Etiket: İlgi

  • 0-15 Yaş Mesleki Gelişim ve Lise Tercih Süreci

    0-15 Yaş Mesleki Gelişim ve Lise Tercih Süreci

    İnsanlık tarihine baktığınızda üretme ihtiyacını mağara resimlerinden görebiliriz. İlk insandan günümüze insan; kendi akıl ve düş dünyasını bir şekilde dışa vurmak, başkalarıyla paylaşmak-onlara iyi gelmek, takdir görmek, düzenlemek, şekillendirmek ve eser bırakmak arzusundadır.

    Varoluşumuzu besleyen yaşamımızı sarıp sarmalayan yönlendiren iki şey var: üreme içgüdümüz ve üretme arzumuz. Tabi bununla ilgili de yaptığımız tercihler eş ve meslek seçimine dayanıyor. İki seçime de hazırlanmak belirli tecrübe ve zaman gerektiriyor. Sağlıklı kararlar alabilmek için ince eleyip sık dokumakta yarar var. Çünkü sonrasında dönüp baktığımızda geriye dönüşü zor olan, her yönümüzü bir şekilde etkileyen ciddi ve hayati kararlar.

    Eş seçimi şöyle dursun (ayrı bir konu) meslek tercih sürecinde nelerle baş başa kalıyoruz. Mesleki gelişim ve tercih süreci doğumdan ölüme kadar her anı ilgilendiren çok geniş bir konu. Hayata gözünü yeni açmış bir çocuğun çevresinde gördükleri ve hayata hazırlanmaya başlamasından; okul öncesi ve okul eğitimiyle şekillenen; liselere giriş (TEOG) sürecine kadarki süreci ele alacağım.

    0-7 yaşta meslek: Yaşamın ilk yedi senesi hayata hazırlanmak için olduğu kadar çocuğun ilerideki mesleğinde can damarı olacak olan kişilik-ilgi-yetenek gelişimi için çok değerlidir. Bu dönemde çocuğun doğayla iç içe olması hayati önemdedir. Çocuğun özeline ve biricikliğine saygı duyularak, doğayla iç içe, beş duygu organının aktif olduğu bir eğitim gereklidir. Çocuk mümkün olduğunda farklı alanlarla tanıştırılmalı ve hoşuna giden alanda da ilerlemesi teşvik edilmelidir. Ülkemizde her yıl sayıları yüz binleri bulan üstün çocukların gerekli eğitimi almadıkları ve bu yüzden köreldikleri bilinmektedir. Anne babalar ileride mutlu, özgüvenli, saygılı, yetenekli ve kendi kendine yetebilen çocuklar yetiştirmek istiyorlarsa; bu yaş dilimi her şey olmasa da birçok şey olduğunu bilmelidirler.

    7-12 yaşta meslek: Çocuğun somuttan soyut düşünebilmeye geçtiği yaş dilimidir. Okulla birlikte hareket eden çocuk bilime teşvik edilmelidir. Bilimsel metodolojiyi görebileceği belgeseller izlettirilmeli, merak duygusu kamçılanmalıdır. Merak duygusu insan için en can alıcı duygulardan birisidir. Bu duyguyu kazandırdığınız zaman her gün çocuğum ders çalış demek yerine bugün hangi aktiviteyi yapalım ön planda olur. Okul müfredatı ile hayat arasında kurulan bağ arttıkça çocuk kendiliğinden ödevlerini yapacaktır. Hayatla bağ kurduramadığınız sürece ödevler ve sınavlar bir yük olmaktan çıkamaz. Ayrıca bu yaş diliminde de kültür-sanat faaliyetleri değerlidir. Kendi duygularını ifade etmesi iletişim gelişimi için anahtardır. Bugün üst düzey firmalarda üst düzey pozisyonlara gelen kişilerin en belirgin özellikleri iletişim becerileridir. Elbette mesleki beceriler de etkili ama iletişimle desteklenmezse birçok sorun her yaş ve kurumda oluşabilmektedir.

    12-15 yaşta meslek: Ergenlik döneminin başlaması; ilkokuldan ortaokula geçmeyle beraber tek öğretmen sisteminden bir çok branş öğretmenine geçiş; ilkokulda verilen daha pekiştirici bol notlardan daha kısıtlı notlarla karşılaşılan ortaokul dönemine tekabül eden; ortaokul başlangıcında saydığım nedenlerden veli ve öğrencilerin kafalarının karıştığı yaş dilimidir. Bu yaş diliminde anahtar kelime ergenlik olmalı. Çocuğuma neler oluyor sorusunun cevabı ergenlik döneminin iyi bilinmesiyle bulunabilir. Ergende anlaşılma isteği en temel beklentidir. Meslek konusunda daha ayrıntılı bilgilendirmeler yapılabilir. Öğrenciler çeşitli meslekten kişilerle görüştürülmeli; yeteneği hakkında bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Yine öğrenciler, ilgi alanının çeşitlendirilmesi için lise türleri ve mesleki liselerden öğrencilerle tanıştırılmalıdırlar. Lise gezilerine önem verilmelidir.

    İnterneti oyun ve sosyal medya dışında da öğrencilerin iyi kullanması; iyi internet okur yazarı olmaları çok değerlidir. Meslek seçimi konusunda da yararlanabilecekleri pratik bir ilgi testi olan mesleki eğilim testi uygulamaları mesleklere olan ilgileri hakkında genel fikir verecektir. Daha ayrıntılı ilgi testi ise akademik benlik kavramları ölçeği uygulamasıdır. Öğrenciler mutlaka ilgi testini uygulamalıdırlar.

  • TÜKENMİŞLİK NEDİR?

    TÜKENMİŞLİK NEDİR?

    TÜKENMİŞLİK NEDİR?

    Tüketmişlik, yorgunluk ve ilgi azalması görüldüğü uzun döneme yayılan psikolojik bir kavramdır.

    Tüketmişlik sendromu fiziksel duygusal zihinsel belirtiler. Davranışlar sırasında ve motivasyonda yaşanıyor.

    Duysgual olarak süregelen endişe, karamsarlık, duygularda ani iniş çıkışlar, sıkılma, isteksizlik, çaresiz hissetme, doyum hissetme, hayattan zevk alamama, çabuk sinirlenme, umutsuzluk, huzursuzluk, desteksiz ve duyarlılık hissedebilir.

    Zihinsel alanda ise, duygulardaki olumsuz yönlerde öncelikli olarak bir işteyken ilgini başka şeylere yönelmekte, işle ilgili düşüncelere saplanmaya, işini, kariyerini, çalıştığı yeri sorgulamaya neden olur.

    Kilo yönetimi, iştah değişimleri, uyku güvenliği, kaslarda gerginlik, enerji durumu, halsizlik, yorgunluk, baş boyun ve sırt ağrıları, mide problemleri bedensel olarak sorunun sorunlardandır.

    TÜKENMİŞLİKLE NASIL BAŞEDİLİR?

    Eyleme geçip değişimini sağlamak için sizi bu noktaya getirme süreci analiz etmelisiniz. Yaşantınıza dışarıdan bi gözle bakıp resmin bütünü görmeye çalışabilirsiniz.

    İşinizde yaptığınız tüm etkinlikleri inceleyin. Yapmaktan keyif aldığınız ve boyutunuz kolay gelenleri, sizi zorlayanları ve olumsuz duygulara itenleri belirleyerek hangilerinden vazgeçebiliceğinizi ve nasıl sonuçları olabileceğini düşünün.

    Keyfinizi yerine getiricek işte yapabiliceğinizde düşünün. Onları, yeni bir eğitim bu döngüden çıkmanız yardım eder mi? Ne istediğinize karar verin.

    Tükenmişliğinizin kaynağını bulun ve harekete geçin. Bilgisayarda stres düzeyinizdeki fazlaysa sizi dinlendirici şeyler ediyor. İşle ilgili sıkıntılarınızı kıracak yeniliklerimizi. Zihninizin dolu olması gerektiğini hissediyorsanız zihinsel işlemlerinizi gerektirmeyen aktivitelere yönelebilirsiniz.

    Çalıştığında ortamı, içeride rahat edebileceğini ayarla.

    Rutini aralar molalar ve tatillerle kıtasında.

    İşinizle ilgili yeni bakış açıları, yeni bilgiler, yeni hedefler geliştirin.

    İşinizi anlamı buldukça işinizle ilgili sahiplenicek ve doyumunuz artıcaktır.İşinize anlam yüklemenize yardım edecek bir öğeye odaklanabilirsiniz.

    İşe kendinizden birşeyler katmanın yollarını açtı.

    Beslenmenize, fiziksel sağlığınıza, uykunuza dikkat edin.

    Kendinize “kaliteli zaman” ayırın. Yalnız beden sahibi olan ve bedeniniz iyi gelecek şeyleri yapacakınız bir zaman. Kahve içmek, kitap okumak, uzun bir banyo yapmak, bir arkadaşla sohbet etmek gibi. Bu zamanı birbirinden ayırarak zorlanıyorsanız bazen onlardan böyle bir mola bile iyi gelecektir.

    Tek başına bu süreç yönetemediğinizi hissedeceksiniz profesyonel yardım almaktan çekinmeyin. Bu hizmet, kariyer danışmanları ve psikolojik destek hizmeti veren uzmanlar size yol gösterici olabilir.

  • Histerik Kişilik Bozuklukları

    Histerik Kişilik Bozuklukları

    DSM-5 kriterlerine göre histrionik kişilik bozuklukları sınıflandırılması itibariye B grubu kişilik bozuklukları tanı kriterleri arasındadır. Histrionik kişilik bozukluklarını erken erişkinlikte başlayan ve değişik bağlamlarda ortaya çıkan aşırı duygusallık ve ilgi çekme arayışı ile yaygın bazı örüntüleri de mevcuttur. Bu tanı kriterlerinden beş ya da daha fazlası bireylerde var ise hekimler tarafından bu tanı girilmektedir. Peki, bu kriterler şunlardır: ilgi odağı olmadığı zamanlarda rahatsız olma, kişilerarası etkileşimlerinde, cinsel yönden, baştan çıkarıcı uygun olmayan davranışları varsa, birden değişken ve sığ duyguları var ise, ilgi çekmek için dış görünümünü kullanıyorsa, gereğinden çok etkileniyor ve yoksun bir konuşma biçimi varsa, yapmacık davranışlar sergiliyor ve duygularını abartıyorsa, kolay etki altında kalıyorsa, ilişkilerinde daha yakın olunması gerektiğini düşünüyorsa bu tanı aklımıza gelmektedir.

    Bu kişilik bozukluğu yaşayan bireylerde aşırı duygusallık ve ilgi çekme arayışı görülen bir yapı vardır. Fiziksel çekicilikle açık bir biçimde baştan çıkarma ile ilgilidirler ve kendilerini en rahat hissettikleri an ilgi odağı oldukları durumdur. Kişilik bozukluğundaki kişilerin duygusallığı uygun olmayan şekilde mübalağatif, değişikli gösteren ve yüzeyden şeklinde görülür. Genel olarak izlenimci pozisyon biçimiyle canlı ve dramatiktirler. Çabuk heyecanlanan, uyarılmayı isteyen, küçük de olsa uyaran karşısında kolay öfkesini belirten, bağırıp çağıran yani gerçekçi olmayan tepkileriyle hayatını idame ettirmektedir. İlişkileri bozuktur, gergin ve bunları tarif eden kişiler olarak da belirtebiliriz. Bu yapıdaki kişilerin yakın ilişkilerinde fırtınalı ve tatminlik barındırmayan nitelikte olmaya eğilimlidirler. Kişilerarası ilişkilerinde ayrılma anksiyetesine karşı kırılgan bir yapıya sahiptir ki kolaylıkla incinebilir ve ilişkileri sonlandığında ise yoğun bir şekilde üzülerek tedavi arayışına gişrebilir.

    Bu kişilik bozukluğundaki kişilerin intihar ve depresyon meyilli oldukları bulgulanmıştır. Fakat intiharlar olayları hayati önem taşımamış, öfke ve hayal kırıklıkları neticesinde ortaya çıktığı görülmüştür. Popülasyonlar bu kişilik bozukluğunda en sık görülen hastalık listesinde panik bozukluğu olduğunu göstermiştir. Diğer yaygın hastalılar ise, alkol bağımlılığı, konvesiyon bozukluğu ve somatizasyon bozukluğu tanıları da hastanın tedavi arayışına itmiştir.

    Histriyonik kelimesi yakın zamanda ortaya çıkmasına karşın histerik adı ile bilinmekteydi ve bu kelimenin yerine kullanılmaktaydı. Tabi bu histerik kelimesi tarihi uzun zamanı almaktaydı. Histeri kelimesinin yerine histriyonik kelimesinin kullanılmasının sebebi ise kadın hastalıklarını tarif etmekle alakalı kullanılan aşırı stres kaynaklı kontrol kaybına ilişkin olgulara referans olarak gösteriliyordu. Bu konu tartışma sebebi olarak süregelirken feministler tarafından kadın sorunlarını küçümsemek için cinsiyetçi bir etiket olduklarını varsaymışlardır.

    Histeri kavramı, Mısır inancıyla başlayarak rahmin vücudun perdeydey şekilde gezdiği ve durağan olmayan şekilde kalıp histerik belirtiler ürettiğini söyleyerek başlamıştır.

    Freudyen kuram, hastalığın kökünde histeri belirtilerini açıklasa da konversif histeri üzerine daha yoğunlaşmıştır. Psikodinamik formulasyonlar, çözümlenmemiş ödipal evredeki çatışmaların bozukluk için en belirleyici özellik olduğunu ve savunma mekanizması olarak “bastırma” mekanizmasını gördüğünü ifade etmişlerdir. Bastırılmış cinsel duyguların gün yüzüne çıkarılması, histerinin erken analitik tedavisinde duygusal boşalmayı kolaykaştıran hipnoz ve telkinlerde çözüleceği görüşünü yansıtıyordu. Tabi histeriyle alakalı bir çok çalışmalar da yapılmaktaydı.

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş kıskançlığı birçok aileyi zorlayan konulardan biridir. Kıskançlık, sevilen bir kişinin başkası ile paylaşılmasından duyulan rahatsızlıktır. Kıskançlık duygusu aynı öfke, üzüntü, mutluluk gibi doğal duygulardan bir tanesidir ve sevilen kişinin bir başkasıyla paylaşılamamasından ve temelde güvensizlikten kaynaklanmaktadır. Kıskançlık neticesinde kardeşine istenmedik tutum sergileyen çocuğu yargılamadan önce ilk olarak bu duygunun nedenleri üzerine düşünmek ve bu kıskançlık duygusunun doğal bir duygu olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Aile içinde önemli olan kardeşlerin rekabet etmeden işbirliği içinde, duygularını sağlıklı ve işlevsel bir şekilde ifade edebildikleri, her birinin ayrı ayrı koşulsuz kabul edildikleri ve değer gördükleri, kimsenin bir role hapsedilmediği bir aile ortamında büyümeleridir.

    Kardeş kıskançlığının nedenleri bakacak olursak, doğmadan önce tüm ilgi ve dikkat çocuğun kendi üzerindeyken, kardeşi doğduktan sonra bu ilgi ve dikkatin kardeşine yöneltimesi neticesinde çocuk kaygı yaşayabilir. Anne ve babası tarafından daha az sevileceğini, daha az ilgi göreceğini, anne babasının kendisine olan sevgisini kaybedeceğine ilişkin korku yaşayabilir. İlk olarak çocuğun bu kaygısını anlamak gerekmektedir.

    Kardeş kıskançlığının diğer nedenlerine baktığımızda bir diğeri, kardeş doğumu sırasında anne baba tutumlarının farklılaşmasıdır. Kardeşe duyulan kıskançlığın şiddeti, anne-baba ile çocuk arasındaki ilişkinin niteliğine ve çocuğun yeni doğan kardeşine olumsuz bir tutum içerisinde sergilediği davranışlarına ailenin gösterdiği hoşgörü de etkilidir. Kıskançlık duygusunun şiddetini belirleyen etmenler de biri de kardeşler arasındaki yaş farkıdır. Yaş farkı az olan kardeşlerdeki kıskançlık duygusu, yaş farkı fazla olanlara göre daha yüksektir. Çevredeki kişilerin tepkileri ve tutumları da bu duygu üzerinde etkili olabilmektedir. Çocukları birbirleriyle kıyaslamak olumsuz etkileri olan yaklaşımlardır. Çevreden gelen tepkiler ile kıyaslanan çocuklar birbirleriyle rekabet ederek, birbirlerine karşı öfke, kıskançlık gibi duygular besleyebilirler.

    Kardeş kıskançlığının belirtileri annenin hamilelik döneminde başlayabilmektedir. İçe kapanma, sık sık sevilip sevilmediğini sorgulama, ilgi çekmeye çalışan davranışlar içerisinde olma, altını ıslatma, parmak emme, bebeksi konuşma gibi yaş dönemi öncesine ait davranışlar sergileme, saldırgan davranışlar sergileme, huzursuz, gergin olma, baş ağrısı, mide bulantısı gibi psikosomatik belirtiler gösterme, doğacak veya doğmuş olan kardeşine yönelik çok yoğun sevgi veya çok yoğun öfke içerisinde olmak kardeş kıskançlığının belirtileri arasında sayılmaktadır. Kardeşinin doğmasıyla birlikte çocuk ikircikli duygu yaşamaktadır. Bir yandan ilgi ve koruyuculuk bir yandan da huzursuzluk, öfke, kıskançlık gibi duygular içerisindedir. Kendi içinde annem ve babam eskisi gibi beni sevmezse korkusu taşıyabilmektedir. Bu duygu ile beraber çocuk ailesini sınayan davranışlar içerisine girer. Huysuz, gergin, agresif bir tutum sergileyip olur olmadık isteklerde bulunur, pasif agresif davranışlar sergiler. Kardeşi gelene kadar evin ilgi odağı kendisiyken bir anda kendini sevilmeyecek gibi hissedebilir. Bu his ile beraber içine kapanık, yemek yemeye başlayabilir veya okula gidiyorsa derslerindeki başarısında düşüş olabilmektedir. Çocuklar önceki gelişim dönemi davranışlarına dönerek (gerileme, regresif) kıskançlık duygularını ifade edebilmektedirler. Bunlara örnek olarak, parmak emme, altını ıslatma, bebeksi konuşma, tırnak yeme, konuşma bozuklukları, kekeleme, uyku problemleri, annenin yatağında yatmak isteme vb. davranışlar gösterilebilir. Yemek yemede, uykuda, giyinmekte veya başka konularda özellikle anneyi zorlayarak sorun çıkartabilmektedirler.

    Kıskançlık duygusu ile beraber kardeşine ya da onun eşyalarına zarar vermeyi deneyebilmektedirler. Uygun şekilde bu duruma müdahale edilmezse saldırgan davranışlar daha da artabilir. Anne-babanın tepki göstereceğini bildiği için kardeşini seviyormuş gibi yapıp sahte bir sevgi gösterirken, gizlice kardeşini ağlatıp ona zarar verebilir. Bazı çocuklar kıskançlık duygularını belirgin bir şekilde belli ederken bazı çocuklar da duygularını bastırarak, aşırı sahte sevgi gösterisinde bulunurlar. Bu davranışlarının altında ebeveynlerinin sevgisini ve ilgisini kaybetme korkusu yatmaktadır.

    Anne-baba olarak neler yapabileceğinize bakacak olursak, ilk olarak daha kardeş gelmeden çocuğunuzu hazırlamak ile başlayabilirsiniz. İlk aşamada sizin kaygılı olmamanız, rahat hissetmeniz önemlidir. Eğer çocuğunuzun kardeşine nasıl davranacağı ile ilgili kaygı içindeyseniz, çocuğunuz da bunu hissedecektir. İlk olarak kardeşinin isim seçiminde onun da düşüncelerini alabilirsiniz. Kardeşi ile ilgili olan sürece çocuğunuzu da katarsanız o da sorumluluk hissedebilecektir. Doğacak çocuğunuzun eşyalarını birlikte hazırlayabilirsiniz. Bir bebeğin ihtiyaçları neler olabilir şeklinde sohbetler edebilirsiniz. Bu süreçte bebek ile ilgili konularda onun da yardımını isteyebilir ve ona küçük sorumluluklar verebilirsiniz. Kardeş ile ilgili hikaye kitapları okuyabilir ve okuduğunuz kitapların içeriğiyle ilgili sohbetler edebilirsiniz.

    Her şeyden önce ilk olarak kıskançlık duygusunun doğal olduğunu kabul edip, çocuğunuzun davranışlarını kıyaslamamalı ve yok saymamalısınız. Çocuğunuzun hissettiği bu duyguyu dışa vurması konusunda onu teşvik edebilmelisiniz. Bu süreçte de oyun ve resimlerden faydalanabilirsiniz. Oyunda çocuk, gerçek hayatta ifade edemediği duyguları ifade edebilme imkanı bulur. Örneğin oyun içinde canlandırdığı kardeş karakterini boğar veya geri gelmemek üzere tatile gönderir. Çizdiği resimlerde de kardeşini aile tablosunun dışında çizebilir veya aile resminde hiç yer vermeyebilir. Bu durumda çocuğun kıskançlık duygusunu empati ile karşılamalı, anlayış göstermelisiniz. Çocuğun kardeşine olan olumsuz duygularını inkar edip yok saymak yerine bu duyguların varlığını kabul etmeli, uygun bir şekilde bu duyguları açığa çıkartmayı sağlamalısınız. “Kardeşinin sürekli etrafında olması senin için zor olmalı. Ne hissettiğini bana anlatabilirsin, nasıl hissettiğini bilmek benim için önemli” gibi söylemlerle çocuğunuzun duygularını dinleyebilirsiniz. Ebeveyn olarak, birbirlerine zarar vermeden öfkelerini nasıl ifade edebileceklerini onlara öğretmelisiniz. “Kardeşine vurmana izin veremem ama çok öfkeli olduğunu bana anlatabilirsin, çizebilirsin, bunu bana biraz daha anlatmak ister misin?” şeklinde yaklaşım sergileyebilirsiniz. “Herkesin çok tatlı diyerek kardeşinin etrafına toplanıp sevmesi seni öfkelendirebiliyor değil mi? Sen bebekken de aynısını sana da yapıyorlardı ama kızgınlığını anlayabiliyorum. Bu olduğunda bana bir işaret ver göz kırpmak gibi. Ben de sana göz kırparım. Böylece benim seni anladığımı anlarsın. Bu bizim aramızdaki bir oyun olsun.” gibi yaklaşımlarla duygularının anlaşıldığını hissettirebilirsiniz. Olumsuz duygular dışarı çıkmadan, ifade edilmeden olumlu duygular içeri giremez. Kardeşler arasında olumlu duygular olması için ısrarcı olmak olumsuz duyguları meydana getirebilmektedir ama kardeşlerin arasındaki olumsuz duyguları anladığınızda, anladığınızı hissettirdiğinizde olumlu duygular beraberinde gelmektedir.

    Çocuğun anne babasından beklediği, özel olduğunu hissetmektir. “ben ikinizi de eşit seviyorum” demeniz kendilerini özel ve ayrı bir birey olarak sevilme ihtiyaçlarını karşılamamaktadır. Çocuklar eşit sevgi yerine, özel olarak sevilme ve ilgilenilme ihtiyacı duymaktadırlar. “En çok kimi soruyorsun?” sorusuna ikinizi de eşit seviyorum demek yerine, “ikiniz de benim için özelsiniz. Sen benim biricik kızımsın, sen benim biricik oğlumsun. Dünya üzerinde senin benzerin olan başka biri yok, kızım/oğlum olduğun için çok memnunum” şeklinde onların özel olduğunu vurgulamak önemlidir. Çünkü eşit sevilmek, bir şekilde daha az sevilmektir. Kıskanmasın diyerek bir çocuğunuza aldığınızın aynısını diğerine almak, gösterilen ilgi eşit olsun diye çocuklardan biri sadece anne ile, diğer çocuk da sadece baba ile zaman geçirmesi şeklinde yaklaşımlar kıskançlık duygusunu daha fazla arttırmaktadır.

    Hem sözlerinizle hem de davranışlarınızla onu sevdiğinizi ifade etmeniz gerekmektedir. Çocuk kardeşi doğduktan sonra anne babanın sevgisinde azalma olmadığını hissetmelidir. Çocuğunuza zaman ayırarak, onunla konuşarak, onunla birlikte ortak bir zaman diliminde paylaşımda bulunarak davranışlarınızla da sevginizi hissettirmelisiniz. Doğan kardeşine rağmen annesinin kendisiyle oyun oynadığını, zaman geçirmeye çalıştığını gören çocuğun kaygısı azalacak ve beraberinde kıskançlık belirtileri de azalmaya başlayacaktır. Her çocuğunuz için ayrı, onlara özel zaman ayırmak çok önemlidir ama bu zamanı eşit olarak paylaştırmak yerine çocuğun ihtiyacına göre zaman ayırmanız doğru olacaktır.

    Doğan kardeşine zarar verebileceği endişesi ile çocuğunuzu bebekten uzaklaştırmaya çalışmanız doğru değildir. “Sen artık abla oldun” diyerek çocuktan yaşının üzerinde olgunluk beklememek gerekmektedir. Çocuk kardeşini sevmek zorundaymış gibi hissetmemelidir. “Kardeşimden nefret ediyorum” diyen bir çocuğu ayıplamak, çocuğun kardeşine olan kızgınlı ve kıskançlığını daha da artırmaktadır. Çocuk bu olumsuz duygusunu ifade etmeden önce anne bu durumu kendisi ifade edebilir. “Kardeşin doğduğundan beri onunla ilgilendiğim için seni sevmediğimi düşünüyor olabilirsin, ama bu doğru değil. Eskisi kadar seni seviyorum. Benim de kardeşim olduğu zaman böyle hissetmiştim, anneme öfkelenmiştim. Ama sonradan bunun böyle olmadığını anlamıştım.” gibi söylemler anne ile çocuk arasındaki bağı güçlendirir, çocuğun kaygısını azaltır.

    Birbirleriyle çatışma yaşayan kardeşler arasındaki roller de önem taşımaktadır. Kardeşlerden biri sevilmek ve kabul edilmek için “iyi çocuk”, diğeri ise olumsuz bir ilgi olsa da ilgi ilgidir diyerek “kötü çocuk” rolüne hapsolabilmektedir. Roller bir kez belirlendikten sonra çocuklar bu rolleri oynamayı sürdürebilirler. Burada ebeveyne düşen en önemli görev, zorba rolündeki çocuğu şefkata yönlendirmek, kurban rolündeki çocuğu ise güçlendirmektir. Birbirleriyle tartıştıklarında dikkatinizi saldırgan davranışlar sergileyen çocuğunuza yöneltmemelisiniz. Bunun yerine mağdur olan ile ilgilenin. Burada saldırgan çocuğa giden mesaj “annemin ilgisini çekemedim, buna değmedi”, mağdur olan çocuğa giden mesaj ise “seslendiğim için annemin ilgisini çektim” şeklinde olacaktır. Onlar kavga ettiklerinde yargılamamalı, cezalandırmamalısınız. Kimin haklı haksız olduğunun kararını siz vermemeli, taraf tutmamalısınız. Sorumluluğu çocuklarınıza vererek “Sende kibar ve anlayışlı olabilme becerisi var. Onu kullan” şeklinde sorunu kendilerinin çözebileceklerine dair güven duyduğunuzu belirtmelisiniz.

    Çocuğunuzdaki kardeş kıskançlığı çocuğunuzun günlük hayattaki işlevselliğini etkiliyor, aile içi ilişkilerinizde bu durum sebebiyle zorluk yaşıyorsanız, çocuğunuzda gözlemlediğiniz tepkiler gereğinden daha uzun sürmüş ve kardeşin varlığına uyum sergilemekte direnç gösteriyorsa, anne-baba olarak nasıl bir tutum sergileyeceğiniz konusunda bilgi sahibi olmak istiyorsanız uzman desteği alabilirsiniz.

  • Pelin’e Ne Oldu?

    Pelin’e Ne Oldu?

    Bundan bir ay önce en yakın arkadaşlarımdan biri aradı. Sesi titriyordu. ”Kendimi kötü hissediyorum, hayatımda olumlu diyebileceğim hiç bir şey yok. Neye elimi atsam kuruyor, gülemiyorum artık ben! Eskisi gibi değil hiç bir şey!” dedi ve ağlamaya başladı. Bir yandan ne olmuş olabilir acaba diye düşünürken bir yandan da sakinleşmesini sağlamaya çalışıyordum.

    Pelin annesinin ani ölümünden sonra babasıyla yalnız kaldı. Annesinin ölümünü çabuk atlattığını düşünmüştüm o zamanlar ama babasının olur olmaz kaygıları ve gereksiz kavgaları onu derinden yaralıyordu. Apar topar tüm işlerimi yarıda bırakıp yanına gittim.

    Kötü gözüküyordu. Ağlamaktan gözleri şişmişti. Ben sormadan anlatmaya başladı.” her şey çok kötü gidiyor hayatımda bir bilsen…” O gün birçok şeyden bahsetti bana. Kendini halsiz hissettiğini, iştahının olmadığını, hiç birşey yapmaktan zevk almadığını, işe gitmenin onun için ne denli külfet olduğunu, bu işkenceye daha fazla dayanamayacağı için dün istifasını verdiğini söyledi. Arada konun anlaşılabilirliğini sağlayabilmek için yönelttiğim küçük sorular dışında ona hiç müdahale etmeden sadece dinledim. Konuşması bitiğinde derin bir nefes aldı ” depresyon değil mi bu yaşadığım” dedi.

    Tahmininde yanılmıyordu, Pelin depresyondaydı.

    Peki, neydi bu depresyon?

    Depresyon çok sık karşılaştığımız bir sağlık sorunudur. Toplumun her kesiminden, her yaş grubundan, insanda ayırt etmeksizin görülebilir. Yaşam boyunca her 100 erkekten 10’u, her yüz kadından 20’sinin depresyon geçirdiği araştırmalarda saptanmıştır.

    Kişinin içinde bulunduğu durum, kendinden hoşnut olmamasına yol açar. Bu, beceriksizlik, değersizlik, yeteneksizlik gibi yakınmalarla dile getirilir. Kişi önceden ilgi gösterdiği, zevk aldığı kişilere, nesnelere, olaylara karşı ilgisizdir.

    Günlük yaşamdan, yaşantıdan doyum sağlayamaz. Bu doyumsuzluk durumu kişinin ailesiyle, çevresiyle, işiyle ilişkisini azaltır ya da tümüyle koparır. Bütün ilgiler, ilişkiler ona anlamsız, gereksiz gelir. Hasta, çaba, çalışma, sorumluluk gerektiren durumlardan kaçıp uzaklaşmak ister.

    Durgunluk, ilgisiz ve isteksiz olma duyu durumunun temelini oluşturur. Kişi bir yandan ailesine, annesine, babasına, çocuğuna, eşine, dostuna eski ilgisini yitirdiğinden yakınır; öte yandan kendisinden hoşnut olmaması ve kendine güvenmemesi nedeniyle onlara daha çok bağımlı olur. Onların desteği ve yardımı olmadan doğru düşünüp karar veremez.

    Olaylara kötümser bakarlar ve her olayı ciddi olarak düşünürler. Şakadan hoşlanmazlar. Güdülenmede azalmalar görülür. Geleceğe dair umutları azalmış ya da tamamen kaybolmuş olabilir.

    Olumsuz yaşam olayları ile karşılaşma, büyük üzüntülere neden olabilecek kayıplar ve yas, iş yaşamı sorunları, partner, evlilik, aile sorunları, hamilelik ve lohusalık süreci, kalıtsal yatkınlık, fazla alkol kullanımı, menopoz – antrapoz dönemi, mevsim değişiklikleri, ülke, şehir değiştirme, yeni yaşam koşulları depresyon nedenleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Depresyon tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır. Yukarıda bahsettiğim belirtilerin en az beşini gösteriyorsanız bir uzmandan yardım almanız gerekmektedir. Pelin’in terapi seansları devam ediyor ve şu anda anlattığım durumdan çok daha iyi bir durumda. Eğer bu dertten muzdaripseniz, hayatın güzelliklerini yeniden fark edebilmek, eski günlerinize geri dönebilmek için kendinize bir şans verin…

  • Çocuklarda kardeş kıskançlığı

    Kardeş kıskançlığı annenin hamileliği ve kardeş doğumu beklenen bir olaydır. Bu durum büyük çocukta var olan bir dengeyi bozar, ancak geçicidir. Sağlıklı bir ortamda denge yeniden kurulur. Yaşantı travmatik olmaz. Ancak büyük çocuk şöyle ya da böyle farklı düzeylerde kardeş kıskançlığı yaşayabilir. Kabaca tanımlandığında kardeş kıskançlığı annenin dikkatini çekmede yarışma duygusudur.

    Yeni bebeğin aileye gelişi büyük çocuğu hem psikolojik hem de fiziksel olarak etkiler. Daha öncesinde tümden sahip olduğu anne, annenin sevgisini kaybetme korkusu ve kendilik değeri bu durumdan etkilenecektir. Çocuğun bu durumdan etkilenerek ya da etkilenmeden çıkmasında çocuğun yaşı, gelişimsel seviyesi ve ebeveyn çocuk ilişkisi belirleyici rol oynar. Çocuk daha önce kendisine karşı anneden ve çevreden gösterilen tüm ilginin bölündüğünün farkındadır. Büyük çocuğun annenin hamileliği ve yeni doğan bebeğin doğumuna ilişkin duyguları ona verilen duygusal destekle doğrudan ilişkilidir. Büyük çocuk bebeğin doğumunu daha önce sahip olduğu tüm ilgi sevgi ve ayrıcalıkların elinden alınması olarak değerlendirebilir. Bu süreçten sonraki algıları, bu algılarına karşı ortaya koyduğu davranış değişiklikleri ile görünür hale gelir. Bunlar uyku, yeme sorunu (kardeşi gibi uyumama, kardeşi gibi daha önceden edindiği kendi kendine yeme becerisini bırakma, annenin yedirmesini isteme, onun gibi sıvı gıdalar almak isteme vs), oyunlarında kardeş doğumu ile ilgili temalar (kardeşi oyunda istememe, yok sayma, annenin kendisine ilgili olduğu üzerine oyunlar kurma, annenin kendisine ilgi göstermediği oyunlar, anneye ve kardeşe agresif temalar içeren oyunlar vs), hayali arkadaşlarla oynama ve zaman geçirme, ölüm korkusu, kabızlık, kaka kaçırma, çiş kaçırma, anneye yapışma, korkular, yalnız yatmak istememe, agresyon, sinirlilik, mutsuzluk, içe kapanma ve davranış değişiklikleri gözlenebilir. Bunlar buz dağının görünen kısmıdır. Bu ilk dönemde ortaya çıkan davranış değişiklikleri kolaylıkla fark edilirken, ebeveynin duygusal desteği yeterli olmaz ve uygun sağlıklı bir şekilde bu durum atlatılamazsa kardeş doğumundan sonra çocuğun kimliğini, gelecekteki yaşantısını derinden etkileyecek değişimler söz konusu olur.

    Anne babanın, yeni bebekle ilgili hamilelik sürecinde ve eve geldiğinde büyük çocuğa yönelik bilgi vermeleri önemlidir. Doğumdan sonra eve bebek geldiğinde tüm ailenin ve çevrenin ilgi odağı olan yeni bebekle karşılaşan büyük çocuğa gösterilen ilginin niteliği önemlidir. Günlük yaşamdaki rutininin mümkün olan an az şekilde değişikliğe uğramasına dikkat edilmelidir. Eve bebek geldikten hemen sonra kreşe ya da başka bir eve gönderilmesi uygun değildir. Annenin bebekle zaman geçirme zorunluluğu olduğu gibi büyük kardeşe zaman ayırması gereklidir. Büyük kardeşin enneye ve yeni gelen bebeğe yönelik olumsuz duygularını ifade etmesine izin verilmelidir. Bu olmuyorsa oyunlarda çocuğun serbest bir şekilde kardeş temalı oyunlar oynaması için fırsat yaratılmalıdır. Ebeveynlerin sıklıkla düştüğü en büyük yanılgı büyük kardeşin “artık büyüdüğü, bir abi ya da abla olduğu ve durumu idare etmesi, kendilerine yardım etmesi gerektiği” şeklindeki beklentidir. Oysa artık evde iki küçük çocuk vardır. Her iki çocuk da annenin ilgisine ve sevgisine muhtaçtır.

  • Otizm hakkında

    Otizm hakkında

    Otizm, çoğunlukla doğuştan gelen bir sorun nedeniyle yaşamın ilk yıllarında aynı gelişim dönemindeki çocuklardan farklı davranışlar sergilemesiyle fark edilen, karmaşık, nöro-gelişimsel bir bozukluktur. Bu farklı davranışlar çocuğun sosyal etkileşimindeki sorunları, sözel ve sözel olmayan iletişimindeki problemleri, tekrarlayıcı davranış ve kısıtlı ilgi alanlarını kapsamaktadır.

    Karşılıklı sosyal etkileşimde bozulma: Otizmde en temel özellik karşılıklı etkileşim ve ilişki kurma becerisindeki güçlüklerdir. Otizmi olan çocuklarda, kendi adına yada anne-babasının sesine yanıt verme gibi sosyal davranışlar gözlenmez.otizmi olan çocuklarda, başkaları tarafından rahatlatılmayı sakinleşitirilmeyi arama ve ilgisini çeken durumları paylaşmada güçlükleri vardır. Ancak otizmi olan çocukların hepsi bu alanda çok yoğun sorunlar yaşamayabilirler, yaşları ilerledikçe ve yoğun eğitim proğramıyla bir çok sosyal davranış öğrenebilirler.

    Sözel ve sözel olmayan iletişimde problemler: Otizmli çocuklarda dil-konuşma gelişiminde ya gecikme vardır ya da hiç gelişmemiştir. Zamir karıştırma (ben yerine sen kullanması gibi), ekolali ( duyduğu sesleri tekrar etmesi), aynı kelime veya cümleleri tekrar tekrar söylemesi gibi dil-konuşmada farklı özellikler gösterebilirler. Kısıtlı ilgi alanı, yineleyici davranışlar: stereotipik davranışlar(Sözcük, hareket ve davranışların koşullarla bağlantısız, nedensiz ve aynı biçimde uzun süre yinelenmesi), alışılmışın dışında ilgi alanları (ör:çocuğun normal oyuncaklarla ilgilenmeyip sadece süpürgelere aşırı ilgisi gibi) görülür.

    Tedavide ilaçla tedavi sadece bazı özel sorunların tedavisinde etkilidir. Sosyalleşememe ve iletişim problemleri gibi otizmin temel belirtilerini tedavi etmek için yeterli etkinliğe sahip bir ilaç tedavisi henüz bulunmamaktadır. Tedavi edilen bazı sorunlar arasında kısa dikkat süresi, hiperaktivite, takıntılı davranışlar ve öfke nöbetleri bulunmaktadır. Ancak bu durumlarda bile bazı davranış değiştirme teknikleri ilaç tedavisinden daha etkili olabilmektedir. Bu nedenle ilaç tedavisi davranışcı yöntemlerden sonra yada birlikte kullanılırsa daha etkin sonuçlar alınmaktadır. Ailelerin de desteğiyle eğitim programlarına katılanların oldukça fayda gördüğü ve yüzgüldürücü sonuçlar alındığı gözlenmektedir. Otizmin belirtilerinin olabildiğince erken tanınıp tedavi programına başlanması olumlu sonuçlar alınması ve ilerleme kaydedilebilmesi için önerilmektedir.

  • Kendini Tanımak

    Kendini Tanımak

    Çoğu anne babalar çocuklarını sahip oldukları beceri ve yeteneklerle onların en yüksek potansiyele ulaşmalarını isterler. Çocuklarımızın her yönden gelişimleri,ilgi ve yeteneklerinin farkında olan bireyler olmaları onların kendilerine olan güvenleri üzerinde de son derece etkilidir. Bu anlamda çocukların doğuştan sahip oldukları potansiyelleri zorlayarak kendilerini geliştirmeleri onların kendini tanıma becerisine sahip olmaları ile gerçekleşir.

    Kendini tanıma, kişinin kendisi hakkında bazı bilgilerin farkında olması demektir. Bu beceri,kişilik gelişiminde bireyin doğru ‘ben’i  bulması anlamında en önemli etkenlerden biridir. Kendini tanıma becerisinden yoksun bireyler başkalarının onlar için hazırladıkları dünyayı yaşayarak kendisi olma şanslarını kaybederler. İlgi ve yetenek alanlarımızın farkında olmak bizlere doğru kararlar almada en büyük yardımcıdır.

    Çocuklarda kendini tanıma becerisinin gelişiminde anne babaların ve eğitimcilerin ‘bilinçli çabalarının’ rolü büyüktür. Anne babalar, hem çocuklarına sevgilerini gösterme hem de onlara yeni beceriler kazandırma şansına sahip olurlar. Çocuklar kendilerini tam olarak tanıyamazlarsa, sırf büyüklerini memnun etmek amacı ile ‘yalancı’ bir ben geliştirip,kendini keşfetme ilgisini kaybedebilirler ve kendilerini rahat hissetmezler. Bu ‘yalancı benlik’ bireylerde rahatlayamamaya bağlı olarak hırçınlık,öfke,davranış problemleri,madde kötüye kullanımı vs. gibi pek çok psikolojik kökenli soruna yol açabilir. En önemlisi de, kendine güven için hayati önem taşıyan kendisi olma becerisini kaybedebilirler.

    ÇOCUKLARIN KENDİNİ TANIMA BECERİSİ GELİŞTİRMEYE YARDIMCI OLMADA ANNE BABALARA ÖNERİLER:

    • Çocuğunuzla birlikte geçireceğiniz özel zamanlar düzenleyin. Bu özel zamanlar, aile olabileceği gibi bazen de anne-çocuk,baba-çocuk gibi farklı şekillerde de olabilir. Geçireceğiniz özel zamanlar sizin anne baba olarak çocuğunuzu tanımanıza yardımcı olurken,aranızdaki bağında güçlenmesini sağlayacaktır.

    • Çocuğunuzu farklı sosyal aktivitelere katılması için destekleyin (müzk,tiyatro,spor.. ).

    • Çocuklarınız kendileri hakkında konuşurken,onları etkili bir şekilde,gözlerine bakarak,dinlediğinizi gösteren ifadeler kullanarak (seni anlıyorum,……. düşünüyorsun) dinleyin.

    • Farklı konularla ilgili çocuklarınızın görüşlerini alın.

    Örneğin: ‘Bu konuda sen ne düşünüyorsun?’ ‘Senin bu konuda ki görüşün benim için önemli.’

    • Çocuklarınızla ilgili gözlemlerinizi onlarla paylaşın.

    Örneğin:’Elektrikli araçları tamir etmekten sanırım zevk alıyorsun.’ ‘Arkadaşını incitmemek için ne kadar çaba harcadığını görmek beni mutlu ediyor.’

    • Çocuklarınıza seçim yapma hakkı tanıyın. Kendilerini rahatlıkla ortaya koyabilmeleri için,onlara açık uçlu sorular sorun. Örneğin: ‘ En çok hangisini beğendin.’ ‘ Bu filmde en çok ne hoşuna gitti.’

    • Aile içinde karşılıklı saygının hakim olduğu aile akşam toplantıları düzenleyin. Ailenizle ilgili alınacak her karar aile toplantısına konu olabilir. Yapacağınız akşam toplantıları aranızdaki bağı kuvvetlendirir.

    • Çocuklarınızın yaptıkları işler hakkında olumlu tepkiler vererek onların kendilerini daha iyi tanımalarına ve güçlü oldukları anları fark etmelerine yardımcı olun.  

    Örneğin: ‘Yaptığın resmi çok beğendim,renk seçimin çok güzel.’

    • Sadece kuru bir aferin yerine güzel olanı ve başarılan şeyi ifade edin.

    KENDİNİ TANIMA BECERİSİNİN GELİŞİMİNDE EĞİTİMCİLERE ÖNERİLER:

    • Öğrencilerinizin her birine özel zaman ayırın.

    • Öğrencilerinizle birlikte olduğunuz her an onları dikkatle gözlemleyin.

    • Öğrencinize dair gözlemleri onlarla paylaşın.

    • Okul ile ilgili etkinliklerde öğrencilerinizin hangi alanlarda daha güçlü,hangi alanlarda daha gelişime ihtiyaçları olduğunu tespit edin.

    • Her öğrenci için ayrı ayrı gelişim dosyaları hazırlayın.

    • Öğrencilerinizin kendileri hakkında konuşmalarına fırsat verin.

    • Öğrencilerin ders dışı sosyal etkinliklerden hangilerini daha çok tercih ettiklerini takip edin.

    • Yetenekli olduğuna inandığınız öğrencileri yetenekleri doğrultusunda kendilerini geliştirebilecekleri alanlara yönlendirin.

    • Kendi gelişim süreciniz hakkında,anılarınızı,deneyimlerinizi öğrencilerinizle paylaşın. Kendinizi zayıf hissettiğiniz alanlarla ilgili sonradan kişisel çabalarınızla nasıl geliştiğinizi öğrencilerinize anlatın.

  • Çocuklarda Kardeş Kıskançlığı

    Çocuklarda Kardeş Kıskançlığı

    Bireylerde kıskançlık duygusunun doğuştan var olduğunu bilmekteyiz. Fakat çocuklardaki kıskançlık duygusu ebeveyn davranışlarıyla şekillenir. Eve yeni bir bebek geldiği zaman ve tüm ilgi onun üzerine yoğunlaştığı zaman çocukta artık sevilmeme, ilgi alaka görmeyeceği endişesi başlar. Ailenin yeni üyesine hediyeler getirilmesi çocukta endişe oluşturur ve bu da çocuğun iç huzurunu oldukça olumsuz etkileyen bir durum haline gelmesine sebep olur. Bu gibi durumda çocuk, anne-babaya karşı gelme, agresif davranışlar ve kurallara uymama gibi davranışlar sergiler.

    Psikolojik olarak kişin doğum sırasının kardeş kıskançlığı konusunda oldukça önemli bir yere sahip olduğunu görmekteyiz. Alfred Adlerin 1930’lu yıllarda yaptığı çalışmada bireyin hayatında ne gibi etkilere sahip olduğunu ve kişilik gelişimini nasıl şekillendirdiğini göstermektedir. Psikolojik doğum sırası, en büyük çocuk, ortanca çocuk, en küçük çocuk ve tek çocuk olmak üzere 4 boyutta incelenmiş ve kişinin davranışları ve kişiliği üzerinde biyolojik doğum sırasından daha büyük öneme sahip olduğu görülmüştür.

    En büyük çocuk; kardeşin doğmasıyla beraber bir rekabet sürecine girer, ilgiyi alakayı deyim yerindeyse kaybettiği tahtını tekrar kazanmak için uğraşlar verir. Bu süreçte çocuk kardeşin sorumluğunu alır bu durum ileride beraberinde kurallara uyma ve düzenlilik gibi davranışlar oluşturur.
    Ortanca çocuk; kendisinden büyük ve kendisinden küçük kardeşi arasında arada sıkışır. Büyük kardeşe göre daha az yetenekli, küçük kardeşten daha az ilgi gören bir durumdadır. Bu durum onları sürekli bir aşağılık duygusuyla karşı karşıya bırakır ve bu nedenle sürekli bir rekabet ve üstünlük arayışı eğilimi gösterir. Fakat otoriteyle bir problemleri yoktur ve yönlendirmelere açıktır.

    En küçük çocuk; genel olarak doğal ilgi altında büyümektedir. Anne-baba sevgisi için rekabet etmesine gerek yoktur. Bu durum ileride kendine güven duygusunu geliştirmesini sağlayacaktır. Kararlarında bağımsızdırlar ve otorite onayı hissetmezler. Bazı durumlarda kardeşlerine oranla kendini yetisiz görebilir ve aşağılık duygusu gelişebilir.

    Tek çocuklar ise aşırı koruyucu aile yapısı içinde büyürler. Hayatları boyunca ilgi üzerlerinde olduğu için ilerideki hayatlarında da bu beklentiyi taşırlar. Davranışlarında dışa bağımlı oldukları söylenilebilir.

    Peki, bu durumda ne yapılmalıdır?

    Kardeşler arasında yukarıdaki teoriye dayanarak söyleyebiliriz ki kardeşler arasında çeşitli sebeplerle anlaşmazlıklar çıkabilir. Ebeveynler bu durumda haklı-haksız ayrımı yapmak yerine sorunun çözümüne odaklanmalıdırlar. Tarafsız davranarak durumu değerlendirmeli, çocuğun çözümü kendisinin bulmasını teşvik etmelidirler. Herhangi bir şiddet durumunda hemen müdahale etmeli ve bunun uygun olmadığını net bir şekilde dile getirmelidir. Ebeveynlerin çocuklara tutumları, kardeşler arası ilişkilerinde, çocukların kişilik ve davranışlarında önemli rol oynar. Fakat tutumlarındaki değişiklikleri etkileyen cinsiyet, yaş farkı ve sosyoekonomik durum gibi faktörlerin olduğu da unutulmamalıdır.

  • Otizm,

    Otizm iletişim, sosyal etkileşim ve davranış alanlarını etkileyen nörogelişimsel bir bozukluktur. Otizm tanısı son tanı sınıflama sisteminde Otistik Spektrum Bozuklukları (OSB) olarak adlandırılmaktadır. Bu spektrumun bir ucunda zeka sorunu ve nörolojik hastalıkların da eşlik ettiği ağır olgular varken diğer ucunda dil ve etkileşim becerileri ve farklı davranış özellikleri hafif düzeyde etkilenmiş olgular bulunmaktadır. Otistik spektrum bozukluğunun sıklığına ilişkin çalışmalar giderek artan oranlara işaret etmektedir. Bozukluğu erken tanınması ve ele alınması için farkındalık artırılmasına çalışılmaktadır.

    Otizm tanısının erken konulması gerek bu konu ile çalışan uzmanların artan ilgi ve deneyimleri gerekse ailelerin bilinçlenmesi ile yakından ilgilidir. Erken tanı erken müdahaleyi de sağladığından tedavi sürecini olumlu etkilemektedir. Bu süreç içinde aileye verilen destek ve eğitim de oldukça önemlidir. Küçük çocuklara otizm tanısı koymak çoğu kez zor olmakta ve güvenilir tanı koymak için çocuğun birçok defa değerlendirilmesi gerekmektedir. Erken dönem belirtilerin daha iyi tanınması, bebeğin iletişim düzeyinin ve duygusal bağlılığının gelişimsel olarak yakından izlenmesi prognozu olumlu etkilemektedir. Klinik değerlendirmelerde üç yaş öncesi çocuklarda dil gelişimi, sosyal etkileşim ve davranış alanlarında görülen belirtilerin değerlendirilmesi için bu dönemin gelişimsel özelliklerinin ve bozukluğun erken belirtilenin bilinmesi gerekir. Bu değerlendirme için detaylı öykü alınması ve klinik muayene yanısıra tarama testlerinden de yararlanılmaktadır.

    36. aydan küçük olan çocuklarda otistik özellikleri belirleme listesi

    *Karşılıklı konuşma sesleriyle ritmik etkileşimin olmaması

    *Daha az ses çıkartma

    *Sesli materyalden çok görsel materyalle ilgilenme

    *Akranlarının oynadığı ve/veya ilgi gösterdiği uyaranlardan çok farklı ilgi alanları bulma

    *Sosyal ilişki için gerekli karşılıklı gülümsemenin olmaması

    *Göz göze gelememe ya da yüze bakmaktan kaçınma

    *Uyku ve yeme bozukluğunun olması

    * Selamlaşmanın olmaması

    * Ciddi bir yüz ifadesi

    * Bağlanma örüntüsünün açık olmaması

    * Nesne devamlılığı ya da yabancılama korkusunu akranlarından daha geç edinme

    * Hayali oyun kuramama

    *Ortak dikkatin yokluğu

    *İnce motor becerilerin geri olması

    *Kaba motor gelişimin göreli olarak akranlarıyla eş seyri; ancak, parmak ucunda yürüme, akıcı bir hareketin olmaması, hipotoninin görülmesi en sık görülen erken belirtiler arasında yer almaktadır.