Etiket: İlk

  • Bakıcı mı yuva mı ?

    Birçok ebeveynin ortak sorusu; çocuğum için acaba bakıcı mı, yoksa kreş mi daha iyi?

    Büyük heyecanla beklenen, en kıymetli varlık olan bebekleri dünyaya geldiğinde, birçok ebeveynin ilk ayları, bebeğin varlığına alışmakla geçer. Birkaç ay sonra artık bebek ebeveynlerine, ebeveynler ise bebeğine alışmıştır.

    Ve artık annenin işe başlama vakti geldi ise; eğer güvenip emanet edebilecekleri biri ya da bir akraba yok ise bu soru bir çok ebeveynin kafasını kurcalamaya başlamıştır.

    Ana ilkemiz durum her ne olursa olsun bebeğin güvenilir bir ortamda büyümesidir. Bu ister bakıcı olsun, ister bir akraba ya da kreş olsun kesinlikle güvenilir ve bebek dilinden, bakımından anlayan biri olmalı.

    Örneğin babaanne ya da anneanne bakıyor ise ki birçok bebek için çoğu zaman şansdır. Ama böyle bir imkan yoksa eve bakıcı alınması yada bir bakımevi düşünülebilir. Ancak bebeğe ilk yıllarda evde güvendiği kişilerce bakılıp, büyütülmesi bebeğin sağlıklı gelişimi açıcından önerilen bir durumdur.

    Tüm gelişimciler ve eğitimcilerin ortak düşüncesi, bebeğin ilk iki yılının evde ve güvenilir kişilerle geçirmesinin doğru olduğudur.

    Yine ortak uzman görüşleri; ilk yıllarını evde geçirmiş çocukların, iki buçuk yaşından sonra bir kreş, oyun grubu vb. sosyal ortamlara girmesi gerektiğini savunmaktadır. Çünkü ilk yıllarda dünyaya, ailesine ve kendine adapte olmakla zaman harcayan çocuğun, 2 yıldan sonra artık sosyalleşmeye, özellikle yaşıtlarıyla iletişime geçmesi gerekmektedir. Kreş vb. sosyal ortamlar çocuğun ileride aktif, sosyal, başarılı, kendine güvenen birey olması için temellerin atıldığı ortamlardır.

    Burada aileler, genellikle çocuklarının daha konuşamadığından, daha tuvaletini söyleyemediğinden kaygılanırlar ve kreşte zorlanıp etkileneceğini düşünürler. Aksine çocuk bazı gelişimlerini sosyal ortamda daha hızlı ve sağlıklı tamamlarlar. Örneğin çocuğun konuşması için (fizyolojik, zihinsel ya da işitsel bir sorun yoksa) yaşıtlarının olduğu sosyal ortamdan daha iyi bir ortam olamaz.

  • Anne sütü denen mucize

    Anne Sütü Denen Mucize

    Annenin yenidoğan bebeği için yapabileceği en önemli şey, onu emzirmektir. Anne sütü, bebeğin hem besini, hem de ilk aşısıdır, annesiyle arasında kurulan ilk köprüdür.

    Yenidoğan Bebek Ne Zaman Emzirilmelidir?

    Her bebek doğar doğmaz mümkün olan en kısa zamanda, tercihen ilk yarım saat içinde, annenin memesine verilmelidir. Doğum sonrası beklemeye gerek yoktur. Anne bebek arasında emzirme ne kadar erken başlarsa, o kadar kolay sürecektir. Gelen ilk süt ( kolostrum) bebeği enfeksiyonlardan koruyacak, bağışıklık sistemine destek olacak çok değerli maddeler içermektedir. Bazen yanlış uygulamalarla, kolostrum bebeğe verilmemekte, süt gelmesi beklenirken bebeğe şekerli su veya mama verilmekte, karnı doyan bebek meme emmeye ilgi göstermemektedir.

    Anne Sütü Gelmezse Ne Yapılır?

    Özellikle sezaryen ile doğum yapan annelerde, süt hemen gelmeyebilir. Ancak eğer bebek çok düşük kilolu, erken doğan bir bebek değilse vücudundaki enerji depoları, ona anne sütü gelene kadar (birkaç gün) yetecektir. Bu sırada kolostrumu alması hem bağışıklık sistemini destekleyecek, hem de bebeğin emme uyarısıyla sütün gelişi kolaylaşacaktır.

    Anne Sütünün Bebeğe Yeterli Olduğu Nasıl Anlaşılır?

    Anne sütü gelip te emzirme başladıktan sonra, anne bebek için yeterli olup olmadığından endişe edebilir. Bebeğin ağlaması, çevrenin yanlış yönlendirmesi zaten doğum sonrası hassas bir dönemde olan anneyi şüpheye düşürebilir. Oysa ki, hiçbir anne yoktur ki, sütü bebeğine yetmesin! Her anne, bebeği için yeterli süt üretebilir, yeter ki, doğru bilgiyle yola çıksın ve çevresinden de destek görsün. Anne sütünün yetmesi için en önemli koşul, bebeğin ilk 6 ay su dahil ek hiçbir şey verilmeden ve istediği sıklıkta emzirilmesidir. Bebek istediği sıklıkta emzirilir ve anne endişeden, stresten uzak kalırsa günden güne sütün artacağı görülecektir. Aylık kontrollerde, çocuk doktoru da bebeğin yeterli kilo aldığını onaylıyorsa, herşey yolunda demektir. Bu arada, ilk 2 haftalık dönemde bebeğin ağırlık kaybının tamamen normal olduğu, anne sütünün yetersizliğini göstermediği de bilinmeli, ölçümlerde 15 günden sonrası dikkate alınmalıdır.

    Anne Sütü Ne Zamana Kadar Verilmelidir?

    Anne sütü, ilk 6 ay tek başına bebek beslenmesi, büyümesi için yeterlidir. 6 ayda uygun ek gıdalara başlanarak 2 yaşa kadar sürdürülmesi önerilir. Anne sütünün besleyici ve koruyucu özellikleri 1 yaştan sonra da devam etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü ve Unicef , 2 yaşa kadar emzirmenin sürmesini önermektedirler. Bu şekilde, bebek yaşama sağlıklı bir başlangıç yapacaktır.

  • İnvaginasyon(invajinasyon) yani bağırsakların iç içe geçmesi durumu

    Yanlış olarak “bağırsak düğümlenmesi” olarak da bilinen invajinasyon, bağırsakların iç içe geçmesi demektir. Aslında günlük yaşamda bağırsaklar birbirinin içine girer ve çıkar. Eğer giren bağırsak geri çıkamazsa, o zaman invajinasyon bulguları ortaya çıkar. En sık olarak süt çocukluğu döneminde (6 ay-1 yaş) görülür. İlkbahar ve sonbahar gibi mevsim değişimlerinde daha sıktır. Bu yaştaki çocuklarda invajinasyon, ince bağırsağın son kısmının (ileum) kalın bağırsağın ilk kısmının (çekum) içine girmesi ile oluşur (ileo-çekal invajinasyon). İshal gibi nedenlerle bağırsak hareketlerinin artması invajinasyona neden olabilir. Rotavirus salgınlarında daha sık olarak görülmesinin nedeni de budur. İnce bağırsağın son kısmı lenf dokusundan zengindir.

    Üst solunum yolu enfeksiyonu gibi genel sistemik enfeksiyonlarda burada bulunan lenf dokusu da şişer. Kalınlaşan bu doku, herhangi bir nedenle iç-içe girmiş olan bağırsağın geri çıkmasını engeller. Eğer bağırsak içinde polip varsa bu da aynı şekilde invajinasyona neden olabilir. İki yaşın üzerindeki çocuklarda ise, bağırsaktan köken alan lenfoma (lenf kanseri) invajinasyon nedenlerinden biridir. İnvaginasyon ilk olarak kusmayla başlar. Başlangıçta çocuğun yediklerini içeren kusma bir süre sonra sarı-yeşil bir renk alır. Bu durum bağırsak tıkanıklığının bulgusudur. Tıkanıklık, bağırsakların geriye doğru şişmesine neden olur.

    Bu da karında şişlik (distansiyon) olarak görülür. Zaman geçtikçe iç-içe geçen bağırsağın iç duvarında oluşan ödem, buradan kanamaya neden olur. İnvajinasyonda anüsten kan gelmesinin nedeni budur. “Çilek jölesi” şeklinde kanama olarak tanımlanan bu durum invajinasyonun en tipik bulgusudur. İnvaginasyon saptanan hastalar hastaneye yatırılarak damar yolu açılır ve serum tedavisi ile antibiyotik tedavisine başlanır. Sonuç olarak hastalığın esas tedavisi acil şartlarda girişimsel yöntemler ve cerrahidir.

    Tedavi Seçenekleri:

    Hidrostatik-Serum (İzotonik) İle Redüksiyon: Ultrasonografi eşliğinde baryum veya izotonik sıvının (serum fizyolojik) makat yoluyla barsaklara en fazla 1,5 metre yüksekten 150 mm/Hg basınç altında verilerek içiçe girmiş barsakların açılması yöntemidir. Gecikmiş ve genel durumu bozuk hastalarda uygulanmamalıdır. En fazla iki ya da üç kez tekrarlanabilir. Başarı oranı %50-90 arasındadır. Açılma olmazsa açık cerrahi tekniğe geçilmelidir. Hastalığın redüksiyon sonrası tekrarlama olasılığı %2-20’dir ve nüksler çoğunlukla ilk 72 saatte olur.

    Pnömotik (hava ile) redüksiyon: Yine makat yoluyla havanın barsaklara verilerek içiçe geçmiş barsakların açılması işlemidir. Bebeklerde 80 mm/Hg, büyük çocuklarda 110-120 mm/Hg’yı aşmamalıdır. Başarı şansı %75-90’dır. Hastalığın redüksiyon sonrası tekrarlama olasılığı %2-20’dir ve nüksler çoğunlukla ilk 72 saatte olur.

    Cerrahi Tedavi:

    Lapasroskopik Redüksiyon: Barsakların laparoskopi yardımıyla açılma işlemidir. Eğer şartlar uygunsa ameliyat sonrası dönem açık cerrahiye göre hem daha rahat geçmekte hem de kozmetik sonuçlar daha iyi olmaktadır.

    Açık Cerrahi: Yukarıdaki tedavi seçenekleri başarısız olduğunda ya da hastalar bu seçeneklere uygun olmadığı durumlarda tercih edilmelidir. Açık cerrahide eğer barsakların dolaşımı bozulmamışsa ve invaginasyona sebep olacak bir doğumsal anomali söz konusu değilse elle barsakların açılması (manuel redüksiyon) yeterlidir. Süreç uzamış ve barsak dolaşımı bozuksa ameliyat sırasında barsakların bir kısmı çıkartılabilir (segmental rezeksiyon) veya barsağın ucu karın duvarına ağızlaştırılabilir (stoma yapılması).

  • Bez altı cerrahi hastalıklar

    Bebeklerde cerrahi tedavi gerektiren hastalıkların çoğunluğunun erken tanısı konulup uygun zaman ve ekip tarafından tedavi edildiğinde yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır. Bu cerrahi hastalıkların önemli bir kısmının belirti ve bulguları da bebeğin bezi altında yer alır. Bebek bezli iken altının kirli olması veya zamandan kazanmak için bebeğin altı açılmadan yapılan muayene sonucu birçok cerrahi tedavi gerektiren hastalıkların tanısı gecikmektedir. Daha büyük yaşlarda da çocuğun utanmasından dolayı altını hekime göstermek istememesi tanının daha da gecikmesine yol açar.

    Bebeklerin altı bezli olduğu ilk iki üç yılda alt değiştirme esnasında dikkatli bir gözlem pek çok hastalığın gecikmeden tanısının konulmasına yardımcı olabilir. Her gün defalarca bebeğin altını temizleyen anneler şüphelendikleri durumda hemen doktoruna ulaşıp yardım istemesiyle bebeklerindeki cerrahi hastalıkların zamanında tanısı konulup uygun tedavisi gecikmeden yapılabilir. Cerrahi tedavi de Çocuk Cerrahisi ve/veya Çocuk Ürolojisi uzmanı tarafından yapılmalıdır.

    Bebeğin ilk günlerinde bez değiştirme esnasında dikkat edilmesi gereken hususlar arasında: anormal bir lezyonun varlığı, dış genital organların görüntüsünde kız veya erkek yönünde şüphelerin olması, idrar ve kakanın ilk çıkış zamanı ve yeri sayılabilir. İlk 24 saat içinde çiş veya kaka yapmayan, idrar yolundan kaka gelen veya şüpheli görüntüsü olan bebek gecikmeden hekime gösterilmelidir.

    Erkek çocukların yumurtaları(testis) doğumda torbasındadır. İkisi de yerinde değilse hemen, biri yerinde değilse ilk altı ay içinde, hekime gösterilip torbaya yerleşmemiş testis kalıcı hasar görmemesi için bir yaşına kadar ameliyatla torbasına yerleştirilmelidir.

    Pipisi çok küçük, doğuştan yarım sünnetli veya idrar deliği yerinde olmayan erkek çocuklar gecikmeden hekime gösterilip tanısı konulan hastalığı ilk bir yaş içinde düzeltilmelidir. Yarım sünnetli çocukların tanısı konulmadan geleneksel sünneti yapılmamalıdır. Yanlara eğik veya dönük pipilerin düzeltilmesi ileri yaşlarda yapılır.

    Erkek çocukların sünnet derileri geri çekilmeye zorlanmamalıdır. Yeni doğan bebeklerin %90, bir yaşındakilerin %50’sinde sünnet derisi normal olarak geri çekilemez. Sünnet derisinin tıbbi olarak açılma gereksinimi çok azdır. Gereksiz işlemden kaçınmak için uzmanından yarım alınmalıdır.

    Altı bezli çocuklara cerrahi prensiplerde sünnet yapılmasında sakınca yoktur. Aksine ideal sünnet zamanı 3 ile 24 ay arasıdır. Gömülü pipili çocuklar okul çağında özellikli cerrahi düzeltimle sünnet yapılmalıdır.

    Cinsiyet değişikliği yapılmak zorunda kalınan çocukların dış genital organlarının düzeltilmesi ilk iki yaşına kadar, rahim düzeltim ameliyatlarının ise ergenlik çağına bırakılmasında fayda vardır.

    Kasıklarda şişlik görülüp kaybolması kasık fıtığını düşündürür. Oluşan şişlik içeri girmiyorsa boğulmuş fıtık riski vardır. Boğulmuş fıtık acilen, diğer kasık fıtıkları ise acele cerrahi tedavi gerektirir. Prematürelerde daha sıktır. Kızlarda daha az görülür ama iki taraflı olma riski kızlarda daha fazladır. Erken dönemde belirti veren fıtıkların boğulma riski daha fazladır. Boğulmuş fıtığın cerrahi tedavisi daha zor ve komplikasyon riski daha fazladır.

    Torbalarda görülen şişliklerin çoğunluğu su fıtığına(hidrosel) bağlıdır. Bunların çoğunluğu ilk yaş içinde kendiliğinden iyileşir ve bu dönemde de bebeği rahatsız etmez. Altı aydan sonra çok gergin ve büyük, iki yaşından sonra devam ediyorsa, üç yaşından sonra belirti vermişse veya kasıkta yerleşmişse(kordon kisti) günübirlik cerrahi tedavi gerekir. Sabahları küçük olup akşama doğru büyüyen kominikan hidrosellerin kendiliğinden düzelme şansı yoktur. Hidroselleri büyük kasık fıtığı ve testis tümörlerinden ayırmak gerekir.

    Genital bölgede aşırı kıllanması olan bebeklere de neden olan bazı tümörler için erken cerrahi tedavi gerekebilir.

    Kız çocukların haznesinde şişlik veya dışarı et parçası çıkması, kanlı veya kokulu akıntısının olması cerrahi yardımı gerektirir. Kızlarda kaka ve çiş yapılan yerlerle haznesinin açıklığı gözlenmeli. Üç delik yapısında anormallik düşünülüyorsa kararı hekim vermelidir. Kız çocuklarda küçük dudaklarının yapışık olmasına sık rastlanır ve basit bir tedavi gerekir.

    Yeni doğan bebekler çok sık idrar yaparlar. Büyüdükçe sıklık azalır ve aralarda bezi kurudur. Sürekli bez ıslak ise veya çok seyrek zorlu çiş yapmayla göbek altında şişlik olanlarda idrar yollarında fonksiyonel veya yapısal bozukluk olasılığı fazladır. Kanlı idrar görüldüğünde de gecikmeden araştırma gerekir.

    İlk altı ayda bebeklerin yumuşak kıvamda olup ta haftada 3-4 kez kaka yapması normaldir. Doğumdan sonraki ilk 24-48 saat içinde kakasını çıkarmayan bebekler sonraki zamanlarda zorlanarak, derece veya fitil gibi yardımlarla fışkırarak kaka yapıyorsa, sert ve hacimli veya keçi pisliği şeklinde sert küçük küçük kaka çıkarıyorsa veya zahmetli kaka yapan bebekler gecikmeden hekimden yardım almalıdır.

    Kakadan sonra bezine kan bulaşan, kakasının üzerinde kan görülen, siyah veya vişne çürüğü şeklinde kaka yapan bebekler mide ve bağırsaklarında kanama yapacak hastalıklar yönünden araştırılmalıdır.

    Poposunda şişlik, çatlak veya akıntısı olan bebeklerle kaka yaptıktan sonra makatın dışarı doğru çıktığı veya makattan dışarı et parçası çıkan bebeklerde de cerrahi tedavi gerekebilir.

  • PSİKOTERAPİ

    PSİKOTERAPİ

    Psikoterapi, bireylerin ruhsal yaşamlarında duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh 

    sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Ruhsal bozukluklarından 

    dolayı bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, düşünce ve duygu alışverişi kurmak, bireylerin kendilerini 

    tanımalarını sağlamak, iç çatışmalarını çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri 

    azaltmak, ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmak için kullanılan tüm teknik ve yöntemlere psikoterapi 

    diyoruz. Bir başka deyişle psikoterapi, zihinsel ve duygusal sorunları olan ve bu sorunlarla baş etme 

    gücü yetersiz kalan kişilere, belli bir amaç ve plan doğrultusunda belli teknik ve yöntemlerin uzman 

    kişilerce uygulandığı profesyonel bir yardım hizmet süreci olarak tanımlanıyor. Diğer bir değişle ise 

    psikoterapi, zihinsel ve duygusal sorunları olan kişilerle zihinsel ve duygusal bağlantı kurularak 

    yürütülen tedavi etme bilim ve sanatıdır.

    PSİKOTERAPİST VE DANIŞAN…

    Yaşamda kaçınılmaz olan başarısızlıklarla, çelişkilerle ve düş kırıklıklarıyla baş etmek için psikoterapötik 

    uygulamalar büyük bir başarıyla kullanılıyor. Bu uygulamalarda psikoterapi yapan kişiye“psikoterapist” ve ondan 

    terapi alan geçen kişiye “danışan” adı veriliyor. Terapi mesleğinin etik ve ahlaki kuralları gereği, terapist 

    danışanıyla sosyal bir arkadaşlık yapamadığı gibi, para almadan terapi de yapamıyor. Terapist, danışanıyla 

    ilişkisinin çerçevesini belirliyor, ona göre ilkeli davranıyor ve danışanlarıyla sosyal değil, terapötik bir ilişki 

    kuruyor. Bu ilişki sırasında psikoterapist, terapinin her anında kendi kendine şu soruları soruyor:

    1-Kendine özgü bir hikâyesi ve şu anda kendine özgü zihinsel uğraşları olan, bu kendine özgü danışanın, bu 

    kendine özgü zamanda, bana bu kendine özgü şeyleri söylemesinin ya da yapmasının anlamı nedir?

    2-Böyle davranmasının bilinçli veya bilinçdışı amaçları nedir?

    3-Bunların ardındaki duygu yüklü fantezileri veya korkuları nelerdir?

    İLK GÖRÜŞME…

    İlk seansta terapist ve danışan bir araya geliyor ve birbirlerini tanımaya yönelik ilk adımları atıyorlar. Bu adımlar, 

    aynı zamanda psikoterapi süreci devam ettiği takdirde, kurulacak olan bağın da temelini oluşturuyor. İlk seansın 

    gidişatını belirleyen, danışanın o an oradaki ihtiyacı oluyor. Bu nedenle, terapist tamamen danışanın açtığı 

    yoldan onunla birlikte ilerliyor. Bazen ilk görüşme yoğun duygu aktarımı içinde geçebileceği gibi bazen duyguların 

    daha geri planda tutulduğu bir bilgi alma ve terapi süreci hakkında bilgi verme şeklinde geçebiliyor. Terapist 

    danışanı görüşme odasına aldıktan sonra öncelikle kısa bir form üzerinde onunla ilgili bazı kişisel bilgileri (yaşı, 

    eğitimi, aile bilgileri, telefon numarası, vb.) not ediyor. Ardından görüşmeye başlanıyor. İlk görüşmede, danışanı 

    yardım arayışına yönlendiren sorunların ya da konuların neler olduğu üzerinde durmak önemli oluyor. İlk 

    görüşmede terapist danışanın kimlik bilgilerini öğrendikten sonra, “Şimdi sizi yardım istemeye getiren 

    nedir?”, “Size nasıl yardım edeceğimi düşünüyorsunuz?”, “Sizi buraya getiren nedir?”, “Sizi 

    dinliyorum…” gibi bir cümleyle görüşmeyi başlatıyor, danışanın sıkıntılarını ve kendi öyküsünü, kendi diliyle 

    anlatmasına olanak veriyor. Ancak, ihtiyaç duyduğu ya da açıklanması gereken konuları açmaya çalışıyor. İlk 

    görüşmenin ilk 30 dakikası genellikle danışanın kendini anlatmasıyla geçiyo ve son 15 dakika terapist konuşuyor. 

    Terapist danışanın hayatı, neler yaptığı, nerede ve kimlerle yaşadığı ve sorununun ne olduğuyla ilgili fikir sahibi 

    oluyor. Terapist danışanın anlattıklarının ne olduğu ile olduğu kadar, bunu nasıl anlattığı ile de ilgili oluyor. Neleri 

    önemsediğini, neleri seçtiğini, nelerin neleri çağrıştırdığını dikkatle takip ediyor. Bazen bir görüşmenin başında 

    danışanın söylediği bir şeyi, seansın sonuna doğru neden getirdiği anlaşılıyor. Dolayısıyla, sürecin takibi, 

    terapistin satır aralarını doğru okumasını sağlanıyor.

    ÇOCUKLUĞUN KORKULARI…

    Danışan yardım amacıyla terapiste başvurduğunda yalnızca sorunlarını değil, çocukluğunu, korkularını, 

    endişelerini, kişisel tarihini ve yılların ürünü olan kişiliğinin parçalarını odaya getiriyor ve bunlar çok değerli 

    malzeme olarak analiz ediliyor. Terapist, bunlara saygı duyuyor ve önce anlamaya çalışıyor. Örneğin; ayrılık 

    acısı, terk edilme korkusu, öfkeyle kendine zarar verme gibi şikâyetlerin ne demek olduğunu herkes bilir ama 

    bunların her kişi için anlamı farklıdır. Bu bağlamda çaresi de kişiden kişiye değişir. Ancak, danışanların çoğunda 

    psikolojik sorunların herkes tarafından aynı şekilde yaşandığı ve çözümlerinin de aynı olduğu izlenimi yaygındır. 

    Bu izlenim terapi sürecinde, ilk seanstan itibaren hazır çözümler beklenmesine yol açıyor. Oysa yaşanılan 

    deneyimler kişiye özeldir. Bu nedenle, terapistin danışanın yaşadıklarını tamamen onun bakış açısından 

    anlamaya gayret etmesi, gerekirse sorunu tanımlaması ve farkındalık uyandırma üzerinde çalışması gerekiyor. 

    Terapistin ilk amacı danışana yardımcı olup olamayacağına dair fikir sahibi olmak ve onun neden terapiyle 

    ilgilendiğini anlamak oluyor. Böylece terapist danışana terapi sürecinde nasıl bir süreç izleneceğine dair kısa bir 

    bilgilendirme yapıyor ve onu değerlendirme görüşmelerine davet ediyor ve ilk seans sona eriyor.

    DAHA İLK BAŞTA BİRÇOK SORU BELİRİYOR…

    Terapi için başvuran danışanın zihninde “Nasıl bir terapist ile karşılaşacağım?”, “Bir yabancıya kendimi 

    açmak nasıl olacak?”, “Beni anlayacak mı?”, “Güven duyabilecek miyim?”, “Nasıl bir yöntem 

    izleyeceğiz?”, “Neyi, nasıl anlatacağım, nereden başlayacağım?”, “Anlattıklarım gizli kalacak mı?”, “İlk 

    seansta sorunlarımın çözümüne geçebilecek miyiz?” veya “Devam edip etmemeye nasıl karar 

    vereceğim?” gibi birçok soru beliriyor. İlk görüşmenin sonunda terapist danışanın bu sorularına duruşuyla, 

    anlattıklarına yaklaşımıyla yanıt veriyor ve danışanı rahatlatıyor.

    HER ŞEY RANDEVU ALMAYLA BAŞLIYOR…

    Terapötik ilişki daha randevu alma sırasında başlıyor. Hatta birçok danışan daha randevu almadan önce belirli bir 

    duygusal beklenti ve yüklenme içine giriyor. Terapisti birisi önermiş oluyor, önerirken bir şeyler söylüyor, 

    danışanın terapiyle veya terapistle ilgili fantezileri, ön kabulleri oluyor, vb.

    “SİZ” DİYE HİTAP EDİLİYOR…

    Görüşmelerde danışanın bağımsız ve eşit bir kişiliği olduğunun hissettirilmesi önem taşıyor, bu nedenle ona hep 

    “siz” diye hitap ediliyor. İlk görüşmede duygusal gereksinimlerin arkasında neler yattığı henüz belli olmadığı için 

    karşılanmıyor ama ifade edilmesi için teşvik ediliyor. Çünkü dinamik bir görüşmede her zaman iki boyut birlikte ele 

    alınıyor; olaylar ve duygular. Olaylar belirtilmeden duyguların, duygular belirtilmeden de olayların fazla bir 

    anlamı olmuyor.

  • Boyun fıtığı ameliyatı ve sonrası

    Ameliyatın önden veya arkadan yaklaşımla yapılması kararı, beyin cerrahı tarafından verilir. Bu kararda boyun fıtığı yeri, cerrahın deneyimi gibi faktörler etkendir.

    Önden yapılan yaklaşım için genellikle boynun sağ tarafı kullanılır. Dört-beş cm’lik yatay kesi yapılması ardından cilt altı dokusu, onun hemen altındaki yüzeysel kas tabakası geçilir ve boyun kasları arasından şah damarı görülene kadar ilerlenir. Omurgaya ulaşmak için özel aletlerle şah damarı dış tarafa, yemek ve soluk borusu iç tarafa alınarak boyun omurgası ön kısmına ulaşılır. Ameliyat yapılacak omurlar arasını saptamak için ameliyat sırasında röntgen çekilir ve ameliyat yeri kontrol edilir. Ameliyatın bu aşamadan sonrası mikroskop altında yapılır. Bu yaklaşımda boşaltılan disk materyali yerine komşu iki omuru hareketi koruyacak şekilde sabitlemek amaçlı protezler konulur. Sonrasında kanama kontrolü ardından kesi yeri dikiş alınmasına gerek kalmayacak şekilde kapatılarak operasyon sonlandırılır.

    Boyun fıtığı durumunda arkadan yapılan boyun ameliyatı ise daha sınırlı sayıdadır. Eğer fıtık orta hatta değil ve omurilikten çıkan sinir kökünün omurilik kanalını terk etmek üzere girdiği kanalın ağzındaysa, o zaman arkadan yaklaşım önerilebilir.

    Boyun Fıtığı Ameliyatı Sonrası

    Hasta ameliyattan iki saat sonra ayağa kaldırılır ve bir gece hastanede kalış sonrası taburcu edilir. Evine araç içinde oturarak gidebilir, evde günlük basit aktivitelerini yapabilir. Protez hastalarına genellikle boyunluk verilmez ancak füzyon amaçlanan hastalara altı hafta süre ile boyunluk taktırılabilir. Ancak ilk üç ay araçla seyahat ederken sadece seyahat esnasında boyunluk takılır ve araçta hastanın başının arkasında bulunan koltuk üst desteğinin, başıyla aynı yükseklikte olmasına dikkat edilir. Boyunluk yatarken çıkarılır. Yatağın ve de özellikle yastığın boyun sağlığı için uygun olmasına dikkat edilir.

    İlk günler boyundaki kesi yerinde ağrı, yanma hissi ve batma gibi yakınmalar olabilir. İlerleyen dönemde öncelikle boyun ağrısı geçer. Uyuşukluk, karıncalanma gibi sorunların geçmesi daha uzun zaman alabilir. İlk bir hafta yutmada güçlük, boğazda takılma hissi de olabilir. Sorun yemek borusundaki ödemdir. Bu nedenle ilk üç-dört gün yumuşak içerikli yiyecekleri tercih edilir. Ses kısıklığı olursa çoğunlukla geçicidir, ancak nadiren altı ay sürebilir.

    Taburculuk öncesi yara yerinin ilk pansumanı yapılıp kapatılır. Beşinci gün hasta pansumanını açıp, banyo yapabilir. Dikiş alınmasına gerek yoktur. Yara yerinde kızarıklık, şişme, akıntı olursa doktora başvurulması gerekir.

    Masa başı işte çalışanlar arzu ettikleri takdirde bir ay sonra işlerine dönebilirler. Ancak ağır işte çalışanlar altı hafta dinlenmelidir. İlk altı hafta elde bir kg’dan daha fazla ağırlık taşınmaz. Ameliyat sonrası 6 hafta araba kullanılmaz, özellikle boyunlukla araba kullanmak çok tehlikelidir. Kısa uçak yolculukları yapılabilir, ancak uzun uçak yolculukları ilk üç ay yapılmaz.

    İlk altı ay temas gerektiren spor aktivitesi yapılmaz. Sadece yürüyüşle yetinilir, en çok önerilen spor aktivitesi yüzmedir. Dört ay ve sonrasında normal günlük yaşama döndükten sonra da, verilen egzersiz programını uygulamaya ve yüzme egzersizlerini sürdürmeye devam edilir.

  • Bel fıtığı operasyonu geçiren hastaların ameliyattan sonraki ilk 30 gün için uyması gereke tavsiyeler

    Araba kullanmak genellikle ilk 3-4 hafta tavsiye edilmez. Ancak özel durumlar için doktorunuz fikrini alabilirsiniz. Uzun süren araba seyahatlerinden, ve sık sık durup kalkmayı gerektiren araba seyahatlerinden ilk 3 hafta için kaçınınız. Eğer uzun süreli araba seyahatiniz zorunlu ise sık sık arabayı durdurup dışarı çıkarak yürüyüş yapınız.

    Her gün dışarı çıkarak yürüyüşler yapınız. Her geçen gün, yürüyüşünüzün süresini ve mesafesini artırınız. Yürüyüşün, ilk 3-4 hafta içinde yapabileceğiniz yegane egzersiz olduğunu unutmayınız. Merdiven inmeniz ve çıkmanıza müsaade edilir, ve varsa merdiven trabzanına tutunarak destek alabilirsiniz. Yürüyüş ve aktivitelerinizi bel bölgesinin rahatlığı süresince devam ediniz (yani, belinizin ve bacağınızın sözünü dinleyerek hareket ediniz).

    Seksüel aktivitelere, ilk 3-4 hafta süre ile müsaade edilmemektedir.

    Ev işi yapmak (ütü yapmak, elektrik süpürgesi ile süpürmek, çamaşır ve bulaşık makinesini yüklemek veya boşaltmak gibi ) 3-4 hafta süre ile YASAKTIR. Özel durumlar için doktorunuzdan bilgi ve tavsiye alabilirsiniz.

    Belinizi öne ve arkaya sık sık ve ani olarak eğilmekten ve bu hareketleri gerektiren işleri yapmaktan kaçınınız. Eğilmeniz gereken işleri çömelerek yapınız. Eğer zorunlu olarak eğilecekseniz dizlerinizi hafif kırarak eğinliniz.2,5 kg.dan ağır şeyleri (çocukta dahil ) kaldırmayınız ve taşımayınız. Otururken dik olarak oturunuz, ve dizlerinizin kalçalarınızdan daha yüksekte olmasına dikkat ediniz. (Ayağınızın altına yükseklik koyunuz ).

    Eğer size bel korsesi verilmişse nasıl ve ne zaman giyeceğinizi doktorunuza sorunuz. Eğer başka şekilde tavsiye edilmemişse korsenizi ayakta, yürürken veya arabada seyahat ederken takınız.

    Normalde ameliyattan 4 gün sonra banyo veya duş yapabilirsiniz. Yıkanırken yaranıza su değebilir ancak yaranızın üzerini herhangi bir şeyle sürterek temizlemeyiniz. Eğer dikişleriniz varsa onların alınması için ( genellikle ameliyatın 6-7 günleri ) doktorunuzla irtibata geçiniz.

    Eğer ağrılarınız için devamlı olarak ağrı kesici ilaçlar alıyorsanız kabızlık sorunu ile karşılaşabilirsiniz. Bunu önlemek için ilaçlar veya doğal kabızlık ilaçları (mürdüm eriği suyu gibi ) alabilirsiniz.

    İlk birkaç hafta boyunca bel ağrısı bacakta gelip geçici ağrı ve uyuşukluk, rahatsızlık hissi olması normaldir, meraklanmayınız. Ancak yaranızda aşırı kızarıklık, şişlik, hassasiyet, akıntı varsa doktorunuzla irtibata geçiniz. Çünkü yaranız iltihap kapmış olabilir. Eğer yaranızda berrak bir sıvı geliyorsa mutlaka doktorunuzu arayıp bilgi veriniz. Bu durum eğer önemsenmezse menenjite yol açabilir.

    Size aldığınız gıdalarda (eğer başka bir doktor tarafından kısıtlama getirilmemişse – hipertansiyon için tuzsuz, yüksek kolesterol için yağsız diyetler gibi) herhangi bir kısıtlama getirilmemiştir, her şeyi yiyebilirsiniz.

    Eğer sizin ameliyatınızda kemik greft ve vida-rot(çubuk) kullanılarak füzyon yapılmışsa ameliyattan sonraki ilk 6-8 hafta içinde anti-inflamatuar ağrı kesici ilaçlardan ve sigara içmekten kaçınınız. Çünkü bunlar kemiklerde kaynamayı geciktiren etkenlerdir.

    Tuvalet ihtiyacınızı alafranga tuvalet ile karşılayınız. Eğer alafranga tuvaletiniz yoksa, bir sandalyenin ortasını çıkararak benzer bir oturak yapabilirsiniz.

    Ameliyattan sonra ilk gün pansumanınız yapılarak yaranız kontrol edilir. Bundan sonra yaranızda akıntı-kanama olmadıkça, pansumanınız kendiliğinden açılmadıkça yeni pansuman yapmak gereksizdir.Ancak dikişlerinizin alınacağı 6-7 günlerde pansumanınızın değiştirilmesi yeterlidir.

  • Boyun fıtığı ameliyatı sonrası öneriler

    ·Ameliyatınız sabah olduysa saat 15:00'da, saat 17:00'dan sonra olduysa gece 22:00'da ayağa kaldırılacaksınız. 1 gece hastanede kalış sonrası taburcu edileceksiniz.

    ·Evinize araç içinde oturarak gidebilirsiniz.

    ·Evde günlük basit aktivitelerinizi yapabilirsiniz.

    ·Ameliyat sonrası bir süre önden açılıp kapatılan giysiler kullanınız.

    ·İlk bir hafta (bazen daha fazla) yutmada güçlük, boğazda takılma hissi olabilir. Sorun yemek borusundaki ödemdir. Bu nedenle ilk 3-4 gün yumuşak içerikli yiyecekleri tercih ediniz (makarna, pilav, çorba, sütlaç, muhallebi gibi).

    ·Ses kısıklığı olursa çoğunlukla geçicidir, ancak bazen 3 ay sürebilir. Kalıcı ses kısıklığı çok nadirdir.

    ·İlk günler boynunuzda kesi yerinde bazen ağrı, yanma hissi ve batma gibi yakınmalar olabilir. Bu nedenle endişelenmeyiniz. Boyunda ve kolda olabilecek ağrılar için size tarafımdan taburcu sırasında gerekli ilaçlar verilmiş durumdadır. İlerleyen dönemde önce ağrı geçer. Uyuşukluk, karıncalanma gibi sorunların geçmesi daha uzun zaman alabilir.

    ·Size boyunluk tarafımdan önerilmişse, nasıl kullanılacağı yine tarafımdan anlatılacaktır.

    ·Size taburcu olurken verilen ilaçlar bitince eğer aksi söylenmemişse ilaç almanıza gerek yoktur.

    ·Yatağınızın ve yastığınızın boyun sağlığı için uygun olmasına dikkat ediniz. Uyku için mutlaka yatağınızı kullanınız.

    ·Ameliyat sonrası size verilen randevu gününde kontrole geliniz. Banyo yapmak için gerekli bilgi size bu kontrolde verilecektir.

    ·Taburcu sonrası yara yerinin ilk pansumanı tarafımdan yapılacaktır ve kapatılacaktır. 2 gün kapalı kaldıktan sonra kendiniz pansumanı açıp, sonrasında açık bırakınız.

    ·Dikiş alınmasına gerek yoktur. Kesi yeri içten dikilmiştir. Bazen dışarıdan dikiş yapılması gereken durumlar olur, o zaman dikişleriniz 7. günde alınır.

    ·Yara yerinde kızarıklık, şişme, akıntı olursa, beni arayınız.

    ·Boyunluğu kullanılması önerilmişse ilk 15 günden sonra kullanımı tamamen bırakınız. Ancak ilk 3 ay araçla seyahat ederken sadece seyahat esnasında takınız ve araçta başınızın arkasında bulunan koltuk yastığının, başınızla aynı yükseklikte olmasına dikkat ediniz.

    ·Ameliyat sonrası taburcu olduktan sonra dışarıya çıkabilirsiniz.

    ·Masa başı işte çalışanlar arzu ettiği takdirde 1 ay sonra dönebilirler. Ancak ağır işte çalışanlar 6 hafta dinlenmelidir.

    ·İlk 6 hafta elinizde 1 kg'dan daha fazla ağırlık taşımayınız. 1 yıl sonrasında da her iki elinizde toplam 10kg'ı geçen ağırlık taşımamaya özen gösteriniz.

    ·Ameliyat sonrası 6 hafta araba kullanmayınız.

    ·Kısa uçak yolculukları yapabilirsiniz. Ancak uzun (okyanus aşırı gibi) uçak yolculuklarını ilk 3 ay yapmayınız.

    ·İlk 4 ay temas gerektiren spor aktivitesi yapmayınız. Sadece yürüyüşle yetinin. Sonrasında da yine temas sporu olmayan spor aktivitelerine başlayabilirsiniz. En çok önerdiğim spor aktivitesi yüzmedir.

    ·Tam anlamıyla iyileşme dönemi olarak adlandırdığımız dönem 4 ay ve sonrasıdır. Bu dönemden sonra bir çok aktivitenizi önceki sağlıklı döneminizdeki gibi yapabilirsiniz.

    ·Günlük aktivitelerinizde size tarafımdan uyarıda bulunulan konulara ve boyun sağlığınızı korumaya yönelik önerilerime dikkat ediniz.

    ·Normal günlük yaşamınıza döndükten sonra da size verilen egzersiz programını uygulamayı ve olanaklı ise yüzme egzersizlerini sürdürünüz.

    ·Ameliyatınıza yönelik her türlü sorununuzda beni arayabilirsiniz.

    ·Sağlıklı günlerde görüşmek dileğiyle…

  • Bel fıtığı ameliyatı sonrası merak ettikleriniz

    •Ameliyatınız sabah olduysa saat 15:00'da, saat 17:00'dan sonra olduysa gece 22:00'da sizi ayağa kaldıracağım. Sonrasında durumunuza göre 1 veya 2 gün hastanede kalacaksınız.

    •Taburcu olduktan sonra evinize araç içinde oturarak gitmenizde sakınca yoktur. Olanaklı ise ön koltukta ve koltuk arkasını 110 dereceye getirecek şekilde seyahat etmek ağrı olasılığını en aza indirecektir.

    •İlk 2 haftalık sürede merdiven çıkmanız gerekli ise basamakları birer birer, her basamakta bir ayağınızın yanına diğerini getirerek çıkınız.

    •Oturarak yemeğinizi yiyebilirsiniz. Yemek yemek için oturduğunuzda sırt desteğinizin olmasına ve olanaklı ise sandalyede oturarak yemek yemeye özen gösteriniz.

    •Oturuş ve kalkışlarda size öğretildiği şekilde davranmaya özen gösteriniz.

    •İlk günler belinizde bazen ağrı, yanma hissi ve batma gibi yakınmalar olabilir. Bu nedenle endişelenmeyiniz. Bu durumda yatağınızda yatarak dinlenme yolunu seçiniz.

    •Yatağınızın bel sağlığı için uygun bir yatak olmasına dikkat ediniz. Bundan sonraki yaşamınızda koltuk, kanepe gibi yerlerde yatmayınız.

    •Yataktan kalkarken önce tam yan dönünüz, daha sonra ellerinizle yandan destek alarak oturur pozisyona geçiniz ve öyle kalkınız.

    •Ameliyat sonrası size verilen randevu gününde kontrole geliniz. Banyo yapmak için gerekli bilgiyi size bu kontrolde vereceğim.

    •Size taburcu olurken tarafımdan verilen ilaçlar bitince eğer aksi söylenmemişse tekrar aynı ilaçları almanıza gerek yoktur.,

    •Tuvalet için kesinlikle alafranga tuvalet kullanılmalıdır.

    •Ayakkabınızı oturarak giymeye özen gösteriniz. Çok yüksek topuklu veya topuksuz ayakkabılar giymeyiniz. Orta yükseklikte olan ayakkabılar daha uygun olacaktır.

    •Yüksekten bir şey alırken uygun bir yüksekliğe çıkarak almaya çalışınız.

    •Sandalye veya koltuğa oturmak için kendinizi düşüyormuş gibi bırakmayınız. Yavaş ve kontrollü olarak oturma pozisyonuna geçiniz. Kalkarken dizlerinizden veya koltuk kenarlarındaki kolçaklardan destek alınız.

    •10. günden itibaren dışarı çıkarak yürüyüşlere başlayınız (önce kısa mesafeler (10-15 dk), 30. günden sonra daha uzun mesafeler (20-30 dk)).

    •Masa başı iş yapıyorsanız 1 ay sonra işinize başlayabilirsiniz. Daha ağır iş koşullarında çalışanlar 45 gün sonra işlerine dönebilirler.

    •İlk 45 gün ağırlık taşımamaya, sonrasında ise her iki elinizde toplam 5 kg.dan fazla ağırlık taşımamaya özen gösteriniz. Ağırlık kaldırırken çömelerek ve ağırlığı olabildiğince bedeninize yakın olarak kaldırınız.

    •Kilo almamaya, fazla kilonuz varsa vermeye çalışınız. Bunun için diyet bölümünden profesyonel destek almanız uygun olacaktır.

    •Ameliyat sonrası bedensel temas sporlarından kaçınınız. Yürüyüş ve olanaklı ise yüzme gibi sporları tercih ediniz.

    • Ameliyat sonrası ilk 1 ay araba kullanmayınız. Sonrasında şehir içi kısa mesafelerde kullanabilirsiniz. Aracı siz kullanıyorsanız uzun mesafe yolculuklar 45.günden sonra yapılabilir. Ancak her 1.5 saatte bir durarak 10 dk ara verip, kısa yürüyüş yapınız.

    •Kısa mesafeli uçak yolculuklarını ilk 10 gün sonrası yapabilirsiniz. Daha uzun olan yolculuklar (okyanus aşırı) ilk 45 gün sonrasında yapılmalı ve uçakta her saat başı kalkarak dolaşılmalıdır.

    •Masa başı işte çalışanlar bel destekli ortopedik özelliği olan sandalye kullanmalı ve her saat başı 5 dk kalkıp dolaşarak, sonrasında tekrar oturmalıdır.

    •Size verilen bel egzersizlerine 60.günden sonra başlamalısınız. Başlangıçta hareketlerinizde ağrı olabilir. Fakat zaman içinde hareketleriniz ağrısız hale gelecektir. Egzersiz broşürü Türk Nöroşirurji Derneği'nce hazırlanmıştır.

    •Ameliyatınızla ilgili her türlü sorununuzda beni arayabilirsiniz.

    Sağlıklı günlerde görüşmek dileğiyle…

  • Bel fıtığı nüks eder mi?

    Lomber disk hernisi diğer adıyla bel fıtığı, beyin ve sinir cerrahisi pratiğinde en sık karşılaştığımız hastalıklarındandır. Bu konuda sitemiz içinde sizin ameliyat kararlarınıza ışık tutacak bir çok bilgi yer almaktadır. Ancak tüm hastalarımızın sorduğu bir soruya açıklık getirmek istiyorum. Bu da ‘ Bel fıtığı ameliyat sonrası nüks eder mi? ‘ sorusu. Cevabı ise ‘ Evet, nüks edebilir'. Ancak bu oran bugüne kadar yapılmış araştırmalarda %5-11 arasında değişmektedir. Bu oran bel fıtığı ameliyatı için kullanılan tüm yöntemlerde benzerdir. Nüks dediğimiz kavram nedir?. Bu konuda hastalarımızın zihninde bir karışıklık var. Bunun da nedeni nüks kavramının yeteri kadar iyi açıklanmamış olması. Bildiğiniz üzere bel fıtığı tanımlanırken, bel omurlarının numaraları ve hangi tarafta olduğu ile tanımlama yapılır. Örneğin SAĞ L4-5 disk hernisi (bel fıtığı) gibi. Bu olgunun nüks olarak sayılabilmesi için hastada yeniden SAĞ L4-5 disk hernisi (bel fıtığı) olması gerekir. Aynı mesafede SOL tarafta (yani ameliyat edilen tarafın karşı tarafında) veya bir diğer mesafede olan bel fıtığı nüks demek değildir. Bu yeni bir bel fıtığı demektir ve nüks olarak adlandırılmamalıdır.

    Nüksün engellenmesi için hastanın ameliyat sonrası yaşamına daha özen göstermesi ve ameliyat sonrası önerilere tam anlamıyla uyması gerekir. Bunları kısaca özetleyecek olursak,

    ·İlk 2 haftalık sürede merdiven çıkmanız gerekli ise basamakları birer birer, her basamakta bir ayağınızın yanına diğerini getirerek çıkınız.

    ·Oturarak yemeğinizi yiyebilirsiniz. Yemek yemek için oturduğunuzda sırt desteğinizin olmasına ve olanaklı ise sandalyede oturarak yemek yemeye özen gösteriniz.

    ·Sandalye veya koltuğa oturmak için kendinizi düşüyormuş gibi bırakmayınız. Yavaş ve kontrollü olarak oturma pozisyonuna geçiniz. Kalkarken dizlerinizden veya koltuk kenarlarındaki kolçaklardan destek alınız.

    ·İlk günler belinizde bazen ağrı, yanma hissi ve batma gibi yakınmalar olabilir. Bu nedenle endişelenmeyiniz. Bu durumda yatağınızda yatarak dinlenme yolunu seçiniz.

    ·Yatağınızın bel sağlığı için uygun bir yatak olmasına dikkat ediniz. Bundan sonraki yaşamınızda koltuk, kanepe gibi yerlerde yatmayınız.

    ·Yataktan kalkarken önce tam yan dönünüz, daha sonra ellerinizle yandan destek alarak oturur pozisyona geçiniz ve öyle kalkınız.

    ·Tuvalet için kesinlikle alafranga tuvalet kullanınız.

    ·Ayakkabınızı oturarak giymeye özen gösteriniz. Çok yüksek topuklu veya topuksuz ayakkabılar giymeyiniz. Orta yükseklikte olan ayakkabılar daha uygun olacaktır.

    ·Yüksekten bir şey alırken uygun bir yüksekliğe çıkarak almaya çalışınız.

    ·Uzun süreli aynı pozisyonda oturmayınız. En azından her saat başı kalkıp 5 dakika süreyle geziniz.

    ·10. günden itibaren dışarı çıkarak yürüyüşlere başlayınız (önce kısa mesafeler (10-15 dk), 30. günden sonra daha uzun mesafeler (20-30 dk)).

    ·Masa başı iş yapıyorsanız 1 ay sonra işinize başlayabilirsiniz. Daha ağır iş koşullarında çalışanlar 45 gün sonra işlerine dönebilirler.

    ·İlk 45 gün ağırlık taşımamaya, sonrasında ise her iki elinizde toplam 5 kg.dan fazla ağırlık taşımamaya özen gösteriniz. Ağırlık kaldırırken çömelerek ve ağırlığı olabildiğince bedeninize yakın olarak kaldırınız.

    ·Kilo almamaya, fazla kilonuz varsa vermeye çalışınız.

    ·Ameliyat sonrası bedensel temas sporlarından kaçınınız. Yürüyüş ve olanaklı ise yüzme gibi sporlarını tercih ediniz.

    ·Ameliyat sonrası ilk 1 ay araba kullanmayınız. Sonrasında şehir içi kısa mesafelerde kullanabilirsiniz. Aracı siz kullanıyorsanız uzun mesafe yolculuklar 45.günden sonra yapılabilir. Ancak her 1.5 saatte bir durarak 10 dk ara verip, kısa yürüyüş yapınız.

    ·Kısa mesafeli uçak yolculuklarını ilk 10 gün sonrası yapabilirsiniz. Daha uzun olan yolculuklar (okyanus aşırı) ilk 45 gün sonrasında yapılmalı ve uçakta her saat başı kalkarak dolaşılmalıdır.

    ·Masa başı işte çalışanlar bel destekli ortopedik özelliği olan sandalye kullanmalı ve her saat başı 5 dk kalkıp dolaşarak, sonrasında tekrar oturmalıdır.

    ·Bel egzersizlerine genellikle 60.günden sonra başlanabilir. Ancak başlamak için yine de hekiminizin onayını almak uygun olacaktır. Başlangıçta hareketlerinizde ağrı olabilir. Fakat zaman içinde hareketleriniz ağrısız hale gelecektir.

    ·Sağlıklı günlerde görüşme dileğiyle…