Etiket: İlgi

  • Çocuğum konuşmuyor, seslenince bakmıyor, otistik olabilir mi?

    Eğer çocuğunuz:

    Başkalarıyla göz teması kurmuyorsa,

    İsmini söylediğinizde bakmıyorsa,

    Söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,

    Akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,

    Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz ortamlarda söylüyorsa,

    Konuşmada akranlarının gerisinde kalmışsa,

    Sallanmak, çırpınmak gibi garip hareketleri varsa,

    Aşırı hareketli, hep kendi bildiğince davranıyorsa,

    Bazı eşyaları döndürmek, sıraya dizmek gibi sıra dışı hareketler yapıyorsa,

    Günlük yaşamındaki düzen değişikliklerine aşırı tepki veriyorsa, otizm açısından değerlendirme yapmak gerekir.

    Çocuğunuzda bu bulgulardan tamamı olmasa da bir kısmını fark ediyorsanız vakit geçirmeden bir çocuk psikiyatristine başvurmanız çok önemlidir

    Erken Tanıda Dikkat Edilmesi Gereken En Belirgin Gelişim Özellikleri:

    1. Sözel İletişimde Bozukluk:

    Normal gelişim gösteren bebekler; ilk 2 yılda aşağıdaki özellikleri sergilerler.

    1.ay → yüze bakma, 2.ay → gülümseme, 2-3. ay → obje takibi

    2-6.ay → sesli uyaranlara tepki, 6-7 aylıkken agulama, 1 yaşında iken anlamlı tek kelimeler, 2 yaşında iken 2-3 kelimelik cümle ile konuşma başlamaktadır.

    8-10.ay → bakım verenleri tercih eder, annenin yüzünü araştırırlar

    12. ay → bakım verenden ayrılmaya tepki ( Annesi odadan ayrıldığında ağlar, yabancıların yanında kaygı duyarlar), Aşina yüzleri tanır ve gülümserler.

    Otistik özellik gösteren bebeklerde ise;

    – İşitmiyormuş gibi davranabilirler, başkalarının farkında değilmiş gibidirler, göz teması kurmaktan kaçınırlar.

    – Bir grup bebekte uykusuzluk, huzursuzluk, uyku bozuklukları ve uyumsuz davranışlar gözlemlenir. Bunlar genellikle huysuz olarak adlandırılan bebeklerdir.

    – Diğer bir grup bebekte ise pasiflik, sakinlik görülebilir. Bakımları kolay olmasına rağmen çevreden ilgi beklememeleri, genel ilgisizlikleri dikkat çeker.

    – Duyusal olarak ilk yıllarda bazı seslere kayıtsız kalabilir veya gürültüden, bizim duymadığımız seslerden rahatsız olabilirler.

    – Donuk ve boş boş bakma görülebilir, daha az mimik kullanırlar.

    – Başını, ellerini, vücudunu sallama gibi tekrarlayan davranışlar görülebilir.

    – Düşük kas tonusu izlenebiliyor.

    12-24. ay→ işaret etmiyor, objeyi yetişkine göstermiyor, isme cevap vermiyor, uygun jestleri göstermiyor, sosyal uyaranlara tepkisiz davranıyor ise; 12. ayda babıldama yok, 16.ayda tek sözcük yok, 24. ayda spontan iki kelime ile cümle yoksa bir çocuk psikiyatristi tarafından çocuğun değerlendirilmelidir.

    Otistik çocukların önemli bir bölümünde bu gelişim basamakları gecikmiştir. Bazılarında 8-18 aya dek olan konuşma basamakları başlamışsa da o dönemde ya duraklama ya da gerileme göstererek ilerlememektedir. Sonuçta otistik çocukların %50-75’inde konuşma gelişmemiştir. Geri kalan %25-50’lik kısmında ise konuşma gelişmesine rağmen kendine özgü bir şekli vardır. En çok gözlenen özellikler zamirleri yerinde kullanamama, kendilerinden 3. tekil şahıs olarak söz etme ( örneğin kendinden bahsederken ben yerine kendi ismini söylemek gibi), söylenenleri aynen tekrarlama (örneğin kendisine “hoş geldin, nasılsın?” dendiğinde o da “hoş geldin, nasılsın? der), anlamsız yere aynı kelime veya cümleleri tekrarlamalardır. Bazı nesneleri farklı şekilde isimlendirebilirler. Konuşmaları monotondur, bazen ses tonunu ayarlayamaz, durup dururken çığlık atma gibi davranışlar gözlenebilir. Konuşmalarında çoğunlukla diğer insanların düşünce ve ilgileri önem taşımaz. Bazen kendi kendilerine mırıldanırlar. Konuşmadaki gecikme sıklıkla ebeveynin dikkatini çeken ve doktora başvurmayı sağlayan belirti grubudur. İsteklerini çevresindekilerin elini kendi eliymiş gibi göstererek işaret edebilir. Ancak kendileri istediğinde çok fazla göz teması kurmadan karşısındakini elinden çekerek istediği şeyi yaptırmaya çalışarak kısıtlı iletişim kurar.

    2. Duygusal ve sosyal yetersizlikler

    Normal bebeklerin gelişim evreleri:

    1-1.5 aylıkken anlamlı göz kontaktı, anlamlı gülümseme,
    6 aylık iken aktif iletişimi başlatırlar,
    8-9 aylıkken anneden ayrılmakta güçlük çeker,
    9 aylıkken “ce oyunu” arkasından bay bay ve öpücük verme başlar
    2 yaşındaki çocuk yaşıtları ile paralel oyun oynar,
    3 yaşında karşılıklı oyuna başlar.

    Otizm bozukluğu olan çocuklarda gözlenen durumlar:
    – Göz kontaktı kurmama, seslenildiğinde bakmama
    – Kucağa gelmeye ilgi duymama,
    – Taklite dayalı oyunların gelişmemesi,
    – Jest ve mimiklerin konuşmaya eşlik etmemesi,
    – Arkadaş ilişkisi kuramaması,
    – Oyuncaklarla amacına yönelik oynamama (örneğin arabayı ters çevirip tekerleklerini döndürürler)
    – Karşısındakinin ne hissettiğini yorumlayamaması gibi zorluklar yaşamaktadırlar.

    Otizm bozukluğu olan çocuklar normalde 8-12 aylarda başlayan sevincini ilgisini diğer insanlarla paylaşma ve onların dikkatini çekmeye çalışmada sorun vardır. İlgilendiği nesneyi gösterme çabası görülmez. Örneğin; bir şey başardığında başkalarıyla paylaşmamak, hoşuna giden bir oyuncağı parmağıyla işaret ederek annesine göstermemek. Normal çocuklar bunu yaparken önce oyuncağa sonra annesine sonra oyuncağa bakarlar, otistik çocuklarda ise bu üçlü davranış görülmez. Otistik çocuklarda ulaşmak istediği nesneyi elde etmek için bir diğer kişinin yardımını ister. Ancak çok fazla göz ilişkisi olmadan ve o kişinin elini tutup istediği şeyin yanına götürmek içindir. İnsanlara nesnelermiş gibi davranabilir. Başkasının elini kapıyı açtırmak için kullanır.

    Sosyal-duygusal davranışlarda sınırlılık:

    Başkalarının ilgisi karşısında tepkisiz kalmak: Birileri kendisine seslendiğinde ya da kendisiyle etkileşmek istediğinde tepki vermemek, duymuyormuş ya da fark etmiyormuş gibi davranmak.

    Başkalarının yaptıklarına karşı ilgisizlik: Ortama birinin girmesi, ortamdan birinin çıkması, birinin konuşmaya başlaması gibi, başka çocukların çok ilgisini çeken bazı olaylar karşısında ilgisiz kalmak; böyle durumlarda, gülümseme gibi hoşnutluk ya da ağlama gibi hoşnutsuzluk ifadeleri göstermemek.

    Üzülen, ağlayan, kızan, sevinen vb. kişiler karşısında duyarsız davranmak; örneğin, üzgün birini rahatlatma çabası göstermemek.

    Gelişimsel düzeye uygun olmayan oyun:

    Senaryolu oyunlarda sınırlılık: Oyuncaklarla evcilik, okulculuk, doktorculuk vb. hayali oyunlar oynamamak.

    Sembolik oyunlarda oynayamaz: Bir nesneyi başka bir nesne olarak (örneğin, kutuyu mikrofon, araba olarak) kullanarak oyun oynamamak.

    Oyuncaklarla alışılmadık biçimlerde oynamak: sıraya dizmek, döndürmek, ağıza götürme, sallama

    Nesnelerin bütünlerinden çok parçalarıyla kokuları ve tatları yada dokularıyla ilgilenmek

    Sosyal oyunlara ilgisizlik: Küçük yaşlardayken, ‘ce-e’ vb. sosyal oyunlara karşı ilgi göstermemek.

    3. Tekrarlayıcı hareketler, sınırlı ilgi alanı, rutin olarak bazı davranışların tekrarı

    a) Tekrarlayıcı hareketler:
    – Kendi çevresinde dönme
    – Nesneleri Döndürme
    – Dönen eşyalara ve elektronik aletlere ilgi (çamaşır makinası, elektrikli süpürge gibi)
    – Ellerini kanat çırpar şekilde sallama
    – Öne arkaya sallanma
    – Garip el hareketleri
    – Parmak ucunda yürüme
    – Başını vurma, Ellerini ısırma

    b) Sınırlı İlgi Alanı: Markalar, telefon numaraları, haritalar, logolar, doğum tarihleri,gazete kağıdı arabalar, vantilatör gibi farklı konulara aşırı ilgi ilgi gösterebilirler.
    c) Kendi rutinlerine sıkı şekilde bağlı olma durumu:
    – Eve aynı yoldan gitmek isteme
    – Belli yerde alışveriş yapma
    – Belli markaları tercih etme
    – Oyuncakları belli bir sıraya dizme
    – Yeni giysilere karşı direnme
    – Kutular, şişe kapakları gibi alışılmadık nesnelere bağlanma,
    – Değişikliklerden rahatsız olma

    Steriotipik Yinelenen (kendini uyarıcı) davranışlar:
    Sıra dışı beden hareketleri: Örneğin; parmak ucunda yürümek, çok yavaş yürümek, kendi ekseni etrafında dönmek, durduğu yerde sallanmak.
    Sıra dışı el hareketleri: Örneğin; ellerini sallamak, parmaklarını gözlerinin önünde hareket ettirmek, ellerini farklı biçimlerde tutmak vb.

    Nesnelerle ilgili sıra dışı ilgiler ve takıntılar:Nesneleri sıra dışı amaçlarla kullanmak: Örneğin, oyuncak arabanın tekerleklerini çevirmek ya da oyuncak bebeğin gözlerini-açıp kapamak vb. davranışları tekrar tekrar yapmak.
    Nesnelerin duyusal özellikleriyle aşırı ilgilenmek: Örneğin, eline aldığı her nesneyi koklamak ya da gözlerinin önünde tutarak ve evirip-çevirerek incelemek.
    Hareket eden nesnelere aşırı ilgi göstermek: Örneğin; tekerlek ya da pervane gibi dönen nesnelere, akan su ya da yanıp sönen ışık gibi hızlı hareket eden görüntülere uzun sürelerle bakmak.
    Nesne takıntıları: Bazı sıra dışı nesneleri (örneğin, bir silgi ya da küçük bir zincir parçası) elinden bırakmak ya da gözünün önünden ayırmak istememek.
    Ayrıca yüksek sesten ve kalabalıktan rahatsız olma, cansız nesneleri koklama ve tatma gibi davranışlar gösterebilirler. Bu çocuklar reklam ve müzik kanallarına aşırı ilgili olabilirler ve bu nedenle televizyon karşısında saatlerce oturabilirler. Bu da hastalığın seyrini daha da olumsuz etkiler.

    Otistik çocukların reklam ve müzik kanallarını seyretmesi zararlı mıdır?
    Otistik çocuklar reklamlar ve müzik programlarına fazla ilgi gösterebilir. Bu durum otistik tabloyu çok olumsuz etkiler. O nedenle bu çocukları televizyondan uzaklaştırıp sosyal ortamlara sokmak, çocukla olan iletişimi arttırmak gerekir. Ayrıca bebeklik döneminde bakım veren kişi tarafından ilgisiz bırakılmış, fazla tek başına kalmış, yaşıtlarıyla bir arada bulundurulmamış çocuklarda da otizm benzeri bulgular görülebilir. İki durumun ayırdının bir çocuk psikiyatristi tarafından yapılması gerekir. Ancak her iki durumda da çocuğun yoğun bir eğitim programına alınıp tedavi edilmesi şarttır.

    Otizm tanısı nasıl konur?
    otizm tanısı çocuk psikiyatristleri tarafından çocuğun gelişim basamakları, oyun şekilleri, yaşıt ilişkisi, ilgi alanları, sözel ve duygusal iletişimi hakkında ayrıntılı bilgi alınır ve çocuk gözlemlenerek konulur.

    Otizmin Tedavisi
    En önemlisi erken dönem tanı ve hemen birebir eğitimin başlanmasıdır. Otistik çocuklara, bireysel terapi, grup terapisi, özel eğitim ve gerekirse ilaç tedavisi uygulanır. Tedavide ailenin bilgilendirilmesi ve eğitimi de önemli basamaklardan biridir. İlaç tedavisi, sıklıkla eşlik eden davranış bozuklukları, dikkat eksikliği, hiperaktivite, tekrarlayıcı hareketlerin azaltılması veya uykunun düzenlenmesi amacıyla tedaviye eklenmektedir. Kullanılan bazı ilaçların çocukları konuşma becerileri ve sosyal becerilerinde dikkat sürelerinde olumlu gelişmelere yardımcı olabildiği bilinmektedir.
    Dr Deniz Tirit Karaca
    Ç
    ocuk ve Ergen Psikiyatristi

  • Baş Edilmesi Zor Duygu; Kardeş Kıskançlığı

    Baş Edilmesi Zor Duygu; Kardeş Kıskançlığı

    Çocuklar genellikle anne ve babalarından kardeş isterler. Çünkü tek olmaktan sıkılmışlardır. Kendilerine arkadaş olması, onunla oyun oynaması ve beraber parka gitmesi gibi beklentileri olur. Ebeveynler de çocuklarının bu isteklerini haklı bulur ve ikinci çocuğu dünyaya getirir. Çocuk tüm bu hayallerini gerçekleştirmek için büyük bir heyecanla kardeşinin dünyaya gelmesini bekler. Fakat kardeşi doğduktan sonra büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Hiçbir şey onun istediği gibi gitmemektedir. Herkes kardeşiyle ilgilenir, annesi kendi yanında uyutur, kardeşine eşyalar alınır, kendi eski giysileri ile eşyaları da kardeşine verilir ve insanlar kardeşini görmeye gelirler. Çocuk, onun için en değerli olan anne-babasını başka biriyle paylaşmaya, hatta çocuğun bakış açısına göre anne-babası kardeşini daha çok sevmeye ve onunla daha çok ilgilenmeye başlamıştır. Çocuk artık eskisi kadar sevilmediğini hissetmektedir. Tüm bunlar olurken çocuk derinden sarsılmaktadır. Bu nedenle çocuk ilgiyi kendi üzerine çekebilmek ve ebeveynlerinin sevgisinin sınamak için; Olmadık isteklerde bulunur, şımarır, ağlar, kardeşine kaba davranır ve kardeşinin rolüne girmeye çalışır. Çünkü onun gibi olduğunda ona gösterilen ilginin aynısının göreceğini düşünür. Ailelerin gözlemledikleri bebeksi konuşmalar, davranışlar ve hatta alt ıslatmalar bu yüzden olmaktadır. Bu da onlar tarafından davranış problemleri olarak adlandırılmakta, onları öfkelendirmektedir. Bu süreçte çocuk gene beklediği ilgiyi görememektedir. Ebeveynlerin en çok yakındığı durumlardan biri ‘kardeşinin olmasını çok istiyordu ama şimdi kıskanıyor ve tuhaf hareketlerde bulunuyor’ demeleridir.

    Ebeveynlerin Düştüğü Hatalar

    • Bebeği dünyaya getirmeden önce çocuğa kardeşin ne olduğunu, nasıl bakılması gerektiğini ve onları neler beklediğini anlatılmaması; böylelikle çocuk, kardeşinin dünyaya geldiğinde onu ne beklediğini ve nasıl davranılması gerektiğini bilmeyecektir. Bu nedenle kardeşiyle bir rekabete girecek ve davranış bozukluğu sergileyecektir. Bu durumun yaşanmaması için çocuğa, kendisinin de bebeklikte nasıl bir süreçten geçtiğini ve kardeşinin de onun gibi aynı süreçten geçeceğini anlatın.

    • Yeni doğum yaptıktan sonra tüm ilgiyi bebeğin üzerine çekmek; dünyaya yeni gelen bir bebek bakıma ihtiyacı olduğundan ebeveynler ve diğer aile üyeleri ilgiyi onun üzerine çekecektir. Bu nedenle çocuğa olan ilgi azalmış olur ve sevilmediğini hissedecektir.

    • Çocuğa olan ilgiyi eskiye göre azaltmak; burada ebeveynlerin yapması gereken şey, kardeşi doğmadan önce çocuğa ne derecede ilgi gösteriyorlarsa aynı şekilde devam ettirmektir. Böylelikle kardeşi, onun yerini almamış olacaktır.

    • Kıskançlık olmasın diye çocuğa gösterilen normal ilgi ve sevginin üzerine çıkılması; ebeveynlerin düştüğü hatalardan biri de, kardeşi doğduktan sonra kıskançlık olmaması için sevgiyi ve ilgiyi normalinden daha fazla göstermektir. Bu durum da kardeşler arası kıskançlık yaratacaktır. Doğumdan önce ilgi nasılsa doğumdan sonra da aynı şekilde devam edilmesi gerekir.

    • Çocukla yalnızken ‘ben seni daha çok seviyorum’ gibi rekabet ortamın yaratılması; ebeveynler çocuğun üzülmemesi için ‘ben seni daha çok seviyorum’ gibi rekabete yol açacak sözler söylemektedir. Çocuklar arasında rekabete yol açan bu söz aynı zaman da hayal kırıklığına da yol açabilir. Çocuklar bunun gerçekçiliğine inanmaz ve her ne kadar size hissettirmeseler bile etrafında olup biten her durumun farkındadılar..

    • Çocuğun eşyalarını izinsiz kardeşine verilmesi; ebeveynler çocuğa küçük gelen giysilerini ve eski eşyalarını doğal olarak kardeşine vermek isteyeceklerdir. Ama her ne kadar o bir çocuk olursa olsun, onun da bir birey olduğunu unutmamaları gerekir. Yetişkin bireyler de eşyalarının alınıp başka birine verilmesinden hoşnut olmazlar bu yüzden çocuğun eşyaları kardeşine verilirken çocuğa sorulup ve ondan izin alınması gerekmektedir.

    • Kardeşler arası kıyaslanmaların yapılması; komşu çocuklarıyla yapılan kıyaslamalar kadar kardeşler arasında yapılan kıyaslamalar da yanlıştır. Burada unutulmaması gereken şey; her çocuk özeldir ve her birinin yetenekleri ve ihtiyaçları farklıdır. Bu yüzden ebeveynlerin çocuklarını iyi gözlemleyip ona göre ihtiyaçlarını gidermeleri gerekir.

    • Kardeşin sorumluluğunun çocuğa verilmesi; ‘sen abla/abisin o yüzden kardeşine bakman gerekir’ gibi cümleleri ebeveynlerin ağzından sık sık duyarız. Bu durum, çocuğu olgunlaştırmaz, tam tersi kardeşi onun için itici bir hal almaya başlar. Her ne kadar abla/abi olsa da, unutulmaması gerekir ki o bir çocuktur.

    • Tartışmalar olduğunda taraf tutulması; kardeşler arası tartışma ve kavgaların olması çok normaldir. Sınırı aşmadıkları sürece ebeveynlerin tartışmalara müdahale etmemeleri gerekir. Aştığını hissettiğinizde dikkat edilmesi gereken şey; adil olmaktır. Küçük olan daha savunmasız olduğu için genel olarak ebeveynler onu korumak ister fakat burada önemli olan ebeveynlerin ikisine de aynı şekilde davranmasıdır.

    Ne Zaman Destek Alınması Gerekir?

    Çocuk kardeşine zarar vermeye veya çocukta bir gerileme; parmak emme, alt ıslatma, bebeksi konuşma ve içe kapanma gibi durumlar olmaya başladıysa mutlaka profesyonel bir destek alınması gerekir.

  • Konuşma gecikmesinin nedenleri

    Konuşma gecikmesinin nedenleri

    Çocuklar 1 yaşında bir kelime, 2 yaşında iki kelimelik cümle “anne gel”, “mama ver”gibi, 3 yaşında da 3 kelimelik cümle kurarlar.

    Çocuklarda konuşma gecikmesinin birkaç sebebi olabilir, bunlardan en önemlileri;

    1. Ailede geç konuşmuş bireyler vardır ve çocuk onlara çekmiştir

    2. Çocukta işitme sorunları vardır

    3. Gelişimsel olarak yaşıtlarından geridir

    4. Evde birkaç yabancı dil konuşuluyordur

    5. Anne veya bakım veren kişi çocukla ilgilenmiyordur, ihmal ediyordur veya kendi sorunları nedeniyle ilgilenemiyordur. Çocukla karşılıklı iletişime geçmek yerine çok fazla TV, reklam ve müzik kanalları izlemesine izin veriliyordur bu da konuşmayı geciktiriyordur.

    6. Çocukta konuşmayı geciktiren “Yaygın Gelişimsel Bozukluk” grubundan bir bozukluk vardır. Bunların başında otizm gelir. Eğer çocukta konuşma başlamamışsa veya başlamış olsa bile “aynı kelimeyi tekrar etme”, “söylenenleri tekrar etme”, göz teması kurmama, etrafa ilgisiz davranma, kendi etrafında dönme, sallanma, markalara ilgi gösterme, oyuncakların parçalarıyla ilgilenme (örneğin arabaların tekerleklerini çevirme) gibi davranışlar eşlik ediyorsa bu durumdan şüphelenilmelidir ve acilen yardım alınmalıdır.

  • Kardeş kıskançlığı!

    Kardeş kıskançlığı!

    Kardeşin kardeşi kıskanmaması mümkün değildir. Hele yaş farkı ne kadar az ve çocukların yaşları ne kadar küçük olursa sorunlar da o kadar fazla olur. Küçük yaştaki çocuklar duygularını sözel olarak ifade edemedikleri için davranışlarıyla kendilerini ifade etmeye çalışırlar. Bu da hırçınlık, huysuzluk, yeme sorunları, uyku bozuklukları olarak ortaya çıkar. Bunlar çocuğun hem sıkıntı yaşadığının göstergesidir, hem de ikincil olarak ilgiyi bir şekilde üzerine çekmesine de hizmet eder.
    Anne babaların en çok yaptığı hata yeni gelen kardeşe ilgilerini azaltıp, diğer çocuğa olan ilgiyi arttırmalarıdır. Bu çocuk tarafından ödül olarak algılanıp olumsuz davranışı sürdürmesini tetikleyebilir. Ayrıca anne- babasının eskiye göre kendisine daha fazla ilgi göstermesi, onlardaki bu davranış değişikliğinden rahatsız olmasına ve bir şeylerin değiştiğinin işareti olduğunu düşünmesine neden olur.

    Küçük kardeşi gibi bebeksi davranmalar, tuvalet kontrolünün kazanılmışken kaybedilmesi, eskisine göre daha fazla ağlama gibi yaşına göre gerileme davranışları yine yeni kardeşi olan çocuklarda sıkça görülür. Bu davranışlar çocuğun üzerine fazla gidilirse artış gösterir. Bunun yerine olumlu davranışlarının ön plana çıkartılması daha faydalı olacaktır. Örneğin “Aferin, bak artık kendi yemeğini kendin yemeğe başladın” gibi.

    Sonuç olarak çocukları arasında kardeş kıskançlığı yaşanan anne-babaların göstermesi gereken tavır, çocukların her birine ihtiyacı ölçüsünde ilgi göstermek, kesinlikle eskisinden farklı ve abartılı davranmamak, çocuğa anlayacağı basit bir dille neden kardeşiyle daha fazla ilgilenmeleri gerektiğini anlatmaktır. Çocuğa ağabey veya abla olduğunun sürekli hatırlatılması bir süre sonra onda gergilik yaratacak ve buna tepkili davranmasına yol açacaktır.

  • Erken Çocukluk Döneminde Asperger Sendromu

    Erken Çocukluk Döneminde Asperger Sendromu

    *Çocuğunuz ya da öğrencinizle iletişim kurmak istediğinizde sizinle göz kontağı kuruyor mu?

    Otizmli bir çocuğun göz kontağı yoktur ya da sınırlıdır, asperger sendromu olan bir çocuk ise bir otizmli çocuğa göre çevresiyle daha ilgili ancak göz kontağında genellikle yetersiz kalabilir.

    *Çocukla iletişime geçtiğinizde kendini nasıl ifade eder?

    Asperger sendromu yaşayan bir çocuk jest ve mimikleri okumakta ve duygularını ifade etmekte güçlük çeker. Dilin içeriğini anlamakta güçlük çeker ve kendini anlatırken düz bir anlatım seçer. Ses ve vurgular monotondur. Genelde grup içinde tek başınadır.

    *Çocuğun dikkatini çeken bir konu olduğunda nasıl davranıyor?

    Asperger sendromu olan bir çocuk yoğun ve takıntılı bir şekilde birkaç alana ilgi duyar. Hava durumu- haritalar-sayılar vs. Kendi ilgi alanıyla ilgili konuşmalara katılır, bu konularla ilgili derin bir bilgisi vardır ve dikkatini bu ilgi alanına rahatlıkla verir ancak ilgi alanı olmadığı taktirde iletişime geçmek için çaba göstermezler. Resim kağıdına sürekli rakamları sıralayan, hamur verildiğinde rakamları sıralamaktan bıkmayan bir çocuk yada size gelip tüm ayrıntısıyla dünyadaki doğal afetleri anlatan ve her defasında aynı şeyle meşgul olan bir çocuk sınıf içinde dikkat çekmelidir.

    *Çocuğun motor becerileri nasıldır?

    Asperger sendromu olan bir çocuğun beden hareketleri hantaldır. Bazen öğretmene yürümesi, merdiven inip çıkması garip gelir. Öğretmen bazen aheste aheste yürüdüğünü hatta koşmayı bilmediğini ifade edebilir. Parmak uçlarında salınma görülebilir.

    Asperger sendromu olan çocukların bazı tekrarlayıcı davranışları ya da ritüelleri olabilmektedir. Belli sırada giyinmek gibi.

    Özet; asperger sendromu olan çocukların spora yatkın olmadığı daha çok hantal sakar ve beceriksiz olarak nitelendirildikleri olmakta, yürüyüşlerinde bir gariplik olduğu dile getirilmektedir. Sosyal iletişimde sorun yaşadıkları, iletişimi başlatıp devam ettirmekte başarısız olabildikleri gözlenirken özel ilgi alanları olduğu ve iletişim bu özel ilgi alanı üzerindense iletişime geçebildikleri, sürekli dikkatlerini bu ilgi alnında tutmak istedikleri belirtilir. Karşıdakinin beklentileri anlayamayabilirler. Konuşmalarında genellikle artikülasyon sorunlarına, monoton ve düz şekilde ifadelere rastlanır. Bir sınıf ortamında otizme göre fark edilmesi daha güçtür çünkü bu çocuklar daha çok içe kapanık, kendi halinde olan çocuklardır ve başarılı oldukları alanı göstermek için bir çabaya girmezler.  Erken teşhis iyi bir gözlemden geçer güzel hayatlara dokunabilmek dileği ile…

    Ps: yukarıdaki belirtiler her çocukta aynı şekilde yaşanmayacağı gibi bir tanesinin öğrencimizde olması tek başına bir anlam ifade etmez. Önemli olan bilinçlenmek, iyi bir gözlem yapabilmek ve doğru yönlendirmedir

  • Çocuklarda Problem Davranışlar

    Çocuklarda Problem Davranışlar

    Problem davranışlar, genel olarak çocuğun eğitim, öğrenim, beceri geliştirme sürecini olumsuz etkileyen, kendisine ve çevresine zarar verme ya da rahatsızlık vermeye sebep olan davranışlardır. Bu tür davranışlar genellikle okul öncesi eğitiminde ya da okul çağında ortaya çıkar. Önlem alınmadığı takdirde çocukların gelişimlerini olumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir.

    Problem davranışlar genellikle 10 yaş altında ortaya çıksa da çocukluğun her evresinde görülebilmektedir. Bu davranışların birçok sebebi olabilir. Çocuğun psikolojik özellikleri, aile ortamında yaşadıkları, okul ile uyumsuz olmasına sebep olan durumlar, kötü rol model alma, kitle iletişim araçlarının etkileri ve birçok etken çocuklarda sürekli olarak tekrarlanan problem davranışlara sebep olabilir.

    Problem Davranışların Sebepleri Nelerdir?

    Çocukların problem davranış geliştirmiş olmalarının birçok sebebi olabilir. Belirtildiği gibi aileden, okuldan ya da çeşitli dış etkenlerden kaynaklı durumlar sürekli olumsuz davranışlara sebep olabilmektedir. Ancak davranışların oluşmasına sebep olan etkenler ile çocukların bu davranışları sergilemesinin sebeplerini birbirinden ayırt etmek gerekir. Çocuklar genellikle aşağıdaki sebeplerden ötürü sorun davranış gösterirler.

    Kendilerini ifade etmek

    İlgi çekmek

    İstedikleri bir şeyin yerine getirilmesi için

    Engellenme

    Yetersizlik hissi

    İnatlaşma isteği

    Ortamı sevmeme ya da uyumsuzluk

    Sevilmeyen bir kişinin ortamda bulunması

    Sevilmeyen bir nesnenin ortamda bulunması

    Varolan bir hastalığın etkisi

    Problem Davranışın İşlevleri

    Sosyal İlgi ve Dikkat Elde Etme: Bazı davranışlar diğer kişilerin ilgi ve dikkat göstermesi nedeniyle olumlu olarak pekiştirilmektedir. Doğal ortamlarda, uygun davranışlara daha az ilgi gösterilirken; kendini yaralama ve saldırgan davranışlara daha duygusal davranmakta ve daha fazla ilgi gösterilmektedir. Bu nedenle, bu davranışların oluşumu sonucunda sağlanan fiziksel temas ile birlikte ilgi ve sosyal onaylama ifadeleri, istemeden bu davranışların olumlu pekiştirilmesini sağlayabilmektedir.

    Nesne Elde Etme: Sosyal ilgi elde etmenin yanı sıra yiyecek, nesne, oyuncak ve etkinlik elde etme de problem davranışları olumlu pekiştirmektedir. Gerçekleştirilen pek çok çalışmada, deneklerin istedikleri nesneleri almak ya da istedikleri etkinliğe katılmak için problem davranış gösterdikleri belirlenmiştir. (Doss ve Richle, 1989; Lovass ve Simmons, 1969).

    Duyusal Uyaran Elde Etme: Problem davranışların ortaya çıkmasının ve sürmesinin bir nedeni de bireylerin problem davranışlar sonucunda görme; işitme ya da dokunma şeklindeki duyusal geri bildirimler elde etmesi ya da bu geri bildirimleri azaltmasıdır.

    Kaçma / Kaçınma: Bazı bireyler problem davranışlar göstererek, istenmeyen durumlardan kaçmakta ya da kaçınmaktadır. Örneğin, kızından odasını toplamasını isteyen bir anne, kızının bağırıp tepinmeye başlamasıyla “ben döndüğümde oda toplanmış olsun!” deyip odayı terk edebilir. Odaya geri döndüğünde odanın halen toplanmamış olduğunu fark edince, kızıyla uğraşmaktan yorgun düşmüş olarak kendisi toplar. Bu durumda kız öfke nöbetleri göstererek, annesinin kendisinden istekte bulunmasını durduracağını öğrenmiş olur. Böylece öfke nöbetini izleyen durumda, annenin odanın toplanmasına ilişkin isteği ortadan kalkmıştır.

    Burada yapılması gereken ilk şey sebebi tespit etmek ve davranış değiştirmeye yönelik girişimlerde bulunmaktır. Sunulan sorunun şiddeti, sıklığı ve süresi değerlendirilmeli, ebeveynlerin beklentilerinin gerçekçi olup olmadığı araştırılmalı. Örneğin; düşükten orta sıklığa birçok davranış meydana gelmektedir ancak sadece sıklığı artan davranışlar sorun olarak değerlendirilmektedir.

    7 yaşındaki İpek’ın annesi kızının sürekli ağladığını dile getirmektedir. Eğer İpek istediğini yaptıramadığında haftada dört, beş kere değil de günde dört, beş kere ağlasaydı problem çok daha farklı olurdu. Annesinden, İpek’ın ağlama şiddetini değerlendirmek için, davranış sıklığı grafiği doldurması istendiğinde, objektif olarak toplanan bu veriler, İpek’ın ağlama nöbetlerinin annenin tahmin ettiğinden çok daha az sıklıkta olduğunu görmesini sağlar.

    Çizelgeler davranış kalıplarının belirlenmesine de yardımcı olabilmektedir. 8 yaşındaki Mehmet’in ebeveynleri davranış sıklığı grafiğini kullanarak öğlen atıştırmalarından bir saat sonra ve en sevdiği televizyon programından sonra Mehmet’in öfke nöbetlerinin daha da arttığını keşfederler. Sadece Mehmet’in programını değiştirerek öfke nöbetlerini azaltmış oldular.

    Sorunlu davranışların subjektif bir özelliği de davranışın şiddetidir. Bu nedenle, uygun müdahaleleri belirlemek ve terapi sürecinde davranışta oluşan değişiklikleri saptamak amacıyla Mehmet’in agresifliğinin şiddeti değerlendirilmiştir. Yapılması gerekenlerden biri de Ebeveynlerin subjektif olarak değerlendirdikleri olay ve davranışları objektif olarak değerlendirmelerini sağlamaktır. (1 puan tartışmayı, 2 puan bağırmayı buna benzer şekilde derecelendirme 5 puana kadar devam etmekte 5 puan da yumruk ve tekme atmayı belirtmekte ise Mehmet hep 5 şiddetinde mi öfkeli? Çok mu öfkeli? (Yapılan değerlendirmede 3 veya üstü puan alınması, ebeveyn müdahalesi için kurallar belirlenmesinin yararlı olacağını, 1 veya 2 puan alınması da yaşanan sorunun bağımsız olarak çözülebileceğini gösterebilir.)

    Problemli davranışın süresi de önemlidir. İki dakikalık öfke nöbetleri otuz dakikalık öfke nöbetlerinden daha farklı değerlendirilmelidir. Aynı şekilde, eğer 15 yaşındaki Ayşe çöpü çıkarmayı 10 gün yerine sadece 10 dakika erteliyorsa Ayşe’nin ebeveynlerine farklı tepki vermesi önerilebilir.

    Çocuklar yukarıda bahsedilen sebeplerden ötürü problem davranış olarak adlandırılan davranış biçimlerini tekrarlarlar. Her şeyden önce, çocuğun sürekli olarak gösterdiği sorunlu davranışın sebebi bulunmalı ve bu sebebin ortadan kalkması sağlanmalıdır. Sorunlu davranışların değiştirilmesi için uzmana başvurmak gerekebilir. Problem davranış üzerinde aile ile işbirliği içinde yapılan çalışmalar kısa sürede olumlu sonuçlar vermektedir.

  • Üstün Zekalı Ve Üstün Yetenekli Çocuklar

    Üstün Zekalı Ve Üstün Yetenekli Çocuklar

    Üstün zekalı ve üstün yetenekli bir çocuğa sahip olmak pek çok ebeveynin hayalidir. Ancak üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuğunuzun olması demek pek çok sorumluluğu da beraberinde getirmesi demektir. Üstün zeka ve üstün yetenek alanında yapılan son bir asırlık bilimsel araştırmalar üstün yetenek ile ilgili bakışaçımızı da değiştirmiştir. Yıllar önce üstün zeka yalnızca yüksek IQ olarak görülür ve bu nedenle yalnızca IQ testleri ile ölçülürdü. Üstün yetenek, çeşitli şekillerde çocukların davranışlarında ve farklı alanlarda gÜstün zeka ve üstün yetenek alanında yapılan son bir asırlık bilimsel araştırmalar üstün yetenek ile ilgili düşüncelerimizi ve kararlarımızı da değiştirmiştir. Yıllar önce üstün zeka yalnızca yüksek IQ olarak görülür ve bu nedenle yalnızca IQ testleri ile ölçülürdü. Bilimsel araştırmalar bu tür konservatif bir yaklaşımın ne denli sınırlı olduğunu ve bu nedenle üstün yetenekli çocukların önemli bir kısmını tanılayamadığını ortaya koymuştur. Nitekim yaratıcı yetişkinlerin önemli bir kısmının çocukluk yıllarında pek de yüksek IQ’ye sahip olmadıkları bilinmektedir. Üstün yetenek, çeşitli şekillerde çocukların davranışlarında ve farklı alanlarda gözlemlenebilir. Nitekim 4 yaşında kendi kendine okumaya başlayan bir çocuğun IQ testinde yüksek puan alması pek de önem taşımamaktadır. Bu çocuk erken yaşlarda gösterdiği akademik beceri ile üstün yetenekli olduğunu bir dereceye kadar kanıtlamıştır. Uğur Sak (2011, üstün yeteneği “insanlık yaşamı için temel değeri olan alanlarda gösterilen olağanüstü başarı veya performans” olarak tanımlamıştır. Bu hümanistik tanım, Anabilim üstün yetenekliler programlarının da özlemlenebilir. Nitekim 4 yaşında kendi kendine okumaya başlayan bir çocuğun IQ testinde yüksek puan alması pek de önem taşımamaktadır. Bu çocuk erken yaşlarda gösterdiği akademik beceri ile üstün yetenekli olduğunu bir dereceye kadar kanıtlamıştır. Uğur Sak (2011, üstün yeteneği “insanlık yaşamı için temel değeri olan alanlarda gösterilen olağanüstü başarı veya performans” olarak tanımlamıştır. Bu hümanistik tanım, Anabilim üstün yetenekliler programlarının da benimsediği bir tanımdır.

    Uğur Sak (2011)’ın ve Ruf (2005)’ın çalışmalarından alınan üstün yetenekli çocukların zeka düzeylerine göre çeşitli yaş aralıklarında gösterdikleri özellikler aşağıdaki tablolarda sınıflandırılmıştır. Anne ve babaların üstün zekâlı çocuklarının özelliklerini ay be ay kaydettikleri bu araştırmalarda üstün zekâlı çocuklar gerek takvim yaşı düzeylerine göre gerekse zihinsel yaş düzeylerine göre bazı ortak özellikler göstermişlerdir.

    Birinci Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Çoğu 1,5 yaşından önce
    Birçok sözcüğü anlamsal olarak bilir, bu sözcükleri telaffuz eder.
    Önemli bir kısmı 2 yaşından daha önce
    Renkleri tanır, sayıları ezbere sayar.
    Bulmacalara karşı ilgi göstermeye başlar.

    Çoğu 18-30 ay aralığında
    Sessizce oturup televizyonu pür dikkat izler.
    Önemli bir kısmı 3 yaşına gelinceye kadar
    Sayıları, harfleri ve renkleri öğrenebilir.
    Karmaşık düzeyde konuşmaya başlar, zengin sözcük dağarcığı geliştirir.

    Çoğu 4 yaşına gelinceye kadar
    Basit işaretleri, kendi isimlerinin yazılış biçimlerini ve alfabeyi öğrenebilir.
    Basit toplama ve çıkarma işlemlerini yapabilmeye başlar.

    Çoğu 5 yaşından önce
    Okumayı öğrenmeye karşı ilgi gösterir.
    Çoğu 6 yaşına gelinceye kadar
    Basit işaretleri ve kitapları okumaya başlar.
    Kendi kendine bilgisayar kullanmaya başlar.

    Tamamı 7 yaşına gelinceye kadar
    Okumayı öğrenebilir, akranlarından 2-3 sınıf daha üst düzeyde okuyabilir.
    Tamamı 7-7,5 yaşına gelinceye kadar
    Bölümlü kitapları okumaya başlar.
    Bir kısmı 7-7,5 yaşlarında, çoğu 8 yaşlarında
    Okulda derslerin yavaş işlenmesi ve derslerdeki tekrarlar nedeniyle sabırsızlık işaretleri göstermeye başlar.
    İkinci Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Neredeyse tamamı 6-12 aylık iken
    Yetişkinlerin verdiği yönergeleri ve soruları anlamaya başlar.
    Çoğu 11-15 aylık iken
    Kendi başına kitapları inceleyebilir, sayfalarını çevirebilir.
    Çoğu 15-18 aylık iken
    Birçok sözcük bilir.
    Birçok rengi tanır.

    Çoğu 11-16 aylık iken
    Market ve mağaza gibi yerlerin adlarını ve marka isimlerini tanır.
    Neredeyse tamamı 2 yaşına gelinceye kadar
    Üç veya daha fazla sözcükten oluşan cümleler kurmaya başlar.
    Birçoğu 12-20 aylık iken
    Sayıları tanıyabilir.
    Yaklaşık %25’i 17-24 aylık iken
    Bütün alfabeyi bilir.
    Çoğu 3 yaşına gelinceye kadar
    Çoğu renkleri ve harfleri öğrenir.
    Zengin kelime dağarcığı geliştirir, karmaşık cümleler kurabilmeye başlar.

    Birçoğu 3-4 yaşlarında iken
    Harfleri, sözcükleri ve sayıları yazabilmeye başlar.
    Birçoğu 3,5-4,5 yaşlarında iken
    Gerçek olaylara, doğa ve fizik gibi fen bilimlerine karşı fazla ilgi duymaya başlar.
    Çoğu 4,5 yaşına gelinceye kadar
    Kendi başına bilgisayarı kullanabilmeye başlar.
    Çoğu 5 yaşına gelinceye kadar
    Sayı saymaya ve sayılar konusunda bazı temel gerçekleri öğrenmeye başlar.
    Kendine ileri düzeyde kitapların ve hikâyelerin okunmasını istemeye başlar.

    Kolay kitapları okumaya başlar.

    Çoğu 6 yaşına gelinceye kadar
    Kitapları zevk ve öğrenmek için okumaya başlar.
    Çoğu 6-7 yaş civarında iken
    Okulda derslerin yavaş işlenmesi ve derslerdeki tekrarlar nedeniyle şikayet bildirmeye başlar.
    Tamamı 7 yaş civarında iken
    Kendinden 2-5 yaş daha üst düzeyler için yazılan kitapları okuyabilmeye başlar.
    Tamamı 7-7,5 yaşına gelinceye kadar
    Bölümlü kitapları okuyabilmeye başlar.

    Üçüncü Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Dağılım/Yaş
    Özellik
    Çoğu doğumdan hemen sonra
    Çevreye karşı duyarlılık göstermeye başlar.
    Tamamı 6 aylık olana kadar neredeyse
    Çevresindeki kişilerin konuştuklarını anlamaya başlar.
    Çoğu 10 aylık olana kadar
    Kendi kendine kitapları karıştırmaya ve sayfaları çevirmeye başlar.
    Çoğu 1 yaşından önce
    Ebeveynlerine istediklerini anlatabilmeye başlar.
    Kitaplara karşı yoğun ilgi göstermeye başlar.

    Renkleri, şekilleri, rakamları ve harfleri tanımaya başlar.

    Çoğu 16 aylık olana kadar
    Zengin sözcük dağarcığı geliştirir ve kendini ifade edebilmeye başlar.
    Birçoğu 12-15 aylık iken
    Bazı sayıların ve harflerin anlamlarını bilir.
    Çoğı 15-18 aylık iken
    Renklerin birçoğunu bilir.
    Neredeyse tamamı 17-24 aylık olana kadar
    Bütün alfabeyi öğrenir.
    Birçoğu 15-24 aylık iken
    Yapboz bulmacalar ile oynamayı sevmeye başlar.
    Dörtten fazla kelimeden oluşan karmaşık cümleler ile konuşabilmeye başlar.

    10’dan daha büyük sayıları sayabilmeye başlar.

    Çoğu 20-44 aylık iken
    Levhalar ve marketler üzerindeki isimleri okuyabilir.
    Birçoğu 2 yaşından önce
    Kendine okunan kitapları ezberlemeye başlar.
    Birçoğu 2,5 yaşından önce
    Harf seslerine ve kısa kelimeleri hecelemeye karşı ilgi göstermeye başlar.
    Çoğu 2,5-3 yaşlarında
    Harfleri, rakamları, kelimeleri ve kendi isimlerini yazabilmeye başlar.
    Çoğu 3-4 yaşlarında
    Bilimsel gerçeklere ve aletlerin çalışma biçimlerine ilgi göstermeye başlar.
    Atlayarak ve geriye doğru sayabilmeye, basit toplama ve çıkarma işlemleri yapabilmeye başlar.

    Neredeyse tamamı 3-3,5 yaşlarına gelinceye kadar
    Basit kitapları ezberden de olsa okuyabilmeye başlar.
    Çoğu 4-5 yaşına gelinceye kadar
    Basit okuma kitaplarını okuyabilmeye başlar.
    Çoğu 3-5 yaşlarında iken
    Gerçek dışı şeyleri sorgulamaya başlar.
    Çoğu 4,5-5,5 yaşlarında iken
    Çocuklar için yazılan 1. düzey kitapları okuyabilmeye başlar.
    Birçoğu 5,5 yaşına gelinceye kadar
    Bazı çarpma ve bölme işlemlerini anlayabilmeye başlar.
    Çoğu 6 yaşına gelinceye kadar
    Kitapları zevk ve bilgi edinmek için okumaya başlar.
    Tamamı 6 yaşlarında iken
    Takvim yaşından 2 ile 5 yıl daha üst düzeyde okuyabilmeye başlar.
    Tamamı 7-7,5 yaşlarında iken
    Gençler için yazılan kitapları okuyabilmeye başlar.

    Dördüncü Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Neredeyse tamamı 1 aylık iken
    Kendine okunan kitaplara karşı ilgi göstermeye başlar.
    Birçoğu 3-4 aylık iken
    Kitaplar favori ilgi alanları olmaya başlar.
    Tamamı 6 aylık olana kadar neredeyse
    Ebeveynlerin verdiği yönergeleri anlamaya başlar.
    Çoğu 5,5-9 aylık iken
    Bazı kelimeleri bilir ve söyleyebilir.
    Birçoğu 14 aylık olana kadar
    Zengin sözcük dağarcığı geliştirir, bu sözcükleri ifadesi iyidir.
    Birçoğu 12-15 aylık iken
    Bazı harfleri ve sayıları tanımaya ve anlamlarını çıkarmaya başlar.
    Birçoğu 15-36 aylık iken
    Yapboz bulmacalar ile oynamaktan hoşlanmaya başlar.
    Neredeyse tamamı 15-22 aylık iken
    Bütün alfabeyi bilir.
    Çoğu 20-44 aylık iken
    Levhalar ve marketler üzerindeki isimleri okuyabilmeye başlar.
    Birçoğu 2 yaşından önce
    Kendine okunan kitapları ezberleyebilmeye başlar.
    Birçoğu 2,5 yaşından daha önce
    Harf seslerine ve kısa kelimeleri hecelemeye ilgi göstermeye başlar.
    Çoğu 15-24 aylık iken
    Dörtten fazla kelimeden oluşan karmaşık cümleler ile konuşabilmeye başlar.
    Birçoğu 13-20 aylık iken
    10’dan daha büyük sayıları sayabilmeye başlar.
    Çoğu 3-4 yaşına gelinceye kadar
    Bilimsel gerçeklere ve aletlerin çalışma biçimlerine karşı ilgi göstermeye başlar.
    Çoğu 3-4 yaşına gelinceye kadar
    Atlayarak sayabilmeye, geriye doğru sayabilmeye, basit toplama ve çıkarma işlemleri yapabilmeye başlar.
    Çoğu 3-4,5 yaşlarında iken
    Bilgisayarı kendi başına kullanmaya başlar.
    Çoğu 3,5-4,5 yaşlarında iken
    Kitap okuyabilmeya başlar.
    Çoğu 3-4 yaşlarında iken
    Gerçek dışı şeyleri sorgulamaya başlar.
    Birçoğu 5 yaşına gelinceye kadar
    Bazı çarpma ve bölme işlemlerini anlamaya başlar.
    Çoğu 5 yaşlarında iken çoğu
    Zevk ve öğrenmek için kitap okumaya başlar.
    Tamamı 6 yaşlarında iken
    Takvim yaşından 2 ile 5 yıl daha üst düzeyde okuyabilir.
    Tamamı 6-6,5 yaşlarında iken
    Gençler için yazılan bölümlü kitapları okuyabilir.

    Beşinci Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Tamamı doğumdan hemen sonra
    Çevreye karşı duyarlılık göstermeye başlar.
    Bir kısmı 3-4 aylık iken
    Kitaplar favori ilgi alanları olmaya başlar.
    Tamamı 4 aylık iken ya da daha öncesinde
    Ebeveynlerin verdiği yönergeleri anlamaya başlar.
    Çoğu 6 aylık olana kadar
    Kitapların sayfalarını çevirmeye başlar.
    Çoğu 5,5-9 aylık iken
    Bazı kelimeleri söylemeye ve konuşulanları hemen kapmaya başlar.
    Yaklaşık %50’si 1 yaşına gelinceye kadar
    Bozuk da olsa konuşmaya başlar.
    Tamamı 2 yaş civarında iken
    Yetişkin düzeyinde konuşmaya başlar.
    Birçoğu 10-14 aylık iken
    Bazı harfleri ve sayıları tanımaya ve anlamlarını öğrenmeye başlar.
    Birçoğu 12-15 aylık iken
    Yapboz bulmacalar ile çok iyi oynamaya başlar.
    Bir kısmı 18 aylık olana kadar
    Müzikal yetenek belirtileri gösterir.
    Tamamı 2 yaşına gelinceye kadar
    Levhalardaki ve kitaplardaki sözcükleri okuyabilmeye başlar.
    Tamamı 20 aylık olana kadar
    Kendine okunan kitapları ezberleyebilir.
    Tamamı 6-8 aylık olana kadar
    Favori tv programları ve video filmleri vardır.
    Birçoğu 13-20 aylık iken
    10’dan daha büyük sayıları sayabilmeye başlar.
    Çoğu 2 yaşından önce
    Sözcükleri, sayıları ve kendi isimlerini yazmaya başlar.
    Çoğu 18-24 aylık iken
    Basit kitapları okumaya başlar.
    Çoğu 2 yaşına gelinceye kadar
    Atlayarak sayabilmeye, geriye doğru sayabilmeye, basit toplama ve çıkarma işlemleri yapabilmeye başlar.
    Bilimsel gerçeklere ve aletlerin çalışma biçimlerine karşı ilgi göstermeye başlar.

    Tamamı 2 yaşına gelinceye kadar
    Kendi kendine bilgisayarı kullanmayı öğrenir.

    Üstün zekalı ve üstün yetenekli bir çocuğa sahip olduğunuzu anlamak aslında sanıldığı kadar karmaşık bir durum değildir.
    Yukarıda ayrıntılı olarak ifade edilen tanımlama ek olara daha yalın bi şekilde çocuğunuzun üstün zekalı olup olmadığını şu şekilde anlayabilirsiniz;
    Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklar bedensel olarak yaşıtlarından daha öndedir yani ağırlık ve boy bakımından yaşıtlarına göre ileri gelişim gösterirler. Sağlıklıdırlar ve kolay kolay hastalanmazlar. Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklarda böyle bir durum söz konusu değildir.
    Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklar erken yürürler ve erken konuşurlar. Yaşıtları iki veya üç kelimelik cümleler kurarken onlar daha uzun ve anlam yoğunluğu olan cümleler kurarlar. Kendilerine ait orijinal fikirlere sahiptirler. Duygusal yönleri oldukça gelişmiştir ve empati kurabilme yeteneğine sahiptirler.
    Merak ve keşfetme yönleri fazla geliştiği için daha az uykuya ihtiyaç duyarlar bebekliklerinden itibaren az uyurlar ve daha uzun zaman uyanık kalarak orijinal fikirlerini hayata geçirmeye çalışırlar.
    Duyu organları keskin olduğu için bebekliklerinden itibaren altlarının ıslanmasından, yoğun gürültülü ortamlardan veya kıyafetlerindeki etiketlerden fazlasıyla rahatsızlık duyabilirler.
    Öğrenme hızları oldukça yüksek olduğundan çabuk öğrenirler ve öğrendiklerini de kolay kolay unutmazlar. Her zaman yeni birşeyler öğrenme arzusu içindedirler. Kelime oyunlarını severler. Sözcük zenginliği ifadeleri düzgün kullanmaları dikkati çeker. Dikkat süreleri uzundır aynı konu üzerinde uzun zaman düşünüp aynı konuyla ilgili fikirler üretip çıkarılmalarda bulunurlar. Fikir üretmede aktiftirler. İki olay veya olgu arasında bağlantı kurabilirler. Hikaye masal dinlemekten ve anlatmaktan hoşlanırlar. Yaşanılan olayı veya duyguyu kolay kolay unutmazlar.
    Soyut fikirlere karşı ilgileri vardır hayal güçleri zengindir. Orijinal bilgiler, buluşlar ilgilerini çeker ve bu konuda herşeyi öğrenmek isterler en ince ayrıntıyı atlamadan her şeyi bilmek isterler. Öğrenmeye olan meraklarından dolayı soru sormaktan asla vazgeçmezler.
    Hazır cevaptırlar ve yeni ortama kısa sürede uyum sağlarlar onun için girişkendirler. Liderlik ruhuna sahiptirler, yönetmeyi severler. Arkadaşları arasında popüler çocuktur. Yaşıtları ile arkadaşlık kurmaktansa kendinden yaşta büyük olanlarla vakit getirmekten keyif alırlar.
    Sanat çalışmalarından keyif alır. Herhangi bir sanat dalına karşı ilgisi ve alakası vardır. Piyanoya ilk karşılaştığında parmakları ile teker teker tuşlara basmak yerine iç güdüsel olarak bütün parmaklarını yerleştirir profesyonel olarak kullanabilecek pozisyonda durur yani yeteneğinin olduğu sinyallerini bize açık bir şekilde ifade etmiş olur. Anne babaların çocuklarına karşı daha dikkatli ve duyarlı olmaları durumda çocuklarının üstün zekalı veya üstün yetenekli olduğunu anlamak sanıldığı kadar karmaşık ve zor bir durum değildir. İyi birer gözlemci olmaları çocukları için iyi birer geleceğin adımlarını atmış olabirler.
    Çocuğunu üstün zekalı veya üstün yetenekli ancak siz durumun farkında değilsiziniz, nelerle karşılaşırsınız?
    Kendi yaşantınızdan veya çevrenizden şu cümleleri duymuşsunuzdur;
    -Çocuğum çok zeki ancak hiç çalışmaz,
    -Dersi derste dinler tekrar yapmadan başarır,
    – Hafızası çok kuvvetlidir çocukluğunda hatta bebekliğinde yaşadıklarını kolay kolay unutmaz,
    -Sınavda hiç çalışmadan (…)puan aldı,
    Öğretmen ders anlatırken bir kaç dakika sonra konuyu manipüle eder. Dersi kaynatan sınıfının düzenini bozan işte hep bu çocuklardır. Yani sizinde duyduğunuz gibi zekidir ancak aklını derslerine yormaz. Toplum olarak etiketleme yapmayı severiz. Üstün zekalı ve üstün yetenekli bir çocuk derste anlatılan konuyu veya her ne ise işlenen, birkaç dakika da konunun özünü kavrar ve kalan zamanı da enerjisini boşaltmak için harcar. Ve bu çocuklar yaramaz, dersin işleyişini bozan, istenmeyen çocuklar olarak etiketlenirler. Sosyal anlamda baktığımızda yaşıtlarıyla iletişim kuramadıkları için zaman zaman sorunlar yaşayabilirler. Aslına bakarsanız üstün zekalı ve üstün yetenekli bir bebeğe, çocuğa sahip olmak bilinçli eveynlerle problemler çözülür ve çocuğunuza iyi bir gelecek sağlamış olursunuz yoksa her çocuk özeldir ve biriciktir. Her bebek dünyaya üstün zekaya sahip olarak gelir ancak anne baba ne kadar bilinçli olursa var olan zekayı daha da üst seviyelere çıkarabilir aksi halde kullanılmayan her şeyin zamanla işlevselliğini kaybetmesi gibi zekada normal kalıplara girer ve rutin hayatın sorunları ve sorumluluklarının dışına çıkamaz yani sıradanlaşır.

  • DUYGUSAL İLİŞKİLERDE BAĞIMLILIK

    DUYGUSAL İLİŞKİLERDE BAĞIMLILIK

    Her insanın hayattaki en büyük amacı,gerçek sevgiyi bulmaktır.Kişiler kendini gerçekleştirebilmek adına ilişkilerde birbirlerine bağlı olmayı tercih ederler.Ancak,birbirimize bağlı olalım derken zamanla bağımlı bireyler oluyoruz.İlişkide en çok dikkat edilmesi gereken nokta bağlı değil,bağımlı olmaktır.İlişkiye paylaşım süreci olarak değil de,ihtiyaç amaçlı başlarsak o ihtiyaç belirli bir süre sonra “bağımlılığa”dönüşür.Bağımlılık sürecine girildiğinde ise;özellikle bağımlı olan kişi neredeyse kendi yaşantısını,değerlerini yok sayarak tamamen karşısındaki kişi ile yaşadığı ilişkiye odaklanabiliyor.Bağımlı olan kişi;karşıdaki kişiden ayrılamaz.Ayrılmamak içinse sürekli bahaneler bulur ve bağımlı olduğu insanla arasına sınır koyamaz.Kaybetme korkusu yaşar ve bu durum onun tüm yaşantısını etkiler.Enerjisinin büyük bir bölümünü bu düşüncelerle harcar ve verimini kaybeder.

    İLİŞKİDE BAĞIMLI OLAN BİREYİN KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

    BAĞIMLI KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

    Kendi başlarına karar veremezler ve ilişkide bağımlı olunan kişi olmadan,kendilerini güçsüz ve çaresiz hissederler.

    Yalnız kalmaktan korkarlar ve bağlı oldukları kişiyle ayrılık düşüncesi halinde bile yoğun bir kaygı yaşarlar.

    Bağlı oldukları kişi için kendi ihtiyaçlarını birtarafa bırakıp,kendilerine yönelik kötü davranışlara katlanırlar(şiddet,sözlü saldırı,aşagılanma..)

    Bağımlı olan kişiler için mutluluk,ilişkinin iyi gitmesine bağlıdır.

    Tek başlarına karar vermekte zorlanırlar ve karşıdakinin onayına ihtiyaç duyarlar.

    Herşeyin yolunda gitmesini isterler ve genellikle bu yönde hayal kurdukları için sık sık hayal kırıklığına uğrarlar.

    Sürekli ilgi beklerler ve ilgisizlik bağımlı kişiyi depresyona sokar.

    Pasiftirler.

    Pesimist kişilik özelliklerine sahiptirler.

    Bu tarz ilişkilerde en sık yaşanan durumlar;kıskançlık,öfke patlamaları ve bu durumlara bağlı tartışmalardır.

    DUYGUSAL İLİŞKİLERDE BAĞIMLILIK NEDEN OLUR?

    Küçükken ihtiyaçların doğru şekilde karşılanamaması bağımlılığa neden olur.Bağımlı kişilerin ebeveynleri de,bağımlı kişilik özelliklerine sahip oldukları için çocuklarına gereken ilgi ve koşulsuz sevgiyi tam olarak gösteremezler.Çünkü onların da kendi içinde yeterince çeliştikleri durumlar vardır.Dolayısıyla enerjileri sürekli düşüktür ve karşılarında ilgilerini herzaman çekmeye çalışan çocukları vardır.Böylece çocukları kendi ihtiyaçlarını karşılayamazlar ve kendi ihtiyaçları yerine sürekli başkalarının ihtiyaçlarını görürler.Bunu yaparken de,bakım veren kişinin ilgisini ve sevgisini beklerler ayrıca kaybetme korkusu yaşarlar.Çocukken göremedikleri ilgiyi ve takdiri ileriki yaşlarda,başkalarında görmek isterler.

    NE YAPILMALIDIR?

    Tüm bunlar kişinin hayat kalitesini düşürür ve hayatını oldukça zorlaştırır.Kişinin korku,mutsuzluk ve kaygı hissetmesine neden olur.Bu durumda bağımlı kişinin öncelikle bağımlı olduğunu kabul etmesi gerekir.Bu süreçte kendisini tanıması önemli bir noktadır.Daha sonra kişinin özgüvenini geliştirmek adına çalışmalar yapması gerekmektedir.Kişi birey olduğunun farkında olmalı,kimliğini korumalıdır.Ve ne olursa olsun,hiç bitmeyecekmiş gibi ilişki yaşayıp,birgün bitebileceği ihtimalini de unutmamalıdır.Kişi tüm bunları bir uzmandan yardım alarak psikoterapi de daha aktif bir tutum kullanarak zamanla kendisindeki değişimi görecektir.Psikoterapi bu kişilik özelliklerindekiler için tercih edilen bir teavi yöntemidir.

  • ÇİFT SORUNLARINIZI ÇÖZMEK İSTER MİSİNİZ?

    ÇİFT SORUNLARINIZI ÇÖZMEK İSTER MİSİNİZ?

    ÇİFT SORUNLARI VE ÇÖZÜMLERİ

    Evlilik iki kişinin hayatını birleştirmesi, ‘ben’ olan yaşantının ‘biz’e dönüşmesidir. Kolay bir süreç değildir elbette. İki ayrı hayatın ortak bir mekanda birleşmesi, değişen alışkanlıklar, özgürlükler, paylaşımlar ve nitelikleri, yeni akraba ilişkileri, sorumluluklar,ekonomik değişimler çifti bu süreçte zorlayabilecek koşullardandır.
    Çiftler evlilik kararı aldıklarında bir ömür beraber yaşamayı ve mutlu olmayı hayal ederler. En özellerini, en kıymet verdiklerini eşleriyle paylaşmayı, onunla yaşlanmayı, onunla gülmeyi, onunla ağlamayı ve onunla ölmeyi isterler. Evlenirler, kavuşurlar ve mutlu olurlar. Zaman geçer, bir şeyler değişmeye başlar. Bazı çiftler sorunlarla baş eder, çözüm yolları bulurlar ama bazıları tükenir. Bir dönem mutlulukla birleştirdikleri hayatlarını, ayırmak isterler. Kimse mutluluğunu bitirmek istemez, eğer bir çift boşanmak gibi zor bir karar alıyorsa gerçekten mutsuzdur demektir. Çözüm ise boşanmak dışında bir şeyler de olabilir.

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın yürüttüğü “Türkiye’de Aile Yapısı Araştırması”nda Türkiye genelinde toplam 12 bin 56 hane ile anket çalışması yapılmıştır. Araştırmada bireylerin televizyon izleme alışkanlıklarından kültürel aktivitelere katılımına, alkol kullanımından evlilik kararına kadar birçok durum incelenmiştir. En dikkat çeken sonuçlardan biri boşanma nedenlerinin sıralaması olmuştur. Genel kanının aksine boşanmada ilk sıralarda, dayak, aldatma, ekonomik yokluk yer almamaktadır. Yüzde 27,3′lük oranla “eşlerin birbirine ilgisizlik ve sorumsuzluğu” boşanma nedenlerinde açık ara birinci çıkmıştır. Bu nedeni sırasıyla, evin ekonomik geçimini sağlayamama, aldatma, dayak/kötü muamele, içki ve kumar, eşlerin ailelerine karşı saygısız davranması, terk etme/edilme, eşin ailesinin aile içi ilişkilere karışması, çocuk olmaması, ailedeki çocuklara karşı kötü muamele, eşin tedavisi güç bir hastalığa yakalanması, hırsızlık, dolandırıcılık, gasp taciz gibi suçlar, aile içi cinsel taciz ve diğer nedenler izlemiştir.

    Eşlerin birbirleriyle yeterince ilgilenmemesi; evlilik öncesi çiftler birbirlerine fazlasıyla ilgi gösterirler, sevdiklerini özlediklerini sıkça ifade ederler. Evlendikten sonra zaten aynı yerde yaşadıkları için, birbirleriyle görüşmeleri zor olmadığı için ve birbirlerine alıştıkları için zamanla eskisi gibi ilgi göstermemeye başlarlar. Sevgi, mutluluk, kızgınlık, öfke vb duyguların ifade edilmemesi yakınlığın bozulmasına ve eşlerin birbirlerinden uzaklaşmasına sebep olur. Uzaklaşan insanlar problemle baş etmekte zorlanır, uyumsuz davranır ve sık sık kavga ederler.

    Sorumlulukların paylaşılmaması; değişen yaşam şartları ile birlikte evdeki ve dışardaki işlerin paylaşımı eşlerin zorlandıkları sorunlardır. Kadın ve erkeğin tüm gün çalışması, kadın çalışmadığı durumlarda iş yükünün fazla olması ve kadının zorlanması, erkeğin tüm gün stresli ve yorucu bir işte çalışması eve geldiğinde sadece dinlenmek isteyişi probleme dönüşebilecek durumlardır. Buradaki temel problem fiziksel yorgunluktan çok, eşinin kendini anlamadığını, önemsemediğini, onun için bir şey yapmak istemediğini düşünmesi ve bunların eşler arasında konuşulmamasıdır. Zevkle yapılabilecek işler zamanla eziyete dönüşür ve eşler tükenir.

    Niteliksiz iletişim; her şeyi düzeltecek olan ya da kötüye götürecek olan da iletişimdir. İletişimin bozulması, paylaşımın bozulmasına sonrasında nitelikli vakit geçirmeyi engellemeye, yan yana gelmekten hoşlanmamaya ve tahammülsüzlüğe sebep olur.
    Ekonomik sebepler; hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde ve kötü günde birlikte olmaya söz veren çiftler zamanla kötü günde tahammül edecek gücü bulamazlar kendilerinde.
    Fiziksel ve duygusal şiddet; şiddet sadece dayak değildir. Aşırı kıskançlık, kısıtlamalar, anlaşılmamak, sürekli eleştiri, duygusal açlık yaşatmak, sürekli dır dır yapmak, fiziksel zor kullanmak, duygusal zor kullanmak eşleri birbirlerinden uzaklaştıracak sebeplerdendir.

    SORUNLAR ÇÖZÜLSÜN, İSTER MİSİNİZ?

    Evlendikten sonra önce iki kişilik bir aile olun, sonra ailenize yeni bir birey ekleyin, en az iki yıl birbirinizi tanımak ve uyum sağlamak için yeterli bir süre olabilir.
    Eşinizi tanıyın; ne onu çok incitir? Ne onu çok mutlu eder? Ne onu deliye döndürür? Neye dayanamaz hemen barışır? Ne onun suratını astırır ve nasıl düzelir? Bunları bilin ve bu bilgileri iyi olmak için kullanın,
    Birbirinizin zaaflarını ve acılarını kaşımayın aksine acılarınıza merhem olmak için birliktesiniz,
    Birbirinizi eleştirmeyin, eksikliklerinizi sevgiyle ifade edin, birbirinizi tamamlayın çünkü o yüzden evlisiniz bunu hep hatırlayın,
    En çok ilgi beklediğiniz insan eşinizdir değil mi? Aynı şekilde o da sizden ilgi ve sevgi bekler. Bu her şeyden önemlidir. Unutmayın eşinizle huzuru ve mutluluğu sağlamazsanız, kendinizi iyi hissedemezsiniz. Birbirinizden beklentilerinizi konuşun ve isteklerinizi uygulamaya geçirin, hem de hemen,
    Evdeki ve dışarıdaki sorumluluklarla ilgili sorunlar yaşıyorsanız ve bunu bir türlü çözemediğinizi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur, yeter ki çözmek isteyin ve çözüm odaklı olun ikiniz de. Unutmayın çözümsüz düşündüğünüz konularda tepki gösteriyor olabilirsiniz, konu üzerinde konuşmaya başladıkça aslında sorunun başka yerlere kaymaya başladığını siz de göreceksiniz,
    Duyguları paylaşmak şifa verir. Hissettiğiniz her şeyi eşinizle konuşun, biriktirmeyin. Bu şekilde duygusal patlamalar yaşamamış, sorunları büyütmemiş olursunuz,
    Nitelikli iletişim kurmak önemlidir. Eşinizi fark edin, değer verin, dinleyin, anlamaya çalışın ve anladıklarınızı ifade edin,
    İstediğiz olsun diye ya da başka sebeplerle duygusal ya da fiziksel şiddet kullanmayın. Bu aciz bir yöntemdir, daha olgun olan öfkenizi ve kızgınlığınızı ifade edebilme becerisini kazanmaktır,
    Ailelerle ilgili yaşadığınız sorunlarda, eşinizin yanında olun, birbirinizi anlamaya çalışın. Unutmayın sizin aileniz ne kadar kıymetliyse eşinizin ailesi de o kadar kıymetlidir. Her biriniz kendi ailesiyle eşi arasında süzgeçli bir form oluşturun, her yaşanan olayı ya da her duyduğunuzu eşinize söylemeyin, yerinde ve yeterince aktarın,
    Eşinizin her türlü ihtiyacını önemseyin, birbirinizin önemsediği şeylere, hobilerine, hedeflerine ve işine saygı duyun,
    Çocuklarınızın fiziksel, sosyal, psikolojik ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılayın. Çocuklarınızla nitelikli vakit geçirin, ve onları koşulsuz sevin,
    Her çift sorun yaşar, her çift krizlerle savaşmak zorundadır. Önemli olan krizleri avantaja dönüştürebilme becerisi kazanmaktır. Sorunlarınızı çözemiyorsanız, eşinizle uyum sorunlarınız her geçen gün artıyorsa destek alın. Çünkü çift olarak kendinize bakamayabilirsiniz, dışarıdan bir profesyonelin size söyleyeceği bir iki cümle evliliğinizi kurtarabilir, sizin mutlu olmanızı sağlayabilir.

  • KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    İnsanlarda kıskançlık duygusu doğuştan var. Ancak özellikle çocuklarda kardeş kıskançlığı duygusu, anne-babanın yanlış davranışlarıyla tetikleniyor. Çocuğun kardeşini kıskanması, tamamen anne-babanın tutumuyla ilgili bir durum. Çocuk eve yeni bir bebek geldiğinde ve tüm aile onunla ilgilendiğinde artık, anne ve babası tarafından sevilmediği endişesine kapılıyor.

    Özellikle bebeğe anne-babanın sürekli ilgisi, eve gelenlerin sürekli hediyeler getirmesi ya da onunla ilgilenilmemesi bir korku, endişe oluşturuyor. Bu düşüncelerle çocukta iç huzur bozuluyor. Çabuk sinirlenen, ağlayan, tepki olarak yemek yemeyen, kurallara uymayan çocuk tüm bu davranışlarla tepkiler veriyor. Hatta daha ileri tablolarda kardeşine zarar verme, öfke nöbetlerine kapılma, içine kapanma, okul başarısında düşme gibi farklı tablolar da ortaya çıkabiliyor.

    Kardeşler arasında çeşitli sebeplerden anlaşmazlıklar çıkabilir. Anne-baba bu tür olaylarda haklı-haksız ayrımı yapma yerine olaya çözüm odaklı yaklaşmalıdır. O senin kardeşin, sen büyüksün gibi cümlelerle taraf tutmadan ve iki tarafı da suçlamadan çözüm sunmalı. Hatta çocukları kendi çözümlerini bulmaları için teşvik etmeliler. Hiç çözüm öneremedikleri durumda anne babalar kendi çözümlerini getirebilirler ancak bu iki tarafı da zor durumda bırakmadan ve kendi otoritelerini sarsmadan olmalıdır. Eğer çocukların tartışmaları şiddet boyutundaysa kesinlikle o anda kavga durdurulmalı ve bunun hiçbir koşulda kabul edilebilir olmadığı mesajı net bir şekilde verilmelidir.

    ANNE BABALARA ÖNERİLER

    -Öncelikle anne babalar rahatlamaya çalışmalı. Çocuklar etraflarındaki yetişkinlerin davranışlarından etkilenirler. Anne babalar büyük çocuğun kardeşine nasıl tepki göstereceği konusunda endişe duyuyorlarsa çocukta gergin olacaktır.

    -Kardeşe yönelik olumsuz duyguları reddedip, önemsememek yerine, onları kabul edip, tanımaya çalışmak gereklidir. Örneğin çocuk “Anne, hep bebekle ilgileniyorsun.” Dediğinde “Hiç de değil, daha biraz önce sana kitap okumadım mı?” demek yerine “Bebeğe bu kadar zaman ayırmam pek hoşuna gitmiyor.” derseniz, onun da “Hayır, hiç hoşuma gitmiyor.” diyerek duygularını ifade etmesine fırsat verebilirsiniz.

    -Kardeşler arasındaki karşılaştırmalardan kaçınmak da önemlidir.

    -Bebek için söylenen “Ne kadar yaramaz, sürekli ağlıyor ve beni yoruyor oysa ben seni daha çok seviyorum” gibi bir cümle çocuk tarafından inandırıcı bulunmaz, tam tersine onu kandırmayı istediğinizi düşünebilir. Bu da çocuğun anne babalara olan güvenini zedeler.

    -Kıskanmasın diye çocuğa aşırı hoşgörü göstermek de durumu kötüleştirir. Örn: Önceden yalnız yatan çocuğun anne babasıyla yatmasına izin verilmemelidir.

    -Bebeğe zarar vermesine izin verilmeyeceği kesin bir dille anlatılmalıdır. Çocuk kardeşinin canını yaktıysa aşırı tepki göstermemek, sinirlenmeden (yoksa sizi sinirlendirmek için bu davranışı tekrarlayabilir) uyarıda bulunmaktır. Çocuk mesajı alsa da almasa da iki kardeşi yalnız bırakmamak doğru olacaktır. (Beş yaşına gelene kadar çocuklar zarar verip vermediklerini kavrayamazlar.) .Aşırı kaygı içeren tavırlarla çocuğu bebekten uzaklaştırmaya çalışmak yanlış olacaktır.

    -Onlara kavgalarla baş etme sorumluluğu vermeli. Oradan ayrılın sizi kullanmasına izin vermeyin. Ancak durumun kötü gittiğini hissettiğiniz durumlarda araya girin. Örn; birbirlerine fiziksel zarar verme gibi. Olayın ne kadar dışında kalırsanız çocuklarda kendi aralarındaki anlaşmazlıkları çözmede o kadar yaratıcı olacaktır.

    -Dikkatinizi hemen, sorun çıkaran çocuğa yönetmek yerine, zarar gören çocukla ilgilenmek, kardeşi “mağdur, ezilen” olarak nitelendirmemek gerekir.

    -Kardeşler arasında kıskançlık hissettiğinizde onları birbirinden uzaklaştıracak değil, yakınlaştıracak ortamlar yaratmaya çalışılmalıdır.

    ALFRED ADLER’E GÖRE DOĞUM SIRASININ KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    “Beş yaşında bir erkek çocuk, kardeşlerden en büyüğü.”

    “En büyük çocuklarda görmeye alışılan bir durum vardır, acaba tahtımızdan alaşağı edilir miyiz diye içlerinde hep bir korkuyu barındırırlar. Güç ve otorite konusuna olağanüstü derecede akıl erdirir, güç ve otoriteye yaşamda en yüce nesne gözüyle bakar ve bu uğurda savaşıp dururlar. En büyük çocuk kadar yaşam kurallarına bağlı bireylere seyrek rastlayabilirsiniz. İkinci doğmuş çocuk ise kural ve ilkelerin amansız düşmanıdır. Tek yanlı bir otoritenin karşısındadır, herşeyin bir başka türlü olabileceği düşüncesine de yer verir kafasında, kuralların ve doğa yasalarının mucizevi gücüne pek inanmaya yanaşmaz, kural diye birşeyin olmadığını her türlü koşulda göstermeye eğilim duyar. Dolayısıyla, bu çocuk güç ve otorite konusunda oldukça duyarlıdır ve tahtı yeniden ele geçirmeye çalışır.”

    Doğum sırasının kişilik özellikleri ve davranışlar üzerinde kalıcı etkilerinin olabileceği fikri ilk kez Alfred Adler tarafından ortaya atılmıştır. 1930’larda ortaya çıkan bu fikir birçok araştırmaya konu olmuştur. Adler’e göre aile içinde kardeşler ortak birçok şeyi paylaşsa da, doğum sıralarından dolayı her bireyin aile içinde kendilerine yükledikleri anlam farklıdır. Adler aslında daha çok doğum sırasının getirdiklerinden bahseder. Şöyle ki çocukların anne babalarının gözünde nasıl bir yere ve değere sahip olduklarını değerlendirmeleridir (Çakır ve Şen, 2012). Adler’e göre ilk doğanlar anne ve babanın ilgi ve sevgi odağı olabilme şansına sahiptirler. Ebeveynler çocuk sahibi olmanın acemiliğini yaşarken çocuk tek ilgi odağı olmanın keyfini çıkartır ve otoritesini kurar. Fakat aileye ikinci çocuğun gelişi ilk doğan için ciddi bir travmadır. Anne-babasının ilgisinin ve ona ayrılan zamanın ikiye bölünmesi alışmakta güçlük yaşadığı noktalardandır. Kardeşinin dünyaya gelişiyle sorumluluklar almaya başlar. Büyük olmanın bilincine varır. İlk çocuk sosyal açıdan baskın ve daha başarılıdır. Birçok araştırmada da akademik başarının ikinci çocuğa göre ilk çocukta daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Araştırmacılar bu başarının sebebini anne babanın tecrübesizliğinden dolayı çocuğun her şeyi kendi başına öğrenmesinden kaynaklandığını düşünmektedir. İki kardeş arasında sıkışan ortanca çocuğun her zaman en şanssız olduğu söylenmektedir. Adler, ortanca çocuğun rekabetçi ve diplomatik olduğunu iddia etmiştir. Ilımlı ve arabulucu olma özelliklerine sahip olmaları dikkat çekmektedir. İlk çocuk ile ikinci çocuğun arasındaki sevgi ve ilgi dengesi çok önem taşımaktadır. Burada anne ve babaya büyük görev düşmektedir. Anne ve babanın sevgi ve ilgiyi orantılı dağıtabilmesi iki kardeş arasındaki kıskançlığın olumsuz etkilerini en aza indirebilmektedir. Ebeveynlerin orantısızlığı ya da oluşturulan normalin üstündeki rekabet ortamları ikinci çocuğun asi olmasında etkin olmaktadır. Aynı zamanda anne ve babanın ilk çocuktan, kardeşinden dolayı yaşının üstünde bir olgunluk ve birden gelen sorumlulukları kusursuz bir şekilde yerine getirmesini beklemesi yanlıştır. Adler, en küçük çocuğun ise bencil ve talepkar olduğunu, çünkü kendisiyle ilgilenilmesine alışık olduğunu iddia etmiştir. Önünde bulunan modellerle rekabet içindedir. Sürekli kendisine örnek gösterilen birilerinin olması son doğanda kendisini başkalarından aşağıda görme davranışını oluşturabilir. İletişim kuracağı ortamın fazla olması sosyal yönünü geliştirmesine katkı sağlar. En küçük çocuk genellikle kendini sosyal yaşantıda aktifliğiyle gösterir. Adler’e göre anne ve babanın çocuklarına farklı tutumu ya da doğum sırasına göre kardeşler arasındaki ilişki çocukların kişilik ve davranış alışkanlığı kazanımında etkin rol oynamaktadır. Bu farklı muamelenin çocukların kişiliklerini etkilemesi mümkündür ama bunun tam olarak nasıl olduğunu belirlemek imkansızdır, çünkü doğum sırasının etkileri cinsiyet, kardeşler arasındaki yaş farkı ve sosyoekonomik durum gibi diğer faktörlerden ayrıştırılamaz (Jarette,2013). Doğum sırasının kişiliği etkilediği fikrinin çok popüler olmasına rağmen oldukça tartışmalı olduğu kanıtlanmıştır, çünkü bunu destekleyen çok az bilimsel kanıt bulunmaktadır. Ancak yakın dönemde yapılan bir araştırma bu konuya biraz güvenilirlik kazandırmaktadır. 2009 tarihli çalışma, daha sonra dünyaya gelmiş olmanın, IQ üzerinde küçük de olsa olumsuz bir etkisi olduğunu göstermektedir.