatmadan önce bakılmalıdır.

    Hasta düzenli olarak üç ay aralıklarla hekim tarafından izlenmelidir. Diyabetlinin almış olduğu insülin dozu araya giren enfeksiyon, travma ve stress durumlarında yeniden ayarlanmalıdır.

    Kötü kontrollü diyabetin yol açtığı sağlık sorunları

    İyi takip edilmeyen veya takip edilmesine rağmen beslenme programına uymayan, insülinlerini düzenli yapmayan diyabetiklilerde yüksek ve düzensiz kan şekeri seviyesine bağlı böbrekten protein atılımı artar; nefropati olarak isimlendirilen böbrek işlev kaybı gerçekleşir. Tablo çok ilerlerse hastalar böbrek yetmezliği geliştirir ve erişkin yaşlarda diyalize bağımlı hale gelirler. Bu hastalarda diyabetin kontrol altında olmamasına bağlı olarak retinopati adı verilen göz bulguları da ortaya çıkar. Görme kaybı hatta körlük gelişebilir. Sinirlerin işlev kaybına bağlı nöropati gelişir. Bu sağlık sorunlarının yanısıra kötü kontrollü diyabetlilerde sık sık, ketoasidoz dediğimiz kan şekeri ve keton yüksekliği ile giden hastanın komaya girmesine yol açan tehlikeli klinik tablo ortaya çıkar.

    Kan şekeri kontrolü kötü diyabetli çocukların uzun vadede büyümesi ve gelişmesi de etkilenir.

    Hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü)

    Hipoglisemi diyabette en çok korkulan durumdur. Müdahale edilmez ise ölümle sonuçlanır. Kan şekerinin 60 mg/dl’nin altında olması hipoglisemi olarak tanımlanır. Fazla insülin dozuna, öğün atlamaya ya da aşırı spor yapmaya bağlı kan şekeri düşüklüğü gelişebilir. Hipoglisemi ile karşılaşıldığında, hastanın bilinci yerinde ise hemen ağızdan şeker takviyesi yapılmalıdır. Eğer hasta baygın durumda ise kan şekerini yükselten glukagon iğnesi kas içine ya da cilt altına yapılmalı ve hasta ivedilikle en yakın sağlık merkezine götürülmelidir.

    Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Derneği Başkanı

    Prof. Dr. Peyami Cinaz

  • Karbonhidrat bağımlılığından kurtulun

    Karbonhidrat bağımlılığından kurtulun

    Tatlı ve şekerlemelere dayanamıyorsanız, bir dilim çikolatadan sonra paketi bitiriyor ve iştahınızı frenleyemiyorsanız, kontrol edemediğiniz ve kontrol etmeye çalıştıkça güçlenen bir yeme isteğiniz varsa karbonhidrat bağımlısı olabilirsiniz.

    Bu bağımlılık sigara, alkol, uyuşturucu bağımlılığı gibi belirtilerle karşımıza çıkıyor, durdurulamayan bir iştah ve kontrol edilemeyen yeme isteği oluyor. Bazı araştırmalar şekerin kokainden daha etkili bağımlılık oluşturduğunu gösteriyor. Karbonhidrat Bağımlılığı ile ilgili araştırmalar yapan Dr.Richard Heller’e göre de, kilo problemi olan kişilerin %75′i karbonhidrat bağımlısı. Fazla karbonhidrat tüketimi, kan şekerini yükselterek, pankreasın insülin hormonu salgılamasına neden oluyor. Bu hormon kandaki şekerin hücre içine girmesini ve enerji için kullanılmasını sağlıyor. Fakat şeker kullanımı artarak devam ediyorsa insülin de aşırı salgılanıyor, hücreler ise artık insüline duyarsızlaştığı için insülin direnci ortaya çıkıyor, bu da vücuttaki yağlanmayı arttırarak, diyabet ve kalp hastalıkları riskini arttırıyor. Bu yazımda karbonhidrat bağımlılığından kurtulmanızın, daha kolay ve kalıcı olarak nasıl kilo vereceğinizin bütüncül olarak bedensel, zihinsel ve ruhsal yollarını anlatacağım.

    California Üniversitesi’nden Dr.Robert Lustig,şekerin kokain kadar zararlı olduğunu, uyuşturucu maddeler gibi bağımlılık yaptığını söylüyor. Yine Fransa’da fareler üzerinde yapılan bir araştırma şekerin kokainden daha güçlü bir bağımlılık haline dönüştüğünü ortaya koymuştu. Madde bağımlısı haline getirilen fareler, tercihlerini kokain yerine şekerli gıdalardan yana yapmıştı. Uzmanlar, şekerin beyinde çok güçlü bir ödüllendirme sinyali uyandırdığı ve irade mekanizmasını etkisizleştirdiği üzerinde duruyorlar. Hastalar ise şekerin geçici bir tatmin duygusu verdiğini, sonrasında daha çok tüketme isteği doğurduğundan bahsediyorlar. Bu daha sonra kişide suçluluk, değersizlik duygusu oluşturup daha fazla kilo almalarına neden olabiliyor.

    Karbonhidrat bağımlılığını yenmenin yolları:

    Bu konuya bedensel, zihinsel ve ruhsal olmak üzere bütüncül olarak bakmalıyız:

    Bedensel:

    1- Aşırı insülin hormonu salgılanmasına yol açan besinler daha az tüketilmelidir. Bunların en başında şekerli, nişastalı besinler, meyve suları, gazlı içecekler geliyor. İyi de bunu nasıl yapacağız. Yapmak için bilinçli aklın bilmesi yetmiyor, bilinçaltının da ikna edilmesi gerekiyor. İşte burada hipnoterapi,nefes çalışmaları, meditasyon, yaratıcı imgelem gibi bilinçaltı çalışmaları çok işe yarıyor. Yazının sonundaki hipnotik meditasyon yardımcı olacaktır.

    2- İnsülin direncini kırmanın en etkili yolu, daha fazla hareket etmektir. Yürüyüş gibi yapılan egzersizler, hücrelerin insülin hormonuna daha kolay cevap vermesini sağlar.

    3-Krom pikolinat destekleri insülin direncini azaltarak karbonhidrat bağımlılığına yardım edebilir.

    4- Omega-3 yağ asitleri içeren besinler (balık, ceviz, keten tohumu avokado) ,yağların enerji kaynağı olarak kullanılmasına yardımcı olabilir.

    5- Sabah kalktığınızda dinlenmiş hissettiğiniz kaliteli uyku,stresi azaltarak şeker bağımlılığında size yardım edebilir.

    Zihinsel ve ruhsal olarak:

    Karbonhidrat bağımlılığını tetikleyen asıl neden, bilinçaltındaki olumsuz mesajlar, sık tekrar edilen olumsuz düşünceler, duygular ve strestir. Stresli zamanlarınızda canınız tatlı çekiyor ve bu isteği zorlasanız da durduramıyorsanız, bilinçaltı eğitimi ile bunu çözebilirsiniz. Önce bilinçaltını biraz tanıyalım. Bilinçaltı, içimizde konuşan öteki tarafımız, bizi çoğunlukla sabote eden ses. Yunus Emre’nin ‘’Bir ben var benden içeru ’’dediği, Mevlana’nın ‘’Sen düşünceden ibaretsin, geri kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsen gülistan olursun, diken düşünürsen dikenlik olursun’’ dediği bilinçaltı. Bilinçli aklın bilmesi yetmiyor, bilinçaltını da ikna edip ikisi birlikte kol kola girmeli. Birçok şeyi biliyor olabiliriz ama neden yapamıyoruz çünkü bilinçaltı bu konuda farklı düşünüyor. Örneğin bilinçli aklının, ’’çok şişmanladım, bağcıklarımı bağlayamıyorum’’ dediğini ve bilinçaltı aklının da ‘’çikolatanın lezzetini, güzelliğini, o görüntüyü ‘’hatırladığını düşünün. Hangisi daha etkilidir? Sonuç belli. Kararları her zaman bilinçaltı alır, bilinç buna katılır. Böylece kararları biz alıyormuşuz gibi hissederiz.

    Kontrolsüz yemenin en büyük nedenleri genellikle duygusal nedenlerdir ve bilinçaltında gizlidir. Bazıları yemekle bu olumsuz duyguları bastırmaya çalışır. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk, kızgınlık gibi olumsuz duygular aşırı karbonhidrat tüketmeye neden olabilir.

    Kişi Hipnoterapi, Duygusal Özgürleşme Teknikleri(EFT), meditasyon, dua, olumlamalar, af seansları, fitoterapi (bazı bitkisel destekler), nefes tekniklerini gibi bilinçaltı çalışmaları ile gevşemeyi, stresini azaltabilmeyi bir uzman kontrolünde öğrendiğinde şekerli gıdalara ihtiyaçları azalır,kontrolsüz yemenin zihinsel ve duygusal nedenlerini çözdükleri için de kilo verirler.

    Şeker, tatlı,çikolata bağımlılığını aşmanız ve ideal kilonuza inip ömrünüzce orada kalmanız dileğiyle hoşçakalın…

  • Obezite ile mücadele; mora biorezonans ve quantum manyetik analizörle yapılan terapi ve check-up

    Modern hayatın hızlı akışkanlığı,özellikle büyük şehirlerde iş hayatındaki insanların öğle yemeklerinde pek seçeneklerinin olmaması, karı-koca çalışan kişilerin geç saatte eve gelmeleri nedeni ile eskiden olduğu gibi nizami (çorba,ana yemek,pilav,tatlı,meyve gibi) yemek hazırlayacak derman ve sabra sahip olmaması ve benzeri onlarca etmen FAST-FOOD tarzı beslenmeyi başat kılınca OBEZİTE Batı gibi bizi de esir almaya başladı…

    Ancak öte yandan yanlış ve kötü beslenme alışkanlığı dışında şayet’’diyet yapmanıza rağmen kilo veremiyorsanız, su bile içseniz yarıyorsa,sporda attığınız terler boşa gidiyorsa…’’başka ciddi bir sorununuz var demektir; ENDOKRİN SİSTEM DÜZENSİZLİĞİ; yani hormonal dengesizlik.

    Bunun başlıca sebep ve belirtileri şunlardır;

    +İnsülin hormonunuz yüksektir: İnsülin pankreas bezindeki beta hücrelerinden salınır. Karbon hidrat ağırlıklı bir beslenme rejiminiz varsa kanda insülin hormonu sürekli optimal yani uygun düzeyin üzerindedir; dolayısı ile doygunluk hissi kısalır,acıkma ataklar şeklini alır.

    Belirtileri; Sık acıkma,sabah yorgun kalkma, öğleden sonrası bu histe artış, sabırsız öfkeli olma, enerjide düşme, yemekten sonra uyku basması, konsantrasyonda düşme, beynin alfa dalga düzeyinde düşme, kıvrak ve analitik düşünmede gerileme, horlama,uyku düzensizliği, sık gece idrarı, gece ağız kuruluğu,gece atıştırma ihtiyacı

    +Reaktif hipoglisemi durumundasınızdır; Fazla karbonhidrat ve nişastalı yiyecekler, şekerli besinler, aşırı kafein,stres ve ailede şeker hastalığı varlığı

    Belirtileri: Şekerli gıdalara aşırı düşkünlük,öğleden sonra başağrısı,zor uyuma,kötü rüya görme,öğleden sonra şeker,kahve isteme,sık baş dönmesi,yemek gecikince elde titreme ve çarpıntı

    +Tiroid bozukluğunuz vardır: Tiroid yetmezliği metabolizmanızı yavaşlatmıştır.

    Belirtileri; Kolay yorulma, enerji azlığı, kısa süreli hafızada gerileme, yavaş hareket, üşüme, terlemede azalma, kuru deri, kaşıntı,deri renginin sarılaşması, tırnaklarda kırılma, saç ve kaş dökülmesi, depresyon

    +Polikistik over sendromunuz vardır; Kadınlarda kilo almanın başlıca sebebidir. Yumurtalık kisti, tüylenme ve adet bozukluğu ile karakterizedir.

    Belirtileri; Adet düzensizliği,yüzde aşırı tüylenme, erkek tipi saç dökülmesi(başın ardından), yağlı cilt ve sivilceler

    +Hormonlarınız fazla & kalsiyum düşüktür. Prolaktin süt salgı hormonu fazla buna karşın Ca++ düzeyi düşükse ciddi sorun var demektir.

    Belirtileri; Adet düzensizliği, ani süt gelme durumu, tüylenme

    Şayet sizde de bu belirtiler varsa vakit yitirmemeniz gerekir, konu basit bir şişmanlık sorunu değildir!

    QMRA(KUANTUM MANYETİK REZONANS ANALYZER)Cihazı ile Tiroid (TSH, FT4, PROLAKTİN), Açlık ve tokluk kan şekeri, şeker yükleme testi(OGTT), kanda insülin, kan yağları, total kolesterol, trigliserit, LDH, HDL kolesterol, Karaciğer testleri (SGOT, SGPT, GGT, ALKELEN FOSFATAZ), Kanda ürik asit ölçümü, kortizol, ACTH(Cushing sendromu denen hipofizin fazla çalışması şüphesi için), kanda kalsiyum, magnezyum, selenyum ölçümü, insülin ve leptin ölçümü, FSH,LH,TESTESTERON ölçümü ve tam sistem check-up’ı yapılmalıdır.

    Pozitif sonuçlarla karşılaşılması halinde Andulasyon terapi, FOTON TERAPİ, MORA NOVA BİOREZONANS TERAPİ cihazları ile bu değerler yeniden optimal düzeye getirilmelidir. Yukarda anılan düzensizlilerde derhal en yakın hastaneye başvurunuz, tetkik öncesi ilaç almayın, aç olun, uykunuzu alın, 1 gün önce alkol ve sigara kullanmayın.