Etiket: İlişki

  • İLİŞKİLER VE BAŞKALARI NE DER?

    “Mahmud ile Yezida birbirine düşman Müslüman ve Yezidi köylerinin gençleridir ve birbirlerine sevdalıdırlar. İki genç evlenmek için umutsuzca çareler ararlar. Mahmud dilek ağacının yanında, Yezida’nın saçlarına kırk gün boyunca birer tane örgü yapar; kırkıncı gün kırkıncı örgü tamamlanır. Yezida ile Mahmud kaçmaya karar verirler. Bu arada, köyün ağası Havvas Ağa Mahmud’un, köyün ileri gelenlerinden biri olan Teyfo Ağanın kızıyla evlenmesini ister. Teyfo Ağa’nın kızı Güllüşah, Mahmud’a deli gibi âşıktır, uğruna kendini asmaya bile kalkmıştır fakat Mahmud bu evliliği kabul etmez. Mahmud dilek ağacına yeşil mendil bağlarken Yezidi köyünde görülmüştür. Yezidiler tarafından öldürülmüş, ağaca yeşil mendil bağlayan eli kesilmiş, köye hudut yapılmıştır. Irmağın kenarında dolaşırken Yezida, sevgilisinin kesik eliyle karşılaşır. Çıldırır, kendini parçalar. Ölüm dairesini çizer ve kendini hapseder. Günlerce kimseyle konuşmaz Yezida, ta ki Mahmud’un anası Eyşan Ana gelene kadar. Yezida cesedinin Mahmud’un yanına gömülmesini istemektedir ama buna bile izin yoktur. Diğer dokuz kardeşi hala namuslarını temizlemekten bahsetmektedirler. Babası Miro Ağa kızını görmeye bile gelmemiştir. Yezida her gün saçının bir örüğünü çözer, kırk gün sonunda kırkıncı örüğünü de çözer ve kendini ölüme teslim eder. Oyun biter.”(Mungan, 1995).

    Etrafımıza, yaşama baktığımızda Murathan Mungan’ın bu mitolojik hikayesine ne kadar rastlıyoruz? Kıyısından köşesinden de olsa, hepimizin bir şekilde böyle bir yaşam hikayesine denk gelmişliği, duymuşluğu vardır sanıyorum. Bir şekilde toplumsal baskının duygusal/ romantik ilişkiler üzerindeki etkisine…

    Bu hikaye akıllara şu soruyu getiriyor… Bizler duygusal ilişkilerimizi yaşarken ya da evlilik kararı alırken ne kadar kendi irademiz ve kendi isteklerimiz doğrultusunda ne kadar aile ve arkadaşlarımızın etkisi altında kalarak kararlar veriyoruz? Verdiğimiz kararın, ailemizin, arkadaşlarımızın, sevdiklerimizin görüşlerinden bağımsız olması mümkün müdür?

    Aslında yüzyıllardır, romantik ilişkileri ailenin desteklemesi veya karşı çıkması diye bir gündem bulunmakta. 

    Aile, arkadaşlar çocuğunun romantik ilişkisine karşı çıkarsa bu ilişki zamana az mı dayanır yoksa çok mu? Ya da aile, arkadaşlar bu ilişkiyi onaylarsa, ilişkiden alınan doyumun artması ve ilişkinin süreklilik kazanması olası mıdır?

    Literatürde yapılan çalışmalar, ilişkilerin sosyal bir boşluk içinde ortaya çıkmadığını göstermektedir. Romantik ilişkilerin devam ve kalıcılığında, partnerin ailesinin kişinin kendisinden hoşlanmasının, kişinin ailesinin partnerden hoşlanmasının ve çiftlerin birbirlerinin ailelerinden hoşlanıyor olmalarının yanı sıra kardeşlerin ilişkiyi nasıl değerlendirdiklerinin etkisi olduğu görülmektedir (Can, 2009). 

    Duygusal ilişkiler konusunda yapılan araştırmalar, ilişkilerin nasıl başladığı, geliştiği ve sonlandığı hakkında önemli bilgiler sağlamaktadır. Bununla birlikte, incelenen literatürde sosyal bağlamın etkisini dikkate alarak yapılan çalışmaların oldukça az sayıda olduğu dikkat çekmektedir. Bu az sayıda çalışmanın da gösterdiği gibi ilişkiler sosyal bir boşluk içinde ortaya çıkmamaktadır. 

    Yıllar önce Ridley ve Avery (1979) sosyal bağlamın etkilerinin dikkate alınmaması durumunu “kavramsal körlük” olarak tanımlamışlardır. Bugün hala yakın ilişkilerde sosyal ağ etkilerinin göz ardı edildiği yönünde tartışmalar devam etmektedir (örneğin, Parks ve Eggert, 1991; Surra, 1988).

    Peki siz ne düşünüyorsunuz? Ailenin, arkadaşların, toplumun ilişkiye yönelik yorumları, görüşleri karşısında, ilişki zamana az mı dayanır çok mu?

  • Çift Terapisi

    Çift Terapisi

    Çift ve ilişki terapisi her zaman merak edilen , ihtiyaç duyulan ancak ne yazık ki,diğer psikolojik danışmanlık hizmetlerine göre talep edilme durumu son ana bırakılan bir süreç. Terapist olarak ilişkiyi biz kurmuyoruz, iki farklı kültürden gelen bireylerin sağlıklı iliskiyi kurmalarına yardımcı oluyoruz. İlişkiye ve evliliğe bir kurum olarak bakarsak; temel gereksinimleri karşılanmadığı Zaman batma riskinin olduğunu hepimiz tahmin edebiliriz. 

    Ne zaman destek alınmalı?

    Birlikte olmayı istediğiniz kişi ile evlenmeyi beklememeli , tam aksine ilişkinizde kırılma noktalarını görmek adına Psikolojik Danışmanlık hizmetine başvurmalısınız. Yapılarınızı be hayata bakışınızı objektif bir şekilde görme olanağı doğacak. Mutluluğunuz için kılavuz aramak yerine köyü görmek, kontrolü size verecektir. 

    Psikolojik Danışmanlık hizmeti kimlerden alınır ? 

    Destek alacağınız uzmanın psikolojik danışmanlık,psikoloji ve psikiyatri lisans eğitiminden sonra Evlilik ve İlişki Terapisi eğitimine sahip olması gerekiyor.Bu belgeleri sorunuz!

    Psikolojik Danışmanlık süreci nasıl ilerliyor? 

    Görüşme süresi ortalama 90 dakikadır. Sürece çiftler aynı anda alınır,ilgili test ve envanterler uygulanır ve Uzman süreci belirleyerek acil yapılacakları sunar. Her 2 tarafın aktif olması gerekir; çünkü süreç aktif ev alıştırmalarını içerir. 

    Çift ve İlişki Terapisi Ne Zaman Olmaz? 

    Aldatma,şiddet ve eşlerden en az birinin destek almak istememesi durumunda süreç sonlanır. Psikolojik danışmanlık sürecinde gönüllülük ön koşuldur ve aldatma evlilik dinamiğini dışa aktarırken şiddetin mantıklı bir açıklaması yoktur.

  • Aşk ve Evlilik Üzerine

    Aşk ve Evlilik Üzerine

    “Eşimle 6 yıllık evliyiz, her şey evlenmeden önceki gibi olsun istiyorum ama ne yaparsam yapayım hiç bir şey eskisi gibi olmuyor, çok çaresizim.”

    “Eşim bana eskisi gibi ilgi göstermiyor.”

    “Eşimle eskiden çok güzel vakit geçirirdik, çocuklar doğduğundan beri sadece aynı evi paylaşan iki yabancı gibiyiz.”

    “Eşim çocuklar doğduktan sonra beni tamamen unuttu, tüm odak noktası çocuklar oldu.”

    “Eşimden görmediğim ilgiyi dışarıda bulmaktan ve buna engel olamamaktan çok korkuyorum.”

    Evlilikte ilişki problemlerine baktığımız zaman kadın olsun erkek olsun temel problemlerin yukarıda bahsedilen problemler olduğu görülmektedir. Eğer sizde evliliğinizde bu tarz problemler yaşıyorsanız bu yazıyı okumanızı tavsiye ediyorum.

    İlişki kavramı, aşk ve sevgi kavramları üzerine kuruludur. Karşı cinsi önce fiziksel olarak beğeniriz, sonra onu tanıdıkça aşık olmaya başlarız. Aşık olduğumuz bir kişiye ise saygısızlık yapmamız hemen hemen imkansızdır çünkü onu kırmak, üzmek, incitmek istemeyiz. Günümüzde yapılan en büyük hatalardan biri aşk ve sevgi kavramlarını birbirine karıştırmaktır. Biz her şeyi, herkesi sevebiliriz; annemizi, babamızı, arkadaşımızı, kedimizi, köpeğimizi… hatta o kadar çok severiz ki bir çoğumuz “canımdan bile çok seviyorum” cümlesini hayatımızda mutlaka birkaç kez kullanmışızdır. Ama aşk çok daha farklı bir duygudur. Aşık olduğumuz kişiyi sürekli düşünürüz, hep onunla beraber olmak isteriz, olamadığımız zaman kendimizi dünyanın en mutsuz insanı hissederiz, öyle güçlü bir duygudur ki, yeri geldiğinde çok seviyoruz dediğimiz insanları bile gözümüz görmez olur. Bir bakıma hep söylenildiği gibi kör oluruz, gözümüz dünyayı görmez. Mutluluğu da, mutsuzluğu da hep en üst seviyede yaşarız. Ama yeri geldiğinde mutsuzluktan bile mutlu olunabilecek kadar karmaşık bir duygudur aşk. Eğer aşkın karmaşıklığı ile baş edebilirse sonunda evlilik kararı alınır ve evlenilir. Artık dünyanın en mutlu insanı bizizdir çünkü aşık olduğumuz insan artık hep yanımızda olacaktır. Onunla beraber hayatı doya doya, özgürce yaşamaya başlamışızdır ama zaman geçtikçe artık onunla olmaya alışmışızdır. İnsanlar sürekli güzel bir şeye maruz kalınca, onun güzelliğine alışır ve artık güzelliğin farkına varmamaya başlar. Bu noktadan sonra kusurları fark etmeye başlarız. Kusurları fark etmeye başladıktan sonra ise artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını görürüz. Artık daha az konuşuyoruzdur hatta belki o ayrı bir oda da televizyon izlerken biz kendimizi başka bir oda da kitap okurken buluveririz. Çıkar yol ararken aklımıza çocuk fikri geliverir. Çocuğun her şeyi eskisi gibi yapacağını düşünürüz. Eskisi gibi aşk duygusunu tetikleyeceğini düşünürüz. İşte en büyük hatalardan biri bozulan ilişkimizi çocukla düzeltmeye çalışmaktır. Çünkü zaten odak noktamız birbirimizden farklılaşmışken, çocukla birlikte tamamen koparmaktayız. Bu nedenle kötüye giden ilişkimizi asla çocukla düzeltmeye çalışmamalıyız.

    Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, bugün boşanmaların bu kadar artmasındaki etkenlerin en önemlisi çiftlerin çocuk doğduktan sonra birbirlerinden tamamen uzaklaşmalarıdır. Bu nedenle önce ilişkimizi gözden geçirmeli, çift taraflı olarak problemlerimizi aşabiliyorsak o aşamadan sonra çocuk yapmaya karar vermeliyiz. Unutulmamalıdır ki çocuk sahibi olmak ilişkiyi kurtarmanın aksine ilişkilerinde problem yaşayan kişilerin ilişkilerini daha çok çıkmaza sürüklemektedir.

    Bir diğer unutulmaması gereken nokta da aşk duygusunun geçici ama sevgi duygusunun kalıcı olduğudur. Eşimizi çok sevebiliriz, çok değer verebiliriz, çok eğlenceli ve kaliteli zaman geçirebiliriz ama ilk zamanlarda ki aşk duygusunu, heyecanı yaşamayı düşünürsek ve bunun arayışına girersek hayal kırıklığı yaşama olasılığımız çok yükselir. İlişkiyi canlı tutmanın en önemli özelliğinin davranışlarımızı aşk duygusunu yaşarken ki gibi farklı ve heyecanlı tutabilmekten geçtiğini unutmamalıyız.

    Eğer bu makalede yazan sorunları yaşıyorsanız ve sizde ilişkinizi kurtarmak istiyorsanız vakit kaybetmeden bir uzmana başvurarak yardım almalısınız.  

  • Aldanmak Ve Aldatmak

    Aldanmak Ve Aldatmak

    ALDATMA ALDATILMA SORUNU VE ÇİFT TERAPİSİ

    Eşe duyulan ve özel hissedilen duygu ve davranışları fiziksel veya duygusal olarak bir başkasına hissetmek ve bunu bilinçli bir şekilde geliştirmek ilişkinin gücünü zayıflatır ve parallel güçler bir ilişkiyi özel yapan şeyleri bitirebilir. Bunun gizli bir şekilde birden fazla sürmesi de sadakatsizliği doğurur.

    Aldatılmayı tam olarak tanımlayan ortak bir tanım yoktur. Bununla birlikte aldatılmışlık duygusunu oluşturan kriterler baz alınarak aldatmanın gerçekleşip gerçekleşmediğini söyleyebiliriz.

    Neden Aldatıldım?

    Birbirlerini özgürleştiren kişilerden çok birbirlerine bağımlı kişilerde aldatma sorunu daha çok görülür. Bağımlı kişiler sorununun zaman içinde büyümesine neden olur ilişki sürecinde çözemeyen ve ilişkisini de bitiremeyen kişi aldatmaya meyilli hale gelir ve bunu şartları oluştuğunda da gerçekleştirir.

    Evliliklerde Aldatılma

    Evlilikte yaşanan sorunlar ve zamanla bu sorunların kronikleşmesi aldatmayla sonuçlanır. Sorunlar gayrı meşru tutumların gerekçelerini vicdanında meşrulaştırmaya başlar. İşte aile içinde görülen sorunlardan bazıları;

    • Karşı tarafın özgürlük alanını kısıtlamak ve baskın tutum ve davranışlar.

    • Sorumluluğu paylaşmamak. Sorun olduğunda karşı tarafı suçlamak.

    • Cinsel isteksizlik veya tatminsizlik

    • Aşırı bencillik ve karşı tarafın ihtiyaçlarını göz ardı eden davranışları sürekli hale getirmek.

    • Gerçekten istediği için değil zorunda kaldığı için evlenmiş olmak.

    • Güç düşkünlüğü.

    • Dikkati ilişkiye değil çocuklara verip ilişkisini besleyen şeyleri kesmek.

    • İlişki içinde karakterlerin uyuşmaması ve psikolojik sorunların ilerlemesi.

    • Anne ve babası ayrı yaşayan ve güvensiz bir aile ortamında büyümüş olmak.

    Evli Erkek Neden Aldatır?

    Aile ve çift terapilerinde karşılaştığım vak’alardan yola çıkarak en yaygın karşılaştığım durumlar. “Cinsel tatminsizlik ve macera duyguları”. Sosyoekonomik düzeyin yükselmesi evdeki sorunlardan ve sorumluluklardan kaçış olarak da değerlendirebilirim. Evli erkek bir yandan mevcut düzenini (çocuklar, ev düzeni, akraba ve müşterek dostlukları) bozmak istemez ve bunu riske etmeyeceği kişi ve kişilerle aldatmayı seçer.

    Erkekler, kadınların hamilelik, doğum sonrası ve depresyon durumlarında, beklediği ilgi ve cinselliği göremediğinden aldatma kayabilir.

    Aldatan kişi yakalanmadığı sürece davranışa devam eder, sonuçlarını hep düşünür aslında; ama içsel çatışmayı da aşamaz.

    İlişkileri Bitirmek Neden Zordur?

    Bütün korkuların temelinde “kaybetme korkusu” yatar. Kaybedeceğini anlayan kişi bazen kendini kaybeder ve kendisi olmaktan çıkar. Özgüven eksikliği, yalnız kalma korkusu, değersizlik, intikam almak vb. duygular evliliği bitirmektense kendini ve ilişki içinde olduğu kişiyi bitirmeye doğru gider.

    Aldatma Riskinin Gerçekleşebileceği Dönem

    Hamilelik, doğum sonrası depresyon ve çocuğun doğumu ile birlikte erkeğin ilgi odağından çıkması erkeğin fıtratında var olan cinsel dürtü atakları aldatma sürecine daha kolay sürükler.

    Aldatma Çeşitleri

    Aldatma mutlaka fiziksel olmayabilir, duygusal ve zihinsel aldatmak da ilişkiye zarar verir. Günümüz şartlarında 4 çeşit aldatma yolu izlenir;

    Sanal Aldatma:

    Birinin evine izinsiz girmeniz mümkün değilken bilgisayarda açılan bir pencereden rahatlıkla duygularının içine sızabilir ve zihinsel konuşmalarınızı mevcut ilişkinizi hiç riske atmadığınızı düşünerek karşı taraf izin verdiği ölçüde ilerletebilirsiniz. Okuduğunuz romandaki bir karaktere aşık olmak gibi ancak bundan farklı duygularınıza karşılık bulabilir ve bunu karşılıklı istediğiniz noktaya sürükleyebilirsiniz.

    Duygusal Aldatma:

    Evliliğindeki mutsuzluk ve hak ettiği değeri göremediğini düşünmek zihnin sınırları kaldırarak hayal kurmasına ve ihtiyaç duyduğu duyguları başkalarıyla yaşamaya başlamasına neden olur. Fiziksel olarak gerçekleştirememiş olsa bile bulduğu bu kaynak onu duygusal olarak tatmin edecek en azından daha iyi hissetmesini kolaylaştıracaktır. Kadınlar bu yolu erkeklere göre daha çok tercih ederler.

    Cinsel Aldatma:

    Mükemmel bir cinsel ilişkiniz olsa bile farklılık veya daha fazla tatmin olma arzusu başka birlikteliklere göz kırpar. Elde etmek, hırs, özgürlük, özgüven gibi duygular bu yolla kendini gerçekleştirir. Yasak olması ise cazibesini daha da arttırır. Her gün elinin altında olandan ziyade kısıtlı anlarda görebileceği ve hissedebileceği haz daha yüksek bir tatmin duygusu verir. Erkekler bu tür ilişkilerinde duyguyu ön plana çıkarmadan cinsel ilişkiye girerken kadınlar cinsel ilişkiye girdiği kişiye bağlanmaya başlar.

    Flörtözlük :

    Görüntüde bir adı yok. Hoşlanmayla başlayan ama ifadeye dönüşmemiş ve bir anlamda oynaşma olarak değerlendirilebilecek davranışları kapsar. Somut bir şey olmadığı için çoğu bunu aldatma olarak Kabul etmez.

    Bir Aldatma Vak’asında Evlilik Terapisti (Cift Terapisti) Ne Yapar?

    Aldatılma vakasında duygusal ve tepkisel kararlarla ilişkiyi bitirmek aceleci ve sağlıksız bir karar olabilir. Sorun ayrılmayla bitmez bazen daha da artar. Aldatılmış olma duygusunun kırkı bir türlü bitmez, yeni bir ilişkiye olan güven bazen yıllarca gelmez. Yetersizlik, güvensizlik ve değersizlik duygusu da zamanla kendini onaramaz. Dost ve akrabaların samimi ama amatör görüşleri de mevcut duruma kaliteli bir çözüm oluşturmaz.

    Evlilik Terapistinden 10 Puanlık Öneriler?

    1. Bir evlilik terapisti birinin isteği diğerinin sürüklenmesi ile gerçekleşirse çok işe yaramaz. Siz artık bir taraf oldunuz mevcut sorunuza 3. Bir gözle bakılması ve değerlendirilmesini istiyorsunuz bunun için de iki tarafın güvenebileceği bir uzman arayışına girebilirsiniz.

    2. Aldatan kişi bunu inkar ediyor veya bunu bir sorun olarak görmüyorsa bu durumda evlilik terapistinin de yapabileceği pek bir şey yoktur. Bu risk gerçekleştiyse ve bir pişmanlık veya durumu düzeltmek konusunda samimi bir çaba yoksa yapılabilecek şeyler bir çift olarak azalır ve siz terapi programına yalnız devam etmek durumunda kalabilirsiniz.

    3. Hissettiklerinizi kendinize saklamak ya da bu hislerinizden yola çıkıp karşı tarafı suçlamak ve hesap sormak yapabileceğiniz en zararlı şeydir.

    4. Durumu daha konuşmadan veya uzlaşma fırsatlarını değerlendirmeden 3. Şahıslarla paylaşırsanız bu durumu her iki taraf için daha da çıkılmaz hale getirebilirsiniz.

    5. Her sorun bir fırsattır’ diye bir söz var. Tabi bu durumu bir fırsat olarak görememenizi anlayabilirim. Bununla birlikte bundan ne öğrendiğinize odaklanmanız için bence yine de bir fırsattır ve siz bu fırsatı kaçırırsanız bir süre sonra “Bu tür şeyler niye hep benim başıma geliyor?” Demek durumunda kalabilirsiniz. Aldatılan kişi, her zaman suçu kendinde aramamalıdır.

    6. Nerede hata yaptım sorusunu kendinize sorsanız bile kendinizi bu sorularla bitirip değersizleştirmeniz de doğru değildir. Aldatılma mutlaka evliliğiniz ile ilgili olmayabilir hatta %100 eşinizin özelliklerinden (yetiştirilme tarzı, anlayışı, değer yargıları vb.) özelliklerinden kaynaklanabilir.

    7. İşin hukuk boyutuna taşınması ve gerekçeye “Aldatıldığınızın Yazılması” boşanmak için yeterli bir nedendir. Bunu ispatlamanız durumunda cezai olarak, hem aldatan hem de buna neden olan kişiye (3.kişiye)yasalarca ceza öngörülmektedir.

    8. Aldatma sonrası yaşanan duygusal ve fiziksel sıkıntılar destek almanızı gerektirebilir. Bunu kendi başınıza çözmeye çalışmak, alkol almak, uyku ilaçları veya alık rahatlık veren desteklerden yararlanmak daha büyük sorunlara davetiye çıkartır.

    9. Aldatan kişi olarak pişmanlık ve samimi bir özür dilediyseniz ve ilişkinize tekrar bir fırsat tanıdıysanız belki uzun bir süre güveni tekrar kazanmak için sabretmeniz gerekecek. Nerede olduğunuz, telefonunuzun kurcalanması, araştırılmanız ve davranışlarınızın tutarlılığının takip edilmesi kaçınılmazdır.

    10. Bu durumlar evliliğinizin ve kişiliğinizin zayıf taraflarını tanımanızı ve onları geliştirmek için fırsat yaratabileceğini düşünerek durumu kestirip atmak yerine sakinleştikten sonra bir süre düşünün. Ama hep aynı şeyleri düşünüyor ve bunu yapmaktan kendinizi alamıyorsanız bir terapist’den yardım alın.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Çift Terapisi

    Çift Terapisi

    İlişkileri araştıran verilere baktığımızda, çiftlerin içine düştükleri problemi sürece bırakarak çözmeyi düşündüklerini gösteriyor ve bu süreç 6 yıl geçmesine sebep oluyor. Bu sürenin sonunda çiftlerin %70’i boşanma sürecine giriyor ancak mutlu bir evlilik anlayışlarını kaybettikleri gibi mutlu bir boşanma sonucuna da gidemiyorlar.
    Problemli bir ilişki yoktur. Problem haline gelip içinden çıkılamayan ilişkiler vardır. Siz de böyle bir sürece girdiğinizi düşünüyorsanız, geç kalmadan destek alın…

    ÇİFT TERAPİSİ

    Doğanın yasası gereği herhangi bir şeyin tek taraflı bir kusurdan dolayı yanlış gitmesi ihtimali oldukça düşüktür. Bu nedenle ilişkilerde yaşanan sorunlarda da genelde iki tarafın da öyle ya da böyle görmekte zorlandıkları önemli noktalar, yakalamakta zorlandıkları bakış açıları mevcuttur. İster uzun yıllardır birlikte olduğunuz eşinizle, ister yeni hayat arkadaşınızla olsun çözmekte zorlandığınız sorunlarınız varsa ve ilişkinizi kurtarmakta kişisel çabalarınızın faydasız kaldığını düşünüyorsanız çift terapisi başvurabileceğiniz en bilimsel ve etkili yöntemdir. Temel olarak ilişkiye zarar veren nedenlerin tarafsız bir gözle ortaya konulmasına ve bu nedenlerin taraflardan ikisinin de emeği ve katkısıyla ortadan kaldırılmasına ya da sağlıklı bir paylaşımla yer değiştirmesine dayanan çift terapileri günümüzde tüm dünyada saygın psikologlar tarafından uygulanmaktadır.

    İnsan yapısı gereğince kendi hatalarını görmezden gelmeye ve onları başkalarına atfetmeye meyillidir. Bu insanın kişisel zayıflığından değil; aksine kendine olan sevgi ve güvenini korumaya yarayan savunma mekanizmasından kaynaklanır. Ancak olaylara tek taraflı bakmak özellikle ikili ilişkilerde zamanla yıpranmalara yol açar. Çift ve evlilik terapileri de bu yıpranmaların ilişkiye ve aile birliğine fazlaca zarar vermeden tespit edilip onarılmasını amaçlar. Terapinin yöntemi psikoloğun çifti karşısına alıp tek tek neleri yapıp yapmamaları gerektiğini madde madde açıklamasından çok çifti oluşturan bireylerin uzmanın yol göstermesiyle birbirlerini neden sevdiklerini, birbirlerine dair rahatsız oldukları yönleri, ilişkilerinin güçlü ve zayıf yanlarını; kısacası kendilerini ve ilişkilerini bilinçaltının da desteğiyle anlayarak tekrar sağlıklı ve huzurlu bir ilişkiye kavuşma yolunsa adım adım ilerlemeleridir.

    İkili ilişkilerde kişilerin göremedikleri detayları ortaya çıkarmaya ve mutlu bir ilişkinin tesis edilmesine yarayan çift terapilerinde en önemli nokta terapiye katılan iki tarafın da kendi yanlışlarını görmek, karşılarındaki kişiyi yanlışlarından dolayı affetmek, onu dinlemek ve aşklarını yeniden canlandırmak konusunda istekli olması şarttır. Çift terapisi uygulaması için İstanbul-Ankara-Adana-Antalya-Bursa-Konya İllerinden birinde yaşıyorsanız Çift terapisi seanslarımıza katılarak olumlu gelişmeleri gözlemleyebilirsiniz.

    Merkezimizde uygulanan hem çift, hem de evlilik terapisi programları çerçevesinde çift olarak ve bireysel yapılan görüşmelerin yanı sıra hipnoz, hipnoterapi ve telkin gibi bilimsel etkinliği bugün geniş kabul gören yöntemler kombine olarak uygulanmaktadır. Terapinin ne sıklıkta ve ne süre boyunca gerçekleşeceği ilk birkaç seans içinde mevcut sorunların saptanmasıyla netleşmektedir.

    Çift-Evlilik Terapisi Konusunda En Çok Sorulan 5 Soru

    1-Eşim Terapiye Gelmeyi Kabul Etmiyor Ne Yapabilirim?

    Genellikle kadınlar erkeklere kıyasla daha çok gelişime açık olurlar. Bu durumda direnenler çoğunlukla erkeklerden çıkar. Kişiler kendi paradigmaları çerçevesinde ilişkiye değer katamadığı hatta ilişkiyi değersizleştirdikleri için bir terapiste ihtiyaç duyarlar. Sizin çabalarınıza olumlu bakıyor ancak bir terapiste gelmiyorsa yalnız gitmek istediğinizi görüşmeye girmese bile yanında olmasını isteyin. Buna da direniyorsa siz başlayabilirsiniz. Belki zamanla sizdeki değişimden etkilenerek katılabilir.

    2-Boşanmak Üzereyim Yine De İşe Yarar Mı?

    Eğer işlemleri başlatmış ve diyaloğu tamamen koparmışsanız böyle bir arayışın da katkısı olmayacaktır. Ancak taraflardan birinin olumlu bakması halinde diğer tarafın bu sürece nasıl bakacağı önemli. İkiniz birlikte gelmeye karar verirseniz boşanma arefesinde olsanız bile bu süreç her halukarda size iyi gelecektir.

    3-Eşimin Beni Aldattığını Biliyorum Yine De Terapi Almalı mıyım?

    Neden aldattığını anlayabilmek ve bu ilişkiyi sürdürmek istiyorsanız cevabı “Evet” Olacaktır.

    4-Evli Değiliz Yine De Çift Terapisi Almak İstiyoruz?

    Çift terapisi sadece evli çiftlere yapılmaz, evliliği düşünen, beraber yaşayan veya birbirlerini daha iyi anlamaya çalışan çiftler de bu terapiye katılabilirler.

    5- Kaç seans gelmeliyiz?

    Şu kadar seans gelmelisiniz diye bir şartımız yok. Tek seansta bile önemli ölçüde verimli olurken ihtiyacınıza ve imkanlarınıza göre bunu 8-10 seans sürdürebilirsiniz.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Kısa Süreli Dinamik Psikoterapi

    Kısa Süreli Dinamik Psikoterapi

    Kısa Süreli Dinamik Psikoterapi

    TLDP (Time-Limited Dynamic Psychotherapy)

    Freud’ la başlayan psikoterapi tarihi, günümüzde tanımlanmış, netleştirilmiş,

    çerçevesi çizilmiş 400’ e yakın psikoterapi tekniğine ulaşmıştır. Neredeyse sınırsız sayıda

    psikoterapi yöntemi olsa da esasında tüm teknikleri dört ana grupta toplayabiliriz.

    En eski psikoterapi yöntemi hiçbir teknik ve kuramın bulunmadığı dönemlerde

    gelişmeye başlayan, halen de birçok psikolojik sorunda yararlandığımız, insan davranışlarını

    gözlemleyerek bunlardan anlam çıkarma ve oradan sonuca gitmeye yönelik davranışçı

    İlerleyen dönemlerde algı süreci, zihnin çalışma prensipleri, algıyı değerlendirme,

    hafıza ile ilgili laboratuvar çalışmaları sırasında ulaşılan bilgiler neticesinde bilişsel terapiler

    Bilinçdışı kavramını ve savunma düzeneklerini ortaya koyan Freud’la ise ödipal

    dönemi odağına alan dinamik psikoterapi ve psikoanalitik psikoterapi doğmuştur. Bu ekole,

    anne çocuk arasındaki bağlanmaya dikkat çeken nesne ilişkileri kuramıyla Melanie Klein farklı

    bir perspektif kazandırmış, ego psikolojisi, farklı bağlanma stilleri ve bunların nörobiyolojik

    açılımlarının anlaşılmasıyla çok zengin bir dinamik bakış açısı yakalanmıştır. Bu dinamik

    döngü, davranışsal ve bilişsel çarpıtma ve şemalarla birlikte işlemektedir.

    Bu bağlamda günümüzde yıllar alan psikoterapi süreçlerinin yerini, olabilecek en

    büyük değişimi değil, mevcut kaynaklarla en hızlı ve kısa sürede ulaşılabilecek en büyük

    değişimi gerçekleştirmeye yönelik kısa süreli ya da süresi sınırlı psikoterapiler almaya

    başlamıştır. Kısa Süreli dinamik psikoterapiler çok iyi neticeler verebilmektedir.

    Kısa Süreli dinamik psikoterapi, genel çerçevesi psikodinamik olmakla birlikte nesne

    ilişkileri ve kendilik psikolojisi kuramlarını içine alan, güncel kişilerarası ilişkileri bilişsel

    davranışçı yaklaşımda harmanlayan esnek bir psikoterapi yöntemidir.

    Psikiyatrik araştırmalarda ayaktan tedavi gören hastaların büyük çoğunluğunun

    tedavileri için kısa süreli tedavileri seçtiklerini saptanmıştır. Bu danışanlarımız çoğu kez

    duygusal acılarının bir an önce bitmesi ihtiyacındadır.

    Kısa süreli terapiler bu danışanlar için idealdir. Süresi sınırlı dinamik psikoterapilerde

    terapinin başlangıç, orta ve son yapılandırması bulunduğundan danışanlar tedaviyi

    sonlandırmaya daha istekli olmaktadırlar. Terapiyi sonlandırmak için belli bir zaman verilmesi

    hastaların terapiye bağımlı olurum korkularını azaltmakta, terapiyle ilgili endişelerini

    Kısa süreli dinamik psikoterapide sınırlı odak ve sınırlı hedef vardır. Bu süresi sınırlı

    dinamik psikoterapileri açık uçlu psikoterapi veya psikoanalizlerden ayıran en önemli

    Odak çatışmalı çekirdek ilişkiler teması, rol-ilişki modelleri, çözülmemiş ödipal

    çatışmalar plan formülasyon metodu, döngüsel maladaptif örüntü gibi çeşitli

    formülasyonlarla saptanır.

    Kısa Süreli dinamik psikoterapilerin diğer özellikleri zaman konulması, terapötik

    anlaşma, hemen müdahale, planlanmış bitiş zamanı, iyimserlik ve sözleşmedir. Kısa süreli

    terapilerde maksimum seans sayısı 20’dir.

    Kısa süreli terapiler süreye duyarlı, etkin zamanlı, uygun maliyetli yönleriyle öne

    çıkarlar. Ego gücü, motivasyonu ve nesne ilişkileri yüksek düzeyde olan danışanlar kısa

    terapilerden daha iyi yararlanırlar. Kısa süreli dinamik psikoterapi çocukluk anıları, davranışın

    bilinçdışı belirleyicileri, çelişkiler, aktarım gibi temel psikanalitik kavramlar üzerine kurulmuş

    olsa da, metapsikolojik modellere ya da Odipus kompleksi gibi çıkarımsal kavramlara girmez.

    Hastanın güçlü yönleri vurgulanarak terapötik süreç gerçeğe dayalı tutulur.

    Şimdi ve burada ilişkisine konsantre olunur.

    Kısa süreli terapilerde terapistler en az radikal müdahaleyi tercih eder, gelişimsel

    yetişkin bakış açısına sahiptir, bazı terapi modellerindeki sonsuzluk kavramını kabul etmez,

    yaşam gerçekliğini ve günlük hayatı her zaman terapide olmaktan daha önemli görür.

    Kısa Süreli dinamik psikoterapinin temel prensibi terapist ile danışan arasında gelişen

    ilişkiyi kullanarak, danışanın kendisiyle ve diğerleriyle olan etkileşiminde değişiklik

    Kısa süreli terapilerde esnek bir yaklaşım sağlayan Kısa Süreli dinamik psikoterapi zor

    hastaların tedavisinde rahatlıkla tercih edilebilir.

    Kişilik bozukluklarında ve kronik kişiler arası ilişki ve iletişim problemlerinde

    oldukça etkili bir psikoterapi yöntemidir.

    Kısa süreli dinamik psikoterapide semptomlar üzerinde durulmaz.

    Amaç kişinin kendisiyle ve başkalarıyla ilişki kurma şeklini değiştirmek yani kişinin

    karakter yapısında değişikliğe gitmektir.

    Kısa süreli dinamik psikoterapi uygulamaları psikolojik farkındalığa sahip, yeni fikirlere

    açık, iç gözlem yapabilen, şikayetlerini sınırlayabilen, değişim için motivasyon sahibi, kendine

    karşı dürüst, tedavinin sonuçlarına dair gerçekçi beklentileri olan danışanlarda yeterli olur.

    Kısa Süreli dinamik psikoterapi modernist görüşe sahip olup olaylara kişilerarası

    perspektiften bakar.

    Kişiler arası problemlerde de, doğumdan sonra yaşayabilmek için belli bir süre

    başkalarına bağlı olduğumuz gerçekliğinin rolü büyüktür. Kendimize bakış açımız ve kendimizi

    nasıl hissettiğimizin, başkalarına nasıl davrandığımız ve dünyayla olan ilişkimizin altında bu

    Bireyin çocukluk çağında, ebeveynlerine güvenli bağlanması anksiyetenin olumsuz

    etkilerini değiştirmekte, sağlıklı gelişimi güçlendirmektedir.

    Bu dönemde kodlanan deneyimsel ve bilişsel şemalar binanın temelini oluşturmakta,

    bu alt yapı kişinin ileri dönemlerindeki kişiler arası ilişkilerinde duygusal bağı koruma ve

    sürdürmekte birincil rolü almaktadır.

    Kısa Süreli Dinamik Psikoterapide ise bu sürecin belli bir noktada bitmediği,

    bireylerin diğerleriyle etkileşimi sırasında dinamik olarak değiştiğine inanılır.

    Kişinin ilişkisel özellikleri yaşamın ilk yıllarında şekillense de, kişinin bu tarzı

    sürdürüyor olması onun güncel yetişkin yaşamıyla pekişmektedir.

    Örneğin, çocukluğunda sakin ve yumuşak başlı, boyun eğici bir yaklaşım geliştiren bir

    danışan, yetişkinlik döneminde de hayatına yanlış, otoriter, dogmatik, cezalandırıcı kişileri

    sokmakta, “vur ensesine al ağzından lokmayı” ilişki tarzını terk edememektedir.

    Bu tarz, karşısındaki insanları daha baskın ve zorbaca davranmaya davet

    etmekte, bir kısır döngüye girilmektedir. Bu tepkilerle karşılaşan danışan kendini

    alıştığı ortamda hissetmekte, ancak psikolojik dengesi için için bozulmakta, içindeki

    huzursuzluk büyümektedir.

    Kısa Süreli Dinamik Psikoterapi bu temelde çalışır ve bugüne vurgu yapar.

    Erken dönemde yerleşen bozuk etkileşimler bugün de korunuyorsa, kişi bunu bugün

    Geçmişteki çelişki ve acı gerçeklerin ortaya çıkarılmasına zaman harcamak yerine

    bugün üzerinde çalışılmalı ve hızla sonuca gidilmelidir.

    Kısa süreli dinamik psikoterapiler bu yönleriyle, psikolojik sorunların tedavisinde hızlı

    ve ekonomik çözümler sunmakta ve sıklıkla tercih edilir hale gelmektedir.

  • İlişkiler uzak mesafeden yürür mü?

    İlişkiler uzak mesafeden yürür mü?

    Artık yüzde ondan fazla Türk ilişkilerini uzak mesafeden yürütmektedirler. Her geçen 

    gün daha fazla çift, çalışma koşulları nedeniyle ayrı yaşamak ve ilişkilerini ayrı 

    şehirlerde yürütmek zorunda kalıyor. Bazen mesafeler fazla uzak olmamakta, bazen 

    de çiftler birbirini görebilmek için uçak yolculuğu yapmak zorunda kalmaktadırlar. 

    Ve birçok kişi uzak mesafeden bir ilişkinin yürüyüp yürümeyeceğini merak 

    etmektedir. Uzmanlara göre sağlıklı bir uzun mesafe ilişkisi için gerekli olan en 

    önemli şey “istek. Uzaktan sevmek iki taraf için de kolay olmuyor ve ihtiyaçları 

    doyurmuyor. Buna rağmen böyle bir ilişki yürürmü???

    Evet, böyle bir ilişki yürüyebilir.

    Bu tür bir ilişkinin yürüyüp yürümeyeceği birçok faktöre bağlıdır. Bu ilişki zaten en 

    başından itibaren uzak mesafeden mi başladı? Yani –birinin İzmir’de diğerinin ise 

    Antalya’da yaşadığı- bu çift birbirleriyle internette mi tanıştılar? Yada çiftler, belki de 

    uzun yıllardır, mutlu bir ilişki yaşamaktadırlar ve eşlerden biri aniden iş nedeniyle 

    uzağa gitmek zorunda mı?  

    İkinci durumun daha zor olduğu bir gerçektir, zira çiftler arasında aniden ortaya çıkan 

    mesafeye önce bir alışmak lazımdır. Fakat yapılan güncel bir ankete göre on hayat 

    arkadaşından dokuzu şahsi özgürlüklerinin kıymetini bilmektedirler ve bu da 

    sevindirici bir sonuçtur. İnsan bütün gün kumsalda uzanmak yada maç izlemek yada 

    durmadan fazla mesai yapmak ister- neden olmasın, ne de olsa ilişkinin bu 

    konseptinden dolayı yeterli zaman var ve tekrar birlikte geçirilecek zamana kadar bu 

    aynı zamanda iyi bir oyalamaca olabilir.  

    Bazı kişiler uzak mesafeden yürütülen ilişkilerin büyük avantajlar sağladığı sonucunu 

    çıkarmaktadırlar. Zira çiftler bir tür engel aşmakta ve birlikte geçirilecek zamana 

    sevinmektedirler ve ilişkide diğer çiftlerin sadece hayal edebileceği çok büyük bir 

    güven temeli oluşmaktadır. Örneğin aşk her dem taze kalıyor! Birlikte paylaşılan her 

    şey değerleniyor. Bir yemek veya bir tatil her zamankinden daha tatlı olabiliyor. 

    Ayrıca cinsellik rutin olmaktan çıkıp çok özel bir duyguya dönüşebiliyor.

    Yine de uzak mesafe ilişkilerinin dezavantajları da vardır, zira normal bir çiftin bir 

    hafta boyunca doğal olarak paylaştıkları şeyler, birbirinden uzak mesafede bulunan 

    çiftler için olağanüstü bir durum teşkil etmektedir. Böylece her bir etkinlik bir hafta 

    sonuna yada daha uzun bir zaman dilimine konsantre edilmektedir. Eşler birbirine 

    kavuşmadan çok şey beklediklerinden ve buluşma umulduğu kadar güzel 

    geçemeyebileceğinden dolayı, hayal kırıklığına uğrama tehlikesi oldukça büyüktür. 

    Bu yüzden küçük şeyler için sevinmeli ve herhangi bir sohbet için kendini 

    zorlamamalı ve yan yana uyanmanın mutluluğunu yaşamalıdır.  Bazen acaba değer mi 

    bu kadar çabaya dedirten ama doğru insanla her buluşmada ,her 500 km yolu kat 

    ettiğinizde değdiğini gördüğünüz ilişki için yapılması gerekenler şunlar olabilir:

    Mutlu bir uzak ilişki için yapılması gereken 4 şey

    • Eşinizle olabildiğince sık iletişim kurun. Telefon, cep telefonu, Skype, e-posta ya da 

    posta yoluyla. O sizin günlük yaşamınızın bir parçası olsun.

    • “Ben” değil, “biz” deyin. Fazla bireysellik ilişki için, özellikle de uzun mesafe 

    ilişkileri için iyi değildir. Ayrı da olsanız ritüellerinizden ve ortak yaşam 

    alışkanlıklarınızdan vazgeçmeyin.

    • Tartışma kokan konuşmalardan kaçının. Değerli zamanlarınızı anlaşmazlıklarla 

    geçirmeyin. Yapıcı olun ve sorun büyükse hemen çözümüne ulaşmaya çalışın.

    • Eşinizle ortak geleceğiniz hakkında çok şey konuşun. Bu tür ilişkiler vizyon gerektirir.

    Bu tür ilişkilerdeki en önemli şey, çiftin herşeye rağmen ortak bir hedefe sahip 

    olmasıdır, yani birliktelik isteklerinin olması ve bu mesafeye belli bir zaman için 

    katlandıklarını bilmeleridir. Eşler belirli bir zaman sonra beraber, aynı şehirde 

    yaşayacakları ve birlikte olacakları düşüncesine tutunmalıdırlar. Uzak mesafeli 

    ilişkilerde de plan olmadan ilişkinin dayanağı olmaz, bu yüzden en başından itibaren 

    insanın böyle bir ilişkiye girmek isteyip istemeyeceği iyi tartılmalıdır.      

    Avantajları ve dezavantajları

     “Seni çok özledim”. Kulağa çok hoş geliyor olabilir. Fakat kilometrelerce 

    uzakta olan sevgilinizin işini hiç de kolaylaştırmıyor bu söz.  Sürekli özlem 

    çektiğini söylemek iki tarafın da yaşam kalitesini düşürüyor.

     Başka bir sorun günlük yaşamdaki gerçekler. Çiftler ayrı şehirlerde kendi 

    gerçeklerini yaşıyor ve bu maalesef bazen paylaşılamıyor.

     Aldatılma korkusu ve “ilişkimiz nereye gidiyor?” gibi kuruntular da diğer 

    sorunlar arasında… Kıskançlıklar kaçınılmaz oluyor ve ilişki normal bir 

    ilişkiden daha fazla özen istiyor.

     Hayatında birisinin olduğunu bilmenin yarattığı güvenle, kimse yokmuş gibi 

    özgür yaşamanın yarattığı konfor uzun mesafe ilişkisinin en önemli avantajı.

  • AŞK ACISI VE HİPNOZ

    AŞK ACISI VE HİPNOZ

    Hipnozu en çok unutabilmek için tercih ediyorlar. Çünkü hatırlamak acı veriyor ve kişi bu acıyla yaşamak istemiyor. Her güzel şey bir gün biter ve genelde bunu kabul etmek acı verir.

    Bu acı sadece duygusal değil bedeninizi de etkilemeye başlar. Omuzlarınıza bir ağrı çöker, mideniz yanmaya başlar ve kalbiniz sıkışır sanki kötü bir şey olacakmış gibi…

    Ayrılık acısı beynin fiziksel acıyı hissettiği bölgede yaşanıyor. Bedenin en zayıf organlarını etki altına alarak bu acı somatikleşiyor.

    Aşk Acısı Zamanla Geçer Mi?

    Her şeyin çözümü zaman derler. Aşk acısı da tabi zamanla etkisini kaybeder. Bu süre 6 ay ile 2 yıl arasında değişebilir. Ancak gecen süre içinde bitirilmesi gereken duygular beslenmeye devam ederse, gelecekte yaşayabileceğiniz bütün güzel olayları olumsuz etkileyebilir. Ayrılık elbette istenmeyen bir durum ve aşırı sevgiyle bağlandığınız bir ilişkide ayrılık elbette acı verir ve sadece zamanla geçmez destek de almanız gerekebilir. Böylece aşk acısının yarattığı hasarı daha kısa süre içinde tamir edilebilir hale gelirsiniz.

    Aşk Acısından Kurtulmak İçin Ne Yapabilirim?

    Çivi çiviyi söker hesabı bir başka birine aşık olmak o kadar da kolay değil. Zihin mevcut duruma o kadar güçlü bağlanıyor ki alternatifleri reddediyor.

    İlişki içinde olduğunuz kişinin bütün olumsuz yönlerini ilişki sırasında göz ardı eder ve çoğunlukla sizin özverili çabalarınızla bu ilişkinin yürüdüğünü görmeniz zor olmaz. Şimdi onun olumsuz yönlerini mümkünse yazarak belirleyin ve her gün buna dikkatinizi vererek zihniniz bu ilişkiyi tekrar arzu etme kanallarının önüne koyun.

    Bunun yanında ilişki konusunda uzman bir terapist veya hipnoterapist’ den yardım alabilirsiniz. Kendinize söz geçiremediğiniz durumlarda bilinçaltınız ile çalışan bir terapist mevcut durumun olumsuz bulgularını temizleyecek kendine güvenen geçmişindeki yaşadıklarıyla geleceğini ipotek altına almayan yeni versiyonunuzla sizi buluşturacaktır.

    Dersinizi Almadan Acıları Unutursanız Aynı Döngüyü Tekrar Yaşarsınız

    Hayatta yaşadığınız her olayın size getirdiği bir mesaj vardır. Bazen bu dersler pahalı olabilir ancak içeriğini değerlendirirseniz her zaman kıymetlidir. Hayat sadece geçmişten ibaret değildir gelecek de bu yaşamın yaşanmamış bir parçasıdır. Bu nedenle yaşayabileceklerinize değer katmak için yaşadıklarınızı tamamen unutmamak da önemlidir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • BU CİNSEL SORUNLARI YAŞIYORSANIZ HİPNOZ’UN BİR KATSI OLABİLİR

    BU CİNSEL SORUNLARI YAŞIYORSANIZ HİPNOZ’UN BİR KATSI OLABİLİR

    1. ORGAZM OLAMAMA

    Zihinde başlayan sorunlar zihinden çözümlenmelidir. Orgazm olmaya direnen bir zihin bunu alışkanlık haline getirerek aslında orgazm olamamayı öğrenmiştir. Gerek kişinin kendini tanıması gerekse partnerinden beklentilerini karşılayamaması bu sorunu kronikleştirmiş olabilir.

    1. AŞIRI MASTURBASYON

    Karşı cins ile sağlıklı bir birliktelik gerçekleştiremeyen. Çoğunlukla içe kapanık kişilerde daha yaygın görünen kişilerde aşırı uyarılma ve ejekülasyon mastürbasyon ile gerçekleşmektedir. Zamanla bunu her zaman isteyen ve enerjisini dengeleyemeyen kişilerde sorun olur.

    1. ERKEN BOŞALMA

    Cinnsel ilişki kişinin kendi mutluluğu kadar karşısındaki kişinin de mutluluğuna hizmet eder. Bu ilişkide taraflardan birinin erken boşalması hedefe varmadan gücün tükenmesi sürecini doğurur ki bu da bir süre sonra karşı tarafta isteksizlik veya hayal kırıklığına neden olur.

    1. CİNSEL TAKINTILI DÜŞÜNCELER

    İstemediğiniz halde erotik hayaller kurmaktan kendini alıkoyamama. Gözünüzün her fırsatta karşınızdaki kişinin cinsel organlarına takılması. Cinsel içerikli rüyaların sıklığı. Sürekli uyarılmak ve günlük rutin işlere verimli bir konsantrasyon sağlayamamak cinsel takıntılı düşüncelerde görülen en yaygın sorunlardır.

    1. VAJİNİSMUS

    Kadınlarda ilk gece korkusu olarak ortaya çıkan, ancak evlendikten sonra aylar geçmesine rağmen ilişkiye girememe hali Türk toplumunda her 45 kadından birinde görülebilmektedir. Bu korku istemsiz kasılmalarla vajinayı kapatır ve zevkli olacak bir ilişkiyi acılı bir sürece dönüştürür. Mahremiyetinden dolayı bunu kendi içinde çözmeye çalışan çift bazen aradan yıllar geçtikten sonra bile bu durumun sonuçlarına razı olarak yaşamı sürdürür.

    1. AŞIRI İSTEK VEYA İSTEKSİZLİK

    İstek ve isteksizliğin uç noktaları tarafların ihtiyaçlarından fazla veya yetersiz oluşması halinde çiftlerde sorun yarabilir. Birin çok istekli olması diğerini yorabilecekken bir diğerinin isteksiz oluşu diğerini arayışlara sürükleyebilir. İlişki veya evlilik sadakatini tehlikeye atar.

    1. TACİZ KAYNAKLI KORKULAR

    Her taciz bir travmayı beraberinde getirir. Bu travmanın şiddeti karşı cinse olan güvensizliği doğurur ve kişinin kendine verdiği değeri değersizleştirir.

    1. İLİŞKİ KORKUSU

    Cinsellik konusunda tabularla yetişen bireyler ilişki öncesi yaşadıkları aşırı güvensizlik. Güzel bir ilişkinin başlamadan bitmesine neden olabilir.

    Cinsel terapilerde eşlerin birlikte katılması süreci daha verimli hale getirebilir ancak hipnoterapide böyle bir zorunluluk yoktur. Sorunun altında yatan nedenler tespit edilerek önce bilinç düzeyinde kişi bilinçlendirilir. Sonra çözümleri bilinçaltı düzeyde kişinin bilinçaltına yüklenir. Arzu edilen sonuç oluşuncaya kadar seanslar tekrar eder. Eğer bu sonucu oluşturan fizyolojik sebepler olduğundan şüpheleniliyorsa önce bunun patalojisi incelenmelidir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Çocuk ve Ergen Terapisi

    Çocuk ve Ergen Terapisi

    Çocukluk ve ergenlik kendine has olarak belirgin şekilde çocuğun ve ergenin hızla değişim gösterdiği dönemlerdir. Fiziksel, sosyal, psikolojik, bilişsel açılardan hızla geçişler içermektedir. Bu dönem değişikliklerine uyum sağlamakta ve çevresel faktörler ile ilişki kurmada ve başa çıkmada bir takım güçlükler görülebilmektedir. Çocuk psikoloğunun ilk amacı bu süreçlerde destek olmaktır. Ardından başa çıkmada zorlandığı alanlarda sorunun çözümü için hem çocuk/ergene hem de ailesine yardımcı olmaktır. En önemli nokta hem çocuklar için hem de ergenler için kendi içlerinde bulunan güçlü yanların keşfidir. İşte terapi de kendi içlerinde bulunan bu güçlü yanları keşfetmelerini sağlamaktadır. Burada terapiste düşen en büyük görev de olumlu-şartsız-kabul süreci ve güven ilişkisidir.

    Çocuk Terapisi 

    Çocukluk dönemi kişilik gelişiminin oluşmaya başladığı bir dönemdir. Bu dönemde öğrenilen davranışlar yetişkinlikte kişinin, karakterini, bilişsel yapısını, öz-güvenini, sosyalleşmesini, alışkanlıklarını, davranışlarını, tutumlarını büyük ölçüde belirlemektedir. Çocukluk kişilik gelişiminin en önemli kısmıdır. Bu sürece bir de, bu dönemde yaşanan, çevresel, psikolojik faktörler etkilenebilmektedir. Bu sebepledir ki, çocukluk dönemi patolojileri, çocuk psikologları tarafından, terapi ile çalışılmaktadır. İçinde bulunduğu süreci en sağlıklı şekilde atlatabilmesi, yetişkinlik yıllarında kalıcı bir takım patolojilerin oluşmaması ve ileride karşılaştığı durumlarda başa çıkma yollarını içselleştirmesi amaçlanmaktdır.
    Çocukluk dönemine ilişkin belirgin bazı davranış değişiklikleri bulunmaktadır. Çocukluk sürecinde gerek çevresel faktörlerin etkisi, gerek içsel sebeplerden dolayı davranış problemleri meydana gelebilmektedir.

    Davranış değişikliğine sebep olabilecek çevresel faktörleri şu şekilde sayabiliriz; aile içi şiddet, boşanma sürecinde olan ebeveynler, yakın birinin kaybı, v.b. Çocuklukta karşılaşılan davranış değişikliklerini de sıralamak gerekirse; alt ıslatma, parmak emme, kreş uyum problemleri, vurma, atma, içe kapanıklık-olağan dışı durgunluk, yaygın korkular, fobiler şeklinde sayılabilmektedir. 
    Bu dönem ile çalışılan en etkili terapi yöntemi oyun terapisidir.

    Ergen Terapisi

    Ergenlik kişiliğin oluşumu için önemli bir süreçtir. Mevzu kişiliğimiz olunca da onun oturması da çalkantılar, çatışmalar, uyum ve uyumsuzluklar yaratmaktadır. İnsan gelişiminin en önemli dönemi olduğundan bu dönem hem kendine has hem de kişiye özgü benzerlikler ve büyük farklılıklar göstermektedir. Bu dönemin temel karakteristik özelliklerinden birisi büyük bir değişimdir. Öyle ki bazen kişi kendi değişimini dahi yakalayamamaktadır. Kendisindeki hızlı değişime uymaya çalışmak bir çatışma yaratmaktadır. Terapinin özgül amaçlarından biri bu noktada kişinin kendindeki değişimi farketmesini sağlamaktır. Bir diğer karakteristik özelliği ise Kimliktir. Kişi kendisi olmaya başlamaktadır ve bir kimliğe bürünmektedir. Onu bekleyen realist hedeflere karşılık duygularını içeren maneviyat da sürece dahil olmuştur. Bunun sonucunda kişi duygusal değişiklikler, adaptasyon problemleri ve içe kapanma yaşayabilmektedir. Terapi bu noktada onun kendi gücünü keşfetmesine yönelik dinamiklere odaklanmaktadır. Aşağıda bu dönemde kişiyi etkileyebilecek çevresel faktörler ile bu döneme ilişkin sorunlar kategorize edilmektedir.

    Aile İçi

    • Uyuşmazlıklar ve çatışmalar,
    • Otorite çatışmaları,
    • Kardeş ilişkileri,
    • Ergenlikte yaşanan bir kayıp,
    • Ergenlikte aile bireylerinin boşanması,

    Kişisel

    • Cinsel ve bedensel gelişim,
    • Kimlik karmaşası,
    • Benlik algısı, 
    • Duygusal gelişim,
    • İlgi alanlarının belirlenmesi,
    • Cinsel kimlik,
    • Okul uyumu.

    Çevresel/Sosyal

    • Okul uyumu,
    • Otorite sorunları,
    • Arkadaş ilişkileri,
    • Öğretmen ilişkileri,
    • Meslek seçimi,
    • Sınav kaygısı,
    • Sınavlara hazırlanmada eğitim koçluğu programı.

    Ergenlikte karşılaşılan bazı davranış problemleri

    • Madde kullanımı/bağımlılığı,
    • Anksiyte,
    • Depresyon,
    • İntihar girişimleri,
    • Sosyal fobi
    • İçe kapanma,
    • Beslenme ve uyku problemleri,
    • Öfke ve saldırganlık,
    • Çekingenlik,
    • Saldırganlık.