Etiket: İletişim

  • Anlatamıyorum-Anlaşılmıyorum

    Anlatamıyorum-Anlaşılmıyorum

    İletişim ne demek istediğimizi karşımızdakine açık bir şekilde ifade etme, bir bilgiyi, düşünceyi ve duyguyu paylaşma, dinleme gibi süreçleri içeren karşılıklı konuşma sanatıdır. Günlük yaşantımızda ailemizle, arkadaşlarımızla, partnerimizle, patronumuzla vs. iletişim kurmak durumunda kalırız. Hayatı nitelikli olarak sürdürebilmenin en önemli unsurlarından biridir iletişim.

    Terapiye başvuran çiftlerin de bireysel problemleri olan kişilerin de sorunun kaynağının çoğu zaman iletişimde tıkanma olduğunu görmekteyiz. Birçok kişi anlaşılmamaktan şikayet etmektedir. Peki bu neden kaynaklanır?

    “ Sana bir şey anlatırken neden bana bakmıyorsun? Bu şekilde beni dinlemediğini düşünüyorum.”

    “Sana bakmadan da seni dinleyebilirim.”

    “Yapman gereken sadece kafanı kaldırıp bana bakman. Saatlerini istemiyorum birkaç dakika bana odaklanamaz mısın?”

    “Neden hep sorun çıkarıyorsun? Huzurumu kaçırmak için yer arıyorsun. İşten gelip bir akşam bu evde huzurlu olamayacak mıyım?”

    “Asıl huzur kaçıran sensin. Senelerdir aynı şey. Beni hiç umursamıyorsun. Sana bir şey anlatmaya çalışıyorum ve her zamanki gibi tek düşündüğün şey kendinsin.”

    “Umursamasam seninle bunca senemi geçirmezdim.”

    ….

    Ve konuşmalar böyle sürer gider. Bu ve bunun benzeri konuşmalar sizin de başınıza gelmiş olabilir. İletişim tıkanır ve kişiler kendini ifade edemez. Kendini ifade edememenin vardığı sonuç çoğu zaman ise öfke patlamalarıdır. Ya da bazı durumlarda kişi karşısındakini hiç dinlemeyerek yahut ciddiye almayarak intikam alma yolunu seçerler. Bugün yaşanan olay geçmişi bugüne taşır ve sorun daha da büyür. Bu tarz iletişim kişilerin kültür, eğitim, yaşam tarzı ve özellikle kişilik yapılarına göre şekillenir.

    Bir insanın kişilik yapısı değersizlik çekirdeği üzerine kurulduysa karşısındaki ne söylerse söylesin, ona karşı bir değersizleştirme olarak algılayabilir. Bazı kişiler ise kendini aşırı korumaya aldığından en ufak bir eleştiriyi saldırı olarak algılar ve kendilerini o iletişime kapatırlar. Saldırı olarak algıladıkları şeyi etkisiz hale getirmek için bazen direk sözlü saldırı da bulunabilirler.  Bazı kimseler ise kişilik yapısına uygun olarak iletişimi kendileri çıkmaz haline sokarlar ve bu şekilde yakın ilişkilerden kaçınırlar. Bu insanların çoğu bunların bilinç dışının bir oyunu olduğunu bilmeden kendilerinin anlaşılmadığını söyler durur. Peki, kaçımız karşımızdakini ne kadar anladığımızı sorguluyoruz?

    Bence en büyük problemlerimizden biri de karşımızdakini gerçekten dinlememek! Anlamak için dinlemiyoruz çoğu zaman. Yukarıdaki örnekte de olduğu gibi karşımızdaki kişinin ne söylediğini dikkate almadan cevaplarımız otomatik geliyor. Çünkü bizim düşüncemize göre ya yargılanıyoruz ya eleştiriliyoruz ya beğenilmiyoruz ya da onaylanmıyoruz. Çoğu zaman durum hiç de böyle olmuyor ama bildiğimiz yolu sürdürmek için kendimizi bu oyuna kaptırıyoruz. Bu ne demek? Ailelerimizin çocukluğumuzdan beri bizim üzerimize yapıştırdığı her neyse ya hayatımıza giren kişileri o sağlıksız iletişimin içine sürüklüyoruz ya da yapımıza uygun kişiyi seçip buluyoruz. Sonuç hep aynı… İletişim tıkanıyor ve ilişkiler ya sürmüyor ya da mutsuz oluyoruz.

    İletişimle alakalı bir sürü teorik bilgi verilebilir. Yapılan bir sürü araştırma açıklanabilir ama özet olarak biz ne söylersek söyleyelim karşımızdakinin bizi anladığı kadardır kurduğumuz iletişim. Daha sağlıklı ve nitelikli ilişkilerin ana kaynağı olan iletişimi sürdürebilmek için dinlemeyi, empati yapmayı ve hissettiklerimizin sorumluluğunu almayı denemeliyiz. Gerçekten bizi anlamayan karşımızdaki mi, yoksa anlaşılmadığımızı düşünen biz miyiz?

  • İletişim Nedir?

    İletişim Nedir?

    İletişim ne demek istediğimizi karşımızdakine açık bir şekilde ifade etme, bir bilgiyi, düşünceyi ve duyguyu paylaşma, dinleme gibi süreçleri içeren karşılıklı konuşma sanatıdır. Günlük yaşantımızda ailemizle, arkadaşlarımızla, partnerimizle, patronumuzla vs. iletişim kurmak durumunda kalırız. Hayatı nitelikli olarak sürdürebilmenin en önemli unsurlarından biridir iletişim. 

    Terapiye başvuran çiftlerin de bireysel problemleri olan kişilerin de sorunun kaynağının çoğu zaman iletişimde tıkanma olduğunu görmekteyiz. Birçok kişi anlaşılmamaktan şikayet etmektedir. Peki bu neden kaynaklanır?

    “ Sana bir şey anlatırken neden bana bakmıyorsun? Bu şekilde beni dinlemediğini düşünüyorum.”

    “Sana bakmadan da seni dinleyebilirim.”

    “Yapman gereken sadece kafanı kaldırıp bana bakman. Saatlerini istemiyorum birkaç dakika bana odaklanamaz mısın?”

    “Neden hep sorun çıkarıyorsun? Huzurumu kaçırmak için yer arıyorsun. İşten gelip bir akşam bu evde huzurlu olamayacak mıyım?”

    “Asıl huzur kaçıran sensin. Senelerdir aynı şey. Beni hiç umursamıyorsun. Sana bir şey anlatmaya çalışıyorum ve her zamanki gibi tek düşündüğün şey kendinsin.”

    “Umursamasam seninle bunca senemi geçirmezdim.”

    ….

    Ve konuşmalar böyle sürer gider. Bu ve bunun benzeri konuşmalar sizin de başınıza gelmiş olabilir. İletişim tıkanır ve kişiler kendini ifade edemez. Kendini ifade edememenin vardığı sonuç çoğu zaman ise öfke patlamalarıdır. Ya da bazı durumlarda kişi karşısındakini hiç dinlemeyerek yahut ciddiye almayarak intikam alma yolunu seçerler. Bugün yaşanan olay geçmişi bugüne taşır ve sorun daha da büyür. Bu tarz iletişim kişilerin kültür, eğitim, yaşam tarzı ve özellikle kişilik yapılarına göre şekillenir.

    Bir insanın kişilik yapısı değersizlik çekirdeği üzerine kurulduysa karşısındaki ne söylerse söylesin, ona karşı bir değersizleştirme olarak algılayabilir. Bazı kişiler ise kendini aşırı korumaya aldığından en ufak bir eleştiriyi saldırı olarak algılar ve kendilerini o iletişime kapatırlar. Saldırı olarak algıladıkları şeyi etkisiz hale getirmek için bazen direk sözlü saldırı da bulunabilirler.  Bazı kimseler ise kişilik yapısına uygun olarak iletişimi kendileri çıkmaz haline sokarlar ve bu şekilde yakın ilişkilerden kaçınırlar. Bu insanların çoğu bunların bilinç dışının bir oyunu olduğunu bilmeden kendilerinin anlaşılmadığını söyler durur. Peki, kaçımız karşımızdakini ne kadar anladığımızı sorguluyoruz? 

    Bence en büyük problemlerimizden biri de karşımızdakini gerçekten dinlememek! Anlamak için dinlemiyoruz çoğu zaman. Yukarıdaki örnekte de olduğu gibi karşımızdaki kişinin ne söylediğini dikkate almadan cevaplarımız otomatik geliyor. Çünkü bizim düşüncemize göre ya yargılanıyoruz ya eleştiriliyoruz ya beğenilmiyoruz ya da onaylanmıyoruz. Çoğu zaman durum hiç de böyle olmuyor ama bildiğimiz yolu sürdürmek için kendimizi bu oyuna kaptırıyoruz. Bu ne demek? Ailelerimizin çocukluğumuzdan beri bizim üzerimize yapıştırdığı her neyse ya hayatımıza giren kişileri o sağlıksız iletişimin içine sürüklüyoruz ya da yapımıza uygun kişiyi seçip buluyoruz. Sonuç hep aynı… İletişim tıkanıyor ve ilişkiler ya sürmüyor ya da mutsuz oluyoruz.

    İletişimle alakalı bir sürü teorik bilgi verilebilir. Yapılan bir sürü araştırma açıklanabilir ama özet olarak biz ne söylersek söyleyelim karşımızdakinin bizi anladığı kadardır kurduğumuz iletişim. Daha sağlıklı ve nitelikli ilişkilerin ana kaynağı olan iletişimi sürdürebilmek için dinlemeyi, empati yapmayı ve hissettiklerimizin sorumluluğunu almayı denemeliyiz. Gerçekten bizi anlamayan karşımızdaki mi, yoksa anlaşılmadığımızı düşünen biz miyiz? 

  • Tüp Bebek Tedavisi Sürecinde Eşlerin İletişimi Nasıl Olmalı?

    Tüp Bebek Tedavisi Sürecinde Eşlerin İletişimi Nasıl Olmalı?

    ÇİFTLERE YÖNELİK İLETİŞİM BECERİLERİ

    Kadınların duygularını ve düşüncelerini ifade etme ihtiyacı ile erkeklerin mesafe ve duygusal kontrol ihtiyacı arasında bir denge oluşturularak, çiftler arasındaki destekleyici bir atmosfer oluşturulabilir. Bunun için, yine psikoterapi seanslarında bazı temel iletişim becerileri ele alınarak, çiftlere uygulamalı olarak gösterilir ve daha sonra kendi yaşamlarında uygulamaları için ödevler verilir. Hem sözel, hem de sözsüz iletişimle ilgili de bilgiler verilir, doğru ve yanlış iletişim tarzları üzerinde konuşulur. Bununla birlikte çiftlerin karşılıklı empati yetileri üzerinde de çalışılır, buna yönelik egzersizler yaptırılır.

    Sözsüz iletişim becerileri

    İletişim kurarken, karşımızdakine sözel olduğu kadar sözsüz iletişimimizle de birçok mesaj veririz. Sözsüz iletişimin sözel iletişime göre etkisinin çoğu zaman daha fazla olduğunu söylemek mümkün olabilir. Ağzımızdan çıkan sözün aksi biçiminde davranıyorsak, karşımızdaki kişi bizim söylediklerimizi değil, davranışımızı referans alarak bir yorum yapar. Çiftler arasındaki birçok iletişim sorunları, sözsüz iletişim becerilerinin noksanlığına dayanır. Örneğin, taraflardan biri heyecanla bir duygusundan, yaşantısından bahsederken diğer taraf, gazete okuyarak, sadece başını sallıyor, “Anlıyorum, seni dinliyorum” diyorsa, anlatan kişi bu durum karşısında sözsüz davranışı baz alacak ve dinlenmediğini, önemsenmediğini hissedecektir.

    Sözsüz iletişimi oluşturan temel noktalar ise şunlardır (Egan, 1994):

    • Vücudumuzu ve başımızı karşımızdaki kişiye doğru konumlandırmak
    • Göz kontağı kurmak, bakışlarımızı kaçırmamak
    • Yüz ifademizle, jest ve mimiklerle dinlediğimizi ve ilgilendiğimizi belli etmek
    • Ses tonumuzun, konuşma tarzımızın ilgili olduğumuzu gösterir biçimde olması (örneğin; alaycı, küçümser olmayan bir konuşma tarzı)

    Empati

    Empati, etkili iletişimin anahtarlarından biridir. En basit tanımıyla empati, bireylerin karşılarındakinin algı dünyasına girerek, onların duygularını ve düşüncelerini, onları yargılamadan anlamaya çalışmaktır (Rogers, 1980). Bir başka deyişle empati, geçici olarak bir başkasının hayatında yaşamak, onun gözlükleriyle bakmaktır.

    Eşler, birbirlerini aktif bir biçimde dinleyerek, kendilerini eşlerinin yerine koyup, onları anlamaya çalışarak, kendi duygu ve düşüncelerini dışarıda bırakarak, duyduklarını ya da hissettiklerini karşı tarafa iletirse, empatik bir iletişimde bulunuyor demektir.

    Örnek: IVF tedavilerinin başarısız sonuçlandığını öğrenen bir çiftin kadın partneri ağlamaktadır. Erkeğin sarf ettiği şu cümle empatik yaklaşıma örnek olarak verilebilir:

    “Şu an oldukça hayal kırıklığına uğradın, bütün emeklerimizin boşa gittiğini düşünüyorsun”.

    Aynı durum için empatik olmayan bir cümle şu şekilde olabilir:

    “Ağlamak hiçbir şeyi halletmez, dünyanın sonu değil, ne var yani, bir kere daha deneriz!”

    İlk cümleyi duyan kadın anlaşıldığını, desteklendiğini hisseder. İkinci cümle ise kadının duygularını yok sayan bir tarzda olduğu için, kadın kendisinin anlaşılmadığını, desteklenmediğini hissedebilir.

    Empati yapabilen çiftler:

    • İlişkilerini güçlendirebilir,
    • Birbirlerine karşı destekleyici olur,
    • Birbirlerine daha çok saygı duymayı öğrenir,
    • Zihin okuma gibi zihinsel tuzaklardan korunur.

    Çiftlerin, terapi seanslarında, psikoloğun desteği ile empati becerilerini geliştirebilmeleri onlara yukarıdaki kazançları getirdiği gibi, kendilerini daha iyi tanımalarına, olaylara, insanlara verdikleri tepkiler konusunda da içgörü kazanmalarına yardımcı olur.

    Çiftlere yönelik iletişim anahtarları

    Erkeklerin sorunlarla başetmede, yukarıda “Başetme tarzları” bölümünde bahsedildiği gibi, çoğunlukla duygusal değil de akıla dayalı problem çözme stratejilerine başvurmalarından dolayı, eşlerine çözüm önerilerinde bulunarak ya da duygularını kontrol etmelerini önererek destek vermeyi tercih ederler. Her ne kadar bunu iyi niyetle yapsalar da, bu çabaları eşleri tarafından, duygularını hiçe saydıkları, ya da konuyu kapatmaya çalıştıkları şeklinde algılanabilir. Zamanla, erkekler eşlerine destek gösterme konusunda kendilerini yetersiz hissederek, bu konudan kendileri tamamen uzaklaştırabilmekte ve bu da daha büyük bir duygusal kopukluğa neden olabilmektedir. Bu nedenle, temel iletişim becerilerini hayatlarına taşıyabilen çiftler, infertilite gibi kişilerin kontrolleri dışındaki bir konuda, mutlaka bir çözüm bulma gereksinimi olmadan, birbirlerine daha etkili ve samimi biçimde destek olabilir.

    Eşler birbirlerini etkili iletişim kurarak daha iyi ve sağlıklı biçimde duymaya ve anlamaya başladıklarında, her ikisinin de infertiliteden farklı şekillerde etkilendiklerini kabullenmeleri daha kolay olacaktır. Psikoterapi seanslarında, çiftler sıklıkla birbirleriyle ilgili konuları kendi perspektiflerinden anlatıp onaylanmayı bekler, ancak bu kendilerini bir çözüme ulaştırmadığı gibi, bir kısır döngünün içinde tutar. Bunun yerine, partnerler birbirlerinin duygularını ve düşüncelerini olduğu gibi kabullenip, onları değiştirmeye çalışmazlarsa ilişkileri için olumlu bir adım atmış olurlar. Eşler birbirlerine empati yapmayı ve duygularını isimlendirmeyi öğrenerek, infertilite sürecinde farklılıklarını koruyarak da destekleyici olabildiklerini görebilirler.

    Kadınlar çoğu kez eşlerinin kendilerini onlar bir şey söylemeden anlamalarını, infertilite sürecine dair beklentilerini eksiksiz biçimde yerine getirmelerini, sonsuz empati ile yaklaşmalarını ve duygularını açık bir biçimde anlatabilmelerini bekler. Bu, birçoğumuzun da zaman zaman kendi hayatımızda yaşayabildiği bilişsel tuzaklardan biridir; karşımızdaki kişinin bizim zihnimizi okumasını bekleriz, ancak bu koca bir hayaldir (Domar & Dreher, 1996). Hiçbirimiz karşımızdaki kişinin zihnini okuma becerisine sahip olmadığımızdan, bu beklenti içerisinde olursak, yaşam boyu hayal kırıklıklarıyla baş başa kalmamız yüksek bir olasılıktır. İşte bu nedenle,  kadınların, her konuda olduğu gibi, çocuk sahibi olamamayla ilgili de tüm beklentilerini, ihtiyaçlarını net bir şekilde, ama emretmeden, rica eder bir üslupla ifade etmeleri çiftlerin sağlıklı iletişimi açısından yine başka önemli bir unsurlardan biridir.

    Çiftlerin iletişim becerilerinin geliştirildiği terapi seanslarında, infertiliteye dair duygu ve düşüncelerin ne zaman ve nasıl paylaşılacağı konusu da gündeme getirilebilir. Bu konuda çiftler ortak bir karar almalı, paylaşım zamanını ve yerini birlikte belirlemelidir. Bu paylaşımları yatak odasında ya da yemek masasında yapmamaları da önerilebilir. Zira, yatak odasındaki paylaşımlar cinsel yaşamlarının spontanlığını, keyfini bozabilir. Aynı şekilde, çiftlerin gün içinde bir araya gelebildikleri, keyifli sohbetler yapma fırsatını bulabildikleri yemek masasının da stres yüklü konulardan bağımsız tutulması daha sağlıklı olacaktır. Ayrıca, infertilite odaklı, destekleyici, güçlendirici paylaşımların yanı sıra, çiftlere,  ilişkilerinin farklı yönlerini keşfetmeye de zaman ayırmaları önerilebilir. Beraber gerçekleştirilen keyifli aktiviteler tedavi sürecinin daha rahat geçirilmesini sağlar. Örneğin, beraber yürüyüşler yapmak, sinemaya gitmek, doğada gezintiler yapmak, sosyal ortamlarda arkadaşlarla birlikte olmak çiftlerin birbirlerine olan bağlarını daha da güçlendirir. Çiftlere, tedavileri nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, birbirleri için her zaman var olmaya devam edecekleri ve sevgilerinin emekle daha da güçleneceği hatırlatılmalıdır.

  • Sosyal Medya İletişimimizi Nasıl Etkiliyor?

    Sosyal Medya İletişimimizi Nasıl Etkiliyor?

    İletişim bilindiği üzere göndericiden alıcıya doğru bilgi, duygu ve düşüncenin paylaşımı olarak bilinen bir süreçtir. İletişim sayesinde insanlar çevresinde meydana gelen olaylardan haberdar olurlar.

    Son yıllarda teknolojik gelişmeler sayesinde insanlar sosyal medya ortamlarını daha fazla kullanmaya başlamışlardır. Sosyal medya bireylerin çevresiyle kurduğu yeni iletişim teknolojilerinden birisidir.

    İnternetin etkin şekilde kullanılmasıyla çeşitli araçlarla gerçekleştirilen (bilgisayar, telefon) iletişim, sanal iletişimdir. Bu araçları iletişimde kolay ve rahat bir şekilde kısa sürede yanıt almak ve birçok ağın birbiriyle birleşimi sonucu evrensel iletişimin oluşması için kullanırız. Bu şekilde sosyal medya her yaştan ve her kültürden insanların talep ve ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Bu sayede insanlar arasındaki engellerde kaybolmaya başlamıştır. Kişiler artık sosyal medyada fikirlerini paylaşmakta ve bu fikirleri tartışabilmektedir. Yeni fikirler ortaya koyarak, kişisel bilgilerini paylaşabilmekte, alışveriş yapabilmekte, fotoğraf ve video yükleyebilmekte ve iş bulup iş imkanı sunabilmektedir. Kısaca gerçek hayatı sanal ortamda yaşayabilmektedirler.

    Bu şekilde sosyal medya kullanımıyla yeni iletişim kalıpları oluşmaktadır. Teknolojinin hızla gelişmesi ile birlikte toplumun kültürel özellikleri de değişebilmektedir. Sosyal medyada sosyal kimlikten bağımsız bir iletişim vardır. Yani genelde insanlar kendi eğitim durumlarında, gelir seviyesine uygun çevresindeki insanlarla iletişim kurar. Fakat sosyal medyada ekonomik durum, eğitim seviyesi, dil, din ayrımı olmaksızın iletişim kurulur. Farklı düşüncedeki birçok insan bir araya gelerek tartışma ortamı oluşturabilir. Facebook, instagram, twitter gibi çeşitli ağlar ve bloglar sayesinde bilgi alışverişi eskiye oranla daha hızlı olmaktadır. İnternet ortamında genelde konuşma yerine yazı dili kullanılmaktadır. Bu da sanal ortamda farklı bir iletişim tarzı meydana getirmiştir diyebiliriz.

    Sosyal medyanın tüm bu iletişimi kolaylaştıran olumlu taraflarının yanı sıra internet kullanımı sırasında kişinin karşı karşıya kalabileceği tehlikeler ve tehditler de vardır. Farkında olmadan suç örgütleri ve kötü niyetli insanlar haberleşme yapabilmekte, şiddet, öfke, düşmanlık, pornografik öğeler ve yasa dışı içerik ile karşı karşıya kalınabilir. İnternetin çok hızlı gelişmesi denetimden uzak olmasına neden olur.

    Sosyal medya ruh sağlığımızı da önemli ölçüde etkilemektedir. Artık bireyler sosyalleşmek için buluşup birlikte vakit geçirmek yerine sosyal medyada sohbet etmeyi tercih ediyor. Bu sanal gerçeklik kişilere sınırsız özgürlük alanı sunarken aynı zamanda kişilerin kendilerini, duygularını ifade etmelerini ve ilişkilerini en aza indirgemesine neden oluyor.

    Gerçeklik ve sanal gerçeklik arasındaki sınırları çizemezsek bu kimlik bunalımına ve depresyona da yol açar. Sosyal medyada geçirdiğimiz zamanı kontrol ederek, bu alışkanlığın bağımlılığa dönüşmemesine dikkat etmeliyiz.

  • Aile İçinde Doğru İletişim

    Aile İçinde Doğru İletişim

    Aile İçi İletişimin Unsurları:

    Güçlü ve sağlıklı ailelerin en önemli özelliklerinden biri, sağlıklı iletişim konusundaki yetenekleridir. Sağlıklı aileler birbirleriyle, daha açık, daha net, daha sık ve doğrudan iletişime geçerler. Birbirlerinin söylemeye çalıştıklarını dinlerler ve birbirlerini doğru anlarlar, imada bulunmaz, kötü söz sarf etmezler. Aile bireyleri, birbirlerinin duygu, düşünce, hayallerini, ümitlerini, acılarını, sevinçlerini, eleştirmez, anlayışla kabullenip paylaşırlar.

    İletişim konuşmadan çok, konuşmada ne söylendiği, nasıl söylendiği, niçin söylendiği, ne zaman söylendiği, hatta ne söylenmediğidir. Ağızda çıkanlar kadar, yüz ifadesi, jest ve mimikler, beden duruşu, ses tonu da önemlidir. Sağlıklı iletişim yapısına sahip aileler, hep birlikte zaman geçirmeye önem verirler, birbirlerinin arkadaşlıklarından zevk alırlar, birbirlerinin iyi ve kötü günlerini, üzüntü ve sevinçlerini paylaşırlar. Birbirlerinin bireysel ihtiyaçlarına, duygularına, fikirlerine, hayallerine saygı duyarlar, birbirlerinde hata bulmaya çalışmazlar. Can kulağı ile dinlerler. İmada bulunmaz, lafla can yakmaya kalkmazlar. Küskünlükleri fazla uzatmazlar.

    Yemek masasında iletişim pozitif tutulmalı, tatsız konular yemekte konuşulmamalı.

    Suskunluk en yıkıcı iletişim biçimlerinden biridir, söylenenler karşısında sessiz kalmak,”seninle ilgilenmiyorum”, ”senden sıkılıyorum”, ”sana öfkeliyim”, ”sana düşmanım” gibi mesajlar  içerir.

    Dinlemek son derece önemli bir beceridir. Herkez dinleme becerisine sahiptir ama çoğu kişi, diyaloğa kendini vermez, eleştirir, söz keser, söze girer, dinlemekten çok ne söyleyeceğini tasarlar, savunmaya geçme gibi yanlışlar yapar. Aktif dinleme için; Dinlerken yargılamamak, eleştirmemek gerekir. Karşıdakinin yaşadıklarını iyi anlama, ne hissettiğini ne duyumsadığını onun gibi hissetmeye çalışılmalıdır. Anlatmak istediğini doya doya anlatması için izin verin bu şekilde rahatlasın ve onu dinlediğinizi hissettirin. Doğru anladığınızdan emin olmak için ne anladığınızı tekrarlayın, soru sorarak söylediklerini açmasını sağlayın.Duygularını anlamaya çalışıp ondan aldığınız mesajları ona yansıtın.Sonuç olarak çıkardığınız fikri özetleyin. Bunları yaparken yorum katmayın, eleştirmeyin, akıl vermeyin, anlayışlı ve olgun olun.

    İletişim Engelleri:

    Emir vermek, Yönlendirmek: Duygularının önemsiz olduğunu düşünür.

    Uyarmak, gözdağı vermek: Değersiz hisseder, öfke duyar.

    Ahlak dersi vermek: Kişiyi karşı koymaya zorlar.

    Onun yerine karar vermek: Tek başına karar veremeyeceğinin düşünüldüğünü hisseder.

    Öğretmek, nutuk çekmek: Mantıksız ve bilgisiz görüldüğünü hisseder.

    Yargılamak, eleştirmek, suçlamak: Değersizlik, yetersizlik duyguları uyandırır.

    Ad takmak, alay etmek: Benlik algısını düşürür, kendine güveni sarsar.

    Olayı küçümsemek: Öfke uyandırır, anlaşılmadığını düşünür.

    Sorgulamak, sınamak: Güvensizlik ve kuşku duygularını arttırır.

    Oyalamak, konuyu saptırmak: Fikirlerine saygı duyulmadığını, anlattıklarının dinlenmediğini, önemsenmediği duygularını doğurur.

    Yorumlamak, akıl okumak: Öfke uyandırır, Duygularını ifade etmesini engeller.

    Gizli Mesajlar: İletişim her zaman, dürüst, net ve açık olmalıdır. İmalı konuşmalar, açık olmayan mesajlar, yoruma açık cümleler, sorun doğurur. Bu tip iletişimde yanlış anlamalar, kırgınlıklar, öfke, küskünlük oluşabilir. Üstelik bu mesajlar, farkında olmadan, bilinçaltı dürtülerle, karşımızdakini incitecek, canını yakacak cümleler kurdurup zarar verdirir ve verdiği zararı fark etmeyebilir.

    Empati: Bir insanın, kendisini karşısındakinin yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Kişi empati kuramadığı zaman, karşısındakinin duygularını ve neden böyle tepki verdiğini anlayamaz. Empatik yaklaşımda, diğerinin ne hissettiğini anlar ve daha fazla destek olabilir. Diğerleri tarafından anlaşıldığını hissetmek, kişinin sıkıntılarını hafifletir, özgüven kazandırır, güvende hisseder. Kişi bir şey anlatırken karşısındaki onu eleştirmediğinde, suçlamadığında, tam olarak dinlemeden yorumda bulunmadığında, kendisiyle empati kurulduğunu anlar.

    Ailede Çatışma: Çatışma genellikle kaçınılması gereken bir durum olarak görülür. Çatışma bir hatanın değil üstesinden gelinmesi gereken bir durumdur. Yeni öğrenmelere ve ilişkiyi geliştirmeye imkan sağlar. Belki ailede gerekli değişim için fırsat sunar. Bir problemin üstesinden gelmeyi başarma hazzı, ilerideki problemlerin çözümü için kişiyi motive eder. Aile üyeleri problemleri çözebildiğinde bu aileyi güçlü kılar ve daha güçlü bağlarla bağlar.

             Sağlıklı aileler arasında daha az çatışma yaşanmasının başlıca sebepleri şunlardır.

    a)Aile üyeleri duygu ve düşüncelerini çekinmeden birbirlerine ifade edebilir.

    b)Aile üyelerinin birliktelik duygusuna sahip olmaları ve bunun yanı sıra, birbirlerinin bireyselliklerine ve kişisel hayatlarına saygı göstermeleri.

    c)Aralarındaki kırgınlık ve küskünlükleri fazla uzatmamaları.

    d)Herhangi bir konuda karar alınırken ailenin tüm üyelerinin kişisel ihtiyaçları ve beklentileri dikkate alınmalı, oldu bittiye getirilmemelidir.

    e) Sorunlara yıkıcı değil yapıcı yollarla çözüm aranır ve sorun iyice büyümeden çözüm konusunda istekli olunur, sorunun çözümü ötelenmez.

    f) Sorunlar benim sorunum veya senin sorunun değil bizim sorunumuz olarak algılanıp, sorumluluk ortaklaşa yüklenilir.

    Ailede stres yönetimi:

    Sıkıntı ve öfkeleriniz biriktirmeyin.

    Kendinizi rahatlatacak hobiler ve ilgi alanları bulun.

    Hayat sadece çalışmadan ibaret olmasın. Ailenizle birlikte eğlenmek ve dinlenmek için fırsat oluşturun.

    Kendinize ve ailenize ulaşılabilir hedefler koyun, ne kendinize ne onlara gereğinden fazla yüklenmeyin.

    Hayatta değiştiremeyeceğiniz şeyleri olgunlukla kabullenin.

    Başkalarına hayır demeyi öğrenin.

    Aile üyelerinin hatalarını olgunlukla kabullenin.

    Sinirli, gergin ve yorgun olduğunuzda aile üyeleriyle tartışmayın.

    Problemin ne olduğunu anlamadan kimseyle tartışmayın.

    Düşünmeden konuşmayın, incitici, kırıcı söz ağızdan çıkmadan önce iki kere düşünün.

    Aile üyelerinin size anlatmak istediklerini dinleyin.

  • Çocuklarla İletişim

    Çocuklarla İletişim

    Son yıllarda aile içi iletişimin zayıfladığı, aile içinde geçen konuşmaların azaldığı, yüzeysel soru cevap şekline geldiği, aile bireylerinin ayrı aktivitelere katıldığı, tüm ailenin birlikte yaptığı eylemin televizyon izlemekten öteye gitmediği, aile üyelerinin kendi arkadaş gruplarıyla sosyal faaliyetlerde bulunduğu bu nedenlerle de maalesef aile içi yabancılaşma oluştuğu görülmektedir. Halbuki aile bir insanın koşulsuz sevgi ve kabul gördüğü tek yerdir. Bir insanın hayatında ailenin önemi oldukça büyüktür. Unutmayalım ki ailelerde kişiliklerin, hayatların temeli atılmakta ve aile kişilerin hayatı, insanları ve kendisini algılamasında belirleyici olmaktadır. Çocuk kendisine verilen sevgi, yöneltilen tutum doğrultusunda zihninde şemalar, yargılar oluşturur ve bunlar hayatları boyunca aynı kalır, değiştirilmesi çok zordur. Psikolojide yer alan ve halk arasında sıklıkla kullanılan çocukluğuna inmek kavramı bu nedenledir. Yetişkinlikte yaşanan problemlerin, duyguların büyük çoğunluğu kaynağını çocukluktan, ailede yaşanmış ve zihne kaydedilmiş olay ve durumlardan alır. Tabii ki genelde bunun farkında olunmaz. Aile ilişkilerinde belirleyici olan iletişimdir. Birçok anne baba çocuklarıyla anlaşamadıklarından, iletişim kuramadıklarından yakınır.

    Çocuklarla iletişimde önemli noktalar ve yapılması gerekenler nelerdir?

    İletişim için zaman ayrılmalıdır. Çocuğunuz bir şey söylediğinde, bir şey anlatmak istediğinde işinizi bırakın ve tüm dikkatinizi ona yöneltin. Bir şeyle meşgulken anlat dinliyorum demeyin, çocukla iletişim halindeyken sadece işiniz bu olsun. Çocuk, anlattıklarının sizin için de önemli olduğunu, onun sizin için önemli olduğunu hissetsin. Kesinlikle zaman ayıramayacak durumdaysanız uygun olmadığınızı nedeni ile anlatıp, ne anlatacağını çok merak ettiğinizi, onu mutlaka dinleyeceğinizi belirtmelisiniz ve zamanı da söylemelisiniz.

    Çocuklarla göz teması kurulmalıdır. Göz teması kurmak için aradaki boy farkını ortadan kaldırmalıyız. Oturarak ya da onun göz seviyesine gelecek şekilde çökerek yapmalıyız. Çocuğa yukarıdan konuşmak doğru değildir.

    Çocuğun konuşmasına izin vermek, öncelikle çocuğu doğru biçimde dinlemek, sözünü kesmemek, müdahale etmemek gerekir. Çocuğunuz konuşurken onu anladığınızı belli etmek için başınızı sallamalı, söylediklerini ara ara basit şekilde tekrar etmelisiniz. Buna etkin dinleme diyoruz. Örnek: Çocuk “onunla oynamayacağım oyuncağımı kırdı.” Oyuncağını kırdığı için kızdın” “evet” “bu oyuncağını seviyordun” evet başka arabam yok ki” gibi iletişiminiz devam edebilecektir. Böylece çocuk kendisine değer verildiğini, sevildiğini hisseder. Dinlenmeyen çocuklar, saldırgan davranışlarla, yaramazlıkla, kendisine ve çevresine zarar vererek dikkat çekme eğilimi gösterir ya da içine kapanır.  

    Çocuğunuza onu sevdiğinizi söyleyin ancak sadece söylemekle kalmayın, davranışlarınızla da hissettirin. Sevginizin koşulsuz olduğunu belirtmelisiniz.  Böyle yaparsan seni sevmem, uslu durursan seni severim gibi koşul cümleleri çocukla olan ilişkiyi zedeler. Çocuğu sevmekle ya da bu sevgiyi göstermek için onu aşırı koruyup kollamayı karıştırmayın. 

    Çocuğunuza verdiğiniz öğütlerin tersini yapıyorsanız o öğütlerin çocuk için anlamı kalmayacağını unutmayın. Örneğin asla yalan söylenmemeli diye uyarıda bulundunuz. Ancak çocuk sizin yalan söylediğinize şahit oldu. Çocuk yalan söylediğinde ilk savunması ama annem de babam da yalan söyledi olacaktır. Çocuklar anne ve babalarının yaptıklarını doğru olarak algılar ve kabul eder. Kendisinin de benzer şeyleri yapması gerekiyor diye düşünür. Her konuda çocuğun anne ve babasını model aldığını unutmayın. Bir şey söylerken ve yaparken bunu göz önünde bulundurun. Çocuğa sizi model alarak yaptığı şeyler için kızamazsınız.

    Beni böyle kızdırırsan seni sevmem, ben yaramaz çocuk istemem gibi cümleler çocuğun tüm güvenini yıkar büyük hayal kırıklığı yaşatır. İyi ki Benim kızımsın, oğlumsun, senin gibi bir oğlum kızım olduğu için çok şanslıyım gibi cümleleri esirgemeyin.

    Nitelikli zaman geçirmek önemlidir. Genellikle aynı ortamda olmak çocukla birlikte zaman geçirmek olarak düşünülüyor. Bu doğru değildir. Zaman geçirmek aktif olarak çocukla bir şeyler yapmaktır.  Küçük çocuklarda anne babayla oyun oynamak, oyuncaklarıyla oynamak büyük mutluluktur. Okul çağında farklı oyunlar oynamak, derslerinde yardım etmek, ergenlik döneminde sohbet etmek çocuklarınıza iyi gelecektir. 

    Çocuk bu yaşta bunu anlamaz diye bir şey yoktur. Emin olun sandığınızdan çok daha fazla şeyin farkındalar ve anlıyorlar. Sadece nasıl anlattığınız önemli. Bildiği kelimelerle, kısa cümleler halinde, mümkün olduğunca somutlaştırarak anlatmalısınız.   

    Çocuğunuzun bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini bilmelisiniz. Böylece çocuğunuzun davranışının sebebini anlayabilirsiniz. Örneğin belki de 9 yaşındaki bir çocuğun yapabileceği ya da anlayabileceği bir şeyi siz 6 yaşındaki çocuğunuzdan bekliyorsunuz ve anlayamadığı yapamadığı için de olumsuz tepkiler veriyorsunuz. 

    Çocuğun yaramazlık yapması bir şeyleri öğrenmek istemesi, girişkenlik, merak duygusu olabilir. Uyarılarınıza rağmen çocuğunuz istemediğiniz bir şeyi yapıyorsa size tepki olarak yapıyor demektir. Ya yeteri kadar ilgilenilmediğini düşünüyor, ya da size karşı bir öfkesi var.

    Son olarak çocuğunuz yararlı olacak birkaç şeye de dikkat çekmek istiyorum çocuğunuzla birlikte bir hikaye kitabı okuyun ya da siz okuyun o dinlesin, hikaye ve hikayedeki kişiler üzerine konuşun, aynı şeyi filmler ve çizgi filmler için de yapın ve olayları, duyguları vb günlük hayata uyarlayın. Çocuğunuza evcil hayvan alıp beraber bakımını üstlenin. Müzik dinlemesini sağlayın imkanınız varsa kursa gönderin. Aynı şekilde özellikle takım sporları olmak üzere spor aktivitesine de katılmasını sağlamanız bedensel enerjisini atmasında, sakinleşmesinde yarar sağlayacaktır.

  • Sevgi Dili

    Sevgi Dili

    Sevgi Dilinizi Öğrenerek Aile İçinde Daha Başarılı Bir İletişim Kurabileceğinizi Biliyor muydunuz?

    Aile olmak, anlamı, değeri, hayatımızdaki yeri ve hissettirdikleri ile özel ve kutsal bir kavramdır. Fakat bazı sebeplerden dolayı, zaman zaman aile içinde yaşanan sorunlar kişileri yıpratabilmektedir. Ve aile içinde yaşanan, çözülemeyen sıkıntılar hayatın o kadar içindedir ki, bu durumdan kaçmak da pek mümkün değildir.

    Bu sebeple aile içindeki dengeleri iyi kurmak, yaşanan sıkıntıları doğru çözümleyebilmek çok önemlidir.

    Sihirli Kavram! İLETİŞİM

    Aile içinde yaşanan sıkıntıların temelinde her zaman karşımıza çıkan problemlerden biri, iletişim bozukluğu olarak nitelendirdiğimiz konuşamamak, dinleyememek ya da yanlış konuşma ve dinleme şekilleridir.

    Doğru iletişim olarak nitelendirdiğimiz konuşma ve dinleme biçimi ise karşılıklı bir ilişkiyi ifade eder. Yani kişi kendini ifade ederken, karşısındaki onu gerçekten anlamak üzerine odaklanarak dinlemelidir. Gözlerine bakmalı, sözünü kesmeden, anladığını ifade eden mimikler kullanmalıdır. Başka bir şeyle-cep telefonu, bilgisayar gibi- kesinlikle ilgilenmemelidir. Anlamadığı bir durum olduğunda ise sorular yönelterek cevap almalıdır. Kendini anlatan kişi ise açıklıkla isteklerini, beklentilerini ve duygularını karşısındakini suçlamadan anlatmayı başarmalıdır. Karşımızdaki kişinin duymaktan hoşlanacağı şeyleri söylemek değil, gönlünüzden geçenleri söylemek karşılıklı ve kalıcı bir mutluluk yaratabilir. Unutmayın, eşiniz, çocuğunuz, anne-babanız sizi söylediklerinizle, ifadelerinizle tanır ve anlar.

    Eşle İletişim…

    Eşimiz, bir çok durumda güç aldığımız, her zaman yanında olmasını beklediğimiz, davranışları, sözleri bizim için en önemli kişilerdendir. Fakat, gene onun davranışlarına, sözcüklerine şekil veren bizim kendimizi ifade biçimimizdir. Bu yüzden kendinizi doğru anlatmanız eşinizle iletişimde de önemli bir rol oynar.

    Ben söyledikten sonra ne anlamı var demeyin!

    Unutmayın, insanlar kullanım klavuzuyla hayatımıza girmiyor. Bu yüzden ifade etmeden beklenti içine girmek ve karşılığında üzülmek bir çok durumda anlamsız olacaktır. Sizin için özel günlerin anlamlı olup olmadığını, hediye bekleyip beklemediğinizi, size nasıl hitap edilmesinden hoşlandığınızı açıkça söylemelisiniz. Eşinizin de beklentilerini öğrenmek için ona sorular sorabilir, onu daha iyi tanımaya çalışabilirsiniz. Ve işe birbirinizin “Sevgi Dili”ni öğrenerek başlayabilirsiniz.

    Sizin sevgi diliniz hangisi?

    Kişilerin beklentileri birbirinden farklıdır. Sevgiyi anlama ve hissetme biçimleri de… Kişilerin sevildiğini hissetmek için karşılarından duymayı bekledikleri davranış biçimini “sevgi dili” olarak ifade edebiliriz. Sevgi dilini beş farklı kategoride inceleyebiliriz.
    -Onaylayıcı kelimeler
    -Hizmet eylemleri
    -Hediye alma
    -Fiziksel temas
    -Kaliteli zaman

    Onaylayıcı kelimeler sevgi diline sahip kişi yaptıklarının takdir görmesini bekler. Eğer eşinizin sevgi dili “Onaylayıcı Kelimeler” ise ona çöpü attığı için teşekkür etmeniz, çocukları çok iyi idare ettiği için mutlu olduğunuzu söylemeniz kendini değerli ve sevilir hissettirecektir.

    Sevgi dili “Hizmet Eylemleri” olan kişi ise karşısındaki kişiden sorumluluğunu hafifleten eylemler bekler. “Hizmet Eylemleri” sevgi diline sahip kişi için arabayı yıkamanız, akşam yemeğini hazırlamanız mutlu edici davranışlar olacaktır.

    Sadece “Seni Seviyorum.” diyerek sevginizi ifade ederseniz bu sevgi diline sahip kişi “Madem beni seviyorsun, o zaman neden bir kere de evi toplama işini üstlenmiyorsun” diyecektir. Bu kişiler için sözcükler değil, davranışlar(eylemler) önemlidir.
    “Hediye Alma” sevgi diline sahip kişi ise kendisi düşünülerek alınmış küçük sürprizler bekler. Üzerine not yazılarak bırakılmış bir paket çikolata bile bu grupta yer alan kişileri mutlu edecektir. Eğer eşinizin sevgi dili “Hediye Alma” ise özel günlerde de mutlaka hatırlanmak isteyecektir. Örneğin doğum gününde ona bir hediye vermediyseniz sevginize inanması da güçleşecektir.

    Fiziksel Temas sevgi dilinde ise sevginizi dokunarak, sarılarak ifade etmeniz gerekecektir. Bu kişilerden “Madem beni seviyor, o zaman neden sarılıp öpmüyor?” gibi bir cümle duymanız olasıdır.

    Kaliteli Zaman sevgi diline sahip kişi ise, karşısındakinden ona zaman ayırmasını ister. Bu zamanın içinde karşısındakinin ilgisinin tamamen kendinde olmasını bekler. Bu sevgi diline sahip kişi ile akşam yemeğine çıkmanız değil, yemek boyunca sohbet etmeniz, telefonunuzu kapalı tutmanız, tüm ilginizi o kişiye yönlendirmeniz anlamlı olacaktır. Aksi durumda birlikte yemek yemek fiziksel bir ihtiyacı karşılamaktan başka bir anlam kazanmayacaktır.

    Şimdi siz de sevgi dilinizi bulun, ve ailenize bunu ifade edin. Bunun için kendinizi gözlemleyin ve hangi durumun sevildiğinizi hissettirdiğini keşfetmeye çalışın. Aynı soruları ailedeki diğer üyelerin de sorgulamasını ve cevap bulmasını sağlamak için onları cesaretlendirin. Göreceksiniz ki birbirinizin sevgi dilini bulduktan sonra daha kolay iletişim kurmayı başaracaksınız.

  • Evliliklerde İletişim Neden Bitiyor?

    Evliliklerde İletişim Neden Bitiyor?

    Evliliğinizde şu dört önemli iletişim hatasını yapıyorsanız muhtemelen sağlıklı bir ilişki yürütemiyorsunuzdur.

    İlk olarak sağlıksız evliliklerde sıkça yaşanan sert eleştirilerden ve aşağılamadan bahsedelim.

    Eşlerden birinin karşı tarafı sürekli eleştirdiği, kötü hissettirdiği eleştiri türü. Eleştirilen kişinin önceleri kendi davranışıyla ilgili olduğunu düşünmesini sağlar. Fakat zamanla yaptığı her hareketin, her davranışın küçük görüldüğü, takdir edilmediği, anlamsız bir tartışmanın içinde olduğunu gözlemlemesiyle devam eder. Eleştiren kişinin tahammülsüzlüğü ve mükemmeliyetçiliği karşısında kişinin yorulmasına, özgüven kaybına ve nihayet değersiz hissetmesine neden olur. Böyle bir evlilikte iletişimin zorunluluk dışında uzun süreli olması pek olası değildir.

    İkincisi akıl okuma; bir kişinin aklından geçen düşünceleri elde kanıt olmadan bildiğini düşünme.

    Zihnimizin bir olay hakkında yorumlar yapması, bizim ‘bireysel gerçeğimizi’ ortaya koyar. Başkasının gördüğü, şahit olduğu bildiği olay ise ‘gerçek olayı’ ortaya koyar. Akıl okuma yönteminde çiftler bireysel düşüncelerini ve algısını gerçek zanneder. Akıl okuma bir düşünce hatasıdır ve ikili ilişkilerde sıkça yaşanır.

    “Eşimin niyetini biliyorum. Eşim beni sevdiğini söylüyor ama aslında bana değer vermiyor. Ben onun ne düşündüğünü, o itiraf etmese de biliyorum.”

    Akıl okumalar genellikle yanlı yorumlardır. Sıklıkla bireysel inançlara göre yapılır.  Bu yorumlar genellikle hatalıdır. Bu yoruma maruz kalan eş başlarda açıklama yapmaya çabalasa da bir yerden sonra niyet okumalarla baş çıkamayacağını ifade eder.  Zamanla iletişimin kopmasına neden olur.

    “Eşim yaptığım yemeği beğenmiyor o söylemese de benimle evlendiğine pişman olduğunu biliyorum.”

    Terapiye gelen 6 aylık evli bir danışanım yukarıdaki cümleyi söylerken ağlıyordu. Çünkü eşinin kendisiyle evlendiği için pişman olduğuna emindi. Oysa evliliğin başında uyum süreci yaşanabilir. Sağlıklı evlilik her şeyden aynı derecede keyif almak, aynı yorumu yapmak, aynı bakış açısına sahip olmak değildir. Sağlıklı evliliklerin, en önemli özelliklerinden biri, açık iletişimdir. Farklılıklara saygı duyup ve açık iletişime yönelmek iletişimin daha sağlıklı ve  güvenli olmasını sağlayacaktır.

    İletişimi bitiren üçüncü neden ise iletişimin sonundaki uzlaşma beklentisinin karşılanmamasıdır.

    Eşler iletişimleri sonunda uzlaşma beklentisi içindedirler. Uzlaşmanın sağlanmaması eşlerde, mutsuzluk, hayal kırıklığı ve tartışmaların büyümesine neden olur. Terapi esnasında sıkça şunu duyarım;

    “Onunla hiç konuşmak istemiyorum artık çünkü hiç uzlaşamıyoruz”

    “Olaylara hiç aynı açıdan bakamıyoruz” vb..

    Çiftler farklı düşünmeyi, farklı yorumlamayı sorun olarak gördükçe tartışmaları artar. “İletişimin temel amacı nedir” diye sorarım seanslarda. Bu sorunun cevabını ararken  ‘İletişimin konuşmak, anlamak, öğrenmek ve paylaşmak amacıyla yapıldığı’ konusunda hemfikir oluruz. Eşin anlaşma ihtiyacının fark edilmesi uzlaşmadan daha önemlidir. İyi bir iletişim becerisi kazanıldığında eşler sonuçtaki uzlaşmaya değil iletişim sürecinin kendisine odaklanıp birbirlerini gerçekten anlama şansına sahip olurlar.

    Ve son olarak dördüncü madde eşlerin birinin duvar örmesi.

    İlişkide genelde iki rol gözlenir. Eşlerden biri, sorunu çözmek için konuşmayı biri ise genelde susmayı tercih eder. Susan, problemin geçmesini bekleyen kişi farkında olmadan karşı tarafa şu mesajı verir “ben seninle ve bu sorunlarla ilgilenmiyorum”. Diğer taraf iletişimin devam etmesi gerektiğini düşündüğü için konuşmayı tercih eder. Terapi odasında gözlemlediğim kadarıyla iletişimin devam etmesi için çabalayan kişi mutlaka yorulur ve artık çaba gösteren olmak istemez. Eşler neden duvar örer, neden iletişimi keser?  Nasıl olsa işe yaramayacak, yine tartışacağız, hiçbir konuda uzlaşamayacağız düşüncesine sahip olduğu için duvar örebilir. Ya da iletişim becerisine güvenmediği için nasıl toparlaması gerektiğini bilmediği için susar. Sonuç olarak ilişkide biri iletişime ket vuracak tarzda davranıyorsa o ilişki de sağlıksız iletişim yoluna girilmiş demektir.

    Eşinizle konuşmalarınız gittikçe azaldıysa, her konuşmanın sonunda birbirinizi inciten tartışmalar yaşıyorsanız şöyle bir inceleyin derim. Birbirinizi suçlamadan sadece kendinizi ve davranışınızı inceleyin. Hangi yanlış davranışı uyguluyorsunuz?

  • Evlilikte İletişim

    Evlilikte İletişim

    Evlilik, sağlıklı bir iletişim ve etkileşim sürecidir. Uyumlu bir evliliğin var olabilmesi için sağlıklı bir iletişimin olması gerekir. Eşlerin birbirlerinden beklentilerini ve mesajlarını sözel olarak ortaya koyabilmeleri için eşlerin etkileşim içerisinde olması sağlanmalıdır. İletişimin etkili faktörü eşlerin birbirlerine açılması, birlikte olması, ve düşünce alışverişini içerdiğinden iletişim evliliğin kalitesini belirler. Eşler arasındaki iletişim yetersizliğinin ise evliliğe zarar verdiği düşünüldüğünden uyumlu bir evliliğin gerçekleşmesinin sağlıklı iletişimle mümkün olabileceği görülmektedir. Çiftlerin evlilik yaşamlarında çatışma- çözme stillerini bilmemeleri sonucunda sorun yaşamaları olağan bir durumdur. Eşlerin çatışma- çözme stillerini kullanarak sağlıklı bir iletişim içerisinde bulunması sonucunda uyumlu ve uzun süreli bir evlilik yaşaması mümkündür.

    Kelly ve Markman (1997) evlilikte uyumu eşlerin ilişkileri hakkında olumlu duygulara ve düşüncelere sahip olma, pozitif iletişim kurabilme, oluşan çatışmayı çözme becerisi, ve eşlerin zevk alarak birlikte aktivite yapabilmeleri olarak tanımlamıştır. İnsanlar sahip oldukları iletişim becerileri ile evlilik uyumlarını arttırabilir ya da azaltabilirler. Buda evlilikten sağlanabilecek doyumun ve mutluluğun düzeyini etkilemektedir.

    2.6. Evlilikte Çatışma

    1950’lerden itibaren özellikle batı toplumlarında gelişen sanayi ile birlikte aile yapısında değişimler meydana gelmeye başlamıştır. Kadınların çalışma hayatına dahil olması, ekonomik gelişmeler, artan eğitim düzeyi, kadın ve erkeğin toplumdaki yerlerinin eşitlenmeye başlaması ile aile yapısında farklılıklar görülmüştür. Evlilik araştırmaları, özellikle kadının iş yaşamına dahil olmasının evlilik doyumuna etkisini incelemeye başlamıştır, bir yandan iş, evlilik, ebeveyn rolleri ve bu rollerin yarattığı iş-aile çatışmaları ve evlilik uyumları ile ilişkileri üzerinde araştırmalar yapılmıştır. Bu değişmelere olan hassaslığı sebebiyle evlilik ilişkilerinin düzenli olarak incelenmesi, günümüzde evlilik ilişkilerinde gelinen noktayı göstermesi açısından önemlidir. Bu nedenle, bu çalışmada evli bireylerin evlilik uyumları, kişilik özellikleri (narisizm, psikopati, Makyavelizm), iletişim, çatışma çözme davranışları, demografik değişkenlerle, evlilik uyumu ve evlilikteki çatışma çözme iletişim becerileri arasındaki ilişkiler incelenmiştir.

    İletişim becerilerindeki yetersizliğin yanısıra çatışma çözme becerilerindeki yetersizlik de evlilik sorunlarının başlıca nedeni olarak görülmektedir. Çatışma insan yaşamının ve ilişkilerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Çatışma genel anlamda uyuşmazlığı, anlaşmazlığı, geçimsizliği ifade etmekle birlikte, insanların temel psikolojik ihtiyaçlarının karşılanamaması, farklı değer yargıları, kültürleri, cinsiyetleri gibi faktörler de çatışmalara neden olmaktadır. Eşlerin çatışma sırasında çatışma çözme stilleri, birbirlerinin duygularını anlayabilme yeteneği, iletişimin kalitesiyle de ilişkilidir. Kişiler arası çatışmaların başlama nedenleri; biliş, algı, duygu, bilinçdışı, ihtiyaçlar, iletişim becerileri gibi farklılıklardan kaynaklanabilir.

                  İnsanların yetiştiği çevre koşulları, kültür, aile yapısı, eğitim seviyeleri ve çalışma şartları çatışma düzeylerini etkilemektedir.  Evlilik yaşantısında bireylerin çatışma durumlarını etkileyen bir diğer etken evlenme şekilleridir. “Erken evlilik, görücü usulü (geleneksel) evlilik, aşk evlilikleri” evlilikte çatışmayı belirleyen faktörler arasındadır. Evlilik uyumunda önemli değişkenlerden biri de cinsel uyumdur. Hawton ve Catalan, cinsel işlev bozuklukları ve evlilik problemleri arasında bir ilişkinin bulunduğunu, burada önemli olanın, hangisinin birincil hangisinin ikincil olduğunun ayırt edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Birçok klinisyen, cinsel işlev bozukluklarının, evlilik içi çatışmaların nedeni olmaktan çok, ilişkinin altında yatan problemlerinin dışa yansımasıyla ortaya çıktığını, diğer bir deyişle çiftin ilişkilerindeki soruna ikincil olarak geliştiğine inanmıştır. Bu düşünce, cinsel terapi için başvuran çiftlerin, belli düzeyde, eşler arası çatışma yaşadığı gerçeğiyle de örtüşmektedir.

             Evlilik hayatında uyumu bozan çatışmaya neden olan başka birçok faktör bulunmaktadır. Bunlardan bazıları;  Kadın ve erkeğin evlendikten sonra birbirlerine açık olmaması, evlenmeden önce eşlerin bireysel hayat yaşıyor olması, eşlerin karakter özellikleri, evlendikten sonrada özgür davranışlarda bulunmak istemesi, evlilik sonrasında eşlerin kısıtlandığını düşünmesi, eşin bir diğer eşe karşı sorumluluklarını yerine getirmemesi, çocuk bakımı, eşlerin mesleki statüleri ve benzeri sayılabilir.

  • Evliliklerde İletişimi Bitiren 4 Temel Neden

    Evliliklerde İletişimi Bitiren 4 Temel Neden

    Bu yazıda bahsedeceğim hatalardan en az bir tanesini yapıyorsanız muhtemelen sağlıklı ilişkiler yürütemiyorsunuzdur. Eşlerin gittikçe kopmasına, birbirlerine karşı sevgi ve saygıyı tüketmesine neden olan temel iletişim hataları şunlardır;

    İlk olarak sağlıksız evliliklerde sıkça yaşanan sert eleştirilerden ve aşağılamadan bahsedeceğim. Eşlerden birinin karşı tarafı sürekli eleştirdiği, kötü hissettirdiği eleştiri türü. Eleştirilen kişinin önceleri kendi davranışıyla ilgili olduğunu düşünmesini sağlar. Fakat zamanla yaptığı her hareketin, her davranışın küçük görüldüğü, takdir edilmediği, anlamsız bir tartışmanın içinde olduğunu gözlemlemesiyle devam eder. Eleştiren kişinin tahammülsüzlüğü ve mükemmeliyetçiliği karşısındaki kişinin yorulmasına, özgüven kaybına ve nihayet değersiz hissetmesine neden olur. Böyle bir evlilikte iletişimin zorunluluk dışında uzun süreli olması pek olası değildir.

    İkincisi akıl okuma; bir kişinin aklından geçen düşünceleri elde kanıt olmadan bildiğini düşünme. Zihnimizin bir olay hakkında yorumlar yapması, bizim ‘bireysel gerçeğimizi’ ortaya koyar. Başkasının gördüğü, şahit olduğu bildiği olay ise ‘gerçek olayı’ ortaya koyar. Akıl okuma yönteminde çiftler bireysel düşüncelerini ve algısını gerçek zanneder. Akıl okuma bir düşünce hatasıdır ve ikili ilişkilerde sıkça yaşanır.

    “Eşimin niyetini biliyorum. Eşim beni sevdiğini söylüyor ama aslında bana değer vermiyor. Ben onun ne düşündüğünü, o itiraf etmese de biliyorum.”

    Akıl okumalar genellikle yanlı yorumlardır. Sıklıkla bireysel inançlara göre yapılır.  Bu yorumlar genellikle hatalıdır. Bu yoruma maruz kalan eş başlarda açıklama yapmaya çabalasa da bir yerden sonra niyet okumalarla baş çıkamayacağını ifade eder. Zamanla iletişimin kopmasına neden olur.

    “Eşim yaptığım yemeği beğenmiyor o söylemese de benimle evlendiğine pişman olduğunu biliyorum.”

    Terapiye gelen 6 aylık evli bir danışanım yukarıda ki cümleyi söylerken ağlıyordu. Çünkü eşinin kendisiyle evlendiği için pişman olduğuna emindi. Oysa evliliğin başında uyum süreci yaşanabilir. Sağlıklı evlilik her şeyden aynı derecede keyif almak, aynı yorumu yapmak, aynı bakış açısına sahip olmak değildir. Sağlıklı evliliklerin, en önemli özeliklerinden biri, açık iletişimdir. Farklılıklara saygı duyup ve açık iletişime yönelmek iletişimin daha sağlıklı ve güvenli olmasını sağlayacaktır.

    İletişimi bitiren üçüncü neden ise iletişimin sonundaki uzlaşma beklentisinin karşılanmamasıdır. Eşler iletişimleri sonunda uzlaşma beklentisi içindedirler. Uzlaşmanın sağlanmaması eşlerde, mutsuzluk, hayal kırıklığı ve tartışmaların büyümesine neden olur. Terapi esnasında sıkça şunu duyarım;

    “Onunla hiç konuşmak istemiyorum artık çünkü hiç uzlaşamıyoruz”

    “Olaylara hiç aynı açıdan bakamıyoruz” vb..

    Çiftler farklı düşünmeyi, farklı yorumlamayı sorun olarak gördükçe tartışmaları artar. “İletişimin temel amacı nedir” diye sorarım seanslarda. Bu sorunun cevabını ararken ‘İletişimin konuşmak, anlamak, öğrenmek ve paylaşmak amacıyla yapıldığı’ konusunda hemfikir oluruz. Eşin anlaşma ihtiyacının fark edilmesi uzlaşmadan daha önemlidir. İyi bir iletişim becerisi kazanıldığında eşler sonuçtaki uzlaşmaya değil iletişim sürecinin kendisine odaklanıp birbirlerini gerçekten anlama şansına sahip olurlar.

    Ve son olarak dördüncü madde eşlerin birinin duvar örmesi. İlişkide genelde iki rol gözlenir. Eşlerden biri, sorunu çözmek için konuşmayı biri ise genelde susmayı tercih eder. Susan, problemin geçmesini bekleyen kişi farkında olmadan karşı tarafa şu mesajı verir “ben seninle ve bu sorunlarla ilgilenmiyorum”. Diğer taraf iletişimin devam etmesi gerektiğini düşündüğü için konuşmayı tercih eder. Terapi odasında gözlemlediğim kadarıyla iletişimin devam etmesi için çabalayan kişi mutlaka yorulur ve artık çaba gösteren olmak istemez. Eşler neden duvar örer, neden iletişimi keser? Nasıl olsa işe yaramayacak, yine tartışacağız, hiçbir konuda uzlaşamayacağız düşüncesine sahip olduğu için duvar örebilir. Yada iletişim becerisine güvenmediği için nasıl toparlaması gerektiğini bilmediği için susar. Sonuç olarak ilişkide biri iletişime ket vuracak tarzda davranıyorsa o ilişki de sağlıksız iletişim yoluna girilmiş demektir.

    Eşinizle konuşmalarınız gittikçe azaldıysa, her konuşmanın sonunda birbirinizi inciten tartışmalar yaşıyorsanız şöyle bir inceleyin derim. Birbirinizi suçlamadan sadece kendinizi ve davranışınızı inceleyin. Hangi yanlış davranışı uyguluyorsunuz?