Etiket: İletişim

  • Erken Çocukluk Döneminde Asperger Sendromu

    Erken Çocukluk Döneminde Asperger Sendromu

    *Çocuğunuz ya da öğrencinizle iletişim kurmak istediğinizde sizinle göz kontağı kuruyor mu?

    Otizmli bir çocuğun göz kontağı yoktur ya da sınırlıdır, asperger sendromu olan bir çocuk ise bir otizmli çocuğa göre çevresiyle daha ilgili ancak göz kontağında genellikle yetersiz kalabilir.

    *Çocukla iletişime geçtiğinizde kendini nasıl ifade eder?

    Asperger sendromu yaşayan bir çocuk jest ve mimikleri okumakta ve duygularını ifade etmekte güçlük çeker. Dilin içeriğini anlamakta güçlük çeker ve kendini anlatırken düz bir anlatım seçer. Ses ve vurgular monotondur. Genelde grup içinde tek başınadır.

    *Çocuğun dikkatini çeken bir konu olduğunda nasıl davranıyor?

    Asperger sendromu olan bir çocuk yoğun ve takıntılı bir şekilde birkaç alana ilgi duyar. Hava durumu- haritalar-sayılar vs. Kendi ilgi alanıyla ilgili konuşmalara katılır, bu konularla ilgili derin bir bilgisi vardır ve dikkatini bu ilgi alanına rahatlıkla verir ancak ilgi alanı olmadığı taktirde iletişime geçmek için çaba göstermezler. Resim kağıdına sürekli rakamları sıralayan, hamur verildiğinde rakamları sıralamaktan bıkmayan bir çocuk yada size gelip tüm ayrıntısıyla dünyadaki doğal afetleri anlatan ve her defasında aynı şeyle meşgul olan bir çocuk sınıf içinde dikkat çekmelidir.

    *Çocuğun motor becerileri nasıldır?

    Asperger sendromu olan bir çocuğun beden hareketleri hantaldır. Bazen öğretmene yürümesi, merdiven inip çıkması garip gelir. Öğretmen bazen aheste aheste yürüdüğünü hatta koşmayı bilmediğini ifade edebilir. Parmak uçlarında salınma görülebilir.

    Asperger sendromu olan çocukların bazı tekrarlayıcı davranışları ya da ritüelleri olabilmektedir. Belli sırada giyinmek gibi.

    Özet; asperger sendromu olan çocukların spora yatkın olmadığı daha çok hantal sakar ve beceriksiz olarak nitelendirildikleri olmakta, yürüyüşlerinde bir gariplik olduğu dile getirilmektedir. Sosyal iletişimde sorun yaşadıkları, iletişimi başlatıp devam ettirmekte başarısız olabildikleri gözlenirken özel ilgi alanları olduğu ve iletişim bu özel ilgi alanı üzerindense iletişime geçebildikleri, sürekli dikkatlerini bu ilgi alnında tutmak istedikleri belirtilir. Karşıdakinin beklentileri anlayamayabilirler. Konuşmalarında genellikle artikülasyon sorunlarına, monoton ve düz şekilde ifadelere rastlanır. Bir sınıf ortamında otizme göre fark edilmesi daha güçtür çünkü bu çocuklar daha çok içe kapanık, kendi halinde olan çocuklardır ve başarılı oldukları alanı göstermek için bir çabaya girmezler.  Erken teşhis iyi bir gözlemden geçer güzel hayatlara dokunabilmek dileği ile…

    Ps: yukarıdaki belirtiler her çocukta aynı şekilde yaşanmayacağı gibi bir tanesinin öğrencimizde olması tek başına bir anlam ifade etmez. Önemli olan bilinçlenmek, iyi bir gözlem yapabilmek ve doğru yönlendirmedir

  • Çocuklarda Etkili ve Doğru İletişim

    Çocuklarda Etkili ve Doğru İletişim

    Çocuklara kuralları ve istekleri doğru bir şekilde iletmemiz çok önemlidir. Çünkü bizi model alır ve biz nasıl davranıyorsak onlarda bize öyle davranırlar. Burada çocuğun yaşına göre önce onu anlayabilmeliyizdir. Çocuk yürümeye ve konuşmaya başladığında yani bir birey olmaya başladığından itibaren ebeveynler aradaki iletişimin bozulduğunu düşünebilirler. Burada çocuğun isteklerini anlayabilen, kuralları tanıtabilen ve onu dinleyen bir ebeveyne ihtiyacı vardır. 

    İletişimde yapılmaması gerekenler; kızmak, sabırsızlanmak, uzun süre öğüt vermek, sözlerin yerine getirilmemesi, kurallarda tutarsız davranmak, eleştirilerin abartılı olması, suçlamalarda bulunmak, çocuğu susturmak…diyebiliriz. Bu tür hatalar çocuğun hayal kırıklığı yaşamasına, özgüven sarsılmasına ve aradaki iletişimin zedelenmesine sebep olacaktır. Çocuklarla net ve kısa ancak açıklayıcı cümlelerle konuşmak gerekir. Yapmaması gereken davranışlarda uyarmak ve açıklayıcı olmak işe yarar. Aslında önemli olan çocuğun yaptığı veya yapmadığı şeylerden dolayı değil kendisi olduğu için kabul ettiğinizi göstermenizdir. Çocukla iyi bir iletişim kurmanın diğer bir yolu da onunla oyun oynamaktır. Çocuk oyun aracılığıyla kendini ifade eder, içsel dünyasını ortaya koyar. Ebeveynleri tarafından olumlu davranışların da beğeni alan çocuk kendini mutlu ve kabul görmüş hissedecektir.

    Duygu dili aracılığıyla konuşmakta iletişim de geçerli bir yoldur. Siz çocuğunuza bir durum karşısında duygunuzu belli ederseniz anlamaya çalışacak ve kendini ifade etmek için bu yöntemi kullanacaktır. Kendileriyle konuşulan ve ilgi gösterilen çocuklar konuşmak için cesaretlenirler. Çünkü anne ve babaları onlara model olmaktadırlar. Sorunları iletişim kurarak çözebilmektedirler. İletişimin en önemli unsurlarından olan  empati ve dinleme’ de çok gereklidir. Empati çocukla kurulan bir duygu ortaklığıdır. Dinleme ise sözlü ve sözsüz mesajları alabiliyor olmaktır.

    Anne-babasının kendisini dinlediğini anlayan çocuk sevildiğini ve kabul gördüğünü düşünür. Anlaşıldığında rahatlar. Kendisini dinleyen kişiye yakınlık duymasına neden olur. Böylece iletişimin devamı da sağlanır. Uzun süre dinlenmeyen çocuklar içe kapanabilirler, saldırganlık ve kendine zarar verme davranışında bulunabilirler. Emir kiplerinin kullanıldığı (yap, et, sus vb.) mesajlar da iletişimi engeller .Bu tür suçlayıcı ve tehdit eden mesajların yerine  ebeveynin empati kurarak çocuğun yanında olduğu yaklaşım geçerlidir .Sonuçta; Çocukla zaman geçirirken tüm dikkatimizi ona vermek önemlidir. Göz kontağı kurarak konuşmak buna örnektir.

  • İyi Ebeveyn Olmak

    İyi Ebeveyn Olmak

    Özellikte yeni anne-babalarımızın çocuklarıyla nasıl iletişim kurmaları gerektiğiyle ilgili konularda arada kalmaları nedeniyle bu konuya değinmek istedim. Ayrıca birçok anne-baba çocuklarıyla iletişim problemi yaşamaktadır. Bu noktada önemli olan birkaç unsuru atlamamakta fayda var, belki de bu sayede bu sizlere sunacağım küçük anahtarlarla çocuğunuzla olan iletişiminiz olumlu olarak ilerleme kaydeder.

    Öncelikle çocuğunuzu yetiştirirken tek bir doğru olması mümkün değildir, her ailenin kendine özgü dinamikleri mevcuttur. Ancak ilk olarak sizlere şunu hatırlatmalıyım ki çocuğunuzla çocuk olmayı tekrar hatırlayın, olumsuz davranışlara kilitlemeyin kendinizi. Bu hem çocuğunuzla olan iletişimin kapılarını açmaya yarar sağlayacaktır, hem de sizin kendinizi olumsuz düşüncelere yöneltmenizi engelleyecektir.

    *Kendinize hata yapma şansını tanımayı unutmayın…

    Ebeveyn olarak mükemmel olmaya çalışmak çok yorucu ve ulaşılması güç bir hedef olacaktır. Bazen hatalar yapabileceğinizi, bir şeyleri zaman zaman deneme yoluyla bulabileceğinizi ve hatta yeri geldiğinde problem çözme becerinizin o noktada devreye giremeyebileceğini unutmamalısınız. Önemli olan sizin çocuğunuza koşulsuz sevgi vermeniz, güvenmeniz ve açık iletişimde olmanızdır. Bunlar olduktan sonra her durumda sağlıklı biçimde ilerlenebilecektir.

    *İyi ebeveyn olmak…

    Bebekken temel ihtiyaçlarını karşıladığınız çocuğunuz ihtiyaçlarına uyum sağlayabiliyor ve zamanla o büyüdükçe daha az ihtiyaç duyduğunu tolere edebiliyorsanız iyi bir yerdesiniz demektir. Ebeveynlerin yapması gerekenler çocuğunun gelişimlerini takip etmeleridir. Buna ek olarak çocuğunun yanlış yapabilme ihtimalini de tolere etmesi gerekmektedir. Çünkü yaptığı bu yanlışlardan dolaylı olarak rahatsız olan çocukta sorumluluk alma bilinci oluşur. Ebeveynlerin her noktada kurtarıcı bir tutum sergilemeleri çocuğun sorumluluk sahibi olmasını yavaşlatabilir.

    *Sınır koymak…

    Ebeveynler çocuklarını yetiştirirken sınırlar koymalıdır. Ancak sınır koymak demek sert disiplin uygulamak demek değildir. Zaten küçük yaştan itibaren doğru şekilde sınır koyularak büyüyen çocuklar, sınırlarını ve o ortamın gerektirdiği kuralları bilerek hareker ederler.

    Sınırlar belirlenirken çok sert ve çocuğu engelleyici olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü sert ve engelleyici sınırlar içerisinde çocuğun hayata karşı olan motivasyonu düşer ve yaratıcı yönü gelişmez, bu da yetişkin olduğu dönemleri olumsuz etkiler.

    Sınırları koyarken çocuğunuza karşı net ve söylediğiniz şeyler için her zaman tutarlı olmanız gerekmektedir. Aynı zamanda sınırları koyarken bunu çocuğunuzun yanında ve yüz yüze net olarak konuşmanız gerekmektedir. En önemli olan şey ise sabırlı olmalısınız, çünkü anında değişim olmayacaktır. Bir diğer nokta ise çocuğunuzun kazançlarını ve kayıplarını net olarak anlatmaktır. Yani sınırlara uyacağı zaman onu motive edecek faydalı ve uymadığı zaman ki zararları ifade etmek ve davranışsal olarak göstermek gerekmektedir.

    *Genel sorulardan kaçının

    Çoğu ebeveynler çocuklarının paylaşım yapmamalarından şikayetçi olmaktadır. Ancak asıl durum çocuklarının paylaşmaması değil, ailelerin çocuklarına nasıl sorular soracaklarını bilememeleridir.

    Çocuğuyla iyi iletişim kurmak isteyen anne-baba ‘Bugün okulda ne yaptın?’ gibi genel sorular sormak yerine; ‘Bugün hiç çok güldüğün bir şey oldu mu?’ ya da ‘Bugün neye sinirlendin?’ gibi daha spesifik soruları tercih etmelidir.

    Bir yandan da sadece paylaşımı çocuğunuzdan beklememelisiniz, siz de kendinizle ilgili şeyler paylaşmalı ve çocuğunuzun da size sorular sorma davranışını geliştirmesine katkıda bulunmalısınız.

    *En önemli anahtar: Çocuğunuzla çocuk olmayı unutmamak!

    Yaşam koşullarının ve zorlukların ailelere vermiş olduğu yoğun sorumluluklar ve yükler nedeniyle ailelerin çoğu çocuk olmayı, hayattan keyif almayı, kendilerine zaman ayırmayı, esnek olabilmeyi unutuyorlar. Yetişkinliğin vermiş olduğu yüklerle birlikte her şeyi kontrol etme çabasına girebiliyor ve bunu çocuklarda da uygulayabiliyorlar.

    Bu bağlamda iyi birer ebeveyn olmak ve çocuğunuzla iletişim kurabilmek adına; çocuğunuzla çocuk olmayı unutmamalısınız. Onunla eğlenin, onun yaşına inebilin, esnek davranışlar gösterin. Bunları uyguladıkça iletişiminizin ilerlediğini ve ilişkinizde de aşamalar kaydettiğinizi göreceksiniz.

    Çocuklarınızla bol bol iletişim kurun. Çünkü çocuğunuzla kurduğunuz doğru iletişin, onun sosyal, akademik ve duygusal gelişimi için çok önemlidir. Unutmayın ki şu anda onun için attığınız her doğru adım ileride olan yaşantısını etkilemektedir.

  • Çocuklarla Sağlıklı İletişim Nasıl Kurulur?

    Çocuklarla Sağlıklı İletişim Nasıl Kurulur?

    Uzman Psikolog Yeliz Yılmaz, çocuklarla sağlıklı iletişimin nasıl kurulacağı yönünde önemli bilgiler verdi.

    Bireyin dünyaya geldiği andan itibaren diğer insanlarla iletişim halde olduğunu ve bu iletişime hem sosyal hem de psikolojik açıdan ihtiyaç duyduğunu aktaran Yılmaz, bu nedenle çocuklarla kurulan iletişimin daha önemli olduğunu vurguladı. Yılmaz, “Bebeğin doğdu andan itibaren ilk sosyal çevresi ailesidir. Ebeveynlerin çocuğa yaklaşımı, çocuğun gelişimsel süreçlerini olumlu veya olumsuz etkileyebilir. Bebeğin anne ile kurduğu iletişimin çocuğun güven duygusunu etkilediği bilinmektedir.” ifadesini kullandı.

    ‘İLK KOŞUL ÇOCUĞUN FARK EDİLMESİ’

    Çocukla sağlıklı iletişim kurabilmenin ilk koşulunun çocuğun fark edilmesi olduğunu belirten Yılmaz, çocuğun özelliklerini, isteklerini, yapabildikleri veya yapamadıklarını, yaşının ona getirdiği kısıtlamaları bilerek ve farkına vararak çocukla iletişim kurulması gerektiğini söyledi.

    ‘SÜREKLİ KONUŞMAK DOĞRUYA GÖTÜRMEZ’

    Çocuklarla kurulan iletişim yöntemlerini konu alan araştırmalarda ebeveynlerin çocukları anlamak yerine sürekli konuşarak nasihat verdikleri sonucuna varıldığını kaydeden Yılmaz, “Sadece çocukla kurulan iletişimde değil, bütün kurulan iletişimlerde sürekli konuşmak bizi doğruya götürmeyecektik. Karşımızdaki birey hangi yaşta olursa olsun, önce dinlememiz ve onu anlamaya çalışmamız önemlidir. Dinleme davranışı etkili iletişimin en güzel başlangıcıdır.” şeklinde konuştu.

    ‘ÇOCUĞUN KENDİNİ KEŞFETMESİNİ SAĞLAYIN’

    “Çocuk her yetişkin gibi bir bireydir ve biriciktir.” diyen Yılmaz, şöyle devam etti: Anne ve babaların çocukları ile ilgili hayalleri ve beklentileri olması çok doğaldır. Ancak her birey kendine özgü özelliklere, yeteneklere ve ilgiye sahiptir. Çocuğumuzun bizimle aynı olduğunu veya aynı olması gerektiği varsayarsak çocuğumuzu görmezden gelmiş oluruz. Ebeveynlerin yapması gereken çocuğun kendisini keşfetmesine olanak sağlamaktır.

  • Aile ve Çift Terapisi

    Aile ve Çift Terapisi

    Bireyler arasında yaşanan sorunlar evliliğin ya da ilişkinin sürecine göre değişkenlik göstermektedir. Örneğin yeni başlayan evlilikler de görülen sorunların bazıları duygusal yakınlaşmada yaşanan sorunlar, yeni düzene alışmakta zorluk, maddi ve manevi paylaşımlarda ortak yol bulamamak, evlilikten beklentilerde farklılıklar, güç savaşları, cinsel yaşamdaki sorunlar, evliliğe dışardan yapılan müdahalelerden kaynaklanan problemler gibi sıralanabilir. Kişiler kendi bireysel hayatlarından ve kök ailelerinden ayrılmayı şiddetli yaşayabilecekleri gibi, evlilikte yaşanan sorunlarla da nasıl baş edebileceklerini bilemiyor olabilirler. Bu genelde ergenlik dönemine benzer bir süreçtir. Kişiler “benmerkezci” düşünüyor veya ilişkilerinde “ben de burdayım”, “ben böyleyim” diyor olabilirler. Ben, benim duygularım, benim alışkın olduğum aile hayatı doğrudur gibi bir mantıkla karar alabilirler ve bu da karşı tarafın beklentilerini karşılamadığı sürece ilişkide çatışmalara sebep olur.

    Kişiler evliliklerinin ilk dönemlerinde olan sorunlarla kendileri baş edebileceklerini düşünürler ama bazen bu konuda yetersiz kalırlar ve evliliklerini negatif bir döngüye sürüklerler. Çözülmeden üstü örtülen sorunlar başka zamanlarda tekrar ortaya çıkmaktadır. Bir hata yapıldığında kurulan bir “özür dilerim” cümlesi bazen sadece anı kurtarmak için kurulan bir sözdür, önemli olan bunu telafi etmeye çalıştığınız, kendinizi anlatmaya çalıştığınız, neyin neden yaşandığına dair iletişime geçtiğiniz, karşı tarafın hislerini anlamaya çalıştığınız süreçtir. Sağlıklı bir iletişim kurularak bu konunun üzerinde durularak bir daha tekrarlanmaması daha muhtemeldir. Diğer türlü insanlar o an affetmiş olsalar bile bir sonraki tartışma da bunun tekrar yüzeye çıkması olasıdır. Bu durum evlilik söz konusu olmayan duygusal ilişkilerde de genelde görmezden gelinebilir. Bireylerde genelde evlenince düzelir gibi bir inanış vardır, ancak evlenince bir çaba göstermeden, ortak nokta bulunmadan düzelme genelde söz konusu olmamaktadır.

    İlişki iki ayrı hayatı yaşayan insanın bir arada olduğu ve ortak bir hayatı paylaşmayı amaçladıkları bir süreçtir. Bu ilişkiyi kaliteli kılan da ortak noktada buluşabilmeleridir. Kişiler farklı oldukları için değil, beklentileri farklı olduğundan dolayı beklentileri karşılanmadığından dolayı mutsuz olurlar. Bunu çözmenin en güzel yolu da sağlıklı bir iletişimdir. Bireyler birbirlerini anlamaya çalışmalı ve karşı tarafın beklentilerini de karşılamaya çalışmalıdırlar.Böylelikle ilişkinin içinde mutlu olan bireyler ilişkilerinin de daha tatminkar olmasını sağlarlar. Birey karşı tarafın beklentilerini karşılayamayacağını belirtirse bu sefer kişi bu beklentiler onun için ne kadar vazgeçilebilir ona odaklanmalıdır. En doğrusu bu beklentilerin evlilikten önce konuşulmasıdır, böylelikle evlilikte sürprizlerle karşılaşılmaz. Bu süreçte evlilik öncesi ilişki danışmanlığı da uygulanmaktadır.

    İletişim kurarken cevap verme odaklı değil, anlama odaklı dinlemek en doğrusudur. Kişi kendini, duygularını açıklarken siz kendinizi korumak için kuracağınız cümleyi düşünüyorsanız bu olması gereken bir iletişim şekli değildir. Bunun yanında suçlayıcı davranmak genelde kişiyi çözüme ulaştırmaktan çok ilişkideki gerilimi arttırır. Bunun yerine “ben dili”’ni kullanmak daha verimli bir yoldur. “Yine geç geldin, sözünü tutmadın” gibi suçlayıcı cümleler yerine “Erken gelmeni çok isterdim, güzel bir gün geçirebilirdik, çok üzüldüm” gibi kendi duygunuzu da kapsayan cümleler kurmak ilişkide daha olumlu bir etki yaratır.

    İlişkideki bireylerde genelde beklentilerin karşı taraf tarafından anlaşılması beklenir ve dillendirilmez. Kişi dillendirmediği beklentinin olmasını beklerken de kendini yıpratır ve genelde karşı taraf ne olduğunu anlamaz. Önemli olan beklentilerin açıkça konuşulmasıdır. Çünkü karşı tarafın sizin beyninizi okuması imkansızdır. Herkes farklı aile yapılarından gelmekte, farklı beklentileri olan farklı ilişkiler deneyimlemektedir. Onun için kendinizi açıklamaktan çekinmemeniz en doğrusudur. Bireylerin beraber vakit geçirme süreleri, bu süreyi ne kadar verimli geçirdikleri, paylaşımları, güven ilişkileri, iletişim şekilleri ilişkinin sağlıklı olabilmesi için önemli unsurlardır. Çift terapilerinde bu konular üzerinde de çalışılmaktadır.

    Yukarda belirttiğim problemlerin yanında aileler çocukları olduklarında bir rol daha üstlenirler. Aileye yeni katılan bireyle beraber kendi ikili ilişkilerinde yaşanan değişiklikler pozitif olabileceği gibi negatif de olabilir. Bazen anne ve baba olduklarında, eş olmayı arka plana atabilirler, hatta unutabilirler. Ancak unutulmamalıdır ki anne, baba olmak çok önemli bir rol olsa da bireyler eş olmayı asla arka plana itmemeliler, birbirlerine vakit ayırmalılardır.

    Bütün bu ve benzeri konularda çiftler kendi baş edemedikleri konularda bir terapistten yardım almaktan çekinmemelidirler. İlişki insanın hayatında çok yer kaplayan ve pozitif ya da negatif etkisi kuvvetli bir dinamiktir. İyi bir ilişki, evlilik yaşamak kişinin hayatında daha mutlu, sorunlarla daha rahat baş edebilecek bir birey olmasını sağlar. Paylaşım, anlayış, doğru iletişim ve sevgi ile ilişkiler daha kaliteli yaşanabilmektedir.

  • ETKİLİ İLETİŞİMDE SANDVİÇ TEKNİĞİ

    ETKİLİ İLETİŞİMDE SANDVİÇ TEKNİĞİ

    Hayatımızın çoğu iletişim kurmakla geçiyor. Tanıdığımız veya tanımadığımız birçok kişiyle günlük hayatımızda iletişim kurmamız gerekiyor.

    İlişkilerimiz de bir sorun yaşadığımızda sürekli karşı tarafa yönelik suçlama eğiliminde bulunuruz. ‘Beni anlamıyor’ diye ifade ederiz. Aslında sorunumuzu aşmak için ilk adımımız kendi iletişimimizin sorumluluğunu üstlenmektir. ‘Beni anlamıyor’ yerine ‘Anlatamadım ‘ düşüncesine girersek sorunu farklı bir şekilde nasıl anlatabileceğimizi değerlendirmiş oluruz. Karşımızdakini suçlamaya yönelik konuştuğumuz sürece herhangi bir değişim yaşamıyoruz. Oysa sorundan kurtulmanın yolu, karşımızda ki kişinin algısında değişim olmasıyla başlar.

    Karşımızda ki kişinin davranışına karşı tutumumuzu anlatırken tek yapmamız gereken bir sandviç’in içerisinde sunmaktır.

    Etkili iletişim tekniği olan sandviç metodu;

    Karşımızda ki kişiye söylemek istediğimiz olumsuz bir mesajı, iki olumlu mesaj arasına alarak kişiyi rahatsız etmeden mesajı almasını sağlamaktadır. Rahatsız olduğumuz cümleyi söylemeden önce karşımızda ki kişinin olumlu bir yanını söylemeliyiz ki kişi savunmaya geçmesin. Daha sonra asıl vermek istediğimiz mesaja yani sandviçin malzeme kısmına geçmiş oluruz. Malzeme kısmında rahatsız olduğumuz konuyu söyleyip tekrar olumlu bir cümleyle eleştirimizi bitirmemiz gerekir. Özetle, iki olumlu sandviç ekmeği arasında, istediğimiz eleştiriyi barındıran sandviç malzemesi olur. Isırdığımız da tüm tatlar birbirine karışacağı için ortaya lezzetli bir tat çıkar.

    Kısaca bu yöntem, her türlü insan iletişiminde kullanıldığında harika sonuçlar veren ve ilişkilerin sağlam temeller üzerinde olmasını sağlayan bir yöntemdir.

  • Ergenlerle İletişim

    Ergenlerle İletişim

    İletişim,nitelikleri ne olursa olsun iki sistem arasındaki bilgi alış verişi olarak tanımlanabilir. Burada en önemli olan nokta iletişimde bilgi aktarımının iki yönlü olmasıdır. Bilgi aktarımı tek yönlü ise bilgilendirme, çift yönlü ise iletişim olarak adlandırılır. Dolayısı ile bireyler arasındaki her konuşma iletişim olarak tanımlanamaz. Ana babaların, çocuklarına, öğretmenlerin öğrencilerine birtakım emirler verip, karşı tarafın yani çocuklarının ya da öğrencilerinin tepkilerini dikkate almamaları iletişim olarak kabul edilemez. Anne babalar ya da öğretmenler genelde gençlerle iletişim kurduklarını sanırlar. Ancak gençler konuşurken ikaz, önerilerde bulunma, hatırlatma, yargılama gibi pek çok iletişim engelleri ile aslında genci dinlemezler. Bu durumda genç kendini duyulmamış, anlaşılmamış ve kendisi ile ilgilenilmemiş hissederek iletişimi keser

    Peki genci dinlerken ne yapmalıyız?

    Sessizce dinlemeli ve bu davranışımızla onu kabul ettiğimizi göstermeliyiz. Karşımızdaki bireyi kabul ettiğimizi hissettirerek bizimle daha fazla şey paylaşmasını sağlamak için sessizlik güçlü bir sözsüz ileti olarak kullanılabilinir. Hep konuşan biz olursak karşımızdaki gencin duygularını ifade etme özgürlüğünü kısıtlamış oluruz. Burada bahsettiğimiz pasif dinleme elbette tüm iletişim boyunca değil belli aralıklarla gencin kendini tam anlamıyla ifade edebildiği yere kadar kullanılmalıdır. Bundan sonraki aşamada ise karşımızdakini kabul ettiğimizi gösteren, onu anlamamıza yardımcı olan aktif dinleme yöntemidir. Bu yöntemde yargılama ve analize yer yoktur. Aktif dinleme karşımızdaki gencin söylediğini ya da söylemek istediğini kendi kelimelerimizle ona geri iletme biçiminde kullanılır. Bu yöntemin püf noktası kendimizi gencin yerine koyarak “Ben olsaydım ne hissederdim?” diye düşünmek ve gencin ifade ettiği duyguları isim-lendirerek yansıtmaktır. Yani: Fizik dersini hiç anlamıyorum… (Genç ne hissediyor? Zorlanma) Yanıtımız: Fizik dersi sana zor geliyor… Yargılama, öğüt verme, eleştirme olmadan sadece onun yaşadıklarını göz önüne alarak gencin ifade ettiği duyguyu isimlendirdik.

    İyi bir dinleyici olmak için neler yapmalıyız?

    Öncelikle bedensel olarak karşımızdaki kişiyi dinlemeye hazır olduğumuza inandır-malıyız. Elindeki gazeteye bakan, tırnaklarını törpüleyen ya da yemek yapmak için koşturan bir kişiye hangimiz bir şeyini anlatmak ister ki? Öncelikle konuştuğumuz kişi özellikle bir çocuk, ön ergen ise onun boy hizasına inerek göz teması kurmalıyız. Yüz yüze olmada en az konuşulan şey kadar yüz ifadesinden de mesajlar alırız. Gözlerinin buğulanması, yüzün kızarması, gözleri kaçırma gibi pek çok sözsüz mesajı algılayabilmemize olanak sağlar. Böylelikle söylenen şeyle verilmek istenen mesaj hakkında bilgi sahibi olmuş oluruz. Genci dinlerken ne gibi iletişim engellerini kullanıyoruz;

    Öğüt verme : Şöyle yapma, böyle yap…

    Çözüm getirme: Bunu böyle yapmada şöyle yap.

    Yönlendirme : Üzüleceğine otur da ders çalış.

    Yargılama : Sen zaten hep kolaya kaçarsın.

    Eleştirme : Çocuk gibi davranıyorsun.

    Ad takma : Geri zekalı, aptal! Soru sormak : Neden, niçin? Araştırmak : O sana ne dedi? İncelemek : Hanginiz önce söyledi?

    Teşhis : Aslında sen öyle demek istemiyorsun…

    Tanı koymak : Ben senin aslında neden öyle yaptığını biliyorum.

    Tahlil etmek : Aslında senin derdin başka…

    Teskin : Aldırma boş ver.

    Teselli etmek : Düzelir canım,dert etme geçer, üzülme.

    Konuyu değiştirmek: Başka şeylerden konuşalım. gibi farkında olmadan kullandığımız iletişim engelleri ile karşımızda bize bir sorununu anlatmak isteyen gence : Anlaşılmamışlık, savunmaya girme, haksızlığa uğradığını hissetme, sorununun aslında önemsiz ve saçma olduğunu düşünme, sinirlenme, direnç gösterme, isyan, çaresizlik, kızgınlık vb. duyguları yaşatırız.

    Oysa gencin yukarıda saydığımız pek çok iletişim engelindense en önce dinlenmeye, kabul edildiğini hissetmeye ihtiyacı vardır. Siz hiç bir çözüm getirme durumunda olmadan sadece sessizce dinleseniz bile gençte belli bir boşalıma sebep olacağınız için başarılı olursunuz. Daha sonra aktif dinleme ile sadece ondan aldığınız bilgileri daha sade biçimde ona yansıttığınızda dinleniyorum, kabul ediliyorum mesajını gence verirsiniz. Konuşurken sorununun çözümünü kendi kendine keşfetme olanağını da vermiş olursunuz. Anlaşıldığını, kabul edildiğini, koşulsuz sevildiğini bilen bir gençle iletişim kurmak hiç de zor olmayacaktır.Dolayısıyla sorunlarda kavgaya, isyana, çaresizliğe dönüşmeden rahatlıkla çözülecektir.

  • 7 Maddede Aile İçi İletişim

    7 Maddede Aile İçi İletişim

    İletişimduygu ve düşüncelerin yazılı, sözlü ya da görsel olarak insanların birbirlerine aktarımda bulunmasıdır. Toplumun en küçük birimi olan ailede ise bu durum daha çok sözlü ve görsel ögelerin kullanılmasıyla ön plana çıkmaktadır.Sağlıklı bir aileyaşantısının temelini iletişimin kalitesi belirler. İletişim aile içerisinde ne kadar kaliteli olursa aile ilişkisi de o kadar sağlam, tutarlı ve sağlıklı olur.

    7 Maddede Aile İçi İletişim

    1 –Aileüyeleri birbirleriyle konuşurken net ve anlaşılır ifadeler kullanmalıdır. Birbirlerinden olan taleplerini ya da beklentilerini ima yoluyla veya iğneleyici sözlerle dile getirmemelidir.

    2 –Etkin Dinleme; Karşılıklı yapılan görüşmelerde dinlemiş olmak için dinlemek yerine diğer kişiyi gerçekten anlamak için dinlemek ve bu durumu diğer aile üyelerine hissettirmek gerekir.

    3 –“Ben” Dili;İletişimde “sen” dili karşı tarafı yargılayıcı ve suçlayıcı anlam taşıyabilir bu yüzden bireylerin talep ya da beklentilerini “ben” dili ile ifade etmesi gerekir. Örneğin; “Sen böyle davrandığın için mutsuz oluyoruz.” İfadesi yerine daha yapıcı olan “Aramızdaki bu problem beni çok mutsuz ediyor.” Denildiğinde karşı taraftaki kişi kendisini yargılanmış ya da suçlanmış hissetmez ve iletişime daha açık hale gelir.

    4 – Bireyler birbirlerini sahiplenmek yerine her üyenin ayrı ayrı bir birey olduğunu kabul etmeli ve bireysel yaşam alanlarına fazla müdahale etmemeli. Örneğin: “O arkadaşından hoşlanmadım, onunla görüşme”, “Şu kıyafeti giyinme” vs. gibi emredici cümlelerle bireysel yaşam alanlarına müdahale edilmemelidir.

    5-Aile üyeleribirbirlerine mutlaka zaman ayırmalıdır. Birlikte geçirilen bu zamanın kaliteli bir şekilde kullanılmasına dikkat edilmelidir.

    6 – Eleştirilere açık olmakla birlikte eleştiriyi yapan aile üyesi incitici ifadeler kullanmaktan kaçınmalıdır.

    7 – Aşırı davranışlardan kaçının. Olası tartışmalarda yüksek sesle konuşmamaya dikkat edin.

  • İletişimde Beden Dili ve İlk İzlenim

    İletişimde Beden Dili ve İlk İzlenim

    Sözsüz İletişim

    İnsanlarla kurulan iletişim sözlü olduğu gibi, birtakım işaretler ve sinyaller aracılığıyla sözsüz de olur. Sözsüz iletişim beden dili ve görsel dil olarak iki başlık altında ele alınabilir.

    Sözsüz iletişimin beden dili alt başlığını insan ilişkilerinde iletişim çerçevesinde inceleyeceğiz.

    Beden Dili

    Sözel olmayan ve mesajın anlamına katkıda bulunan insana ait farklılıklar iletişimde beden dili olarak ele alınır.

    Beden dili aslında insanların ne demek istedikleri konusunda, dünyada konuşulan dillerdeki tüm sözcüklerden daha fazla şey anlatır. Konuşurken beden tarafından gönderilen sinyallerin çoğu biz farkında olmadan dış dünyaya mesaj verir.

    Beden dili kültürlere göre, kişiler arasındaki anlaşmalara göre değişir. Başkalarının beden dilini yorumlayabilmek beceri gerektirir. Kendi beden diline hakim olabilmek, onu gerektiği biçimde kullanabilmek iletişimde çok önemlidir.

    Beden dili bilinçli ya da bilinçsiz kullanılabilir. Örneğin, ilgi uyandıran bir şeye bakarken göz bebeklerimiz büyür, baş yana eğilir. Gerilim içinde olan insanın omuzları kalkar, bazı insanlar stres altında olduklarında yüzleri ve boyunları kızarabilir.

    Yüz İfadeleri(Mimikler)

    İçinde bulunduğumuz duygusal durumu anlatmak için en çok mimiklerimiz önem taşır. Mimik, yüz kaslarının değişik şekillerde kasılması ve gevşemesiyle bakış ve yüz çizgilerinde meydana gelen değişikliklerden oluşan ifadelerin tümü olarak tanımlanır.

    İnsan yüzünde mimikleri gerçekleştiren çoğu çift olmak üzere yaklaşık yirmi kas grubu bulunur. Bunların farklı biçimlerde gerilip gevşemeleriyle çok sayıda farklı ifade meydana gelir. Duygusal bir ifadeyi yansıtma bakımından yüz kasları üç grupta toplanabilir;

    • Alın kasları,

    • Gözkapakları ve çevresindeki kaslar,

    • Ağız bölgesi ve çene kasları.

    Mimikler duygularımızı yansıtmak dışında toplumsal yaşamda karşımızdaki kişiye tutumuzu gösteren sosyal işaretler olarak da bilinçli olarak kullanılabilir. Çok üzgün olduğumuz bir günde sevdiğimiz bir insana rastladığımızda onu gördüğümüze sevindiğimizi belirtmek için gülümseyebiliriz. Uzaktan, tanıdığımız birini gördüğümüzü belirtmek için kaşlarımızı yukarı kaldırırız.

    Jestler

    Baş, el, kol, ayak, bacak ve bedenin kullanımı jestleri oluşturur. Bazı jestler bilinçli olarak yapılır bunlar sembol niteliğindedir. Sembol niteliğindeki bu jestlere “amblem” adı verilir. Bunlar belli anlamları sembolize eder ve toplumdan topluma bu anlamlar değişir. Örneğin sağdan sola iki yana sallamak bizim toplumumuzda “hayır” anlamına gelirken Bulgaristan’da bu “evet” anlamına yakın bir baş hareketi olduğu için “evet” olarak anlaşılabilir. Bunlar toplum içinde yaşayan bireyler tarafından öğrenilir ve gerekli olduğunda iletişimi desteklemek için kullanılır. Danışanın toplumu onun iletişimde kullandığı jestlerin belirleyicisi olduğu için özellikle farklı bir topluma mensup bir danışanımız olduğunda onu kendi toplumuna göre değerlendirmemiz gerekebilir.

    Bunların dışında insanlarla kurduğumuz iletişimde başımızı, el, kol ve ayaklarımızı farklı biçimde kullanarak da çeşitli mesajlar verebiliriz.

    Baş hareketleri: Başımızı içinde bulunduğumuz duygusal durumu anlatmak, mimiklerimizi desteklemek, ayrıca karşımızdaki insana tutum ve tavrımızı diğer jestlerle birlikte belirlemek için kullanırız. Bunlara ek olarak daha önce de belirttiğimiz gibi sembolik jestleri gerçekleştirmek için de kullanırız. Örneğin, başın öne eğik oluşu dış dünya ile ilgilenmeme ve kendi içimize döndüğümüzü gösterirken başın belli bir kişiye yönelik olması onunla ilgilendiğimizi gösterir.

    Bakışlar: Bakışlar karşımızdaki insanla iletişim kurmak için önemlidir. Bir kişi konuşurken başka tarafa bakıyorsa genellikle konuşmasının henüz bitmediği ve bölünmek istemediğini gösterir. Eğer bir kişi karşısındaki konuşurken başka tarafa bakıyorsa kişi karşısındakinin söylediği şeyden hoşlanmadığını ve bu konuşmayı yapmaktan memnun olmadığını gösterir. Kişi karşısındaki konuşuyorken ona doğru bakıyorsa bu durumdan memnun olduğu ve konuşulan konuya ilgili olduğunu gösterir. Konuşan kişi konuşurken karşısındaki kişinin direk yüzüne bakıyorsa, bu konuşan kişinin söylediklerinden emin olduğunu gösterir.

    Tabi ki tüm toplumlarda göz teması kurmanın farklı anlamları olabileceğini unutmamalıyız. Farklı toplum veya kültürden gelen bireylerle iletişim kurarken toplum ve kültüre özgü davranışlarını öğrenmemiz iletişimi kuvvetlendirmek için önemlidir.

    Beden Duruşu

    Beden duruşu genel olarak hangi yönü gösteriyorsa bu ilgili olduğumuz tarafa işaret eder. Karşımızdakini ilgili bir şekilde dinliyorsak ayaklarımız ve başımız ona dönük olur. Oysa biri bizle iletişim kurmaya çalışırken bizim beden duruşumuz o kişiye dönük değilse bu kişiyle ilgilenmediğimize işaret edebilir.

    Sesin Kullanımı

    İnsanlar iletişim kurarken konuşur, bedeniyle ifade eder bazen sadece sesleri kullanırlar. Örneğin etkili dinlemede gerekli yerlerde “hı hı” çıkarılması, “hayır” anlamına gelen, dilin üst dişlerin altına değdirerek geri çekilirken çıkardığı sesin kullanılması, şaşırılan bir anda “aaa” sesinin çıkarılması, üzgünlüğü ifade eden burun çekme sesinin çıkarılmasıyla da iletişim kurulur. Ayrıca ses tonunda meydana gelen dalgalanmalar da konuya verilen önemin göstergesi olabilir.

    Kişilerarası Mesafe ve Alanın kullanımı

    Söylenen sözler ne olursa olsun kişiler çevrelerindeki insanlara duygularını, niyetlerini ve düşüncelerini ifade etmede önemli bir unsur da alan kullanımıdır. Bu konuda ilk geniş çaplı araştırmalar antropolog olan Edward Hall tarafından başlanmıştır. Hall, Amerikalı ve eğitim düzeyi yüksek kişilerle yapmış olduğu çalışmalarda insanların kullanmış olduğu dört mesafe türünü belirlemiştir. Bunlar: mahrem mesafe, kişisel mesafe, sosyal mesafe ve genel mesafedir.

    Hall’a göre birbirine çok yakın ilişki içinde olan insanlar birbirinden 0 ile 45 cm’lik uzağında bulunabilirler. Bu alan “mahrem mesafe” olarak bilinir(aile bireyleri, eşimiz, yakın arkadaşlarımız gibi).

    Kişinin mahrem alanına girilmesi tedirginlik, sıkıntı ve saldırganlık eğilimlerinde artışa yol açar.

    Karşılıklı konuşma hallerinde mesala bir arkadaşımızla yemek yerken aramızdaki mesafe kişisel alan mesafesindedir. Bu mesafe 45-120 cm arasıdır. İş arkadaşlarımızla konuşurken de bu mesafede oluruz. Sosyal alan ise 120-210 arasıdır diyebiliriz fakat 300cm’e kadar da uzayabilir. Sosyal ortamlarda tanıştığımız insanlarla bu mesafeyi koruruz. Eğer bir kişinin sosyal alanı geçip kişisel alanına girmeye çalışırsak, karşımızdaki kişi bundan rahatsız olup yerini değiştirmeye çalışabilir. Genel alan ise 300 cm ve daha fazlası alandır. Sokakta, metroda beklerken genelde bu alanı korumaya çalışırız. İstanbul koşullarında bu çok mümkün olmasa da daha yoğunluğun daha az olduğu zamanlarda insanların aralıklı durduğunu görebilirsiniz. Yoğunluğun az olduğu bir metro istasyonunda bir kişi sosyal alanınıza girerse bundan rahtsızlık duyabilirsiniz. Bu durum sizi tedirgin edebilir.

    Bedensel Aksesuarlar

    Kişilerin kıyafetleri, takıları, kullandığı parfüm dahi sözsüz iletişimde önemlidir. Örneğin sadece kıyafetimiz tutuculuğumuz, ilgi çekmek isteyip istemediğimiz, rahatımıza düşkünlüğümüz gibi birçok konuda bilgi sağlar.

    İlk İzlenimler

    İzlenim oluşturma, bir başkası hakkında farklı kaynaklardan gelen bilgileri değerlendirip bir sonuca varma sürecidir. Sosyal psikologlar bu süreci yenilenen ve değişen dinamik bir süreç olarak görür. Bu süreç aynı zamanda bütünleştiricidir. Kişi hakkında elde ettiğimiz her bilgi, edindiğimiz diğer bilgiler ile birlikte değerlendirilir.

    Peki, ilk izlenimleri nelere dayanarak oluşturuyoruz?

    İnsanlar hakkındaki izlenimlerimizin bir kısmını onların sözel olarak ifade ettiklerini dinleyerek ve bize ilettiği bilgilere dayanarak oluştururuz. Diğer kısmını ise sözel olmayan iletişim kaynaklarından en önemlileri yüz ifadesi, göz teması, fiziksel görünüm ve beden dilidir.

    Yüz İfadeleri

    Bundan 2000 yıl önce Cicero. “Yüz ruhun yansımasıdır” demiştir. Ondan yüzyıllar sonra Darwin bazı duygusal ifadelerin doğuştan var olduğunu ve bu yüzden bazı ifadeleri bütün dünyada aynı biçimde algılandığını söylemiştir.

    Darwin’e göre yüz ifadelerinin doğru anlaşılmasının yaşamsal bir önemi vardır. Karşımızdaki insanın bize kızgınlıkla, korkuyla veya mutlulukla mı yaklaştığını kestirmemiz açısından önemlidir. Kızgınlık taşıyan bir yüz gördüğünüzde kaygı düzeyiniz artar ve kendimizi korumaya alırız. Yani yüz ifadelerini doğru algılamak işlevseldir. Bu işlevsel teze göre, insanlar bütün ifadelere eşit şekilde dikkat etmezler. Hayati önem taşıyan ifadelere yani yaşamlarını sürdürebilmeleri için tehlike belirten yüz ifadelerine daha çok fark etmeleri gerekir. Hansen ve Hansen bu konuda yaptıkları araştırmada korku ve kızgın ifadeler mutluluk ifadelerinden daha çabuk fark edilmiştir.

    Göz Teması

    İzlenim oluşturmada kullanılan bir başka sözel olmayan ipucu göz teması yani göz göze olmadır. Başkalarının neler hissettiğini, birbirlerine bakışlarının yönü ve yoğunluğuna bakarak çıkarabilirsiniz. Bir insana nasıl baktığınız, o insanda belli duygu ve düşünceler uyandırır. Fakat unutmamamız gereken şey hangi duygu ve düşünceleri uyandırdığı, duruma, kişiye ve kültüre bağlı olarak değişebileceğidir.

    Fiziksel Görünüm

    Fiziksel görünümü güzel olan insanların güzel olmayanlardan daha ilginç, sıcakkanlı, dışadönük ve sosyal açıdan daha yetenekli bulunduğunu ortaya koyan araştırmalar vardır. Fiziksel güzelliğin kararlarımızda ne kadar etkili olduğunu gösteren birçok araştırma vardır. Fakat unutulmaması gereken şey fiziksel görünümün aldatıcı olabileceği ve daha da önemlisi tek başına değerlendirilmemesi gerektiğidir.

    Beden Dili

    Sözsüz iletişimde daha ayrıntılı bir şekilde incelediğimiz beden dili, tabi ki ilk izlenim oluşturmada da önemlidir. Bedenin duruşu, kolların bacakların hareketi bedenin yönü bize bir sürü ipucu veriri ve biz ilk izlenimlerimizi farkına bile varmadan bu hareketlere bakarak oluştururuz. Bunlara ek olarak yeni tanıdığımız insanın bize doğru söyleyip söylemediğine de daha çok beden diline bakarak karar veririz. Özellikle şüpheleniyorsak önce mimiklere sonra jestlere dikkat kesiliriz. Bu durumda söylenenlerin etkisi mimik ve jestlerden etkisinden oldukça düşüktür.

    Sözsüz Haberleşme

    Sözsüz, hareketsel(kinesik) haberleşme üzerine yapılan incelemeler, kelimelerin söyleniş tonu, duraklama, sessizlik, hız gibi konuşma özelliklerinin kişiden kişiye değiştiğini ama örüntülerin her kişiye özgü olup, zamanla değişmediğini göstermiştir.

    Sosyoekonomik düzey, eğitim, öğrenim gibi değişkenlerle bölgeden bölgeye farklılıklar gösteren çeşitli davranış biçimlerini görmek mümkündür. Fakat hareketsel haberleşmenin herkes tarafından gösterilmesi gerekmez. Hareketsel haberleşmeye örnek vermemiz gerekirse; tutucu ailelerin kızlarının yüzü daha çok kızarırken yüksek sosyoekonomik düzeyden gelen kızların yüzlerinin kızardığı pek az gözlemlenmiştir. Alt ve orta sosyoekonomik düzeyden gelen kadınlar daha sık ve çabuk ağlamaya, titremeye, terlemeye başlar.

    Bu noktada önemli olan şey tüm insanlara özgü bazı kinesik verileri (bölgeler, toplumsal değerler, sosyoekonomik düzey ve cinsiyet) kişiye özgü olan özelliklerden ayırt edebilmektir.

  • Siber Zorbalık

    Siber Zorbalık

    Siber zorbalık nedir?

    Kasıtlı bir şekilde savunmasız birey ya da gruplara iletişim ve bilgi teknolojisi yoluyla verilen zarar ve etki olarak tanımlanmaktadır. Öfke ve nefret dolu mesajlar yoluyla tehdit etme, sataşma, küfür etme, alay etme gibi davranışlar zorbalık örnekleri olarak gösterilebilir. Sahte hesaplar kullanılarak kişilerin özel bilgilerini çalıp bunları yaymak veya yaymaya çalışmak gibi davranışlar da çok sık yaşanmaktadır.

    Siber zorbalığa sürükleyen sebepler neler olabilir?

    Normal hayatlarını güçsüz ve etkisiz bir şekilde sürdüren bireyler internet ortamında kimliklerini gizleyebilirler ve hayatta ihtiyaç duydukları güce internet ortamında ihtiyaç duymazlar. Bu durum kişilerin zorbalığa sürüklenmesinde etkilidir.

    Başka bireylere zarar vermenin kolaylığı, maliyetin düşük oluşu, erişimin kolaylığı, kimliği gizleme kolaylığı, saldırganlık, akıl sağlığındaki sorunlar, az gelişmiş sosyal beceriler, düşük benlik saygısı, yüksek seviyeli sosyal kaygı, internet kullanımında yeterli olmayan eğitim, uygun olmayan davranışların model alınması, yetersiz ebeveyn-çocuk etkileşimi de siber zorbalığın oluşmasında etkili sebeplerdir.

    Siber zorbalık nedir?

    Kasıtlı bir şekilde savunmasız birey ya da gruplara iletişim ve bilgi teknolojisi yoluyla verilen zarar ve etki olarak tanımlanmaktadır. Öfke ve nefret dolu mesajlar yoluyla tehdit etme, sataşma, küfür etme, alay etme gibi davranışlar zorbalık örnekleri olarak gösterilebilir. Sahte hesaplar kullanılarak kişilerin özel bilgilerini çalıp bunları yaymak veya yaymaya çalışmak gibi davranışlar da çok sık yaşanmaktadır.

    Siber zorbalığa sürükleyen sebepler neler olabilir?

    Normal hayatlarını güçsüz ve etkisiz bir şekilde sürdüren bireyler internet ortamında kimliklerini gizleyebilirler ve hayatta ihtiyaç duydukları güce internet ortamında ihtiyaç duymazlar. Bu durum kişilerin zorbalığa sürüklenmesinde etkilidir.

    Başka bireylere zarar vermenin kolaylığı, maliyetin düşük oluşu, erişimin kolaylığı, kimliği gizleme kolaylığı, saldırganlık, akıl sağlığındaki sorunlar, az gelişmiş sosyal beceriler, düşük benlik saygısı, yüksek seviyeli sosyal kaygı, internet kullanımında yeterli olmayan eğitim, uygun olmayan davranışların model alınması, yetersiz ebeveyn-çocuk etkileşimi de siber zorbalığın oluşmasında etkili sebeplerdir.

    Yapılan bir takım araştırmalar sonucunda siber zorbalık yapan bireylerin aileleri ile duygusal bağlarının oldukça zayıf olduğu ve bu zayıflığın siber zorbalık yapmalarını üç kat artırdığı bulgusuna ulaşılmıştır. Buna ek olarak bu bireylerde başka insanların eşyalarına zarar verme, madde kullanımı gibi suçların yaygın olduğu belirlenmiştir.

    Siber zorbalığın çeşitleri nelerdir?

    Karşımıza çıkan iki tür siber zorbalık vardır.Bunlar;

    E-iletişim zorbalığı: Daha çok psikolojik yönlü etkileri içerir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımıyla bireyleri rahatsız etme, internet yoluyla hakaret etme, kişiden izinsiz fotoğraflarını yayınlama, kişilerle ilgili dedikodu yapma gibi saldırı davranışlarından oluşur.

    Elektronik zorbalık: Daha çok teknik yönlü etkileri içerir. Bu zorbalık türü bireylerin kişisel şifrelerinin eleçirilmesi, spam içeren maillerin gönderilmesi ve bulaşıcı olan maillerin gönderilmesi gibi teknik olan olayları içerir.

    Siber zorbalık mağduru bireyler kimlerdir ve yaşadıkları duygular nelerdir?

    Her yaştan ve kesimden insanın mağdur olduğu bu saldırı türüne daha çok maruz kalan ve etkilenenler çocuk ve ergenlerdir. Erkekler mağdur kaldıkları zaman daha çok öfke, kız çocuklar ve ergenler ise daha çok üzüntü duygularını yaşarlar. Yaşanan öfke ve üzüntü duyguları intikam duygusunun oluşmasına da zemin hazırlar.

    Siber Zorbalık konusunda yapılan bir takım araştırmalar zorbalık davranışlarının mağdur olan kişilerde özellikle sosyal, duygusal ve akademik anlamda ciddi zararlara sebep olduğunu göstermektedir. Siber zorbalık davranışları buna maruz kalan kişilerin sosyal iletişimini olumsuz olarak etkilemektedir. Ayrıca çevreye uyumu zorlaştıran sorunlar yaşamalarına sebep olmaktadır. Bu tür davranışların mağduru olan öğrenciler arkadaşlık kurmada ciddi zorluklar yaşadıklarını, sınıf arkadaşlarıyla iletişim kurmada sorunlar yaşadıklarını söylemektedirler.

    Siber zorbalık mağduru öğrencilerde devamsızlık, okuldan kaçma, okulu bırakma, disiplin cezası alma, derslere yoğunlaşamama ve ders notlarında düşüş gibi davranışlar olabilmektedir.

    Siber zorbalığın psikolojik etkileri nelerdir?

    Yapılan araştırmalar siber zorbalığa uğrayan mağdurların özellikle yoğun

    • Öfke,

    • Üzüntü,

    • Mutsuzluk,

    • Kızgınlık gibi duygular yaşadıklarını göstermektedir.

    Bunlara ek olarak;

    • Çaresizlik,

    • Dışlanma,

    • Hayal kırıklığı,

    • Savunmasızlık,

    • Depresyon,

    • Anksiyete

    • Travma bozuklukları ve aile problemleri gibi bazı psikolojik sorunlarla karşılaşabildiklerini görülmektedir. Siber zorbalığın en üzücü sonuçlarından biri de intihardır.

    Siber zorbalık ile nasıl baş edilebilir?

    Zorbalık yapan kişilerin yaşadıkları aile içi sorunlar, okul veya iş ortamında yaşadıkları sorunlar incelenerek yardım sağlanmalıdır. Çocuk ve ergenleri siber zorbalığa sürükleyen sebeplerin incelenmesi ve bu doğrultuda eğitimler verilmesi faydalı olacaktır. Zorbalığın daha çok ergenlerde ve öğrencilerde ortaya çıktığı sonuçlarına dayanarak öğrencilere,velilere ve öğretmenlere siber iletişim konulu eğitimler ve bilgilendirmeler yapılması bilinçlenmek açısından yararlı olacaktır. Bu bilgilendirmeye ek olarak siber zorbalığın idari ve adli cezaları konusunda da bilgilendirme yapılması gerekmektedir. Zorbalık mağduru kişilere psikolojik destek sağlanmalı ve sosyal destek ile kendilerini daha iyi hissetmeleri konusunda yardımcı olunmalıdır.

    Yapılan bir takım araştırmalar sonucunda siber zorbalık yapan bireylerin aileleri ile duygusal bağlarının oldukça zayıf olduğu ve bu zayıflığın siber zorbalık yapmalarını üç kat artırdığı bulgusuna ulaşılmıştır. Buna ek olarak bu bireylerde başka insanların eşyalarına zarar verme, madde kullanımı gibi suçların yaygın olduğu belirlenmiştir.

    Siber zorbalığın çeşitleri nelerdir?

    Karşımıza çıkan iki tür siber zorbalık vardır.Bunlar;

    E-iletişim zorbalığı: Daha çok psikolojik yönlü etkileri içerir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımıyla bireyleri rahatsız etme, internet yoluyla hakaret etme, kişiden izinsiz fotoğraflarını yayınlama, kişilerle ilgili dedikodu yapma gibi saldırı davranışlarından oluşur.

    Elektronik zorbalık: Daha çok teknik yönlü etkileri içerir. Bu zorbalık türü bireylerin kişisel şifrelerinin eleçirilmesi, spam içeren maillerin gönderilmesi ve bulaşıcı olan maillerin gönderilmesi gibi teknik olan olayları içerir.

    Siber zorbalık mağduru bireyler kimlerdir ve yaşadıkları duygular nelerdir?

    Her yaştan ve kesimden insanın mağdur olduğu bu saldırı türüne daha çok maruz kalan ve etkilenenler çocuk ve ergenlerdir. Erkekler mağdur kaldıkları zaman daha çok öfke, kız çocuklar ve ergenler ise daha çok üzüntü duygularını yaşarlar. Yaşanan öfke ve üzüntü duyguları intikam duygusunun oluşmasına da zemin hazırlar.

    Siber Zorbalık konusunda yapılan bir takım araştırmalar zorbalık davranışlarının mağdur olan kişilerde  özellikle sosyal, duygusal ve akademik anlamda ciddi zararlara sebep olduğunu göstermektedir. Siber zorbalık davranışları buna maruz kalan kişilerin sosyal iletişimini olumsuz olarak etkilemektedir. Ayrıca çevreye uyumu zorlaştıran sorunlar yaşamalarına sebep olmaktadır. Bu tür davranışların mağduru olan öğrenciler arkadaşlık kurmada ciddi zorluklar yaşadıklarını, sınıf arkadaşlarıyla iletişim kurmada sorunlar yaşadıklarını söylemektedirler.

    Siber zorbalık mağduru öğrencilerde devamsızlık, okuldan kaçma, okulu bırakma,  disiplin cezası alma, derslere yoğunlaşamama ve ders notlarında düşüş gibi davranışlar olabilmektedir.

    Siber zorbalığın psikolojik etkileri nelerdir?

    Yapılan araştırmalar siber zorbalığa uğrayan mağdurların özellikle yoğun

    • Öfke,

    • Üzüntü,

    • Mutsuzluk,

    • Kızgınlık gibi duygular yaşadıklarını göstermektedir.

    Bunlara ek olarak;

    • Çaresizlik,

    • Dışlanma,

    • Hayal kırıklığı,

    • Savunmasızlık,

    • Depresyon,

    • Anksiyete

    • Travma bozuklukları ve aile problemleri gibi bazı psikolojik sorunlarla karşılaşabildiklerini görülmektedir. Siber zorbalığın en üzücü sonuçlarından biri de intihardır.

    Siber zorbalık ile nasıl baş edilebilir?

    Zorbalık yapan kişilerin yaşadıkları aile içi sorunlar, okul veya iş ortamında yaşadıkları sorunlar incelenerek yardım sağlanmalıdır. Çocuk ve ergenleri siber zorbalığa sürükleyen sebeplerin incelenmesi ve bu doğrultuda eğitimler verilmesi faydalı olacaktır. Zorbalığın daha çok ergenlerde ve öğrencilerde ortaya çıktığı sonuçlarına dayanarak öğrencilere,velilere ve öğretmenlere siber iletişim konulu eğitimler ve bilgilendirmeler yapılması bilinçlenmek açısından yararlı olacaktır. Bu bilgilendirmeye ek olarak siber zorbalığın idari ve adli cezaları konusunda da bilgilendirme yapılması gerekmektedir. Zorbalık mağduru kişilere psikolojik destek sağlanmalı ve sosyal destek ile kendilerini daha iyi hissetmeleri konusunda yardımcı olunmalıdır.