Etiket: İlk

  • Eve bebek geldi, neler yapmalıyız?

    BEBEĞİMİZ GELDİ

    İlk gebelik testinin üzerinden takriben 40 hafta geçti ve ellerini,yüzünü,gözünü,sağlığını merak edip hayal ettiğiniz,ultrasonda gördüğünüz kişi artık yanınızda,artık annesiniz artık babasınız hayatınız çok daha güzel ,ama çok daha kaygılı bir döneme başlıyorsunuz.İşte bu kaygılı,ama harika dönemde size doğru bilgiyi verecek ,bebeğimizin sağlıklı büyümesini yönlendirecek ,acil durumda bilgi alacağınız bir kişi çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının hayatınıza katılması sizi daha güvende hissettirecektir.

    Anne kendine gelir gelmez hemen bebeği emzirmeye başlamalıdır,sıkça bebeğin emzirilmesi annenin sağlığı içinde çok önemlidir. Emzirme sırasında salgılanan hormonlar uterusun kanamasını daha çabuk durduracak,anne daha hızlı iyileşecektir.Annelerin ilk günlerdeki en büyük kaygısı sütlerinin yetmediğidir.Oysa ilk günlerde gelen ağız sütü denen kolostrumu bebeğin alması gelecekte bebeğin savunma sisteminde etkili olan immunglobulinleri yoğun miktarda içermektedir,bu nedenle sık sık emzirmek bebeğe yeterli sütü sağlayacaktır.Pratikte bebeğin bir öğünde alacağı miktarı kilosunu 15 ile çarparak,bir günde alacağı total miktarı da kilosunu 150 ile çarparak hesaplarız.Örneğin 3 kilo bir bebeğin bir kerede alacağı anne sütü miktarı 45 ml bir günde alacağı 450 ml civarıdır.Bebeğimizin 2 saatte bir emdiğini varsayarsak toplam bir günde 450 ml alacak ise yani 3 kilo civarı ise her 2 saatte bir 40 ml civarı alması yeterlidir.Zaten birinci haftadan sonra annenin aldığı bitki çayları,günde 3litre civarı su içimi haftada iki gün balık yemesi ile anne sütü çok daha artacak, bebeğin ihtiyacı karşılanacaktır .

    Günlük kaka sayısı,kilo alımı takibi,ateşin takibi bize kabaca yeterli beslenmenin olup olmadığını anlamamızda yardımcı olur.Yenidoğan bebek yeterli beslenemezse kaka yapamaz,ateşi olur,genelde çok ağlar ama bazen açlığa bağlı olarakta hareketleri azalabilir.Şüphe edildiğinde bir hekime gösterilmelidir.Bebek emdiği sayıda kaka yapabilir,sık hapşırık,sık aksırık,sık hıçkırık olabilir.Bu belirtiler anne karnından dünyaya uyum sağlama çabaları ve bebeğin ihtiyaçtan fazla beslenmesi sebebi iledir.İkinci haftanın bitimi ile altıncı hafta arasında bebeğimizin genelde saat 3 ten sonra ,haftada 3 kere ,3 saat civarı ağlamaları olması kolik yani gaz sancılarının başladığını düşündürür.Doğru emzirme ,gazını çıkarma sancıyı azaltabilir, elektrik süpürgesi-davlunbaz-saç kurutma makinesi seside bebeğin ağlamasını azaltır,hekiminiz bir gaz damlası önerir ama gene de krizler bitmezse otomobil ile gezinti bebeği rahatlatan en sağlam tedavi şekillerinden biridir. Çocuk hekimi ile ilk altı ay ayda bir kere sonra üç ayda bir görüşerek bebeğinizin sağlıkla büyümesi noktasında yardım alabilirsiniz.Aşılarınızın çoğu sağlık ocaklarında yapılmakta olup ilk üç ayda rotavirüs aşısı ,9. Ayda meningokoksik menenjit aşısı ve 4 yaş bitiminde ikinci doz suçiçeği aşısını özel olarak yaptırmanızı öneririz

  • Bebeğime anne sütü yeterli geliyor mu?

    Anneler mümkün olduğunca, bebekleri 6 aylık olana kadar sadece anne sütü ile bebeklerini beslemeliler. 6 aylık olana kadar tüm besin ihtiyaçlarını anne sütü karşılar. Emzirme aynı zamanda bebeği kulak enfeksiyonlarından, akciğer enfeksiyonlarından ve diyareden korur.

    Anneler doğum gerçekleştikten sonraki ilk bir kaç saat içinde (mümkünse 30 dk içinde göğüse bebeği koyun çünkü bebek ilk 1 saatinde genellikle uyanık olur) bebeklerini emzirmeye başlamalılar. İlk birkaç gün birçok annenin kolostrum dediğimiz sarı renkli az mikarda olan sütü olur ve kolostrum yenidoğanın ihtiyacı olan tüm besin değerlerini içerir. İlk 24 saat bir kaç damla olur ve birçok annenin 2-4. gün süt yapımı artar. 5. gün daha sert hatta süt sızdıran göğüsleri olur. Sert göğüs uçlarını bebeğin kavraması zor oluyor ise göğüs ucunu yumuşatmak için el ile ya da pompa ile birkaç damla sağmayı düşünebilirsiniz .6. günden sonra emzirme sonrası göğüste yumuşaklık hissi olur.

    Bebeğinizin yeterli anne sütü alıp almadığını nasıl anlarsınız;

    -bebeğinizin bezlerini takip edin; ilk 24 saat en az 1 ıslak bez olmalı, 3. gün ıslak bez sayısında artış görmeliyiz ve doğumdan sonra 4. ve 5. günlerde bebeğinizin artık günde en az 6 ıslak bezi olmalıdır.

    -barsak hareketlerini takip edin yani dışkılama sayısına bakın; doğumdan sonraki 4. günde bebeğinizin 4 ya da daha fazla dışkısı olması gerekir. 4-6 haftadan sonra kademeli olarak dışkılama sıklığı azalabilir.

    -Kilosunu takip edin; doğumdan sonra belli miktarda kilo kaybı normaldir. Genellikle 5. gün kayıp durur ve tipik olarak en geç 2 haftaya kadar doğum kilosuna ulaşırlar.

    Bebeğin acıktığının erken birtakım işaretleri olur; uyanma, memeyi arama, ellerinin üstünü, dudaklarını ya da dilini emmek gibi. Bir çok bebek çok fazla acıkmadığı sürece ağlamaz ve emzirmek için bebeğin ağlamasını beklemek önerilmez.

    İlk 1-2 hafta bebeklerin çoğu günde 8-12 kez beslenir, bazı bebekler daha sık emzirilmek ister, 30-60 dk da 1 gibi, bazılarının da uyandırılıp emzirmek için desteklenmesi gerekir. Doğumdan sonraki ilk 24 saat bebeğiniz derin uykuya dalabilir ve yine ilk 24 saat içinde kendi kendilerine beslenmek için uyanmazlar, o yüzden bebeğinizi uyandırın. 2. gün daha az uykulu olurlar. 3-4. gün yukarıda bahsedilen erken acıkma işaretlerinin olup olmadığını takip edebilirsiniz. İlk hafta bebeği emzirdikten sonra 4 saat geçmiş ise uyuyan bebeğinizi uyandırıp besleyin deriz ama bazı bebekler toplu halde sık sık emip daha uzun süre uyuyabilir (24 saat içinde 1 kez 5 saatlik gibi daha uzun bir süre olabilir). Göğüs ne kadar sık boşaltıtlırsa o kadar çok süt yapılmaya devam eder. Düzenli emzirmek prolaktin ve oksitosin adında süt üretimi ve salınımıyla ilgili 2 tane hormonun salgılanmasını tetikler. Göğüs düzenli ya da tamamen boşaltılamaz ise süt yapımı azalır. Ayrıca emzirme ertelenirse göğüs de rahatsız edici şekilde dolu ve sert bir hal alır. Bu yüzden anneler bebekleri açlık sinyalleri gösterdikçe emzirmeye teşvik edilmelidir.

    Bebeğin emzirmeyi ne zaman bırakacağı, memede ne kadar kalacağı bebekten bebeğe değişir. Özellikle doğumdan sonraki ilk birkaç hafta bazı bebeklerin 5 dakikaya bazı bebeklerin 20 dk ya da daha fazla zamana ihtiyacı olur. Her bir göğüs için en az 10 dakikayı hedeflemek gerekir ama genel olarak emzirmeyi zamanlamak yani saati gözetlemek, ölçmek önerilmez, bebek aktif emdiği sürece istediği kadar emzirilir. Aktif emmek demek düzenli emiyor ve yutuyor demektir. 6. günden sonra bebek beslenme sonrası tatmin olmuş görünmelidir.

    Emzirmenin ortasında meme değiştirip diğer göğse almak gereksizdir, bebeğin tek memeyi tamamen boşaltmasına izin verilmelidir böylece yağlı kısımdan zengin son sütü alabilip daha iyi doyması sağlanabilinir.

    Birçok bebek emmesinin bittiğini memeyi bırakarak ya da yüz kasları ve ellerini gevşeterek sinyal verir. 2-3 aydan küçük bebekler emme bitmeden memede uyuyakalabilir. Bu durumda bebeği uyandırıp, emzirmeyi bitirmesinin desteklenmesi gerekir. Bir göğüsü emme bitince diğer göğüsü alıp almadığı anlaşılmaya çalışılınır.

    Yalancı emzik, emzirme işi iyi başarılana kadar yani ilk hafta gibi verilmemelidir.

    Sıcak iklimlerde dahi anne sütü ile beslenen bebeklere 6 aylık olana kadar su vermenize gerek yoktur.

    Tüm anne sütü ile beslenen bebeklere 1. haftadan sonra günde 400 U D vitamini takviyesi yapılmalıdır.

    Dr Evrim Şenkal

  • Okul öncesi çocuğunuzun fiziksel ve ruhsal sağlığını kontrol ettirin

    Okula başlama hem çocuk hem anne baba için yeni ve heyecan verici bir durumdur. Okula başlamadan önce zamanının büyük çoğunluğunu evde ve ailesi ile geçiren çocuk okula başlaması ile bambaşka bir sosyal çevreye girmektedir. Okul aslında ilk toplumsallaşma yeridir. Artık onun da oyun dışında amaçları, aktiviteleri ve sorumlulukları olacaktır. Aileden ayrılma endişesi, yeni ortama ayak uyduramama korkusu çocukların sıkıntı yaşamasına neden olmaktadır. Çocuklar kendisinden büyüklerden zarar görme kaygısı yaşayabilmektedir. Çocuğun daha önce ana sınıfı ya da kreş deneyiminin olması başlama sürecini kolaylaştırırken olmaması bu başlangıcı zorlaştırmaktadır.

    Okula başlamadan ev için okula yönelik hazırlıklar yapılmalıdır. Sorumluluk duygusu geliştirilmeli, yemek ve uyku saatleri düzene sokulmalıdır. Okula başlarken ailecek birlikte okul alışverişi yapmak ve çocuğun hoşuna gidebilecek şeyler alınabilir. Okul hazırlığı anne baba ile eğlenceli bir etkinlik şeklinde yapılabilir. Okuldan neler öğreneceği, okulun kendisine neler katacağı anlatılmalıdır.

    Okulun ilk günü mümkünse anne baba ve çocuk okula birlikte giderek çocuğun kendisini yalnız hissetmemesi sağlanmalıdır. İlk gün mutlaka okulda gitmesi sağlanmalı ve özelikle ilk günlerde devamsızlık konusunda taviz verilmemelidir. Okula gitmek istemeyen çocuklarda bulantı, baş ağrısı, kusma, karın ağrısı görülebilir. Gerçek bir hastalık olmadığından emin olunarak bu belirtilerin okula gitmek istememekten kaynaklanması durumunda devamsızlık yapmasına izin verilmemelidir. Okula geç kalma konusunda da taviz verilmemelidir.

    Okul hakkında bilgi verilmeli, okulda yaşayabileceği şeyler anlatılmalı, olumsuz durumlarda anne babaya nasıl ulaşacağı konusu netleştirilmeli ve çocuğun kendisini güvende hissetmesi sağlanmalıdır. Okula gitmek istememesine karşı ceza, zor kullanma gibi davranışlar sorunu çözmeyecektir. Anne baba iyi bir iletişim ile okula gitmenin bir sorumluluk olduğunu somut ve net bir dille anlatmalıdır. Kıyaslama yapılmamalıdır. Okula gitme konusunda pazarlık ya da ikna çabasına girilmemelidir. İlk günlerde eve geldiğinde okulda yaşadıkları ile ilgili konuşulabilir. Okul fobisine dikkat edilmelidir. Gerekirse profesyonel bir psikolojik danışmanlık hizmeti alınmalıdır.

    Her çocuk açısından okula başlamak oldukça hassas bir dönemdir. Bu açıdan okul ve öğretmen seçiminin, aile ve çocuğun kişiliğine, beklentilerine uygun olması önemlidir.

    OKULLAR AÇILMADAN ÖNCE ALINACAK ÖNLEMLER

    • Çocuğunuzu duygusal ve psikolojik yönden okula hazırlayın. Başlamadan önce okulu gezdirin ve öğretmenle iletişim kurmasın sağlayın. Eğer isterse öğretmenle vakit geçirmesini sağlayın. Bu çocuğun güvende hissetmesi açısından oldukça önemlidir.

    • İlk haftalarda biraz stres ve kaygı yaşamasının normal olduğunu ona anlatın. Okula başlamadan önce bu konuyla ilgili muhakkak konuşun. Normalde çocukların uyum süreci 3 ile 21 gün arasında değişmektedir. Bu nedenle sabırlı olmak gerekir.

    • Çocuğunuzun fiziksel ve ruhsal sağlığını kontrol ettirin. Çocuk doktoru, göz doktoru ve diş hekimi muayeneleriyle birlikte gerekiyorsa psikolog görüşmesini organize edin.

    • Okullar açılmadan en az bir hafta önce uyku ve yemek saatlerini yeniden planlayın. Televizyon ve bilgisayar karşısında geçirdiği saatleri kısıtlamaya çalışın. Yaz aylarında bu süreler artabiliyor. Ancak okullar açılırken bu zaman dilimlerinin azalması gerekiyor.

    • Ders motivasyonunu artırabilecek eğitim malzemeleri alın. Okul alışverişine birlikte çıkın ve mümkün olduğunca onun seçimlerine saygı gösterin.

    • Öğrencilik yıllarınız ile ilgili paylaşımlarda bulunun. Bu paylaşım onlara öğüt vermekten daha çok işe yarıyor.

    Eğer iyi hazırladığınızı düşünüyorsanız sınıf kapısında çok fazla oyalanmayın. Siz oradan ayrıldıktan sonra kendini iyi hissedecektir. Eve geldiğinde isterse okulda yaşadıklarıyla ilgili onunla konuşun. Anlatması konusunda zorlamayın, sabırlı olun, kendi istediği zaman anlatmasına izin verin. Çıkışta siz alacaksanız tam vaktinde orada olmaya çalışın.

    Uyum süresinin uzaması ya da tepkilerin şiddetli olması durumunda uzmanlardan yardım alın. Ebeveynlik çocukları sadece korumak değildir. Onları gerçek hayata hazırlamak, sağlıklı büyümelerine yardımcı olmak ve güçlendirmektir.

  • Genç Kızlık Dönemi (Puberte) ve Bilinmesi Gerekenler

    Genç Kızlık Dönemi (Puberte) ve Bilinmesi Gerekenler

    Puberte vücutta değişikliklerin başladığı ve artık bir erişkin görünümü oluşan dönemdir. Bu değişimlerin
    en erken 8 yaşında veya en geç 13 yaşına kadar başlaması normaldir.

    Puberte beyninizin bazı sinyalleri göndererek vücudunuzda belirli bölgelerde değişiklik yapmasını
    söylediği zaman başlar. Bu sinyallere biz hormon diyoruz. Hormonlar vücüdun fonksiyonlarını kontrol
    eden kimyasal maddelerdir.

    Hormonlar puberte döneminde şu değişikliklere sebep olur; boyunuz uzar ve kilo alırsınız, kalçanız
    genişleyebilir, memeleriniz büyür, koltuk altında ve vulvada kıllarınız oluşur, vücut kokunuz değişir,
    yüzünüzde sivilve veya komedonlar oluşur ve ilk adet kanamanız başlar.

    Meme gelişimi başladıktan sonra meme başının etrafındaki koyu alanlar şişme oluşur. Meme dokusu
    büyür ve yuvarlaklaşır. Bir memenin diğerine göre daha büyük olması normaldir. Bazen memede ağrı
    veya hassasiyet olur. Bu bulguların hepsi normaldir.

    Adet kanaması her ay olan, olası bir gebeliğe vücudun hazırlık dönemidir. Hormonlar yumurtalıklara her
    ay bir yumurta üretmesini söyler. Bu yumurta fallopian tüp denen tüp içinde ilerler. Bu sırada rahim
    içindeki cilt gibi olan doku kalınlaşır ve büyür. Eğer gebelik oluşmamışsa (yani sperm yumurtayı
    döllemediyse) rahim içindeki cilt gibi olan ve kalınlaşmış doku dökülür ve kanama oluşur.

    Adet kanaması genelde 12-14 yaş arasında oluşur. Kanama 2-7 gün sürer. Kanama her 21-45 günde bir
    olması normaldir. Adet kanamasının başladığı ilk yıllarda düzensiz kanama olması normaldir. Adet
    kanaması 2 ayda bir olabilir veya bir ayda iki kere kanama olabilir. Genellikle ilk adet kanamaları 6 yıl
    sonra düzenli hale gelir.

    Şunları unutmamalısınız;

    Eğer cinsel ilişkiye girdiyseniz ve adet kanamanız gecikti ise gebe olma ihtimaliniz var. Bu nedenle
    mutlaka gebelik testi yapmalısınız.

    12 yaş civarındaki kızların henüz adet kanaması başlamamış olsa bile heran bir adet kanaması
    olabileceğinden okula giderken çantalarında adet dönemi pedi bulundurmaları gerekir.

    Kullandığınız ped veya tamponu 4-8 saatte bir mutlaka değiştirmelisiniz. Adetin ilk birkaç gününde
    kanamanız daha fazla olabilir daha sık ped değiştirmeniz gerekir.

    Adet döneminde bazı kızların kasıklarında ağrı veya bel ağrısı olabilir. Bazı kızlarda ise baş ağrısı, baş
    dönmesi veya ishal olabilir.

    Adet sancılarını azaltmak için ibufen veya naproksen sodyum (allerjiniz yoksa veya ciddi astımınız
    yoksa) kullanabilirsiniz.

    Ağrıları hafifletmek için egzersiz yapılabilir veya bel veya kasık bölgesine sıcak su torbası konabilir.

    Puberte dönemindeki kızlar aşağıda sıralanan belirtilerden birisini farkederlerse mutlaka ebeveynleri ile
    görüşmeli veya doktora başvurmalıdır:

    15 yaşındasınız ve heüz adet kanamanız başlamamışsa
    İlk başlarda adet döneminiz düzenli fakat sonra düzensizleşmeye başladıysa
    Adet kanamanız 21 günden önce veya 45 günden sonra oluyorsa
    Adet kanamanız 90 gün geciktiyse (yılda 1 kere bile olsa)
    Kanamanız 7 günden fazla sürüyorsa
    Kanamanız çok fazla mesela satte 1 veya 2 saatte bir ped değiştirmek zorunda kalıyorsanız.
    Adet sancınız günlük işlerinizi kısıtlayacak kadar çok ve ağrı kesici ile geçmiyorsa
    Kadın doğum uzmanı kadın sağlığı konusunda uzmanlaşmış bir doktordur. 13 veya 15 yaş arasında ilk
    görüşmenizi yapmanızı öneririm. İlk muayenede sadece sohbet edip soracağınız sorulara cevap verebilir
    ve vücudunuzda oluşacak değişiklikler ile ilgili, sağlıklı olmanız ile ilgili bilgiler verebilir. Ayrıca sonraki
    kadın doğum muayenesi ile ilgili bilgi verebilir. 

  • OKULA UYUM SÜRECİ

    OKULA UYUM SÜRECİ

    Çocuğunun okula başlayacak olması büyük bir heyecandır anne baba için. Minicik yavrusunun büyüyüp te okul çağına gelmesine inanamazlar. Belki de ilk kez annesinden ayrılacaktır. İlk kez annesinden ayrı başka bir mekanda vakit geçirecektir çocuk. Bazen beklenen, bazen de beklenmedik tepkiler görülür. Onları anlayarak, bilerek, sabrederek ve destek olarak davranmak dışındaki diğer yöntemler de pek işe yaramaz bu dönemlerde.
    En baştan veya sonradan başlayan uyum sorunu bir iki hafta içinde halledilebilir. (Halledilmesi beklenir.) Bu uyum süreci sıkıntıları bir ay ve sonrasında devam ediyorsa, farklı bir müdahale gerekmektedir.
    Okula yeni başlamada uyum sürecindeki bu tepkiler, zorluklar sadece çocuk ilk kez anaokuluna başlayacağı zaman görülmez. Birkaç yıl anaokuluna gidip ilkokula başlama zamanı gelmiş bir çok çocukta da görülebilir. Bir okul kavramı, öğretmen kavramı artık gelişmiş olmasına, yuvada çok iyi bir zaman geçirmesine rağmen, ilkokula adım atarken uyum sürecini zorlu geçirmektedir bazı çocuklar.
    Çoğunlukla okula başlamanın sadece çocuk için zorlu bir süreç olduğu düşünülür. Oysa çocuğu aileden ayrı düşünebilmek mümkün değil. Sadece çocuk için bir uyum dönemi değil, aynı zamanda anne-baba için de bir uyum dönemidir. Okullarda, ilk günlerde normalde çocuktan tepki vermesi beklenirken, rahatça sınıfında girip öğretmeni ile sorunsuz zaman geçirebilen çocuğun anne babasının okuldan ayrılmakta zorluk çektiği, çocuk olumsuz bir tepki vermemesine rağmen olumsuz tepki verebilme ihtimali ile sınıfa girmek isteyen ve çocuğu sıra olup sınıfına girerken ağlayan anne- babalar görülmektedir.
    Uyum dönemini zorlu geçiren çocukların ailelerinde anaokulu döneminde geri adım atarak çocuğu okuldan alma, ilkokul 1. sınıfta da, “Acaba erken mi verdik bir yıl daha okuldan alıp bekletsem mi, anaokuluna geri mi dönsem düşünceleri “ belirir ve okul yetkililerine bu görüşlerle başvuran veliler görülmektedir.
    Hem anaokuluna başlama hem de ilkokul birinci sınıfa başlamada dikkat edilmesi gerekenler, öneriler:

    • Hem anaokulu, hem ilkokul 1. sınıf için çocuklar mutlaka önceden hazırlanmalı.
    • Okul kavramı sohbetler içine girmeli hatta önce hikayelerle başlamalı.
    • Okulda kazanılacak şeyler için özendirilmeli.
    • Okul, mutlaka önceden çocukla birlikte gidilerek görülmeli.
    • Anne-baba kendi duygu ve düşüncelerini çocuğa belli etmeme konusunda çaba göstermeli. Evde bu konuda yapılan sohbetlerde o bir başka şeyle meşgulken bile antenlerinin çok açık olduğunu unutmamalı.
    • Yaşanan zorluk karşısında çocuğun okula devam etmesi ya da etmemesi gibi konular çocuğun yanında tartışılmamalı,
    • Okul ile mutlaka işbirliği yapılmalı. Duygusal bağ söz konusu olduğunda hepimiz büyük olasılıkla objektifliğimizi kaybedebiliriz. Bu işi profesyonel olarak yapan kişilerin bilgi ve tecrübelerinde yararlanmakta, onları dinlemekte fayda olacaktır. Durum eğer okulu aşan bir boyut gösterirse ya okulunuz sizi bir uzmana yönlendirecektir, ya da siz mutlaka bir uzmanla görüşerek bir süre yardım almalısınız demektir.
    • Hala ağlama tepkileri gösteriyorsa kızmamak ve onun duygularını ve korkularını anlayıp kabul etmek ve sabır göstermek önemlidir.
    • Evde yaptırılamayan şeyler için okulu kullanıp zorlamak da yapılmaması gerekenler arasında diyebiliriz. “ Şunu yapmazsan öğretmenine söylerim görürsün “ Bu tutum aynı zamanda anne-baba otoritesinin yine anne-baba eliyle ortadan kaldırılması anlamına da gelecektir.
    • Çocuğun eve döneceği saatlerde ( Anne de çalışıyorsa hiç değilse ilk haftalarda) evde olup onu karşılayabilmek, küçük sürprizler hazırlamak, çocuğun yapabildiklerini öne çıkartarak olumlu yanlarını pekiştirmek ( Aferin ….. ne kadar güzel yapabiliyorsun artık. Büyüdüğünü görmek çok güzel. gibi)
    • Bazı çocuklar ev ve okul yaşantılarını birbirine aktarmak istemezler. Okulda neler olduğunu, neler yaptığını merak ediyorsanız ama sorularınıza cevap alamıyorsanız ısrarla sormaktan vazgeçmelisiniz. Onunla farklı ortamlarda sohbet ve çeşitli oyunların içinde mutlaka merak ettiğiniz konularla ilgili şeyleri size kendi isteği ile anlatacaktır.
    • Sınıf arkadaşlarını siz de mümkün olduğu kadar tanımaya çalışın. Okul ortamı dışında görüştürmek, okul içindeki ilişkilerini de farklılaştıracak, paylaşımları arttıkça okulda birlikte zaman geçirme istekleri de farklılaşacaktır.
  • Yoldaşım Olan Sigaraya Mektup

    Yoldaşım Olan Sigaraya Mektup

    Sigara içmek keyiflidir, sigara neşe,mutluluk verir, sigara her zaman yanımızdadır.Şahsen ben ilk onunla ergenliğe bastım, belki de o anlardaki en önemli ve tek şahidim o. İlk onunla mahremiyetimi sakladım, onunla güldüm, onunla hüzünlendim. İlk seks deneyimimden sonra oluşan mutluluğu ve heyecanı onunla paylaştım. İlk kez derslerden kötü not aldığımda, ilk sarhoş olduğumda, ilk sevdiğimi kaybettiğimde yanımda o vardı. Sigara her ortamda hep hazır ve nazır, usulca alev alev yanarak bizi dinlerdi.

    “Mutluluk parayla satın alınmaz” diyenlere inat, üç beş liraya 20 tane mutluluk çubuğu alırdım.Beni mutlu etmek için bu yirmi tane sigara kendini yaka yaka feda ederdi. Her seferinde büyük bir içtenlikle beni mutlu edebilmek için alev alev yanardı ve bundan dolayı da bir kez bile şikayetettiğini görmedim. İlk başlardazehir gibi bir tat bıraksa da dilimde, sonra öksürüklerle başlayan boğaz şikâyetlerimi sürdürse de, üstüm başım her gün pis koksa da alıştırdı kerata kendine ve artık ben onu öyle kabul etmeye, sevmeye alışmıştım.Kim dört dörtlük ki? Eşimin bile kaç tane kötü yanıvar.
    İnsanoğlu neye alışmıyor ki? Her ortama uyum sağlayabilentek canlı insan. Şunu çok iyi anladım: İstediğimiz bir şeyleri elde edebilmek için elimizdeki birçok şeyi de terk etmeyi ve feda etmeyi bilmemiz gerekiyor.Yani hem börek, çörek, tatlı, kızartma yiyelim hem de zayıf, fit kalalım diye bir şey yok. Sigara bana pis kanserli yüzünü hiç direkt göstermedi, hep bir maske takardı. Bilimsel olarak ne kadar zararlı olduğunu biliyordum ama o maske beni de mutlu ediyordu. Belki de sigarayı maskesiz görmek istemediğimden hep bir bahanem oluyordu onu içmek için. Maskenin sloganı “gülümse ve beni içine çek”. Yıllar yıllar sonra foyası meydana çıkıyor meretin… Benim gibiler bizim yüzümüze gülenlerin gerçek hislerini fark etmemişlerdir. Yüzümüzegüleni dost sandık, ta ki üzerimizdeki postu alana dek. Zaten o zaman ne üzerimizdeki post, ne de yüreğimizdeki dostbize kalmıştı.

    Yıllar geçti ben hep sigarayı içime çektim. Dumanını ciğerlerime aldım. Günde bir paket yetmez dedim, iki pakete çıkardım.Çünkü ne kadar çok içime çekersem, o kadar mutlu ve huzurlu oluyordum.24 yıllıkbir içici olarak hesap makinemi yanıma aldım ve şimdiye kadar kaç tane sigara içtiğimi hesapladım. Önce 24 yılı, yılda 12 ay olduğundan 12’yle çarptım, sonra çıkan sonucuayın 30 günü sigara içtiğimden 30’la çarptım, çıkan sonucugünde iki paket sigara içtiğimden 2’yle çarptım çıkan sonuç: 17.280 adet paketti. Her pakette 20 adet sigara olduğuna göre:691.200 adet sigara ediyor.Günde üç paket sigara içtiğim günleri de hesaplarsak şimdiye kadar bir milyona yakın sigara içmişim. Bu minik ciğer bir milyon sigara dumanını içine çekmiş. İnanamadım kendime, ciğerlerime bunu nasıl yaptığıma inanamadım. Bu demek oluyor ki, ben bir milyon kerenin çoğunda sıkıntı-keder-öfke hissetmişim ve her defasında da bu sıkıntılar gitsin diye sigara tüttürmüşüm. Her defasında da o sıkıntıyı meğerse rafa kaldırmışım yani kendimi kandırmışım. Şimdikucağımda nur topu gibi bir hastalık ve birikmiş sıkıntılar. Enkötüsü de ne biliyor musunuz? Kaybettiğim yıllar. Eğer ben bu sigarayıon yıl önce bıraksaydımdaha doğrusu sorunlarımla on yıl önceyüzleşebilme cesareti gösterebilseydim şimdi huzurlu, sağlıklı birkişi olabilirdim.

    Nerede kalmıştık? Evet, tabii günde bir paket sigara içtiğimi düşünürsek 17.280 paket eder. Ama ben çoğu zaman günde bir paket sigaradan fazla içtiğimden 24.000 pakete tekabül ediyor.Bu kadar sigaranın tabii ki bir maliyeti de var. Kimse kimseye sigara hibe etmiyor yani bir daire fiyatı kadar parayıda sigara firmalarına hibe etmişim. Ben ki emeği ile,alın teridökerekçalışan bir kişi olarak, hiç tanımadığım ve zamanla beni zehirleyen, çocuklarıma bağımlı bir kişi örneği olmama sebep olansigara firmalarına bir daire hibe ettiğimi öğrendiğimde kendime kızmaya başladım. Ama o sigara içtiğim yıllarda, maddi durumum ne kadar bozulursa bozulsun, onunlaher defasında, maddi krizi atlatır atlatmaz yinebüyük bir özlemlekaynaşıyorduk. Yıllar geçiyordu, ben sigarayla artık kanka olmuştum ve artık onunla yatıp onunla kalkıyordum. O benim sırdaşım, kankam, sevgilim, dostum olmuştu. Ben de o dostluğa karşı çok dürüsttüm ve ona hep sadık kaldım. Sevgilimin doğum gününü unuttuğum veya çocuklarımınhalini hatırını sormadığım günler nadir de olsa oluyordu ama sigaramın sabah akşam en az 20 kere hal hatırını sorar, içime çekerdim. Sigaramın markasını 20 yıldır bir kere değiştirdim. İnanın evlendiğim kişiye bile bu kadar dürüst olmamışımdır. Tamam, eşimi de hiç aldatmadım ama illa ki gözüm birilerine kaymıştır. Ama konu benim sigarama ve markasına gelince; diğer marka sigaraları bırakın ağzıma almayı, elime bile almamışımdır. Hem de,başka sigaraları çok rahat üç beş kuruşa, her büfeden satın alma imkanım olmasına rağmen.

    Böyle uzun yıllar hep beraber geçirdik. Ben evlendim, çocuklarım oldu. Birkaç defa ekonomik kriz geçirdim, sevdiklerimi kaybettim, birkaç kez iş değiştirdim ve orta yaşı da geçip bu yaşa geldik. Bu yaşa kadar bir sigaram, bir de ailem benimle kaldı. Dedim ya, yıllar yıllar geçti, bir baktım ki benim öksürüklerim çoğalmış, boğazım kızarmış ve çocuklarım büyümüş. Çocuklarım da babalarını yani beni birçok kere “sigara içme” diye ikaz etmekten yorulmuş, beni kendi halime bırakmışlardı. Serde inatçılık, bir de sigaraya karşı iradesizlik olunca çocuklar da mırıldanmaları bıraktılar. Tabii çocuklar cıvıl cıvıl koşuyorlar, bir oğlum var, Allah bağışlasın 17 yaşında, kızım da 15 yaşında. Çok enerjikler maaşallah.

    Çok iyi hatırlıyorum o gün ailece parka gidelim dedik ve arabayla İstanbul’un ortasında yeşile hasret yaşadığımızdan güzel büyük bir ormana gittik. Mangalımızı, topumuzu aldık ve ağaçların altında püfür püfür esen rüzgârın eşliğinde pikniğin tadını çıkarmaya başladık.Çocuklar “Hadi baba gel hep beraber yakar top oynayalım” dedi. Ben de çocukları kırmayayım dedim ve oynamaya başladık. Abartmıyorum üç veya dört dakika sonra benim nefesim kesilmiş, yüzüm kızarmış, kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başlamıştı. Ben müsaade isteyip kenarda onları izlemeye başladım. Ben ki; amatör ligde 3 yıl boyunca futbol oynamış birisiyim. Sandalyede oturuptemiz havada bir sigara tüttüreyim dedim. Tam sigarayı elime alıp yakacaktım ki, bir de ne göreyim? Bizim hanımın babası çocuklarla yakar top oynuyor. İçimden gülümsedim ve “Ya baba sen kim top oynamak kim?” diyerek sigaramı yakıp yavaş yavaş keyifle tüttürmeye başladım. Ben derin nefes çektikçe kayınpeder oynamaya devam ediyordu. Ben de sinirimden peş peşe sigara içip onları izlemeye devam ettim. Bir ara oğlum Mert; “Ben yoruldum” diyerek yanıma geldiğinde oğlumun; “Baba ne yaptın?” sorusuyla irkildim. Ben daha; “Oğlum ne oldu, ne yapmışım ki?” diyemeden önümdeki sigara izmaritlerini gösterdi. Saydım, tam 6 tane içmişim. Her biri 7 veya 8 dakika olsa ortalama 50 dakikadır kayınpeder oynuyor ve ben onları seyrediyordum. Kayınpederi soruyorsanız, O59 yaşında ve hiç sigara içmemiş. Oyundan sonra kayınpeder yanıma gelip; “bu çocuklarda iş yok, hemen yoruluyorlar” deyince bende tüm sinir sistemi koptu. Neyse ki,yanımda sigara vardı da stres olmadan sinirimi bastırdım.

    Yaşlandığımı, hayat arkadaşımın iki yıl önce doğum günümde aldığı hediyeden anladım. Horlamaya karşı maske. Meğerse yıllardan beri benim horlamam varmış, bu yıl artık dayanamadığından, hem kendi hem de benim sağlığım için, bu hediyeyi çocuklarla oy birliği yaparak almış.İçimden ve hatta sesli olarak; ”Hadi canım, ben horlamıyorum, horlasam da bir iki dakika horlarım sonra mışıl mışıl bir bebek gibi uyurum” diyerek sitem ettim. “Haksız mıyım ama? İnsanın hayat arkadaşı birkaç dakikalık horlama için doğum günü hediyesi olarak böyle bir şey alır mı?” demeye kalmadan, sen yeni aldığımız kameraya dün gece üç buçuk saatlik horlamamı görsel bir şekilde çek ve ispat olarak doğum günümde göster. Valla korkulur! Videoyu seyrettiğimde, bu nasıl bir horlama Yarabbi, ben bile şaşırdım. Hani büyük bir siyasi veya iş adamı olsam dublaj, fotomontaj diyeceğim ama değil. Ben bile bu videoya 2 dakika dayanabildim hemen kapattırdım. Neyse ki bu stresin üstüne hemenbir sigara daha içtim ve bu olayı da hızlıca unuttum. Neyse, en önemlilerden bir tanesi de o doğum günü gecesi yatakta meydana geldi. Ben eşimle birlikte olmak isterken o istemiyordu. Ben istedim, o başım ağrıyor dedi; ben istedim, o istemiyorum dedi. Neyse zar zor ikna ederek ilişkiye girecektim ki daha yolun başında sevgili seks organım beni yarı yolda bıraktı. Eşime rezil olduğumu mu hatırlayayım, kendime olan güvensizliğimi mi anlatayım bilemiyorum. O gün sabaha kadar uyumadım, doktora gittim bir sürü tahlil. Sonuç olarak: ‘Kanka’ olarak bildiğim sigaranın yıllardan beri vücudumda yarattığı tahribatın sonucuymuş. Valla yıllardan beri meğerse koynumda yılan beslemişim. Sen hem beni nefes nefese bırak, hem cinselliğimden düşür, hem horlattır, hem çocuklarımın nezdinde iradesiz göster… “Yok bu kadarını da kaldıramamam” dedim ve sabaha kadar hiç uyumadan nasıl sigaradan ayrılacağımı düşündüm, bırakıp bırakmamak arasında kararsız kaldım. Ama yine de bir şans daha vereyim diyerek sigarayı bırakmayı erteledim. Öyle bakmayın bana, kolay olmuyor yıllarca beraber olduğun şeyi bırakmak. İnsan aylarca beslediği kediden bile birkaç gün ayrıldığında üzülüyor. Kaldı ki 24 yıldan beri her şeyimi bilen sigaradan ayrılmak çok zor…

    Ertesi gün bu düşüncelerle boğuşuyordum, işlerin de yoğun olmamasını fırsat bilerek, işten erken çıkıp eve geldim. Kapıdan girer girmez balkondan çocukların seslerini duydum. Ben de sessizce balkona doğru yaklaşıp sürpriz yapmak istedim. Balkon kapısını açıp; “Selam gençler” dememle kızım ve oğlumun püfür püfür sigara içtiğini görmem bir oldu.Beni gördüklerinde telaş yapıp sigaraları söndürseler de; başaramadılar. Tam bağıracağım sırada yıllarca oğlumun ve kızımın bana “baba sigara dumanından rahatsız oluyoruz, lütfen içme, çok pis kokuyorsun, seni öpmek istiyoruz ama çok kötü kokuyorsun” demelerini hatırladım. Ve bir şey diyemeden boynu bükük, mahcup bir şekilde balkondan ayrıldım. Bu olay artık bardağı taşıran son damla olmuştu. Bundan sonraki kötü haberin, bir baş ağrısıyla doktora gittiğimde doktorun bana boğaz veya akciğer kanseri olduğumu söylemesi olacağını düşünmeye başlamıştım ki ben bunu kaldıramazdım. Daha yaşayacak çok güzel günlerim vardı. Ben niye çalıştım ki onca yıl? Orta yaşlılığımı ve yaşlılığımı görebilmek, her yeri gezmek ve torunlarımla vakit geçirmek için. Ya bu sinyalleri değerlendirip sigarayla olan ilişkimi sonlandıracaktım; ya da kendi sonumu kendim hazırlayıp işkenceyle ölümü sürpriz saymayacaktım. Sigara paketini elime alıp bütün gücümle buruşturup çöp kutusuna attım. İlk bir saat çok iyiydi ama ileriki saatlerde sigaraya karşı olan aşk, hasretle yoğrulup beni strese soktu ve içimde sigaraya karşı müthiş bir özlem belirmeye başladı.

    Neler denemedim ki o günden o özel güne kadar. Tam tamına 6 ay boyunca her türlü sigara bırakma tekniğini denememe rağmen bir türlü ilişkimizi sonlandıramadım. En son Hipnozla Sigara Bırakma seanslarına katıldım.

    Terapist Beybeni kırmızı koltuğa yatırıp gözlerimi kapattırdı ve beni derinlere, derinlere götürdü. Her saniye daha derine sürükleniyordum, sanki harikalar diyarındaydım. Ve ben size şimdiye kadar sigarayla ilgili ne anlattıysam onun aynısını bana farklı bir bakış açısından, yani gerçek olan tarafıyla maskesiz yaşattırdı. Uyandığımda kendimi kötü hissettim. Çünkü yıllardan beri stresimi yenmesi için içtiğim sigaramın aslında içimdeki heyecanı, sevgiyi, azmi bastırdığını ve beni pasifize ettiğini anladım. Meğerse sigara, neşe, keyif veren birşeydeğil; neşeli, keyifli günlerimi bastıran ve benim onları yaşamam için dürtülerimi baskılayan zalim bir kalleşmiş. Takke düştü kel göründü. İnanın birkaç seans sonra onun gerçek yüzünü daha net gördüm. 2 yıl oldu o pis hayat arkadaşımdan ayrılalı. Meğer hayat onsuz ne kadar da rahat, sevişmek ne kadar keyifli, koşmak ne kadar güzel, yemeklerin tadı ne kadar da farklı. Sabah kalktığımda tenim ne kadar güzel kokuyormuş.

    Doğum günlerimde artık daha güzel ve ateşli hediyeler alıyor ve veriyorum.

    Hayata değil umuda gözlerinizi yummanız dileğiyle…

  • Bebeklerde katı gıdalara geçiş

    Bebeklerde katı gıdalara geçiş

    * Bebeklerde katı gıdalara geçiş en erken kaç aylıkken olmalıdır?

    Yaşamın ilk iki yılı, büyümenin ve gelişmenin en hızlı olduğu dönemdir. Bu dönemde doğru beslenmenin ileri yaşlara da yansıyan önemli etkileri vardır. Katı gıdalara başlama zamanı 4. aydan önce olmamalı, katı gıdalara geçiş zorlanacağından 6. aydan sonraya da bırakılmamalıdır.

    * Bebeğin katı gıdalara hazır olup olmadığı nasıl anlaşılır?

    Çocukların çiğneme becerisi 4. aydan önce gelişmez. Bebeklerin emmeden ağızlarını kapalı tutarak çiğneme ve yutmadan oluşan yemek yeme davranışını öğrenmeleri zaman alır. Bu aşamada dil oluk görevini bırakarak öne ve yana döndürme gibi karmaşık hareketleri yapmasını öğrenir. Bebeklerin 6-7 aylar arasında katı besinlerle tanıştırılmaları bu davranışın kazanılması açısından önemlidir.

    * Alacağı ilk katı gıdalar ne olmalıdır ve sonrasında nasıl devam etmelidir?

    Bebeklerin beslenmesi ilk aylarda sıvı besinlerden oluşur. 6. aydan sonra önce pürelere, ardından bir ay içinde daha katı ve pütürlü besinlere geçilerek bebeğin farklı yapıdaki besinleri alması sağlanmalıdır. Elma ve şeftali püresi, pirinç unu ile hazırlanmış muhallebi, yoğurt, sebze püreleri ilk başlanacak besinlerdir.

    Daha sonra püre türünde hazırlanan gıdaların bir ay içinde yavaş yavaş katı ve pütürlü şekillerine geçilir. Sebze mamaları taze olarak pişirilir, içine pirinç ve yağ da eklenerek tat ve kalori yönünden zenginleştirilir. Patates, maydanoz, ıspanak, havuç, kereviz, karnabahar sebze mamasına eklenebilir.

    * Bu süreçte anne sütünün beslenmedeki yeri nedir?

    İlk 4-6 ay bebekler sadece anne sütü ile beslenmelidir. Anne sütü ile beslenme iki yaşına kadar faydalıdır. Tamamlayıcı beslenmeye başlanılan 4 – 6. aylardan sonra da çocuğun büyüme-gelişme, zeka gelişimi, hastalıklardan korunma gibi bir çok etkisinden dolayı beraberinde anne sütüne de iki yaşına kadar devam edilmesi Dünya Sağlık Örgütü tarafından da önerilmektedir.

    * Katı besinlere ilk geçişte dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

    Katı besinlere erken başlanması anne sütü alımını kısıtlar ve proteinlerin günlük toplam enerjiye olan katkısı azalır. Bu da büyüme hızını etkiler.

    Çocukların çiğneme becerisi 4. aydan sonra gelişmektedir. Katı besinlerin verilmeye başlandığı dönemde bebekler dilleri ile besinleri itebilir. Bu durum besini reddetme olarak algılanmamalı, doğal bir tepki olarak karşılanmalıdır. Bebeklerin istem dışı yaptıkları bu hareket genellikle 7. ayda düzelir. Bu dönemde yeme ve içme faaliyetleri etrafı çok kirleten bir eylemdir. Birçok bebek yiyeceklere kendi elleri ile dokunmak ve ağızlarına sokup çıkarmak isterler. Çocuk gelişiminin normal bir parçası olan bu hareketlere izin verilmesi, bebeklerin el ve ağız hareketlerinin olgunlaşmasına yardım eder.

    Katı gıdalara ilk geçilme zamanlarında çocuk bunları öğürebilir ve kusabilir. Bu durumda katı ve pürtüklü gıdalara başlamaya kesinlikle ara verilmeyip, kısa bir süre sonra tekrar denenmelidir. Katı ve pürtüklü gıdalara geçiş 6-7. aylardan sonraya bırakılırsa çocuğun bu gıdalara alışması daha sonra çok zor olacaktır. Bu nedenlerden dolayı katı besinler, çatalla ve cam rende ile ezilmeli ve ufak parçalara ayrılmalı, kesinlikle blender veya robot kullanılmamalıdır.

    * İlk defa denediği bir yiyeceğe allerjisi olup olmadığını anlamak için nelere dikkat etmek gerekir?

    İlk kez verilecek besinler haftada bir çeşit olacak şekilde verilmelidir. Böylece istenmeyen bir allerjik reaksiyon geliştiğinde, buna hangi yiyeceğin neden olduğu kolayca anlaşılabilir. Bebeklerde besin allerjisinin en sık bulguları kusma, ishal, aşırı gaz artışı, huzursuzluk, ciltte döküntü ve bazen de kakada kan görülmesi şeklinde ortaya çıkar.

    * Bu dönemde özellikle verilmemesi gereken yiyecekler nelerdir?

    Allerji yapma riski olan turunçgiller, yumurta, ekmek, balık ve et ilk verilecek besinler arasında yer almaz. Pırasa ve taze fasulye gibi uzun lifli sebzeler püre haline getirilmeleri zor olduğu için erken dönemde kullanılmaz. Ispanak gibi yeşil yapraklı sebzelerin nitrat içerikleri bekletilmekle artacağından, pişirildikten hemen sonra yenmelidir. Bakla nadir olmakla birlikte favizme yol açacağından, patlıcan da hiç mineral ve vitamin içermediğinden bebeklikte seçilecek uygun besinler değildir.

    * Verilen yiyecekleri reddediyorsa alıştırmak için neler yapılabilir?

    İlk kez verilecek besinler bebek açken ve kaşık ile verilmelidir. Ek besinler tek öğün olarak ve çok az miktarlarda verilmeye başlanmalıdır. Bebeğin alımına uygun olarak verilen miktar ve öğün sayısı artırılmalıdır. Bebek almadığı besinler için zorlanmamalı ve bir süre sonra tekrar verilmelidir. Bu arada başka yeni bir besin denenmelidir.

    * Bebeğin yeterli beslendiği nasıl anlaşılır?

    Bir bebeğin yeterli beslendiğinin tek göstergesi haftalık ve aylık kilo alımları ile her gün yeterli miktarda idrar yapmasıdır. İlk altı ay haftada 150, ayda 600 gr ve üzeri, ikinci altı ayda ise haftada 100, ayda 400 gr ve üzeri kilo alımları bebeğin yeterli beslendiğinin en önemli kanıtıdır.

  • Anne sütü !!

    Anne sütü !!

    Anne sütünün yararları ve emzirmenin önemi saymakla bitmez. Emzirme son derecede sağlıklı ve doğal bir yöntemdir. Her memeli canlı gibi insanlar da yavrusunu doğumdan hemen sonra emzirmelidir.

    * Her bebek için en iyi, en doğal ve en taze besin.
    * Her zaman, temiz ve mikropsuz.
    * Daima hazır ve bedava. Özel harcama gerektirmez.
    * Tamamıyla ve kolaylıkla sindirilir.
    * İshal, karın ağrısı ve kabızlık daha az görülür.
    * Bağışıklık sistemini güçlendirir, enfeksiyonlardan korur.
    * Bebeklerin daha zeki olmasını sağlar.
    * Bebeğin su ihtiyacını tam olarak karşılar, ayrıca su verilmesine gerek yoktur.
    * Doğumdan sonra gelen ağız sütü, bebeği hastalıklardan korur.
    * Bebekle anne arasında özel sevgi bağı kurulmasını sağlar.
    * Emzirme, annenin sağlığını korur, meme ve rahim kanseri olma riskini azaltır.

    Anne sütü, bebeklere gereksinimi olan tüm besin öğelerini tek başına ilk altı ay sağlayabilen en iyi besindir. Anne sütü ve doğumdan sonra gelen ilk sarı süt, bebek için çok önemlidir, çünkü bebeği hastalıklara karşı korur, bebeğin ilk aşısıdır. Anne sütü bebekler için yaşamsal öneme sahip. Ayrıca annesiyle sevgi bağı kurabilmesi için en iyi iletişim yolu emzirme. Ayrıca anne sütü ileriki yaşlarında, diğer besinlerle beslenen bebeklere göre daha zeki olmalarına katkı sunar.

    Anne sütü, bebeğin ilk altı ay ihtiyacı olan protein, yağ, demir, vitamin gibi her türlü besin değerine içeren ideal besin kaynağıdır. İçindeki koruyucu maddeler nedeniyle bebeği enfeksiyonlardan korur. Anne sütünün hazmı kolaydır, kaynatmak gerekmez. Daima taze, temiz ve bebeğe vermek üzere hazırdır.

    Tamamen doğal olan anne sütünde bebeğin büyümesi için gerekli olan maddeler inek sütünden daha fazladır. Anne sütünde yeterli miktarda su ve vitamin bulunduğu için, çok sıcak iklimlerde bile bebeğe su vermeye ve ayrıca ilk altı ayda meyve suyuna gerek yoktur. Anne sütü alan bebekler diğer besinlerle beslenen bebeklerden daha zeki olurlar.

    Anne sütü ve doğumdan sonra gelen ilk sarı süt ishal, solunum yolu enfeksiyonu gibi hastalıklardan koruyor. Anne sütü ile beslenmiş çocuklar astım, alerji, çocuk diyabeti gibi hastalıklara karşı daha dirençli oluyor ve kanser oranının daha düşük olduğu biliniyor. Anne sütünün içinde yeterli demir olduğu için, emzirilen bebeklerde kansızlık görülmez. Ayrıca anne sütü alan bebeklerde, pişik, karın ağrısı ve kabızlık daha az görülür.

    Anne sütü ile beslenmeyen çocuklarda ölüm oranları beslenenlere göre 4-6 kat daha fazla. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre emziren kadın oranları yüksek olsaydı yılda 1.5 milyon bebeğin yaşamı kurtulacaktı.

    Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF, anne sütü ile beslenmenin doğumdan hemen sonra başlanmasını, ilk altı ayda sadece anne sütü verilmesini ve emzirmenin altı aydan sonra uygun besin takviyeleriyle iki yaş ve üzerine kadar devam etmesini öneriyor.

  • Çocuklarda dengeli beslenmenin önemi

    Çocuklarda dengeli beslenmenin önemi

    Yetersiz ve dengesiz beslenme, hayatın ilk yıllarında meydana gelmişse çocuğun yalnız bedensel gelişimi değil zihinsel yeteneklerden geri kalır. Çocuklar da sinir sistemi özellikle beyin gelişimi hayatın ilk yıllarında çok hızlıdır.

    İki yaşında bu sistemingelişmesi erişkin düzeyinin %60’ını, 6 yaşında %9’ına erişir. Gelişme döneminde yetersiz ve dengesiz beslenme beyin hücrelerinin sayısını ve hücre fonksiyonlarını olumsuz etkiler. Daha sonraki dönemlerde de bu zihinsel gerilik kapatılamaz. Ülkemizde ve dünyada pek çok araştırmayla doğumdan önce ve doğumdan sonraki yıllarda beslenme bozukluğu olan çocukların zeka gelişiminin geri kaldığı gösterilmiştir.

    Beslenme bozukluğu, pek çok enfeksiyon hastalığının meydana gelmesine ya da ağır seyretmesine zemin oluşturur. Bir çok hastalık beslenme bozukluğu olanlarda daha sık görülür. Çünkü yeterli protein, vitamin ve enerji gereksinimi karşılanmayan çocuklar vücut ısınma mekanizmalarında yetersizlik olduğu için enfeksiyon hastalıklarına sık yakalanırlar.

    Ergenlik çağında büyüme oldukça hızlıdır. Hızlı büyüme ve gelişme ise enerji ve besin öğelerine gereksinimi artırır. Gencin artan ihtiyaçlarının karşılanmasında çeşitli sorunlar ortaya çıkar.

    İlkokul çağı çocuğun ailesinden ilk kez ciddi bir şekilde ayrıldığı ve çocuğun çevresi ile iletişiminin arttığı bir dönemdir. Bu çağda eğitim ile konulan kurallar çocuğun ruhsal gelişimini etkilerken, sağlıklı büyüme de beslenme ile desteklenmelidir.

    Yine ilkokul çağı (6-12 yaş ) hızlı büyüme ve gelişmenin başladığı dönemdir. Dolayısı ile çocuğun beslenmesini aile ve okul yönetimi birlikte yönlendirilmelidir. Okul çağında yeme alışkanlıkları ailenin beslenme alışkanlıkları tarafından etkilenmektedir. Okulda beslenme konusunda kontrolsüz olan çocuk yine anne ve baba çalışıyorsa eve geldiğinde kendi kendine yiyecek hazırlama ile karşı karşıya kalırsa yanlış beslenme alışkanlıkları edinebilir. Bu sebeplerden ilkokul çağı çocuğunun yanlış beslenmesi veya doğru beslenmesi ailenin ve okul yönetimindeki kişilerin eğitimini gerektiren önemli bir konudur. Bunlar sağlanamaz ise büyümede yavaşlama görülür. Okul çocuğunun büyüme ve beslenmesinin izlenmesi çocuk doktoru tarafından yapılmalıdır.

    Gelişmiş ülkelerde okul çağı çocuğunun beslenmesi bilimsel kurallar içinde olmaktadır. Ancak bu uygulamalarda da güçlükler vardır.

    Gelişmiş ülkelerin ölüm sebepleri inde ilk beş sırayı

    • Koroner kalp hastalıkları
    • Bazı kanser tipleri
    • Serebrovasküler hastalıklar
    • Diabetes mellitus
    • Ateroskleroz

    gibi, diyetin önemli rol oynadığı hastalıkların olması ve bu hastalıkların çocuğunun başlangıcının çocukluk dönemindeki yanlış beslenme alışkanlıkları ile ilişkili olduğu bunları önlemeye yönelik önlemlerin bu çağlarda alınası gerekliliğini ortaya koymuştur.

    erişkinler için hazırlanan bir beslenme modelinin çocuklara uygulanması yeterli büyümeyi ve gelişmeyi engelleyebileceğinden dikkatli uygulanması gerektiği bildirilmiştir. Okul çocuğunun nutrüsyonel durumunun iyileştirilmesinde beslenme önerileri tabloda açıklanmıştır.

    Okul Çocuğunda Beslenme Durumunun İyileştirilmesi İçin Öneriler:

    • Beslenme durumunun yeterliliğini öğrenmek için boy uzaması izlenmelidir
    • Beslenme ve yeme alışkanlıkları için anne ve baba çocuğa yol GÖSTERİCİ rehber olmalıdırlar
    • Çocuğun beslenmesinde diyetinin yeterli olduğunun uzman kişi tarafından takibi gereklidir
    • Beslenme, spor ve fiziki aktivite çocuğun normal gelişimini destekleyecek şekilde olmalıdır
    • Çocuğun kilosu fazla ise egzersizi artırma ve enerji alımını azaltma yolu için aile-çocuk teşvik edilmelidir
    • Beslenme ile ilgili diş çürükleri gelişimi riski en aza indirilmelidir.
    • Çocuğun gıda seçiminde güvenilir besin kaynakları ve güvenilir olmayan reklam amaçlı besinler arasında çocuk ve ergenin seçim yapmasına yardımcı olunmalıdır.
    • Diyetin yağ, kolesterol, şeker, tuz içeriği açısından kısıtlanması sağlanmalıdır.
    • Çocuğun lifli gıdaları seçimine yardımcı olunmalıdır ( yaş+5 gr veya vücudun her kilogramı için 0.5 gr lif verilmelidir).
    • Uygun besin seçenekleri ile demir takviyesi sağlanmalıdır.

    Bu sorunların bir bölümü gencin yaşam biçimiyle, bir bölümü ise biliçsizlik nedeniyle kazanılan yanlış alışkanlıklarda olabilir.

    Sorunların çözülüp, gencin sağlıklı büyüme ve gelişmesini sağlayacak beslenme koşullarına kavuşturulmasında ve gelecek yaşamında sağlığını olumlu yönde etkileyecek alışkanlıkların kazandırılmasında aileye, okula ve toplumun diğer kurumlarına önemli görevler düşmektedir.

  • Yenidoğan bebeğim normal mi ?

    Yenidoğan bebeğim normal mi ?

    Aylardır büyük bir merak, heyecan ve biraz da endişe içinde beklediğiniz bebeğiniz doğduğunda önce büyük bir rahatlama ve huzur hissedersiniz. Ancak özellikle ilk kez anne – baba oluyorsanız sonrasında bu rahatlama ne yazık ki uzun sürmez.

    Beklenmeyen doğum lekeleri, bıngıldak, sarılık, deri döküntüleri, gözlerde kayma, kafadaki şişlikler gibi her belirti ebevenyler için büyük bir panik nedeni olabilir.

    Endişe duyulan bulguların çoğunun geçici ve önemsiz olduğunu bilmek rahatlatıcı olabilir. Ancak sizi rahatsız eden herhangi bir bulguda doktorunuza başvurmak ve onun yorumunu almak özellikle bebeğinizin ilk haftalarında en doğru davranış olacaktır.

    Baştan Ayak Parmağına Kadar Bebeğinizi İncelediniz mi ?

    Özellikle vajinal doğum sonrası bebeğinizin başı, doğum kanalından geçmesi sonucu huni şeklinde olabilir. Bu durum genellikle 48 saat içerisinde düzelir. Yine doğum sırasında başta cilt altı ödem ( caput succedaneum ) gelişmesi sonucu başta şişlikler olabilir, kısa sürede düzelir.

    Cephal hematoma adı verilen şişlik ise normal doğumlarda kemikle kemik zarı arasında kan birikmesine verilen isimdir, geçicidir,ancak düzelmesi daha uzun sürebilir.

    Bebeğinizin bıngıldağının ( fontanel ) kalp atışlarına paralel pulsasyon göstermesi ve yumuşak olması sizin için güzel bir sürpriz olabilir. Beyin gelişiminin en hızlı olduğu ilk 1 yılda açık ve yumuşak olması gerekmektedir. 12- 18 ay arasında kapanması beklenmektedir.

    Bebeğinizin cildinde hafif mavilik özellikle parmaklar, eller ve ayaklarda olabilir. Isı regülasyonunun henüz sağlanamamasına bağlıdır. Bebeğinizi ısıttığınız zaman düzelecektir. Bebeklerde mavi renk ciddi bir hastalığa bağlı olabileceğinden doktorunuza danışmakta fayda vardır.

    Yenidoğan sarılığı için hazırlıklı olun. Bebeklerin % 60’ ında genellikle ikinci günde başlar, 3 -5 .günde en yüksek seviyeye ulaşır. Doktorunuza danışınız, bazı durumlarda özel bir tedavi gerekebilir.

    Bebeğinizin gözbebeklerinin rengi, ilk 1 yılda değişebilir, bu durum size şaşırtmamalıdır.

    Bebeğinizin gözleri özellikle ilk 3 ayda aynı yönde hareket etmeyebilir. Devam ediyorsa bir göz doktoruna başvurmalısınız.

    Ciltte döküntüler, yenidoğan döneminde sıklıkla olabilir. En sık görüleni ‘’ Erythema toxicum ‘’ adı verilen ortası beyaz –sarı olan kırmızı döküntülerdir. Birkaç gün içerisinde kendiliğinden düzelir.

    Mongol lekeleri, popo ya da sırtın en alt kısmında görülen morumsu cilt lekeleri yine normal doğum lekelerindendir. Bir yıl içerisinde kaybolur.

    Bebeğinizin genital bölgesi de sizin için şaşırtıcı olabilir. Kız bebeklerde vulva daha şiş ve koyu renkli , erkek bebeklerde ise scrotum büyük ve daha kırmızı olabilir Anneden geçen hormonların etkisiyle görülebilen bu durum geçici olsa da sizi endişelendiren her durumu doktorunuza danışmalısınız.

    Sizin için bir başka bir sürpriz de kızlarda görülen beyaz vajinal akıntıdır ki bir –iki gün kan da gelebilir. Vajinal mukoza çok hassastır. Anneden geçen hormon seviyelerinin azalmasıyla 72 saat içinde görülen ve sonlanan vajinal kanama görülebilir.

    Bebeğinizin göbek kordonu genellikle hafif bir kanamayla birlikte 7 – 10. günlerde düşer. İdrar gelmemesi için bebeğinizin bezini kordonun altında bağlayın. Kordona dokunmanız bebeğinizin canını da acıtmaz.

    Yenidoğan dönemindeki birçok olayda olduğu gibi hıçkırıklar veya gaza bağlı ağlamalar bebeğinizden çok sizin canınızı acıtabilir, korkmayın ve üzülmeyin. Birçok problem zamanla kendiliğinden çözülecektir. Ancak özellikle ilk birkaç haftada dikkatinizi çeken konuları doktorunuza danışmanız uygun olacaktır.