Etiket: İnsülin

  • Gebelere şeker yüklemesi yapılması zararlı mı?

    Tüm gebelere 24-28. Haftalar arasında 50 gram şeker yüklemesi ile şeker taraması yapılması gerekiyor. Amaç tarama ile şekeri yüksek çıkanları tesbit edip gerekli önlemleri almak ve tedaviye başlamak. Gebelik şekeri tüm gebeliklerin 7’de birinde çıkıyor ve tedavi edilmediğinde anne karnında ölümlere, düşüklere, çocuğun gelişiminde sıkıntılara neden olabiliyor yine doğum esnasında sakatlıklara ve sinir felçlerine, doğan çocukta ölümcül şeker düşmeleri ve elektrolit bozukluklarına yol açabiliyor.

    Son dönemlerde meşhur bir kadın doktorumuz televizyonlarda gebelerde şeker yüklemesi yaptırmak çocuğa zararlıdır diye nutuklar atmaya başladı. Meşhur doktorumuz gebelerin insülin düzeyine bakılsın yeterli diyor. Evet gebelikte plesantadan salgılanan çok sayıda hormon fizyolojik bir insülin direncine sebep olur, insülin direncinin en yüksek olduğu dönem 24-28. Haftalar arasındadır ve insülin düzeyini ölçtürmek tedavi için bize yol göstermez. Zaten bu haftalarda insülin direnci maksimum düzeyde olduğu için şeker yüklemesini bu haftalarda yaparız ki yanılma şansımız az olsun. Meşhur doktorumuzun dedikleri doğru olsa her 50-75 gram şekere eşdeğer tatlı –çikolata yiyen gebenin çocuklarının zarar görmesi lazım.

    Tıp her geçen gün gelişiyor ve bir Dokturun herşey hakkında bilgisinin olması olasılık dışı. Hastalara önerim bir hastalık veya konu ile ilgili bilgi alırken o branşın uzmanına kendinizi teslim edin, herşeyi ben bilirim diyenlerden kaçın. Sağlıkla kalın.

    Yard. Doç. Dr. Fevzi Balkan

    Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

  • Diabetes mellitus

    Diabetes mellitus

    Diabet (şeker) hastalığı nedir?

    Diabetes mellitus,insülin salgılanmasında eksiklik ya da insülin etkinliğindeki yetersizliğin neden olduğu kan şekerindeki yükselme ile ortaya çıkan kronik metabolik bir hastalıktır.

    İnsülin üretimindeki yetersizlik ya da hücrelerin insülini kullanmadaki yetersizliği kan şekerinde yükselmeye yol açar.

    Glukoz yiyeceklerdeki basit şekerdir ve vücut hücrelerinin uygun şekilde çalışması için gereken enerjiyi sağlar.Yemek sonrası yiyeceklerdeki karbonhidratların parçalanması ile ortaya çıkan glukoz ince barsak hücreleri tarafından emilir.Kana geçen glukoz gerekli vücut hücrelerine taşınır.Glukozun hücre içine girmesi ve kullanılması için insüline ihtiyaç vardır.

    İnsülin pankreastan üretilip kana salınan bir hormondur.Glukozun hücre içine girmesine yardım eder ve kan şekerini düzeyini düzenler.Yemek sonrası kan şekeri düzeyi yükselir.Artan kan şekeri düzeyine yanıt olarak pankreas kan dolaşımına daha fazla insülin salgılar.Böylece glukozun hücre içine girmesi ve yemek sonrası artan kan şekerinin düşürülmesi sağlanır.Kan şekeri normal düzeye gelince pankreastan insülin salınımı da normal düzeye döner.Açlık durumunda da insülin belirli bir oranda kana salınarak kan şekerinin dengede tutulması sağlanır.Diabetik hastalarda insülin yokluğu,vücut ihtiyacına göre göreceli olarak eksikliği ya da vücut hücreleri tarafından uygun şekilde kullanılamaması söz konusudur.Tüm bu faktörler kan şekeri düzeyinin yükselmesine neden olur.

    Kaç tip diabet vardır?

    Başlıca 2 tip diabet vardır.Tip 1ve 2

    Tip 1 Diabet insülin bağımlı ya da erken başlangıçlı diabet olarak bilinir.Bu tipte pankreas insülin üretemez ve salgılayamaz.Bu tip diabetik hastalar mutlaka insülin tedavisi kullanmak zorundadır.

    Tip 2 Diabet insülin bağımlı olmayan ya da geç başlangıçlı diabet olarak adlandırılır.Bu tipte pankreas insülin üretebilir ancak üretilen insülin vücut için yetersizdir ya da özellikle yağ ve kas hücrelerinin insüline duyarlılığında azalma mevcuttur.Tip 2 diabet genellikle 30 yaş sonrasında ortaya çıkar ve yaşla sıklığı artar.Başlıca nedenleri kötü beslenme alışkanlıkları,kilo artışı ve egzersiz eksikliğidir.

    Tip 1 ve 2 formları dışında diabet oluşabilen diğer durumlar,gebelik ,pankreasın insülin üreten hücrelerini hasara uğratan durumlar (kronik pankreatit,cerrahi,travma vb gibi),hiperglisemiye (kan şekeri yüksekliği) neden olabilen diğer hormon bozukluklarıdır.

    Diabet belirtileri nelerdir?

    Diabetin erken dönem belirtileri artmış kan şekeri düzeyi ve idrarla şeker atılımının artması sonucudur.Ağız kuruluğu,çok su içme sık idrar çıkma ile kendini gösterir.

    İnsülinin göreceli ya da mutlak yokluğu iştah artışına rağmen kilo kaybına eğilim yaratır.

    Diabetik hastalarda halsizlik yorgunluk bulantı kusma görülebilir.Safra kesesi,deri ve genital bölge infeksiyonlarına eğilim artar.

    Kan şekerinde yükselme görmede bulanıklaşmaya neden olabilir.

    Diabet tanısı nasıl konur?

    Açlık kan şekeri düzeyine bakılması tanı için ilk yoldur.En az 8 saatlik gece açlığından sonra alınan kan örneğinde normal plazma glukoz(şeker) düzeyi 100mg/dl den az olmalıdır.

    Açlık plazma glukoz düzeyinin farklı zamanlarda yapılan 2 ya da daha fazla testte 126dan yüksek olması diabet tanısı koydurur.

    Herhangi bir zamanda yapılan kan şekeri düzeyi 200 ve üzerinde ise diabet mevcuttur.

    Açlık kan şekeri düzeyi 100mg/dl üzerinde ancak 126mg/dl altında ise(100-126) bu duruma bozulmuş açlık glukozu adı verilir.Bu durum prediabet denilen diabet öncesi dönemdir ve kişinin diabet açısından risk taşıdığını ifade eder.Bu durumda glukoz tolerans testi (şeker yükleme testi) yapılmalıdır.

    Prediabet evresi nedir?

    Tip 2 diabet belirtileri gelişmeden önceki dönemdir.5-15 yıl olabilir.Bu sürede Bozulmuş Açlık Glukozu (açlık kan şekerinin 100-125 arası olması) ve Bozulmuş Glukoz Toleransı (şeker yükleme testinde 2.saat kan şekeri düzeyinin 140-199 arası olması) evreleri görülür.

    Prediabet evresinden diabet tanısına geçiş önlenebilir mi?

    Prediabet evrelerinden biri saptandığında günlük kalori ve yağ alımı azaltılmalı ve fiziksel aktivite arttırılmalıdır.Bu şekilde yaşam tarzı değişikliği ile diabet gelişimi önlenebilir.Ayrıca yaşam tarzı değişikliği diabet tedavisinin tüm basamaklarında yer alır.Yaşam tarzı değişikliği sadece kan şekeri düzeyi üzerine değil tüm risk faktörleri üzerine de olumlu etki gösterir.

    Diabetin vücuttaki etkileri nelerdir?

    Diabetin zamanla yol açabileceği durumlar körlük,böbrek yetmezliği,sinir hasarı,damar sertliği,inme,kalp damar hastalığıdır.Bunlar kronik komplikasyonlardır.

    Ayrıca diabet seyrinde kan şekerindeki anormal yükselme ve düşmelere bağlı olarak hiperglisemik ya da hipoglisemik koma gelişebilir.Bu durumlar da akut komplikasyonlardır.

    Diabet tedavisi nedir?

    Diabet kronik bir durumdur.Yani tedavi hastalığı ortadan kaldırmaz kontrol etmeyi sağlar.Diabet tedavisi kan şekeri dengesinin sağlanmasını ve komplikasyonların önlenmesini ya da geciktirilmesini amaçlar.

    Tedavi diabetin tipine ve ağırlık derecesine göre değişir.

    Tip 1 diabette tedavi mutlaka insülindir.Bu hastalarda pankreas insülin üretmediği için gerekli insülinin ilaç tedavisi olarak verilmesi yaşamın sürdürülmesi için şarttır.Yanısıra diabetik diyet ve egzersiz de önemlidir.

    Tip 2 diabette ise tedavinin ilk basamağı öncelikle kilo azaltılması diabetik diyet ve egzersizdir.Bu basamakta kan şekeri düzenlemesi sağlanamazsa ağız yoluyla alınan ilaçlar kullanılır.Ağız yoluyla alınan ilaçlar kan şekeri kontrolünde yetersiz kalırsa insülin tedavisine geçilebilir.

    Diabet belirtisi olmasa da diabet açısından risk taşıyanlar kimlerdir?

    Beden kitle indeksi 25 ve üzeri olanlar (obezite)

    Fiziksel aktivitesi az olanlar

    Birinci derece yakınlarında diabet olanlar

    Gebelik diabeti olanlar ve 4 kilo üzerinde bebek doğuranlar

    Hipertansiyonu olanlar

    HDL(iyi)kolesterol düzeri 35 ‘in altında ya da trigliserid düzeyi 250 üzerinde olanlar

    Bu kriterlerden bir ya da birkaçına sahip kişilerde diabet taraması yapılmalıdır.

    Bu kriterler yoksa tarama testleri 45 yaşında başlamalı ve sonuçlar normalse 3 yılda bir tekrarlanmalıdır.

    7 soruda diabet riskiniz test edebilirsiniz:

    1.Kaç yaşındasınız?

    40 yaşından küçük (0 puan)

    40 – 49 arası (1 puan)

    50 – 59 arası (2 puan)

    60 yaş üstü (3 puan)

    2.Cinsiyetiniz

    Erkek (1puan)

    Kadın (0 puan)

    3.Kadınsanız, gebelik diabeti teşhisi konuldu mu?

    Evet (1 puan)

    Hayır (0 puan)

    4.Diabeti olan anne, baba ya da kardeşiniz var mı?

    Evet (1 puan)

    Hayır (0 puan)

    5.Yüksek tansiyon teşhisi konuldu mu?

    Evet (1 puan)

    Hayır (0 puan)

    6.Fiziksel olarak aktif misiniz?

    Evet (0 puan)

    Hayır (1 puan)

    7.Beden kitle indeksiniz kaç ?

    (Beden kitle indeksi:Vücut ağırlığının (kg) boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesi) (örnek:Kilo:50 Boy:1.5m BKİ: 50/(1,5X1,5) =22,22)

    24.9 (0 puan)

    25-29.9 (1 puan)

    30-39.9 (2 puan)

    40ve üzeri (3 puan)

    Sonuç: 5 veya üzeri ise diabet için risk yüksektir.

  • Metabolik sendrom ve insülin direnci

    Metabolik sendrom ve insülin direnci

    Metabolik sendromun etyolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte, insülin direncinin anahtar rolü oynadığı düşünülmektedir. metabolik sendromun tüm bileşenlerinin birbirleriyle ve insülin direnci ile olan ilişkilerini gösteren çeşitli bulgular vardır.

    Metabolik sendrom sıklığı ilerleyen yaş ve vücut ağırlığı artışıyla artar. ABD’de 20 yaş ve üzeri kişilerde metabolik sendrom sıklığı %27 bulunmuş, metabolik sendrom sıklığının kadınlarda daha hızlı olmak üzere artmakta olduğu saptanmıştır. Ülkemizde 2004 yılında yapılan METSAR (Türkiye Metabolik Sendrom Araştırması) sonuçlarına göre 20 yaş ve üzerindeki erişkinlerde metabolik sendrom sıklığı %33.9 saptanmıştır. Bu araştırmada kadınlarımızda metabolik sendrom sıklığı erkeklere göre daha yüksek bulunmuştur. (kadınlarda %39.6, erkeklerde %28). Geniş kapsamlı bir diğer çalışma olan TEKHARF (Türkiye’de Erişkinlerde Kalp Hastalığı ve Risk Faktörleri Sıklığı) çalışmasında ise metabolik sendrom sıklığı 30 yaş ve üstü erkeklerde %28, kadınlarda %45 olarak tespit edilmiştir. TURDEP (Türkiye Diyabet Epidemiyolojisi) çalışmasında erişkinlerimizin %7.2’de diabetes mellitus, %6.8’inde glukoz tolerans bozukluğu, %22’sinde obezite saptanmıştır.

    Metabolik Sendrom Tanı Kriterleri (bu beş durumdan üçünün olması tanı koydurur)

    1. Bel çevresi (abdominal obezite) kadınlarda >88cm – erkeklerde >102cm

    2. Trigliseridler >150mg/dl

    3. HDL erkeklerde <40mg/dl - kadınlarda <50mg/dl

    4. Kan basıncı >130/85mmHg ya da tedavi altındaki hipertansiyon

    5. Açlık glukozu >100mg/dl

    Obezite, metabolik sendromun en önemli bileşenlerinden biridir ve insülin direnciyle yakından ilişkilidir. Açıkçası, metabolik sendromu olan bireylerin çoğunda ya kilo fazlalığı vardır ya da aşırı derecede obezdirler ve insülin direncine sahip olan insanların çoğu abdominal obeziteye sahiptir.

    Tip 2 diyabette sıklıkla görülen insülin direnci, normal glukoz toleransı olan ve diyabeti olmayan bireylerde de görülebilir. Tip 2 diyabetlilerin obez olmayan ve diyabeti bulunmayan yakınlarında da insülin direncinin saptanması genetik yatkınlığın rolünü desteklemektedir. Obezite, sedanter yaşam tarzı, sigara içimi, düşük doğum ağırlığı ve perinatal malnütrisyon da insülin direnci gelişimi ile ilişkili bulunmuştur.

    İnsülin direncinin sempatik sinir sistemi aktivasyonunu arttırması, renal sodyum tutulumunda artma ve kan basıncı yükselmesi gibi hemodinamik bozukluklara yol açar. Hipertansif hastaların yaklaşık %50’sinde insülin direnci bulunmaktadır. Polikistik over sendromu (PKOS) da insülin direnci ile seyreden klinik tablolardan birini oluşturmaktadır. Bunlara ek olarak, nonalkolik steatohepatit (NASH) ve bazı kanserlere de insülin direnci/hiperinsülinemi tablosunun eşlik ettiği görülebilir. İnsülin direnci diğer risk faktörlerinden bağımsız olarak ateroskleroz ve kardiyovasküler olayların gelişimini etkilemektedir. İnsülin direncinin metabolik sendromda oynadığı patofizyolojik rolde immünitenin ve inflamasyonun etkili olduğu düşünülmektedir.

    Bozulmuş açlık glukozu (BAG), tanınmlamasında açlık glukoz seviyelerinin 110 ile 126mg/dl arasında olması kabul edilirken, yakın zamanda alt sınır daha da aşağıya çekilerek 100 ile 126mg/dl arası olması önerilmiştir.

    Bozulmuş glukoz toleransı (BGT) ise, OGTT’nin 2. saat değerlerinin 140 ile 200mg/dl arasında bulunmasıdır. BAG ve BGT birarada olabileceği gibi birbirinden bağımsız olarak da bulunabilir. Bu hastalıklarda diabetes mellitus ve makrovasküler komplikasyonların gelişme riski yüksektir. Hastaların yaklaşık üçte birinde 10 sene içinde aşikar diyabet gelişebilir. Normal açlık glukoz seviyeleri bulunan kişilerde de insülin direnci bulunabilmektedir.

    İnsülin duyarlılığın değerlendirilmesiğnde çeşitli metodlar kullanılmaktadır. Homeostaz modeli değerlendirmesi-Homeostasis Model Assesment (HOMA) günümüzde altın standart olarak değerlendirilmektedir. Bu metodda, tek bir açlık insülinve açlık glukoz ölçümü yeterli olmaktadır.

    HOMA IR=Açlık insülinxaçlık glukoz/405

    Bu değerin 2.5 ve üzeri çıkması insülin direnci için anlamlıdır.

    TEDAVİ:

    Metabolik sendromun tedavisine yönelik geniş, randomize çalışmalar yayınlanmıştır. Öncelikle, temel bozukluk olarak görülen insülin direncinin düzeltilmesi amaçlanmalıdır. Ayrıca metabolik sendromun herbir bileşeninin ayrı ayrı kontrolü ile diyabet, hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalıkların önlenmesi veya geciktirilmesi sağlanmalıdır. Öncelikli yaklaşım, yaşam tarzının düzenlenmesi olmalıdır. Uygun bir beslenme ve egzersiz programı ile sağlanan kilo kaybı, metabolik sendromda görülen tüm bozuklukları düzeltici yönde etki sağlar. Bu yaklaşımla, genel ve kardiyovasküler mortalitenin azaltalabileceği gösterilmiştir.

    Yaşam tarzı değişikliklerinin yetersiz kaldığı durumlarda insülin duyarlılığını arttıran ajanların kullanımı düşünülebilir. Metformin ve tiazolidindionların insülin direncini azaltıcı etkileri vardır. Glukoz tolerans bozukluğu olan obez kişilerde metformin ile, gestasyonel diyabet anamnezi olan kadınlarda pioglitazon ile tip 2 diyabet gelişimi riskinde azalma sağlandığı gösterilmiştir.

    Metformin, insülin duyarlılığını karaciğer düzeyinde iyileştirirken, tiazolidindionlar periferik yağ dokusundaki insülin duyarlılığını iyileştirmede daha etkilidirler.

    Özetle, fazla yememelerine rağmen son zamanlarda kilo almaya başlayan kişiler, diyet yapmalarına rağmen kilo veremeyen kişiler, aşırı ve özellikle geceleri tatlı yeme isteği artan kişiler, acıktıklarında eli, ayağı titreyen kişiler, vücut tüylenmesi artan kişiler, yüz ve vücudun değişik yerlerinde sivilce çıkmaya başlayan kişiler, adet düzensizliği yaşayan bayanlar ve ailelerinde diyabet öyküsü olan kişilerin “insülin direnci” açısından değerlendirilmelerini önermekteyiz.

  • İnsülin tedavisi tamamen kesilebilir mi?

    İNSÜLİN TEDAVİSİ TAMAMEN KESİLEBİLİR Mİ?

    İnsülin tedavisi Tip 1 şeker hastalarında ömür boyu kullanılmalıdır. Bu hastalar ağız yoluyla alınan şeker ilaçlarının birçoğunu kullanamaz.

    İnsülin bağımlı olamayan Tip 2 Şeker hastalarında yüksek kan şekerini kontrol altına almak, komplikasyonları engellemek veya mevcut komplikasyonların ilerlemesini engellemek amaçlı insülin tedavisi kullanılır.
    Şişman Tip 2 şeker hastalarında %10-15 kilo kaybı bile hastaların kan şekerini düzene sokabilir.
    Şişman Tip 2 şeker hastalarında diyet ve egzersiz ile beraber insülin direncini azaltıp kilo kaybı sağlamak için metformin, pioglitazon, Dipeptidil peptidaz -4 enzimini azaltan ilaçlar (Sitagliptin, vildagliptin vb ) , GLP-1 analogları (Ekzenatid, Liraglutide ) kullanılabilir.
    İnsülin kullanan Tip 2 şeker hastalarında kilo kaybı ile beraber insülin ihtiyacı azalabilir, birden fazla olan enjeksiyon sayısı azalır ve bazı hastalarda insülin ihtiyacı tamamen ortadan kaybolabilir.

  • İnsülin kullanımı ile ilgili merak edilenler ?

    Kimlere İnsülin tedavisi gerekir?

    1-) Tip 1 diyabetliler (insüline bağımlı diyabetliler),

    2-) Ağızdan şeker düşürücü haplarla kan şekeri kontrolü sağlanamayan Tip 2 diyabetliler,

    3-) Hangi tip diyabet olursa olsun, akut metabolik komplikasyon (koma) gelişmiş hastalar,

    4-) Akut stres, travma (kaza, yanık gibi), cerrahi girişim (ameliyat) yapılacak tüm diyabetliler,

    5-)Gebelik başlangıcından sonuna kadar tüm diyabetliler ve hamilelikte diyabeti ortaya çıkanlar,

    6-) Komplikasyon gelişmiş tüm diyabetliler (retinopati, nöropati, diyabetik ayak, nefropati gibi),

    7- Pankreası herhangi bir nedenle ameliyatla alınmış olanlar,

    😎 Hastalık, stres, travma, ameliyat veya hamilelik gibi durumlarla karşılaşanlar insülin enjeksiyonuna ihtiyaç duyar..

    İnsülin tedavisinin amaçları nelerdir?

    1- Kan şekerini normale getirmek

    2- Komplikasyonları önlemek

    3-Önlenemeyecek düzeyde komplikasyonlar oluşmuşsa ilerlemeyi durdurmak,

    4-Çocuklar için büyüme ve gelişmenin normal sınırlar içinde gitmesini sağlamak,

    5-Hamilelik ve gebelikle ilgili komplikasyonları önlemektir.

    İnsülin Enjeksiyonu yapılırken nelere dikkat edilmeli ?

    İnsülin enjeksiyonu yapılırken uygulanan insülinin özellikleri, insulin enjeksiyon yerindeki farklılıklar, ısı, enjeksiyon yerine masaj yapılması, egzersiz gibi faktörler insülinin etkinliğini değiştirir.Yapılan araştırmalarda insülinin en iyi emilim yerinin karın bölgesi olduğu görülmüştür. Giderek azalan emilim hızıyla, bunu kol, bacak ve kalça bölgesi izlemektedir.

    Enjeksiyon yerinin seçimi kadar, insülinin kıvamı deri ile kas arasında kalan yağlı dokunun (subkütan) kalınlığı da önemlidir. Kasa yapılan insülin daha çabuk etki gösterir ve etkisi daha kısa sürer. Kan akımını artmasını sağlayan durumlar (masaj, ısı uygulaması, geçici ısı artması, enjeksiyon yapılan yere uygulanan egzersiz gibi) emilimi hızlandırır.

    İNSÜLİN TEDAVİSİNİN YAN ETKİLERİ NELERDİR?

    İnsülin tedavisinin en önemli yan etkisi kan şekeri düşmesidir (hipoglisemi). Kan şekeri 50 ml/dl’nin altına düştüğü zaman hipoglisemi görülür. Doktorunuza danışmadan insülin dozunda değişiklik yaparsanız, öğün atlarsanız, Öğünde almanız gereken miktarlardan daha az miktarda karbonhidrat içeren besin tüketirseniz, Diğer günlere kıyasla daha fazla hareketliyseniz veya egzersiz yaparsanız hipoglisemi yaşabilirsiniz. Hipoglisemi evinizden uzakta, yolculukta veya herhangi bir yerde ve zamanda olabilir. Bu nedenle diyabet kimlik kartınızı beraberinde hızlı emilen karbonhidratlı bir besini (3-4 adet kesme şeker, 1 kaşık kuru üzüm, bir küçük kutu meyve suyu vb.) mutlaka yanınızda bulundurun. Hipoglisemi belirtilerini hissedince derhal bu şekerli gıdalardan alın. Aile bireyleri, arkadaşlarınız ve yardımcınızın düşük kan şekeri belirtilerinin neler olduğunu ve nasıl tedavi edildiğini öğrenmesi, sizin için hayati önem taşımaktadır. Eğer şuurunuz kapalı bir durumda bulunursanız, yakınlarınız tarafından derhal bir ‘glukagon ampul’ injeksiyonu yapılmalıdır. Glukagon, kan şekerinizi hızla yükselten bir hormondur. Evinizde mutlaka buzdolabında bulundurmanız gereklidir.İnsülin lipoatrofisi insülin enjeksiyonu yapılan yerlerde yağ dokusunun kaybı ile oluşan insülin tedavisine bağlı yan etkilerdir. Gençlerde ve kadınlarda daha sık görülmektedir. Uzun süre hep aynı yere enjeksiyon yapılması sonucunda gelişir. Çocuk ve genç diyabetlilerde sık görülür. Her iki durumda da insülin enjeksiyon yerlerinin değiştirilmesi gerekir.

    İnsülin tedavisi bağımlılık ya da alışkanlık yapıcı bir özellik taşımaz.

    Hastanın insülin tedavisini geciktirmesi için doktoru zorlaması çok yanlıştır. Olabildiğince erken ve yeterli dozda insülin verilmesi meydana gelecek hasarları önler ya da yavaşlatır. İnsülin uygulaması bir nevi eksiği ‘yerine koyma’ tedavisidir. Bu tedavi programı her diyabetliye özel olmalı ve onun yaşam biçimine, alışkanlıklarına ve beklentilerine göre şekillendirilmelidir.

    İnsülin kullanmadan önce dikkat edilecekler

    İnsülininizi kullanmadan önce, dikkatle gözden geçirin. Görünümünde size uygun olmayan bir özellik varsa, bu insülin yeterli işlev görmeyebilir. Kristalize insülinler ve analog insülinler berrak ve renksizdir. Bulanık, koyulaşmış, içerisinde tanecikler gözüken ve hatta hafifçe renklenmiş olan kristalize insülinleri kullanmayın. İnsülin gereken şekilde saklanmazsa, beklenen işlevi yerine getiremiyebilir. Fazla olan insülin kartuş ya da kalemleri buzdolabının kapağında saklayın. Mümkün olduğunca sıcakta ve güneşte tutmayınız. İnsülini asla dondurmayın. Eğer evinizin sıcaklık derecesi 25°C’nin üzerinde ise insülini buzdolabında tutun. İnsülinin aşırı sıcakta veya aşırı soğukta kalmasına izin vermeyin (örneğin park edilmiş arabanın içinde veya doğrudan güneş ışığına maruz kalacak şekilde bırakmayın).İnsülini beraberinizde taşıyarak kaybolmasını önleyin; örneğin uçakla yolculuk yaparken insülini el çantanıza alın, bagaja verdiğiniz valizlerin içerisinde bırakmayın. İnsülini her zaman aynı şekilde kullanın. Doktorunuzun önerdiği dozları uygulayın. Fazla insülin kan şekerinizin aşırı düşmesine neden olabilir. Yetersiz insülin ise kan şekerinizin aşırı yükselmesine yol açar. İnsülini her gün kullanın. Doktorunuz söylemediği sürece, injeksiyonları hiç aksatmayın ve atlamayın. Kullanmadan önce insülinin üzerindeki son kullanma tarihini kontrol edin. Kullanmadan önce insüline bakarak herhangi bir bozukluk olmadığından emin olun. Her zamanki insülin kullanma şeklinizi kaydedin. Her injeksiyonda kullandığınız insülin tipini ve dozunu yazın. Ayrıca injeksiyon saatini de kaydedin. İnsülin injeksiyonlarını her gün aynı saatte yapın. Her injeksiyonu farklı bir injeksiyon bölgesine uygulayın. Yemek ve egzersizle insülin arasında denge kurun. Aşırı fiziksel aktivite veya çok az yemek yemek, kan şekerinizin aşırı düşmesiyle sonuçlanabilir. Çok fazla yemek ise kan şekerinizi yükseltebilir.

  • Reaktif hipoglisemi nedir?

    Reaktif Hipoglisemi nedir?

    Özellikle karbonhidrattan zengin bir yemekten 3-5 saat sonra ortaya çıkan bir açlığı takiben kan şekerinin düşmesi sonucu yaşanan aşırı terleme, çarpıntı, ellerde titreme, konsantrasyon kaybı, sinirlilik, bulantı, aşırı acıkma hissi oluşur. Bu yakınmalar karbonhidrat alımından hemen sonra düzeliyorsa, bu tablo “reaktif hipoglisemi” olarak adlandırılır.

    Reaktif Hipoglisemi nasıl gelişir?

    Şeker metabolizmasındaki düzensizlik, reaktif hipogliseminin en sık nedenidir. Normalde, gıdalarla aldığımız şeker hücre kapısına kadar taşınır, insulin denilen hormon sayesinde hücre içine girer, yanarak enerjiye dönüşür ve böylece yaşam devam eder. Reaktif Hipoglisemi genelikle insülin direnci ile beraberlik gösterir. Vücut gelişen insulin direncini aşabilmek, şekeri hücre içine sokabilmek için, olması gerekenden daha fazla insulin salgılamaya başlar. Daha fazla salgılanan insulin sayesinde, yemeklerden veya karbonhidratlı bir gıdanın alımından hemen sonra şeker düzeyi normal sınırlarda kalır. Bu normal değerlerin sağlanması ancak fazla miktarda insulinin kana geçmesiyle mümkün olduğundan, ilerleyen saatlerde kandaki yüksek insulin şekerin düşmesine neden olacaktır. Kişi bir defada ne kadar fazla karbonhidrat alırsa, o kadar daha fazla insulin salgılanacaktır.

    Reaktif Hipoglisemi ne zaman ortaya çıkar?

    Reaktif hipoglisemi prediabetik dönemde, gastrik boşalma zamanının kısaldığı durumlarda, duodenal ulserde, gastrojejunostomi operasyonlarından sonra da ortaya çıkar. Hipertiroidi gibi gastrointestinal motiliteyi hızlandıran hastalıklarda aynı tabloyu ortaya çıkarırlar. idyopatik reaktif hipoglisemi oldukça sık rastlanan bir tablodur. Rafine karbonhidrattan zengin bir yemekten 3-5 saat sonra ortaya çıkan bu tabloda semptomları gözden geçirdiğimizde, hipogliseminin kardiyolojik ve psikiyatrik hastalıklara benzeyebilir ve bu gibi durumlarda hipogliseminin araştırılması gerekir.

    Reaktif Hipoglisemi tanısı nasıl konur?

    Tanıda kullanılan iki önemli test vardır:

    Uzamış açlık testi

    Oral glukoz tolerans testi

    Uzamış açlıkta normalde kan şekeri düşer. insülin de bu düşüşü izler. Açlığın 72. saatinde kan şekeri 45 mg/dl çevresindedir ve burada sabit kalır. Glisemi 30 mg-40 mg/dl iken pratik olarak insülin undetectable (ölçülemez) olmalıdır.

    Oral glukoz tolerans testi reaktif hipoglisemiyi ortaya çıkarmakta kullanılır. Fizyolojik olmadığı ileri sürülmektedir. Bununla beraber henüz yerine koyabileceğimiz bir test yoktur. Bununla beraber 6 saat süren oral glukoz tolerans testinde, test sırasında yakınmaların olması ve gliseminin 55 mg/dl’nin altına düşmesi tanıda önemlidir.

    Reaktif Hipoglisemi ile beraber olan hastalıklar nelerdir?

    Hipertansiyon,migren,aritmi,gıda alerjisi,düşük riski reaktif hipoglisemi ile sıklıkla birliktelik gösterir.

    Reaktif Hipoglisemi nasıl tedavi edilir?

    Diyet ve egzersizle tedavi edilir. Düşük Glisemik indeksli diyet verilebilir.İnsülin direnci için kullanılan ilaçlar şikayetleri azaltabilir.

    .

  • İnsülin direnci neden önemlidir?

    İnsülin direnci nedir?

    İnsülin; pankreas bezinden salgılanan, kan şekerini düşürücü etki yapan, yağ dokusunu azaltan ve protein yapımını artıran önemli bir hormondur. İnsülin, kandaki şekerin kandan ayrılarak hücre içine girmesini sağlar. Kanda yüksek olan insülin önceleri kan şekerini hücrelere sokar, ancak hücrelerin alabileceğinden daha çok enerji vücuda girerse insülin artık bu görevini yapamaz hale gelir. İnsülin hormonunun kanda kanda fazla bulunmasına rağmen yeterince etkili olamamasına insülin direnci (rezistansı) adı verilir.

    İnsülin direnci neden olur ?

    İnsülinin vücutta etkili olabilmesi için hücre zarındaki alıcılara bağlanarak hücreye girmesi ve etkisini göstermesi gerekir. İnsülinin alıcılara bağlanmasını engelleyen veya bağlandıktan sonra hücreye etki etmesini azaltan durumlar insülin direnci yapar. Bunlar genellikle genetik yatkınlık, kilolu olmak, kortizonlu ilaç tedavileri, bel çevresinin artmış olması, yaşlanma ve hareketsiz yaşam biçimi ve beslenme şekli ( fast food , karbonhidrattan zengin, hazır paketlenmiş gıdalar, dondurulmuş gıdalar, hazır meyve suları, gazlı içecekler, mısır şekerinin kullanıldığı gıdalar, rafineri gıdaların tüketimi) insülin direnci yapabilir.

    İnsülin direncine sebep olan hormonal hastalıklar nelerdir?

    Yumurtalık kistleri, büyüme hormonu eksikliği veya fazlalığı, strese cevap olarak salgılanan kortizol ve adrenalin hormonunun fazla salgılanması, süt hormonun fazlalığı, tiroid bezinin az ya da çok çalışması, parathormon yüksekliği, erkeklik ve kadınlık hormon eksiklikleri gibi hastalıklar insülin direnci oluşmasına neden olabilir.

    Sağlıklı kişilerde insülin direnci olabilir mi?

    Sağlıklı insanların yaklaşık %25’de insülin direnci olabilir.

    insülin direncinden ne zaman şüphelenmek gerekir ?

    Diyet ve egzersize rağmen kilo verememe, yorgunluk halsizlik, çabuk acıkma, geç doyma, yemeklerden 2-3 saat sonra olan acıkma hissi, sabah yorgunlukları, öğle yemeği sonrası yorgunluk, uyku basması, elde ayakta titreme, soğuk soğuk terleme ve baygınlık hissi, tatlı yeme isteği (gece uykudan kalkıp tatlı bir seyler yemek ), giderek kilo alan kişinin ailesinde şişman ve diyabetli kişilerin varlığı durumlarında veya yukarıda bahsedilen hormonal bozukluk durumlarında insülin direncinden şüphelenmek gerekir. Bu hastalarda özellikle karın çevresinde yağlanma artışı görülebilir.

    İnsülin direnci hangi hastalıklara sebep olur?

    insülin direnci, şeker hastalığı, inme, kalp damar hastalıkları, ateroskleroz, hipertansiyon, karaciğer yağlanması, lipid yükseklikleri, polikistik over hastalığı ve infertilite gibi birçok hastalık için suçludur. Alzheimer (bunama) ile insülin direnci arasında bağ olduğu da saptanmıştır.

    İnsülin direnci kansere sebep olur mu?

    İnsülin direnci ve obezite ile kanser arasında ilişki saptanan çok sayıda çalışma vardır. Bu kişilerde kanda artan insülin benzeri büyüme faktörü kansere yatkınlık oluşturabilir. Yemek borusu, Kalın bağırsak, Pankreas, Meme, Rahim, Yumurtalık, Prostat, Böbrek, Mesane, Tiroid ve Lenf kanseri riskini artırdığı yapılan birçok bilimsel çalışmada gözlemlenmiştir.

    İnsülin direnci nasıl hesaplanır ?

    10-12 saatlik açlık sonrası ölçülen açlık kan şekeri ve insülin hormon düzeyleri ile HOMA-İndeksi hesaplanır. HOMA indeksi >2,5 üzerinde olan kişilerde insülin direnci vardır.

    İnsülin direnci nasıl tedavi edilir ?

    Yaşam tarzı değişikliği ve düzenli egzersiz hastaların büyük çoğunluğunda nsülin direnci düzeltilebilir. Düşük glisemik indeksli beslenme ( kan şekerini yükseltmeyen veya yavaş yükselten besinler ) çok önemlidir. Gereken hastalarda insülin direncini kıran ilaçlar (metformin vb. ) tedaviye eklenebilir. Düzenli spor yapmak ve kilo vermek insülin direncini kıran en önemli faktörlerdir.

    İnsülin direnci tedavi edilmezse neler olur?

    Obezite, Tansiyon yüksekliği, kanda trigliserit (kan yağları) yüksekliği, ürik asit yüksekliği ve göbekte yağlanma , karaciğer yağlanması, yumurtalıklarda kist (polikistik over hastalığı), kan pıhtılaşmasına eğilim, HDL kolesterolde (iyi kolesterol) azalma ve idrarla atılan proteinde artma (mikroalbüminüri) birlikte olabilir. Bu kişilerde kalp koroner damar hastalığı ve tip 2 şeker hastalığı çok sık görülür.

  • İnsülin kan şekerinize ne yapar?

    İnsülin kan şekerinize ne yapar?

    •İnsülin, kan şekeri düzeyinizi düşürür. Bunu, kandaki şekerin vücut hücrelerine girmesini sağlayarak gerçekleştirir.

    •İnsülin tedavisi bağımlılık, alışkanlık yapıcı bir özellik taşımaz.

    •İnsülin tedavisinin geciktirilmesi için doktorun ve hastanın kendini zorlaması çok yanlıştır.

    •Olabildiğince erken ve yeterli dozda insülin verilmesi meydana gelecek hasarları önleyici ya da yavaşlatıcıdır.

    İNSÜLİN UYGULAMASI

    • Her enjeksiyondan önce eller su ve sabunla yıkanmalıdır.
    • Flakonun üzerindeki koruyucu kapak çıkartılır.
    • Koruyucu kapağın altındaki kauçuk tıpa alkolle temizlenir.
    • İnsülin enjektörünün koruyucusu çıkartılır.
    • Enjektöre çekilecek insülin miktarı kadar hava flakona verilir. Gereken miktar insülin enjektöre çekilir.
    • İnsülin enjektöre çekildikten sonra enjektörün içinde kalan hava kabarcıkları çıkartılır.

    Enjektör ile İnsülin Uygulaması

    1. Ellerinizi yıkayın.
    2. İnsülin flakonunu elleriniz arasında yuvarlayın
    3. Flakonun kapağını alkollü pet ile silin
    4. Enjektöre uygulanacak insülin miktarı kadar hava çekin.
    5. Enjektörü flakona sokun ve havayı flakonun içine boşaltın.
    6. İğneyi çıkarmadan flakonu çevirin.
    7. Uygun dozda insülini enjektöre çekin.
    8. Enjektör içinde hava olup olmadığını kontrol edin. Eğer hava varsa enjektörün içindeki insülini tamamen boşaltıp uygun dozu tekrar çekin.
    9. İğneyi flakondan çıkarın ve dikkatlice kapağını kapayın.

    İnsülin Saklama Koşulları

    • Bütün insülinler 2-8°C’ de buzdolabında (yumurtalık, tereyağlık bölümünde) saklanmalıdır.
    • İnsülinler asla buzdolabının dondurucu kısmına konmamalıdır.
    • Direkt güneş ışığından korunmalıdır.
    • Kısa etki süreli insülinler berrak ve renksiz görünümde değilse kullanılmamalıdır.

    Kan şekeriniz aniden düşerse…

    •Sinirlilik
    •Titreme
    •Yorgunluk
    •Terleme
    •Açlık hissi
    •Baş ağrısı
    •Bulanık görme
    •Çarpıntı hissi
    •Dikkat dağılması, kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi) belirtileridir.
    •Eğer kan şekerinizin düştüğünü düşünüyor ancak ölçüm yapamıyorsanız şeker içeren bir şeyler yiyin.
    •Eğer 15 dak. içinde kendinizi daha iyi hissetmezseniz, aynı miktar şekerli besini tekrar yiyin.
    •Eğer kendinizi hala iyi hissetmiyorsanız acil servise başvurun.

    Kan şekeriniz çok yükselirse…

    •Her zamankinden daha fazla susama
    •Her zamankinden daha fazla acıkma
    •Sık sık idrar yapma
    •Geceleri idrar yapmaya kalkma
    •Deride kuruma ve kaşıntı
    •Halsizlik, yorgunluk
    •Bulanık görme
    •Enfeksiyon
    *Yaraların yavaş iyileşmesi kan şekeri yüksekliğinin (hiperglisemi) belirtileridir
    •Günlük diyabet tedavinize uymanız kan şekeri yükselmesini önlemenin en iyi yoludur.

    –Diyetinize mutlaka uyun
    –Diyabet ilaçlarınızı zamanında ve doğru olarak kullanın
    –Düzenli fizik egzersizlerinizi yapın
    –Her gün kan şekerinizi ölçün

  • Diyabetle yaşam

    Diyabet nedir?

    •Pankreastan salgılanan insülin hormonu kan şekerini düşürerek vücudunuzun, yediğiniz besinlerdeki enerjiyi gereken şekilde kullanmasını sağlar.

    •Eğer insülinin salgılanmasında ya da işlev görmesinde bir sorun meydana gelirse şeker hücrelerin içine gireceği yerde kanda birikmeye başlar.

    •Diyabet ömür boyu süren bir hastalıktır.

    Diyabet Kontrolü ne demektir?

    Diyabet tedavisinde hedef, kan şekerini “normale” yakın değerlerinde kalmasını sağlayacak şekilde kontrol altında tutmaktır

    Diyabetin Kontrol Altında Tutulması Niçin Gereklidir?

    •Kan şekeriniz normalden yüksek ya da düşük olduğunda kendinizi yorgun, hasta ve rahatsız hissedersiniz.

    •Diyabetin kontrol altına alınması daha sağlıklı ve uzun bir ömür sürmenizi sağlar.

    •Kan şekeri seviyenizi normale yakın tutmanız uzun dönemli eşlik eden hastalıkların ortaya çıkmasını önleyebilir, geciktirebilir ya da hafifletebilir.

    •Hastalığını sizi değil siz hastalığınız kontrol altına alın!

    Diyabet Tipleri

    •Tip 1 Diyabet: Vücut çok az insülin yapar veya hiç insülin yapamaz.

    Tip 2 Diyabet: Vücut insülin yapar fakat gerektiği gibi kullanamaz.

    Tip 1 diyabetin belirtileri

    •Aşırı miktarda susamak

    •Fazla miktarda idrara çıkmak

    •Çok fazla acıkmak

    •Ani kilo kaybı

    •Kendini çok yorgun hissetmek

    Tip 2 diyabetin belirtileri

    •Yorgunluk hissetmek

    •Ciltteki kesiklerin ya da yaraların geç iyileşmesi

    •Kuru ve kaşıntılı bir cilt

    •Sık sık enfeksiyon gelişmesi

    •Sık idrara çıkma

    •Bulanık görme

    •Cinsel sorunlar

    •Ellerde veya ayaklarda uyuşma, karıncalanma

    •Açlık hissinin artması ve aşırı yeme

    •Ağız kuruluğu ve çok su içme

    Diyabette beslenme planlaması nedir?

    •Sağlıklı besinler seçmek

    •Gerekli miktarda besin almak

    •Uygun zamanda yemek

    Sağlıklı besinler seçmek

    •Çeşitli besinler alın: Farklı besin gruplarından, ihtiyacınızın olan besinleri alın.

    •Daha fazla posalı gıdalar tüketin.

    •Daha az tuz tüketin.

    •Daha az yağ, özellikle daha az hayvansal yağ alın.

    Fiziksel aktivite

    •Egzersize başlamadan önce doktorunuzla, hemşirenizle veya diyabet eğitimcinizle konuşmanız önemlidir.

    Fiziksel aktiviteye niçin ihtiyaç var?

    •Kandaki şeker miktarını daha iyi kontrol altında tutarsınız.

    •Depolanmış fazla enerjiyi tüketerek vücut ağırlığınızı kontrol altına alabilirsiniz.

    •Genel sağlık durumunuzu düzeltebilirsiniz.

    •Fiziksel ve duygusal olarak kendinizi daha iyi hissedersiniz.

  • Diyabet  ( şeker hastalığı )

    Diyabet ( şeker hastalığı )

    1)TANIM VE SINIFLANDIRMA:

    Diyabet, insülinin yokluğu, az salgılanması veya hedef hücrelerin insüline karşı direncine bağlı olarak kan şekeri konsantrasyonunun kronik olarak yüksek seyrettiği bir hastalıktır.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'nün kriterlerine göre venöz kanda açlık kan şekeri 140 mg/dl'yi geçerse veya 75gr'lık şeker yüklemesinden 2 saat sonra 200 mg/dl ve üzerinde bulunursa diyabet teşhisi konulur.1997 yılında Amerikan Diyabet Birliği (ADA) bu kriterleri revize etmiş ve açlık kan şekeri sınırının 126 mg/dl'ye çekilmesini tavsiye etmiştir.

    Diyabetin iki ana şekli Tip1 veya insüline bağımlı diyabet ( IDDM) ve Tip2 veya insüline bağımlı olmayan diyabettir ( NIDDM). Tip1 diyabet genelde çocukluk ve ergenlik çağında görülüp tüm diyabet vakalarının yüzde 20'sini oluştururken, Tip 2 diyabet orta ve ileri yaşta ortaya çıkıp Avrupa ve Kuzey Amerika'daki diyabet vakalarının yüzde 80'ini oluşturmaktadır.

    2)BELİRTİLER:

    Diyabetin teşhisi sırasında en sık rastlanan klinik bulgulardan bazıları aşağıdadır:

    • Sık idrara çıkma ve ağız kuruluğu ( Tip1 diyabette daha sık)
    • Güçsüzlük veya yorgunluk ( Tip1 diyabette daha sık )
    • Çok yemeye rağmen kilo kaybı ( Genellikle tip1 diyabette )
    • Bulanık görme ( Tip2 diyabette daha sık )
    • Periferik nöropati ( Tip2 diyabette daha sık )
    • Yaygın kaşıntı veya mantar hastalıkları ( Tip2 diyabette daha sık )

    3)TEDAVİ:

    Diyabet tanısı konulan hastaya ilk olarak ideal kilosuna göre kalori içeren, yeterli protein bulunduran ( % 10 – 20 ) ve enerjinin % 40 ila 60'ının karbonhidratlardan sağlandığı bir diyet verilmelidir. Kepek, yulaf, bakliyat, elma gibi gıdalardan yararlanılarak günlük diyetin lif oranı artırılmalıdır. Ayrıca egzersiz ve sigarayı bırakmak gibi hayat tarzı değişiklikleri de diyabetin tedavisinde önemli rol oynar.

    Hiperglisemi diyet ve egzersizle kontrol edilemiyorsa Tip2 diyabetiklerde oral hipoglisemik ilaçlara başvurulur.Tip1 ( IDDM) hastaların tümünde ve Tip2 (NIDDM) diyabetiklerin bir kısmında insülin kullanılır.

    Kan şekeri kontrolünde hedef glikolize hemoglobin ( HgA1c) seviyesini normal aralıkta tutmaktır.

    Diyabet ve kalp krizi riski:

    Kalp-damar hastalıkları riski Tip1 diyabette de, Tip2 diyabette de artmıştır. Diyabet hastalığı kişinin yaşam beklentisi genelde % 25 azaltırken, Tip 1 diyabette kalp damar hastalıkları tüm ölümlerin %15'ini teşkil eder; bu oran Tip2 diyabette % 58'e kadar yükselir! Amerikan Kalp Vakfı diyabet hastalığını sigara kullanımı, yüksek tansiyon veya kolesterol yüksekliği kadar tehlikeli bir risk faktörü olarak sınıflandırmıştır. Büyük epidemiyolojik çalışmalarda şeker hastası olan kişilerde kalp-damar hastalığı, enfarktüs ve ani ölüm riskinin normal kişilerinkinden 2 ila 5 kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir..