İnsan yaşamındaki ilk doğum anne rahminden çıkmak ise ikinci doğumumuz da tıpkı ilk doğum gibi yeni bir yaşama merhaba dediğimiz “Evlilik ” yaşantısıdır.
Eşinizle uzun bir flört döneminden sonra evlenmiş olsanız bile aynı çatının altında yaşamaya başladıktan sonra her iki tarafın da birbirini şaşırtan tutum ve davranışları ortaya çıkar. Bu süreç genelde ” evlendiğim insan çok değişti ” ya da “sen artik benim tanıdığım kişi değilsin ” ya da ” sen farklı biri oldun..” vb benzer cümlelerle tanımlanır.
Evlilik sizi iki kişi olmaktan çıkartır, ailelerin, akrabaların da dahil olduğu sosyal bir bütünün parçası konumuna sokar ve bir sistemin içine alır. Yani evlilik sistemik bir olgudur. Her iki tarafın da birbirini etkilediği bir döngü gibidir.
Yaşamımızdaki yakın ilişkiyi deneyimlediğimiz ilk ilişki örüntüleri anne, baba ve kardeşlerimizle kurduğumuz ilişkilerdir. Erişkinlik dönemine geldiğimizde, çocuklukta kurduğumuz ilk ilişkilere benzeyen tek yakin ilişki ise “Evlilik ilişkisidir”. Evlilik bağının kurulmasının ardından bireyler orjinal ailelerindeki ebeveyn ve kardeş ilişkilerinin benzerlerini evlendiği kişiyle kurmaya çalışır. Çünkü beynimiz alışkanlıklarına bağlıdır ve yaşadıkları arasında benzerlikler kurmayı sever. Evlenen kişiler orjinal ailelerindeki ilişkilerinde yaşadığı, ancak bilinç dışına atip unuttuğu ve evleninceye kadar farkında olmadığı ilişki problemlerini kendi evlilik ilişkisinde yeniden canlandırır. Aslında bilinç dışının yaklaşımı olan bu tutumun amacı kendimizi bir diğer ilişki içinde iyileştirmek ve yaralarımızı onarmaktir. Ne var ki.. sonuç ciddi evlilik problemlerine dönüşür..
Özellikle de bebek sahibi olmak, maddi sıkıntılar, iş kaybı, ailelerden yeterince destek görememek, aileler arasi çatışmalar ya da aile büyüklerinden birinin vefatı gibi yaşamı etkileyen önemli olaylar sonrasında evlilikteki ilişki sorunları daha fazla tetiklenir.
Böyle durumlarda çiftlerin hem kendilerini hem eşlerini ve aralarındaki ilişkiyi anlayabilmeleri giderek güçleşir.. Her evliliğin böyle zor dönemlerden geçmesi neredeyse kaçınılmazdır. Böyle dönemlerde çiftlerin ilişkilerine dair kaygıları giderek artar ve önlerindeki seçenekleri göremez hale gelirler. Çoğu zaman boşanmanın tek seçim yolu olduğu düşünülür. Oysa çözüm için başka seçenekler de vardır. Zorlu dönemlerde geçerken çiftlerin, farklı seçenekleri de görebilmeleri, içinde bulundukları durumu ve birbirlerini anlayabilmeleri için profesyonel bir evlilik terapisi almaları en akilci seçenektir.
Etiket: İlişki
-

Neden Evlenince Eşim Değişti?
-

Homoseksüellikte Aile Faktörü
Homoseksüellik gelişimsel bir problemdir ve temelinde baba oğul ilişkisinde yaşanan sorunlar vardır. Bu sorunlar çocuğun cinsiyet kimliğini içselleştirememesine neden olabilir. Erkek çocuk normal olarak erkeksi kişilik geliştirebilmek için erkeksi modelle özdeşim kuracaktır. Erkek çocuk büyüyüp geliştikçe aşamalı olarak anneden uzaklaşıp babaya yakın olma ihtiyacı hisseder. Bu dönemde baba ile kendini benzeştirir,erkeklik özelliklerine sahip olmak için açık ve alıcı durumdadır ve babaya özel ilgi gösterir (onun gibi olmak ister). Sonuç olarak babaya bağımlılık duygusu artar,ondan onay ve kabul bekler. Anneden kopmanın verdiği özgürlük ve güçlülük hissi babada vücut bulur. Baba şefkatli ve kabul edici olduğunda erkek çocuğun kendini feminenlikten ayırması ve maskulen alana girmesi yönünde etkili olcaktır. Bu sayede erkeklikle özdeşleşcek ve muhtemelen heteroseksüel olacaktır.
Babanın,oğlunun erkeklik duygusunun gelişmesi için önemi büyüktür. Çocuk bir kez baba ile özdeşleştiğinde diğer erkekleri model almaya açık hale gelir. Erkek çocuğun cinsiyet kimliğinin belirlenmesinde baba oğul arasındaki duygusal yoğunluğun katkısı fazladır. Her çocuk model aldığı babanın kişilik özelliklerini,değerlerini ve davranışlarını içselleştirir ve egosunu şekillendirmeye başlar. İlişkideki baskı ve cezalandırma yerine baba sıcaklığı,sevgi ve ilgi özdeşime pozitif katkı sağlar. Erkeklik cinsiyetinin gelişimi için o sıcaklık şarttır. Eğer çocuk babasını destekleyici,ödüllendirici olarak algılayarak büyür ve gelişirse o çocuğun homoseksüel özellikler göstermesine ket vurmuş olunur ve erkekliği benimseyerek büyümesine babanın büyük katkısı olmuş olur. Babanın evdeki varlığının pasif kalması homoseksüelliğin önemli bir faktörüdür. Tabi ki de sevgi tek başına yeterli olmayabilir. Baba sevgisini verirken aynı zamanda çocuğu erkek özerkliğe teşvik etmelidir. Homoseksüellğin başlıca nedeni babanın pasif olması ya da yokluğu değildir,çocuğun erkek figüre karşı savunmacı kopma tutumu geliştirmesidir. Çocukluk döneminde baba oğul az vakit geçirirse ve baba arka planda kalırsa,çocuğu feminenliğe itebilecek sonuçlar ortaya çıkabilir. Babaya öfkeli şekilde büyüyen çocuklar erkek modeli reddederler ve feminen bir duruş sergilerler. Babanın, kimlik oluşumuna yardımcı olabilmesi için öncelikle kendi kimliğinde yeterince güvenli hissetmesi gerekir. Birçok erkek çocuk cinsiyet özdeşim döneminde babayı reddedebilir fakat baba sağlıklı,duygusal olarak esnek ve çabuk toparlanabilen biriyse ilişki tekrardan oluşacaktır.
Anne Faktörünün Önemi
Homoseksüel erkeklerin çocukluk yaşantısına bakıldığında aşırı yakın,baskıcı,korumacı anne figürü görmek mümkün. Baba oğul ilişkisini baltalayan,özerkliği sabote eden bir baskınlık homoseksüelliğe neden olan bir faktördür. Anne aşırı korumacı,şefkatli,sevecen,kontrol edici ve fazla yakınsa buna karşın baba uzak,pasifse veya hiç yoksa erkek çocuğu feminen özdeşime yakın bulmak büyük bir ihtimaldir. Homoseksüel annelerinin çoğu kaygılı ve kırılgan yapıdadır dolayısıyla zayıf kişiliğe sahiptirler. Zayıflıklarının sonucu olarak oğulları üzerinde güçlü bir manipüle edici etki kurarlar. Anne ile yıkıcı bir ortaklık söz konusu olduğunda çocuk babayı dışlayıcı bir tavra sahip olacaktır buda çocuğu erkeksilikten uzaklaştıran etkili bir faktördür. Günümüzde babalar evden uzakta,oğullarından kopuk yaşadıkları için anne hep baba oğul arasında ara bulucu rol üstlenir böylece çocuk babasını feminen gözle görür. Homoseksüellik faktörü olarak,annenin baskınlığı veya aşırı ödüllendirici olması ve ebeveynlerden birinin narsist ihtiyaçlarının karşılanmasına dayalı bir ilişki kurulması etkilidir. Erken çocuklukta aşırı korumacı anne, baba ile problem yaşayan çocuğun babadan kopması ve anneye sığınması için etkili bir faktördür. Anneden ayrılarak bireyleşmede baba devreye girmelidir. Anne oğul arasındaki ilişki güçlü ama baba her ikisine de uzaksa çocuk özdeşimi anneden yana olur ve kadınsallığa yönelir. Ayrıca,anne babanın erkekliğini yok sayıp onu zedelerse,babanın model olma arzusuna ket vurmuş olur.
Anne-Baba İlişkisinin Önemi
Kötü bir aile hayatı ve ebeveyn ilişkisi ile homoseksüellik arasında ilişki olduğunu düşünebiliriz. Homoseksüellerin anne babalarının evlilik ilişkilerinin yıkıcı ve sapkın oluşu ve ebeveynler arasında üstünlük mücadelesi olduğu sıkça görülür. Parçalanmış bir evlilik ve aile varsa homoseksüelliğin var olması da mümkündür. Erkek çocuk cinsiyet özdeşim döneminde hem anne hem de babanın yardım ve iş birliğine ihtiyaç duyar. Cinsiyet bozukluğu yaşayan erkek çocuklar boşanma nedeniyle babanın olmayışıyla erkek figürüyle daha az irtibatta olur. Bu nedenle erkeksiliği özdeşleştiremez. Sağlıklı bir şekilde tatmin ve emniyet duygusu yaşayan karı koca diğer gereksinimleri gidermek için çocuğu kullanmazlar. Tatminsiz ve güvensiz bir evlilikte çoğu anneler eşlerinin yokluğundan dolayı oluşan duygusal boşluğu oğullarında telafi etmeye çalışırlar. Karı koca arasında sevgi bağı varsa,baba oğluna kadın erkek ilişki konusunda sağlıklı bir model olur ayrıca karısına çocukla sürdürmek isteyeceği emniyet duygusunu sağlamış olur. Eğer kadın kocasını küçük görüp,onun erkekliğini zedeleyip aşağılarsa çocuk erkekliği reddedecektir.
Geçmiş Travmaların Önemi
Gelişim sürecinde çocuğun babası tarafından reddedilmeyi yaşaması veya babanın belirgin kişilik bozukluklarına sahip olması çocukluk döneminde travmalara sebep olabilir. Bazen baba sevgi dolu olsa bile samimiyetle çocuğu kabullenemeyebilir buda babanın kendi yaşamındaki travmalardan olabilir ve çocuğuna yaptığı bazı aktarımlar çocuğun cinsiyet gelişiminde tersliklere sebep olabilir. Babanın kendi babasına veya abisine beslediği çözümlenmemiş nefret,düşmanlık hislerini çocuğuna aktarır ve çocuğunun bireyleşmesini tehtit olarak görür. Kendini tehtit altında hisseden baba oğlunun cinsiyet kimliğinin gelişiminde güvensizlik ve ret hissini hisseder. Her şeye rağmen baba eğer duygusal açıdan esnekse kendini çabuk toparlayabilir ve oğlu ile ilişkisini düzenleyebilir.
-
Cinsel istismar nedir?
Çocuk ve ergende cinsel istismar (Cİ) insanlık tarihi kadar eski bir konudur.
Cİ içinde cinsel birleşme, cinsel birleşmeye teşebbüs, oral-genital temas, genital bölgenin doğrudan ya da giysi üzerinden okşanması, teşhircilik ya da çocuğun erişkin cinsel aktivite ya da pornografiye maruziyeti ve fuhuş ya da pornografide kullanılması gibi travmatik yaşantılar yer alır.
Cinsel istismar çeşitleri:
a.Temas içermeyen cinsel istismarlar: Cinsel içerikli konuşma, gösterimcilik, röntgencilik, çocuğa pornografik materyallerin gösterilmesi, cinsel ilişkiye tanık edilme veya çocuğun yanında mastürbasyon yapma gibi davranışlardır.
b.Cinsel dokunma: İstismarcı kurbana dokunabilir ya da kurbanı kendisine dokunması için zorlayabilir.
c.Oral-genital seks
d. İnterfemoral ilişki(Irza tasatti): Penetrasyonun olmadığı, sürtünmenin olduğu istismar şeklidir.
e.Cinsel penetrasyon (Irza geçme): Genital ilişki, anal ilişki, objelerle penetrasyon ve parmakla penetrasyon şeklinde olabilir.
f. Cinsel sömürü: Çocuk pornografisi ve çocuk fuhuşunu kapsar.
Ensest ilişki uzun yıllar boyunca görmezlikten gelinmiştir. İstismar; çocuk ya da ergen ile kan bağı olan ya da ona bakmakla yükümlü birisi tarafından yapılmışsa bu durum ensest olarak adlandırılır.
Cİ sık rastlanan ve genelde yıllarca süren bir durum olmakla birlikte sıklıkla gizli kalmaktadır. Cİ’nin gizliliği ve genelde tanığının olmaması, istismarcının sıklıkla istismarı red etmesine neden olmaktadır. İstismarın neden olduğu utanç, suçluluk gibi duygulardan dolayı Cİ çoğu kez gizli olarak kalmakta ve sır olarak saklandığı için de gerçek istatistiksel verilere ulaşmak zor olmaktadır.
Her yaştaki çocuk Cİ’ye maruz kalabilir. İstismara ilk kez maruz kalma ortalama 8–12 yaşları arasında zirve yapmaktadır. İstismarı açıklamaya kadar geçen süreyi değerlendiren çalışmalar ortalama 3-18 yıl gibi bir gecikmenin olduğunu bildirmektedir.
Cİ için bireye ait başlıca risk etkenleri cinsiyet, yaş ve sakatlıklardır. Kızların erkeklerden 2 ila 5 kat daha fazla risk altında olduğu çeşitli çalışmalar tarafından bildirilmektedir. Çocuk ve gencin zihinsel engelli olması, şizofreni, bipolar bozukluk, dürtü denetim bozukluğu, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) gibi bir ruhsal bozukluğun olması cinsel istismara uğrama riskini arttırmaktadır. Bu gibi durumlarda, çocuklar maruz kaldıkları durumun kötülüğünü değerlendiremeyebilirler ya da değerlendirseler bile kendilerini korumaları daha zor olabilir. Aile içi çatışmaların ve ekonomik sorunların, özellikle annelerde kronik hastalıkların olduğu ailelerden gelen çocuklarda, boşanma, şiddet, alkol ve madde kullanımı olan ailelerde Cİ daha sık görülmektedir. Evde üvey anne/babanın varlığı da riski arttırabilmektedir.
Cinsel istismar; çocuğun duygusal ve cinsel gelişimini, kişiler arası ilişkilerini, özgüvenini sarsan bir travmadır. Cİ’ye özgü tek bir ruhsal belirti yoktur, belirtiler çocuktan çocuğa değişirken aynı çocukta gelişim ile birlikte zaman içinde de değişimler gösterebilir. Cİ klinik özellikleri ve çocuk üzerindeki etkileri; çocuğun istismarcı ile olan ilişkisine, istismarın şekline, süresine, şiddet kullanımına, fiziksel zararın varlığına, çocuğun yaşı ve gelişim basamağına, ruhsal özelliklerine ve travma öncesi psikolojik gelişimine, ailenin destek düzeyine bağlı olarak değişmektedir. Ailenin olaya tepkisi de klinik görünümde önemli rol oynar.
0-3 yaş arası çocuklarda; yeme ve uyku bozuklukları, yabancılardan korkma, üzerini giyip çıkarırken sorun çıkarmaya başlama ve yaşına uygun olmayan cinsel oyunda bulunma, huzursuzluk, öfke nöbetleri, ani olarak değişen davranış ve tepkiler görülebilir.
3-6 yaş arası çocuklarda; regresyon (bebeksi konuşma, parmak emme, anneye daha fazla bağlı olma gibi), içe çekilme, Enürezis Nokturna (EN) (idrar kaçırma), enkoprezis (kaka kaçırma), yeme ve uyku bozuklukları, agresyon, boyun eğme davranışı, devamlı cinsel oyunlar kurma ve sık mastürbasyon yapma davranışları görülebilir.
6-12 yaş arası çocuklarda; sosyal içe kapanma, evden ve/veya okuldan kaçma, yeme ve uyku bozuklukları, öğrenme bozukluğu, takıntı ve zorlantılar ör.sürekli elini ya da genital bölgesini yıkama, cinsel içerikli soruları yineleyici biçimde sormalar), oto-agresyon, kendinden küçüklere cinsel istismarda bulunma, durup dururken ağlamalar, hassaslaşma, karın ve baş ağrıları, huzursuzluk görülebilir.
13-18 yaş arasında; bağımlılık yapan maddelere düşkünlük, oto-agresyon, fobi, evden ve/veya okuldan kaçma, başkalarını istismar etme, takıntı ve zorlantılar, duygusal ve fiziksel yakınlıktan kaçma, yeme bozukluğu, sinirlilik, rastgele cinsel ilişkide bulunma, sosyal içe kapanma, psikoz, özkıyım girişimleri görülebilir.
-

Çift Terapisi Nedir?
Evlilik ve çift terapisi, çiftlerle çalışan klinik anlamda bu alanda çoğunlukla yüksek lisans veya eğitim almış psikologlar tarafından gerçekleştirilen bir terapi sürecidir.Çift terapisinde süreç çiftlerle başlar ve bazen bireysel anlamda seanslar devam eder.Süreç sonlanana kadar çiftler bireysel görüşme olsa bile , seans sürecine birlikte gelirler. Her çift terapisinin gündemi farklı olsada ortalama 10- 12 seans sürecini kapsar.
Peki Evlilik ve Çift Terapisinin amacı nedir?
Günümüzde çift terapileri yaygın olsada , bireyler evliliklerinde yada ilişkilerinde en zorlu aşamaya geldiklerinde, sorunlarını çözmek için en son başvuru olarak çift terapistlerini seçerler.Bu durum çiftlerde biran önce sorunun çözüme kavuşmasını ve sorunlarının kökten halletme inancını geliştirir.Çok yıpranmış , kırılmışlıkların, üzülmüşlüklerin ardından seanslara gelen çiftlerin terapistlerden üst düzey bir performans sergilemelerini isterler.Aslında olması gereken ; çiftler problemlerini bu kadar üst düzeyde yaşamaya başlamadan önce bir çift terapistine başvurmalı ve çözemedikleri sorunları terapötik bir süreçle birlikte çözmelilerdir.Acının ve ilişkinin girdabından kendini alamayan bireylerin soluk noktası çift terapistleri olurken sürecin bu hayli uzun soluklu olması çiftleri yorsada çözüme odaklı çift terapilerinin sonuçları genelde olumlu süre gelebilir.
Çiftlerin yaşadığı çatışmaları buna bağlı olarak yaşadıkları duygu durumlarıyla çalısarak terapistler müdahallerde bulunurlar.
Çift terapistlerinin farklı yapılanmaları olsada aslında bu terapilerin vazgeçilmez unsurları vardır . Bunlar ;
Spesifik problem üzerine odaklanmak ; Çiftlerin yaşadığı cinsel problemler, kıskançlıklar , aldatma konuları üzerine odaklanırlar.
İlişki odaklı olmak ; Bireysel problemlerden ziyade çift terapilerinde öncelikli olan ilişkidir .Ve çift terapistleri ilişkiye zarar veren yıpratan unsurları kaldırmak için müdahalelerde bulunurlar.
Hedefler üzerine çalışmak; Çift terapisine gelen çiftlerden alınan ön görüşmelere göre seanların hedefleri ve ne üzerine gündem oluşturacakları çiftlerle birlikte hazırlanır ve sürece hedeflerle devam edilir.
Çift Terapilerinin Özellikleri Nelerdir ?
Çiftler arasında yaşanan sorunlar analiz edildikten sonra öncelikle çiftlerdeki iletişimle başlanarak , sağlıklı ve anlaşılabilir bir iletişim şekli kazandırılır. Bir çok sorunun yanlış iletişim şekli yada anlaşılamama durumu göz önünde bulundurulduğunda sağlıklı bir iletişim kazandırmak süreci hızlandırmak için en iyi başlangıç noktasıdır.
Çiftler arasında ilişkilerdeki roller konuşularak; Karı- Koca , Anne-Baba farkındalıkları yaratılarak çiftler için küçük müdahalelerde bulunulabilir.Rol karmaşası çiftlerde en çok çocuklarının olduğu evrede yaşanır .Bu süreç anne ve baba adaptasyonunu sağlayamadıkları için tek bir rolde fazlaca kalmak ilişkileri zedeleyen uğrak noktalardandır.
Çiftlerde cinsel problemlerine yada daha sağlıklı bir cinsel yaşantıya itmek için seanlarda çiftlerin cinselliklerini anlamak ve yaşantılarını analiz etmek için seans konusu edilir.Evliklerde ve birlikteliklerde cinsel yaşantıyı hareketlendirmek bir çok çift terapistin yaptığı spesifik odaklanma tekniklerinden biridir.
Çift terapilerinde yine çok sık karşılanan Dış faktörlerin , çiftlere zarar vermemesi adına ilişkilerinde zarar veren faktörleri soyutlamaya başlarlar.
Ebeveylik içgüdüsüne alışamayan , bu durumda zoruluk çeken çiftlere aile sistemlerindeki roller için ödevler verilebilir.Ve bu durum sistematik olarak ileriki süreçleri de olumlu etkileyen müdahaleler arasındadır.
Evlilik ve çift terapisi, çiftlerle çalışan klinik anlamda bu alanda çoğunlukla yüksek lisans veya eğitim almış psikologlar tarafından gerçekleştirilen bir terapi sürecidir.Çift terapisinde süreç çiftlerle başlar ve bazen bireysel anlamda seanslar devam eder.Süreç sonlanana kadar çiftler bireysel görüşme olsa bile , seans sürecine birlikte gelirler. Her çift terapisinin gündemi farklı olsada ortalama 10- 12 seans sürecini kapsar.
Peki Evlilik ve Çift Terapisinin amacı nedir?
Günümüzde çift terapileri yaygın olsada , bireyler evliliklerinde yada ilişkilerinde en zorlu aşamaya geldiklerinde, sorunlarını çözmek için en son başvuru olarak çift terapistlerini seçerler.Bu durum çiftlerde biran önce sorunun çözüme kavuşmasını ve sorunlarının kökten halletme inancını geliştirir.Çok yıpranmış , kırılmışlıkların, üzülmüşlüklerin ardından seanslara gelen çiftlerin terapistlerden üst düzey bir performans sergilemelerini isterler.Aslında olması gereken ; çiftler problemlerini bu kadar üst düzeyde yaşamaya başlamadan önce bir çift terapistine başvurmalı ve çözemedikleri sorunları terapötik bir süreçle birlikte çözmelilerdir.Acının ve ilişkinin girdabından kendini alamayan bireylerin soluk noktası çift terapistleri olurken sürecin bu hayli uzun soluklu olması çiftleri yorsada çözüme odaklı çift terapilerinin sonuçları genelde olumlu süre gelebilir.
Çift terapistlerinin farklı yapılanmaları olsada aslında bu terapilerin vazgeçilmez unsurları vardır . Bunlar ;
Spesifik problem üzerine odaklanmak ; Çiftlerin yaşadığı cinsel problemler, kıskançlıklar , aldatma konuları üzerine odaklanırlar.
İlişki odaklı olmak ; Bireysel problemlerden ziyade çift terapilerinde öncelikli olan ilişkidir .Ve çift terapistleri ilişkiye zarar veren yıpratan unsurları kaldırmak için müdahalelerde bulunurlar.
Hedefler üzerine çalışmak; Çift terapisine gelen çiftlerden alınan ön görüşmelere göre seanların hedefleri ve ne üzerine gündem oluşturacakları çiftlerle birlikte hazırlanır ve sürece hedeflerle devam edilir.
Çift Terapilerinin Uygulanış Sebepleri Nelerdir ?
-
Çiftler arasında yaşanan sorunlar analiz edildikten sonra öncelikle çiftlerdeki iletişimle başlanarak , sağlıklı ve anlaşılabilir bir iletişim şekli kazandırılır. Bir çok sorunun yanlış iletişim şekli yada anlaşılamama durumu göz önünde bulundurulduğunda sağlıklı bir iletişim kazandırmak süreci hızlandırmak için en iyi başlangıç noktasıdır.
-
Çiftler arasında ilişkilerdeki roller konuşularak; Karı- Koca , Anne-Baba farkındalıkları yaratılarak çiftler için küçük müdahalelerde bulunulabilir.Rol karmaşası çiftlerde en çok çocuklarının olduğu evrede yaşanır .Bu süreç anne ve baba adaptasyonunu sağlayamadıkları için tek bir rolde fazlaca kalmak ilişkileri zedeleyen uğrak noktalardandır.
-
Çiftlerde cinsel problemlerine yada daha sağlıklı bir cinsel yaşantıya itmek için seanlarda çiftlerin cinselliklerini anlamak ve yaşantılarını analiz etmek için seans konusu edilir.Evliklerde ve birlikteliklerde cinsel yaşantıyı hareketlendirmek bir çok çift terapistin yaptığı spesifik odaklanma tekniklerinden biridir.
-
Çift terapilerinde yine çok sık karşılanan Dış faktörlerin , çiftlere zarar vermemesi adına ilişkilerinde zarar veren faktörleri soyutlamaya başlarlar.
-
Ebeveylik içgüdüsüne alışamayan , bu durumda zoruluk çeken çiftlere aile sistemlerindeki roller için ödevler verilebilir.Ve bu durum sistematik olarak ileriki süreçleri de olumlu etkileyen müdahaleler arasındadır
-
-

Terk Edilme Şemasının Kökenleri
Terk edilme şemasının kökeninde çoğunlukla çocukluk dönemindeki anne-baba ile olan ilişkiler ve bağlanma stili yer alır. Anne-baba ya da bakım veren kişiyle bebeklik ve çocukluk döneminde ihtiyaçların karşılanma şekliyle doğru orantılı bir şekilde oluşan bağlanma stili, kişinin yetişkin hayatındaki ilişkilerini de büyük ölçüde etkilemektedir. İhtiyaçların sağlıklı bir şekilde karşılanması, ebeveyn ve çocuk arasında sevgi ve güvene dayalı bir ilişki kurulması güvenli bağlanma sağlayacağı gibi yetişkin yaşantısında da böyle uyumsuz bir şemanın oluşmasını engelleyecektir. Bunun dışında erken yaşlardaki ebeveyn kaybı, ebeveynlerden birinden herhangi bir nedenden dolayı uzun süre uzak kalma (ebeveynin hastalığı, ebeveynin işi, ebeveynin cezaevinde olması gibi nedenler olabilir), alkol-madde sorunu olan ve kontrolsüz davranan, patlayıcı ve ani öfke tepkileri gösteren ebeveynin olması, ebeveynlerin çekişmeli bir şekilde boşanması, bakıcılar, yurtlar, kurumlar tarafından büyütülerek, anne figürünün farklılaşması, annenin ilgisiz davranışları, ebeveynin ilgisini bir şekilde kaybetmek (kardeşin olması, ebeveynin hasta olması, ebeveynin yeniden evlenmesi sonucu olabilir.) İşte bu gibi durumlar kişide terk edilmeye yönelik aşırı hassasiyet ve kaygıyla birlikte, kesin bir şekilde terk edileceğine yönelik kafasında bir şema oluşturmuş olabilir. Ancak bu terk edilme korkulan bir durum olmasına karşın, bu şemaya sahipseniz sizi terk edebilme ihtimali yüksek kişilik profilindeki kişiler size daha çekici gelebilir. Yani çoğunlukla duygusal olarak dengesiz davranabilen, alkol-madde kullanan, ne yapacağı belli olmayan, düzenli bir ilişkiye hazır olmadığını ifade eden, başka birisiyle evli ve evliliğini bitiremeyen, ne zaman bitireceği de belli olmayan ya da bu şekilde ilişkiyi devam ettirmeyi amaçlayan, uzakta yaşayan ya da sürekli iş seyahatlerinde olan, tek eşliliği ve bağlılığı tercih etmeyen, duygularından emin olmayan, birlikte olmak istediğini söylemesine rağmen duygularından emin olmayan zaman zaman gel-gitleri olan, bazen iyi bazen yokmuşsunuz dibi davranan, sizin değersizlik hisleri yaşamanıza neden olan, zaman zaman espiriyle de olsa aşağılayıcı ya da küçümseyici konuşmalar yapabilen partnerler seçebilirsiniz ve bu partnerlerden zarar görüp, terk edilmeyi gerçekten yaşarsanız şemanız yine bir şekilde doğrulanmış olur. Ya da hayali terk edilmeyi sürekli yaşıyor gibi endişe içerisinde yaşarsınız. Eğer terk edilme şemasına sahipseniz bu şemadan kurtulmadan bu kısır döngünün içinden çıkmak oldukça zor olacaktır. Çünkü tekrar tekrar aynı hatalı seçimler etrafında dönersiniz. O yüzden eğer siz de böyle bir şemanın varlığından şüpheleniyor ve ilişkileriniz yolunda gitmediği için mutsuzsanız öncelikle işe bu şemanızı değiştirerek başlamalısınız
-

Çocuk Öncesi, Çocuk Yetiştirme ve Sonrası
Çocuk doğmadan önce ana babanın çocuk yetiştirmeyle ilgili temeli hazırlamaya,bir bina yapmaya hazırlanan inşaatçı gibi,büyük önem vermesi gerekir.Temelin sağlamlığı, ilişkinin sağlamlığı demektir.
Çocuk Öncesi
Cinsellik nasıl gidiyor?Para kazanma,para harcama, para biriktirme konularında anlaşıyorlar mı? Birbirlerinin mutluluğuna kendilerini adadıklarını gösteren davranışlar somut olarak ortada mı? Kendi bilişsel ve manevi gelişimleri için bir ortam oluşturdular mı? Birbirlerinin sevgi dillerini öğrenip bu dili kullanarak iletişim kuruyorlar mı?
Yaşamlarında kişisel bütünlük,denge,hizmet,girişimcilik,dayanışma,birin değeri ve onur var mı?
Evlenmeden önce birey olarak ayrı ayrı sahip oldukları vizyon evlendikten sonra zayıfladı mı yoksa güçlendi mi? Müşterek bir “aile vizyonu” gelişmeye başladı mı?
Bunların hepsinin çocuk doğmadan önce konuşulması,açıklığa kavuşması gerekir.Eğer evlilik Sen-Ben anlayışı içinde gelişiyorsa,küçük “ben”ler ilişkiye hakimse,kişiler sürekli sürtüşme içinde olacaklar ve ilişki zaman içinde gittikçe olumsuzlaşarak sağlığını kaybedecektir.Sağlıksız ilişki içinde doğan çocuk,kalıplaşan yetişkin çocuklar ordusuna katılarak, motoru stop etmiş arabaların arkasında korna çalmak üzere,topluma atılacaktır.
Eğer evlilik BİZ Bilinci içinde gelişiyorsa,büyük “Ben”ler ilişkiye hakimse,kişiler sürekli paylaşacak,ilişki gelişecek ve daha sağlıklı olacaktır.Sağlıklı ilişki içinde doğan çocuk,gelişen olgun bir insan olarak topluma katılacak ve kendi yaşamının liderliğini ele alacak,yaşamın her yönünde ailesine,işyerinde,topluma olumlu katkılarda bulunacaktır.
Bu konularda sağlam bir temel oluşturan çift,sağlam temeli oluşturan inşaatçının binayı yapmaya hazır olması gibi,çocuk yetiştirmeye hazır demektir.
Çocuk Yetiştirme
Karı koca arasındaki ilişki ailenin temelidir.Eğer bu temel sağlıklı ise ailenin diğer tüm işlevleri sağlıklı olacaktır.Bir süre bazı aksaklıklar ortaya çıkabilir ama zaman içerisinde bu aksaklıklar ortadan kalkacak,ailenin temelindeki sağlıklı ilişki her şeye damgasını vuracaktır.
Karı koca arasındaki ilişki sağlıksız ise, eninde sonunda bu sağlıksızlık ailenin ekonomik koşullarını,çocuk yetiştirmesini,insan ilişkilerini,kısaca her yönünü olumsuz etkileyecektir.
Yedi Temel Aile Gereksinimi;
Çocuk yetiştirirken ailenin yedi temel gereksinmesinin bilinmesi gerekir.
1-Değerli olma duygusu
2-Güven ortamı
3-Yakınlık ve dayanışma duygusu
4-Sorumluluk duygusu
5-Zorluklarla mücadele ederek onların üstesinden gelmeyi öğrenme
6-Mutluluk ve kendini gerçekleştirme ortamı
7-Sağlıklı manevi yaşamının temellerini oluşturma ortamı
Çocuktan Sonra
Doğal olan,çocukların büyüdükten sonra kendi ailelerini,kendi yaşamlarını kurmalarıdır.Çocuklar evden ayrıldıktan sonra karı koca yine baş başa kalacaklardır.Eğer temel ilişki Sen-Ben anlayışı içinde kalmışsa,çocuklar evden ayrılınca karı koca birbirlerini denetlemeye,yönetmeye çalışacak,doğal olarak bu,akıcı,canlı,coşku ve sevgi dolu bir iletişimi ortadan kaldıracaktır.Yılların sonunda asık suratlı,kızgın,mutsuz,iki yaşlı insan,aynı evde,hayatı birbirine cehennem etmeye devam edecektir.
Biz Bilinci’ne ulaşmış iki insan,çocuklar evden ayrıldıktan sonraki devrede,yılların deneyimleri ve hatıralarıyla daha içten ve daha sıcak birbirlerine,”sen varsın,sınırların ve sorumlulukların var,” demeye devam edecektir.
KAYNAK: Cüceloğlu, Doğan, İçimizdeki Biz, 2011 , ss.131-13
-

Ebeveynlik Stilleri
Bir çocuk için annesi ve babası dünyayı temsil eder. Çocuk, annesi ve babası nasıl davranıyorsa, dünyadaki herkesin de aynı şekilde davranacağını düşünür. Kendi dünyasındaki kendisinin de. Yani; çocuğun dünyaya ve kendisine ilişkin algısı, anne-babasının ona olan davranışlarına göre şekillenir. Anne-babanın çocuğa olan davranışlarıyla çocuğun benlik algısının ve benlik saygısı oluşmaya başlıyor. Çocuk “ben değerliyim” ya da “ben değersizimi” hissederek bu algıyı oluşturabiliyor. Ya da “ben çok değersizim” veya “ben o kadar değerliyim ki başka hiçbir şey ya da hiç kimse bundan daha değerli olamaz” gibi algılar…Tabi bunların dışında başka algılamalar da geliştirebiliyor. Ben değerliyim çünkü annem-babam bana değerimi ………..şekilde anlatır. Çocuğun algısında işte bu nokta noktalar çok önemlidir. Bu noktalar onun kendisini değerli olduğunu nasıl hissettiğine ve ona değer veren insanları nasıl algıladığına ilişkin bilgiler verir bize. Ebeveynler çocuklarına verdikleri değerleri nasıl ifade ederler? Maddi ya da manevi değerin karşılığı nedir? Çocuklarımıza değer verdiğimizi onlara hediyeler alıp, onları gezdirerek veya her istediklerini yaparak mı ifade ederiz? Yoksa onlara dokunarak, öperek koklayarak mı? Ya da onunla zaman geçirerek mi? Veya onun ihtiyaçlarını karşılamak mı bizim için önemlidir? Ona verdiğimiz değeri sözcüklerimizle mi yoksa davranışlarımızla mı gösteririz. Ona verdiğimiz değeri vücut dilimizle nasıl ifade ederiz? Ona verdiğimiz değerin karşılığı ödül ve cezalar mıdır yoksa? Peki o bizim ona verdiğimiz değeri nasıl anlar ve yorumlar. Biz gerçekte vermek istediğimiz mesajı ona doğru iletebilir miyiz? Bu soruların her biri ayrı ayrı o kadar önemli ki…Bütün bunlar ve çocuğumuzla bu şekilde kurduğumuz ilişkiler aslında bizim ebeveyn olma stilimizi yansıtıyor.
Ebeveynlik becerilerinin bir kısmı genetik olmakla birlikte bir kısmı da toplumsal değerler, ihtiyaçlar ve ebeveynlerin kişilik özellikleri ile şekillenir. Ebeveynlerin inanç sistemi de ebeveynlik davranışlarını şekillendirerek çocuğun davranışsal ve duygusal gelişimini etkilemekte, bunun yanı sıra çocuğun inanç sistemini de oluşturmaktadır. Gelişim psikolojisinde ebeveynlik tarzları genel olarak 4 başlık altında toplanır:
1) Otoriter Ebeveynlik Stili: Bu tür ebeveynlik stilinde çocuğun katı kuralları takip etmesi ve uyması beklenir. Kurallara uygum göstermeme durumunda sonuç cezadır. Ebeveyn kuralların konulma sebeplerini çocuğuna aktarmada güçlük yaşayabilir. Genellikle “Ben öyle istediğim için, Annen /Baban olduğum için “ türü kısıtlı açıklamada bulunur. Çocuğun, ebeveynin taleplerini sorgulamadan uygulamasını ister. Tehditkardır. Çocuk kendisinden uyulması istenen kurallara uyar ancak bunu cezadan veya başına gelebilecek olumsuz durumlardan kaçınmak için korkuyla ve kaygıyla yapar. Cezala fiziksel veya duygusal türden olabilir. İstismar boyutuna da ulaşabilir. Bu tür çocukların özgüvenin düşük olduğu, daha bağımlı ve benlik saygısının daha düşük olduğu görülebilir.
2) Demokratik Ebeveynlik Stili: Demokratik ebeveynde çocuğunun uyması gereken kuralları belirler. Ancak otoriter ebeveynden farklı olarak çocuğuna kuralların ne işe yaradığını anlatır, gerektiğinde çocuğu ile ortak bir anlaşma yaparak bu kuralları oluşturur ve gereksiz, mantıksız kurallar koymaz. Çocuğunun ihtiyaçlarına yönelik hassas ve duyarlıdır. Çocuğundan beklentileri, çocuğun gelişimine ve yapısına daha uygundur. Çocuğun beklentileri karşılayamadığı durumlarda cezalandırıcı tutum yerine daha çok anlamaya çalışır ve çözüm arayışındadır. Çocuklarının hayatına müdahale etmekten çok, çocuklarını yönlendirmeyi tercih eder, destekleyici davranır. Demokratik ebeveyn tarzı ile yetişen çocukların, sorumluluk sahibi, duygularını yönetebilen, daha sabırlı ve anlayışlı, öz güvenli ve benlik saygılarının yüksek olduğu görülebilir.
3)İhmalkar Ebeveynlik Stili: İhmalkar ebeveynler çocuklarının ihtiyaçlarını göz ardı eder. Fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını fark etmez ve ihmal ederler. Bu ebeveynlik stilindeki ebeveynler, çocuklarından beklentileri düşük ve çocukları ile iletişimleri zayıftır. Bu tür ebeveyne sahip çocukların öz kontrolleri düşük olan, düşük öz güvene sahip olduğu görülebilir.
4)İzin Verici Ebeveynlik Stili: İzin verici ebeveynlik stilindeki ebeveynlerin çocuklarından sorumluluk beklentileri çok düşüktür aynı zamanda kendilerini de bir ebeveyn olarak yeterli görmeyebilirler. Bu nedenle çocuklarına kural koymamayı tercih ederler. Çocuklarına yönelik duyarlıdır ancak iletişimleri ve ilişkileri bir ebeveynden çok arkadaş gibidir. Sınır koymakta zorlanan bu tarz ebeveynlik stilinde çocuklar belirli sınırları olmadığı için kendilerini güvende hissetmezler. Aynı zamanda kuralların olduğu ve otoritenin bulunduğu ortamlarda da güçlük çekebilmektedirler. Bu nedenle sıklıkla okul uyum sorunları yaşamaktadırlar.
Çocuk dönemindeki ebeveynlerimizin sahip olduğu ebeveynlik stili ile bize olan davranışlarının şu anki kişiliğimize oldukça önemli etkileri vardır. Ebeveynlik stilimiz dışında çocuğumuzla kurduğumuz ilişkinin işlevsel ve duygusal bir ilişki olması da çok önem taşır.
-

Sırf Çocuk İçin Devam Ettiriyorum
Güzel umutlarla başlayan bir birliktelik vardı.Yıllar geçti; o birliktelik bakıldı ki aslında sadece iki kişiden ibaret değildi. Aileler;geniş ve çekirdek; arkadaşlar; samimi yada samimi olmayan; işler; karakter farklılıkları; istekler; beklentiler; hayaller; iletişim tarzlar; alışkanlıklar; tercihler vs. derken aslında o ilişki çift kişilik olmanın çok çok dışında kalıyormuş.
Sonrasında çocuk sahibi oldunuz; bir ya da birden daha fazla. İlişki iyi gidiyorduysa baştan isteyerek; eğer gitmiyorduysa yara bandı olur -ki bu çocuğun sırtına daha doğmadan yüklenen bir yük- diye; bir taraf çocuk sahibi olmak isterken diğer taraf istemezken belki zorlama ve kabul etmelerle; oysa çocuk için her iki tarafında hazır olması çok önemli; ilk çocuk büyüdü,arada sorunlar vardı, o zaman bir çocuk daha yapalım işler değişir denildi sanki ikinci çocuk dünyaya gelince; anne-babasının karakterlerini ve davranışlarını yönetebilecek güce sahip olacak gibi..
Ve sonra bakıldı ki ilişki gitmiyor! Çift terapisi istedi bir taraf; diğer taraf yok bizim halledemediğimizi bir başkası nasıl halledecek diye inat etti ve gidilmedi. -Çift terapisinde iki uçta konuşulur ;yani devam ettirmek yada boşanmak ;ancak amaç bunu sağlıklı yönetmektir.-
Boşanma kısmı düşünüldü ama ”sırf ilişkiyi çocuk için devam ettiriyorum,katlanıyorum”
cümleleriyle devam ettirilmeye karar verildi. Bu çocuğun sırtında çok büyük yük haline geliyor. Belki o esnada;kendinizden özveride bulunduğunuzu ve çocuğunuz için iyi bir şey yaptığınızı düşünüyor olabilirsiniz. Ancak her ne kadar ”ben yapmam, hiç çocuğuma yansıtmam diye düşünsenizde en ufak bir tartışmada ve sorunda ”ben senin için katlanıyorum! ya da çocuk için katlandım!” gibi cümleler kurarken bulabilirsiniz kendinizi.
Mutlu olmadığınız bir birlikteliği sürdürmek için kendi ya da karşı tarafın hayatını karartmak için ömür çok kısa. Bunu ne kendinize, ne eşinize, ne de çocuklarınıza yapmamalısınız. Unutmayın mutsuz bir anne-baba demek, mutsuz çocuklar demektir; mutlu çocuk ise mutlu anne-babanın olduğu ortamda yeşerir.
Okurken aklınızdan şu geçebilir; yapılması gereken hemen ilişkiyi sonlandırmak mı? Tabi ki hayır; öncelikle öncelikle aylardır ya da yıllardır içinden çıkamadığınız problemleri çözmek için çift terapisi desteği alabilirsiniz. Zaten görüşmeler sonucunda ilişkiyi devam ettirmek ya da ettirmemek adına karar veriyor olacaksınızdır. Ancak sizler kendiniz için belirsizliği ortadan kaldırdığınızda; çocuğunuzun/çocuklarınızın da sırtından büyük bir yük kaldırmış olacaksınız.
Ayrıca; geçirdiğiniz zamanı dolu dolu geçirebileceksiniz ve verimli olabileceksinizdir. Buda çocuğunuzun kendini rahatça ortaya koyduğu ve huzurlu ortam oluşturduğunuz anlamına gelmektedir.
-

Gerçek Kendilikten Sahte Kendiliğe Benim Yalnızlığım İnsanlarla Dolu
”Gittikçe kendi dünyalarımıza hapsoluyoruz. Hayat zamanla yavanlaşıyor, tatminsizlikle doluyor. Gelecekte psikolojik destek talep edecek kişilerin en yaygın sebebi de bu tatminsizlik, bu varoluşsal mesele olacağa benziyor.”
(BÜMED Dergi Mayıs-Haziran 2018)‘Bağlanma’ günümüzün belki de en güncel, üzerine en çok konuşulan ve eğitimler verilen konularından biri. İnsan yavrusu bir ötekine bağlanmaya hazır geliyor hayata. Kendiliğimizin oluşumu bir ötekiyle ilişki içinde gerçekleşiyor. İnsan ötekinin bakışıyla kendini görmeye, dokunuşu ile kendini hissetmeye ve ötekinin sevgisiyle kendini sevmeye muhtaç doğuyor. Ötekinin aynasında kendimizi seyrederek, aynalanarak ‘ben’ hissini oluşturuyoruz. Bu yaşamın ilk yıllarında kurulan ilk ilişki ile başlıyor. Çocuğun varlığını seyredeceği ilk ayna, yani deneyimlediği ilk ilişki, ebeveynle kurulan ilişkidir. Başka bir değişle ebeveynle kurulan ilişkiden ona yansıyan duygular benliğin temelini atar. Bazı çekirdek duyguları içimize yerleştirir. Sevilen biri miyim sevilmeyen mi, var mıyım, varlığım değerli mi yoksa değersiz miyim, yeterli miyim yetersiz mi. Tüm bunlar ilk ilişkimizde bize yansıtılanlarla şekillenir. Durumun çarpıcılığını vurgulamak için şöyle ifade etmek yerinde olacak, ötekiyle ilişkide olmak psikolojik yapının oksijeni gibidir. Görüldüğünü ve sevildiğini hissedemeyen bir kişi oksijensiz kalmış gibidir.
Bağlanmaya ihtiyacımız var. Önce bağlanacağız, sonra bireyleşeceğiz. Birilerinin bizim için orada olacağına inanacağız, güvenle bağlandığımız, duygusal olarak beslendiğimiz bir sağlam limanımız olacak. Sonra bu limandan denize açılacağız, keşfe çıkacağız, bağımsızlığımızı tadacağız. Limanın orda olduğunu içsel olarak bilmenin rahatlığı ile kendimizi deneyime bırakabileceğiz. Güvendiğimiz bir ötekine bağlanmadan özerk olunamadığını anlatan bu kuramlar bu denli popülerken, ilişki kurma şekillerimizin tam tersine evrilmesi oldukça düşündürücü. Başta bu zıtlık trajikomik görünse de, belki de durum oldukça anlamlı. İlişkilerde yalnızlaşıyoruz. Daha kendi dünyamızda, daha paylaşımsız, limansız, gerçek duyguların daha az varolduğu, kendi başımızın çaresine baktığımız ilişkiler artıyor. Bencil demeyeceğim, çünkü yaygın yaşandığını düşündüğüm bu ilişkileri bencil olduğumuz için seçtiğimizi düşünmüyorum. Aksine bu habitatta bir şekilde nasıl varolunacaksa, nasıl az zedesiz yola devam edebilirsek onu yapmayı öğreniyoruz sanki. Bencilleşmekten ziyade, yalnızlaşmaya uyum gösteriyor gibiyiz. Belki tam da bu yüzden ‘Bağlanma’dan, yakın ilişkinin öneminden ve iç dünyamıza etkilerinden konuşmaya bu denli çok ihtiyaç hissediyoruz.
Bir şeyler bizi beslemiyor. Çünkü bu yalnızlaşma varoluşumuzla uyumlu değil. Bağlanmak ve yakın ilişki iki önemli duygusal ihtiyaç. Gerçek duygularımızın ve kimliğimizin öteki tarafından görüldüğü, fark edildiği ve bilindiği bir ilişki. Bir ötekine muhtaç ve bağlanmaya programlı bir şekilde doğan bir insan yavrusunun giderek ilişkisizliğin daha da yükseldiği bir toplumun içine yolculuk yaptığını görüyoruz. Bunu düşündüğümde bir balığın karaya vurduğu ve çırpındığı bir görüntü çağrışıyor zihnimde. O denli varoluşu dışında, o denli zorlayıcı. İçinde bulunduğumuz zamanda insan deneyimini o balığa benzetiyorum ve gelecekte de bunun artacağını düşünüyorum. İlişkiler ilişkisiz bir hale geliyor. Ruhumuzun oksijeniydi ya ilişkide olmak, oksijensiz kalıyoruz. Oksijensiz kaldıkça enerjimiz de tükeniyor. Az oksijenle devam etmeye çalışıyoruz ve bunun normal olduğunu düşünüyoruz. O denli normalleştiriyoruz ki enerjisizliğin, tükenmişliğin nedenini anlamak da zorlanıyoruz. Duygusal bağlanma ve paylaşımların giderek azaldığı, kendi dünyasına çekilmiş bireylerden oluşmaya başlıyoruz. Ne kendimize dokunduruyoruz, ne kimseye dokunabiliyoruz. Bağ kurmak, bağlanmak ürkütüyor. Bağ kurmak aşırı beklenti yüklü algılanıyor, belki engelleyici deneyimleniyor. Gerçek duyguları ortaya çıkarmak ve paylaşmanın var olmadığı ilişkiler çoğalacak gibi duruyor.
Peki nasıl olacak bu ilişkiler? İnsanları ne bir araya getirecek?
Burada sahte kendilik ve gerçek kendilik kavramlarından bahsetmek istiyorum. Sahte kendilik, dış odaklı ve sonuç odaklı bir yapıdır. İçinden ve özünden gelen merak ve hevesler doğrultusunda hayatı deneyimlemektense, ona dış dünyadan onay veya alkış getirip getirmeyeceği üzerinden hayatını sürdürür. Tercihleri ve ilişkileri buna hizmet eder. Gerçek kendilik dediğimiz yapı ise daha iç odaklı bir sistemdir. Gerçek duygularını yaşar, gerçek isteklerinin peşinden gider. Yaşamı bitiş çizgisine doğru koştuğumuz bir maraton olarak değil, gerçek kendini yeşerten bir deneyim olarak görür. Sonuç odaklı değil, deneyim odaklıdır. Sahte kendiliği sahte yapan kişinin kendi özünden uzak yaşamasıdır. Kişi toplumda kabul gören şekle evrilir. Gerçek kendini keşfe çıkamamıştır. Çünkü bu keşfe güvenle çıkmasını sağlayacak, ihtiyacı olduğunda sığınabileceği bir limana hiç sahip olmamıştır. Böyle olunca da toplumun mutlu olacağını söylediği ve yapmasını beklediği şeylerin peşinden gider. Belirli şeylere sahip olmayı, belirli meslekler edinmeyi, belirli statüye gelmeyi, belirli kişiler tanımayı, belirli ortamlarda bulunmayı amaç edinir. Özünden uzak yaşayan kişinin ilişkileri, kurduğu iletişim de özden uzak olacaktır. Sahte kendiliklerin çok olduğu bir ortamda gerçek duygulara temas eden gerçek dialoglardan bahsetmek mümkün olmaz. Kişi maskeli baloda gibidir. Bu kavramlar yardımıyla değerlendirdiğimde, sahte kendiliklerin arttığı bir gelecek bizi bekliyor diye düşünüyorum. Bu da ilişki kurma şekillerimizin daha sonuç odaklı, daha materyalist bir temele dayalı olacağına işaret ediyor. İnsanlar, aslında bugün de gördüğümüz gibi, ilişkilere daha çok kazanım odaklı bakacaklar. Bir diğer noktaysa yük getirmemesi beklenti içermemesi olacak. Burada teknoloji ve tüketim kültürü gibi pek çok makro etki toplumun onayını neyin aldığını belirliyor.
Ebeveynler çocuklarına iyi imkanlar sağlayabilme kaygısı ile, duygularına temas etmeyi ve onu gerçek kendiliğini keşfe cesaretlendirmeyi kaçırabiliyorlar. Kimse onlara bunu yapmadığı için bunu nasıl yapacaklarını bilemiyorlar. Kendi duygularına temas edilmemiş, yakın ilişkilerinde anlaşılmış hissedemeyen ebeveynlerin, yani gerçek kendilikleri desteklenmemiş ebeveynlerin çocuklarına bu duyguyu verememesi gayet doğal ve anlaşılır. Tam da burada bize gelecekte durumun nasıl görüneceğini işaret eden kısır döngü başlıyor. Çocukluğunda bunu alamamış bireyler için duyguları görmeyen, uzak ve temassız ilişkiler, gerçek meraklardan doğmayan iletişimler ’doğal’ ve ’alışılmış’ hale geliyor. Çünkü kişi ilk ilişkisinde deneyimlediği neyse, bunu yetişkinliğinde tekrar etme ve benzer ilişkiler kurma eğiliminde oluyor. Sahte kendilik olağanlaşıyor.
Sahte kendiliğe sahte denmesi, öze uzak olmasındandır demiştik. İçsel ihtiyaçlarımızın duyulmadığı bir ortamda içsel ihtiyaçlarımızı duymayı öğrenemeyiz. İçsel meraklarımızın yüreklendirilmediği bir ortamda onların peşinden gidemeyiz. Böylesi bir yaşam ise zamanla bir yavanlık bir tatminsizlik biriktirir. Sebebini net anlayamasa da ‘bir şeyler tam değil’ der kişi, ‘tatmin hissetmiyorum’. Gelecekte psikolojik destek talep eden kişilerin en çok başvurma sebebinin bu olacağına inanıyorum. Varoluşsal meseleler psikolojik destek taleplerinin çoğunluğunu oluşturucak. Varoluşsal derken anlatmak istediğim benliğine ve yaşama anlam verememe ve dindirilemeyen bir tatminsizlik hissi. Bu bir kehanetten çok, aslında halihazırda başlamış bir sürecin durum tespiti gibi. Bunun da giderek artacağını düşünüyorum. Gerçek kendiliği ile özünden gelen meraklarını ve heveslerini deneyimleyemeyen, gerçek duygularını çıkartamayan, bu duyguları paylaşarak ötekinin şefkatinde iyileşmeyi hiç deneyimlemeyen, ailesinde veya yetişkinliğinde şefkat veren koşulsuz seven bir öteki bulamayan bir bireyin hissetmekte çok da haklı olduğu bir duygu olacak bu anlamsızlık ve tatminsizlik.
Elbette, bu bahsettiklerimden ayrılan, bu tablonun dışında kalacak bağ kuran, yaşama anlam veren ve gerçek kendiliğini deneyimleyen insanlar da olacak. Gerçek kendiliğini arayan, bulmaya uğraşan pek çok kişi var ve olacak. Bu grup belki zorlanacak, belki sıkça anlaşılmayacak, belki romantik bulunacak. Benzer bağlar kurabilen kişilerle karşılaşmayı umacak. Ancak çoğunluk olarak baktığımızda ilişkiler bu yöne evrilecek diye düşünüyorum.
Psikolojik destek ihtiyacının bu anlamda artacağına inanıyorum. Ancak buradaki psikolojik destek ihtiyacının merkezinde, kişinin kabul edildiği ve duygularını rahatça paylaşabildiği bir ilişkiye olan ihtiyacı olacağını düşünüyorum. Yaşam içerisinde ilişkilerde bunu bulamayan bireyler için bu ilişkiyi satın almak ihtiyacı muhtemelen artacak. Yakın ilişkilerinde gitgide yalnızlaşan, iç dünyasını eşiyle, arkadaşıyla, evladıyla konuşamayan bireyin psikolojik desteğe ihtiyacı büyüyecek. Kimsenin kimseye güvenli bir liman olamadığı, liman ihtiyacının kendisini belki zayıflık gören bir insan temassızlığı bizi bekliyor. Daha kendi dünyasında, daha yüzeysel, daha duvarlı ve az temas eden insan iletişimleri.
*Franz Kafka
-

Çift ve Evlilik Terapisi
Her ilişkide bazı problemler yaşanabilir fakat kimi zaman bu problemler çiftlerin hayal kırıklığı yaşamasına sebep olabilir. Çiftler bu sorunları bazen kendi çabalarıyla, bazı beceriler geliştirerek çözmeye çalışsa da çoğu zaman profesyonel bir yardım gerekmekte ve çift/ evlilik terapisine ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu süreçte ise taraflardan birinin ya da her ikisinin ilişkilerinde bir sorun olduğunu algılaması gerekir. Kişilerin algıladığı sorun alanı değişiklik gösterebilir. İnsanların bazıları sevildiğini hissedememekten bahsederken, bazıları ilişki içinde anlaşamamaktan bahsedebilir. Sorunu algılayan çiftler bir çözüm arayışına girer. Çözüm yollarının bazıları sağlıklı bazıları sağlıksızdır.Çift/ evlilik terapisi de, bu çözüm yollarının sağlıklı olanları arasında yer alır. Peki çift / evlilik terapisi nedir?
Çift/evlilik terapisi, ilişkilerinde sorunlar yaşayan kişilere destek olmak amacı taşır. Çift ve Evlilik Terapisi, evli olan ya da olmayan çiftlerin karşılaştıkları sorunları ele alıp çözüme kavuşturmayı hedefleyen bir terapi modelidir. Bu terapide, çiftler arasında terapist tarafından yönlendirilen konuşmalara yer verilir. Genel olarak çift birlikte seansa katılırken bazen tek bir kişiye de ilişkisi baz alınarak çift ve evlilik terapisi yapılabilir. Çift/evlilik terapisinde yapılan bir anlamda iletişim kurmayı öğrenmektir. Problem çözme ve incitmeden nasıl tartışılacağını öğrenmek gibi becerileri kapsar, ilişkiyi yeniden kurmaya yardımcı olur. Bu terapi ile eşlerin birbirine saygı duyması ve birbirini insan olarak görmeyi öğrenmesi hedeflenir. Karşısındakinin kişilik özelliklerini anlama ve uzlaştırılabilecek farklılıkları uzlaştırabilmeyi, uzlaştırılamayacak yanlarını ise kabul edebilmeyi öğrenmeleri sağlanmaya çalışılır.
Çift/evlilik ilişkisini olumsuz etkileyen ve ilişkinin kalitesini düşüren faktörler:
* Kişilerin bireysel sıkıntıları
*İlişkideki iletişim sorunları
*Duygusal sorunlar
*Yakınlaşma ve güvenle ilgili sorunlar
*Çocuk yetiştirme
*Roller
*GörevlerÇift/evlilik terapisi, ilişki terapisidir. Bireysel terapiden farklıdır, ilişki odaklıdır ve danışanların ilişki içindeki kendiliklerine odaklanır. Çift/evlilik terapisinde değişim, çözüm odaklı bakmayı gerektirir. Çözüm odaklı bakmak, her iki tarafın da, “Sorunların çözümü için ben ne yapabilirim?” bakış açısı geliştirmesi demektir.
Çift/evlilik terapisi hakkında,
*Terapistiniz bir hakim ya da hakem pozisyonunda değildir. Kim haklı, kim haksız gibi meselelere girilmez. Terapist herkese eşit mesafededir.
*Terapi esnasında ilişkinizdeki güçlü yanları ve zorlandığınız alanları rahatça görebilirsiniz ve değerlendirebilirsiniz.
*Eşlerin sorunlarını konuşabilir hale gelmeleri çözüm ve tedavide ilk basamaktır.
*Bireylerin sorun ve çatışmadaki rolleri, kendini ifade ediş biçimi, problem çözme stratejileri değerlendirilir ve terapi esnasında işlenmesi gereken temel noktalar belirlenir.
*Terapi sürecinde terapistiniz size uygulamalı ev ödevleri verebilir. Bu sayede çözümün dışarıdaki değişimlerden ziyade kendinizde bittiğini daha kolay görmüş olursunuz.
*Terapi süresi boyunca kendinizi ve eşinizi anlayabileceğiniz, sağlıklı tartışabildiğiniz, problem çözebildiğiniz, farklılıkları kabul edebildiğiniz ölçüde iyi bir eş olursunuz. Terapi ile aranızdaki sorunları konuşur hale gelir, çözüm yolları üretebilirsiniz.İlişkinin sorunlu olduğunun işaretleri; sık sık tartışmalar yaşanması ve çözüme kavuşamaması, olumlu duygularda kayıpların olması, arkadaşlığın, cinsel hayatın ve canlılığın azalmasıdır. Eğer önemsememe, içe çekilme, şiddet ve bağlantının tümüyle kopuk olması söz konusu ise ilişkinin büyük bir problem içinde olduğu söylenebilir.