Etiket: İlişki

  • Aldatmak

    Aldatmak

    Günümüz standartlarında ülkemizde bir kadın ve bir erkeğin evlenmesi ile başlayan kavramdır, aile. İyi günde, kötü günde, hastalıkta, sağlıkta; ölüm onları ayırana kadar birbirlerine sadık bir şekilde hayatlarını birleştirmeleri ile başlar. Pek tabi bunun öncesinde görüşür ve birbirlerini tanırlar. Bunun yanı sıra insan doğası gereği hatalar yapar. Ve yine insan toplumsal bir varlıktır. Bu toplumsallık beraberinde kuralları da getirir. Birey bu kurallara her zaman uymaz. Haberlerde gördüğümüz dolandırıcılar, hırsızlık yapanlar; kulaktan kulağa yayılan veya gözümüzle gördüğümüz eşini, sevgilisini aldatanlar da bunun bir örneğidir. Bunların hepsi aldatmaya girer. 

    Peki insan neden aldatır veya aldatılır?

        Bu konu ile ilgili pek çok araştırma yapılmıştır. Yapılan bir araştırmada soruları söylendiğinde daha yüksek doğru yanıtlarsa ödül  alacakları söylendiğinde daha yüksek doğru cevap oranı bulunmuştur. Ve bu durumda hile yapma oranlarının azaldığı görülmüştür. Sosyal psikolojide yapılan çalışma aldatma faktörünün aldatmanın farkında olmak ve yaşanan durumda diğer bireylerinin ne yaptığından etkilendiğini göstermektedir. Yani ; aldatmanın bir seçenek olduğu ve/veya bu seçeneğin uygulanabilirliğinin onaylanması durumunda aldatma faktörü artabilir olduğu görülmüştür . Yapılan bir başka araştırmada ise kişisel davranışların bireyin dışında bir faktörden etkilendiği düşüncesinin d aldatmayı arttıran bir faktör olduğunu göstermektedir. Böyle bir inanca sahip olan bireye bireysel sorumluluk duygusunu yeniden hatırlatmak ve aldatma davranışı durumunda bu durumun kendi hayatını ve karşı tarafın hayatını nasıl etkileyebileceğini anlatma yöntemi seçilebilir.  Bu durumun yanında aldatılma korkusu olan insanların aldatılmak istediğini gösteren çalışmalar da vardır. Yapılan bu çalışmalarda aldatılmaktan korkan bir insanın, bağlanıp terk edilmekten korktuğu için ilişkiye kendisini bırakmadığı ve haliyle partnerini soğuttuğu; ilişkiye sabote ettiği sonuç olarak aldatılmaya davetiye çıkardığını gözlemlemekteyiz.

    Peki insanın kendisine verdiği değer aldatılmayı etkiliyor desem ne dersiniz?

    Öz güven sorunu ve/veya yetersizlik duyguları taşıyan biri sıkça kendisini başkalarıyla kıyaslar. Maalesef ki bu genellikle yetersiz ve/veya kötü olduğunu düşündüğü yönlerde yaparlar. Ve yine bu şekilde yetersizlik hissi yaşayan birey kendi özellikleri ve kimliği ile toplum arasındaki uyumada dikkat eder. Tam anlamıyla toplumun onaylayacağı ve takdir edeceği bir birey olmayı hedeflerler. Çünkü; bu durumda toplumda daha iyi bir yer sağlarlar, haliyle yaşadıkları hayatın refah düzeyi daha yüksek olur. Bu durumda çare arayan birey için en kolay çare diğerlerinin iyi olmadığını deneyimlemek ve/veya kendisinden kötü durumdakileri fark etmenin yanı sıra ön plana çıkarmaktır. Bu sayede onların yapmış olduğu hata veya bulundurdukları eksikliklerin kendisinde olmadığını ima etmiş olur. 

    Günümüz standartlarında takdir edilen ve onaylanan ilişki türü “tek eşli, uzun ömürlü ve birbirine sadık olunan” ilişkilerdir. Zira kısa süreli ilişkiler yaşayan ve eşine sadık olmayan bir kişi, diğer ilişkiler için de bir tehlike unsuru olduğu için böyle bireyler “kötü” biri olarak görülür. Bu nedenledir ki kınama, utandırma gibi yöntemlerle baskı oluşturularak toplumsal beklentilere uygun olmasına uğraşılır. Ama birçok kişi sevebilmek, aşık olmak ve uzun soluklu ilişkiler kurabilmek konusunda önemli engellere sahiptir. Peki neden herkes sevip aşık olamaz? Uzun süreli, yakın ve yoğun bir aşk ilişkisi yaşayamamanın çeşitli nedenleri vardır.

    • Terk edileceğinden ya da yeterince sevilemeyeceğinden korkan biri aşık olamaz. Çünkü; birey bu durumda daha iyi biri çıktığında kolaylıkla vazgeçileceğinden korktuğu için kendini aşkın kollarına bırakmamakta ve sürekli temkinli davranmaktadır. Bunun yanında da küçük şeylerden bile sevilmedikleri kanaatine varırlar. 

    • Beğenilme ve hayran olunma ihtiyacı fazla olan biri de hayranlık ve aşk geliştirmekte zorlanacaktır. Bu durum çok susamış birinin suyunu paylaşmakta zorlanması gibidir. Kendi ihtiyacı olduğu için başkasına hayranlık ve ilgi duymakta zorlanır. Buna ek olarak başkalarına güvenmeyen, duygularının esiri olmaktan korkan kişiler de ilişkiye kendilerini tam anlamıyla bırakamadıkları için ya da kısıtlı, kontrollü bir ilişki yaşadıkları için partnerlerini soğutabilir, kendileri de gerekli doyuma ulaşamayacaklardır.

    • Bencil, empati yeteneği sınırlı olan veya merhamet ve vicdanı çok gelişmemiş bireyler gerçekten sevemezler. Bu tip insanlar genel olarak çocukluklarında şiddete ve/veya kötü muameleye çok maruz kalmış sevilip kollanmamış kişilerdir. Yaşamış oldukları bu durumlardan dolayı kurdukları ilişkilerde kendi gereksinimlerini ön planda tutarlar. Karşı tarafın duygu ve ihtiyaçları ile ilgilenmezler, empati kurmazlar.

    Aldatmak; ilişki sürerken partnere karşı sadakatin ortadan kalkması, partnerin güvenini sarsacak ve ilişkiyi tehlikeye atacak bir davranış sergilemek ve/veya bu durumu gizlemek olarak tanımlanabilir.

  • Cinsel Terapide Neler Oluyor?

    Cinsel Terapide Neler Oluyor?

    Cinsel olarak aktif olan, yani cinsel hayatı olan her insan, yaşamının belli bir döneminde cinsel sorunlar yaşayabiliyor ve bu sorunlar, bireylerin eşleriyle olan ilişkisini olumsuz etkiliyor. Genellikle de çiftler böyle zamanlarda tam olarak nereye başvurabileceklerini bilemiyorlar.

    Cinsel sorunlarla ilgili olarak ilk önce bir cinsel terapiste başvurulmalıdır.

    Cinsel terapi ya da bir diğer adıyla seks terapisi, cinsel yeterliliği etkileyen ve cinsel işlevi sekteye uğratan engelleri azaltmayı; kişilerin kendilerini cinsel olarak serbest bırakmasına engel olan kaygıları ve savunmaları yaratan sorunları düzeltmeyi amaçlayan bir terapi tekniğidir. Cinsel terapi süresince, cinsel işlev bozuklukları nedeniyle bozulan cinsel ve ruhsal dengeyi sağlamak; bireylere cinsellikle ilgili hatalı bilgilerini, bilgi eksikliklerini gidermeye yönelik eğitim vermek; çiftlerin birbirlerini ve kendilerini tanımalarını sağlamak; cinsel sorunlarını çözümlemek ve bununla birlikte gelişen kaygılarını azaltarak çift arasındaki ilişkiyi iyileştirmek için teknik ve yöntemler kullanılır.

    Cinsel terapi profesyonel bir yardım sürecidir.

    İlk defa cinsel terapiye başvuracak ya da başvurmayı düşünen bireylerde cinsel terapi süreci ile ilgili ve bu terapi sürecinde neler yapıldığıyla ilgili bazı endişeler görülebilir. Cinsel terapide de bireysel psikoterapi gibi diğer terapi yöntemlerinde olduğu gibi yapılan tek şey konuşmaktır. Danışanlar kıyafetlerini çıkartmazlar ve bir şey ispat etmek zorunda değildirler.

    Tedavinin ilk adımı ise ilk görüşmedir. Tamamen kendilerine yabancı olan birisiyle cinsel problemlerini konuşmak danışanlar için korkutucu ve endişe verici olabilir. Açıkça sorun üzerine konuşmak zor olabilir; ancak unutmamak gerekir ki cinsel terapiyle bireyler, yaşanılan cinsel problemlerin çözümüyle beraber ilişkilerinden ve cinselliklerinden aldıkları keyfi geri kazanmaktadır. Yaşam kaliteleri ise artmaktadır. Birçok birey için terapiye başlamanın zor olmasına rağmen; cinsel yaşamlarını geliştirmek ve iyileştirmek için çabalamak, tedaviyle ilgili iyi bir adım olacaktır.

    Cinsel işlev bozukluklarının tedavisi vardır.

    Cinsel bozuklukların bazı özel durumlar dışında psikolojik kökenli olması nedeniyle, ilaç tedavisi bu durumlar dışında yararlı olmayacaktır. Hem psikolojik hem de ilaç tedavisi gerektirebilecek organik nedenlerin sonucunda ortaya çıkan sertleşme bozukluğu (empotans) gibi özel durumlar haricinde. Buna karşın cinsel işlev bozuklukları, ülkemiz ve dünya genelinde yanlış tedavi uygulamalarının en çok yapıldığı ruhsal sorunlardır.

    • Cinsel terapi süreci nasıl ilerler?

    İlk seanslarda sorunu anlamak adına, eşlerle ayrı ayrı bireysel görüşmeleri de içeren değerlendirme seansları yapılarak ayrıntılı bir yaşam öyküsü, ilişki öyküsü ve cinsel öykü alınır. Ardından bireylerin cinselliğe dair doğru bilgiler edinmeleri için, cinselliklerini doğru bir şekilde yaşayabilmeleri için psikoeğitim seansları yapılır. Bunları, ev egzersizlerinin planlanacağı ve değerlendirileceği diğer seanslar takip eder.

    • Ev egzersizleri nelerdir ve süreçte nasıl bir faydası olabilir?

    Ev egzersizleri, yani cinsel ödevler, sorun yaşayan çiftlere verilen, evlerinde uygulayabilecekleri teknikleri içeren çalışmalardır ve cinsel terapinin en önemli unsurlarıdır. Eşler cinsel egzersizler sayesinde, birbirlerinin cinselliğiyle ilgili daha kabullenici olmayı, birbirlerinin cinsel haz noktalarını ve bugüne kadar kaçındıkları cinsel duygularla bağlantı kurmayı öğrenirler.

    Cinsel işlev bozukluklarında sadece psikoterapiyle giden bir süreç oldukça yavaş ilerleyen, etkisiz de olabilecek bir terapi olacaktır. Terapistin çiftle birlikte belirleyeceği, sistematik bir düzenle uygulanacak cinsel egzersizlerle ve psikoterapiyle beraber yürütülen bir terapi süreci, cinsel terapinin başarılı olması açısından son derece önemlidir. Böylece eşler cinsel hazzının sorumluluğunu üstlenerek, kendi cinselliklerini yargılamadan kabullenmeyi; suçluluk duymadan zevk almayı öğrenerek cinsel yaşamlarını güçlendirirler.

    • Peki, cinsel terapi bireysel olabilir mi?

    Cinsel terapi, bazı istisnai durumlar haricinde, bireysel psikoterapiyle sürdürülebilecek bir terapi yöntemi değildir. Yaşanılan problemin her iki eşin de sorunu olduğu ve terapi süresince uygulanan tekniklerin çoğunda her iki eşin de varliğini gerektirdiği için çift terapisi şeklinde sürdürülür.

    Cinsellik, öğrenilmeye ve keşfedilmeye açık bir alandır.

    Unutmamak gerekir ki; cinsellik içgüdüsel olduğu kadar, öğrenilebilen bir olgudur. Bununla birlikte iletişim temelli bir aktivite oldugunu da söyleyebiliriz. Cinselliğin konuşulması, doğru bilgilenme açısından oldukça önemlidir. Yani eşler kendi aralarında da cinsellik hakkında konuşarak, kaygılarını/korkularını ve hazlarını paylaşarak ilişkilerini, cinsel hayatlarını daha sağlıklı hale getirebilirler.

    Cinsel hayatınızdan memnun değilseniz ve ilişkinizde cinsel problemler mevcut ise, cinsel terapi tam da ihtiyaç duyduğunuz çözüm olabilir. Karşılaştığınız problemi çözmek, ilişkinizi ve cinsel hayatınızı güçlendirmek için bir cinsel terapiste başvurmak çözümün ilk adımıdır.

    ***Farkındalık değişimi getirir.***

  • İnsan Tek Aşk Değildir Tek Aşklıdır

    İnsan Tek Aşk Değildir Tek Aşklıdır

    Güven esasına dayalı olur ilişkilerimiz aslında. Birimiz tutkulu bir şekilde bağlanırken karşı taraftaki sadece gündelik ilişkileri için bizimle birlikte olabilir. Bizim ona güvenle bağlanmamız ona çok büyük bir anlam ifade etmeyebilir. Bu etkili bağlanmanın sonucunda kimileri büyük beklentileri alamaz ve aldatılan sıfatıyla karşımıza çıkabilir. Bugün daha spesifik bir konudan bahsedeceğim sizlere. Kafanızdaki düşüncelere tamamen değiştirecek ve ’’Bunu nasıl düşünemedim?’’ diyeceğiniz bir yazı olacağından eminim. Şimdi kafanızı boşaltın , ve bildiklerinizin tamamını sessize alın.

    Karşınızdaki kişinin sizi aldatması sizi sevmediği anlamına gelmez. Kimi zaman erkekler eşlerini daha fazla sevebilmek için ona en yakın kişileri bulur ve onlarla vakit geçirmekten zevk alırlar. Aslında bu durum kimileri için saçma ve alakasız gelebilir. Bu karmaşık ilişki onunla zaman geçirmek ya da onunla tensel anlamda bir şeyler yaşamak için değildir. Eğer aldatılmış bir kadın iseniz ve aldattığı kişi ile yakın bir ilişkiniz var ise onu şimdi düşünüp benzerlikleri birlikte sıralayalım! Ama bu düşünmenin bize gerçekten kazanımları nelerdir onları incelemek için bakalım can acıtmak ya da daha fazla regresyona(Gerileme) uğramak için olmasın :

    • Giyim tarzı ve kullandığı takılar, küpeler, bunların renk ve kombinasyonlarının size benzerliği kimi zamanda birebir aynı olması …

    • Size karşı kullandığı sevgi sözcükleri , dokunuş ve bakışlar…

    • Ve cinsel anlamda sizi karşı kurduğu fanteziler ve davranışlar…

    Bunlar bence karşımızdaki kişinin bize ne kadar benzer olduğunu anlatacaktır. Bu durum partnerinizin ikinci defa evlendiği kadında da göreceğiniz durumdur.

    Bir istatistiğe göre erkekler ikinci ilişkilerinde daha ben merkeziyeçi yaklaşıp kendi çıkarlarını gözetebileceği ilişkiler peşinde koşarlar. Ama zamanla onlar da bu tecrübesiz antrapoz dönemini narsist kimliklerine karşı geldiğini görür çevresine bunu yansıtmamak adına da olsa pişmanlığını  belli etmezler. Peki her erkek bu aldatmadan ders çıkarır ve partnerine geri dönmek ister mi ? Yine yapılan bir araştırmaya göre bu antropoz döneminin belli episodelarında erkek kimi zaman pişman olsa da kapıyı çalıp bir çicekle her şeyi unutturacağını inanı. Ve kimi kadında bu durumu inanıp  ‘’Çocuklarımın babasıdır sonuçta “ deyip kapının eşiğine tamamen arlarlar.

    Sevgili okuyucaklarım ,

    Adatılmalar ve ilişkiler üzerine yaptığım çalışmalar bana yine gösteriyor ki Kadınları bu kadar güçsüzleştiren şeyler erkekleri de ister istemez büyük gösteriyor. Kadınların bu nedenli bağışlayıcı olması daha sonra ki zamanlarda zihinsel geviş getirmeyle biz uzmanların yanında devam ediyor. Bu süreç de kişilerin kafasında “Peki neden bana bu yaptı?” Sorusu kadını erkeğin gözünden küçültüp sizi daha da sevgi dilencisi gösterebilir. Kadında da  durum zamanla kalbini sanki bir dans pisti gibi gösterir. Neden peki tekrardan geriliyoruz? Neden affettik deyip tekrardan bu soruları kendimize sorarız? Aradığımız cevap bize acı vereceği kesin olduğunu bile bile ondan duymak istediğimiz bir çift sevgi sözcüğü müdür? Ya da nedensiz bir öpücük mü ? Her şeyi bırakalım o halde!  

    İyisi mi şunu koyalım aşk çantamıza :

    İnsan TEK AŞK değildir TEK AŞKLIDIR..

  • Evlilik Olgunluğu

    Evlilik Olgunluğu

    Yaşamında, var olmanın sorumluluğunu duyan insan olgun insandır.”Doğan Cüceloğlu

    Evlilik, iki kişinin birlikte kurduğu bir ilişki kurumudur ve bu kurumun sağlıklı işlemesi için kişilerin belirli bir olgunluğa erişmiş olmaları önemlidir. Türk Medeni Kanununa göre belirli bir yaşta olmak ve ayırt etme gücüne sahip erkek-kadın olmak yeterlidir. Burada anlatılmak istenen ise yeterlilikten ziyade olgunluk olacaktır. Öncelikle evlilik olgunluğuna erişebilmek olgun insan olmak ile mümkündür. Olgun insan üç konuda sorumluluk duygusu gelişmiş kişidir:

    1. Kendini tanıyan,

    2. Diğerlerini tanıyan,

    3. İçinde bulunduğu sistemi tanıyan.

    Evlilik olgunluğundan bahsettiğimizde de aynı boyutlar ortaya çıkar. Evlenme olgunluğu olan biri, yeterince olgunluk kazanamamış kişiye göre kendinin, karşısındaki kişinin ve sosyal ortamının daha farkındadır.

    1. Kendini Tanımak

    Kendimizi tanıma aşamasının ilk adımı, korku kültürü ve değerler kültürü diye nitelendirebileceğimiz iki aile yapısını fark etmek olacaktır.Korku kültüründe; ailede güçlü bir karakter vardır, herkesi denetler, güvenliği sağlar ve kendisinden korkulmasını ister. Asık suratlı ve sert mimikli biridir. “BEN” bilirim der ve diğerlerinin ona tamamen uymasını bekler. Değerler kültüründe; bu yapı gücünü ve anlamını paylaşılan değerlerden alır. Aile içinde adil bir ortam söz konusudur ve bu ortam saygı, sevgi, dürüstlük ve işbirliği ile beslenerek “BİZ” bilincini geliştirir.

    Her insan kendi yaşam öyküsüne sahiptir ve her geçen günde bu öyküsünü keşfetmeye çalışır. Yetiştirildiği ailesine yönelik nasıl bir ortamda ve çevrede büyüdüğünü düşünmesi çok önemlidir. Korku kültüründe mi değerler kültüründe mi yetiştiğini sorgulaması ve kişiliğinde nasıl izler oluşturduğuna bakması gerekir.

    • İç Çocuğunuzu Tanıyın: Siz nasıl bir ortamda yetiştiniz? Aşağıdaki ifadelerden sizi temsil edenlere ‘Evet’, sizi temsil etmeyenlere ‘Hayır’ işaretlemelerini yapın.

    • Sürekli başkalarını memnun etmeye çalışırım; kendimin ne istediğini çoğu kez hiç düşünmem.

    • Kalbimin en gizli köşesinde biliyorum ki ben de bir eksiklik, bir tuhaflık var. Ben normal değilim.

    • Hiçbir şeyi atamam. Değerli, değersiz elime geçen her şeyi biriktiririm.

    • Cinsellikle ilgili olarak kendimi gergin ve huzursuz hissederim.

    • Bir projeye, işe başlamakta güçlük çekerim.

    • Kendime özgü bir düşüncem ve görüşüm yoktur.

    • Sürekli yetersizlik duygusuna kapılır ve bu nedenle kendimi eleştiririm.

    • Gerçekten ne istediğimi bilmediğim duygusu içindeyim.

    • Ne zaman bir konuda itiraz etsem içimi bir suçluluk duygusu kaplar. “keşke, hiç karşı çıkmadan, diğerlerinin istediklerini yapsaydım” diye düşünürüm.

    Bu soruların çoğuna ‘evet’ demişseniz muhtemelen korku kültürünün hakim olduğu bir ortamda yetişmişsinizdir. Ve içinizde utanç yaşayan bir çocuğunuz olabilir. Utanca boğulan bir iç çocuk, evlilikte BİZ’i oluşturmakta zorluk çeker. İlişkisinde güvensizlik, kıskançlık, kaygı ve korku yer alır. Kendini yalnız ve öksüz hissedebilir; çoğunlukla kaygılı kişilikler oluşabilir.

    Bu soruların çoğuna ‘hayır’ demişseniz muhtemelen değerler kültürünün hakim olduğu bir ortamda yetişmişsinizdir. İçinizde yaşamayı seven mutlu bir çocuğunuz olabilir. Sağlıklı iç çocuğu olan insanlar evlilikte BİZ’i oluşturabilir ve ilişkilerinde sevgi, şükür, umut, güven duygularını güçlü bir şekilde yaşar. Kendini dostları açısından zengin görür ve karşılaşacağı sorunları çözme gücünü kendinde görür.

    • İç Tanığınızı Keşfedin: Bu sorular, iç tanığınızın gücünü keşfettiğiniz zaman derinlemesine anlama kazanır.

    1. Evleniyorum mu, evlendiriliyorum mu?

    2. Evlilik kararım bir seçim mi, yoksa geçmişime ya da içinde bulunduğum ortama bir tepki mi?

    3. Evlilikle ilgili beklentilerim benim beklentilerim mi, yoksa farkına varmadan bana yüklenen ‘kültürel şablonun’ beklentileri mi?

    4. Evliliğimde çocuk istiyor muyum?

    5. Anne-baba olmanın sorumluluğunu almaya kendimi hazır hissediyor muyum?

    6. Evlendiğim kişiyle, eşit koşullarda hayatı birlikte yaşamak mı istiyorum, yoksa onun sahibi olup onu kullanmak mı istiyorum?

    7. Hangisi benim için önemli; herkesin haftalarca konuşacağı şaşaalı bir düğün mü, yoksa iki gönlün buluşacağı bir yuva mı?

    8. Evliliğin amacı ne; kavga, dövüş, çekişme içinde üstünlük sağlamak mı, yoksa birlikte yaşayacağımız yaşamın müziğine birlikte dans etmek mi?

    Tanışma süreci içinde pusulanızın aynı yönü gösterip göstermediğinin ya da diğer bir deyişle, birbirinizin inanç ve değerlerinin uyum içinde olup olmadığının farkında olmak ilişkinin geleceği bakımından çok önemlidir.

    1. Diğerini Tanımak

    Olgun insan kendini tanıdıkça karşısındaki kişiyi de tanımaya özen gösterir. Kendisini tanımak adına sorduğu soruların hepsini karşısındakine de yöneltir.

    • Korku kültürü içinde mi, değerler kültüründe mi yetişmiş?

    • Benim tüm özelime tanık olabilecek kadar sorumluluk sahibi mi?

    • İnanç ve değerlerini kendi seçimleriyle oluşturmuş bir mi, yoksa kalıplar üzerinden giden biri mi?

    • BEN ilişkisi mi, BİZ ilişkisi mi bekliyor?

    • Duygularının farkında mı?

    • Haksız olduğunda özür dilemek, gönül almak, ortak değerleri ilişkide yaşatmak gerektiğinin bilincinde mi?

    • Karı-koca ilişkisi içinde mahrem, kırılgan, incinebilir yönlerimi açabileceğim bir can dostu mu, yoksa en yakınıma sızmış bir yabancı mı?

    Evlilik öncesinde eş adayınızı tanımak ve anlamak olgun bir insan olarak sizin sorumluluğunuzdur. Evlendikten sonra  ‘böyle olmandan hoşlanmıyorum’ diye sızlanmak veya onu değiştirmeye çalışmak fayda etmez; yazık olur, mutsuz evliliklere bir de sizinki katılır. Unutmamak gerekir ki, evlendikten sonra konuşması zor olabilecek bir konunun, evlenmeden önce detaylı bir şekilde konuşulması çok önemlidir.

    1. Sistemi Tanımak

    “Kapıyı kapatırım, huzur bozan ailesi dışarıda kalır diyordum; fakat içeride zaten onları temsilen bulunan, onlar tarafından yetiştirilmiş eşim var…”

    Evlilik kurumunun aslında çok önemli bir parçasını oluşturan sosyal ortam, maalesef ki çiftler tarafından ilişkinin başında pek dikkate alınmaz. Ancak olgun insanlar şunu bilir ki, evlendikten sonra eşinin ailesiyle bir şekilde ilişkisi her daim olacaktır. Ve kendi ilişkisi içinde, kayınvalide ve kayınpederinin beklentileri, duyguları ve inançları etkili olabilmektedir. Kişinin hoşuna gitse de gitmese de onlar da BİZ’in bir parçasıdır artık.

    Ailesiyle ilişkimiz korku kültüründe mi değerler kültüründe mi gelişecek diye sorabilmesi gereklidir. Önceden bu soruları sormak ve alınacak cevaplardan korkmamak, kişinin evliliğe dair olgunluğunun ve sorumluluk duygusunun gücünü ifade eder.

    Evliliği düşünen kişiler önemli bir yolculuğa çıktıklarının farkındalar değil mi? Bu yolculuğun sizin yolculuğunuzun olması için kendinizi tanımanız ve bilmeniz gerekiyor ki, yol arkadaşınızı doğru seçebilesiniz. Yolculuğunuz nerede, kimlerle olacak? Yolculuğun içinde yer alacağı coğrafyayı, ekipte kimlerin olacağını bilmekte fayda var. Her an uyanık olmakta fayda var!

    El Mitra bir kez daha söz aldı ve dedi ki: Peki, Evlilik ey üstat?

    Ve o şöyle yanıtladı:

    Birlikte doğdunuz ve sonsuza dek birlikte olacaksınız.

    Birlikte olacaksınız, ölümün beyaz kanatları günlerinizi dağıtıp savurduğu saatte.

    Elbette, Tanrı’nın sessiz belleğinde bile birlikte kalacaksınız.

    Ama birliğinizde mesafeler olsun.

    Göklerin rüzgârları dans etsin aranızda.

    Birbirinizi sevin ama aşk pranga olmasın aranızda:

    Ruhlarınızın kıyıları arasında hep dalgalanan bir deniz olsun aşk.

    Birbirinizin kadehini doldurun, ama aynı kadehten içmeyin.

    Birbirinize ekmeğinizden verin ama aynı ekmeği yemeyin.,

    Birlikte şarkı söyleyip dans edin ve eğlenin, ama ikiniz de tek başınıza olun,

    Bir lavtanın, aynı ezgiyle titreseler de birbirinden ayrı duran telleri gibi.

    Kalplerinizi verin, ama teslim almayın birbirinizin kalbini.

    Çünkü sadece Hayat’ın avucundadır kalpleriniz.

    Birlikte saf tutun, ama yapışmayın birbirinize:

    Çünkü tapınağın sütunları da ayrı dururlar,

    Ve meşe ile selvi büyüyemez birbirlerinin gölgesinde.

    Halil CİBRAN

  • Uzlaşmak Ya Da Uzlaşamamak Meselesi

    Uzlaşmak Ya Da Uzlaşamamak Meselesi

    Çift olmak, eş olmak bir bakıma birlikte hareket etmek olsa da her konuda aynı olmak ve her konuda hemfikir olmak mümkün değildir. Gördüğüm ve gözlemlediğim kadarıyla çalıştığım çiftlerin en büyük hayal kırıklığı bu yanlış beklentiden kaynaklanmakta.

    Her konuda uzlaşamayacağınız konusunda uzlaşın!

    Bir çok evliliğin ve ilişkinin iyi günlerini de kötü günlerini de görmüş bir terapist olarak şunu söyleyebilirim ki; her konuda uzlaştığınız bir hayat sandığınızdan daha sıkıcı olurdu. Aynı insanla ilişki devam ettirmek ve zaten süregelen bir aynılıktan fevkalade bir heyecan beklemek ironisi ilişkinin mantığının sorgulandığı yerken iyi ki her konuda uzlaşmamak iyi bir haber bile olabilir.

    AMA NASIL UZLAŞAMADIĞINIZ ÖNEMLİ!

    Uzlaşamadığınız konular, ortak hayatınız ya da memleket meseleleri ile ilgili olabilir pekala. Çocukların hangi okula gideceği, bayramda nasıl bir plan yapılacağı, eve hangi mobilyanın alınacağı konusunda uzlaşamayabilirsiniz. Bunları yaşarken “ Ama nasıl olur, bu kadar ayrı fikirlerde olmamız normal mi?” diye de düşünebilirsiniz .

    Gönül rahatlığıyla gayet de normal olduğunu söyleyebilirim. Fakat farklı fikirlerde olmaya katlanamazsanız, yahut kendi fikrinizi kabul ettirmeye çalışırsanız işte bu ilişkinize zarar verebilir.

    ÇİZGİYİ AŞTIĞINIZ ANI FARK EDİN.

    Özellikle uzun süredir birlikte olan çiftler birbirlerinin bakışlarından, ses tonlarından ya da davranışlarından kırgınlıklarını görebilir. Bu noktada durmak, üslubu değiştirmek, çok önemli bir konu değilse konuyu kapatmak ya da konuşmayı ertelemek pek iyi bir hareket olacaktır.

    Bazı insanlar kırgınlıklarını susarak, konuyu kapatmaya çalışarak ya da anlaşılmadıklarını hissettiklerini sakince söyleyerek ifade edebilirken, bazılarımız daha agresif bir öfkeyle dışa vurabilir. Her iki karşılığı gösteren kişinin de iç dünyasında olup biten aslında çok benzerdir. “Anlaşılmıyorum, o halde sevilmiyor olabilirim.”

    Bu düşünce ise gerçekten kırıcı ve yıpratıcıdır. Eğer bu noktada kişi kırgınlığını ve yıpranmışlığını halledemezse bir sonraki rountta kırarak dengelenmeyi hedef edinebilir. Böyle bir durum ise ilişkide olma halinin temel amacı olan “kabul edilmek, anlaşılmak ve sevilmek” meselesinden çifti ve ilişkiyi tamamen alır ve çok tehlikeli bir yere götürür.

    İLİŞKİNİN EN HIZLI İRTİFA KAYBETTİĞİ YER!

    Bu yer bedel ödetmek, öç almak, nasıl bir şey olduğunu anlamasını sağlamak gibi işlevsiz amaçlarla dolu ve ilişkiyi kısır bir döngüye sokan bir yerdir. Bu noktadan sonra ilişki bir kısır döngü içinde hızla irtifa kaybeder.

    Bu yüzden çiftlere önerim, uzlaşamadığınız anlardan kırgın ayrılmayın. Eğer kırıldıysanız, bunu içinize atmayın ve paylaşın. Eşinizi kırdıysanız kırgınlığına sebep olan davranışınızı fark edin, savunmaya geçmeden onun penceresinden bakmayı deneyin.

    İLİŞKİDE HAKLI, HAKSIZ; KAZANAN KAYBEDEN YOKTUR.

    Bazen haklıyı aramaya çalışmadan, kaybeden varsa kazananın olmayacağını bilerek herkesin kendi penceresinden bakabileceğine kendinizi ikna edin.

    BİRBİRİNİZİ ELEŞTİRİRKEN AHKAM KESME SINIRINDA DURUN!

    Bir örnek vermek gerekirse, çocuğu olan çiftlerde en sık gördüğüm birbirlerinin ebeveynlikleri hakkında eleştiri yapmak.

    Herkesin payına bir anne ve baba düşüyor, herkes kendi üslubuna göre bir ebeveynlik yapıyor. Belli noktalarda önerilerde bulunulsa da birbirinizin anne babalığına topyekün müdahale ya da ne yaptığı konusunda hiçbir fikrinizin olmadığı yerleri eleştirmek kırıcı olabilir.

    Örneğin bugüne kadar çocukları hiç yıkamamış bir baba, çocukların saçlarının temiz olmadığını söylediğinde kadın çileden çıkabiliyor. Ya da çocuğunu hiç parka götürmemiş bir anne parktan geldiklerinde neden bu kadar kirlendikleri konusunda babayı sorguladığında baba öfkelenebiliyor.

    Ve zaten biliyoruz ki “öfke de kırgınlığın ve korkunun ben cesurum maskesi takmış hali” oluyor.

    HİÇ Mİ ELEŞTİRMEYELİM?

    Eşiniz bir konuda tamamen yanılıyor ise, onun iyiliği için hatalı kısımlarını göstermeniz gerekiyorsa tabi ki doğruyu bulmasına yardım etmek de bizim göreviniz. Ancak olumsuz eleştiri yapacaksanız, suçlamadan uzak durarak, duruma dair sebep ve ihtiyaçlarını dinleyerek, bu konuda destek verebileceğiniz bir alan olup olmadığını sorarak ve eşinizin olumlu özelliklerinden de bahsederek eleştirebilirsiniz. Konuya olumlu bir şekilde başlayıp olumlu bir şekilde bitirmek, arada söylediğiniz olumsuz eleştiriyi de daha kabul edilebilir ve dostça gösterecektir.

    Örneğin; “İş aramak için hiçbir çaban yok, tembelliğe alıştığını düşünüyorum.” Demek yerine; “Daha önce çok iyi bir işin vardı, ve çok hızlı yükselmiştin, bir süredir iş aramak konusunda çok istekli olmadığını düşünüyorum. Yanılıyor olabilir miyim?” derseniz eşinizin kendi dünyasından olanları, savunmaya geçmeden anlatmasını ve vermek istediğiniz mesajın doğru yere ulaşmasını sağlayacaktır.

    Çünkü suçlayıcı bir dil savunmacı bir dille karşılık bulur.

    Dil hayatın sunumudur, dil duygunun kemiğidir, dil düşüncenin bedenidir. Dil kırabilendir; onarabilen olduğu kadar. 

    Ve ilişki… Bir akıl oyunu değil arzu oyunudur.

    Tüm arzularınızın doyurulduğu bir ilişki temennisiyle,

    Şifa olsun.

  • Evlilikte Sınırlar ve Sınırların Önemi

    Evlilikte Sınırlar ve Sınırların Önemi

    Sınır’dan kastımın ne olduğunu detaylı anlatacağım fakat öncelikle şunu belirtmek isterim ki “sınır” sadece karı koca arasında değil, hayatın her alanında kurduğumuz ilişkilerde kıymetli bir öneme sahip. Sınır kelimesini belki en çok “Çocuklara koyulan sınırlar” konusunda okuyor ve kullanıyoruz. Fakat “sınır” doğan her canlı için ölene kadar geçerli ve önemli bir kavramdır.

    Sınır aslında uzay boşluğu ile bizi ayıran sınırla, yani bedenimizle başlıyor. Sonrasında duygusal sınır, ilişkisel sınır, psikolojik sınır, ülke sınırları gibi birçok alanda kendini gösteriyor.Varlığı konfor ve denge getirirken, yokluğu durumunda ise, karmaşa, kaygı ve sağlıksız bir biçimde iç içe geçmiş ilişkiler yaşıyoruz.

    MUTLULUK NEDİR?

    Bana mutluluk ne diye sorsanız, kişinin kendini tanıması ve bu tanımlamadan tatmin olması ve ilişkilerinde bu tanımla kabul görmesi diyebilirim. Bu üçlü sac ayağındaki dengeden başka bir şey değildir mutluluk.

    Mutluluk sınırdır, sınır mutluluktur yani…

    Evlilikte ise sınır, çok ince bir çizgide kendini gösterir. Yani sınırsızlık kadar sınır’ı yanlış yorumlamak da hatalı bir iletişime sebep olur.

    Kişiler birinin karısı, kocası ya da anne babası olmadan önce birer bireydir. Kendilerine dair hassasiyetleri, beklentileri, ihtiyaçları ve istekleri vardır. Tüm bunlar kişinin kendi sınırlarını belirleyen detaylardır.

    BANA SINIRINI SÖYLE SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM!

    Bu konuda eşlere ilk önerim birbirlerinin sınırlarını tanımaları. Bu da ancak karşılıklı samimiyet ve dürüstlükle mümkündür. Özellikle evlilik öncesi dönemde kendi sınırları konusunda dürüst davranan eşlerin evlilikte kendilerini daha güvende hissettiklerini söylemek mümkün. Örneğin, vejetaryan bir insan için evde pişecek yemekler bir sınırdır. Kişinin bu sınırı bilmesi, tanıması ve koruması önce kendisi için sonra da ilişkisi için çok önemlidir.Sınırı koruması gereken kişi öncelikle kişinin kendisidir.

    Maalesef çoğu ilişki rasyonel bir zeminde başlamıyor. Eşler birbirlerine karşı açık konuşmuyor ve ilişkinin en başında sınırlarını korumaya dair bir tutum izlemiyorlar. Bu da haliyle kişilerin birbirlerinin hassasiyetlerini bilmeden yani sınırlarını tanımadan evlenmelerine sebep oluyor. En önemli şeyi erteleyerek başlayan bir ilişkinin çıktısı ise çoğu durumda hayal kırıklığı oluyor.

    “Evlenmeden önce maç izlemezdi.” ; “Evlenmeden önce özel günleri önemsemediğinden bahsetmemişti ve o zamanlar önemserdi.” Bu örnekler uzayıp gidebilir. Eğer maç izleyerek deşarj oluyorsanız, bunu partnerinize en baştan söylemek sizin stresle baş etme kaynağınızı bilmesi, tanıması ve bunu kabullenmesi noktasında ona yardımcı olacaktır. Ya da özel günler sizin için işkence ise, uzun vadede her yıl tanışma yıl dönümünde hediye verecek biri değilseniz, bunu en başta söylemek yine olası tüm sıkıntıların yaşanmaması için ön koşuldur. “Ben özel günlerde hediyeleşmekten hoşlanmıyorum. Bunun yerine hiç beklemediğin zamanlarda seni şaşırtabilirim. Bunun senin için bir sakıncası var mı?” diyen birinin en başta alacağı tepki, eşinin ilk evlilik yıl dönümünü unuttuğu birinin vereceği tepkiden çok daha olumlu ve samimi olacaktır.

    EVLİLİKLE ORTAYA ÇIKAN SINIRLAR!

    Eğer evlenene kadar her şeye “Evet” diyen, her fikre uyum sağlayan biriyseniz ve “Evlendikten sonra nasıl olsa gerçek özelliklerimi zamanla benimser.” Gibi bir düşünceniz varsa üzülerek söyleyebilirim ki bu işin çıktısı hayal kırıklığı olacaktır.

    Sınırlar dünyası çok ilginçtir ki,bir kere çiğnenen sınırın geri dönüşü sınırsızlık ya da çatışmadır.Yani eşinize de kendinize de dürüst olmanız yolun en başında çok önemlidir.

    SINIR İHLALİ!

    Farklılıklar hayatın baharatıdır. Dolayısıyla birçok durumda sınırlarınız çatışabilir. Bu sizden iyi bir çift olmuyor anlamına gelmez. Önemli olan ise “sınırlarınızı koruma biçiminiz.” Partneriniz sizden sınır ihlali gerektiren taleplerde de bulunabilir. Özellikle evliliğin ilk yıllarında çiftler birbirini tam tanımadığı için bu daha mümkündür. Ancak, eğer partnerinizi kırmamak için “Hayır!” demeniz gereken yeri iyi bilmezseniz partnerinizi de ilişkinizi de kendinizi de uzun vadede daha çok yıpratacağınızdan emin olabilirsiniz.

    EVLİLİK BAŞLI BAŞINA BİR SINIRDIR!

    Fakat, burada önemli bir nokta var. Ben sınır meselesini anlattığımda, bazen eşlerden biri “Ben ailece tatile gitmekten hoşlanmıyorum. Eşim tek başına gitsin, ben tek başıma giderim. Bu da benim sınırım.” Diyebiliyor. Bu durumda ise verdiğim cevap şu oluyor. “Evlilik başlı başına bir sınırdır. Eğer bu sınırın gereklerini yerine getirmekte zorlanıyorsanız sistemde kalma fikrini gözden geçirmelisiniz.”

    Evli olma hali, bazı genel kurallara uymayı ve eşlerin birbirlerinin duygusal ihtiyaçlarını karşılamayı yasal olarak taahhüt etme sınırıdır.

    Yani evliliğin getirdiği bir takım gerekliliklerle çelişen sınırlarınız varsa ya da karşı tarafın ihtiyaçlarını karşılamak sizin için ancak sınırlarınızı ihlal etmekle mümkün ise o halde siz bu sisteme uygun bir dizayna sahip değilsiniz. Bu sizi daha kötü veya daha iyi bir insan yapmaz. Fakat bu sınırı toplumun ya da kendi öz ailenizin evlenmenize dair beklentilerine karşı da korumalısınız.

    Bu sebeple kişilerin kendi sınırlarını doğru belirlemeleri evlenmek ya da evlenmemek noktasında da doğru karar almak için çok kıymetli.

    Hepinize sınırlarınıza kıymet verdiğiniz huzurlu günler diliyorum.

    Sevgiyle kalın.

  • İlişkilerin Korkulu Rüyası Aldatma

    İlişkilerin Korkulu Rüyası Aldatma

    İlişki, iki kişi arasında varlığını sürdüren o kişilere bağlı gelişen ama o kişilerden de bağımsız varlığını sürdüren bir üçüncü kişi gibi ele alınmalıdır. İlişki kişilerden beslenir ve yine o kişileri besler. Aldatma ise bu ilişki içinde yaşananların sebebi değil çoğu durumda sonucudur. Yani aldatma davranışı buz dağının görünen kısmıdır.

    Aldatma semptomuyla bize başvuran kişilerde aldatan tarafın zaman zaman hissettiği mahcubiyet ve utanç zaman zamansa onu bu sonuca iten davranışsal sebeplere dair duyduğu öfkedir. Öte taraftan aldatılan eş de kafasında sorulmayı bekleyen bir sürü soru ve hesap sorma duygusuyla eşinin karşısında yer alır. Bu durumla tüm bu yoğun duygular sebebiyle tek başlarına baş etmeleri çok mümkün değildir. Bu yüzden bu aşamada doğru bir destek kolaylaştırıcı olacaktır.

    Kişilerin duygularını ifade etmeleri, rahatlamaları aşamalarından sonra ilişkinin ihmal edilmiş taraflarına göz atarız. Buralarda karşımıza çıkan çiftlerin giderilmemiş ihtiyaçları, savunma mekanizmaları ve eşi dışına yönelen çıkış kapılarını buluruz. Ve terapide bugüne kadar ihmal edilmiş ihtiyaçlar, talepler konuşulur.

    Çiftin uzun zamandır dikkatini vermediği ilişki yeniden varlığını çifte hissettirir ve böylece eşler olup bitenleri anlamlandırmaya çalışırken birbirlerine yakınlaşmaya başlar.

    Çift terapisiyle aşılan aldatma problemlerinde çözümler kalıcı hale getirilir. Çünkü ilişkinin tüm dinamikleri ele alınır. Ve aslında aldatma davranışı çifte ilişkilerini ciddiye alma, önemseme ve bazı ilişkisel yeteneklerini geliştirmeye fırsat sunar. Terapi desteği almadan baş edilmeye çalışılan süreçlerde ise sadece aldatan eşin mahcubiyetiyle bir takım sözler vermesi, eşine geçici bazı maddi veya manevi jestler yapmasıyla yine geçici olarak evliliğin devamı sağlanırken, semptoma sebep olan davranışlar konuşulup iyileştirilmediği için problemler şekil ve semptom değiştirerek devam eder.

    Aldatmaya sebep olan genel bir karakter yapısı yoktur, aldatılma davranışının ortaya çıktığı ilişki biçimi vardır. Herkes aldatabilir ve aldatılabilir. Önemli olan sebepleri bulmak, tamir etmek ve ilişkiyi tatmin etmektir.

  • Kendinizle İlişkiniz Nedir?

    Kendinizle İlişkiniz Nedir?

    Birey psikososyal gelişimini tamamlamaya başladığı aşamada gelişir, kendini tanıyan kişi; kendisiyle ilişkiyi kurmaya başlamış demektir. Varoluşsal dengede her canlı doğar, büyür ve ölür. Bu dengeyi tamamlarken ne gibi süreçlerden geçtiğimiz, kim olduğumuz ve neler yaptığımızı daha sağlıklı algılayabiliriz.

    Gelişim süreçlerinde kimlik arayışı hepimizin içgüdüsel olarak tamamlamaya çalıştığımız bir evredir. Bu evrede tüm yaşamsal döngüler bizi geliştirir. Bu döngüde hayattan beklentilerimizle beraber kişilik yapılarımız oturmaya başlar. Kendimizi tanıma evresi bizleri karakterimizle tanıştırır. Kendimizi tanımaya başladığımız anda kendimizle ilişkimiz oluşmaya ve evre evre gelişmeye başlamış oluruz.

    Peki sen kimsin?

    Bu soruyu kendimize ne kadar sıklıkla soruyoruz? Kim için yaşıyor, kim için kendi benliğimizden ödün veriyoruz? Elbette bu soruların cevabı olarak ‘ kendim için ‘ dediğinizi duyabiliyorum. Ancak hayat bize bir takım maskeler takmak ve bir takım rollere büründürmek için yaşamsal deneyimler tattırır. Bu deneyimler acı ya da tatlı olabilir. Birey kendisiyle ilişkisine bu deneyimler sayesinde ulaşır.

    Yaradılışımız gereği kendimizi sevmek, korumak ve kollamak için yaşarız. Yaşam sürecinde araya başka ilişkilerin girmesi bizi benliğimizden ayırabilir. Bu noktada kim olduğumuz konusunda takılıp kalabiliriz. Karakterimizin bütünlüğünü yaşadıklarımız oluşturur. Ve her evrede kendimize kim olduğumuzu sorma ihtiyacı hissederiz. Ancak gelecek cevap bizi bazen korkuttuğu için bu durumu dağın görünmeyen kısmında gizleriz. Şuan ki kültürel yapıda aslında kendimiz için değil başkaları için yaşamayı tercih etmemizde bunun örneğidir. Bu yüzden kendi benliğimizi içimizde bastırabiliyoruz.

    Kendinizle ilişkiniz nasıl olmalı?

    İşe önce kendinizi tanımaktan başlayın. Bu cümle tüm düğümleri tek tek çözecektir. Kendini tanıyan, anlayan, ne istediğini değil ne istemediğini bilen ve kendisine değer veren kişi benliğine kavuşabilir. Kendisiyle sağlam ilişki kuran kişi sağlıklı beraberlikler yaşar. Hayatın anlamlı devam edebilmesi için kendinizi tanımalı ve o çerçeve de hareket etmelisiniz.

    İşte asıl yapmanız gereken kendinizle sağlıklı ilişkiyi nasıl oluşturabileceğinizi bilmenizdir. Bununla tanıştığınızda ilişkiyi oldukça anlamlı kurabilir ve daha kaliteli bir benlik süreci yaşarsınız. Bu durum hayatınızda ki birçok süreci etkilediği gibi mutlu beraberlikleri de beraberine getirir.

    Önce sürece kendinizi tanımaya, sevmeye, kabul etmeye ve değer vermeye başlayarak yapabilirsiniz…

  • Çocuklarınızla Sağlıklı İlişki Yönetimi

    Çocuklarınızla Sağlıklı İlişki Yönetimi

    Sağlıklı ilişki kurma anlamında her bireyin zorlandığı noktalar vardır. Öncelikle ilişki kurmak nedir, nasıl kurulması gerekir ve kurarken nelere dikkat etmemiz gerekiyor buna dikkat etmemiz önemli bir husustur. Çocuklarınızla sağlıklı ilişki yönetimi ancak onları anlayabilmek ve bir birey olduklarına inandığınız sürece mümkündür.

    Her çocuk özeldir ve özellikleriyle bir bütündür. Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken önemli noktalardan biri isi her çocuğun farklı bir birey olduğunu bilmeleri ve kabul etmeleridir. Eğer çocuklarımızı olduğu gibi kabul etmeyi ve sevmeyi başarırsak onlarla muazzam bir ilişki içine girmiş olacağız. Bilmeliyiz ki geleceğimiz çocukların değil, onları yetiştiren ebeveynlerin elindedir.

    Çocuklarla sağlıklı ilişki kurmanın faydaları nelerdir?

    Öncelikle sadece çocuklarla değil; bireyin kendisiyle de kurduğu ilişki oldukça önemlidir. İlişki kurma anlamında kendimizi ne kadar iyi tanırsak karşı taraf içinde o kadar iyi anlaşılırız. Çocuklarla sağlıklı ilişki kurmak onların gelecekteki kişilik yapılarını oldukça etkileyen bir durum olduğundan değerlidir. İlişki yönetimini ebeveyn doğru bir şekilde yaparsa çocuklarda ebeveynleriyle sağlıklı bir ilişki kurmuş olacaktır.

    Sağlıklı ilişki yönetimi çocuklarınızla aranızda sağlam bir bağ oluşmasına neden olur. Buda çocuklarınızın aykırı durumlarda, yaşadıkları en ufak sorunlarda, sosyal ilişkilerinde, gelecek planlamalarında ve hayatlarının her alanından haberdar olmanıza olanak sağlamaktadır. Çocuklarınızla paylaşımınızın artacağı anlamı da taşımaktadır. Onları tanımak, ne istediklerini bilmek, verdikleri kararlara saygı duymak, onları olduğu gibi kabul etmek ve bir hayat yarışına sokmamak hem onların güvenini hem de sevgisini kazanmanızı sağlar.

    Ebeveynler olarak neler yapmalıyız?

    Çocukların alanlarına aşırı müdahalede bulunmamalıyız. Onların isteklerine kulak vermeli, ne istemediklerine dikkat etmeliyiz. Anne ve babalarımızdan gördüğümüz şekilde değil; çocukların doğru yolda ilerleyebileceği şekilde destek olmalıyız. Teknoloji çağında olduğumuzu bilmeli ve bu çağı olabildiğince faydalı bir şekilde kullanmalıyız. Her zaman çocuklarımıza yapmalarını talep ettiğimiz şeyleri kendimizde yapıyor olmalıyız.

    Çocuklarınızla aslında anlaşmanın ne kadar kolay olduğunu bilmeliyiz. Ve bunu zorlaştıranın bizler olduğunu unutmamalıyız. Onlarla beraber gelişmeyi unutmamalı, onlarla aynı yolda yürümeliyiz. Çocuklarınıza arkadaş gibi değil; anne baba gibi davranmanın doğru olduğunu unutmamalıyız. Çünkü onların zaten arkadaşları var. Sizin göreviniz anne baba olmaktır. Anlaşamadığınız noktalarda bile sakin kalmalı, onunla göz teması kurabilecek bir pozisyonda nasihat vermeliyiz. Emir kipi kullanmak yerine ‘ bunu yapmak senin ve bizim için oldukça değerli ‘ gibi cümlelerle yaklaşmalıyız. Bu şekilde çocuklarınızla temasınız daha anlamlı olacaktır.

  • Eşler Birbirini Neden Aldatır?

    Eşler Birbirini Neden Aldatır?

    Hiçbir ilişki, bitmek üzere ya da ihanet edilmek üzere kurulmuyor. Aşkla, romantizmle, tutkuyla başlıyor çoğu evlilik. Birlikte olmak, paylaşabilmek, bir olabilmek, eğlenebilmek, birlikte büyüyebilmek, birlikte yaşlanabilmek, çoğalıp çoluk çocuk sahibi olabilmek… hangi nedenlerle bir araya gelirseniz gelin, iyi niyetlerle ve mutlulukla evleniyor çoğu çift. Sonra ne oluyor da işler değişiyor? Güzel duyguların yerini nasıl oluyor da öfke, nefret alıyor? Güzel sevgi sözlerinin yerini alan aşağılayıcı, suçlayıcı cümleler nasıl oluyor da sarf ediliyor ağızlardan? Sonra gizli bir mesajla, bir resimle başka bir kadının ya da adamın sizin yerinizi aldığını öğrendiğiniz o büyük travma!!

    Aldatmayla ilgili yapılan bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, aldatmanın tek bir nedeni yok. Aldatma/aldatılmaya doğru çiftin ilişkisinde gözlenebilen bazı adımların olduğunu söyleyen Psikolog John Gottman, Rusbult ve Glass’ın ortaya koyduğu adımları okuyor olacaksınız yazımda.

    Aldatmaya giden en önemli ve ilk adım, belki de yaşanan pek çok kavganın ve sorunun ardından ya da iletişimsizliğin ardından eşini hoş olmayacak şekilde yargılayarak, gerçek ya da hayali alternatiflerle karşılaştırmaya başlamak. “Başka biriyle daha mutlu olurdum.”, “Daha iyilerine layığım.” düşünceleri bir virüs gibi kişinin aklına girmeye başlıyor. Belki de bu virüsün farkında bile olmadan.

    Güçlü ilişkilerde bireyler, eşinin ihtiyaç duyduğu ve bağ kurmaya çalıştığı anları/girişimleri fark ederler ve bu yönelmeye karşılık verirler. Sohbet etmek, şakalaşmak, yakınlık kurmak ya da destek olmak gibi… Çiftler birbirine yönelmemeye ya da karşıt yönelmeye başlıyor, bağ kurma zayıflıyor. Aynı evde iki yabancı olmaya başlıyorlar. Aralarında duygusal bir mesafe oluşuyor. “İhtiyacım olduğunda yanımda yoktu.”…

    Olumsuz durumlarda daha fazla taşma yaşanıyor, çatışmalar daha çetin yaşanıyor, patlamalar yaşanabiliyor. Çatışmalar içselleştiriliyor ve onarma çabaları işe yaramıyor.

    Evlilik terapisi, olumsuz duyguların da uygun bir şekilde ifade edilmesini öğrettiğimiz bir süreç. Evliliklerde duyguları bastırma, yok sayma oldukça tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor çünkü. Çift, birbirinden vazgeçmeye başlayabiliyor. Aldatma/aldatılma öncesi süreçte, çiftler olumsuz duyguları ifade etmemeye başlayabiliyor. İç dünyasını, duygularını anlatmama başlıyor. “Çok üzüldüm, kırıldım, çok kızgınım gibi…” olumsuz duyguların, olumlu duygular kadar ifade edilmesine ihtiyaç var ilişkilerde.

    İlişkiye duygusal yatırım, birbiriyle ilgilenme, beğeniyi ifade etme, ortak anlam ve ritüellerin sürdürülmesi ile mümkün. Bu olmadığında aldatma sürecine bir adım daha yaklaşmaya neden olabiliyor.

    İhtiyaçların karşılanması konusunda eşine güven azalabiliyor. Çiftler birbiri ya da ilişkileri için daha az özveride bulunmaya başlıyorlar. Eşinden çok başkalarıyla, köken ailesi, arkadaşları ile paylaşım ve boş zaman geçirilmeye başlanıyor. Bazen eşini diğerine kötüleme başlıyor ve “biz”in hikayesi zarar görüyor ve olumsuza dönüyor.

    “Sevgiyle yüceltmek” yerine “değersizleştirmek”, aşağılamak, eleştirmek başlıyor. Derin kırgınlıklar oluşuyor. Dolayısıyla yalnızlık, yalnızlaşma artıyor. İlişki yararına düşünceler azalırken, ilişki karşıtı düşünceler artıyor. Başka ilişkilere açık olma hali başlıyor. Evliliğinde olmayanı başka yerde arama başlayabiliyor. Masum gizli ilişkiler oluşmaya başlayabiliyor. Bu aşamada, sadakatsizlik konusunda yaptığı araştırmalarla dünyanın önde gelen psikoloğu Shirley Glass, eşler arasında bir perdenin çekildiğini ifade ediyor. Her geçen gün, eşinden daha fazla sır saklanıyor, kandırmalar artıyor. Bir süre sonra onarım ve doğru müdahaleler olmazsa, aktif aldatma başlayabiliyor, sınırlar aşılıyor ve evlilik sözleşmesine aykırı olarak bir diğeriyle ilişki yaşanmaya başlayabiliyor.

    Aldatma/aldatılma, her iki taraf için de derin bir travmadır. Tıpkı depremin ardından yaşanan duygusal, bilişsel, sosyal, bedensel yıkım gibidir. Deprem atlatılsa dahi, sıklıkla akıldan çıkmayacak, tekrar tekrar depreme dair düşünce ve görüntüler zihinleri haraplayacak, ve tekrar yaşanacağına dair korkulu bir bekleyişe neden olacaktır. Oldukça zor…

    Araştırma sonuçlarına, klinik ve sosyal psikolojinin laboratuar çalışmalarına göre genellikle aldatma/aldatılma öncesinde bu şekilde bir süreç yaşandığı ortaya konmuş. Elbette tüm ilişkilerde süreç aynen bu şekilde yaşanmayabilir. Ancak giderek kopmalar yaşanan bir ilişkide mutlaka bu durumun farkında olunması ve eşlerin sorunlarını uygun bir şekilde konuşmaya çalışması, olumlu ya da olumsuz duyguların paylaşılması, anlamaya ve dinlemeye odaklanılması, birlikte ortak anlam, roller ve ritüeller oluşturulması gerekir. Karşılıklı olumlu duyguların yaşandığı bir ilişkide de aldatma yaşanıyorsa, sanıyorum o kişinin karakteriyle, değer yargılarıyla ilgili bir durum olacaktır. Unutulmaması gereken bir şey var ki; tek bir aldatma ile bile eşle aralarındaki bağda derin yaralar açılıyor. Kaybettirdiği şey çok büyük ve değerli… Telafisi çok zor…

    Tüm bu sıkıntılı ve travmatik zor sürecin ardından yüz güldürücü bir haber de, çiftlerin aldatmayı çok zor da olsa atlatabildiklerini, haraplanan güven ve bağlılığın yeniden kurulabildiğini ve ilişkilerini yeniden yapılandırabildiklerini biliyoruz. Ancak profesyonel bir destekle…