Etiket: İnfertilite

  • İnfertilite – Kısırlık

    İnfertilite – Kısırlık

    İnfertilite: Tetikleri tamamlanmış veya yapılmamış, tedavi edilebilir olgular için infertilite terimi kullanılır. Çiftlerin evliliklerinden itibaren arzularına rağmen gebelik olmuyor ise primer infertilite, bir kere çocuk sahibi olduktan sonra çocukları olmuyorsa sekonder infertilite söz konusudur. İnfertilite bir hastalık değil pek çok nedeni olan bir bulgudur.

    Doğurganlık çağında, çiftlerin arzularına rağmen 10-12 ay içinde çocuk sahibi olmamaları durumunda infertilite söz konusudur.

    İnfertilite nedenlerinin %60’i kadına, %10’u erkeğe aittir. Fakat olguların yaklaşık %40’ında eşlerin ikisinde de sorumluluk vardır. Kadındaki infertilite nedenleri yüksek görülse de hamile kalma ve doğuma kadar hamileliğin soumluluğu kadına ait olduğundan, kadına ait nedenler daha çok gibi görünmektedir. %10-15 oranında ise her iki çiftde de sorun bulunmamaktadır (açıklanamayan infertilite).

    Erkek faktörü

    Vakaların büyük çoğunluğu Ürolog hekimine danışmayı gerektirir.

    • Varikosel
    • Sperm sayısında yetersizlik veya kalitesinde bozukluk, hareketlilikte problem olabilir.
    • Sperm kanallarında tıkanıklık
    • Hormonal nedenler
    • Cinsel fonksiyon bozklukları
    • Testis hastalıkları
    • Enfeksiyon
    • Radyasyon, kimyasal faktörler
    • İmmunolojik sebepler
    • Genetik hastalıklar
    • Bilinmeyen nedenler

    Kadın faktörü

    Kadına ait nedenler hormonal ve anatomik olmak üzere ikiye ayırabiliriz.

    Hormonal nedenler: Sebep ne olursa olsun sonuçta yumurtlama bozukluğu oluşturur (Tiroid hastaları, Beyin ile ilgili hastalıklar, Yumurtalıklarla ilgili hastalıklar)

    Anatomik nedenler:

    • Rahimle ilgili
    • Rahim ağzı ile ilgili
    • Tüplerle ilgili

    Kadında ayrıca yaş faktörünün önemi büyüktür. Özellikle 30 yaşından sonra geçen her yıl yumurtlama fonksiyonlarında azalma olur.
    İnfertilite tedavisinde belkli de en karmaşık durum sebebi açıklanamayan infertilitedir. Çünkü sebebi belli olan vakalarda nedene yönelik tedavi planı hazırlanıp daha kısa sürede sonuç elde edilebilir.

    Çocuk isteği ile başvuran çiftlerde, detaylı muayene ve tetkik değerlendirilmesi yaptıktan sonra tedavi planı hazırlanır. Tedavi planı hazırlanırken çiftler iki ayrı grupta değerlendirilir. Birinci grup muayenehane şartlarında yumurtlama düzenleyici tedavisi verilen veya aşılama yöntemi uygulanan çiftlerdir.İkinci grup ise doğrudan tüp bebek merkezlerine başvurması gereken çiftlerdir.

    İnfertilite tedavisi uzun, emek ve sabır isteyen bir süreçtir. Bu süreçte özellikle bayanlarda stres faktörü başarıya ulaşmada ciddi ve olumsuz etkileri mevcuttur. Tedaviye başlamadan önce çiftler bu konuda bilgilendirilmeli ve mümkun olduğu kadar stresten uzak durmaya çalışmalılardır.

  • İnfertilite/Tüp Bebek Tedavi Sürecinin Stresini ”Şimdi”de Yaşayarak Hafifletin

    İnfertilite/Tüp Bebek Tedavi Sürecinin Stresini ”Şimdi”de Yaşayarak Hafifletin

    İnfertilite sürecindeki kadın hastalarımda çok sık gözlemlediğim bir durumdur geçmiş ve geleceğe odaklı bir düşünce sistemi..Bu duruma aniden gelinmemiştir şüphesiz. İnfertilite teşhisini takip eden dönemde, kişi kendisini nelerin beklediğini bilmemektedir; hep iyi niyetlerle, dileklerle başlanır bu zorlu serüvene. Buna karşılık, tedavi seyrinin belirsizliği, ve kişilerin bu süreçte hiçbir kontrollerinin olmaması ile birlikte infertilite hastalarında bir “düşünceler zinciri” başlar. Zaman ilerledikçe ve tedavide de henüz net bir sonuç alınamamışsa kadınlarda bu düşünceler genelde geçmişe dönük üzüntüler, pişmanlıklar üzerine olup kendilerini biraz da sert bir biçimde yargılama eğilimi baş gösterir. Örneğin: “Keşke bu tedaviye daha önce başlasaydım, bu kadar beklemeseydim” ya da “Keşke oraya gitmeseydim, bu merkeze daha önce gelseydim”..Keşkeler bu şekilde devam eder, devam ettikçe büyür, büyür.. Geleceğe dönük soru işaretleri de cabasıdır. Yaptığım klinik görüşmelerde hastalarımdan en sık duyduğum cümleler şu şekildedir: “Olacak mı olmayacak mı? Bu düşünceyi beynimden atamıyorum..Sürekli, olmazsa ne olur diye düşünüyorum!”. Bu soru, gerek infertilite tedavisine ilk kez başlanmış olsun, gerekse bu konuyla ilgili epeyce zaman harcanmış olsun, birçok infertil hasta için ortak bir temadır. Bu düşünceyi zihinden tamamen atabilmek mümkün olmamakla birlikte, bu düşüncenin içeriği üzerinde kontrol sağlanabilir. Terapi çalışmalarında en sık yaptığımız çalışmalardan biri, var olan düşünce sistemini tekrar ele alıp, kişiyi olumsuzluğa iten düşünceleri saptamak ve bunların yerine rasyonel düşünceleri yerleştirmektir.

    Eğer yukarıda anlatılanlar size tanıdık geliyorsa, birkaç dakikalığına şunu yapın: Geçmişe ait üzüntüler,pişmanlıklar ve geleceğe ait kaygılar bir yana kalsın. “Bugün”ü… Bu saati…Yani, “şimdi”yi yaşayın..Yani enerjinizin var olduğu, kendinize dönük yapabilecekleriniz için mümkün olan tek zaman birimini hissedin..Yaşam enerjiniz, tüm gücünüz “şimdiki zaman”dan beslenir ve bir şeyleri değiştirebilmek ancak bu zaman diliminde mümkün olmaktadır, bunu hatırlayın..

    Birçok kişi var olan zaman dilimini görmezden gelebiliyor ve aslında ne kadar da değerli bir şey kaçırıyor. Şu an bu siteye girdiyseniz, bu satırları okuyorsanız belli ki durumunuzu önemsiyor, daha fazla şey öğrenmek, daha fazla bilgi edinmek istiyorsunuz. Yaşadığınız anı en etkin biçimde değerlendirmek istiyorsunuz. Bu sayfalarda gezindikten sonra da, hayatınız akıp giderken, “an”ınızın değerini bilip, kendi adınıza “infertilite uğraşınız”ın dışında yapabileceklerinizin farkına varmanız şüphesiz size çok olumlu bir şekilde geri dönecektir. Şimdiki zamanın gücü ne geçmişte ne de gelecekte mevcuttur. Hayatınızın kontrolü sizin elinizdedir ve enerjinizi kendinize olumlu bir şekilde aktarmanızla birlikte, emin olun birçok şey değişebilir. İnfertilite ile mücadele çok yıpratıcı bir süreç olmakla birlikte, şu an bu konuda adımlar atıyorsanız, tedaviniz için güvenilir bir merkez seçtiyseniz ve planlarınız belli ise, artık zihninizi geçmiş ve gelecek esaretinden kurtarıp “şimdi”ye odaklamanız size çok şey kazandıracaktır. İnfertilite tedavileri boyunca, “kontrol duygusu”nun eksikliği çok sık yaşanan bir durumdur. Ama sizin kontrolünüz dahilinde olan çeşitli başka aktivitelere, uğraşlara odaklanırsanız, kontrol yitiminin tüm hayatınızı kaplamasına engel olabilirsiniz.  “ Ben elimden gelen her şeyi yapıyorum, şu an için her şey yolunda, ilgilendiğim…., … uğraşlarım var ve bundan büyük keyif alıyorum” şeklindeki bir duygu, düşünce ve davranış sistemini benimsemek sizi rahatlatacaktır. Bunun yanı sıra, hayatınızı güzelleştirmenin değişik yollarını kendiniz için keşfetmenizle birlikte taşıdığınız yükün ne kadar hafiflediğini ve en önemlisi “kendi”nizin değerini daha iyi anlayacaksınız…

  • ERKEK İNFERTİLİTESİNİN (KISIRLIĞININ)  PSİKOLOJİK ETKİLERİ

    ERKEK İNFERTİLİTESİNİN (KISIRLIĞININ) PSİKOLOJİK ETKİLERİ

    İnfertilitenin psikolojik etkilerine yönelik çalışmaların birçoğu kadın psikolojisi yönünde yoğunlaşırken yürütülen yeni çalışmalarda erkeklerin geçirdiği süreçler de araştırma konusu olmuştur. Özellikle erkek kaynaklı infertilitede erkeklerin belirli psikolojik değişimler yaşadıkları gözlemlenmiştir. Öfke, depresyon, değersizlik hisleri, güç-kudret yitimi, erkeklikle ilgili olumsuz düşünceler, cinsel yetersizlik hisleri, suçluluk hisleri gibi sorunlar araştırma sonuçlarında yoğun olarak bulgulanmıştır.

    Çocuk sahibi olamamaya kendileri sebep olduklarını düşünen erkekler, erkekliklerini sorgulamaya başlarlar, bunu cinsel işlevsizlikten ortaya çıkan bir kusur gibi görebilirler, hatta diğer insanlar da böyle düşünür kaygısı yaşayarak paylaşmak istemezler; halbuki bu durumun cinsel işleyiş ile hiçbir ilgisi yoktur. Evet, bu sorunlar cinsel hayat üzerinde olumsuz etkiler yaratırlar ama yukarıda ifade ettiğimiz duygusal değişimler yüzünden yaratırlar, bir sonuç olarak cinsel işlevi bozarlar. Yani bir erkeğin sperm morfolojisinin kötü olması, cinsel işlevini değiştirmez ama bu tanıyı aldıktan sonra kendi cinselliğine, kişiliğe yüklediği anlamlar sonucu cinsel yaşantısı bundan etkilenir.

    Erkekler de kadınlarla eşit düzeyde etkilenir bu süreçlerden; fakat onlar duygularını daha az ifade ederler, bunu çok göstermezler. Bu durum erkeklerin ilişki içerisinde yalnız hissetmelerine ve destek almaktan uzak kalmalarına sebep olur. Başarısız tedavi deneyimleri arttıkça çiftler daha depresif olurlar, cinsel yaşamları daha az tatmin edici olur. Çünkü artık cinsellik tamamen çocuk sahibi olmak odaklıdır. Zamanla çocuk sahibi olmakla ilgili kaygılar artar, sosyal izolasyon yaşarlar. Çiftler kendilerini etiketlenmiş hissederler, bitmeyen bir “kayıp” hissi vardır. Kendilerini akranlarıyla karşılaştırırlar, kusurlu ve beceriksiz hissederler; bu da özgüvenlerini zedeler.

    Yapılan bir araştırmada sadece erkek faktörlü ve sadece kadın faktörlü infertilite hastalarının erkek partnerleri arasında psikolojik bir değerlendirme yapılmış. Bu araştırmanın sonucunda erkek faktörlü grubun erkeklerinin diğer grubun erkeklerine göre cinsel hayatları ile ilgili ve kendi kişisel kimliklerine yönelik daha olumsuz algılara sahip oldukları bulgulanmıştır. Bu sonuçlara göre görülüyor ki sadece erkek faktörlü infertilitede erkekler, hayatlarını daha az kontrol edebildiklerini, hedeflerine ulaşmada yetilerinin daha az olduğunu ve kişisel olarak bu durumdan daha fazla sorumlu olduklarını düşünüyorlar. Diğer gruplara göre daha çok özgüven problemleri yaşıyor, etiketlendiklerini, kusurlu görüldüklerini düşünüyorlar. Bununla beraber bu erkekler diğer gruplara göre daha az cinsel tatmin yaşarken, cinsel açıdan kendilerini daha başarısız hissediyorlar.

    Kadınlar, bu durumlarla baş etmede yüzleşme, sorumluluğu kabul etme, sosyal destek arama yaklaşımlarını daha çok benimserken; erkekler bu konularla ilgili konuşmak konusunda problem yaşıyorlar, anlaşılamayacaklarını düşünüyorlar ya da yok sayıyorlar. Bu durum ise stresin ortadan kalkmasını sağlamamakla beraber kaçınmacı bir tutum sergilemelerine sebep oluyor. Bu da aslında problemin çözüme ulaşmadan rafa kaldırılmasına ve ileriki zamanlarda daha büyümüş bir şekilde farklı biçimlerde bizi rahatsız etmesine sebep oluyor.

    NE YAPMALIYIZ?

    Çiftlerin infertilite tedavisini yarıda bırakmalarının, ertelemelerinin en büyük sebeplerinden birinin psikolojik zorluklarla baş etmedeki çektikleri güçlükler olduğu görülmüştür. Bunun için de süreçte yaşanan bütün olumsuz deneyimlerin yarattığı stres unsurları, depresyon ve anksiyete (kaygı) gibi sıkıntı yaratan durumları hafifletecek bir takım psikolojik müdahalelerin oldukça faydalı olduğu bulgulanmıştır.

    BU VAKALARDA PSİKOLOİK DANIŞMANLIĞIN ODAK NOKTASI NEDİR?

    İlk hedef infertilite konusunda bilgilendirmek, kaygılarının kaynağını ifade edebilmesini sağlamak, partnerinin hayal kırıklığı düşünceleri ile ve aynı zamanda infertilitenin yarattığı duygusal çatışmalarla baş etmesine yardımcı olmaktır. Bu alanda yürütülen psikoterapi çalışmaları, hastanın problem çözme becerilerini arttırarak acı, kayıp, suçluluk ve utanç duyguları, hayal kırıklığı, kaygı, depresyon ve sosyal izolasyon ile mücadele edebilmelerini sağlar.

  • Açıklanamayan İnfertilite (Nedeni Bilinmeyen Kısırlık) ve Stres

    Açıklanamayan İnfertilite (Nedeni Bilinmeyen Kısırlık) ve Stres

    İnfertilite vakaları, kadın faktörlü, erkek faktörlü, her iki partnere de bağlı ve de açıklanamayan infertilite olarak gruplandırılmaktadır. Modern bilimsel çalışmaların herhangi bir sebep bulamadığı, tespit edilmiş herhangi bir tıbbi sorunun bulunamadığı infertilite türü açıklanamayan ya da nedeni bilinemeyen infertilite olarak adlandırılmaktadır.

    İnfertilite hastalarının yaklaşık %10-15’i bu tanıyı almaktadır. Bu tanıyı almak çiftler üzerinde yıkıcı bir etki yaratmaktadır. Nasıl bir neden bulunamaz? Yine başladığınız noktaya geri dönmüşsünüzdür. 2-3 yıl öncesine belki de… Kendinizi tekrar karanlıkta bulmuşsunuzdur. 21.yy’da böyle bir tanıyı almak, Orta Çağ’da vebaya yakalanmak gibi hissettirir. Anksiyeteniz (kaygılarınız) artar; çünkü kimse nedenini tanımlayamaz. Bir şeyler yapabilmek için gücünüz kalmamış gibi hissedersiniz. Umutsuzluk hisleriniz beraberinde depresyonu getirebilir. Bu, şaşırtıcı bir durum değildir; çünkü anksiyete ve depresyon açıklanamayan infertilitede görülen en baskın duygusal tepkilerdir.

    Durumu aileniz ve arkadaşlarınızla konuşmak çok daha zor gelir; çünkü açıklayacak bir şey bulamazsınız, verecek cevabınız yoktur. Bu durumları yaşıyor olmak sadece sizin bu sıkıntıya sahip olduğunuz anlamına gelmez. Yürütülen bir araştırma, açıklanamayan infertiliteye sahip hastaların, diğerlerine göre daha fazla sosyal zorlanma yaşadıklarını ortaya koymuştur. Diğer bir çalışma, açıklanamayan infertilite hastalarının tüp bebek tedavilerinden birkaç yıl sonra bile hala ailelerine ve çevrelerine bu durumun nedenini açıklayamamaları yüzünden gerginlik yaşadıklarını bulgulamıştır.

    Nedeni bilinmeyen infertiliteyi stresle açıklayabilir miyiz?

    Bunun için öncelikle stresin vücudumuzda ne gibi değişiklikler yarattığını, doğurganlığımıza olan etkilerinin neler olduğunu bilmemiz gerekir.

    Stres sırasında adrenalin hormonu salgılanır. Bu hormon aynı zamanda stresli durumlardan, tehlikeden kaçmamızı da sağlar. Aynı zamanda adrenalin hormonu, doğurganlık için önemli olan progesteronun kullanılmasına da engel olur. Bunların dışında, stres altındayken vücudumuz daha fazla prolaktin hormonu salgılar bu da gebelik oluşmasına engel olabilir.

    Vücudumuz çok ağır bir stres altındayken hamile kalmamamız gerektiğini bilir. Onun önceliği, bizi tehlikenin dışında tutmaktır. Yoğun stres altındayken, yani tehlike etrafımızdayken, beynimiz, fetüsün bakımını sağlayabileceğimiz konusunda bize tam olarak güvenemez. O durumda üreme lüks bir tutkuya dönüşmüştür. Ama beyin bize “dur” der, stresin yarattığı etkileri vücutta yaşatmaya yönelir. Kaslarımızda gerilimler oluşur, göz bebeklerimiz genişler, çevrede olup bitene karşı aşırı duyarlı hale geliriz, kan basıncımız artar, kalp atış hızımız artar. Bütün bunlar da bedeni yorar. Vücudumuz, hamilelikte yorgun ve sıkıntılı olmamamız gerektiğini bilir. Bu yüzden gebe kalmamıza engel olabilir. Ayrıca bu belirtiler (kan basıncının artması, kalp atış hızının artması, gözbebeklerinin büyümesi vb.) stres anında harekete geçen sempatik sinir sistemi tarafından ortaya çıkarılır. Ve bu sistem harekete geçtiğinde rahme ve yumurtalıklara daha az kan akışı sağlanır bu da üreme fonksiyonlarının görevini aksatabilir.

    Bütün bunlarla birlikte “Acaba stres ile baş edemiyor muyum?” sorusu ile fazlaca baş başa kalmak da stres düzeyini arttıran, tüm sorumluluğu üzerimize yükleyen ve üreme sistemimizi bu kısır döngü içerisinde etkileyen bir faktördür.

    Araştırmalar, infertilite konusunda çalışan uzmanlar tarafından psikolojik danışmanlık almanın, bu durumun belirsizliğiyle baş etme konusunda yardımcı olacağını söylemektedir. Danışmanlık almak ayrıca hastaların kontrol edilebilir diğer yaşam alanlarına odaklanmalarını ve iyi hissetmelerini sağlayabilir.

  • İnfertiliteyle İlgili Mitler ve Yanlış Bilinenler

    İnfertiliteyle İlgili Mitler ve Yanlış Bilinenler

    Mit: Her şey senin kafanda! Rahat olmadığın için hamile kalamıyorsun!
    Gerçek: İnfertilite üreme sistemi ile ilgili tıbbi bir durumdur. Rahatlatıcı etkinlikler yaşam kalitenizi yükseltmekte size yardımcı olacaktır. Stres ya da olumsuz duygular infertilitenin sebebi değildir; ancak infertilite strese neden olabilir.

    Mit: Eğer evlat edinirseniz hamile kalırsın.
    Gerçek: Bu çiftlerin duyduğu en can sıkıcı mitlerden biridir.Evlat edinme çiftler için kötü bir son anlamı taşıyabiliyor. İkinci olarak; yapılan çalışmalar bunun doğru olmadığını söylüyor. Evlat edinen çiftlerle edinmeyenlerin arasında biyolojik çocuğa sahip olma oranı bakımından bir fark yoktur.

    Mit: Neden denemeyi bırakıp evlat edinmiyorsun? Sonuçta anne-babaya ihtiyacı olan bir sürü bebek var.
    Gerçek: Birçok kişi için evlat edinme infertiliteye umutlu bir çözümdür. Bununla birlikte çoğu insan öncelikli olarak infertilite tedavisini tercih eder. Ek olarak son dönemde evlat edinme seçenekleri daha zaman alıcı prosedürler gerektirebilmektedir; ancak tercih ederseniz bir bebeği ya da daha büyük yaşta bir çocuğu evlat edinmeniz mümkündür.

    Mit: Belki de siz ikiniz bir şeyi yanlış yapıyorsunuz.
    Gerçek: İnfertilite tıbbi bir durumdur; cinsellikle ilgili bir sorun değildir.

    Mit: Eşim benden ayrılabilir.
    Gerçek: İnfertilite krizi ile mücadele eden çiftlerin büyük bir çoğunluğu bu süreçte birbirleriyle ilgili ilişkilerini derinleştirecek birçok yeni yol öğrenebiliyorlar.

    Mit: Belki de bu Allah’ın size anne baba olamayacağınızı söyleme yoludur.
    Gerçek: İnfertiliteyle mücadele ederken bunu duymak özellikle zordur. Bunun tıbbi bir durum olduğunu diğerlerine açıklamak can sıkıcı olabilir.

    Mit: Bu ay infertilite tedavime ara veremem. Bu ay benim beklediğim ay olacak.
    Gerçek: Periyotlar tedavinizi ve ebeveynlik hedeflerinizi yeniden değerlendirmek için önemlidir. Tedavide süreklilik önemlidir; ama bazen bir mola sonraki adımlar için gerekli dinlenmeyi ve yenilenmeyi sağlayabilir.

    Mit: Çok fazla soru sorarsam sorun çıkaran biri olduğumu düşünebilirler.
    Gerçek: Hekim ve hasta olarak ekip olmak önemlidir. Tedavinin uygunluğu ile ilgili bilgi almaktan, doktorunuza soru sormaktan korkmayın. 

    Mit: İnfertilite yüzünden işime, sevdiğim şeylere ve arkadaşlarıma ilgimi kaybedeceğim. Her şey alt üst olacak. Kimse beni anlamayacak. Hayatım asla aynı olmayacak.
    Gerçek: İnfertilite bir yaşam krizidir. Hayatınızın tüm alanlarında bir dalgalanma meydana gelebilir. Bu durum sizin benlik saygınızı etkileyebilir ve bu sebeple kendinize dair başarısızlık hissediyor olabilirsiniz. Bu bir süreçtir. Bu süreç boyunca; sürecin işleyişi ve seçeneklerle ilgili kapsamlı bilgi edinin. Destek alabileceğiniz kaynaklara yönelin.