Etiket: İlişki

  • Mutlu Evliliğin Sırrı

    Mutlu Evliliğin Sırrı

    Evliliğinizde veya ilişkilerinizde sorunlar mı var? Zaman zaman kendinizi mahkeme salonunda boşanırken mi hayal ediyorsunuz? Her tartışmanız büyüyüp alevleniyor ve her ikinizi de yakıyor mu? Sorunsuz veya tartışmasız bir ilişki olmaz ama kronikleşirse korkulan son kaçınılmaz olabilir. Oysa uzmanların tavsiye ettiği birkaç basit ve etkili kurala uymak sizi mutluluğa kavuşturabilir. “Evlilik nedir?” “Mutlu evliliğin sırları nelerdir?” “Evlilikte sıkça görülen sorunlara ve tartışmalara hangi gözlükle bakılmalıdır?” “Evliliklerdeki sorunları ve tartışmaları sertleştirip, yumuşatan faktörler nelerdir?” İşte tüm bu soruların yanıtı ve çözüm önerileri…

    EVLİLİK BİRLİKTE YAŞAM SÖZLEŞMESİDİR…

    Evlilik farklı aile yaşantılarından ve kültürlerden gelen iki insanın aynı mekânı ve zamanı artık birlikte paylaşmaya başlamasıyla oluşan sosyal bir kadın ve erkek ilişkisidir. Bu açıdan bakıldığında evlilik bir kadın ve bir erkek arasında yapılan bir birlikte yaşam sözleşmesidir. Toplum düzeni, eşlerin ve doğacak çocukların bakım ve yetiştirilmesi yönünden evlilik ilişkileri üzerinde devletin de kontrol yetkisi bulunmaktadır. Evlilik ilişkilerinin düzeni ve yürütülmesinde evliliğe taraf olan karı ve koca bütünüyle serbest değillerdir. Toplumsal kurallar, kanunlar, din ve törenin şekillendirdiği toplum da bir taraf olarak söz ve kontrol sahibidir. İnsan yaşamının doğumdan sonraki ikinci yaşam dönemi olarak kabul edilen evlilik erkek ve kadın için önemli, ailenin de başlangıcı sayılan toplumsal ve kişisel bir olaydır.

    MUTLU EVLİLİKLERİN SIRRI…

    Evlilik ilişkisi; sevgi, saygı, paylaşma ve hoşgörü ile yürütülürse mutluluğun, başarı ile yürütülemez ise de mutsuzluğun başlıca kaynaklarından biri olabilmektedir. Çünkü sabır, sadakat, koşulsuz sevmek, samimiyet, tutku ve saygı olursa mutlu bir birliktelik ve sağlıklı bir seks hayatı olur.

    EVLİLİKLERDE EN SIK GÖRÜLEN SORUNLAR VE TARTIŞMA BAŞLIKLARI…

    Evliliklerde sorunların olması ve buna bağlı olarak tartışmaların yaşanması olağan ve doğal bir durumdur. Tartışmalar evliliğin canlı olduğunun göstergeleridir. Evliliklerde iletişim sorunları, ekonomik nedenler, eşin işsiz kalması, aile büyükleri ile aynı evde oturma, eşler arasındaki cinsel sorunlar, akraba ilişkileri, toplumsal hayata yönelik davranış ve hissedişler, mesleki durumlar, sorun çözmede kullanılan hatalı yollar, çocukların bakımı ve yetiştirilmesindeki farklı bakış açıları, din, mezhep ya da kültür farkları, alkol, kumar ve şans oyunlarına düşkünlük, eşin evi terk etmesi ya da başka biriyle yaşamaya başlaması, aldatma, dayak ve küçük düşürücü davranış ve hareketler, iş kolik bir eşe sahip olma, eşlerin kişilik yapılarının birbirine uymaması, aşırı kıskançlık veya eşlerin birbirine yeteri kadar zaman ayıramaması gibi konular evliliklerde en sık görülen sorunlar ve tartışma başlıklarıdır.

    SİYAH GÖZLÜK YERİNE PEMBE GÖZLÜK TAKMAK GEREKİYOR…

    Evli çiftler bazen yaşadıkları sorunları ve tartışmaları sertleştirebilirler ve onlara siyah bir gözlükle bakabilirler, ümitsizlik ve çaresizlikle evliliklerini boşanma sürecine sokabilirler veya mutsuzluğa mahkûm edebilirler; bazen de bu sorunları yumuşatabilirler ve onlara pembe bir gözlükle bakabilirler, ümit ve mutluluk duygularıyla evliliklerini keyifli bir sürece sokabilirler. Bu nedenle çiftlerin evliliklerinde siyah gözlük yerine pembe gözlük takmaları gerekiyor. ‘Peki, bu nasıl olabilir?’ Bu sorunun pek çok yanıtı bulunmakla beraber en önemli yanıtlarından biri çiftin birlikte paylaşımlarının olmasıdır.

    ÇİFT OLARAK BİRLİKTE DUŞ ALIN, BİRLİKTE YATIN, BAŞ BAŞA SOHBET EDİN VE SEKS YAPIN!

    Birlikte duş alarak, birlikte aynı yatakta uyuyarak, birlikte baş başa sohbet ederek, sevişip, düzenli seks yaparak birbirlerine olan tutkularını ifade eden çiftler, evliliklerinde karşılaştıkları sorunlara ve tartışmalara pembe gözlükle bakarlar, bu sorunları yumuşatırlar ve zamanla çözebilirler. Ancak birbirlerine olan tutkularını ifade edemeyen ya da saklamayı tercih eden, birlikte duş almayan, birlikte yatıp uyumayan, her defasında partnerlerini cinsellikle cezalandıran, baş başa sohbet etmeyen çiftler ise evliliklerinde karşılaştıkları sorunlara ve tartışmalara siyah gözlükle bakarlar, bu sorunları sertleştirirler ve zamanla kendilerini mutsuzluğa mahkûm ederler. Oysa uzun süreli ilişkilerde cinsel tutkuyu sürdürmenin şifresi, duygusal açıdan karşıdaki insanla bütünleşirken kendin olarak kalabilme yeteneğidir. Bu tür bir kendini geliştirmenin dört ana bileşeni oluyor, bunlar; ‘açık iletişim kurma, partnere dokunma, suçlamak yerine sorumluluk alma ve endişelerin üzerine gitme’ şeklinde sıralanabilir.

    HORLAMANIN %100 TEDAVİSİ VAR, KADER DEĞİL!

    Evlilik içi tartışmalar sonucu oluşan küslüklerin dışında, çiftlerin ayrı yataklarda yatmalarına sebebiyet veren önemli bir faktör partnerlerden birinin diğerini rahatsız edebilecek derecedeki horultularıdır.Horlama faktörü çiftin ayrı yatmasına, yorgun ve öfkeli olmalarına, cinsel soğukluğa ve birbirlerine olan tahammüllerinin azalmasına neden olabileceği gibi, çifti birbirinden ve yaşayacakları güzel zevklerden mahrum da bırakabilir. Ama asıl önemlisi yaşadıkları sorunları ve tartışmaları sertleştirir ve bunlara siyah gözlükle bakmalarına yol açabilir. Bu nedenle sebebi her ne olursa olsun çift horlamanın tedavisi için bir hekime başvurmalıdır. Çünkü horlamanın %100 tedavisi vardır, kader değildir.

  • KİŞİLİK BOZUKLUKLARI İLE NASIL BAŞEDİLİR?

    KİŞİLİK BOZUKLUKLARI İLE NASIL BAŞEDİLİR?

    Kişilik bozukukları; kişilerin sosyal ve kişisel yaşamını önemli ölçüde etkileyen bozulmuş davranış ve düşünce kalıplarıyla karakterize olan zihinsel bozukluklar kümesidir. Kişilik bozuklukları bireylerin iç ve dış dünyalarında sıkıntıya yol açarı, işlevselliklerini kısıtlar. Kişinin dengesini alt-üst eder. Kişilik özelliklerinin, kişilerin davranışlarının kişilik bozukluğu olarak yorumlanabilmesi için kişide ciddi uyum problemlerine yol açması ve işlevselliklerini önemli ölçüde kısıtlama/bozulması gerekmektedir.

    Kişilik bozukluğu tanısı konmuş bir kişi duygulanım konusunda normal kişilerden çok farklıdır. Örneğin ileride değineceğimiz Borderline Kişilik Bozukluğu na sahip birinin duygulanım yoğunluğu, sıklığı, değişkenliği normal kişilerden farklıdır. BKB ye sahip biri bir gün hiç neden yokken sizden nefret ederse yahut size aşırı öfkeli davranıp, ertesi gün yine bir neden yokken ya da çok küçük bir sebepten ötürü size dünyanın tüm sevgisini gösterirse buna şaşmamak gerekir. Öfke, cinsel istek gibi dürtülerini kontrol etmede güçlük yaşar. Normal bir insan öfkelendiğinde ya da cinsel arzu duyduğunda uygun yeri ve zamanı bekler, kendini kontrol edebilirken KB olan biri bu kontrolden yoksundur. Hiç ummadığınız bir anda önemsiz bir şey için son derece yıkıcı öfke nöbetleri geçirebilir. Bu nedenle sosyal beceriden yoksundurlar. Sosyal ortamlarında huzursuzluk yarattıkları ve kendilerini huzursuz hissettikleri için yalnız kalırlar.

    Genel Özellikler

    • KB karşı içgörü yoktur (Hiç bir sorunun kendilerinin yaratmadığı düşüncesi) Sorununasıl nedeninin farkında değillerdir.
    • Çoğunun kişiler arası ilişki sorunları bulunur
    • İlk görüşmede saptamak güçtür
    • Dirençli, tedavisi güç ve sorunların çözümü için de engel oluşturabilirler.
    • Çocuklukta şekillenir
    • 20’li yaşların başlarında yerleşir
    • Bazıları organik nedenli (travma) olabilir
    • Bazıları daha biyolojik / genetik olabilir Ör. Şizotipal, Antisosyal ve Borderline gibi

    Epidemiyoloji

    Ülkemizde kişilik bozukluklarının yaygınlığı ile ilgili araştırmalar yapılmamıştır. ABD ve diğer bazı ülkelerde yapılan araştırmalarda, kişilik bozukluklarının yaygınlığı %10- 30 arasında bildirilmektedir. Sınırda (borderline)

    kişilik örgütlenmesine ise genel nüfus içinde rastlanma oranı %20-30’dur. Psikiyatrik başvurusu olanlarda ise %40 oranında rastlanır.

    DSM-IV’de Küme Organizasyonu

    1) A Kümesi: tuhaf ya da ekzantrik yapı, yalnız kalmaya eğilimli, şüpheci ayrıca sınırda bir özellik göstermektedir

    – Paranoid, Şizoid, Şizotipal

    2) B Kümesi: dramatik, duygusal, düzensiz, kararsız, dürtüsel, empati yeteneğinden yoksun sınırda bir özellik göstermektedir

    – Antisosyal, Borderline, Histrionik, Narsisistik

    3) C Kümesi: anksiyeteli, korkulu, mükemmeliyetçi, nevrotiktir.

    – Kaçıngan (Çekingen),Obsesif, Bağımlı

    A KÜMESİ

    1- Paranoid KB

    Temel özelliği, başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp, sürekli bir güvensizlik ve kuşkuculuk içinde olmalarıdır. Prevalansının; genel toplumda %0,5- 2,5 arasında, yataklı psikiyatri kurumlarında % 10-30 arasında ve ayaktan psikiyatrik tedavi kurumlarında % 2-10 arasında olduğu bildirilmiştir.

    • Genel olarak genç erişkinlik döneminde başlar ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp sürekli bir güvensizlik ve kuşkuculuk gösterme tipik özellikleridir. Aşağıdakilerden en az dördünün olması gerekmektedir.
    • Yeterli bir temele dayanmadan başkalarının kendisini sömürdüğünden, aldattığından veya kendine zarar verdiğinden kuşkulanır.
    • Haksız yere eşinin sadakatsızlığı ile ilgili kuşkulara kapılır.
    • Dostlarının veya iş arkadaşlarının kendine olan bağlılığı veya güvenirliği üzerine yersiz kuşkuları vardır. Arkadaş toplantısına davet edilen biri zorla davet edildiğini, ayıp olmasın diye çağırıldığını düşünür.
    • Söylediklerinin kendisine karşı kötü niyetle kullanılacağından yersiz korkuları olduğundan başkalarınasır vermek istemez.
    • Kimsenin samimiyetine güvenmediği herkesten şüphe ettiği için yakın arkadaşı da yoktur.
    • Sıradan sözlerden, olaylardan aşağılandığı veya kendisine gözdağı verildiği şeklinde anlamlar çıkarır.
    • Sürekli kin besler.Tesadüfen karşılaştığı bir arkadaşının onu görmemesini kendisine yönelik bir hakaret olarak algılar ve sinirlenebilir, içten içe kin besler.
    • Karakterine ve itibarına saldırıldığı yargısını taşır ve öfke ve karşı saldırıda bulunur.
    • Şaka kaldıramaz, alıngandır hemen alınır ve hemen savunmaya geçer.

    2-Şizoid KB

    Şizoid kişilik bozukluğu genel özellikleri sosyal ilişki kurmaktan kaçınma ve yalnızlığı tercih etme, duygusal nötrlük, donukluk, insanlara, çevresinde olan bitene kayıtsızlık olarak tanımlanabilir. Öyle ki aile fertleri ile bile aralarında mesafe vardır ve diğer insanlar tarafından tuhaf ve soğuk bulunurlar. Strese tepki olarak kısa psikozlar geçirebilirler. Ancak eşlik eden depresyon, anksiyete ve madde kullanımı benzeri bir durum olursa psikiyatriste başvururlar. Prevelans tam bilinmemekle birlikte genel toplumun %7,5 kadarının etkilendiği düşünülmektedir. Erkeklerde iki kat daha fazla görüldüğünü belirten çalışmalar vardır. Şizofreni veya şizotipal kişilik bozukluğu olanların akrabalarında şizoid kişilik bozukluğu prevelansı daha yüksek olabilir.

    • Ailenin bir parçası değilmiş gibi davranır; yakın ilişkiye girmez ve yakın ilişkilerden zevk almaz. Aile içinde tek başlarına vakit geçirirler. Sürekli odalarındadırlar. Evde olup bitenle, gelen gidenle pek ilgilenmezler. Ailece yapılan aktivitelere katılamaya isteksizdirler.
    • Çoğunlukla tek bir etkinlikte bulunmayı tercih eder. Her zaman tek başlarına yapabilecekleri tek bir etkinlikle uğraşırlar. Felsefe, matematik ve kitap okumak gibi falzadan insan gerektirmeyen etkinliklere ilgi duyarlar.
    • Cinsel deneyim yaşamaya karşı oldukça ilgisizdir. Cinsel istek duymalarında bir sorun yoktur. Cinsel deneyim yaşamak istememelerin sebebi sevgili ya da flört dönemlerinin fazlasıyla aktivite ve sorumluluk gerektirmesidir. Sorumluluk ve duygusal yakınlıktan uzak kalmak, sevgiliyle vakit geçirme, sinemaya gitme, yemek yeme gibi aktivitelerden kurtulmak için cinsel yaşamdan kaçarlar. Bunun yerine iç dünyalarına yönelirler.
    • Çok az etkinlikten zevk alır. İkinci kişiler gerektirmeyecek, tek başlarına yapabilecekleri aktivitelerden hoşlanırlar. Sinemya gitmektense evde yatağa uzanıp düşünmeyi yeğlerler.
    • Yakın arkadaşı ve sırdaşı yoktur. Yakın arkadaş, birlikte vakit geçirmek olduğundan ne işte ne okulda yakın arkadaş/ları yoktur.
    • Övgü ve eleştirilere karşı ilgisiz kalır. Kendileri hakkında insanların ne dediğinin bir önemi yoktur. Yapılan iyi ya da kötü yorumlara kayıtsız kalırlar.
    • Duygusal soğukluk, kopukluk veya tekdüze bir duygulanım gösterir. Şizoid Kişilik Bozukluğuna sahip kişiler aşırı neşeli ya da çökkün olmazlar. Tekdüze bir duygulanım sergilerler. Ekstrem tepkiler vermezler; sinirlenmek kavga etmek gibi. Olana bitene tepkisiz kalabilirler. Bu dünyada değil gibilerdir.

    3-Şizotipal KB

    Genel özelliklerinin başında yakın ilişkilerde birden bire rahatsızlık duyma ve yakın ilişkilere girme yetisinde azalma ile belirli, toplumsal ve kişilerarası yetersizliklerin yanı sıra algısal ve bilişsel çarpıklıkların ve alışılagelenin dışında davranışların olduğu yaygın bir örüntünün olmasıdır. Toplumda prevelansı %3 oranındadır. Bazen saatler süren psikotik epizodlar yaşayabilirler. Seyrek de olsa şizofreni ve ya psikotik bir bozukluk gelişebilir.

    • Referans fikirlere sahiptirler. Kendilerinden bağımsız olayları kendilerine mal ederler, kendileriyle bağlantılı olduklarını düşünüp çeşitli olay ve nesneleri buna delil olarak sunarlar. Harfler ve rakamlardan manalar çıkarıp inançlarına delil olarak gösterebilirler.
    • Davranışı etkileyen, kültürü ile uyumlu olmayan acayip inanışlar, büyüsel düşüncelere sahiptirler. Yaratıcı ile görüştüklerini, yaratıcının kendisi ya da peygamber olduklarını iddia edebilirler.
    • Olağandışı algısal yaşantılar, bedensel yanılsamalara sahiptirler. Halüsinasyon ve algı yanılmaları çok görülür. Damarlarında karıncaların dolaştığını, yüzünde ya da vücudunun belli bölgelerinde yaralar çıktığını, olağanüstü varlıkları görüklerini ya da ona dokunduklarını iddia edebilirler. Çoğu zaman bu algısal yaşantılar referans fikirleri destekleyici nitelik taşırlar. Aksine inandırılmaları nerdeyse imkansızdır.
    • Acayip düşünüş ve konuşma biçimine sahiptirler. Doğru düzgün diyolog kuramazlar. Dört tip iletişim yöntemleri vardır: Çerçevesel, aşırı ayrıntılı, basmakalıp ve mecazi. Konuşurken ya çok genel hatlarıyla konuşrlar asıl konuya değinmezler bile (çerçevesel) ya gerekli gereksiz herşeyi anlatıp asıl düşüncelerini söylemezler ya da her şeye ilgili ilgisiz basmakalıp deyimler, atasözleri ile karşılık verip mistik bir hava katmaya çalışırlar. Diyalogun sonunda asıl düşüncelerini ifade etmedikleri halde, ettiklerini ve karşı tarafın da onayladığını düşünürler.
    • Kuşkuculuk ya da paranoid düşünceler görülebilir. Şizotipal Kişilik Bozukluğuna sahip kimseler Paranoid Kişilik Bozukluğu özellikleri gösterebilirler. Hiçkimseye ve hiçbirşeye itimat etmez, güvenmezler.
    • Uygunsuz ya da kısıtlı duygulanım yaşarlar. Yerinde olmayan duygusal tepkiler verebilirler. Bir yakınının cenazesinde kahkalar atabilir ya da çok normal bir yoruma öfkelenebilirler.
    • Acayip, kendine özgü davranış veya görünümleri vardır. Genel olarak insanların giyim tarzları karakterlerini, kimliklerini yansıtır. Şizotipal Kişilik Bozukluğuna sahip kişiler bunun dışında kalırlar. Uzun siyah saçlarla pierrcing takıp metalci gibi giyinip çok dindar sohbetlere girebilirler. Ayrıca, genel moda algısına aykırı giyinmeyi, acayip kombinasyonlar yapmayı, kendilerine has olmayı severler.Altına eşofman giyerken üstüne klasik bir bluz giymek buna iyi bir örnektir. Diğer bir örnek ise, mevsime ve duruma uygun giyinmemektir. Kış günü şortla dolaşırken yaz günü kabanla dolaşabilirler.
    • Yakın arkadaş ve sırdaşları yoktur. Yakın arkadaş veya sırdaşlarının olmaması Şizoid Kişilik Bozukluğu sahibi kimselerde de görülür ancak Şizotipal KB ile farkı, Şizoidler yakınlıktan bir süre sonra rahatsız olurken Şizotipaller yakınlık ve sosyalleşmeye karşı duyarsızdırlar. Aldırmazlar.
    • Azalmayan aşırı toplumsal anksiyete, paranoid korkuları vardır. Toplum içinde paranoid düşüncelerinden dolayı sürekli korku içindedirler. Her an bir tehlike gelecek hissine kapıldıkları için diken üstünde olurlar. Bu korkuları birlikte oldukları kişileri tanımalarıyla doğru orantılı değildir. Ne kadar tanısalar da paranoid korkuları peşlerini bırakmadıkları için bir türlü rahat hissedemezler. Bu nedenle genelde sosyal ortamlarda bulunmaktan kaçınırlar.

    B KÜMESİ

    1- Borderline Kişilik Bozukluğu

    Temel özellikleri, insanlar arası ilişkilerde, kimlik duygusunda ve duygulanımda tutarsızlıklar ile dürtülerini kontrol etmekte zorluk çekmeleridir. Toplumda görülme sıklığı %2-3 iken psikiyatri kliniklerindeki kişilik bozukluğu vakalarının %30-60’ını oluştururlar. Kadınlarda, erkeklerden 3 kat daha fazla görülür.

    • Gerçek veya hayali bir terkedilmeden kaçınmak için çılgınca çabalar gösterme durumu varrdır. Terk edilmeden aşırı korktukları için sevdiklerini ellerinde tutmanın çeşitli yollarını denerler. İntihar girişimleri, intihar tehditler, duygu sömürüsü gibi aşırı hareketler bu tip davranışlara örnektir.
    • Gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine sokma uçları arasında gidip gelme, gergin ve tutarsız kişilerarası ilişkileri vardır. Kendisine bir kere iyilik etmiş birini gözünde ilahlaştırırken aynı kişiden dolayı uğranan bir hayal kırılıklığı kişiden nefret edilmesine yerin dibine sokulmasına neden olabilir.
    • Kimlik karmaşası: belirgin olarak ve sürekli bir biçimde tutarsız benlik algısı veya kimlik duyumu yaşayabilirler. Kendilerini tanımada sıkıntı yaşarlar. Sevip sevmediği şeyler herzaman değişiklik gösterir. Hayata dair, kendilerine, geleceklerine dair düşünce, davranış ve inanç sistemleri sürekli değişir. Her zaman birbirine zıt arzuları, beğenileri vardır. Aldıkları bir eşyayı bir gün çok beğenirken bir hafta sonra hiç beğenmeyip çöpe atabilirler.
    • Kendine zarar verme olasığı yüksek en az iki alanda dürtüsellik gösterirler. Sınırsız para harcama, geri ödeyemeyeceğini bildiği halde borca girerek alışveriş yapma, çok hızlı araba kullanma, rastgele, riskli olabilecek cinsel birliktelik yaşama, alkol kullanımını kontrol edememe ya da çılgın gibi yemek yeme bu davranış kalıbına örnektir.
    • Yineleyen özkıyımla ilgili davranışlar, girişimler, göz korkutmalar. Duygusal olarak incitildiği zaman intikam alma amaçlı ya da hissedilen boşluk duygusundan kurtulma amaçlı yapılan davranışlardır. Vücudunun çeşitli bölgelerine faça atma, sigara söndürme, intihar girişimleri gibi davranışlar göz korkutma niteliği taşır.
    • Duygudurumda belirgin tepkiselliğe bağlı instabilite. Küçük olaylara karşı aşırı ve değişken tepki gösterme. Alışveriş listesindeki bir ürünü almayı unuttu diye eşine aşırı derecede öfkelenebilir. Çok çabuk ve basit nedenler için sıkıntı, bunaltı hissedebilirler.
    • Kendini sürekli boşlukta hissetme. Kimlik bütünlüğünü sağlayamadıkları, kendilerini iyi tanıyamadıklarından sürekli bir boşluk ve yalnızlık hissi içidedirler.
    • Uygunsuz, yoğun öfke ya da öfkesini kontrol edememe. Öfke kontrolünde problem yaşarlar. Sık sık ve basit şeyler için bile öfke patalamaları yaşayabilirler. Bu durum çevresindekiler için çok yıkıcı olabilir.
    • Stresle ilişkili geçici paranoid düşünce veya ağır dissosiyatif semptomlar. Dışlanma, terk edilme ve ya sevilen birini kaybetme korkusundan kaynaklanan strese ilişkin paranoid düşüncelere sahip olabilirler. Uygun dozda ilaç tedavisi ile kurtulunabilir.

    2- Histirionik Kişilik Bozukluğu

    Histriyonik kişilik bozukluğunun temel özelliği, bu kişilerin hemen her alanda aşırı duygusallık ve ilgilenilme arayışı içinde olmalarıdır. Genel popülasyonda görülme sıklığı %2-3, psikiyatri kliniklerinde ise: %10-15’tir.

    Histrionik kişilik bozukluğu olan kişiler her zaman ilgi odağı olmak isterler. Bir ortamda onlar dışında birşey veya kişi ile meşgul olunduğunda rahatsız olurlar ve bunu dile getirirler. ilgi çekmek için herşeyi yapabilirler. Tanıdıklarının bulunduğu ortamlarda sürekli konuşmak yeterliyken yabancı bir ortamda ya da durumda dikkat odağı olabilmek için örneğin kavga ya da ağız dalaşı çıkarabilirler. Yüksek sesle konuşup kahkahalar atmak da yöntemlerinden bazılarıdır.

    • Başkalarıyla olan etkileşimleri çoğu zaman uygunsuz biçimde cinsel yönden ayartıcı ya da baştan çıkarıcı davranışlarla belirlidir. Sürekli flört halindediler. Ses tonu ya da vücut dili ile her an flört halindedirler. Bu konuda seçici olmazlar. Evli ya da ciddi bir ilişki sahibi olsalar bile yalnız kaldıklarında ilgi odağı olmak için gelişigüzel flörtleşirler; kısa süreli ilişki yaşarlar.
    • Hızlı değişen ve yüzeysel kalan duygular sergilerler. Duyguları çok oynarbaşlıdır. Ağlarken gülebilir ya da gülerken birden ağlayabilirler.
    • İlgiyi üzerine çekmek için sürekli olarak fiziksel görünümlerini kullanırlar. Fiziksel görünüm onların en etkili silahıdır. Dikkat çekici renkler, modeller giyerler. Derin dekolteleri, uzun yırtmaçlı elbiseleri dikkatleri toplamak için kullanırlar.
    • Aşırı bir düzeyde, başkalarını etkilemeye yönelik ve ayrıntıdan yoksun bir konuşma biçimleri vardır. Diyalog kurarken amaçları gerçekten sohbet etmek değil ilgiyi üzerlerine çekmektir. Flörtöz, şuh bir ses tonu ile olaylara tamamiyle yüzeysel yorum yaparlar. İçerikten yoksun olarak diyalog kurarlar, ayrıntılı bir yorumdan ziyade “ne güzel, harika, çok kötü” gibi ifadeler kullanırlar.
    • Gösteriş yapar, yapmacık davranır ve duygularını aşırı bir abartma ile gösterirler. üzerlerine sinen yapmacık kokuyu hemen alırsınız. Yeni tanıştığı birinden ayrılırken kırk yıllık dostundan ayrılıyormuş gibi abartılı tutum sergilerler. Basit sorunlarını anlatırken dünyanın sonuymuş gibi davranabilirler.
    • Telkine yatkındırlar, başkalarından ya da olaylardan kolay etkilenirler. Kim ne derse onu yapmak, herkesi mutlu etmek isterler. Burada amaç insnların istediğini yapıp yine üzerlerindeki ilgiyi sürdürmektir.
    • İlişkilerinin olduğundan daha yakın olması gerektiğini düşünürler. Yeni tanıştıkları birine sarılmak, öpmek gibi fiziksel temasta hiç çekinmeden bulunabilirler.

    3-Narsistik Kişilik Bozukluğu

    Temel özelliği, davranış veya fantezide büyüklenmecilik, kendisine hayranlık duyulması ihtiyacı ve başkalarının duygularını anlamaktaki yetersizliktir. Genel popülasyonda görülme sıklığı %2-6’dır.

    Narsisistiklerin genellikle kendilerini fazla seven ve kendilerine fazla güvenen kişiler olduğu zannedilir. Oysa, gerçek durum bunun tam tersidir. Narsisstik, bir şey yapmaksızın kendini sevemediği ve kendisine saygı duyamadığı için, kendisini sevebilmek ve saygı duyabilmek adına, durmadan bir şeyler yapma ihtiyacı duyar. Üstünlük duygusu, beğenilme gereksinimi ve empati yapamama temel özellikleridir. Benlik saygıları kolay zedelenebilir. Yaygınlığı %2-6 olarak bilinmektedir. Bu tanıyı alanların %50-75’i erkektir.

    • Kendilerinin çok önemli olduğu duygusunu taşırlar (örneğin; başarılarını ve yeteneklerini abartır, yeterli bir başarı göstermeksizin üstün biri olarak bilinmeyi beklerler).
    • Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da kusursuz sevgi düşlemleri üzerine kafa yorarlar.
    • Özel ve eşi bulunmaz biri olduklarına ve ancak başka özel ya da toplumsal durumu üstün kişilerin (ya da kurumların) kendisini anlayabileceğine ya da ancak onlarla arkadaşlık etmesi gerektiğine inanırlar. Mesela birçok insanla aynı ismi paylaşmasına rağmen sadece onun isminin ne kadar özel ve güzel olduğuna inanabilir. Kendisine aşıktır. Sahip oldukları arkadaş çevresinden memnun değildirler. Arkadaşlarının onlar için yeteri kadar fedakarlık yapmadığını, ilgi göstermediğini düşünürler. Eşinin çabası onu tatmin etmez.
    • Çok beğenilmek isterler. Her ortamda sadece kendilerinin en iyi, en güzel olduğunu düşünür ve saygı göstermede sürekli emek, iyilik, övgü isterler.
    • Hak kazandığı duygusu vardır: Kendisinin, özellikle kayrılacak olduğu bir tedavi biçiminin uygulanacağı beklentileri ya da bu beklentilere göre uyum gösterme. Kendilerine özel muamele isterler. Beklenti gerçekleşmediğinde yaşadıkları hayal kırıklığı çevrelerindekilere öfke olarak döner.
    • Kişiler arası ilişkileri kendi çıkarları için kullanır; kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf yanlarını kulanırlar. Egolarını tatmin etmek için insanlara yaklaşıp onları bir süre manevi olarak sömürdükten sonra ilişkide bulundukları insanlara ihtiyaçları kalmayınca onlardan uzaklaşırlar.
    • Empati yapamazlar: Başkalarının duygularını ve gereksinimlerini tanıyıp, tanımlama konusunda isteksizdirler. Ben merkezci tutumlarından dolayı diğer insanları anlama becerileri yoktur. bu nedenle kişiler arası ilişkilerde çok sıkıntı yaşarlar.
    • Çoğu zaman başkalarını kıskanır ve başkalarının da kendisini kıskandığına inanırlar.
    • Küstah, kendini beğenmiş davranış ve tutumlar sergiler. İnsanlara tepeden bakma tutumlarıyla bulundukları ortamda hemen mimlenir insanların antipatisini kazanırlar.

    4-Antisosyal Kişilik Bozukluğu

    Antisosyal kişilik bozukluğu 15 yaşından beri süregelen ve yetişkinlikte devam eden, yaygın olarak birçok davranışı ile toplumsal yasalara ters düşen, suç sayılan davranışlar gösteren kişiler bu tanıya girerler.Bu kişiler çocukluk çağında da yalancılık, hırsızlık, evden kaçma, kavgacılık davranışı göstermiş kişilerdir.Çocukluk çağında davranım bozukluğu tanısı alan bu kişilere 18 yaşından sonra antisososyal kişilik bozukluğu tanısı konur.Yetişkin yaşta da süren antisosyal davranışlar nedeniyle bu kişiler sık sıkyasal problemler yaşarlar, tutuklanırlar. Gördükleri cezalardan, deneyimlerden ders almazlar. Vicdan azabı çekmemeleri başlıca özellikleridir.

    • 15 yaşından beri devam eden bir biçimde, başkalarının haklarını saymama ve başkalarının haklarına tecavüz etme davranışları gösterirler. Genel popülasyonda erkeklerde %3, kadınlarda %1 oranında görülür.
    • Tutuklanmaları için zemin hazırlayan eylemlerde tekrar tekrar bulunur, yasalara ve toplumsal davranış biçimlerine ayak uyduramaz ve saygı göstermezler. Hırsızlık, yankesicilik, gasp, şiddet gibi hukuki problemlere yol açan işler yaparlar. Sıklıkla hapse girip çıkarlar.
    • Sürekli yalan söyleme, takma isimler kullanma ya da kişisel çıkarı, zevki için başkalarını aldatma ile belirli dürüst olmayan tutumlar gösterirler. Sadece eğlenmek için sürekli yalan söylerler, olduklarından başka biri gibi tanıtırlar kendilerini. Yalanları ortaya çıktığında hiç mahcubiyet hissetmezler, aksine eğlenirler ve bu tutumlarına devam ederler. Daha önce de belirttiğim gibi, vicdan azabı çekmemeleri başlıca özellikleridir.
    • Dürtüsel olurlar ve gelecek için tasarılar yapmazlar. Canları ne istiyorsa onu yapmak isterler.İstedikleri şeyin yasalara, normlara ya da kültüre uygunluğunu önemsemezler. Uzun vadeli dolandırıcılık ya da intikam dışında gelecek planları yapmazlar.
    • Yineleyen kavga, dövüşler ya da saldırılarla belirli olmak üzere, sinirlilik ve saldırganlık gösterirler. Çok kolay sinirlenip kavga çıkarabilirler. Hiç tanımadığı birine basit bir nedenden dolayı hayati zarlar verebilirler.
    • Kendisinin ya da başkalarının güvenliği konusunda umursamazlık gösterirler. Yaptıkları işlerin soncunu düşünmezler. Hayati risk taşıyan davranışlarda kolayca bulunabilirler, aşırı süratle araba kullanmak gibi.
    • Bir işi sürekli götürememe ya da mali yükümlülüklerini tekrar tekrar yerine getirmeme ile belirli olmak üzere, sürekli bir sorumsuzluk gösterirler. Ev kiralarını, faturalarını, taksit ya da borçlarını ödemezler. Birinden alışveriş için borç almış olsa bile onu asla geri ödemez. Ailesi varsa ilgilenmez. Kendine yaşar.
    • Başkasına zarar vermiş, kötü davranmış ya da başkasından bir şey çalmış olmasına karşın, ilgisiz olma ya da yaptıklarına kendince mantıklı açıklamalar getirme ile belirli olmak üzere, vicdan azabı çekmezler. Tecavüzden yakalanan birinin öfkeyle tecavüz ettiği kişinin onu kışkırttığını, öyle açık giyindiği için hak ettiğini ya da onun da istediğini ileri sürerek kendini haklı çıkarmaya çalışabilir.

    C KÜMESİ

    1-Çekingen Kişilik Bozukluğu

    Temel özellikleri, yetersizlik duyguları ve olumsuz değerlendirilmeye aşırı duyarlılık ile sosyal ketlenmedir. Genel popülasyonda %0,5-1 arasında, psikiyatri kliniklerinde %10 oranında görülür.

    • Eleştirilecek, beğenilmeyecek ya da dışlanacak olma korkusuyla çok fazla kişiler arası ilişki gerektiren mesleki etkinliklerden kaçınırlar. Bu kişiler gerekli sunumları yapmaktan, konferansa gitmek ve ya konuşma yapmaktan kaçınırlar.
    • Sevildiklerinden emin olmadıkça insanlarla ilişkiye girmek istemezler. Bu nedenle arkadaş çevreleri kısıtlıdır.
    • Mahcup olacakları ya da alay konusu olacakları korkusuyla yakın ilişkilerde tutukluk gösterirler. Herkesn yanında gerçek karakterlerini gösteremezler. Bu nedenle aynı kişi hakkında farklı kişilerden uç yorumlar alabilirsiniz. Yakın çevresi kişinin çok geveze, dışa dönük şen şakrak olduğunu söylerkeniş arkadaşları aynı kişinin çekingen, utangaç ve kendi halinde biri olduğunu söyleyebilir.
    • Toplumsal durumlarda eleştirilecekleri ya da dışlanacakları üzerine kafa yorarlar. Bin düşünüp bir söylemeye bile cesaret edemezler bu yüzden.
    • Yetersizlik duyguları yüzünden, yeni kişilerle aynı ortamda bulundukları durumlarda ketlenirler. Bu nedenle yeni kişilerle tanışma imkanı olan durumlara hiç girmemeyi tercih ederler.
    • Kendilerini toplumsal yönden beceriksiz, kişisel olarak albenisi olmayan biri olarak ya da başkalarından aşağı görürler. İnsanlar tarafından hep aşağılanacakları korkusuyla ikili ilişkilerde hep donuk davranırlar. Bu nedenle dışlanacaklarına ililşkin kehanetlerini gerçekleşmiş görürler.
    • Mahcup olabileceklerinden ötürü kişisel girişimlerde bulunmak ya da yeni etkinliklere katılmak istemezler.

    2-Bağımlı Kişilik Bozukluğu

    Temel özelliği, uysal ve yapışkan davranışa ve ayrılma korkusuna yol açacak biçimde aşırı bir kendisine bakılma gereksinmesinin olmasıdır. Ruh sağlığı kliniklerinde en sık karşılaşılan kişilik bozukluğudur. Ancak çoğunlukla, bağımlı kişilik bozukluğu nedeniyle değil, başka birinci eksen sorunları için başvururlar.

    • Başkalarından bol miktarda öğüt ve destek almazlarsa gündelik kararlarını vermekte güçlük çekerler. Birşey alacakken başkalarının fikirleri kendi fikirlerinden önemlidir. İhtiyaçları varken bile, fikir almazlarsa, kendi başlarına alışverişte zorlanırlar.
    • Yaşamlarının çoğu önemli alanında sorumluluk almak için başkalarına gereksinim duyarlar. Davranışlarının sorumluluğundan kaçmak için sürekli tavsiye alırlar, aldıkları tavsiye doğrultusunda hareket edip sonuçtan tavsiye aldıkları kişileri sorumlu tutarlar.
    • Desteğini yitireceği ya da kabul görmeyeceği korkusuyla, başkalarıyla aynı görüşü paylaşmadığını söylemekte zorluk çekerler.
    • Doğru yapıp yapmadıklarına ya da yeteneklerine ilişkin korkularından ötürü, tasarıları başlatma ya dakendi başlarına iş yapma zorlukları vardır.
    • Başkalarının bakım ve desteğini sağlamak için, hoş olmayan şeyleri yapmayı isteyecek kadar, aşırıya giderler.
    • Kendilerine bakamayacaklarına ilişkin aşırı korkuları nedeniyle, tek başına kaldıklarında kendilerini rahatsız ya da çaresiz hissederler.
    • Yakın bir ilişkileri sonlandığında, bakım ve destek kaynağı olarak derhal başka bir ilişki arayışı içine girerler. Yakın bir ilişki içinde oldukları insanlarla bağları koptuğunda büyük yıkım yaşamış gibi görünseler de kısa sürede bağlanacak başka biri için arayışa geçerler ve bulurlar.
    • Kendi kendine bakma durumunda bırakılacağı korkuları üzerine, gerçekçi olmayan bir biçimde kafa yorarlar.

    3-Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu

    Temel özellikleri düzenlilik, mükemmeliyetçilik, zihinsel ve kişiler arası ilişkilerde kontrollü olmak üzerine aşırı kafa yormaktır. Bu nedenle işlevsellikleri önemli ölçüde kısıtlanır. Genel popülasyonda %1, psikiyatri kliniklerinde %3-10 oranında rastlanır.

    • Yapılan etkinliğin asıl amacını unutturacak derecede ayrıntılar, kurallar, listeler, sıralama, organize etme ya da program yapma ile uğraşıp dururlar.
    • İşin bitirilmesini zorlaştıran bir mükemmeliyetçilik gösterirler (örneğin; kendisine özgü aşırı katı ölçütler karşılanmadığı için bir tasarıyı tamamlayamazlar). İşkoliktirler. Boş vakitlerinde dahi iş veya yapılması gereken herhangi bir şey vardır ve hiçbir zaman boş vakitlerini eğlenerek geçirmek istemezler. Eğlenceye vakit ayıramayacak kadar yoğun olduklarını, yapılacak tamamlanacak bir çok proje olduğunu düşündükleri için zorlamayla bile olsa iş dışı bir aktivitede bulunduklarında huzursuz olurlar.
    • Boş zamanlarını değerlendirme etkinliklerinden ve arkadaşlıklarından yoksun kalacak derecede kendilerini işe ya da üretkenliğe adarlar (bu durum ekonomik gereksinimleri ile açıklanamaz). Bir projeyi bitirmek için günlerce odasından çıkmayan, günlük ihtiyaçlarını karşılamada zorlanan kişiler bu tipe örnektir.
    • Ahlak, doğruluk ya da değerler gibi konularda vicdanının sesini aşırı dinler ve esneklik göstermezler (bu durum kültürel ya da dinsel özdeşim ile açıklanamaz). Sadece kendi davranışlarında değil bulundukları çevreden insanların da ahlaki, kültürel ve hukuki kurallara kendileri gibi uymasını beklerler. Aksi halde öfkelenirler. Veznede kuyruğa girmeyen birini gördüklerinde tartışırlar, kırmızıda geçen birini görünce laf atıp huzursuzluk çıkarabilirler.
    • Özel bir değeri olmasa bile eskimiş ya da değersiz şeyleri elden çıkaramazlar. Antikacı gibidirler. İleride lazım olur diyerek eskimis hiçbir şeyi elden çıkaramazlar. Giysi, defter, kitap ya da bozulmuş herhengi bir şey her zaman onlar için ileride lazım olur’dur.
    • Başkaları, tam olarak kendisinin yaptığı gibi yapmayı kabul etmedikçe, görev dağılımı yapmak ya da başkalarıyla birlikte çalışmak istemezler.Herşeyin yapılışında belli bir kural olduğunu düşünürler. Diğerleri farklı yolla yaptığında huzursuz olurlar. Örneğin kahve yapımında bile belirledikleri ya da sevdikleri sıra dışına çıkılınca huzursuz olurlar.
    • Para harcama konusunda hem kendilerine hem de başkalarına karşı cimri davranırlar; para, gelecekte ortaya çıkabilecek felaketler için biriktirilmesi gereken bir şey olarak görülür. Makul olanı gerektiğinde harcayıp kalanını kötü günlere biriktirmektir fakat OKKB li kişiler gerektiğinde dahi harcamaktan kaçınır mümkün olsa kazandıkları tüm parayı biriktirirler. Mecburi harcamalarında bile huzursuz olurlar.

    NEDENLERİ

    Kişilik bozuklukları multifaktörlüdür. Sosyoekonomik durum- genetik- aile- biyolojik rahatsızlıklar gibi birçok faktörün etkileşimi sonucu ortaya çıkar. Doğum öncesi, sırası ve sonrası meydana gelen merkezi sinir sistemi bozuklukları, ebeveynlerin çocuk yetiştirirken takındıkları tutum, kültürel ve sosyal faktörler, beyin rahatszlıkları, biyolojik faktörler ve bilinçaltında yatan birçok sebepten ve bunların etkileşiminden ötürü kişilerde kişilik bozukluğu gözlenebilmektedir. Dikkat eksikliği olan çocukarda antisosyal kb görülme ihtimali yüksektir. Aynı şekilde, çok ağır, baskıcı bir tutum sergileyen ailelerde aşırı uysal, çekingen kb, düzensiz, aile yapısı oturmamış/boşanmış ailelerin çocuklarında antisosyal kb gelişebilir.

    TEDAVİ

    Kişilik Bozuklukları tedavi yöntemleri çok çeşitlidir. Farmoterapi, psikoterapi, grup ya da aile terapisi, bireysel terapi en tercih edilen metodlardır. Fakat en etkili olan medikal tedavi ile paralel ilerleyecek olan psikoterapidir.

    ŞEYMA KOÇAK

    Teşekkürler Şeyma; kişilik bozukluğu, kişinin kültürüne göre beklenenden önemli ölçüde sapmalar gösteren, sürekli bir iç yaşantı ve davranış örüntüsüdür. Kişi esnek değildir; inatçı bir şekilde davranış ve düşünceyi tekrar eder. Ergenlik yada genç erişkinlikte başlar, zamanla kalıcı olur, insan ilişkileri bozuk, iş ve eğitim başarısı düşük, evliliğini sürdürebilme ihtimali düşük, psikiyatrik, bedensel hastalık ve kazalara yatkınlık, alkol ve madde bağımlılığı ve KRONİK MUTSUZLUK hayatında hüküm sürer.

    Kişilik bozukluğu ile başetmek için küçük öneriler:

    Paranoid KB: Patronunuz veya yakınınızsa, ona asla şaka yapmayın, ayrıntılı sohbete girmeyin, daima saygı ölçüsü içersisinde olup, iletişimi kesmeyin. Asla yalan söylemeyin, doğru anlaşıldığınızdan emin olun, şüpheleri ile başedemiyorsanız psikiyatrik yardım alın.

    Şizoid KB: Nasılsa içe kapanık deyip, kendi haline bırakmayın, ama onu sosyal biri haline getirmeye asla çalışmayın, onu lider ya da müdür yapmaya çalışmayın. Çok zeki ise çok iyi bir uzman olabilir. Psikotik belirtiler gösterirse psikiyatrik yardım alın.

    Şizotipal KB: Patronunuz olma ihtimali biraz düşük, sıradışı farklı kişilerden hoşlanıyorsanız, eşinizse yada aileden biri ise modanın öncüsünün onlar olduğunu bilir. Hayatınızda fallara, medyumlara yer varsa, çok renkliliği ve farklılığı ile mutlu olmaya çalışın.

    Borderline KB: Kendisini de, çevresindekileri de bir yere çarpar, bir yere çıkarır, duygulanımı dalgalıdır. Sizin özgüveniniz sağlam ve başkalarının onayı ile çok ilgilenmiyorsanız sorun olmaz. Kendisi zaman zaman çok acı çektiği için, intihar söylemini dikkate alın.

    Histriyonik KB: Eşinizse; onu siz seçtiniz, gündelik hayatınızı renklendiren minik gösteriler izliyorum deyip içinizden gülün. Paranoid özellikleriniz varsa ve kıskançsanız ondan uzak durun. Flörtöz özellikleri sizi aldatacağı anlamına gelmez ama siz buna dayanabili rmisiniz? iyice düşünün. Fazla empatik davranırsanız, duygusal gösterileri sizi yorar tükenirsiniz.

    Narsistik KB: Bu kişi ile ya efendi köle ilişkisi kurun yada kaçın. Anlaşılmayı beklemeyin (hakikaten ayna nöronları çalışmıyor). Saygı göstermeyip, saygı beklerler. Sevgi gösterdikleri zaman, sizden istedikleri yada bekledikleri daha büyük bir şey için böyle davranabilirler. Ayna nöronların görevi şöyle; biri karşınızda ağlarsa sizinde ağlayasanız gelir, birinin öfkesi yada sıkıntısı sizede bulaşır. Empati noksanlığı olan Antisosyal KB veya Narsistik KB sizi anlamasını bekleyerek yorulmayın, onlara kızmakla bile enerjinizi harcamayın, kendi haklarınızı koruyun, (onlarında hakkını çiğnemeden). Zekaları iyi ise sizinle iyi ilişkiler kurabilmek için geri adım atabilirler. Narsistler iyi bir zekaya sahiplerse lider, yönetici, müdür vs. konumunda olurlar. Eşinizse işiniz zor, bir antisosyalle evliyseniz herkes sizin çektiğiniz sıkıntıyı anlar ama bir Narsistle evli iseniz “dışı sizi içi beni yakar” atasözü onlar için söylenmiştir. Hem hayatınızı köle gibi yaşayıp hemde tüm sosyal çevrenizce suçlanmaya dayanabilmek için hayli güçlü olmanız gerekiyor, iyi bir avcı olan Antisosyal ve Narsistler, çekingen ve bağımlı karekterler eş olarak seçip, kendilerine benzeyen Antisosyal ve Narsist sevgililer edinebilirler.

    Mütevaziliğinizi kesinlikle enayilik olarak değerlendireceklerdir. Sağlıklı insan olmak için “iyi insan değil, normal insan, olmalısınız. Gerektiği kadar evet ve hayır’ı kullanın. Kendi bedenini, benliğini, ekonomisini koruyan kollayan biri olmanız ruh sağlığınızın geleceği için yararlıdır. Kısacası HAYATIMIZIN ve GELECEĞİMİZİN YÖNETİMİNİ KİMSEYE VERMEYİN. Narsist, babanız, kocanız, patronunuz, hocanız, oğlunuz olsada, haklarınızı, ekonominizi, paranızı korumada kararlı olun, yumuşak karnınızı göstermeyin, kullanırlar.

    Antisosyal KB olanı herkes tanır. Kaldırımınızı bile değiştirirsiniz. Beyaz yakalı antisosyaller daha çok can yakar. Kolayca gösterdikleri gözlerinin beyazları onları ele verir. Asla korkmayın uygunsa UZLAŞIN, mesafeli olun, sınırlarınızı çizin, sizde gözlerinizin beyazını gerekirse gösterin. Korkunuzu gözlerinizde görürlerse isteklerinde sınır tanımazlar. ASLA TESLİM olmayın. İşi nereye götüreceklerini asla tahmin edemezsiniz zihinleri zira çok farklı çalışıyor.

    ÇEKİNGEN öğrencinizse daha çok tahtaya kaldırın, eşinizse onun yerine yapamadıklarını yapmayın. Çocukluk travmaları da olabilen çekingenlerin yaralarını; iyi bir aşk, güzel bir evlilik ve ebeveyn olmak sarar. Zekası iyi ise verimli olur başarısını ortaya çıkarabilirsiniz.

    Bağımlı KB; sorumluluk vermek için yönlendirin. Sürekli sizden onay beklerler, önce onlara sorun genellikle doğru kararı vermişlerdir siz onların kararını onaylayarak kendilerine güvenmelerini destekleyin.

    Obsesif kombulsif KB; olanlar çevrenizde ise size sürekli ebeveynlerinizi hatırlatırlar. Mükemmelliyetçilikleri ile sıkılabilirsiniz ama etrafınızda çekildiklerinden ne kadar yükünüzü hafiflettiklerine şaşarsınız. Ayrıntılarla uğraşırken ANA HATLARI gözden kaçırırlar. Siz onlara uyup ayrıntıda boğulmayın problemelere geniş açı ile yukardan bakın.

  • Vajinismus: ‘neden biz?’

    Cinsel organlar denildiğinde akla genellikle penis ve vajina gelir. Oysa ki en önemli cinsel organımız beyindir, çünkü cinsellikten alınan haz tamamen duygularımız ve düşüncelerimizle bağlantılıdır. Eğer kişinin cinsellikle ilgili olumsuz duygu ve düşünceleri varsa cinsel ilişkiden haz alması da zordur. Bütün cinsel işlev bozukluklarının temelinde cinsellikle ilgili bu olumsuz duygu ve düşünceler yattığı gibi yaklaşık her 10 kadından birinde görülen vajinismusta da en sık sebep psikolojik kaygılardır.

    Bir kaçınma ve erteleme sorunu olan vajinismus, fiziksel bir engel olmamasına rağmen kadının korku, kaygı ve endişelerinden dolayı cinsel ilişkiye izin vermemesi, verememesi olarak ifade edilebilir. Vajinismuslu kadınlar için cinsel birleşme her zaman ağrıyı çağrıştırır. Bu ağrı, ilk deneyimde yaşadığı gerçek bir ağrı olabileceği gibi daha önce yaşamadığı hayali bir ağrı algısı da olabilir. Bir yandan cinsel ilişkiden korkar ve kaçınrken bir yandan da bunu yapamadığı için huzursuzdur. Hiç bir şeyden zevk almaz, depresif bir ruh hali içindedir, kendisini başarısız ve işe yaramaz hisseder, eşini mutsuz ettiğini ve ona haksızlık ettiğini düşünür. Erkek ise eşinin onu istemediğini düşünebilir, çevrelerindeki herkesin başardığı bir şeyi başaramıyor olmaktan dolayı mutsuz olur ve hırçınlaşır. Cinsel hayatın penis-vajina birlikteliğini içermemesi ve cinsellikten alınan keyfin giderek azalması çiftin ruh sağlığını bozabilir, günlük hayatını ve tüm ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca duygusal tatminde azalma, herkesin rahatça girdiği cinsel ilişkiye “biz nasıl giremiyoruz veya neden biz?” şeklindeki suçluluk, eksiklik hissi, utanç duyma, kendinden nefret etme, hayal kırıklığı, bunaltı, sıkıntı, umutsuzluk, çaresizlik, gibi durumlar da sıklıkla ortaya çıkabilir. Sıkıntı içine düşen çift kendilerine ve birbirlerine güvenlerini yitirebilir. Oysa ki iki taraf da birbirini gerçekten anlar ve destek olursa sorunlar çözülür.

    VAJİNİSMUSTA MUCİZE ÇÖZÜM YOKTUR!

    Vajinismus, kadının sorunu gibi görünse de, aslında çiftin ortak sorunudur. Başlangıçta sorun genellikle ya görmezden gelinmekte ya da kendiliğinden düzeleceği düşünülerek sürekli ertelenmektedir. Tedaviye başvurma kararı verildiğinde ise çift, sihirli bir değneğin kendilerine dokunmasını ve hayatlarına sorunsuz olarak devam etmeyi arzu etmektedirler. Bu nedenle de hızlı ve mucize tedavilerde umut aranmaktadır. Deneyip de başarısızlıkla sonuçlanan her tedavi girişimi, çiftin hem paralarının, hem enerjilerinin hem de umutlarının tükenmesine neden olmaktadır. Vajinismusda çok sayıda hatalı ve yanlış tedavi uygulandığına tanık olmaktayız. Özellikle tek seansda çiftin muayenehanede cinsel ilişkiye sokulması, kızlık zarının ameliyatla alınması, genel anestezi altında cinsel birleşmenin yapılması, vajinaya botoks uygulanması, ilişki öncesinde alkol ve uyku hapı gibi maddelerin kullanılması, vajinaya buhar tutulması, sıcak suya oturmak ve kas gevşetici ilaçların kullanılması, lokal anestezi kremlerinin ilişki öncesinde vajinaya uygulanması gibi geçersiz ve işe yaramayan çözümler hem çiftlerin umutlarını kırmakta hem de sağlıklarına zarar vermektedir. Oysa ki vajinismus da çift fiziksel, duygusal ve zihinsel bir tedaviye gereksinim duyar. Günümüzde uygulanan ilk seçenek tedavi yöntemi ise VAJİNİSMUSA ÖZGÜ CİNSEL TERAPİDİR. Sorunun neden kaynaklandığı, geçmiş yaşam ve aile öyküleri, cinsel geçmiş, olumsuz travmatik yaşantılar, bireysel ve eşle ilgili özellikler açısından hiç kimse birbirine benzemez. Bu durumda herkese de standart bir tedavi uygulanamayacağından HER ÇİFTİN TEDAVİSİ KENDİLERİNE ÖZGÜDÜR.

    Sonuç olarak vajinismus şikâyeti ile bize başvuran bu çiftler, aslına bakacak olursanız, yeni evlenen çiftler içerisinde en şanslı grubu oluşturmaktadır. Cinsel terapi sürecinden geçmiş çiftler üzerinde yaptığımız araştırmalar bize gösteriyor ki böyle bir yeniden yapılanma sürecinden geçen çiftlerin evlilikleri, iletişim boyutları ve cinsel yaşamları daha olumlu seyretmektedir. Bu çiftler, gerçek cinsel mutluluğu daha çabuk yakalamakta ve biz olmayı daha iyi başarmaktalar. Başlangıçta zor gibi görünen yol, içine girildiğinde en kolay ve en keyif veren yol halini alabilmektedir.

  • Vajinismus nedir? Tedavisi nasıldır?

    Cinsel birleşme sırasında kadında vajen kaslarının istemsiz kasılarak cinsel birleşme olanağına kendini kapatması durumudur. Kasların kasılmasının önüne geçilememektedir. Vajinismusu genel olarak tanımladığımız zaman fiziksel bir engel olmamasına (Anatomik olarak normal) rağmen kadının korku, kaygı ve endişelerinden dolayı cinsel ilişkiye izin vermemesi,kendini kasması olarak tanımlanmaktadır. Kasılmalar, kadının kontrolü dışında oluşur. Vajinanın girişindeki kasların kasılmasının yanında tüm vücutta bir kasılma , endişe, korku ve panik hali olur, ve kadın bacaklarını sıkıca kapatır. Vajinusmuslu kadınların bazıları ise kızlık zarlarının çok kalın olduğuna ve bu yüzden ilişkiye giremediklerine inanırlar ve de eşlerini de inandırırlar, sorunun kızlık zarının ortadan kalkmasıyla çözüleceğine inanan çift, bir kadın doğum uzmanına giderek , anestezi ile kızlık zarlarını ameliyatla açtırırlar, ama bu da çözüm getirmez ..Aslında gerçek vajinusmusta bunun yeri yoktur. Vajinusmus sorunu olan kadınların büyük çoğunluğu doktora muayene olamaz, tıpkı ilişkide olduğu gibi panik ve korkuya kapılır. Son zamanlarda vajene botox uygulamaları yapılmış ve vajen kasının kasılması engellenmiştir.Gerçek vajinismuslularda bu yaklaşımda çözüm sağlamammaktadır.Geçici çözüm yolu olarak kullanılmaktadır. Bu tip sıkıntılı kişilere sakinleştirici ilaç, antidepresan ilaç vermekle bu sorun çözülmez, aksine bu tip ilaçların bazılarının cinsel isteği azaltıcı etkisi vardır, böylece sorun çözülmediği gibi başka bir sorun olan cinsel isteksizlikte sıkıntıya eklenmiş olur. Kas gevşeticiler veya alkol alıp sarhoş olup cinsel ilişkiye girme çabaları da hep hüzün ile sonuçlanır. Çok kolay tedavi edilebilen bir sorun olan vajinusmus bu tip yanlış bilgi ve denemelerle büyür. Kadında sıkıntı, gerginlik başlar, kendisinde eksiklik olduğu duygusu ile suçluluk duymaya başlar, Ümitsizlik ve karamsarlığa düşer , bunalımlar yaşayabilirler. Cinsel ilişki ile ilgili kaygı ve korkular yanlızca kadınlarda olmaz bazı erkeklerde de bu olabilir.Kadınlar için bunu anlamak veya hissetmek çok zordur çünkü onlar kendi problemlerine vede çözümlerine odaklanmışlardır. Vajinismusun nedenlerinde çocukluk çağından kalma korkuların,suçluluk,ayıp,günah duygularının yeri büyüktür.Korkular en çok ,kadının simgesel olarak zihninde aşırı büyüttüğü bir penis yüzünden çok acı çekme ,parçalanma korkularıdır.Ayrıca gebe kalma korkuları da önemlidir.

    Bunların yanında;

    -Eksik yada yanlış cinsel bilgi
    -Erken travmatik yaşantılar
    -Eşler arasındaki iletişim biçimi
    -Cinsel iletişim sorunları
    -Performans kaygısı
    -Kızlık zarını yitirme korkusu
    -Otoriter baba
    -Baba kız ilişkisindeki güçlükler
    -Cinselliği aşağılayan aile olabilmektedir.

    Kişiler bu sorunla başa çıkabilmek için kendince çözüm yolları bulurlar.Bunlar arasında çok sık cinsel ilşkide bulunmaya çalışma yada cinsel ilişkiden kaçınma davranışları olabilmektedir. Tabi ki bu durum sorunu daha da karmaşıklaştırır ve içinden çıkılamaz bir kısır döngü oluşur.Sonuçta evliliklerin bitmesi bile söz konusu olabilir. Cinsel uyum yalnızca cinsel organların birleşmesi demek değildir.Aslında cinsel uyum,genel uyumun bir parçasıdır ve bir çok karmaşık ruhsal olayları içerir.Eğer eşlerin genel uyumları ile ilgili sorunları varsa tabi ki bu durum cinsel uyumlarını da etkiler. Bu sebeple vajinismus tedavisinde öncelikle bu sorunları keşfedip,farkına varmak gerekir.Bazı vakalarda sadece bu sorunları keşfetmek ve terapisini yapmak vajinismus sorununu tamamen çözmektedir. Vajinismus tedavisinde bilişsel davranışçı terapilerin yanında hipnoz tekniği kullanılır.Buradaki amaç,kişinin korkularının ve kaygılarının ilk önce düşüncede aşılmasını sağlamaktır.Çünkü,vajinismusun temelinde olumsuz cinsel düşünceler vardır.Bunların keşfinde ve tedavisinde hipnoz kullanılır.Kişi bu sayade kendini,cinsellikle ilgili düşüncelerini farkeder,onun yerine olumlu cinsel düşünceleri oluşturur. Bununla birlikte kişi rahatlama egzersizlerini öğrenir ve kasılmalarını kontrol edebilir hale gelir. Tabiki tüm bunların olabilmesi için kişinin inançlı olması ve iyileşmeyi gerçekten istemesi gerekir.

  • Uzun ilişkileri yönetmek ve cinselliği canlı tutmak

    Aşk ve tutkuyla başlayan ilişkilerde ilk yıllarda cinsellik ek bir motivasyon aracı gerektirmeden kendiliğinden akan bir enerji halinde iken,zamanla bu enerjide azalmalar ve tıkanmalar görülebilmektedir.Doğal olarak da çiftlerin yaşadığı sorunların başında cinsel isteğin azalması gelmektedir.

    Çiftlerin konuşarak kafalarındaki kaygı ve korkularını,rahatsız eden durumları,isteklerini kesin ve net bir dille anlatmaları,cinsellikte beklentilerini ve fantazilerini partnerleriyle paylaşmaları cinsel sorunların çözümünde ilk adımdır.Bunun için de kişilerin kendilerini iyi tanımaları ve cinsel beyinlerini keşfetmeleri önemlidir.Eğer cinsel isteksizliğin arkasında ağır bir patoloji yoksa büyük ihtimalle sebebi kişinin cinsel fantazilerilerinin,cinsel arzularının farkında olmayışı olabilir.

    Belli aralıklarla ilişkinin gözden geçirilmesi ve aksayan yönlerinin konuşulması ilişki yönetimi ve sağlığı açısından oldukça önemlidir.Uzun süreli ilişkilerde çiftler yoğun iş programları,çocukların temel ve sosyal ihtiyaçları,ev işleri,sanal ve bireysel sosyal ilişkiler için ayrılacak zaman gibi yoğun bir programa sahip olduklarından başbaşa vakit geçirmek gibi özel ihtiyaçlarını zaman zaman ihmal edebilmektedirler.Oysa günde sadece on dakika bile olsa çiftlerinbaşbaşa kalıp,duygu ve düşüncelerini paylaşması ve anlamlı vakit geçirmesi ilişkiye yapılan iyi bir yatırımdır.Bu özel zamanda faturalar,evle ilgili sorunlar gibi konular değil,çiftlerin ortak hobileri,duygu ve düşünceleri ve örneğin o gün okdukları ilginç bir yazı gibi konular konuşulabilir.Bu yakınlığı pekiştirir.

    Zaman zaman çiftler ilişkilerini romantik,entellektüel ve cinsel açıdan değerlendirmek için birbirleriyle aile toplantıları yapabilirler.İlişkideki zayıf noktalar belirlenip,çözüm yolları hakkında konuşulabilir.Bu sorunlarla başa çıkamadıkları durumlarda da profesyonel yardım konusu konuşulabilir ve gerekirse yardım alınabilir.

    Sevgiyi göstermenin ve korumanın bir yolu da cinsel olarak ifade etmektir.Bunun için cinsel randevular planlanabilir.Kadınların sekse hazırlanmaları erkeklerden daha uzun zaman alabildiğinden gün içinde küçük dokunmalar,aşk mesajları ve erotik mesajlar gibi yöntemlerle bu randevular daha tutkulu hale getirilebilir.Bu randevularda aşk oyunları gibi cinsel yaratıcılık içeren fantazilerden yararlanılabilir.Cinsellikte hayal gücünü kullanmak ve yeniliklere açık olmak rutini kırmak anlamında etkili olabilir.

    Uzun ilişkilerde bir diğer önemli konu sevgi ve saygının devam ediyor olmasıdır.Sevgi ve saygı çiftlerin cinsel yakınlaşmasına da katkıda bulunur ve özgürce isteme ve red etme hakkını saklı tutar.Bu da çiftlerin kendilerini rahatça ortaya koymasını sağlar.

    Birbirlerinin beyinlerine hitap edebilen çiftlerin cinsel istekleri de daha yoğun olmaktadır.Ortak bir projede yer almak veya birlikte bir tatil planlamak,tiyatroya,sinemaya gitmek ve sonrasında bu faaliyet hakkında sohbet edebilmek gibi ortak entellektüel faaliyetler buna katkıda bulunabilir.

    Son zamanlarda çiftlerin sağlıklı cinsel hayatlarının önündeki bir diğer engel de çiftlerden birinin porno bağımlılığı olabilir.Çiftlerden biri birlikte seks yapmak yerine tüm cinsel enerjisini bu tip bir faaliyete veriyorsa,ilişki açısından yıkıcı bir sonuca yol açabilir.Bunun yerine çiftlerin birlikte izleyecekleri erotik filmler ve her iki çiftin de onayını aldığı paylaşımlar daha sağlıklı olabilir.

    Uzun evliliklerin bir kısmının akıbeti de,boş yuva denilen bir sendromla son bulması olabilir bazen.Çocukların büyüyüp evi terketmesiyle başbaşa kalan çiftin ilişkisinin bozulması durumudur bu.Çiftler önceden bilir ve bu duruma karşı hazırlıklı olursa krizi daha sağlıklı atlatabilirler.Aslında bazı çiftler için aşklarının baharı asıl bu dönemde başlar.Yaşlı cinselliğiyle ilgili tabuların ve mitlerin de çürütüldüğü bu dönemde,sorumlulukların azalması ve istenmeyen üremenin de olmaması sebebiyle keyifli bir dönem olarak yaşanabilir.Zamanında çocuklarla ilgili sorumlulukların ve faaliyetlerin haricinde pek bir paylaşımı olmayan ve bunun üzerine de yatırımı olmayan çiftler için ise sıkıcı ve boğucu bir dönem olarak algışanabilir.Bu sebeple çiftler,çocuklar da dahil tüm diğer fertleri gerektiğinde ilişkilerinin dışında tutup,birbirlerine gereken önem ve zamanı vermelidirler.

    Sonuç olarak ilişkiler ve cinsel hayat,sadece kendi akışına bırakıldığında gideceği yönü kestirmek çok da olası görülmemektedir.Evlilik ve ilişkiler,öğrenilebilir yöntemlerle daha yönetilebilir hale gelebilir.

  • Vajinismus ,

    Vajinismus

    Kadında cinsel ilişkinin olduğu anatomik bölgeye vajina denir.Vajina girişindeki kasların istem dışı kasılması ve kadının istediği halde cinsel ilişkiye izin verememesi durumuna vajiniismus denir.

    Bu kadınlarda endişe ,korku,panik hali olur.Kızlık zarlarının çok kalın ya da vajinalarının çok dar olduğunu düşünen bu kadınlar,acı beklentisi ile kendilerini koruma çabasına girerler.Yaklaşık 2cm.lik kaslardan oluşan vajina girişi,danışanın yanlış inanışına göre kasılmalar nedeniyle daralmakta,sertleşmekte ve birleşmeyi imkansız hale getirmektedir.

    Tıp litaratüründe cinsel işlev bozuklukları sınıflamasında cinsel ağrı bozukluğu olarak geçer.Ağrılı cinsel ilişki ise disparonidir.Bu durum ile vajinismus birbirini tetikleyebilir.

    Vajinismus bir erteleme sorunudur.Kişi kendini gün içerisinde cinsel birleşmeye hazırlasa da o an geldiğinde vazgeçer ve sonra yapmaya karar verir.Böylece günler,aylar ve hatta yıllar geçebilir.

    Vajinismusun nedenleri arasında;cinsel eğitimin yetersizliği,suçluluk,ayıp-günah duyguları,çocukluk ve genç kızlık döneminde yaşanan ruhsal ,bedensel travmalar,tutucu ve baskıcı aile ortamı,yanlış cinsel bilgiler ve ilk gece ile ilgili korkular sayılabilir.

    İlk gece korkusu,özellikle bizim ülkemizde,evliliğe adım atan genç çiftleri oldukça kaygılandırır.Evlendiği kişi sevdiği,aşık olduğu biri dahi olsa işk kez yaşanacak cinsel ilişki korku yaratabilir.Bunun nedeni ise,bilmemek,deneyimlememiş olmak ve çevremizdekilerin bu konuya yaklaşımı olabilir.İlk geceyle ilgili pek çok yanlış inanç yani mit vardır.Kanama olacak,acıyacak gibi mitler korku oluşturabilir.Cinsiyetçi yetiştirilen ve baskıcı aile ortamında büyüyen genç kızlar risk altındadır.

    İlk deneyimde iki tarafın da heyecanlı olması,cinselliğin başarılması gereken bir görev ve performans alanı olarak sunulması ayrıca gerginlik yaratabilir.Oysaki cinselliğin doğasında kan,acı ve stres yoktur.Bunların yaşanmasına cinsel davranış ve bilgi eksikliği,duygusal olarak hazırlık yapılmaması sebep olur.

    Bazen de zeminde bu tür risk faktörleri olmadan da kişide vajinismus olabilir.Bu durumda neden farkındalık düzeyinde olmayabilir.Bilinçdışınızın”vajeni kapat ve ilişkiye izin verme”komutunu hangi sebebe dayanarak verdiğini bilinç düzeyinde farkedemeyebilirsiniz.Bu durumda tedavi planı ona göre kurgulanır.

    Evlilik hayatında her iki tarafı da bu kadar mutsuz eden bir hastalık olmasına rağmen,tedavisi oldukça yüz güldürücüdür.

  • Aldatma sonrası ilişkiyi adım adım kurtarma

    EŞİMİ GERİ İSTİYORUM! diyorsanız, bilin istedim; Bağışlama bir gecede gerçekleşmeyecek.

    Yasak bir ilişki, genellikle evliliğinizin altında yatan sorunları gösterse de, seçimlerinizin ve eylemlerinizin sorumluluğu tamamen size aittir.

    Öncelikle kendinize, “ilişkimiz kurtarılmaya değer mi?” diye sorarak başlayın.

    Değeceğini düşünüyorsanız, tüm mazeretleri bir kenara bırakıp yüzde yüz sorumluluk almalısınız. Her şeyi kabul edip devam etmeye hazır hissettiğinizde, eşinize, olanlarla ilgili cevap verme konusunda istekli olun. Duygularınız ve yaşananlar hakkında eşinize dürüstçe cevaplar vermezseniz iyileşme olmaz.

    “Yalnızca gerçek pişmanlık iyileştirir.”

    İlişkide güveni arttırmak için aldatan kişinin bundan sonra yaşamın her alanında dürüst olması beklenilir. Sadakatsizlik bırakıldı veya belli bir süre ara verildi diye güven otomatik olarak geri gelmez. Her durumda hesap verebilir olun (harcamalar, geziler, iş yerindeki sorunlar, sosyal etkileşimler vb. hakkında), bazen acı verse de korkmadan gerçekleri söylemek gerekir. “Titiz bir dürüstlükle gerçekleri söylemek” aradığım cümle bu sanırım.

    Artık Yalan YOK. Sır YOK…

    Bu ne çok kolay ne de eğlenceli bir süreç. Güveni inşa etmek zaman ve büyük çaba gerektirecek. Beyaz yalanlar bile yasak, eşiniz çöpü dışarı çıkarma konusunda dahi bir yalanınızı yakalasa, bunu diğer yalanlara eşit olarak düşünecek ve kriz ortamı yaratacaktır. Süreci hızlandırmanın tek yolu her konuda şeffaf (telefon, sosyal medya şifreleri, erişilebilirlik v.b) olmaktır.

    TAM DÜRÜSTLÜK kolay değildir…

    Dürüstlük sözlerden çok davranışlardadır. Diğer kadın veya erkekle olan ilişkinizi tamamen kesmelisiniz. İletişime geçmek durumunda kalırsanız, eşinizle bunu paylaşmalısınız. Kendi çabasıyla öğrenirse her şey başa sarabilir. Tüm ilerleme kaybolur.

    İhanet için itiraf etmek, özür dilemek yeterli değildir. Samimi olun. Özürler sık aralıklarla aylarca hatta yıllarca sürebilir. Son sözü eşiniz söyleyecek gibi görünse de ilişki gibi karar da sizin…

    TAMAM mı? DEVAM mı?

    Cevap DEVAM ise; eşinize onun değerli olduğunu hissettirin, onunla bağlantıda olun. Sakin ve odaklanmış bir şekilde ilişkinize sahip çıkın. Dış dünyayı sessize alın. Eşinizin samimiyetinizden emin olmasını sağlayın, onunla göz teması kurun, olumlu ses tonu ve vücut dilinizi kullanın. Sadakatsizliğin ilişkiye son vereceğini varsaymak kolaydır. İyileşme mümkün olsa da sağlıklı bir ilişki için yeniden yapılandırma zordur. Eşler birlikte kalabilirler, fakat kırılmış güveni tamir etmekte zorlanırlar.

    Ne zaman mı düzelecek? Bunun için bir süre vermek zor. Ancak şunu söyleyebilirim uzun ve engebeli bir yol sizi bekliyor.

    UNUTMAYIN! İlişki genelde sadakatsizlikten çok bencillik ve güvenilmezlik devam ettiği için bitiyor.

    Sadakatsizlikle gelen çiftlerle ilk olarak iletişim çalışıyoruz. İyi iletişimin çiftlere kesinlikle yardımcı olduğunu düşünüyorum. Çiftler kim olduklarını ve ilişkiden ne beklediklerini daha iyi anlayarak ilişkilerini yeniden yapılandırabiliyor.

    İlişki dinamiklerini yeniden harekete geçirmek için istekli çiftlerin, sadakatsizlikten sonra da MUTLU bir İLİŞKİ yaşayabileceklerini bilmeleri gerekir.