Etiket: İnsülin

  • Gebelik ve Şeker Hastalığı

    Gebelik ve Şeker Hastalığı

    Gebelik ve Şeker Hastalığı

    Şeker Hastalığı yani Diabet; kan şekerinin değişik derecelerde yüksek seyrettiği durumdur. Kandaki şekerin kaynağı ekmek, pirinç, patates, unlu ve nişastalı gıdalardır. İnsülin Pankreasın Langerhans adacıklarından salgılanan kandaki şeker düzeyini ayarlayan bir hormondur.

    Şeker hastalığı hamilelikte üç farklı şekilde problem yaratır. Tip 1 Diabetes Mellitus, Tip 2 Diabetes Mellitus ve Gestasyonel Diabet olarak sıralanır. Tip 1 ve Tip 2 Diabetes Mellitus hamilelik öncesinde var olan şeker hastalıklarıdır. Gestasyonel Diabet ise gebelik sırasında ortaya çıkan ve % 90 gebelikten sonra kaybolan bir hastalıktır.

    Tip 1 Diabet:Genellikle çocukluk çağında başlayan bir durumdur. Vücut insülin üretmez. Bu tip diabet İnsüline Bağımlı Diabetes Mellitus olarak adlandırılır. Hamile kalmadan önce bu durumun farkında olan Anne adayı İnsülin dozunu Endokrin Uzmanına ayarlatacak özellikle diyetine her zamankinden daha çok dikkat edecek ve bizimle birlikte sağlıklı bir gebelik sürecinden sonra sağlıklı bir doğum yapacaktır.

    Tip Diabet:Vücutta İnsülin üretimi vardır fakat işlevini yerine getiremez. Genellikle kilolu kişilerde ortaya çıkar. 40 yaş sonrası daha çok olsa da Asya ırklarında ve Siyahlarda da daha genç yaşta ortaya çıkar. Genellikle Hamilelik öncesi teşhis edilmiştir veya Hamilelik sırasında teşhis edilebilir. Gebelikten önce kan şekeri düzeyini ayarlayan tabletler kullanılırken, Gebelik sırasında İnsülin kullanılmalıdır.

    Gestasyonel Diabet: Gebeliğe has bir Diabettir. Yalnızca Gebelikte görülür. Gebeliğin herhangi bir döneminde ortaya çıksa da, ikinci üç aylık dönemde daha sık bir oranda ortaya çıkar. Vücudun Hamilelikteki taleplere yetecek kadar İnsülin üretememesi sonucu oluşur. Doğumdan sonra her şey yoluna girer ve normale döner. Fakat hamileliğinde Gestasyonel Diabet ortaya çıkan kişide, İleride Tip 2 Diabet gelişme riski yüksektir.

    Hamilelikte Şeker hastalığısiz ve bebeğiniz açısından artmış risk demektir. Riskin yüksekliği sahip olunan Şeker Hastalığının türüne bağlıdır.Bu riskler Tip 1 ve Tip 2 Diabet olgularında daha yüksektir.

    • Bebek iri olacağından doğum zor olacak, suni sancıyla doğum eylemi indüksiyonu yapılacak ve muhtemelen Sezaryen ile doğum gerçekleştirilecektir.
    • Diabetli Gebelerde Abortuslar yani Düşükler daha fazla görülür.
    • Tip 1 Diabetiniz varsa sizde Diabetik Retinopati gelişmesi sonucu Görme problemleri, Diabetik Nefropati gelişmesi sonucu ciddi Böbrek problemleri ortaya çıkabilir.
    • Bebekte Kalp ve Sinir Sisteminin Konjenital Anomalileri normal populasyondan fazla görülür.
    • Bebeğin anne karnında ölüm riski ve hemen doğum sorası ölüm riski artmıştır.
    • Bebek doğumdan kısa bir süre sonra Kalp ve Solunum problemleri gibi sağlık sorunları nedeniyle Hastaneye yatmak zorunda kalabilir.
    • Bebek ileriki yaşlarında Obez ve Diabet hastası olabilir.

    Gestasyonel Diabet Nasıl Tanınır?

    Hamileliğinin 24.haftasına gelmiş her gebeye 50 gr OGTT (Oral Glikoz Tolerans Testi) yapılır. Eğer değer 140 mg ‘ın üzerinde çıkarsa bu kez de 100 gr OGTT yapılır. 100 gr OGTT de Değerler; PLAZMADA 1.saat 190’ın üzeri, 2.saat 165’in üzeri,3.saat 145’in üzeri veya KANDA 1. saat 165’in üzeri, 2. saat 15’in üzeri, 3. saat 125’in üzeri ise GESTASYONEL DİABETtanısı konur.

    Kimler Gestasyonel Diabet Adayıdır?

    • Gebeliköncesi Vücut Kitle İndeksi 30′ un üzeride olanlar.
    • Daha önce 4500 gr ve üzeri bebek doğurmuş olanlar.
    • Daha önceGestasyonel Diabetyaşayanlar.
    • Genetik yatkınlık. (Ailede Diabet öyküsü)
    • Irksal yatkınlık.

    Diabetli Gebenin Tedavisi

    Diabetik tedaviprotokolü Hamilelikteki ihtiyaçlarınıza göre ayarlanır. Eğer önceden Antidiabetik ilaç alıyorsanız bugebelikte İnsülinile değiştirilir.

    Artık kan şekerinizi daha sık ve düzenli ölçeceksiniz. Diabetik Retinopati açısındanGöz HastalıklarıUzmanına daha sık görünmeli, diabetik Nefropati açısından daha sık İdrar Tahlili ve Böbrek kontrolleri yaptırmalısınız. Ayrıca kan şekerinizin sık kontrol ediliyor olması sizi Hipoglisemik Ataklara karşı korur. Hipoglisemik Ataklar Bebeğiniz için zararlı değildir. Ancak siz ve eşiniz bu ataklarla başa çıkmayı öğrenmelisiniz. Hipoglisemik Ataklarla başetme konusunda Endokrinoloji Uzmanınızdan gerekli eğitimi almalısınız.

    Diabetliyseniz Gebelikteki Riskinizi Nasıl Azaltırsınız?

    Bebeğiniz ve kendiniz için sağlık risklerini azaltmakta birinci koşul, Gebe kalmadan önceDiabet Hastalığınızıiyi bir şekilde kontrol altına almalısınız. YaniKan ŞekeriRegülasyonunuz cok iyi ayarlanmalı. Bunun için mutlaka planladığınızgebeliköncesi birEndokrinoloji Uzmanınabaşvurmalısınız. Kanda bakılan HbA1c düzeyi % 6,1 den az olmalıdır. Eğer daha yüksekse derhal kan şekerinizi ayarlamak için bir şeyler yapmanız gerekecek demektir.

    Diabetli Gebenin Folik Asit ihtiyacı, diğer gebelere göre çok fazladır. Spina Bifida gelişmemesi için Diabetli Gebeler 5 mg/gün Folik Asit almak zorundadırlar ( sağlıklı gebenin günlük Folik Asit ihtiyacı 400 mikrogram/gündür). Folik Asite hamilelik on iki haftalık oluncaya kadar devam etmek gerekir.

  • Diyabet nedir? Nasıl meydana gelir?

    Diyabet nedir? Nasıl meydana gelir?

    Diyabet, diğer adıyla şeker hastalığı, sık görülen bir hastalıktır ve ciddi sonuçlara yol açar. Pankreas bezinin ürettiği insülin hormonunun yetersizliği veya etkisizliğinden kaynaklanır. İnsülin olmayınca, veya var olduğu halde etki edemeyince, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler şekersizlik çekerken, kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar. Kanda şekerin çok artması, zehir etkisi yaratır ve vücudun tüm hücrelerini tahrip eder. Vücut, sürekli olarak kanda bir miktar şekere (glukoza) ihtiyaç duyar. İnsülin kan dolaşımındaki glukozu hücrelere taşımakla görevlidir. İnsülin pankreas tarafından üretilen bir hormondur. Hücrelerdeki glukoz, günlük yaşamımızı devam ettirmeyi sağlayacak enerji kaynağıdır.

    Diyabet, başta karbonhidratlar olmak üzere protein ve yağ metabolizmasını ilgilendiren bir metabolizma hastalığıdır ve kendisini kan şekerinin sürekli yüksek olması ile gösterir. Diyabet hastalarındaki temel metabolik bozukluk, kan yoluyla taşınan glukozun (şekerin) hücrelerin içine girememesidir. Normal koşullarda besinlerden elde edilen veya karaciğerdeki depolardan kana salınan glukoz, pankreas tarafından salgılanan İNSÜLİN hormonunun yardımıyla hücre içine girer ve orada yakılarak enerjiye dönüşür. Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine izin verilen “kapılar” vardır. Bu kapılar normalde kilitlidirler ve uygun “anahtar” varlığında açılırlar. Diyabet, hücrelerin üzerindeki glukoz “kapısının” açılamaması durumudur. Bu örnekten ilerlersek diyabet, anahtar işlevi gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin etkilediği reseptörlerin (hücre kapısındaki kilidin) bozukluğuna bağlı gelişmektedir.

  • İnsülin direnci nedenleri ve tedavi yaklaşımı

    İnsülin, pankreas isimli organın beta hücrelerinden salgılanan önemli bir hormondur. İnsülin öncelikle şeker metabolizması olmak üzere pek çok metabolik olayda önemli rol oynar. Bu hormon kana salındıktan sonra kandaki şekerin vücüt hücreleri tarafından (özellikle karaciğer ve kas hücreleri) alınmasını sağlar. Kandaki fazla glikoz karaciğerde glikojen, kas dokusunda yağa dönüştürülerek depolanır. İnsülin yağ ve proteinlerin parçalanmasını önleyen anabolik bir hormondur. Bazen farklı sebeplerden dolayı hücrelerimiz, kana salgılanan insülini algılayamaz yada zor algılar. Metabolik olayların akışı bozulur. Bu insülin direnci denilen durumun adıdır. İnsülin direncinde, vücut istediği – ihtiyaç duyduğu metabolik olayların gerçekleşmesi için pankreas’dan daha fazla insülin hormonu salgılamak zorunda kalır. Fazla salgılanan insülin vücuttaki yağ kitlesini arttırır. Bu artış aynı zamanda direnci oluşturan dokunun da artışı anlamına gelirki var olan insülin direnci daha da artar. Bir noktadan sonra artık pankreas yeterli insülin salgılayamaz hale gelir ve kısır döngünün sonunda hasta şeker hastası olur. İnsülin direnci kontrol edilmezse varılan nokta tip 2 şeker hastalığıdır.

    İnsülin Direnci Nedenleri

    Hastalığın nedenleri arasında genetik yatkınlık ön sırayı çekmektedir. Ancak sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam genetik yatkınlığı olmayan hastaların da hastalığa yakalanmasına neden olmaktadır. Aşağıdaki gruplarda insülin direnci oldukça sık görülmektedir. 40 Yaş üzeri fazla kilolu, bel çevresi geniş kişiler, Polikistik over hastalığı olan, gebelikte şeker hastalığı geçiren yada iri bebek doğuran kişiler, Ailesinde yüksek tansiyon, kan yağları yüksekliği, tip 2 şeker hastalığı, kalp – damar hastalığı olan kişiler, bazı ilaçları( beta bloker, kortizon gibi) devamlı ya da sıklıkla kullanan kişiler, Cushing, akromegali gibi hastalıkları olanlar, Yağlı karaciğer, gut, uyku – apne sendromu olanlar, bu hasta grupları sıklıkla taranmalı ve takip edilmelidir.

    Bu hastalar kan şekerindeki dalgalanmalardan dolayı; konsantrasyon güçlüğü, yemek sonrası ağırlık hissi, yorgunluk, tatlı gıda düşkünlüğü, açlığa tahamülsüzlük, kolay kilo alma, kilo verememe, karın etrafında yağlanma gibi şikayetlerle hekime başvururlar. Yapılan kan testlerinde sıklıkla insülin direncini gösteren homa-ır değeri yüksek olup buna yükselmiş karaciğer fonksiyon testleri, ürik asit düzeyleri ve bozuk lipid profili eşlik eder.

    İnsülin direnci, metabolik sendrom adı verilen sağlık probleminin en önemli bileşenlerinden biridir. Bu sağlık problemi beraberinde ciddi kalp ve damar hastalığı, beyi dolaşım hastalıkları, şeker hastalığı ve pek çok organ kanserini getirmektedir.

    İnsülin Direncinde Tedavi yaklaşımı

    Risk grupları öncelikli olmakla beraber toplumun geneli sağlıklı beslenme ve hareketli olma konusunda eğitilmeli ve yaşam şekli değişikliği sağlanmalıdır. Risk grubundaki kişiler hekimlerinin belirlediği sıklıkta takiplerini yapmalı ve yaşam şekli değişikliği yeterli olmayan hastalarda ilaç kullanımına gidilmelidir.

  • İnsülin direnci ve tedavisi

    İNSÜLİN DİRENCİ :

    İnsülin Pankreasın Beta hücrelerinde üretilen bir hormondur. Vücudumuzdaki tüm hücrelerin üzerinde insülin hormonunun reseptörleri bulunmaktadır. Pankreasta üretilen insülin bu reseptörler ile iletişime geçerek karbonhidrat (şeker), Yağ ve Protein metabolizmamızı düzenlemektedir. İnsülin direnci gelişmesi durumunda vücudumuzdaki hücrelerin İnsülin hormonuna olan duyarlılıkları azalmaktadır. Bu durumda metabolizmanın devam edebilmesi için vücudumuz daha fazla insüline ihtiyaç duymakta ve pankreas normalden çok daha fazla insülin üretmektedir. İnsülin Direnci sonucunda ortaya çıkan aşırı insülin üretimi uzun dönemde bir çok sağlık problemine yol açmaktadır.

    Semptom ve Bulgular : İnsülin direncinin spesifik bir semptomu olmamakla birlikte etkilen bireylerin büyük çoğunluğunda yemek sonrası hipoglisemi bulguları (Halsizlik, Uyku hali) ortaya çıkmaktadır. Yine bu kişilerde aşırı tatlı yeme ihtiyacı, normale göre daha sık acıkma, kilo artışı veya kilo vermekte zorlanma gibi bulgularda görülmektedir. İnsülin direnci olanların vücutlarında özellikle eklem kıvrım bölgelerin cilt üstünde kahverengi kadifemsi cilt lezyonları (Akantozis Nigrikans) ve Et benler (Skin Tag) ortaya çıkabilmektedir.

    İnsülin Direncine Yol Açan Nedenler : İnsülin direncinin birçok farklı sebebi bulunmaktadır. Bunları sıralamak gerekirse

    Obezite

    Metabolik Sendrom

    Hareketsiz yaşam tarzı ve Sağlıksız beslenme

    Gebelik

    Polikistik Over Hastalığı

    Stres

    Enfeksiyon ve Ağır Hastalıklar

    Kortizol (Steroid) içeren ilaç kullanımı

    Akromegali Hastalığı

    Cushing Hastalığı

    Sigara kullanımı

    Yaşlanma

    Genetik

    İnsülin Direnci açısından Riskli Kişiler : Aşağıda sıralanan problemlerden bir yada birkaçını taşıyan kişiler insülin direnci açısından risk altındadırlar.

    Bel çevresi Kadınlarda >80 cm Erekelerde >94 cm ise

    Boy kilo İndeksi (BKİ) >25 ise

    Hipertansiyonu olanlar

    Trigliserit yüksek (>150) , HDL (Kadında<50, Erkekte <40) düşük ise

    Ailede Tip 2 Diyabetli yakını olanlar

    Gebelik şekeri öyküsü olanlar

    Polikistik over hastalığı olanlar

    40 yaşın üstündeki kişiler

    Ciltte Akantosiz Nigrikans ve Skin Tags bulunanlar

    İnsülin Direnci ile İlişkili Hastalıklar: İnsülin direnci vücudun dengesini bozmakta ve uzun dönem içinde birçok önemli sağlık problemine yol açmaktadır. Bu hastalıklar

    Tip 2 Diyabet

    Hiperlipidemi

    Hipertansiyon

    Ateroskleroz (Kalp , Beyin ve diğer Damar Hastalıkları)

    Karaciğer Yağlanması

    Obezite

    Cilt Lezyonları (Akantozis Nigrikans, Skin Tags)

    Kıllanma Artışı

    Üreme Bozuklukları

    Tanı Testleri: Klinik semptomu veya risk faktörü bulunan kişilerin detaylı fizik muyeneleri yapılarak herhangi bir cilt lezyonları olup olmadığına bakılmalıdır. Hastaların BKİ ve bel çevreleri ölçülmelidir. Labaratuvar testlerinden Homa-IR skorlarına bakılarak insülin direnci olup olmadığı kontrol edilmelidir. Direnç tesbit edilen kişilerde mutlaka kolesterol parametrelerine ve karaciğer enzimlerine de bakılmalıdır.

    Tedavi : Uzun dönemde insülin direncine bağlı olarak ortaya çıkabilecek hastalıkları engelleyebilmek için risk altında ki tüm bireyler insülin direnci açısından değerlendirilmeli ve direnç tesbit edilenlere uygun tedavi yaklaşımları başlanmalıdır. Kilo fazlası olan bireylerde mutlaka obezite tedavisi planlanmalıdır. İnsülin direncinin tedavisinde uygulanan basamaklardan basitçe bahsetmek gerekirse

    Egzersiz : Hareketsiz yaşam insülin direnci gelişimindeki en önemli faktörlerden biridir. Bu nedenle direnç tesbit edilen her bireyin muhtemel diğer hastalıklarınada uygun olacak düzenli bir egzersiz programına alınması gerekmektedir.

    Sağlıklı Beslenme : İnsülin Direnci olan bireylerin diyetlerinden Glisemik İndeksi Yüksek gıdaları (Basit şeker, Nişasta, Unlu mamüler vb) uzaklaştırmaları ve daha komplex karbohidrat kaynaklarını tercih etmeleri gerekmektedir. Yine diyette posa içeriğinin (Sebze tüketimi) ve sıvı tüketiminin artırılması gerekmektedir.

    İlaç Tedavisi : Yapılan değerlendirmeler sonucunda gerekli görülen vakalarda çeşitli ilaçlarda tedavide kullanılmaktadır bunlardan bazıları.

    Krom takviyesi

    Omega 3

    Vitamin E

    Kalsiyum ve Magnezyum

  • Diyabetes mellitus

    DİYABETES MELLİTUS ( ŞEKER HASTALIĞI ) :

    Tanım : İnsülin eksikliği ve veya insülin direnci sonucunda kan şekerinin yükselmesi ile ortaya çıkan hastalığa Diyabet denilmektedir. Hareketsiz yaşam, Sağlıksız beslenme ve kilo artışı gibi nedenler dolayı diyabetli hasta sayısı ülkemizde ve tüm dünyada adeta bir salgın hastalık gibi oldukça hızlı bir şekilde artmaktadır. ülkemizde yakın geçmişte yapılan TURDEP-2 çalışmasında nüfusun %13.7’sinde diyabet olduğu görülmüştür. Çalışma sonucunda çıkan daha vahim bir sonuç ise ülke nüfusumuzun yaklaşık %28’inde prediyabet dediğimiz şeker metabolizma bozukluğunun olduğudur. Ülkemizde tablo çok kötü olmakla birlikte dünyada ki rakamlarda ülkemizle benzer orandadır.

    Sınıflama : Şeker hastalığının çeşitli tipleri bulunmaktadır. Çok detaya inmeden kabaca sıflamak gerekirse

    1.Tip 1 Diabetes Mellitus: Pankreas bezinde insülin üreten Beta hücrelerinin çoğunlukla otoimmün olarak harap olması sonucunda insülin üretiminin durması ile ortaya çıkan diğer adıda İnsülin Bağımlı Diabetes Mellitus olan formdur. Tip 1 diyabet tüm diyabet vakalarının yaklaşık %10’unu oluşturur. çoğunlukla çocukluk yaş grubunda başlar. Hastalar genellikle zayıftırlar. Tedavide mutlak insülin ihtiyaçları vardır.

    2.Tip 2 Diyabetes Mellitus: Kısmi insülin eksikliği ve ağırlıklı olarak insülin direnci sonucunda ortaya çıkan formdur. Tüm diyabet vakalarının %90’ını oluşturur. Hastalar genellikle 30 yaşın üzerinde ve fazla kiloludurlar. Tip2 diyabette vücutta insülin sentezi devam etmesine karşın özellikle obezite ve diğer faktörlerin etkisi ile bu insülinin etkisine karşı direnç gelişmekte ve kan şekeri yükselmektedir. Tüm dünyada hızla artan diyabet formudur.

    3.Gestasyonel Diyabetes Mellitus: Gebelik öncesinde şeker hastalığı olmayan gebelerde ilk defa gebelikte ortaya çıkan diyabet formudur.

    4.Sekonder Diyabetes Mellitus: Cerrahi, Travma, İlaçlar, Hormonlar ve enfeksiyonlar gibi vücutta insülin üretimini ve kullanılmasını bozan bir çok farklı sebebe bağlı olarak ortaya çıkan diyabet formudur.

    Tanı Kriterleri ve Semptomlar: Genel olarak kan şekeri yükselen kişilerde çok su içme, çok idrara çıkma, ağız kuruluğu, görmede bulanıklık, ellerde ve ayaklarda yanma ve halsizlik gibi semptomlar ortaya çıkar. Aşağıda ki tabloda yer alan tanı değerlerinden bir veya daha fazlasının olması diyabet tanısı koydurur. Tanı konulduktan sonra hastanın klinik özellikleri (yaş,kilo,aile öyküsü vb) ve ek labaratuvar bulguları (c-peptit, insülin, diyabet otoantikorları vb) ile birlikte diyabetin tipi belirlenir.

    TESTLER

    NORMAL

    PREDİYABET

    DİYABET

    Açlık Şekeri (mg/dl)

    <100

    100

    >126

    OGTT 2. Saat şekeri(TKŞ)(mg/dl)

    <140

    140

    >200

    HbA1c (%)

    <5,8

    5,8

    <6,5

    (OGTT: Oral Glukoz Tolerans Testi veya Şeker Yükleme testi)

    Diyabetin Komplikasyonları : Diayabetin koplikasyonları Akut ve Kronik olmak üzere iki gruba ayrılır. Akut koplikasyonlar ani gelişir ve hızlı ve doğru müdehale edilmez ise hayati tehlikeye yol açabilir. Kronik komplikasyonlar ise kan şekeri yüksekliğinin yıllar içinde özellikle damarları ve sinirleri hasara uğratarak diğer organlara (Göz, Böbrek, Ayak, Kalp vb) zarar vermesi sonucunda ortaya çıkar.

    Akut Komplikasyonlar:

    Hiperglisemi (Kan Şekeri Yüksekliği)

    Hipoglisemi (Kan şekeri Düşüklüğü)

    Diyabetik Ketoasidoz (Şeker Koması)

    Hiperosmolar Non-Ketotik Koma (Şeker Koması)

    Kronik Komplikasyonlar:

    Diyabetik Retinopati (Göz Tutulumu)

    Diyabetik Nefropati (Böbrek Tutulumu)

    Diyabetik Nöropati (Sinir Sistemi Tutulumu)

    Koroner Kalp Hastalığı

    Diyabetik Ayak (Geçmeyen Ayak Yaraları)

    Serebrovasküler Olaylar (İnme-Felç)

    Cinsel Fonksiyon Bozukluğu

    Diyabet Tedavisi : Tedavide amaç kan şekerini mümkün olduğunca normal aralıklar içerisinde tutarak Diyabete bağlı olarak gelişebilecek Akut ve Kronik komplikasyonları engelleyip kişide iyilik hali sağlamaktır. diyabet tedavisinde temel olarak üç ana öge bulunmaktadır.

    1- Yaşam Tarzı Değişiklikleri: Sağlıklı beslenme (Diyet) ve Hareketli yaşam (Egzersiz) ikilisinden oluşur. Diyabet tedavisinde olmaz ise olmaz diyebileceğimiz ve çoğu zaman hastalar ve doktorlar tarafından ihmal edilen en önemli basamaklardan biridir.

    Diyet: Diyabet tanısı alan her hastanın mutlaka bir diyetisyen ile görüştürülmesi gerekir. Hastanın diğer risk faktörleri de(Obezite,Hiperlipidemi, Kalp Hastalığı, Hipertansiyon, Gut vb) göz önüne alınarak hastaya uygun bir beslenme programı başlanmalıdır. İnsülin ve ilaç tedavisi alan hastalara Hipoglisemi semptomları anlatılıp böyle bir durumla karşılaştıklarında neler yapmaları gerektiği mutlaka anlatılmalıdır. Hasta özelinde değişiklikler olabilmekle birlikte diyabetik diyette dikkat edilmesi gereken hususlar şu şekilde sıralanabilir.

    – Öğün atlamadan 3 ana 3 ara öğünlü beslenme.

    – Glisemik indeksi yüksek (Basit Karbohidrat) gıdalardan fakir beslenme

    – Diyette lif-posa içeriğini artırma

    – Sıvı tüketimini artırma. (Günde minimum 2.5-3 litre)

    – Kilo fazlası olan hastalarda kilo verdirici kalori kısıtlayıcı diyet

    Egzersiz: Diyabetik hastalar düzenli fiziksel aktivite yapmalrı konusunda mutlaka uyarılmalıdır. Düzenli egzersiz diğer bir çok faydasının yanında insülin direncini azaltarak kan şekeri profiline olumlu katkı sağlamaktadır.Egzersiz programının kişiye özel (Kalp hastalığı vb ek hastalıklarda düşünülerek) olması gereklidir. Diyabetli hastaların egzersiz yaparken dikkat etmeleri gerekenler

    – Egzersizin tipine göre değişmekle birlikte kabaca Haftada 3-5 gün 30-60 dakika aralığında olmalıdır.

    – Kan şekeri<100 mg/dl ve kan şekeri>250 mg/dl durumunda egzersiz yapılmamalıdır.

    – Yemekten hemen sonra Aç karnına egzersiz yapılmamalıdır. İdeali yemekten 1-2 saat sonra başlanmasıdır.

    – Egzersiz sırasında gelişebilecek Hipoglisemi sırasında kullanılmak üzere hastaların yanlarında basit şeker içeren gıdalar bulundurmalıdır (Kesme şeker, Meyve suyu vb)

    – Egzersiz sırasında ayakların korunması ve ortapedik ayakkabıların kullanılması.

    – Hastaların yanında Diyabetli olduğu gösteren tanıtım kartı taşıması.

    – Diyabete bağlı retinopti ve nefropatisi olan hastaların özellikle ağır egzersizlerden kaçınması gerekir.

    – Egzersizin şeker düşürücü etkisi 12-24 saat sürebileceğinden egzersiz sonrası gelişebilecek hipoglisemilere karşı hazırlıklı olunması gerekir.

    2- İlaç Tedavisi : Genel olarak Tip 2 Diyabetli hastaların tedavisinde tercih edilen ajanlardır. Bu ilaçların bir kısmı ağızdan alınırken son dönemde tıpkı insülin gibi deri altına enjekte edilen ilaçlarda kullanıma girmiştir. Antidiyabetik ilaçlar genel olarak kişinin kendi vücudunda ürettiği insülin hormonunu kullanarak kan şekerini düşürürler. Bu nedenlede diyabetik bir hastanın Antidiyabetik bir ilaçtan fayda görebilmesi için vücudunda yeterli insülin rezervi bulunması gerekmektedir. Diyabet tedavisinde kullanılan bir çok farklı ilaç bulunmaktadır. Bu ilaçların seçiminde hastaların diğer özellikleri ve hastalıklarıda düşünülerek karar verilmelidir. Yani bir diyabetli hastanın tedavisinde tek hedefin kan şekerini düşürmek olmadığı bunun yanında diğer sorunları (kilo, kolesterol , hipertansiyon vb) ile de mücadele etmek olduğu bilincinde olunmalı ve kullanılacak ilaçlara buna göre karar verilmelidir. Diyabet Tedavisinde kullanılan ilaçlar aşağıdaki şekilde gruplandırılabilir.

    Metformin

    Sülfanilüre grubu ilaçlar

    Glinidler

    Alfa glikozidaz inhibitörleri

    Glitazonlar

    DPP4 inhibitörleri

    SGLT-2 inhibitörleri

    GLP-1 Agonistleri (Deri altına enjeksiyon ile kullanılırlar)

    Amilin anologları (Deri altına enjeksiyon ile kullanılırlar)

    3- İnsülin Tedavisi : İnsülin şekeri düşüren hormondur. Tip 1 Diyabet ve Antidiyabetik tedavi ile kontrol altına alınamayan Tip 2 diyabetin tedavisinde insülin kullanılır. Ülkemizde halihazırda sadece deri altına enjeksiyon ile kullanılabilen insülin kalemleri bulunurken yurtdışında inhaler (solunum yolu) yolla kullanılan insülin (Afrezza) preperatlarıda kullanıma girmiştir. İnsülin tedavisi en güçlü şeker düşürücü tedavidir. Bu nedenle insülin tedavisi başlanacak hastalara tedavinin etkileri ve yan etkileri ile ilgili olarak detaylı bir bilgilendirme yapılmalı özellikle Hipoglisemi komasına karşı hastalar mutlaka eğitilmelidir. İnsülin tedavisinde günlük enjeksiyon sayısına (sadece bazal veya bazal bolus tedavi ) hastaların kan şekeri profiline göre karar verilir. Kullanılan insülinler etkinlik sürelerine göre 3 gruba ayrılırlar

    Kısa ve hızlı etkili insülinler

    Orta sürede etkili insülinler

    Uzun (bazal) süreli etkili insülinler.

    Diyabette Tedavi Hedefleri:

    HEDEF

    AÇLIK ŞEKERİ

    70 – 120 mg/dl

    TOKLUK 2. SAAT ŞEKERİ

    <140 mg/dl

    HbA1C

    <6.5

    Diyabet Tedavisinde Kullanılan Diğer Tedavi Yöntemleri: Diyabetin tedavisinde kullanılabilecek yeni ilaç ve yöntemleri bulabilmek üzeredünyanın dört bir yanında binlerce bilim insanı çalışmalara devam etmektedir. Bunun neticesinde yakın geçmişte kullanıma girmiş bir çok yeni ilaç ve yöntem olmakla birlikte üzerinde çalışmaların devam ettiği yöntem ve ilaçlarda bulunmaktadır. Bunların bir kısmını sıralamak gerekirse

    Diyabet Cerrahisi (Metabolik Cerrahi) : Halihazırda uygun olan hastalarda uygulanmaktadır

    Sürekli ciltaltı insülin infüzyonu (İnsülin Pompası): Uygun endikasyonlu diyabetik hastaların tedavisinde insülin pompaları kullanılabilmektedir. İnsülin pompa tedavisi bölümümüzde detayları anlatılmıştır.

    İnhaler (Solunum Yolu) İnsülin : Nefes ile içe çekerek kullanılan insülin formudur. Ülkemizde henüz bulunmamakla birlikte yurtdışında kullanıma girmiştir. İlk sonuçlar tedavinin etkin olduğu yönündedir.

    Pankreas Nakli: Klasik organ nakil tedavisi

    Pankreas Adacık Hücre Üretimi (iPSC) ve Transplantasyonu: Diyabet tedavisinde çığır açması beklenen henüz deneysel düzeyde olan tedavi yöntemidir. Şu aşamada oldukça yüz güldürücü sonuçlar elde edilmiştir. Bu yöntem başarılı olursa yakın gelecekte diyabete kalıcı tedavi olması imkanı vardır.

  • Kanserde gaz pedalına basan ayak: şeker ve buna karşı doğru beslenme

    Son araştırmalar tüketilen gıdaların genlerimizle bir anlamda konuştuğunu ve onların mesajlarının bağışıklık sistemimizi kapatıp açabildiğini gösterdi. Özellikle yüksek oranda karbonhidrat ya da şeker içeren beslenmenin kanser riskini arttırdığı bilimsel çevrelerde daha yüksek sesle dile getirilir oldu.

    Çevre, egzersiz, stres, meditasyon, maneviyat ve diyet gibi epigenetik değişkenler DNA’da dış değişikliklere yol açabilmektedir. Özellikle kanseri doğrudan olmasa bile dolaylı olarak besleyen şeker ve glikoz meselesi çok yoğun tartışılmaya devam ediyor. İnsülin hormonu, glikoz ve şekerin hücrelere girmesini sağlayan bir tür refakatçidir. Kanda şeker olduğunda insülin üretilerek şekerin hücreye girip mitokondride enerji üretiminde kullanılmasını sağlar. Çok fazla şeker, kan şekerini ve insülin seviyelerini arttırır. Zamanla normal sağlıklı hücreler ihtiyaçtan fazla olan şekeri alamaz. Hücrenin zarındaki insülin reseptörleri insüline yanıtsız hale gelir ve artık yanıt vermez. Bu durumda insülin direnci gelişir. İnsülin direnci de şişmanlık, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği ve kanser riskinde artış ile ilişkilidir.

    Kanser hücreleri çok yakıt (şeker) tüketmesine rağmen kötü randıman (enerji) veren eski tip motor gibidir. Yakıta çok daha fazla ihtiyacı olduğu için kanser hücrelerinin yüzeyi insülin reseptörleriyle çevrilidir ve sağlıklı hücreden onlarca kat daha fazla şekeri hücrenin içine alırlar. Bu nedenle sağlıklı hücrelerde insülin direnci gerçekleştiğinde dahi kanser hücreleri şekeri içeri almaya devam ederler. İnsülin kanser hücresinin içine şekeri salar ve bu durum kanser hücresinin çoğalmasını sağlayan genlerin açılmasına neden olur. Bilim adamları bu etkiyi ‘’gaz pedalindaki bir ayak gibi’’ kanser hücresinin büyümesini tetikleyen bir etki olarak tarif etmektedir.

    Peki ’’eğer yediğimiz besinler kanser genlerini kapatabiliyor ve tümör baskılayıcı genlerini açıyorsa ne yenmesi gerekir ?’’ . Bu sorunun cevabı ise; gökkuşağı gibi farklı renklerden bol miktarda sebze tüketilmesidir. Sebzeler, fitokimyasallardan zengindir ve bunlar bitkileri çevreden, stres faktörlerinden, güneşten, toksinlerden ve daha birçok şeyden korur. İnsanların sağlıklı olmak için fitokimyasallara ihtiyaçları vardır. Onlar genlerimize etki eder, bağışıklığı güçlendirir, detoksifikasyonu sağlar, kalp sağlığına olumlu etki eder, östrojen metabolizmasının sağlıklı olmasını sağlar, iltihabı önler ve barsaklarımızdaki yararlı bakterileri beslerler.

    Sağlıklı diyetin diğer bileşenlerini ise yağlar ve proteinler oluşturur. Bu konudaki sağlıklı seçim ise avokado, balık, yağlı tohumlar (fındık, ceviz), çekirdek, fındık yağı ve organik tereyağı gibi yağ içeren besinleri tüketmektir. Bunlara ek olarak zeytinyağı, keten tohumu yağı, hindistan cevizi yağı-sütü ve avokado yağı diğer iyi seçimlerdir.

    Protein kaynakları ise yumurta, balık, kırmızı et, tavuk, hindi etleridir. İşlenmemiş günlük süt, yoğurt ve peynir diğer protein kaynaklarıdır. Tahıllar da protein içermektedir. Hayvansal protein kaynakları serbest gezinen ve organik olanlardan tercih edilmelidir.

    İnsanların hafife aldıkları beslenme konusuna gereken önemi vermeleri ve bu konuda bilinçlenmek için doğru kaynaktan yardım almaları gerekmektedir. Kanserde de doğru beslenme stratejilerinin geliştirilmesi, tıbbi tedaviyle etkileşebilecek besinlerden ve bitkilerden uzak dururken, yardımcı olacakların programa dahil edilmeleri yarar sağlayabilmektedir.

    Prof Dr Canfeza Sezgin

    İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı

  • Diyabet hakkında her şey

    1. Diyabet nedir, gizli şeker nedir?

    Diyabet pankreasın yetersiz ya da hiç insülin üretememesi veya üretilen insülinin etkisinin azalmasıyla ortaya çıkan, şeker yüksekliğiyle seyreden bir hastalıktır. İnsülin hormonu vücüdumuzda şekerin kullanılarak normal sınırlar içinde tutulmasını sağlayan bir hormon olduğu için eksikliğinde ya da etkisizliğinde kanda şeker yükselmesi görülür.

    Gizli şeker denen durum ise kan şekerinin normalin üzerinde ancak henüz diyabet seviyesine kadar yükselmemiş olduğu durumlardır. Bu durum hastanın ileride şeker hastası olacağının en önemli işeretlerinden birisi olup 10 yıl içinde bunların çoğunda diyabet gelişmektedir.

    2. Kimler şeker hastası olmaya adaydır?

    45 yaş üzerinde olanlar, ailede şeker hastalığı olanlar, gebelikte şeker yüksekliği olanlar, daha önceden gizli şeker hastalığı olanlar, aşırı yemek yiyen-şişmanlar, fiziksel aktivitesi az olanlar, hipertansiyon ve kolesterol yüksekliği olanlar şeker hastalığı için risk altındadır.

    3. Türkiye ve Antalya olarak ele alırsak, diyabet hastası oranımız ne durumda?

    Antalya için de benzer rakamlar uyarlamak mümkündür. Türkiye’de 20 yaş üstü populasyonda diyabet sıklığı %13.7 olarak bulunmuştur. Türkiye bu rakama dayanarak 7 milyondan fazla diyabetli birey olduğu söylenebilir.

    4. Diyabet hastası olduğumuzu nasıl anlarız? Belirtisi var mıdır?

    Sık idrar yapma, gece idrar yapma, ağız kuruluğu-aşırı susama, terleme, sık acıkma, kilo kaybı yada kilo alma, halsizlik, dikkat-konsantrasyon bozukluğu, bulanık görme gibi belirtiler diyabet açısından uyarıcı olmalalıdır.

    5. Diyabet sosyal yaşamımızı nasıl etkiler?

    Diyabetik hastalar düzenli olarak doktor kontolünde olmalı, belli bir beslenme ve fiziksel aktivite planlaması çerçevesinde yaşamalıdır. İlaçlarını düzenli almalı, yekenlerini zamanında yemelidir.

    6. Küçük çocuklarda da görülebiliyor. Bunun sebebi nedir?

    Diyabet genellikle erişkin populasyonun hastalığı olup yaşla birlikte görülme sıklığı artar. Bu tip diyabet tip 2 diyabet denen hastalıtır. Ancak özellikle çocuklarda pankreasın insülin yapamamasında bağlı olarak tip 1 diyabet gelişmektedir. Çocuklarda insülin üretimi olamadığı için çocukluk diyabetinde zorunlu olarak mutlaka insülin tedavisi kullanılmalıdır.

    7. Diyabetin çaresi yok mu, tamamen kurtulmak mümkün mü?

    Özellikle diyabet riski yüksek olan kişilerin düzenli egzersiz yapıp- beslenmelerine dikkat etmeleri ve kilo kontrolü sağlamaları-zayıflamaları ile diyabet önlenebilmekte yada geciktirilebilmektedir.

    Diyabet belli şartlarda düzenli ilaç kullanılmasıyla kan şekerini kontrol altına alarak ömür boyu takip edilmesi gereken bir hastalıktır. Çok az bir hastada geçici süre ilaç ihtiyacı ortadan kalkabilir.

    Tip 1 diyabetlilerin seçilmiş bir kısmında pankreas nakli yapılarak hastalık tamamen düzelebilmektedir. Bu işlem çok özellikli bir işlem olup bizim hastanemizde de 2002 yılından beri uygulanmaktadır.

    Ayrıca seçilmiş uygun bazı erişkin diyabetiklerde mide-bağırsak ameliyetlerıyla hastalarda tamamen normelleşme sağlanabilmekte yada diyabet daha iyi kontrol edilebilmektedir. Diyabetin ameliyatla tedavi seçeneklerinin tamamı yine bizim hastanemizde yapılabilmektedir.

    8. Şeker hastalığı için insülin iğnesi her gün yapılmalı mı?

    Şeker hastalarında hapların yetersiz kaldığı, yada hap kullanmanın sakıncalı olduğu durumlarda, günde 1-5 kez insülin uygulanabilir. Yada insülin pompası aracılığıyla sürekli cilt altına insülin uygulanabilir. İnsülin vücudumuzda şekerin kullanılmasını ve kandaki şekerin istenilen düzeylerde tutulmasını sağlar.

    9. Günümüzde diyabete daha sık rastlanılmasının sebebi sizce nedir?

    Diyabet sıklığının artışın, beslenme biçimindeki değişim, hareketsizlik ve kilo artışına bağlıdır. Dünya çapında yüksek yağ içeren yiyecek tüketiminin artışı, lifli gıdaların alınmaması ve ailelerin evde yemek yapmak yerine dışarıdaki hazır yiyeceklere yönelmeleri bunda etkili olmuştur. Çocuklar oyun oynamakla geçireceği zamanları bilgisayar başında oturarak geçirmektedirler. Bu durum da diyabeti çığ gibi büyütmektedir.

    10. Diyabet başka hangi sorunlara yol açar?

    İyi kontrol ve tedavi edilmezse diyabet insan ömrünü %10 kadar kısaltabilir. Bu hastalarda kalp ve damar hastalıkları 2-4 kat artar ve bu nedenle hayatlarını kaybederler. Diyabet uzun dönemde kalp damar hastalıkları, böbrek hasarı, görme-göz ile ilgili sorunlar, ayak yaraları, sinir harabiyetine yol açabilir. Dünyada körlüğün, ayak amputasyonlarının, böbrek yetmezliğinin ensık nedeni diyabettir.

    11. Ailesinde diyabet olmayanlar da şeker hastası olabilir mi?

    Ailede diyabet hastalığının olması diyabet riskini artıran en önemli faktörlerden birisidir. Ancak ailede diyabet hastası olmasa da özelllikle kilolu kişilerde diyabet olam riski yüksektir.

    12. Çok şeker yiyen şeker hastası olur mu?”

    Fazla miktarda şeker tüketmek direkt olarak diyabete neden olmaz. Ancak şeker ve şeker içeren yiyeceklerin fazla miktarda yenilmesi şişmanlığa neden olur. Eğer kişinin diyabetli olmaya yatkınlığı varsa şişmanlık diyabetin ortaya çıkışını hızlandırır.

    13. Kan şekerini düşüren ya da diyabeti önleyen bitkiler var mı?

    Herhangi bir bitkinin kan şekerini düşürdüğüne ya da diyabeti önlediğine dair kanıtlanmış bilimsel veri yoktur. Bitkilerin yenilmesi ya da kaynatıldıktan sonra içilmesi kan şekerini kesinlikle düşürmez.

    Halk arasında kekik suyu, tarçın ve limonun diyabete iyi geldiği yönünde çeşitli söylentiler mevcuttur; ancak bugüne kadar kekik suyu, tarçın ve limon ile ilgili böyle bir etkinin olduğuna dair kuvvetli bilimsel veriler yoktur.

    Ayrıca tadı ekşi de olsa tüm meyveler ve meyve suları şekeri yükseltirler. Çünkü ekşi veya tatlı meyvenin içerdiği karbonhidrat (meyve şekeri) miktarı farklı değildir. Ancak meyveler olgunlaştıkça içindeki şeker miktarı artar. Bu nedenle meyvelerin yumuşak ve sulu olduğu dönemlerde değil de, daha sert oldukları zaman yenmesi daha iyidir.

    14. Hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) nedir? Kan şekeri düşünce ne yapmalıyım?

    Hipoglisemi kan şekerinin beklenen normal düzeylerden daha düşük olmasıdır ve şeker yüksekliğinden çok daha fazla tehlikelidir. Yemesi gerekenden daha az beslenenlerde, öğün atlayanlarda, planlanandan daha fazla egzersiz yapanlarda, önerilenden daha fazla şeker ilacı kullananlarda ve özellikle yaşlı hastalarda hipoglisemi riski yüksektir.

    Kan şekeri düşünce acil önlem olarak 2 -3 adet kesme şeker ya da glikoz tablet almak gerekir. 1 bardak şekerli meyve suyu, bisküvi, meyve de tüketilebilir. Ancak çikolata gibi şeker dışında yağ içeren besinler kan şekerimiz düştüğünde kullanılmamalıdır. Çünkü bir besinin içeriğindeki yağ, o yiyeceğin içindeki şekerin emilmesini azaltır, engeller ve kan şekerini yükseltme hızını baskılar.

    15. İnsülin bağımlılık yapar mı?

    İnsülin bağımlılık yapmaz. Toplumda ‘İnsüline başlandığında bırakılamaz’ gibi bir düşünce var. Bu düşünce yanlıştır. Bazen enfeksiyonlarda, gebeliklerde veya operasyonlarda ihtiyaç olmasa bile o an için insülin kullanıldığı durumlar vardır. Bu durumlarda insülin kullanma gereksinimi ortadan kalktıktan sonra insülin tedavisi kesilip tekrar ağızdan alınan ilaçlar kullanılabilir. Ancak haplar artık yetersiz hale geldiyse yada hap kullanamayacak olan hastalarda insülin kullanım zorunluluğu vardır.

    16. İnsülin kullanan hastalar kilo alırlar mı?

    İnsülin tedavisi alan hastalar verilen diyete ve egzersize dikkat ederlerse kilo almaması gerekir. Ancak hasta diyetine dikkat etmiyorsa ya da ‘İnsülini biraz daha fazla yapayım, şu yiyeceklerden biraz daha fazla tüketeyim’ gibi düşüncelerle insülini kötüye kullanıyorsa bu durum kilo aldırabilir.

    17. Diyabetliler çocuk sahibi olabilir mi?

    Şeker hastaları gebelik düşünüyorlarsa gebelik öncesinde kan şekerinin kontrol altında olmalı ve haplar kesilerek insülin tedavisi uygulanmaladır. Kan şekeri uygun düzeylerde tutuluyorsa ve doğru tedavi yöntemleri uygulanırsa gebe kalma ve sağlıklı bir çocuk sahibi olmaları mümkündür.

    Ayrıca tüm gebeler gebelikte şeker hastalığı açısında taranmalı ve gebelikte diyabet gelişir ise şeker düzeyi takip edilmeli, gerekiyorsa insüline başlanmalıdır. Çünkü gebelerde şeker hapı kullanılmamaktadır

    18. Şeker hastaları spor yapabilir mi?

    Düzenli egzersiz, diyabet bakımının en önemli unsurlarındandır. Tek yapılması gereken spordan önce ve sonra, şeker ölçümü yaparak gerekirse bir ara öğün yenmesidir. Genel bilinen bir yanlış da sabah aç karnına spor yapmaktır. Açken spor yapmak hipoglisemi riskini artıracağı için genellikle tavsiye edilmez.

    19. Meyve suyu içmek yerine meyve tüketilmelidir?

    Şeker hastalarına meyvenin kendisini yemesi ve hatta temizlik şartlarına dikkat edilerek mümkün ise kabuklarıyla yemesi önerilir. Çünkü bir bardak meyve suyunu elde etmek için 2-3 adet meyve sıkmak gerekir. Normalde verilen meyve miktarı ise porsiyonda bir tanedir. Yani bu durumda hasta normalden fazla meyve yemiş olur. Bir başka sakıncası ise sıvı gıdaların çok hızlı emilmesidir. Bu emilim de kan şekerini hızla yükseltir.

    20. Diyabet cinsel hayatı etkiler mi?

    Kan şekeri kontrolünün iyi yapılmadığı uzun süreli şeker hastalarında diyabet cinsel hayatı olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle düzenli kontrol ve iyi kan şekeri ayarlanması gereklidir.

    21.Şeker hastaları oruç tutabilir mi?

    Ramazan ayında uzun süre aç kalınması ve sıvı alınmaması kan şekeri kontrolü bozulabilir. Oruç tutmak hastalarda hem ciddi kan şekeri düşüklüklerine hem de özellikle iftardan ve sahurdan sonra ciddi kan şekeri yükselmelerine neden olabileceği için oruç tutmaları sakıncalıdır. Bazı hafif diyabetik hastalarda ve özel durumlarda doktor ve hastanın birlikte karar vererek oruç tutmalarına izin verilebilir.

    22. Diyabetlilere tavsiyeleriniz nelerdir?

    Diyabetik hastalar hastalıklarıyla yaşamayı kabullenmeli ve öğrenmelidir. Hastalar diyabet ile iyi geçinmelidir. Düzenli uzman takibinde olmalıdır.

    Diyabetik olmayanlara tavsiyem şişman ve diyabetik olmamalarıdır.

  • Diyabetin ayak sesleri

    Diyabet, kan şekerinin yüksek olması ile kendindi gösteren karbonhidrat, protein ve yağ metabolizması bozukluğudur. Diyabet ani gelişen bir hastalık olmaktan çok sinsice ilerleyen bir hastalıktır.

    Diyabet, insülin hormonunun vücutta şekerin kullanımı üzerindeki etkilerine karşı direnç gelişmesi ile başlayan bir süreçtir. Bu sürecin ilerleyen aşamalarında insülin direnci daha fazla insülin üretmek suretiyle gidermeye çalışılır ve hastalar yüksek insülin düzeylerine maruz kalırlar.

    Diyabet gelişme sürecinin ilk dönemlerinde hastalarda özellikle karbohidratlı gıdalarla beslendiğinde yemekten sonraki erken dönemde şekerin yükselmesine bağlı olarak halsizlik, yorgunluk ve uyuklama şikâyeti oluşur. Yüksek insülin miktarı hastalarda yemekten sonraki ikinci saat ve sonrasında şeker düşüklüklerine yol açarak, halsizlik, yorgunluk, sinirlilik, ellerde titreme, çarpıntı, soğuk terleme, baş ağrısı ve görme bozukluklarına sebep olabilir. Bu hastaların gözü mutfakta olur ve hastalarda özellikle tatlı yeme düşkünlüğü gelişir.

    Kanda şekerin yükselmesine bağlı olarak böbreklerden atılan şeker beraberinde sıvı atılımını da arttırarak susama hissi ve ağız kuruluğuna yol açar. İdrar miktarının artması ve bununla ilişkili olarak vücuttaki sıvı kaybını karşılamak için daha fazla su içme ihitiyacı oluşur. Bunların yanında çabuk yorulma, görme bulanıklığı, kadınlarda genital bölge mantar enfeksiyonları gibi bulgular da görülür.

    Sadece açlık kan şekeri düzeyine bakmak gizli şeker hastalığını ve şeker hastalığı öncesi sorunları saptama konusunda yetersiz kalır. O yüzden bu hastalarda açlık kan şekeri yanında insülin düzeyi, şeker yükleme testi sonrasındaki 5 saat boyunca kan şekerinin izlenmesi gerekir. Buna bakılarak hastada diyabet varlığı, insülin direnci varlığı, gizli şeker varlığı ve reaktif hipoglisemi varlığı konusunda fikir sahibi olunarak uygun tedavi planlanması yapılabilir.

    Diyabet, insülin direnci, gizli şeker ve reaktif hipoglisemi gibi durumların hepsinde beslenme tarzının düzenlenmesi, günlük enerji alımının azaltılması, karbohidratların azaltılması, porsiyonların küçültülmesi ve sık sık beslenme önerilmelidir. Hastaların haftada en az 3 kez 45 dakika düzenli fiziksel aktivite yapmaları teşvik edilmelidir. Sadece bu şekilde yaşam tarzının değişmesi bile bu hastaların çok büyük bir kısmında sorunu çözecektir.

  • Obezite ve insülin direnci

    Tanım olarak obezite vücudun yağ oranındaki artıştır. Her ne kadar obezite tanım ve sınıflamasında vücut kitle indeksi (VKİ) (boy ve vücut ağrılığı kullanılarak hesaplanan bir değerdir. Vücut ağırlığının kg olarak, boya m2 cinsinden bölünmesi ile elde edilir. Bu değer 30 kg/m2 ise obezite olarak kabul edildir) kullanılıyor olsa da, nadiren bu değerle bazı kişilere yanlışlıkla obezite tanısı konulabilir (ağırlığın büyük kısmı kas olabilir, örneğin; sporcular). Ancak genellikle sahip olunan fazla kilolar yağ formunda olduğundan, bazı özel koşular haricinde VKİ halen en geçerli ve yaygın kullanılan obezite tanımlama ve sınıflama aracıdır. Vücutta biriken bu aşırı yağ, özellikle karın içi organlarda ve çevresinde depolanmaktadır. Bu bölgede depolanan yağ dokunun en önemli özelliği bazı hormon ve faktörleri salgılayabilecek kapasitede olmasıdır. Bu faktör ve hormonlar iştah kontrolü, metabolik hız, insülinin etkisini göstermesi (başlıca etki şekerin vücut tarafından kullanılmasını sağlamaktır) ve sistemik yangı (iltihap, inflamasyon) üzerine etki eder. Bu yolla da uzun dönemde kanser, Tip 2 Diabetes Mellitus, kalp ve damar hastalıkları, hipertansiyon ve hiperlipidemi gibi ciddi sorunların gelişiminde rol oynar. Obezite vücuttaki yağ doku fazlalığı olduğundan ve yağ doku da hormon yapan bir endokrin organ (salgı bezi) olarak kabul edildiğinden, endokrinolojik bir hastalık olarak kabul edilmektedir.

    İnsülin direnci, kabaca salgılanan insülinin hücre üzerinde etkisini gösterememesidir. İnsülin direnci, alınan fazla kalorilerin, karın içinde yağ olarak depolanması ve bu yağ dokudan salınan hormon ve faktörlerin etkisi ile ortaya çıkan bir durumdur, yani obezitenin sonucudur. Çok nadiren ailesel özellikte insülin direnci de görülebilir. İnsülin direncinde insülinden beklediğimiz normal etkilerin ortaya çıkması için daha fazla insülin gerekir. Bu fazla insülini salgılamak için, en kaba tabiriyle kan şekerini ayarlamak için pankreas daha fazla insülin salgılamak, daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu da kanda insülin düzeylerinin yükselmesine neden olur. Ancak insülinin şekeri hücre içine sokmak dışında büyüme ve hücre çoğalması ile ilişkili olaylarda da etkisi vardır. Bu etkileri göstermede ise bir direnç söz konusu değildir. Bundan dolayı insülin direnci olan bireyin vücudunda, yüksek insülin düzeyleri ile bu olaylar abartılı olarak sürdürülmüş olur. İşte bu abartılı yollar da kanser, damar sertliği, kadınlarda kısırlık, tüylenme ve yumurtlama bozuklukları gibi hastalıkların gelişmesine neden olabilir. Önceden de bahsettiğimiz gibi insülin direnci sıklıkla bir neden değil, bir sonuçtur. Kısacası kazanılan fazla yağ dokunun bir sonucudur ve bu fazla yağ dokunun kontrollü olarak azaltılması ile düzelebilir bir durumdur.

  • Şeker hastalığı nedir? Nasıl teşhis edilir?

    Diyabet (Şeker Hastalığı) insülin hormonunun eksikliği veya etkisizliği sonucu oluşan, ömür boyu süren bir hastalıktır.2 tipi bulunmaktadır. Tip 1 diyabet, genetik olarak yatkın kişilerde vücudu virüslere ve bakterilere karşı koruyan doğal savunma sisteminin, pankreasta insülin yapan hücreleri tahrip etmeye başlaması ile oluşur. Tip 2 diyabet şeklinde vücutta yeterli insülin hormonu olduğu halde insüline karşı hücre düzeyinde etkisizlik vardır.

    Şeker hastalığında teşhis için bazı yöntemler vardır. En sık kullanılanı çok su içme, sık idrara çıkma, çok yeme şikayeti olan bir hastada herhangi bir anda bakılan kan şekeri düzeyinin >200 mg/dl üzerinde olması veya 8 saatlik açlık sonrası kan şekeri düzeyinin >126 mg/dl çıkması durumunda şeker hastalığından sözedilir. Kan şeker düzeyinin 100-125 arası olduğu bazı durumlarda şeker teşhisi için şeker yüklemesi yapmak gerekebilir. Son dönemde kan şekerinin 3 aylık ortalaması gösteren HbA1C değeri ile de şeker tanısı konulabilmektedir.

    Tip 1 diyabetli hastalar yaşam boyu insülin kullanmak zorundadırlar. Tip 2 diyabetli hastalar ise diyet, egzersiz ve ağızdan alınan ilaçlarla tedavi edilebilir. Tip 2 şeker hastalığında hastanın şekeri ağızdan alınan ilaçlarla tedavi edilemiyorsa insülin verilebilir. Kilosu aşırı olan şeker hastalarına bazen cerrahi tedavi de gerekebilmektedir.

    Yard.Doç.Dr.Fevzi Balkan

    Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı