Etiket: İnsanlar

  • Depresyon

    Depresyon

    Geçmiş yıllardaki depresyon vakalarının istatistiksel verilerine bir göz atarsanız tedirgin edici bir artışın olduğunu fark edersiniz. Depresyon vakaları 2005’ten bu yana artış göstermekte; hem de her geçen yıl katlanarak. Bu şekilde devam ederse dünyadaki her insanın hayatında en az bir kez depresyon ya da anksiyete bozukluğu yaşayacağı öngörülebilir. Bu hiç de iyi bir haber değil. Bu artışın sebebi ile ilgili olarak birçok kuram öne sürülmesine rağmen uzmanlar arasında fikir ayrılıkları devam etmekte. Hatta bazı otoriteler bu sonuçların günümüzde depresyonun daha kolay tespit edilebilmesinden kaynaklı olduğunu ve önceden bu rahatsızlığın tespiti daha zorken sayının da buna bağlı olarak daha az göründüğünü savunmaktalar. Bazı otoriteler ise kültürel değişimin eseri olduğu konusunda uzlaşmakta. Peki, neler oluyor? Gerçekte bu artışın sebebi nedir?

    İnternet
    İnternet kullanımının yaygınlaşması hayatımızı kolaylaştırmasının yanı sıra ne yazık ki insanlarda aynı zamanda birçok psikolojik probleme de gebe oldu. İnternet bağımlılık yapar. İnternette yapılan mesajlaşmalar ve oynanan oyunlar esnasında elde edilen ödüllendirilme hissi beyinde dopamin dediğimiz mutluluk hormonunun salgılanmasına sebep olur. Dopamin salgılatan çoğu madde (sigara, alkol, çikolata vb.) ya da aktivite genellikle bağımlılık yapar. Dolayısıyla kimyası değişen beynin depresyona yakalanma riski de artmış olur. İnternet ayrıca kendimize vakit ayırmamıza ve dinlenmemize de engel olur. Birçoğumuz işten eve geldiğimizde rahatlamak ve dinlenmek yerine genellikle bilgisayarımıza ya da telefonumuza yöneliriz. Gün içerisinde yorulan beyin duygu ve düşüncelerini organize etmek ya da gün içerisinde yaşanan olayları sentezlemek adına dinlenmeye ihtiyaç duyar. Beynimize bunu yapmasına izin vermediğimiz takdirde ise depresyona davetiye çıkarmış oluruz. İnternetin bir diğer olumsuz tarafı ise bize standardize edilmiş bir mükemmellik olgusu aşılamasıdır. Sosyal medyada gördüğümüz yüksek hayat standartlarına sahip insanların paylaşımları kendi hayat kalitemizi sorgulamamıza sebep olur. Bu da dolaylı ya da direkt olarak memnuniyetsizlik duyguları yaşamamıza sebep olur. Bu durum da beraberinde depresyonu getirebilmektedir.

    Kentselleşme Ve Yaşam Biçimi
    Temiz hava ve dışarıda geçirilen zamanın akıl sağlığımıza olan olumlu etkileri tartışılmaz. Kentselleşmenin bir olumsuz tarafı da insanların doğa ile temasını koparmasıdır. Bu durum insanların rahatlamalarına ve daha sağlıklı bir şekilde yaşamalarına engel olup depresyona yakalanma riskini arttırmaktadır. Kentselleşme beraberinde yalnızlığı ve yabancılaşmayı da getirmektedir. İnsanlar birlerinden uzaklaşmakta bu durum sıkıntılara sebep olmaktadır. Stres de yine kentselleşmenin bir başka olumsuz sonucudur. Trafik, yüksek suç oranları, gürültü ve hayatın koşuşturması gibi etkenler de depresyonun artışına katkıda bulunmaktadır. Her ne kadar günümüz çok yoğun gibi görünse de birçoğumuz masa başı işlerde çalışmakta ya da türlü sebeplerle yeterince hareket etmemekteyiz. Bunun üstüne bir de hazır ve genetiği değiştirilmiş gıdalar ile yapılan sağlıksız beslenme alışkanlıklarını eklersek kalp ve beyin sağlığımız ciddi anlamda zarar görür. Kalp sağlığımız etkilendiğinde beynin ihtiyacı olan oksijen yeterince pompalanmaz. Sağlıksız beslenme aynı zamanda beynin ihtiyacı olan vitamin ve minerallerin yoksunluğuna sebep olur. Tüm bu faktörler beynimizin kimyasını bozarak bizi depresyona açık hale getirir.

    Olumlu Sonuç
    Gidişat çok olumsuz gibi görünse de olumlu olan bir şey var. Uzmanlar her geçen gün depresyonun tanı, teşhis ve tedavisine yönelik birçok yöntem geliştirmektedir. Ayrıca artık günümüzde depresyonun tedavisine yönelik çalışan birçok uzman psikolog ve psikiyatrist bulunmaktadır. Dolayısıyla akıl sağlığımızı korumak ve düzeltmek adına hizmet almamız oldukça kolay hale gelmiştir. Kişiler depresyona sebep olan faktörlerin neler olduğu konusunda bilinçlendikçe hayat şartlarını bu faktörlere göre yönlendirip depresyona yakalanma risklerini düşürmektedirler. 

  • Sosyal Medya İletişimimizi Nasıl Etkiliyor?

    Sosyal Medya İletişimimizi Nasıl Etkiliyor?

    İletişim bilindiği üzere göndericiden alıcıya doğru bilgi, duygu ve düşüncenin paylaşımı olarak bilinen bir süreçtir. İletişim sayesinde insanlar çevresinde meydana gelen olaylardan haberdar olurlar.

    Son yıllarda teknolojik gelişmeler sayesinde insanlar sosyal medya ortamlarını daha fazla kullanmaya başlamışlardır. Sosyal medya bireylerin çevresiyle kurduğu yeni iletişim teknolojilerinden birisidir.

    İnternetin etkin şekilde kullanılmasıyla çeşitli araçlarla gerçekleştirilen (bilgisayar, telefon) iletişim, sanal iletişimdir. Bu araçları iletişimde kolay ve rahat bir şekilde kısa sürede yanıt almak ve birçok ağın birbiriyle birleşimi sonucu evrensel iletişimin oluşması için kullanırız. Bu şekilde sosyal medya her yaştan ve her kültürden insanların talep ve ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Bu sayede insanlar arasındaki engellerde kaybolmaya başlamıştır. Kişiler artık sosyal medyada fikirlerini paylaşmakta ve bu fikirleri tartışabilmektedir. Yeni fikirler ortaya koyarak, kişisel bilgilerini paylaşabilmekte, alışveriş yapabilmekte, fotoğraf ve video yükleyebilmekte ve iş bulup iş imkanı sunabilmektedir. Kısaca gerçek hayatı sanal ortamda yaşayabilmektedirler.

    Bu şekilde sosyal medya kullanımıyla yeni iletişim kalıpları oluşmaktadır. Teknolojinin hızla gelişmesi ile birlikte toplumun kültürel özellikleri de değişebilmektedir. Sosyal medyada sosyal kimlikten bağımsız bir iletişim vardır. Yani genelde insanlar kendi eğitim durumlarında, gelir seviyesine uygun çevresindeki insanlarla iletişim kurar. Fakat sosyal medyada ekonomik durum, eğitim seviyesi, dil, din ayrımı olmaksızın iletişim kurulur. Farklı düşüncedeki birçok insan bir araya gelerek tartışma ortamı oluşturabilir. Facebook, instagram, twitter gibi çeşitli ağlar ve bloglar sayesinde bilgi alışverişi eskiye oranla daha hızlı olmaktadır. İnternet ortamında genelde konuşma yerine yazı dili kullanılmaktadır. Bu da sanal ortamda farklı bir iletişim tarzı meydana getirmiştir diyebiliriz.

    Sosyal medyanın tüm bu iletişimi kolaylaştıran olumlu taraflarının yanı sıra internet kullanımı sırasında kişinin karşı karşıya kalabileceği tehlikeler ve tehditler de vardır. Farkında olmadan suç örgütleri ve kötü niyetli insanlar haberleşme yapabilmekte, şiddet, öfke, düşmanlık, pornografik öğeler ve yasa dışı içerik ile karşı karşıya kalınabilir. İnternetin çok hızlı gelişmesi denetimden uzak olmasına neden olur.

    Sosyal medya ruh sağlığımızı da önemli ölçüde etkilemektedir. Artık bireyler sosyalleşmek için buluşup birlikte vakit geçirmek yerine sosyal medyada sohbet etmeyi tercih ediyor. Bu sanal gerçeklik kişilere sınırsız özgürlük alanı sunarken aynı zamanda kişilerin kendilerini, duygularını ifade etmelerini ve ilişkilerini en aza indirgemesine neden oluyor.

    Gerçeklik ve sanal gerçeklik arasındaki sınırları çizemezsek bu kimlik bunalımına ve depresyona da yol açar. Sosyal medyada geçirdiğimiz zamanı kontrol ederek, bu alışkanlığın bağımlılığa dönüşmemesine dikkat etmeliyiz.

  • Bana İyi Gelen Biri

    Bana İyi Gelen Biri

    Aslında kimse için iyi veya kötü diyemem ! Sadece kimi insanlar vardır çıkarları çerçevesinde aynen öyle davranırlar. Bu yüzden onlara sen kötüsün dememiz ne kadar insancıl olur. Doğrusunu söylemek gerekirse aslında kimileri vardır, -Bana çok iyi geldin- diyebileceğimiz nadir insanlardır. Aslında tam da bunu dile getirmek istiyorum. Unutmayın ! Arzu ve isteklerimiz yerine gelmediği zaman o kişi dünyanın en kötü insanı değildir. – Bana -iyi gelmiyorsun- demeyi bilmemiz gereklidir. Buradan gerçekten bir mesaj vermek istiyorum herkese. Sizler kabul etseniz de etmeseniz de fikirler,düşünceler değişebilir. Hatta hatta alışkanlıklarımızın yerini – bunu asla yap(a)mam – dediğimiz zamanlarda gelebilirbir 

    Bir diğer konuda  arkadaşlarımız ya da dostlarımızın buna şaşırarak bakması bugünlerde kafamda bir alay konusu olmaya başladı. Neden mi peki ? İnsan sürekli seven aşık olan ya da değişen bir varlıktır. Aslında insanı insan yapan da bu dur. Bu bir sitem yazısı olmasın o halde. Daha normal bir duruma çevirmek adına şöyle örnek verelim. Tercihini Sarı saçlı kumral kadınlardan kullanan birinin zamanla gülüşünden dolayı esmer kıvırcık saçlılara doğru yöneltmesi kadar normal bir durum . Neden peki tercihlerimiz ya da seçimlerimiz bizim bu kadar sabit olması gerektiğini söylüyorlar. Kim bilir belki de iç sesimiz konuşuyordur.Uzun zaman önce bir arkadaşımız anlatıyor : Daha önce her şeyiyle mükemmel giden bir ilişkimin 2. Ayında fark ettim bunu. Kendisi çok bakımlı ve bilinçli biri. Geziyoruz , vakit geçiriyoruz her şey on numara beş yıldız. Daha sonra fark ettim ki aslında ben bu kişiye aşık olamıyorum. Sadece aşık olduğumu zannediyorum.Fikirlerimiz,düşüncelerimiz iyi hoş beni anlıyor beni seviyor hatta hatta değer verip daha önceki insanlara yapmadıklarını da yapıyor. Bundan eminim çünkü çocukluk arkadışımdı kendisi. Neden bitti diye sormadım açıkcası . Şaşırdı zaten. Direkmen söyledim. Bu kişiyle iyi ki daha fazla vakit geçirmedin çünkü sen bu seferde neden ben aşık olamıyorum diyecektin o kesinlikle kötü biri değil. Dedim. Hafifçe gülümsedi ve kahvesini yudumlamaya devam etti. 

    Aslında burada da demek istediğim şudur: 

    Hiç kimse iyi veya kötü değildir.

    Sadece bana iyi gelen insan vardır. Zaten o kişiler her zaman bulunmazlar. Alacakaranlıktaki gibi gecenin belirli saatlerinde gelir ve yaramıza merhem olur giderler. Peki sana iyi gelmeyen kişiler ne yaparlar ?  Bu tarz insanları da yargılamamak onlara size iyi gelmeleri için vakit vermekte bence bir yol olabilir. Dediğim gibi kötü insanlar demiyoruz kesinlikle. Sadece bana iyi gelmedin diyoruz. Çünkü bize iyi gelmeyen, bir başkasına iyi gelebilir. O halde bir taktik verelim. Bize iyi gelen bireylerin yanındaki bireyler de bize zamanla iyi gelmeye başlayabilir. Bir tür çekim gibi düşünelim. Dostumun dostu benimde dostumdur.

  • İyi Hissetmek Bir Seçimdir

    İyi Hissetmek Bir Seçimdir

    Kariyer, başarılı evlilik, eğitim, bir şeyler satın almak, tatile çıkmak ve daha bir çok şey kendimizi “iyi hissetmek” için hayalini kurduğumuz şeyler. İyi bir kariyere sahip olursanız, kendi standartlarınıza göre dört dörtlük bir eş bulur ve yine ondan dört dörtlük çocuklara sahip olursanız, o harika arabayı satın alırsanız ve üstüne bir de işyerinde düzenli terfi aldığınızda…. HAYIR! Maalesef ne yapılan araştırmalar, ne de yaşamsal deneyimler bunu doğruluyor! Satın aldıklarınızla ya da mükemmele ulaşma hayallerinizin gerçekleşmesi ile iyi hissedebileceğinizi düşünüyorsanız; mutsuzluğunuzun sebebi sizin yarattığınız bu illüzyon.

    <

    Yapılan araştırmalar insana iyi hissettiren yani insanı mutlu eden şeylerin başında “seks” i sıralıyor. Tabi ki doğanın devamı için gerekli olan üreme davranışı tam ve gerçek anlamda ve insana uyarlanmış hali ile yaşanırsa, yani içerisinde romantizm, fantezi, samimiyet, kendi bedenini olduğu gibi kabullenme ve partnerinle uyumlu olma gibi gereklilikleri yerine getirirse kişiyi gerçekten mutlu edebilir. Bunları yerine getirmeyen seks ise insanı mutsuz edebilir ki iyi haber bu noktadaki çiftlerin sahip olduğu cinsel fonksiyon bozukluklarını cinsel terapiyle tedavi edebiliyoruz.

    İnsanları iyi hissettiren davranışlarda kinci sırada ise; insanlarla sohbet etmek geliyor, yani iletişim kurmak. Anlatmak, dinlenmek, dinlemek, fikir almak ve en önemlisi onay almak. Doğduğumuz andan itibaren “onaylanmak” psikolojimiz ve nasıl hissettiğimiz üzerinde önemli bir söz sahibi. Çocukken etrafımızda olan ve bizi onaylaması gereken kişiler yakın çevremizdedir ; yani kontrolümüz ve seçimimiz dışındaki ailemiz, öğretmenlerimiz ve arkadaşlarımızdır. Bu çevrede sürekli eleştiren ve onaylamakla ilgili meselesi olan insanlara sahipsek o çocukluktan epey yaralı çıkabiliyoruz. Ama her çocukluğun bir çıkışı var neyse ki. Yetişkin olmaya başladığınız noktada sizi çocukken eleştiren ve bizi beğenmeyen insanlardan dolayı hissettiğiniz değersizlik duygularına tekrar bir göz atıp kendinizle barışırken, çevrenizdeki yetişkinlerin onay vermeme halinin onların kendileriyle ilgili bir mesele olduğunu fark ederek hafiflemeyi seçmeliyiz.

    İYİ HİSSETTİREN İNSANLAR BİRİKTİRİN!

    Herkesin çevresinde olumlu ve olumsuz insanlar vardır. Yani her duruma karşı olumsuz yaklaşan insanlar olduğu gibi olaylara pozitif bakarak insana kendini iyi hissettiren, felaketleştirme yerine çözüm odaklı yorumlar yapan kişiler de vardır. Kendinizi kötü hissettiğiniz anlarda size iyi gelen bir kişiyle konuşun. Tercihen yüz yüze gerçekleşecek bu konuşmada kontrolünüz dışında gelişen olumsuz bir gidişat olursa ise konuşmayı kısa kesip bitirin ve şansınızı başka biriyle deneyin.

    ESNEME HAREKETLERİ İLE HAYATINIZI ESNETİN.

    İnsanın zihinsel süreçlerine bedeni, bedensel süreçlerine zihni eşlik eder. Yani zihin olarak gergin ve stresliyken bedenimizde gergin ve streslidir. Bu yüzden bu döngüyü bedenle kırmak yine iyi hissetme önerilerim arasında.

    Uzun süre masa başı bir işte çalışmak, ya da sınıfta hareketsiz ders dinlemek uykunuzun gelmesi, kendinizi mutsuz hissetmeniz gibi zihinsel semptomlara sebep olabilir. Böyle durumlarda ellerinizi havaya kaldırıp avuçlarınızı açıp kapattığınızda bile serotonin yani mutluluk hormonu salgılama oranınız epey artar. Mümkünse yerinizde ayağa kalkıp esnerseniz sonuç daha iyi olacaktır.

    MEDİTASYON EN GÜZEL TERAPİ

    Meditasyon bilinenin aksine hiçbir şey düşünmemeye çalışmak değil, zihni izlemeye, kendini gözlemlemeye çalışmaktır. Özel ritüelleri hiç önemli değildir. Oturarak, yatarak, öğlen arasında kısacası her zaman yapabileceğiniz kendinizi gözlemlemek adına bir moladır. Birkaç dakikalığına zihninizi yönlendirmeden akışına bırakmak ve bu durumda neye ne tepki verdiğini izlemektir. Böylece kendinizi, duyularınızı, tolerans geliştirdiğiniz ve geliştiremediğiniz şeyleri tanırsınız. 

    Ve güzel haber bunu 5 yaşında da 85 yaşında da yapabilirsiniz. Yapılan araştırmalarla, düzenli meditasyon yapan kişilerin zihinlerinin daha iyi çalıştığı, zorluklarla daha iyi mücadele ettiği, daha sağlıklı olduğu gibi bir çok sonuca ulaşılmıştır.

    Meditasyon+Esneme=Yoga

    Meditasyonla zihninizi izlerken bir yandan belli esneme hareketleri yapmanız durumunda yaptığınız şeye “yoga” deniyor. Bedeninizin kapasitesine uygun esneme adımlarıyla bir süre zihninizi akışına bırakmak hem bedeniniz hem de zihniniz tarafından şükranla karşılanacaktır.

    HEDİYE VERİN, SÜRPRİZ YAPIN…

    İnsan diğer canlılarla birlikte anlamlı ve tamdır. İnsanı mutlu eden şeylerin başında ise yine diğerleriyle sağlıklı sosyalleşme hali gelmektedir. Bir insanın elindeki parayla kendine bir şey alması ile bir başkasına bir şey alması arasındaki mutluluk düellosunda ise başkasına bir şey vermealma davranışının açık ara önde olduğu görülmüştür. Yani insanlar birine yardım ettiğinde, ya da sevdiği birine hediye aldığında daha çok mutlu olmaktadır. Bu sebeple küçük büyük farketmez, hediyeleşmek mutlu eder diyebiliriz.

    SAĞLIKLI BİR EVLİLİK MUTLULUK SEBEBİ

    Onay almanın insan hayatındaki öneminde uzun uzun bahsettik. Evlendiğimizde en azından bir kişi bizi onaylamış oluyor. Bu onayın her gün düzenli gelmesi de insanın stabil mutluluğuna katkıda bulunuyor. Ancak burada altını çizmek gerekir ki mutlu bir evlilik insan hayatını ne kadar olumlu etkiliyorsa mutsuz bir evlilik de o kadar olumsuz etkileme gücüne sahip. Bu yüzden evli çiftlerin evlilik problemlerini önemsemeleri, gerekirse destek almaktan çekinmemeleri çok önemlidir.

    Hepinize mutlu olmak için bahaneler yarattığınız güzel günler diliyorum.

  • Empatik Stres

    Empatik Stres

    Üzüm üzüme baka baka kararır.

    Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.

    Körle yatan şaşı kalkar.

    Eminim aklınıza daha nice benzer söylemler gelmiştir. Bunların doğru olduğunu az çok hepimiz hayatımızda tecrübe etmişizdir. Peki ama bunun mekanizması ne, neden böyle oluyor? Empati, yani kendimizi karşımızdakinin yerine koyma, hiçbir zaman olumsuzluk çağrıştırmaz ve herkes tarafından tavsiye edilir. Empatinin zararsız olduğu ve insani olduğu mesajı o kadar vurgulandı ki insanlar hiç farkında olmadan empatiden zarar görmeye başladılar. Bu zarardan korunmak adına ustaca kaçış teknikleri geliştirmeye başladılar. Örneklerle açıklamak çok daha kolay:

    – Valla ben artık haberlere bakmıyorum, bakınca içim kararıyor inan.

    – Pikniğe gidelim mi? Ahmet gelmesin ama adama kanım hiç ısınmadı, adam çok karamsar.

    – Abi dilenciler bizden zengin, acımayın şunlara hiçbir şey vermeyin.

    İnsanlar olumsuz haberlerden, kişilerden, acınacak haldeki insanlardan uzak durmak için ellerinden geleni yapmaya başladılar. Bunun başlıca nedeni karşı koyamadıkları acıma hissi ve bu hissin uyandırdığı kötü duygular yani stres. Bu savaşın kaybedilmesinde en çok emeği geçen kim sorusuna gelelim.

    AYNA NÖRONLAR.

    Ayna nöronlar, birey bir hareket yaptığında veya aynı hareketi yapan birini izlediğinde harekete geçen sinir hücreleri diyebiliriz. Yani trafik kazasında ölen annesinin başında ağlayan çocuk haberinin bizleri bu kadar çok üzmesinin başlıca nedeni de ayna nöronlar. Sadece duyguları konuşmak yanlış olur çünkü ayna nöronların diğer bir işlevi de taklit etmek. Yeni iş ortamınız çok mu gergin? Sizin de mizacınızda değişimler yakın demektir. Dostunuz çok mu karamsar? Geçirdiğiniz vakte bağlı olarak sizin de karamsar olmaya başlamanız an meselesi. Karamsar ya da öfkeli biri olmayı istemeyebilirsiniz ama bu hiç önemli değil çünkü beynin yasaları farklı işler.

    Beyin der ki:

    – Süreklilik varsa (aynı işyeri/ aynı arkadaş)

    – Yoğunluk fazlaysa (her kes öfkeli/ hep aynı arkadaşla gezme)            

    – Yeterli zaman verildiyse (en az altı ay) DEĞİŞİRİM.   

    Kimi insanlarda bu değişim ( ister duygu ister davranış düzeyinde) bazen günlük hayatı etkileyecek veya onlara farklı bir kimlik kazandıracak kadar yoğun oluyor. Pek duyulan bir kavram olmadığını biliyorum, EMPATLAR. Karşınızdakinin yalan söylediğini hemen anlar mısınız? Hiç tanımadığınız insanlar bile size dertlerini anlatır mı? Hayal kurmayı çok sever misiniz?

    Öneriler: (Çözüm adına beynin yasalarından faydalanalım.) 

    1- Sürekliliğe karşı koyun. Bir ömür aynı işyerinde kalmayın.

    2- Yoğunluktan uzak durun. Çok karamsar tiplerden uzak durun.     

     3- Kendinize zaman tanıyın. Değişim zaman ister.       

     4- Canınızı sıkan bir olay veya duygudan hemen sonra keyif aldığınız bir şey yapın. Hiç istemeseniz de yapın. Ayna nöronlarının özellikle komedi filmleri ile arası iyidir.    

  • Narsisizm

    Narsisizm

    Narsisizm kibirlilik kendini beğenmişlik azamet gösterişlilik ve benmerkezcilik olarak da isimlendirebiliriz.

    Narsisizmin ana özelliği benlik hakkında aşırı olumlu ve abartılı bir kanıya sahip olmaktır. Yüksek seviyede narsist insanlar toplumsal statü, güzel görünüm, zeka ve yaratıcılıkta başkalarından çok daha iyi oldukları inancındadırlar. Ama bu doğru değildir bu sadece onların bir yanılsamasıdır. Nesnel olarak yapılan ölçümlere göre de kabiliyet ve zekaları diğer herkes gibidir. Bununla birlikte narsistler kendilerini temelde diğer insanlardan üstün olarak görürler. Onlar çok özeldir her şeye hakları vardır ve eşsizdirler. Tipik bir narsist ile yalnızca özsaygısı yüksek olan insanlar arasında ki fark şudur ki özsaygısı yüksek olan kişi ilişkilere ve insanlara değer verir narsist bir kişi ise başka insanlarla duygusal açıdan sıcak ilgili ve sevgi dolu yakın bir ilişki kurmaktan yoksundur. Narsist insanlar özünde dengesiz bir kişilik, gösterişli şişirilmiş bir benlik bilinci ile başkalarıyla derin ilişkiler kurabilme duygularından yoksundur.

    Narsistler başkalarından daha zeki daha iyi görünümlü ve daha önemli olduklarını ama daha ahlaklı daha ilgili ve daha sevecen olmanın şart olmadığını düşünürler. Dünyadaki en nazik en düşünceli insan olmakla övünmezler ama başarıları ya da seksi oldukları ile gururlanabilirler. Narsisizm hakkındaki mevcut bilgilerin çoğunun temelinde narsistlerin içten içe düşük özsaygılı olduğu yanılgısı yaygındır.  Oysa ki narsisizm düşük özsaygı ya da kendinden derinden nefret etmek ile ilgili değildir. Narsisizm başkaları ile yakınlığa ve duygusal samimiyete karşı nötrden olumsuza doğru giden bir tutumla birlikte bireysel başarı alanlarında kendine güvenle ilgisi vardır.

    Narsistler eleştirileri kaldırmakta ve hatalarından ders almakta oldukça kötüdürler. Ayrıca kusurları için kendileri hariç herkesi ve her şeyi suçlamayı severler.  İkinci olarak kendilerini geliştirmek için gereken motivasyondan da yoksundurlar. Çünkü bunu çoktan başardıklarını inanırlar. Zaten yetenekli doğduysanız çalışıp didinmeye ne  gerek var ki anlayışı hakimdir. Ancak tek başına özgüven iyi bir performans getirmeyebilir. Narsisizm, hayali başarılar için büyük bir yardımcıdır ancak gerçek başarılar için bu durum geçerli değildir.

    Ayrıca narsistler sosyal medyada, sosyal paylaşım sitelerinde çok aktif olmalarının yanı sıra bu alanda çok da başarılıdırlar. Bu sitelerin yapısına baktığımızda  da narsisitlerin kendini tanıtma gururlarını okşayan fotoğraflarını seçme ve paylaşma en çok arkadaşa sahip olmak gibi beceriler bu siteler tarafından ödüllendirilmesi narsisitlerin narsisizm duygularının da daha yukarı boyutta yaşamalarına da neden olur.  

    Narsisitler başka insanlarla geçinmekte çoğunlukla sorun yaşarlar. Sosyal medyada birileri ile arkadaş olmak, o kişilerle derin ve duygusal açıdan yakın bir ilişki içerisine girdiğiniz anlamına gelmez ki sosyal medya arkadaşlıkları yüzeysel ve çok da samimi olmayan ilişkilerdir. Narsistler için sosyal medya arkadaşlıkları kaç kişinin kendisini takip ettiğini ve kendisini tanıdığını söyleme ihtiyacının bir tezahürüdür.  Daha çok sayıda arkadaşa sahip olmak bir statü ve beğenilme sembolüdür. Sosyal medyada yalnızca beş arkadaşınızın olması utanç vericidir oysa ki gerçek hayatta yakın olduğumuz beş kişinin olması çok şanslı biri olduğumuzun göstergesidir.

    Narsisitler kendilerinin çok çekici güzel ve yakışıklı olduklarına inanırlar bu da bize bildiğimiz Yunan efsanesini doğrular niteliktedir. Narsisitler için güzel görünmek dikkat çekmenin  statü ve popüleriteyi elde etmenin, kusursuz beyaz dişlere ,muhteşem saçlara, yeni bir spor arabaya, çekici bir sevgiliye sahip olmak hep aynı psikolojik işleve yani başkalarına karşı daha havalı daha popüler ya da çok daha önemli olduğunuzu inandırmaya hizmet ediyor

             Sağlıklı bir insanda var olan kendini sevmek ve kabullenmek duygusu narsist bir insanda abartılı bir sevgi ve kendini yüceltme olarak gözlemlenir. Kendinizi seviyorsanız başkalarını da seversiniz dolayısıyla saldırgan olmazsınız düşüncesi yaygındır. Ancak bu durum narsistler  için geçerli değildir onlar tam anlamıyla saldırgandırlar kendilerini çok sevdiklerinden onların ihtiyaçları herşeyin ve herkesin ihtiyaçlarından öncelikli olarak görürler. Başkalarının kederleri ile empati kuramazlar ve genellikle hak ettikleri saygıyı görmediklerini düşündükleri için de saldırgan tavırlar sergilerler.  

                 Narsistlerden uzak durmak ya da onları idare etmek ile onları değiştirmeye çalışmak farklı şeylerdir. Narsistler çok nadir değişirler, özellikle de ilişkilerde. Fakat ara sıra birini değiştirmeye çalışmak da bir seçenek olabilir. Müthiş bir satış elemanı olan ancak ekip çalışmasında sıkıntı yaşayan bir çalışanınız ya da çok iyi maddi imkanları olan ama sıcaklık ve sevecenlik göstermeyen bir eşiniz olabilir. Burada narsist bir kişinin şişirilmiş benlik algısına meydan okumayın ancak bunun yerine narsist biri kişilikte ki erdem şefkat ve inceliği teşvik etmeyi deneyin. Bu yöntem bir tehdit olarak algılanmayacaktır ve narsisit kişinin davranışlarını olumlu yönde değiştirme potansiyelini belki açığa çıkaracaktır.

  • Duygusal Şiddetin Ne Olduğunu Biliyor Musunuz?

    Duygusal Şiddetin Ne Olduğunu Biliyor Musunuz?

    Romantik ilişki nedir? Sınırları nelerdir? Hangi durumda bir ilişki, ilişki olmaktan çıkıp baskı ve şiddete döner? Daha önce bu soruların cevabını düşünmediyseniz, bir düşünün lütfen. Ülkemizde biriyle romantik bir ilişki içinde olmak, flört, nişanlılık, evlilik vs, iki kişinin tek vücut olması, elmanın iki yarısı gibi tanımlanır. Hâlbuki romantik ilişki dediğimiz ilişki biçimi iki insanın, birey olarak bireyselliklerini kaybetmeden ortak bir alanda ilerlemelidir. Yani tek vücut olmak değil, kesişen kümeler halinde hayatı paylaşmaktır. Partnerlerin kendi bireysel yaşamları devam ederken, ortak bir alanda buluşmalarıdır. Unutmayalım ki bir ilişkinin üç temeli vardır; güven, sevgi ve saygı. İki kümenin kesişim noktasında mutlu bir ilişki için bu üçü aynı anda var olmalıdır.

    Peki yoksa?

    İnsanlara bir ilişkiyi ayakta ne tutar diye sorduğunuzda, verecekleri cevap sevgi olacaktır. Ancak bir ilişkinin en önemli temellerinden biri de güvendir. İlişkideki birçok problem de sevgi eksikliğinden değil, güven eksikliğinden ortaya çıkar. Bu da saygının olmamasıyla birleşince çoğu ilişki partnerlerden birinin diğerine duygusal şiddet uygulamasıyla sonuçlanır. Nedir bu duygusal şiddet?

    Öncellikle, duygusal şiddet partnerinize bağırmanız, onunla ayrılmak istemeniz, kavga etmeniz değildir. Herkes öfkelenebilir ve her zaman sabitliğini koruyamaz. Duygusal şiddet, belli bir süreç boyunca devam eden, karşındakini kontrol etmeye çabası içeren her türlü aşağılama, tehdit, korkutma davranışıdır. Bu davranışlar beraberinde, güvensizlik ve suçluluk hissini, özgüven eksikliğini getirir. Bahsi geçen kontrol etme davranışları içinde telefon karıştırmak, takip etmek, mutsuzluk için karşındakini suçlamayı sayabiliriz.

    Duygusal şiddet de fiziksel şiddet gibi bir döngü içinde ilerler. Şiddeti uygulayan kişi öncesinde mükemmel görünür, güven kazanır, herkese kendini hayran bırakır sonrasında partnerini güçsüzleştirmek için hamlelere başlar. Size gösterdiği yüzü ile insanlara gösterdiği yüzü aynı değildir ve insanlara duygusal şiddete maruz kaldığınızı söylediğinizde inanmayabilirler çünkü bu insanlar çok iyi rol yapar, çok iyi güven kazanırlar. Kurtulamayacağınızı düşünüp hapsolmuş hissedersiniz. Kaçmaya karar verdiğinizde şiddeti uygulayan kişi bir anda değişmiş gibi görünür,  size söyler verir, her şeyin farklı olacağını söyler; ikinci bir şansı, hatta üçüncü, dördüncü ve beşinciyi de kazanır. Böylelikle siz şiddet döngüsünün içine girmiş olursunuz. Arkadaşlarınızı, dostlarınızı hatta ailenizi bile sizden uzaklaştırmış olacağı için kimden yardım isteyeceğinizi bilemediğiniz bir duruma gelebilirsiniz. Bu sebeple farkındalık kazanmak bu konuda, özellikle ülkemizde oldukça önemli. Çünkü sizi kısıtlıyorsa, kiminle görüşeceğinize, kıyafetinize, görünüşünüze karışıyorsa, sizi sürekli takip ediyor, “nerdesin?” “kimlesin?” sorularını ısrarla sorup sizi bunaltıyorsa bu duygusal şiddetin belirtileridir. Unutmayın ki sadece kadınlar değil erkekler de duygusal şiddetin kurbanı olabilirler. Günümüzde özellikle sosyal medya üzerinden kadınlar da erkeklerin hayatlarını kontrol etmek için kısıtlayıcı davranabiliyorlar.

    Duygusal şiddet görüp görmediğinizi anlamak için aşağıdaki ifadelerin üzerine düşünebilirsiniz. Duygusal şiddetin en öne çıkan belirtileri şunlardır;

    • Sürekli devam eden eleştiriler ya da manipüle ve kontrol için çabalama

    • Utandırıcı ve suçlayıcı biçimde, insanların önünde aşağılayıcı bir dil kullanma

    • Sözlü taciz, isimler takma ve etiketleme

    • Ceza olarak affetmeme

    • Cezalar verme ya da ceza tehditleri

    • İlişki dinamik bir süreçtir; bu dinamik süreçte kişinin kendi payını reddetmesi

    • Akıl oyunlarıyla kendinizden şüphe etmenizi sağlamaya çalışma

    • İletişim kurmayı reddetme

    • Arkadaşlarınızdan ve ailenizle aranıza mesafe koymaya çalışarak sizi izole etmesi

                      Unutmayın ki duygusal şiddet de bir tür şiddettir ve sizin için ağır sonuçları olabilir. Nasıl ki fiziksel şiddet kullanan bir insanla birlikte olmamanız gerekiyorsa duygusal şiddete meyilli bir insanla da birlikte olmamalısınız. Çünkü değerlisiniz. Duygusal şiddet öz değerinizi size sorgulatır ve özgüveninizi yok edebilir. Buna izin vermeyin. Yalnız olmadığınızı hatırlayın.

  • Zihninizi Kemiren Düşünceler

    Zihninizi Kemiren Düşünceler

    Çoğumuz zaman zaman ocağı ya da sokak kapısını kapatıp kapatmadığımızdan emin olamayız ya da kapattığımızı bildiğimiz halde gözümüzle görüp durumun doğruluğunu teyit etmek isteriz. Bazı insanlar temizlik konusunda aşırı titizdirler. Dua ederken aynı şeyi tekrarlamadan rahat edemeyen ve bu yüzden duanın sonunu bir türlü getiremeyen insanlar da vardır.

    Bazı insanlarda bu durum o kadar artar ki hayatları dayanılmaz bir duruma gelebilir.Bu tekrar ve takıntılar, kişinin kendisine hiç uymayan bir düşüncenin aklına sürekli gelmesiyle oluşur. Örneğin oğluna çok düşkün bir annenin oğlunu öldürme düşüncesinin hiç aklından çıkmaması, aile bireylerine karşı duyulan cinsel dürtü ve istekler bu duruma örnek gösterilebilir.

    Bu evham ve takıntılar kişinin en hassas olduğu konuyla ilgili kendisine en ters gelebilecek şeylerdir. Çok temiz bir insan, her şeyi pis hissettiğinden sürekli temizlik yapar ve bu hayatını çekilmez bir hale getirir. Oğluna çok düşkün olan anne oğluna zarar verme korkusuyla bıçak, makas ve hatta tırnak makasına dahi dokunamaz.’’cinsel olarak bir zarar veririm’’ düşüncesiyle ailedeki çocuklar ve karşı cinsle aynı ortamda bulunmayanlar da vardır. Bazı insanlar ‘’gün gelir arabam olursa lastikleri patladığında değiştiririm’’diyerek araba lastiği alıp bir kenara koyalar.

    Tüm bu anlatılanlar belki çoğunuza komik gelebilir. Aslında bu dertten muzdarip olanlardan da bir farkınız yok. Onlarda sizin gibi düşünüyorlar.Komik ve abartılı buluyorlar tüm yaptıklarını. Buna rağmen kendilerine oldukça sıkıntı veren bu düşüncelerin zihinlerini kemirmesine engel olamıyorlar. Bu insanlar içlerindeki sıkıntıyı bir nebze olsun azaltabilmek için yaptıkları davranışlar yüzünden çevreleri tarafından tepki görüyorlar. Örneğin, aşırı temizlik yapan bir kadının su ve deterjan harcamaları yüzünden eşiyle büyük kavgalar yaşaması v.b.

    Böyle bir derdi olan insanlar genelde kendilerini gizlerler ya da duruma dair mantıklı açıklamalar yaparak yaptıklarını ört bas ederler. Bu saçma sapan düşünceleri yüzünden kınanacaklarından deli damgası yiyeceklerinden korkarlar. Çok dindar kişiler dine ve peygambere karşı küfür ve inkar düşünceleri yüzünden büyük bir suçluluk duygusu içindedirler. Ayrıca bu insanların çoğu abdestinin ve namazın tam olmadığı düşüncesiyle abdest ve namazını sürekli tekrarlar ve bu durum onları ibadet etmekten hatta dinden uzaklaştırabilir.

    Peki Nedir Bu Evham?

    Obsesif kompulsif bozukluk adını verdiğimiz bu hastalığın en temel özelliği kişide yoğun sıkıntı ve zaman kaybına neden olan obsesyon ve kompülsyonlardır. İstenmeyen, sıkıntıya neden olduğu halde zihni sürekli meşgul eden yada tekrarlayıcı bir şekilde akla gelen düşünceler, dürtüler obsesyon adını alır. Obsesyon halk arasında kullanılan vesvese nin karşılığıdır. Obsesyonun bir sonucu olarak obsesyonun verdiği sıkıntıyı azaltmak amacıyla ya da bireyin katı kurallarına rağmen yapmaktan kendini alamadığı tekrarlayıcı davranışlara kompulsiyon denir.

    Takıntı cinsi teşhisi koymak adına önemli değildir. Ne tür takıntısı olursa olsun kişi obsesif kompulsif bozukluk tanısı alır. Hasta genelde obsesyonları tetikleyecek durumlardan kaçınır. Örneğin ,kirlilik obsesyonu olan hasta mikrop bulaşır düşüncesiyle hiçbir yere dokunmaz.

    OKB genelde 20’li yaşlarda başlar ve kronik bir seyir gösterir. Hastalık doğal seyri içerisinde özellikle stresle beraber şiddetlenebilir. Daha sonra belirtiler bir süre azalabilir.

    Hafif vakalarda dahil edildiğinde yaşam boyu rastlanma oranı %5.9’dur. Son yıllarda yapılan araştırmalara göre OKB’nin biyolojik yönü ağır basmaktadır. Beyinin bazı bölgelerinde serotonin ve dopamin salgılamasındaki bozukluk OKB’nin ortaya çıkış nedenidir. Ayrıca bu kişilerin beyinlerinin bazı bölgelerindeki kan akımı ve metabolizmada artışlar görülür. Hastaların birinci dereceden akrabalarında hastalığın %35 oranında görülmesi OKB’nin kalıtımla ilişkisini destekler.

    OKB’nin tedavisinde bilişsel ve davranışçı terapi ve ilaç tedavisi kullanılır. İlaçla mı yoksa terapiyle mi tedavi edilmeli sorusuna aranan yanıt doğrultusunda yapılan araştırmalar, en iyi sonucun her ikisinin de birlikte yapıldığında elde edildiğini göstermektedir

  • Depresyonun Mevsimi Var Mıdır?

    Depresyonun Mevsimi Var Mıdır?

    Depresyon; arkadaşlarımız, yakınlarımız, çevremizdekiler çoğu kişiden duymuşuzdur bu kelimeyi “Depresyondayım.’’ Peki nedir bu depresyon? Aslında depresyon, temel belirtileri; isteksizlik, hayattan zevk alamamak, içinden hiçbir şey gelmemek olan bir hastalık halidir. Depresyon; düşüncelerimizi, duygularımızı, vücudumuzu etkileyen bir hastalıktır. Yani yemek yememizi, uykularımızı, sağlıklı düşünce üretmemizi etkileyen bir hastalıktır. Depresyonda olan bir kişi; ailesinden, arkadaşlarından uzaklaşır, etkinliklere sosyal ortamlara girmekten kaçınır. Depresif olan kişiler her şeye ümitsiz bakar, hayatında olan olumsuzluklardan hep kendini suçlar ve kimsenin ona yardım edebileceğine inanmama eğilimindedir.

    Peki neden depresyona gireriz? Geçmişte yaşanan travmalar, bir yakınımızın kaybı, üzüntü ve zorlanmalar, hala devam eden sorunlar, yeni ortaya çıkmış zorlayıcı yaşam olayları, düşük eğitim düzeyi depresyona neden olabilir. Ailesinde depresyon tanısı alan biri varsa diğer aile fertleri de depresyon açısından risk altındadır, yani kalıtsallık bu hastalığın önemli nedenlerindendir.

    Depresyon kadınları 2 kat daha seviyor. Hormonel etkiler, adet döngüsündeki değişiklikler ve aile içerisindeki sorumlulukların daha fazla oluşu kadınların ruh dengesini olumsuz etkiliyor. Tüm bu etkenler kadınların depresif duygu durumu, çökkünlük, kaygı ve endişe gibi duyguları daha fazla yaşamalarına neden oluyor. Bu nedenle de depresyon kadınlarda erkeklere oranla iki kat fazla yaşanıyor. Öyle ki depresyon her 4 kadından birinde görünürken, erkeklerde bu oran 8 erkekte bire kadar düşüyor.

    Peki depresyonun mevsimi var mıdır?

    Vücudumuzun bir dengesi vardır. Vücudumuz her mevsim değişikliğine ayak uydurmalıdır. Bazılarımız yeni mevsimin ritmine ayak uyduramaz ve dolayısıyla vücudumuz bundan etkilenir. Mevsim değişikliklerinde beynimizdeki bazı hormonlarda değişime uğrarlar. Beynimizdeki bu serotonin, melatonin hormonlarının değişime uğraması depresyona yol açmaktadır.

    Antik çağlardan beri insanların her bahar mevsiminde ruh hallerinde değişimler olduğu gözlemlenmiştir. Bu değişimlere adaptasyon sağlamak ve hazırlanmak için her toplumun kendine özgü ritüelleri vardır. (Hıdırellez, bahar şenlikleri gibi)

    Havaların soğumaya ve güneşin yüzünü daha az göstermeye başladığı bu günlerde insanların birçoğunda karamsarlık, mutsuzluk gibi sorunlar yaşanabiliyor. Yaz mevsimi insanların işlerinin azaldığı, doğanın tazelendiği, tatillerin yapıldığı bir mevsim. Bu arada gündüzler uzuyor ve insanların iş sonrasında kendilerine zaman ayırabiliyor. Yazın yaşanan tüm bu canlanmaya karşı sonbahar ve kış döneminde tersine bir dönem yaşanıyor. Gündüzler kısalmaya, havalar değişmeye, doğa hüzne bulanmaya başlıyor. Bu değişimden insanlar da nasibini alıyor. Güneşi az görmek, iş sorumluluklarının artması, okulların başlaması, havaların serinlemesi insanlarda birtakım ruhsal değişimlere neden olur. İşte burada sonbahar depresyonu ortaya çıkıyor.

    İçinde bulunduğumuz yaşam koşullarıyla beraber kışın yapamadıklarımızı baharın gelmesiyle yapma kaygısı da bahardan beklentilerimizin artması bizi depresyona sürükleyebilir. Bu da ilk bahar depresyonudur. Bazı insanlarda ise yeni bir mevsime yeni bir havaya uyum sağlama konusunda kaygı oluşabilir. Ayrıca diğer faktörler kansızlık, vitamin eksikleri, tiroid bozuklukları gibi organik nedenlerde bahar yorgunluğu ve depresyona yol açabilir.

    Ne Yapmalıyız?

    Gün ışığından olabildiğince yararlanmalıyız. Gün ışığında bir yürüyüş yapmak mevsimsel depresyondan çıkmamız için önemlidir. Güneş ışığı; vücudun ihtiyacı olan birtakım hormonların salgılanmasına yardımcı olacaktır.

    Uyku saatleri ve uyku düzenini sağlamak vücudun mevsim geçişine karşı biyo ritmini dengede tutmada önemli bir husustur. Vücudun uyku ihtiyacının gerektiği kadarıyla karşılanmasında yarar görülmektedir. Erken yatıp erken kalkmak, her gün aynı saatte uyumak yorgunluk ve stresi azaltır.

    Düzenli egzersizler yapmak, örneğin her gün yarım saatlik normal tempoda bir yürüyüş olabilir. Bunun yanı sıra düzenli olarak yapılan bir spor seçilebilir, koşmak, yüzmek gibi yapılan düzenli egzersizler beyine mutluluk hormonu salgılatır, enerji verir, kas iskelet ve sinir sistemini güçlendirir. Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar vasıtalara bağımlı yaşamakta hemen hemen hiç yürümemektedir. Bunun yerine kısa mesafelere yürüyerek gitmek, arabayı özellikle uzağa park etmek, toplu taşıma kullanıyorsak iki üç durak önce inmek yararlı olacaktır. Yine asansör yerine merdivenleri yürüyerek çıkmak, oturarak çalışıyorsak 1 saatte bir kalkıp dolaşmak gibi pratik çözümler üretilebilir.

    Düzenli beslenmek önemli mevsimine göre sebze ve meyveler tercih edilebilir. Kafein ağırlıklı içeceklerdense bitki çayları tercih edilmeli su tüketimi artırılmalıdır.

    Yanında olmaktan keyif alabileceğiniz, pozitif enerji aldığınız kıymetli aile yakınlarınızla, dost ve arkadaşlarınızla daha verimli ve fazla vakit geçirmeye önem verin. Özellikle bu tür dönemlerde bu kıymetli insanlar sizin daha çok gülümsemenizi ve daha çok enerjik olmanızı sağlayacaktır.

    Freud’un dediği gibi “Dengeli ve mutlu bir hayat için çok çalışmak ve çok sevmek gereklidir.”

  • Vicdanı Körelmiş Kişilerle Yaşamak Ağır Gelir Merhametli İnsanlara

    Vicdanı Körelmiş Kişilerle Yaşamak Ağır Gelir Merhametli İnsanlara

    Vicdanı Körelmiş İnsanlarla Bir arada Yaşamak Ağır Gelir Merhametli İnsanlara. Hayattaki Adaletsizliklere, Kötülüklere aşırı Duyarlı bu İnsanlar her kötülükte biraz daha Yalnızlaşır. Hatta bu Dünyanın bir parçası olmaktan o kadar Utanç ve Üzüntü duyarlar ki; bazıları dayanamaz Veda eder sessizce. Kalıp mücadele etmeyi seçenler bir süre sonra anlar bir köşeye çekilmenin bir işe yaramadığını. Kötülüğün parçası olmamak yetmez. İyiliği besleyen, güçlendiren tarafta olmak ve çabalamak gerekir bunun için. Çok fazla ÇOCUK var kötü muameleye maruz kalıp başının okşanmasına ihtiyaç duyan. Çok fazla EVSİZ var küçük yardımlarımızla ısınacak, karnını doyuracak. Çok fazla YAŞLI var buruşturulup atılmış gibi bir köşede ilgi bekleyen. Çok fazla kötü muamele görmüş HAYVAN DOSTLARIMIZ var,yaralarını sarmamız için elimizi uzatacağımız. Bu kadar Onarılması gereken Yaraya her birimizin minik de olsa merhemi varken, köşeye çekilip sadece Dünyanın ve insanların ne kadar kötü olduğundan şikayet etmek hiç Samimi değil. Hepimizin farklı imkanları ve özellikleriyle yapabileceği mutlaka bir şeyler var İYİLİĞİ Güçlendirmek için. Bunun için sadece maddi güç gerekmiyor. Çok duyuyorum ileride param olursa, çocuklar için ya da hayvanlar için bir şeyler yapmayı planlıyorum diyen Güzel insanları. Ama onların şimdi ihtiyacı var. Bunun için de sadece maddi yardım değil, Yüreğinle yapabileceğin her küçük damla İYİLİK büyük değişimler yaratabilir. Değişim için çok büyük adımlar atmamız gerekmiyor. Hepimizin atacağı minik adımlar çok büyük ETKİ yaratabilir. Unutmayalım; bizler yokluk içindeyken, tüm ülke işgal altındayken her şey aleyhimize iken TEK KALP atımı BİR olabildiğimiz için Kurtuluş Savaşını kazanmış bir Milletiz. Yeter ki Gönlümüzü bozmayalım. Yeter ki ötekileştirmeden “BİR” olalım. Yeter ki, hep dışarıdan birilerinin gelip bir şeyleri değiştirmesini beklemeyelim. Elimizİ taşın altına koyup, harekete geçelim. İyiliği en çok baltalayan şey kötülük değildir. UMUTSUZLUK ve KARAMSARLIK tır. Nasılsa bir şey değişmez, kötüler hep galip gelir düşüncesidir İyiliğin esas Katili. Sessiz kaldıkça, adım atmadıkça Etkimiz olmadığı için Tepkimiz de olmaz. Bu yüzden her şey olduğu gibi devam eder, neden değişsin ki? Etrafındaki kötülüklerden, vicdansız tutumlardan mutsuz musun? Yaşadığın yerin Cehennem olduğunu ve bu düzenin değişmeyeceğini mi düşünüyorsun? O zaman harekete geç! Kimse senin Cehennemini Cennete çeviremez. Sen gittiğin yeri Cennete çevirirsin! Önce Hak Edeceksin. Silkin, Ayağa Kalk, Adım at. Kötüler sürekli harekete geçtiği için kazanıyor. İyilik kazansın istiyorsan lütfen ertelemeden, karamsırlığa kapılmadan, yapabileceğin ne varsa bu çabayı göster. İyiliğin parçası Ol… Takipte kalın..İyiliklerle kalın.. Sevgiler..