Etiket: İletişim

  • Evlilik, Sorunlar ve Çözümler

    Evlilik, Sorunlar ve Çözümler

    Evlilikler genellikle büyük aşklarla başlıyor ve maalesef büyük kavgalarla sonlanıyor. Evlenen kişiler “eş” lerini bir müddet sonra “karşıt” olarak görmeye başlıyorlar. Aslında bu durum evlilik öncesinde bir çok sinyaller verse de kişiler bunlara görmek istememektedir. Kendiliğinden düzeleceğine olan inançları tamdır. Aslında evlenince aynı evin içerisine girince bunların hepsinin düzeleceğini düşünmektedirler. Asıl gerçek olan ise bu sorunların çözülmediği takdirde aynı evin içerisinde başka sorunlarla birleşerek büyüyeceğidir.

    İki ayrı bireyin farklılıklarının olması gayet doğaldır. Ancak bu farklılıklar sorunlar yumağına dönüşüyorsa orada yanlış giden bir durum var demektir. Yanlış giden durumu tespit edip bu sorunlarla birlikte savaşmak önemlidir. Evliliklerinde sorunlar yaşayan çiftler bunları çözmek yerine sorunu görmezden gelme eğilimi içine girebilmektedirler.Aslında sorunlar çiftler için birer fırsata dönüşebilir. Birlikte çözdükleri her sorun çiftlerin birbirlerine olan bağlarını artıracaktır.

    Evliliklerin Başlangıcı

    Evlenmeden önce konuşulmamış ve halledilmemiş sorunlar yumağıyla bir evliliğe başlamak, aslında ne zaman biteceği belli olmayan ama eninde sonunda bitecek olan bir işe başlamak gibidir. Evliliğe başlamadan önce çatışma anlarında neler yaşandığı, yaşanan iletişim sorunlarının nasıl çözüldüğü, çiftlerin sorunları konuşabilmesi ve ortak çözümler bulabiliyor olması, kriz durumlarındaki davranış tarzları, anlaşmazlıkların çözümünde neler yapacakları vb. gibi konuların gözlemlenmesi ve belirlenmesi çok önemlidir. Aslında bu gibi durumlar çiftler için sessiz ama önceden deneyimlenmiş bir anayasa niteliğindedir.

    Evliliklerdeki Davranış Tarzlarındaki Farklılıkların Nedeni

    Evliliklerde erkek ve kadın farklı davranış tarzları sergilemektedir. Eşlerin beklentileri ve yaklaşımları cinsiyetlerine bağlı olarak tepkilere dönüşmektedir. İşin özü erkek ve kadın toplumun kendisine yüklediği şekilde tepkiler verme eğilimde olabiliyor. Dolayısıyla toplumun erkeğe ve kadına yüklediği kimlikler evliliklerde kişilerin davranış tarzlarını etkilemektedir. Evlilik erkek ile kadın arasında bir güç savaşına bir rekabete dönüşebilmektedir. Bu durum yaşanan problemlerin çözümünden çok problemlerin büyümesine neden olmakta ve yaşanan problem bir kriz haline dönüşebilmektedir. Evliliklerde erkek; başarı ve güce önem verirken, kadın ise sevgi ve iletişime daha çok önem vermektedir.

    Evliliklerde Yaşanan Sorunların Çözümü

    Yaşanan sorunların çözümünün en önemli şartı her iki tarafından sorunun çözülmesi istiyor olması ve çözüme aynı oranda katkı sağlayacak olmasıdır. Aksi takdirde tek tarafın çabası sorunların çözümü için yeterli olmayacaktır. Çiftler yaşanan sorunlarda kendi çözüm önerileri sunabilirler. Ancak en sağlıklı olan durum birlikte ortak bir çözüm bulmaktır. Bulunan çözümler birlikte değerlendirilmeli ve uygulanmalıdır. Çözüm çiftlerden birine uymadığı takdirde yeni bir çözüm için birlikte çaba sarf edilmelidir.

    Evlilik Birlikteliğini Zedeleyen Sorunlar
    * İletişimde yaşanan sorunlar
    * Çatışma çözme konusunda yaşanan aksaklıklar
    * Uzlaşma kültürünün oluşmamış olması
    * Şiddet içerikli davranışlarda bulunmak
    * Eşlerin aileleriyle ilgili sorunlar
    * Bağımlılık problemleri
    * Arkadaş ilişkileri
    * Maddi sıkıntılar
    * Psikolojik problemler

    Evlenme ve Boşanma İstatistikleri

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2006-2015 dönemini kapsayan 10 yılda Türkiye’de toplam 6 milyon 90 bin 212 çift evlendi, 1 milyon 151 bin 591 çift de boşandı.

    2006 yılında binde 1,35 düzeyinde olan kaba boşanma hızı (belli bir yıl içinde her bin nüfus başına düşen boşanma sayısı) 2015 yılında binde 1,69’a yükseldi, kaba evlenme hızı (belli bir yıl içinde her bin nüfus başına düşen evlenme sayısı) da binde 9,17’den binde 7,71’e geriledi.

    Boşanma nedenlerine baktığımızda geçen yıl 131 bin 830 boşanmanın yaklaşık yüzde 97’sinin sebebi “geçimsizlik” olarak kayıtlara girdi. Bunu terk, zina, akıl hastalığı, kötü muamele, cürüm, haysiyetsizlik ve diğer nedenler takip etti.

    Evlilikte en tehlikeli dönemin ilk 5 yıl olduğunu ortaya koyarken, geçen yıl gerçekleşen boşanmaların yüzde 39,4’ü, 2006 yılında ise yüzde 42,5’i evliliğin ilk 5 yılı içinde gerçekleşti.

    İstatistiklere bakıldığında ilk yılların evlilik için çok önemli olduğu ortaya çıkıyor. İlk yıllar çiftlerin ilişki şeklinin oluştuğu yıllardır. Bu ilişki şekli oluşurken yaşanan durumlar karşısında sergiledikleri tutum ve davranışlar aslında ilişkinin devamına ve bitişine kararı oluşturan aşamadır.

    Evlilik Birlikteliği Sağlıklı Olarak Yürütmenin Kuralları

    1- Her türlü durumda iletişimi kesmemek: Çiftlerin yaşadıkları sorunlarda konuşmama eğiliminde olması sorunun çözümün engelleyen bir unsurdur. Dolayısıyla sorunun çözülmesi veya çözüme ulaşacak yöntemlerin bulunması için iletişim devam etmelidir.
    2- Güçlü bir iletişim bağınızın olması: Çiftler arasında güçlü bir iletişim bağı varsa çözülemeyecek sorun yok demektir. İki tarafında iletişim kanalları açık ise ve olumlu bir iletişim yöntemi kullanılıyor ise sorunlar oluşmadan çözüm kendiliğinden gelecektir.
    3- İyi bir dinleyici olmak: Tarafsız ve ön yargısız bir dinleyici olmak anlatan kişinin rahatlamasını sağlayacağı için bazen sorunların oluşmadan önlenmesine yardımcı olacaktır.
    4- Ön yargılardan arınmak: Ön yargı iletişimi engelleyen unsurlardan biridir. Ön yargı karşı tarafın aktarımı olmadan tahminlerde bulunarak yapılan davranışa, söylenecek söze karşı tarafın anlam katmasına izin vermeden peşin hükümler vermektir. Bu durum olayları olduğundan daha farklı görmemize ve değerlendirmemize daha farklı yapmamıza neden olur.
    5- Güven, sevgi ve saygı bağının kuvvetli olması: Çiftlerde güven ilişkisinin oluşmuş olması, sevgi ve saygı bağının kuvvetli ilişkide yaşanabilecek sorunların çözümümün daha hızlı olmasına katkı sağlayacaktır.
    6- Rollerin belli ve paylaşılmış olması: Evdeki rollerin iyi paylaşılmış olması çok önemlidir. (Ekonomik meseleler kimin üzerinde, yemek ve temizli işlerini kim yapacak, çocuğu okuldan kim alacak, kararları kim alacak vb. konular)
    7- Düzenli cinsel yaşam: Düzenli cinsel yaşam kişileri birbirine yaklaştırır ve aralarındaki bağı arttırır. Birbirine yaklaşan ve bağı kuvvetli çiftler yaşanacak sorunlara çözüm odaklı bakacaklardır.
    8- Sürprizlerle ilişkinin renklendirilmesi: Sürpriz herkesin hoşuna gider ve insana kendisini değerli hissettirir. Kendini değerli hisseden kişi durumlar karşısında tepkilerini daha olumlu yönde verecektir.
    9- Değişim yapılacaksa değişime kendinizden başlayın. Bir değişim istiyorsak bunu karşımızdakine göstermemiz gerekir. Onun için ilk önce kendimizde değişiklerle başlamalıyız.
    10- Yargılayıcı, suçlayıcı ve emir içeren cümlelerden uzak durmak. Bunların yerine kabullenici ve sevgi cümlelerinizi yaşamınıza sokmak.

    Sorunlar yaşamın her aşamasında her dönemin var olacaktır. Önemli olan sorunları nasıl çözmek istediğimizdir.

  • Engellenme ve Başa Çıkma Yolları

    Engellenme ve Başa Çıkma Yolları

    Engellenme; amaca ulaşamayan kişinin önlenmiş güdülerinin ortaya çıkardığı heyecan halidir. Günlük yaşamımızda birçok kez engellendiğimiz duygusu yaşarız. Ancak bunların şiddeti birbirinden farklıdır. Bu engellenme durumların zaman zaman bilinçli zaman zaman bilinçsiz tepkiler veririz. Verilen bu tepkiler planlı ya da plansız olabilir. Verdiğimiz bu tepkiler olaylarla başa çıkma yöntemlerimizdir.

    Engellenmenin iki temel başa çıkma yöntemi vardır.

    a) Bilinçli ve planlı başa çıkma yöntemi: Belli bir plan ve program dahilindedir. Kişi hangi davranışı hangi amaçla yaptığının farkındadır.

    Engellenme duygusunun kaynağı kaygı durumunda olduğu gibi ya çevreden ya da kişinin kendi özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Engellenme duygusu kişinin kendi özelliklerinden kaynaklanıyorsa atılacak adımlar farklı, çevreden kaynaklanıyorsa atılacak adımlar farklıdır. Engellenme duygusu hem kişinin kendi özelliklerinde hem de çevreden kaynaklanabilir.

    Farklı kültür ve sosyal çevreden gelen kişiler, farklı sosyal değer ve normlar içinde büyüdüklerinden, aynı çevre içinde farklı engeller görürler. Çevredeki engellerin temeli bizdeki algılama özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Bu engellenmelerin bilincinde olmak engellenme duygusuyla daha etkin ve başarılı bir biçimde uğraşmamızı sağlar.

    Kısaca çevresini ve kendisinin bilincinde olan kişi, başa çıkamayacağı engellenme duygusunun ortaya çıkmasını büyük ölçüde durduracaktır. Kendisini ve çevresini tanıyan kişi, kendi arzu ve isteklerini daha iyi değerlendirebilir. Kendini ortalama tanıyan kişi kendisine uygun olmayan durumların içine kendisini sokmaz. Böylece engellenme henüz ortaya çıkmadan önlenmiş olur.

    Engellenmenin ortaya çıkmaması ya da onunla başa çıkılabilmesi için iletişim yöntemlerinin belirlenmesi gereklidir.

    Güvenli İletişim için öneriler

    Kişiden kaynaklanan en belli başlı engellenme nedeni; kişinin istediğini açık bir şekilde ifade edememesi ve kendine güven konusunda sıkıntılar yaşamasıdır. İstediği şeyleri söyleyemeyen kişi onu elde etme konusunda başarılı olamaz. Sonuç olarak duygusal birtakım sıkıntılar yaşar. Bu sıkıntılar kendisini öfke, kızgınlık, saldırganlık, içe kapanıklık, depresif durum, kırgın ve mutsuz olma olarak kendini gösterir.

    Güvenli girişkenlik bireyin diğer kişilerle kurduğu iletişim biçimine yöneliktir. Burada amaç kişinin duygu ve düşüncelerini karşı tarafa etkin ve yapıcı bir şekilde iletebilmesini sağlamaktır.

    Güvenli iletişim şu aşamalardan oluşur.

    1) Birey kendi iletişim biçimini gözden geçirip kendine özgü iletişim davranışlarının farkına varmalıdır. İçinde tutan, istediklerini söylemeyen, farklı söyleyeceği ayıp olmasın diye söylemeyen, itiraz ederse karşı çıkılacağından çekinen bir kişi misiniz? Bu aşamada bu soruların cevaplarını bulmak önemlidir.
    2) Güvenli iletişimin yer almadığı sosyal durumlar gözden geçirilmesi gerekir. Birey niçin güvenli ve girişken davranış içerisinde bulunmadığı üzerine düşünmelidir. Bu durum bireye iki şekilde fayda sağlar. Bireyin kendini anlamasına ve nasıl bir benlik algısı olduğunu görmesine fayda sağlar. İkincisi bireyin yeni öğreneceği güvenli girişken davranış modeliyle iletişim davranışının bu tür ortamlarda kendisine nasıl faydalı olacağını görmesinde yatar.
    3) Birey kendi için önemli olan bir iletişimi örnek almalıdır. Bireyin bütün ayrıntılarıyla kendisi için önemli olan iletişimi hatırlaması gerekir. Ne söylediği, nasıl davrandığı ve nasıl hissettiği üzerinde düşünmesi ve bunları nasıl değiştirebileceği konusunda düşünmesi önemlidir.

    İletişimde aşağıdaki konuların belirlenmesi ve organize edilmesinin sağlanması gerekir.

    • Göz teması
    • El, kol ve beden hareketlerini
    • Yüz ifadesi
    • Ses tonu
    • Konuşmanın akıcılığı
    • Zamanlama
    • İçerik

    Bunlar iletişimin bütünün oluşturacağı için bu konuların önceden gözden geçirilmesi ve provasının yapılması güvenli iletişimin oluşması için önemlidir.

    4) Başka iletişim yöntemleri için seçeneklerin listesinin yapılması önemlidir. İletişim şeklimiz ile ilgili sorun yaşıyorsak başka nasıl iletişim kurabileceğimiz konusunda alternatif planlar yapmalı ve gerekiyorsa bu konuyla ilgili uzmanlardan öneriler almalıyız.
    5) İletişimin biçiminizin önceden hayalini kurun. Provasını yapabilirsiniz. Hayal kurmak bir şeyi gerçekleştirmek konusunda ilk adımdır. Bir kez yapma şeklidir. Hayal edilen şey aslında bir prova niteliği de taşır. Yaşanabilecek aksaklıkları önler. Hayal edildikten sonra gerçek provaya geçilebilir.
    6) Bunları gerçek yaşama uygulamak için iyice planlayın ve gerçek yaşamınıza uygulayın.

    İsteklerini, duygularını ve düşünceleri açık bir şekilde ifade edemeyen kişinin mutlu olması beklenemez. Güvenli iletişim temel unsuru kişinin mutlu olmasıdır. Güvenli iletişim faydaları günlük yaşamda hemen kendini gösterir ve kişinin yaşamında daha mutlu olmasını sağlar. Bu durum da kişinin yaptığı iş ve aktivitelerde daha başarılı olmasını sağlar.

    Çözümü Olmayan Sorunlarla Başa çıkma

    Bazı durumlar vardır ki engellenme durumumuz başaramadığımız ya da yeteneğimizin olmadığı bir şeyden kaynaklanmaktadır. Boyumuzun uzun olmadığı için ya da atletik bir yapıya sahip olmadığımız için bazı spor branşlarında başarılı olmayı istesek de başarılı olma ihtimalimiz yoktur.

    İlk olarak yapılması gereken engellenme duygusunun hayatın içinde bir şey olduğunu kabul etmektir. Bu durum başa çıkma durumumuzu kuvvetlendirecektir. Kabullenme duygusu insanı rahatlatan en önemli unsurdur.

    Bunların yanı sıra engellenme duygumuza iyi gelecek iki adım daha vardır.

    • Engellenme duygusuyla ilgili hoşgörü düzeyimizi arttırmak
    • Beklenti düzeyini aşağı çekmek

    Yukarıdaki önerilere rağmen iletişiminizde hala aksaklıklar devam ediyorsa yardım almanızda fayda vardır.

    Şu ana kadar engellenme duygusuna verilen bilinçli ve planlı tepkilerden bahsettik. Kişi her zaman bilinçli ve planlı hareket etmez.

    b) Bilinçsiz ve plansız başa çıkma yöntemi: Bu davranış yönteminde planlanmış ve programlanmış herhangi bir durum yoktur. Tepkiler kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Burada yapılan davranışlar bilinçsizdir. Kişi yaptığı davranışın farkında değildir.

    Saldırganlık: Saldırgan davranış engellenme durumunda bilinçsiz olarak yapılan ve sık karşılaşılan bir durumdur. Saldırgan davranış bazen engellenme durumunu ortadan kaldırır. (öfke, kızgınlık vb. gibi sözel ifadesi ) Bazen de durumun daha çıkmaza girmesinden başka bir işe yaramaz. (Fiziksel şiddet vb. gibi)
    Öğrenilmiş acizlik: Toplumsal düzeyde önemli bir kavramdır. Ailede hor görülmüş, istenmeyen, devamlı olumsuz eleştirilen, başarılı olması için herhangi destek görmemiş hatta başarıları görülmemiş bir kişinin başarılı olmasını ya da başarılı olmak için çabalaması beklemek normal dışıdır. Kişi bu davranışlara maruz kaldığında başarılı olmak için çaba harcamayacak başarılı olmayı düşünmeyecektir. Hatta başarılı olduğunda farkına bile varmayacaktır. Böyle bir beklenti içinde de bulunmayacaktır. Dolayısıyla bulunduğu durum daha önce öğrendiği durum ile aynı olduğundan hareket etmeyecek ve durumu kabullenecektir.
    Ancak hangi kötü durumda olursa olsun kişi içinde bulunduğu durumdan kurtulma imkanına sahiptir.

    Kişinin içinde bulunduğu kötü durum devam ediyorsa bunun iki nedeni vardır.
    1. Birey o durumun sürmesini istiyordur.
    2. O durumu değiştirecek yeterli gayreti göstermiyordur.

    Gerileme : Bireyin engellendiğinde çocukken yaptığı davranışları yapmasıdır. Örneğin; kişinin istediğini yaptırmak için çocuk gibi konuşması.
    Hayal Dünyasına Kayma: Ara sıra hayal dünyasına kayma insanlardaki gerginliği azaltmaktadır. Ancak bu sık sık olmaya başladığında gerçek dünya ile bağlantı kesileceğinden tehlikeli bir boyut kazanabilir. Böyle bir durumda kişinin günlük yaşamdaki uyumu bozulabilir.
    Kendini Yıpratıcı Davranışlar: Kişi engellendiği zaman kendine zarar verici birtakım eylemler içine girebilir. Çok sigara içmek, çok yemek yemek ve aşırı kilo almak, aşırı alkol kullanımı vb. gibi davranışlarda bulunabilirler.
    Duygusal çöküntü: Kişinin ne olursan olsun içinde bulunduğu kötü durumun değişmeyeceğini düşünmesi duygusal çöküntü yaşamasına neden olur. Bu duygu durumu uzun süreli devam ettiğinde yardım almanızda fayda vardır.
    o Duygusal çöküntüden kurtulmanın yolları
    ♣Duygularınızı ifade etmeyi öğrenin yada bu konuda destek alın.
    ♣Güvenli iletişim ve girişkenlik konusunda kendinizi geliştirin.
    ♣Hiçbir şey yapmamaktansa küçük adımlar atmayı deneyin.
    ♣Yapılacak iş listesi belirleyin. Ve tek tek yapmaya başlayın. Bu adım yukarıdaki küçük adımlar tekniğinin uygulamasıdır.
    ♣Duygusal çöküntünün sınırlı ve geçici olacağına inanmak. İçinde bulunulan durumun sonunda geçeceğine olan inanmak.

    Engellenme insan hayatında sık görülen ve kişiye göre değişen tepkilerin verildiği bir durumdur. Yukarıdaki tepkiler kişiden kişiye şekillenmekte ve çeşitlenmektedir. İnsan hayatındaki durumları değiştirme ve şekillendirme şansına sahiptir. Bunun en önemli başlangıcı istemekten geçmektedir. Yaşadığımız sorunları çözmeye yönelik göstereceğimiz çaba ya da atacağımız adım sorunla baş etme kapasitemizi arttıracaktır.

    Çözüm yöntemlerimizi çeşitlendirecektir. Yeter ki içinde bulunduğumuz durumu kabullenelim ve o durumu değiştirmek için hareket edelim.

  • Aile İçi İletişimin Çocukluktan Yetişkinliğe Yansıması

    Aile İçi İletişimin Çocukluktan Yetişkinliğe Yansıması

    Aile, bireylerin temel davranışlarını öğrendiği ve kişilerin birbirleriyle iletişim kurmayı öğrendiği yerdir. İlk sosyal deneyimimizi aile içinde yaşarız. İlk iletişim bebeğin anne rahmine düştüğü anda başlar. Bireye bakım veren kişi tarafından sevilme, okşanma, temas, beslenme ve barınma ihtiyaçları tam karşılandığında “temel güven duygusu” oluşur. Tam tersi bir durum sergilendiğinde bakım veren kişi tarafından sevgi aşılanmadıysa, beslenme ve barınma ihtiyaçlarını yerinde ve zamanında almadıysa. Gerektiğinde oyun oynanmadıysa, ağladığında olumsuz bir tepki ya da tepkisiz kalındıysa, “temel güvensizlik duygusu” oluşur ve bireyin ileriki yaşantısında ikili ilişkilerinde de sorunlara sebep olabilir.

    Çocuklar oldukça duygularını açma ve ifade etme konusunda şeffaftırlar.  Ancak ebeveynleri tarafından bastırılan söyledikleri ifadelerden dolayı susturulan çocuklarda duygularını açmakta ve gerçekleri söylemenin onlar için zararlı olacağı bir algısı oluşur ve gizlemeye başlarlar. Çocuklarını davranışlarından dolayı azarlayan, eleştiren, onların duygu ve düşüncelerini önemsemeyen, kendi istedikleri düşünce ve davranışlarında olmalarını isteyen ve baskılayan ebeveynlerin çocuklarının kendine güvenmeyen, değersiz, tedirgin birey olarak yetişirler. Ebeveynleri tarafından desteklenen, duygu ve düşüncelerine önem verilen ve ifade etmesi için ortam sağlanan çocuklarda kendine güvenen, girişken ve insan ilişkilerinde başarılı bireyler olarak yetişir.

    Kişilik yaşamın bütünüyle şekillenir ve oluşur. Kişiliğimizle de insan ilişkilerimizde kurduğumuz iletişim şekillenir. Davranışlar insanın kurduğu iletişim sonucunda gelişir. Davranışlar iki yönlüdür; olumlu ve yapıcı yönde “sevgiye” dayalı ya da olumsuz yıkıcı “öfke” ve “nefrete” dayalı tutum olarak biçimlenir.

    Çocukluk ve ergenlik döneminde yaşanılan olumsuz deneyimler, sevilmeyen değer görmeyen mesajı iletir.  Sevilen bir insan kendini olumlu değerlerle algılayacağı için, olumlu bir benlik geliştirecektir. Kendini seven, kendinden hoşnut insan başkalarını da sevecek, kendine ve başkalarına hoşgörü gösterebilecek, yıkıcı ve zarar verici eylemleri onaylamayacak ve benimsemeyecektir. Gerçek sevgi kişilerin davranışlarında ölçülü ve sorumlu olmayı beraberinde getireceği için, aşırılık ve uygunsuzluk görülmeyecektir.

    Sağlıklı bir aile iletişim, üyelerinin birbirlerini anlamalarından oluşur ve aralarında kuvvetli bir bağ oluşturur. Ayrıca çocuklara doğru bir iletişim öğretilmiş olur. Aile içinde sağlıklı iletişimin varlığı ailenin diğer kişilerle iletişimi de olumlu yönde etkiler. Bireycilik, bencillik, paylaşamama, öfke, yargılama, kötümserlik, yalnızlık duygusu azalır. Böyle bir ailede karşısındakini anlamaya çalışma, birlikte karar verme, hatalara karşı tolerans ve sevgi hakimdir. Sağlıklı iletişimin var olduğu ilişkilerde tek bir otoriter güç olmaz. Bu güç uygun yer ve zamanda üyelerce paylaşılır. Sağlıklı iletişim kurabilen ailelerde kriz ve stres ile baş etmede kolaylaşır.

    Aile üyelerinin birbirinin hakkına saygı göstermediği baskı uyguladığı, tehlikeye maruz bıraktığı ihmal ettiği sevgi göstermediği durumlarda istismar ve şiddet ortaya çıkmaktadır. Bu durum aile içi  etkileşimi olumsuz yönde etkiler. Aile içinde olumlu etkileşim sağlanmazsa aile dağılır, varlığını sürdüremez. Anne ve baba yaşı, evlilik ve ebeveynliğe hazır oluşluk, anne ve babanın sağlık düzeyleri, birbirlerine olan saygı ve güvenleri, yetiştirilme biçimleri, ekonomik ve sosyal güvenceleri, çocuğun istenip ya da istenmemesi, sağlık düzeyi, cinsiyeti, aile üyelerinin beraber geçirdiği zaman, kullandığı mekan, aileyi örseleyen ölüm, iflas gibi stres yaratan olaylar, aile içi etkileşimi etkileyen başlıca etkileyen faktörlerdir.

  • İletişim

    İletişim

    İletişim kelime manası ile kişiler arasında, duygu, düşünce, bilgi, haber alışverişi, duygu, düşünce, bilgi ve haberlerin, akla gelebilecek her türlü biçim ve yolla kişiden kişiye karşılıklı olarak aktarılması olarak tanımlanmaktadır. İletişim her şeyden önce, insanın kendini bir insan olarak gerçekleştirmesi ve sosyal süreçlere girmesi bakımından önemlidir. İletişim sayesinde insanlar zihinlerindeki kavram ve fikirleri açığa vurma, onları paylaşma ve değerlendirme olanağına sahip olurlar. Başkalarını etkileme ve onlardan etkilenme, yararlanma, yararlı olma ve bir başarı gösterme iletişim sayesinde mümkün olur. İnsanlar arasında yaşanan ilişkilerin sürmesi iletişim sayesinde mümkün olur.

    Yaşamak başlı başına iletişim ağını, iletişim etkinliklerini içeren bir olaydır. Var olduğumuz anda çevreyle sürekli iletişim içine gireriz. Bilmeden çevremizi etkilemeye, değiştirmeye, yine bilinçsizce etkilenmeye, çevremize uyarlanmaya başlarız. Bu iki yönlü alışveriş ömür boyu süre gider. Kişiliğimizi iletişim alışkanlıklarımızla, iletişim çabalarımızla ortaya koyarız. Bildiklerimiz, duyduklarımız, yapabileceklerimiz iletişim tavrımızla belirlenir. Kişiler arası ilişkilerin aracı da iletişimdir: anlamak, öğrenmek, anlatmak, başkalarına ulaşmak için iletişimi yolunu kullanılırız. İnsanoğlunun tarihten beri çok çeşitli iletişim araçlarını kullandığı da aşikardır.

    İletişim üzerine yapılan çalışmalar, iletişimin üç temel özelliğinin olduğunu göstermektedir. Bunlardan ilki iletişim etkinliğinin insanları gerektirmesidir. İletişim ancak insanların birbirlerini anlama ihtiyaçları sayesinde kurulabilir. İkinci olarak iletişim, paylaşmayı gerekli kılar; yani iletişimde gönderici ve alıcı, mesajın ortak bir anlamı üzerinde anlaşmalıdırlar. Son olarak, iletişim semboliktir. Semboller; jestler, mimikler, sesler, harfler, rakamlar ve sözcüklerdir. Alıcı ve gönderici mesaja aynı anlamı verdikleri zaman tam olarak iletişim ortaya çıkar (Tutar, Yılmaz ve Erdönmez, 2003).

    İletişim, dinamik bir süreçtir; yani sürekli değişir ve bu değişim kesintisiz bir biçimde devam etmektedir. İletişim tanımları incelendiğinde, iletişim sürecinin bir mesajı anlaşılır biçimde alıcıya gönderme işlemi olduğu görülür. İletişim, kaynağın mesajı düzenleyip, onu ne şekilde göndermeyi (kodlamayı) düşünmesi ile başlar. Alıcının karşı tarafa gönderdiği mesajları algılayacak ve bu kodlamayı çözümleyecek durumda olmalıdır. Alıcı, kaynağın gönderdiği mesajı çözümler ve bir düşünce haline dönüştürebilir ve geri bildirimde bulunabilirse, iletişim süreci tamamlanmış olur.

    Çevremize baktığımız zaman iletişimin olmadığı hiçbir alan yok gibi ama sorun şu ki hangimiz ya da hangilerimiz sağlıklı iletişimi tercih ediyor. Geçen gün izlediğim bir programda bir ünlü simanın “aranızda sağlıklı iletişim kurabileceğim kişi yok mu “ serzenişinde bulunması topluma dair ipuçları da veriyor olabilir. Sağlıklı ortamın oluşması için sağlıklı iletişimin şart olduğunu düşünmekteyim. O zaman sloganımız “Sağlıklı toplum için sağlıklı iletişim şart!”

  • Aile İçi İletişimin Önemi

    Aile İçi İletişimin Önemi

    Aile içi iletişim, çocukların anne-babalarıyla, birbirleriyle, eşlerin birbirleriyle ya da çocuklarıyla, duygu ve düşüncelerinin birbirine karşı aktarımında önemli bir yere sahiptir. İletişim karşıdaki kişiyi tanımakta, ortak anlayış oluşmasına izin verir. Mutlu ailelerde samimiyet hep birlikte olmaktan oluşan yakınlık çoğu zaman konuşma ihtiyacını unutturabilir, aynı zamanda konuşmaların sürekli kavgaya döndüğü ailelerde ise çatışmalardan kaçmak için aile içi konuşmadan uzak durulabilir. Fakat mutluluğun sürekliliği ve sorunların çözülebilmesi için karşılıklı konuşmadan daha etkili bir yol yoktur. Ailedeki iletişimin çocuk için önemi büyüktür. Ebeveyn ve çocuk ilişkisinde, sağlıklı bir diyalog içerisinde olabilmek ve problemlerin çözümü sadece duygu ve fikirlerin birbirlerine aktarılmasıyla mümkün olabilir. Böyle bir iletişimin sağlanamadığı, sorunların ertelendiği, duygu ve düşüncelerin bastırıldığı aile ortamı sağlıklı değildir. Aile içinde çocuklar ile sağlıklı iletişim kurabilmek, onların kişilik gelişiminde katkı sağlamak için dört iletişim kaynağının önemi büyüktür. Bunlar; göz ile iletişim: çocuğun gözlerinin içine doğrudan bakarak, çocuğun duygusal doyuma erişmesini sağlamak, bedensel iletişim: anne-babanın çocuklara el veya vücut ile temasıdır. Bu temas yalnızca ihtiyaç anında yardımda bulunmak anlamında değil duygusal bakımdan seni destekliyorum, aferin gibi ifadeleri de içeren dokunmadır, odaklaştırılmış ilgi: bu kaynak da çocuğa bütün dikkatinizi vererek, önemsendiğini ve sevildiğini hissettirecek şekilde onunla ilgilenmenizdir.Çocuğun olumlu bir benlik geliştirmesinde aile bireyleriyle olan iletişimi yadsınamaz bir gerçektir. Çocuğun kendi benliği hakkındaki yorumlarını daha olumlu şekilde geliştirmesini sağlamak amacında olan ebeveynlerin kendi iletişim biçimlerini değerlendirmeleri gerekir.

  • Çocuklarla 3 Aşamalı İletişim Şekli

    Çocuklarla 3 Aşamalı İletişim Şekli

    Ebeveynler tarafından çok fazla rastladığımız cümlelerle başlayacağım sözlerime…

    “Çocuğum beni anlamıyor”

    “Onun düşeceğini biliyorum ama o kadar inatçı ki oralı olmuyor.”

    “Bir şeyi ondan isteyecek oluyorum ama yok beni hiç dinlemiyor.”

    Ebeveynler genelde bu tarz şikayetlerle gelmektedir. Çocukları bir şey ister fakat anlayamazlar.

    Çocuk öfkelenir, çocuk sinirlenir, çocuk agresif davranır hatta belki çocuk vurmaya başlar, ısırır ya da elindeki oyuncağı fırlatır.

    İnsan evladı olarak temelde en büyük problemimiz anlaşılmaktır. Anlaşılmak isteriz. İsteklerimiz karşı tarafa geçsin isteriz. Burada direkt evet kesinlikle öyle diyeniniz de vardır, düşüneyim diyeniniz de bir de hayır alakası yok diyeniniz olacaktır. Hayır diyeniniz için önerim şu lütfen bir düşünün, sıkıntılı anlarınızı aslında neyi problem ettiğiniz, karşı taraftan ne beklediğiniz…

    Beklenti demişken çocuklardan bahsetmeye devam edeyim.

    Çocuklar da anlaşılmak ister. Aslında bu döngü bebeklikte başlar. Bebek ağlar, aç olduğunu anlatmak ister, ağlar uykusunu anlatmak ister, ağlar altını pislettiğini anlatmak ister, ağlar gazının çıkartılması için yardım ister. Aslında bebeğin burada temel sorunu anlaşılmaktır. Anlaşılma uğruna ağlayıp iletişime geçer.

    Bebeklerimiz büyür bu defa her yerde anne babalar “sendrom” kelimesiyle karşılaşır. Aslında sendrom diye bir şey yoktur. Çocuğun yaşına gore yaşadığı bir takım dönemler olabilir evet ama bunu sendrom kelimesiyle sorun kabul etmeyi doğru bulmuyorum.En çok şikayet edilen 2 yaş dönemidir. 2 yaş döneminde çocuk istediği her sözcüğü çıkartamaz. Farkındalığı artmıştır ama ihtiyaçlarını dile vuramaz. Bu da onlarda öfke, saldırganlık, şiddet, agresyon doğurabilir. İhtiyaçları karşılanmayan çocuk bu durumu ileriki dönemlerde de iletişim haline getirebilir.

    Peki ne yapmalı? Ağlayan, öfkelenen çocuğa nasıl müdahale etmeli, ne demeli?

    Çocuk eğer size oyuncak fırlatıyorsa, ağlayıp kendisini yere atıyorsa sizin dikkatinizi çekmek istiyordur. Aslında bu sağlıklı bir tepkidir. Çünkü çocuk hala sizin ilginizi çekmek istiyor, hala size kendisini anlatmak istiyordur evet bu durum aslında çocuğunuzun sizinle iletişim kurma biçimidir.

    Öyleyse artık 3 aşamalı iletişim şekline geçelim…

    Çocuğunuz sizden bir şey istedi ve bu durum sizin için mümkün değil, direkt “HAYIR!” cevabı vermek yerine ona sebeplerinizi anlatmalısınız. Biz yetişkinler olumsuz bir cevap aldığımızda hemen kabul etmektense bir açıklama bekleriz. Çocuklarla iletişim kurarken de bu açıklamaları yapmalıyız.

    1- Çocuk sizden çikolata, süpriz kutusu, oyuncak, kış mevsiminde dondurma isteyebilir, ya da yazın mont giymek isteyebilir. Burada ilk olarak çocuğunuza onu anladığınızı belirtin. Aksi taktirde çocuğunuz “ya hayır anlamıyorsun istiyoruum” demeye devam edecektir.

    “Biliyorum şu anda bu montu giymek istiyorsun.”

    “Farkındayım daha fazla çikolata yemek istiyorsun.”

    2- Çocuğunuza onu anladığınızı ifade ettikten sonra isteğinin neden gerçekleşemeyeceğini anlatın. İkinci aşamada “Çünkü…” cümlesi kurun.

    “Biliyorum şu anda bu montu giymek istiyorsun, montunu seviyorsun ama bugün bunu giyemezsin çünkü yaz mevsimindeyiz ve hava çok sıcak. Eğer sen bunu giyersen gün içerisinde çok terlersin, kollarında terden kırmızı kabarcıklar çıkabilir, ya da terliyken hasta olabilirsin…”

    “Farkındayım daha fazla çikolata yemek istiyorsun fakat biliyorsun ki günde sadece bir tane çikolata yeme hakkın var. Daha fazla çikolata almanı uygun görmüyorum çünkü çikolatayı fazla yemek hepimiz için zararlı. ”

    3- Çocuğunuzun derdini anladığınızı ona ifade ettiniz, hayır deme sebebinizi ona anlattınız. Şimdi sıra duygularınızı ifade etmede, sosyal paylaşımını arttırmada. Bu aşamada çocuğunuza “sen… ben…” dili kullanın.

    “Biliyorum şu anda bu montu giymek istiyorsun, montunu seviyorsun ama bugün bunu giyemezsin çünkü yaz mevsimindeyiz ve hava çok sıcak. Eğer sen bunu giyersen gün içerisinde çok terlersin, kollarında terden kırmızı kabarcıklar çıkabilir, ya da terliyken hasta olabilirsin. Eğer sen hasta olursan ben çok üzülürüm. Ben senin hasta olmanı istemiyorum.”

    “Farkındayım daha fazla çikolata yemek istiyorsun fakat biliyorsun ki günde sadece bir tane çikolata yeme hakkın var. Daha fazla çikolata almanı uygun görmüyorum çünkü çikolatayı fazla yemek hepimiz için zararlı ve ben senin zarar görmeni istemiyorum.

    Unutmayın… Çocuğunuzun en iyi gözlemcisi sizsiniz. Eğer çocuğunuzu gözlemlerseniz ne istediğini anlayacaksınız, ve herşey anlamakla başlar…

    Çocuğunuzla iletişiminiz bol ve doygun olsun…

  • Etkili İletişimin Yolları

    Etkili İletişimin Yolları

    Hangimiz gün içinde iletişim problemleri yaşamıyoruz? İşimizde, romantik ilişkilerimizle, ailemizle, en yakın arkadaşlarımızla.. Farklı ilişki dinamiklerinde, iletişim problemlerini çözmeye yönelik noktalar değişse de iletişimin temelini oluşturan olmazsa olmazlar vardır. Benim için bunlar:

    1-Dinleme

    2-Duygu ifadesi

    3-Konuşmanın odak noktası

    Dinlemek

    Etkili iletişimin olmazsa olmazı dinlemektir. İletişimin çoğunda olan kopukluk etkili dinleme gerçekleşmediğinde yaşanıyor. Konuşmaları, yönelen soruları, anlatımları yüzeysel ve anlamak istediğimiz şekilde değil, anlatılanı anlayarak dinlemek önemlidir. İletişim dinleme ile başlar. Bir çok yanlış anlaşılma ve kopukluk dinleme olmadığında gerçekleşir. Karşıdaki insanı dinlemek yerine, lafını sürekli bölmeye ya da konuşmanın sonunu tahmin etmeye çalışmak bir süre sonra iletişimin kopmasına sebep olabilir. .

    Bir birikim amacı olan dinleme, en az konuşma kadar hayatımızda öneme sahiptir.

    Duyguların İfadesi

    İletişimin olmazsa olmazı olan şeylerden biri de duyguların ifadesidir. Duyguyu ifade etmenin ilk aşaması ise duyguları tanıyabilmektir. Bu konuda duygusal kelime haznenizi gelistirmek güzel bir başlangıç olabilir. Nasıl hissettiğinizi başkalarına anlatırken hangi duyguyu yaşadığınızı ne kadar iyi ifade edebilirseniz, anlaşılma oranınız da aynı şekilde artacaktır. Üzüntü, korku gibi duygular bireyde güçsüzlük olarak algılandığı için ifadesi zor olabilir. O duyguyu hissetmenin de bir sebebi olabileceğini kabullenmek, duyguları doğru ifade etmeyi sağlayabilir. Duygularımızı yüksek sesle ifade etmek bize verebileceği olası zararları ve rahatsızlıkları ortadan kaldırmaya yardımcı olur. Bunun nedeni ise; yüksek sesle dile getirildiğinde amigdaladaki (duygusal hafıza ve duygusal tepkilerin oluşmasındaki primer role sahip bölge) aktivite azalır, bu da duygusal tepkinin azalmasına sebep olur.*
     

    Doğru şeye mi odaklanıyoruz?

        İletişime geçerken ve özellikle de sorunları çözmeye çalışırken sorun yaşanılan durumdansa sorunun yaşanıldığı kişiyi hedefimize koyabiliyoruz. Aslında sorunun çözümündense, sorun yaşanılan kişi odaklı olmak, çözümü oldukça zorlaştırır. Böyle zamanlarda insanlar yerine sorunlar hedeflenirse çözüm çok daha kolay olup, iletişime geçmek de daha keyifli olabilir.

         Mesela iş yerinde biriyle fikir ayrılığına düşüp sorun yaşanıldı. Bu kişiye karşı bir öfke oluştuğu için odak nokta problemdense kişiye kayabilir. Ama buradaki asıl amaç aslında o sorunun çözümüne odaklanmakta olmalı. Hedefe problemi koyduğunuzda onun çözümüne yoğunlaşmak ve sorun yaşanılan kişiyle iletişime geçmek çok daha kolay olacaktır.

  • İsteklerini Ağlayarak İfade Eden Çocuklarla İletişim

    İsteklerini Ağlayarak İfade Eden Çocuklarla İletişim

    Ailesiyle olan iletişimi, çocuğun dünyasında büyük önem taşır. Anne-baba ve çocuk üçgeninde, taraflar duygularını ve düşüncelerini birbirlerine aktarabilirse sorunlarına çözüm bulabilirler. Bu noktada önemli olan şey etkili iletişimdir.

    Çocuklarla doğru iletişim kurabilmenin en etkili yolu, söylemek istediklerinizi açık ve net bir şekilde ifade etmenizdir. Örneğin “Hayır” kelimesini mümkün olduğunca kullanmamalısınız. Çünkü küçük çocuğunuz hayır ne anlama geldiğini tam olarak anlayamaz. Yani şimdi hayır ama sonra evet mi, sonsuza kadar hayır mı, peki neden hayır… Bunların ayrımını yapamaz. O yüzden hayır diyerek kestirip atmak yerine sebeplerini açıklamalısınız.

    Özellikle 3-6 yaş arasındaki çocuklarla iletişim kurarken sabırlı olmak çok önemlidir. Çocuklar bu yaş aralıklarında inatlaşma, ısrarcı olma ve hatta kötü sözler söyleyerek saldırma eğiliminde olabilirler. Çocuğunuz uygun olmayan bir şey istediğinde ve o an için mümkün olmadığını açıkladığınızda eğer bağırıp çağırmaya, ağlamaya başlar, kötü sözler söylerse, “Hayır, kötü sözler söylememelisin, kaç defa söyledim böyle konuşma diye” demek yerine onu anladığınızı ifade etmeniz ve “Kızgınsın anlıyorum ama kızgınlığını başka kelimelerle ve başka şekilde nasıl ifade edebilirsin” demeniz ona kızgınlığını kötü sözler söylemeden de anlatabileceği yolları öğretmeniz gerekir.

    Burada iki türlü de çocuğunuzun yaptığını onaylamıyorsunuz aslında, ama yaklaşma biçiminiz çok önemli. İlk cümle çocuğunuzu suçlayıcıdır. Bu çocuğunuzun savunmaya geçmesine ve saldırmaya devam etmesine neden olur. Ama ikinci cümle ile çocuğunuzu anladığınızı ve ona duygularını farklı yollarla da ifade edebileceğini açıklıyorsunuz. Böylece çocuğunuz savunma durumuna geçmez, aksine durup düşünmesine yardımcı olursunuz. Belki ilk zamanlar bu yaklaşım etkisiz gibi gözükebilir. Ancak çocuğunuza bu şekilde yaklaşır iletişim kurarsanız, zamanla iletişiminizin çok daha güçlü olduğunun farkına varırsınız.

    Çocuğunuza kararlı ve tutarlı bir tavırla yaklaşın. İstediği şeyi neden yapamayacağınızı basit bir şekilde açıklayın ve kararınızdan kesinlikle vazgeçmeyin. Önce ”hayır” dediğiniz bir şeye sonradan ”evet” derseniz, çocuğunuz bunu size karşı sürekli kullanmaya başlayacaktır. Siz pes edene kadar da sizinle çatışmaya devam edecektir. Sizin kararlı olduğunuzu anlayabilmesi için ona zaman verin. İstediğinizi anlattıktan sonra bir süre bekleyerek sakinleşin ve durumu anlaması için zaman tanıyın. Sizinle inatlaştığında dikkatini başka bir yöne çekebilirsiniz. Alışveriş merkezinde beğendiği bir oyuncağı almanız için bağırıyorsa geçen bir kediyi veya ilgisini çekebilecek herhangi bir şeyi göstererek dikkatini dağıtabilir ve hemen oradan uzaklaşabilirsiniz.

    Çocuğunuza sonsuz alternatifler yerine sınırlı seçenekler sunun. Sabah uyandığında ”Hangi kazağını giymek istersin” diye sormak yerine, ”Kırmızı kazağını mı, yoksa sarı kazağını mı giymek istersin?” diye sorun. Yemek yerken de mutlaka sebze yemeği yemesini istiyorsanız; ”Ispanak mı yersin, yoksa pırasa mı?” diye sorabilirsiniz. Bu şekilde çocuğunuz kendisine değer verdiğinizi, onun seçimine öncelik tanıdığınızı düşünerek sunulan seçeneklerden birini daha kolay kabul edecek, siz de makul iki seçenekten birini kabul ettirebildiğiniz için kendinizi rahat hissedeceksiniz.

    Bunların hepsini yapıyorum ancak benim çocuğumda işe yaramıyor diye düşünüyorsanız, çocuğunuzla iletişim dilinizi etkili hale getirmek istiyorsanız, isteklerini ağlayarak, öfkeyle, saldırganlıkla ifade ettiğinde tutumunu nasıl değiştirebileceğinizle alakalı bilgi almak istiyorsanız bir uzmandan destek almanız oldukça faydalı olacaktır.

  • Otizm Spektrum Bozukluğu

    Otizm Spektrum Bozukluğu

    Otizm Spektrum Bozukluğu doğuştan gelen ya da yaşamın ilk 2-3 yılında ortaya çıkan nörogelişimsel bir bozukluktur. Bazı genlerde oluşan mutasyonlar sonucunda meydana geldiği düşünülmekte ve bununla ilgili araştırmalara devam edilmektedir.

    Otizm Spektrum Bozukluğu 5 temel alanda yaşanan yetersizlik ya da bozukluklarla kendini göstermektedir. Bu alanlar;

    -İletişim

    -Sosyal etkileşim

    -Bilişsel gelişim

    -Duygusal gelişim

    -Sınırlı ilgi ve etkinlikler

    Otizmli bireylerin iletişim becerilerinde yetersizlik gözlenebilmektedir. Bazı otizmli bireyler hiç iletişim kurmazken bazıları etkili iletişim kurmakta yetersiz kalabilmektedir. Bazı otizmli bireylerin konuşmalarında belirgin derecede gerilik tespit edilebilir. Otizmli bireylerde yaygın olarak gözlenen iletişim ve konuşma özellikleri şu şekildedir:

    -Ekolali (tekrarlayan konuşma),

    -Monoton / tekdüze ses tonu,

    -Jest ve mimik kullanımında yetersizlik,

    -Soyut ifadeler ve mecazları anlamada ve kullanmada yetersizlik,

    -Alıcı dil ve ifade edici dil becerilerinde yetersizlik.

    Otizmli bireyler sosyal etkileşim becerilerinde de gerilik gösterebilmektedir. Yaygın olarak aşağıdaki özellikler gözlenmektedir:

    -Kendi ismine tepki vermede güçlük,

    -Diğerlerinin yüz ifadelerini anlamada güçlük,

    -Yeterli göz kontağı kuramama,

    -Ortak dikkat geliştirmede güçlük,

    -Diğerlerinin duygu ve düşüncelerini, vücut dillerini ve yüz ifadelerini anlamada yetersizlik,

    -Oyun oynama becerilerinde yetersizlik,

    -Akranlar ile etkileşim kurmada güçlük.

    Otizmli bireyler sınırlı ilgi ve etkinlik özellikleri de sergilemektedir. Bu alanda yaygın olarak sergiledikleri özellikler şu şekilde sıralanmaktadır:

    -Tekrarlayan şekilde el sallama, sallanma, anlamsız sesler çıkarma,

    -Dönen nesnelere ilgi duyma,

    -Rutinlere bağlılık,

    -Rutinleri bozulduğunda davranış problemleri sergileme.

    Otizmli bireylerde sıklıkla gözlenen duyusal özellikler de şu şekilde sıralanmaktadır:

    -Belli ses, koku ya da dokulara karşı aşırı hassasiyet ya da tepkisizlik,

    -Uyaranlara beklenmedik tepkiler verme veya hiç tepki vermeme.

    Otizmli bireylerin bilişsel özellikleri de farklılık gösterebilmektedir. Yapılan araştırmalar otizmli bireylerin yaklaşık olarak %46’sının normal ve daha üst düzey zekaya sahip olduğu tespit edilmiştir. Yaygın olarak gözlenen bilişsel özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

    -Taklit becerilerinde yetersizlik,

    -Bilgiyi işleme, analiz etme, düzenleme becerilerinde yetersizlik,

    -Sözcük dağarcığında yetersizlik,

    -Öğrenilen bilgileri genellemede güçlük,

    -Farklı gelişim alanlarında değişken performans,

    -Problem çözme becerilerinde yetersizlik.

    Kimi otizmli bireylerde ise sıra dışı beceriler de gözlenebilmektedir. Örneğin; rehberdeki bütün telefon ezberleyebilmek, bütün ülkelerin bayraklarını ezberleyebilmek, üst düzey sanatsal becerilere sahip olmak gibi sıralanabilir.

    Bütün bu özellikler tanılama aşamasında değerlendirilmektedir. Alanında uzman Çocuk Ruh Sağlığı Hastalıkları doktorundan (Çocuk ve Ergen Psikiyatr) tanı alındıktan sonra olabildiğince erken ve yoğun bir eğitime başlanmalıdır. Erken ve yoğun eğitim müdahalesiyle otizmin belirtileri kontrol altına alınabilmekte, gelişim sağlanabilmekte, kayda değer ilerleme görülmektedir. Hatta bazı otizmli çocukların süreç sonrasında akranlarından gelişimsel olarak bir farkı kalmadıkları da gözlenmektedir.

    Bu süreçte ebeveynlerin de psikolojik desteğe ihtiyacı olabilmektedir. Böyle yoğun bir eğitim temposunda ebeveynler zaman zaman yıpranabilmekte ve hayat kaliteleri düşüş gösterebilmektedir. Özellikle davranış problemleri sergileyen bir otizmli bireye sahip olan aileler baş etme becerilerinde yetersizlik yaşayabilmekte ve etkisiz yöntemlere başvurabilmektedir. Bunun önüne geçmede düzenli şekilde alınan uzman desteğinin oldukça etkili sonuçlar ortaya koyduğu gözlenmektedir.

  • Çocuğa Sağlıklı Bir İletişim Ortamı Nasıl Sunulur?

    Çocuğa Sağlıklı Bir İletişim Ortamı Nasıl Sunulur?

    Her ailenin ilişki dinamikleri ve iletişim tarzları farklıdır. Aynı şekilde her çocuk da biricik ve özeldir. Dolayısıyla her çocukla da çocuğun ihtiyacına göre bir ilişki ve iletişim tarzı geliştirilmelidir. Ancak yine de aile içinde sağlıklı bir iletişim kurmak ve çocuğa sağlık bir iletişim ortamı sunmak için bazı genel durumlardan bahsetmek mümkün.

    Peki çocuğumuza nasıl sağlıklı bir iletişim ortamı sunabiliriz?

    • Yaşanılan herhangi bir sorun karşısında ailecek iletişim halinde olmak; çözüm yollarını birlikte aramak hem çocuk hem de tüm aile bireyleri için yararlıdır.

    • Her ailede sorunların yaşanması normal bir durumdur. Ancak iletişim kurarak; bu sorunların karşılıklı konuşulması, sorunları öğretici bir araç olarak görüp birlikte bazı dersler çıkarılması aile bireylerini birbirlerine daha çok bağlar. Böyle bir iletişim ortamı gören çocuk da doğru iletişim kurmayı, sorunları etkili şekilde çözebilmeyi öğrenir ve iletişim tarzı da buna göre şekillenir.

    • Çocuğunuzla daha yakın bir ilişki kurmak ve sizinle paylaşımda bulunmasını sağlamak için yapılabilecek pek çok şey var. Birkaç tane örnek vermek gerekirse; birlikte kitap okuma saatleri belirlemek, oyun oynamak, parka gitmek, uyumadan önce masal okumak gibi bazı aktiviteler çocuğunuzla daha fazla paylaşımda bulunmanızı sağlayarak size yardımcı olabilir.

    • Çocuğunuza karşı iyi bir dinleyici olmak; sadece sorunlar karşısında değil, her zaman çocuğunuzu dinlemeye açık olmanız çocuğunuzla aranızdaki iletişimi kuvvetlendirdiği gibi aynı zamanda çocuğun kendini ifade etme biçimini de geliştirir.

    • Çocuğunuzun sorun yaşadığı durumlar karşısında, kaygınızı çocuğa direkt olarak yansıtmak yerine “Sana nasıl yardımcı olabilirim?” diye sormak ve çözüm yollarını birlikte değerlendirmek, çocuğun kendisini iyi ve değerli hissetmesine yardımcı olacaktır.

    • Unutmayın; çocukla kurulan doğru iletişim çocuğun kişilik gelişimine önemli bir katkı sağlar.