Etiket: İlaç

  • Ağrı çekmek artık kanser hastalarının kaderi değil

    Kanser, yaşamı tehdit eden yönünün yanı sıra ciddi ağrı problemleri ile de yaşam kalitesini ortadan kaldırmaktadır. Kanser ağrılarının dindirilmesi için tedavi yoluna gidilmesi, hastanın yaşam kalitesini ve genel vücut direncini yükseltmekte, kanser tedavisine uyumunu artırmaktadır. Kanser, çağımızın en korkulan sağlık problemlerinin başında gelmektedir.

    Günümüzde giderek daha fazla kanser türü özellikle erken tanı ve cerrahi tedavi, ilaç tedavisi, ışın tedavisi ya da diğer yöntemlerle eskisi kadar korkulan bir durum olmaktan çıkmıştır. Ancak yine de hala tıbbın savaştığı başlıca sağlık sorunu olma özelliğini korumaktadır.

    Kanser Ağrılarını Giderici Yöntemler, Kanser Tedavisi Üzerinde Ne Gibi Etki Yapmaktadır?

    Kanser; hayatı tehdit eden yönünün yanında meydana getirdiği ciddi ağrı problemleriyle de yaşam kalitesini ortadan kaldıran bir durum.

    Ne yazık ki kanser hastalarında ağrı, çoğu kez yeteri kadar ciddiye alınmamakta ve hastalığın kendisinin tedavisiyle uğraşan hekimler tarafından etkili yaklaşımlarla ağrı dindirilmesi yoluna gidilmemektedir.

    Burada bir yanlış inanış kanserde ağrının kesilmesinin hastalığın seyri ile ilgili takipleri güçleştireceğidir. Oysa yapılan tüm çalışmalar kanserli hastanın ağrısını dindirmenin hastalığın seyrine ve hastanın yaşam süresi üzerine olumsuz bir etkisi olmadığını göstermektedir.

    Hatta ağrının ortadan kaldırılması sonucunda yaşam kalitesinin yükselmesinin; hastanın kanser tedavisine uyumunu artırarak ve genel vücut direncini yükselterek çok olumlu katkıları olduğunu göstermektedir.

    Kanser Ağrıları Nasıl Ortaya Çıkar?

    Kanserde ağrı çeşitli nedenlerle ortaya çıkar. Bazen tümörün kendisi bir organa, sinire veya kemiğe baskı yaparak ağrıyı meydana getirir.

    Bazen de bir damara baskı nedeniyle dolaşım bozukluğuna bağlı ağrı ortaya çıkabilir. Kanserde önemli bir ağrı nedeni de kemoterapi, radyoterapi ya da cerrahi tedavi olarak adlandırılan tedavi yöntemlerinden kaynaklanan ağrılardır.

    Kanser Ağrılarını Giderici Yöntemler

    İLAÇ TEDAVİSİ: İster kanserin kendisine bağlı olsun, ister tedavi yöntemlerinin yan etkileri olarak ortaya çıkan ağrılar olsun pek çok kanser ağrısı türü ilaç tedavileri ve ilaç dışı tedavi yöntemleriyle etkili bir şekilde dindirilebilir. Kanser hastalarının etkili ve yeterli ağrı tedavisine kavuşamamalarının en önemli nedeni bu konuda uzman olan ağrı hekimlerine ulaşamamalarıdır.

    Kanser ağrısı tedavisinde ilk seçenek ağrı kesici ilaçlardır. Bu ilaçlar belli bir düzen içinde ve Dünya Sağlık Örgütü’nün basamak tedavisi adı verilen sistemine uygun olarak kullanılmalıdır. Basamak sistemine göre, öncelikle daha zayıf etkili ağrı kesici ilaçlar kullanılmaya başlanır. Ağrının durumuna göre giderek daha kuvvetli ağrı kesici ilaçlar verilir. Burada önemli bir nokta ağrının hastalığın seyri ile ilişkisinin her zaman doğru orantılı olmadığıdır. Yani her zaman hastanın şiddetli ağrısının olması hastalığın ilerlediğinin bir bulgusu değildir.

    SİNİR BLOKLARI: İlaçların ağrının dindirilmesinde yetersiz kaldığı veya çeşitli nedenlerle bu ilaçları kullanamayan hastalarda ilaç dışı tedavi yöntemlerine başvurulur. Ağrı sinirlerinin bloke edilmesi bu yöntemlerden biridir. Tıpkı kanal tedavisiyle çürüyen bir dişin sinirinin ağrı iletmesinin önlenmesi gibi kanserli organın ağrı siniri çeşitli kimyasal maddeler uygulanarak duyarsızlaştırılabilir. Bu amaçla radyofrekans termokoagülasyon yöntemleri de kullanılabilir. Bu işlem, ağrı sinirine yüksek frekanslı radyo dalgaları uygulanarak ağrı iletiminin engellenmesidir.

    MORFİN POMPASI: Morfin pompası kanserli hastaların ağrılarını dindirmede en ileri yöntemdir. Bu yöntemde omurilikten ağrı ileten sinirlerinin yer aldığı boşluğa ince bir kateter yerleştirilir.

    Ardından da cilt altına ilacın uygulanacağı port ya da pompa yerleştirilerek kateterin ucu buna bağlanır. Bu yöntemle çok daha düşük doz morfin ya da morfin benzeri ilaç kullanarak hastanın ağrısını etkili bir şekilde dindirmek mümkündür. Üstelik kullanılan morfin dozunun minimuma inmesi nedeniyle hastalar morfine bağlı yan etkilerden uzaklaşırlar.

    Kanser ağrısı ile ilgili gerçekler:

    Kanser ağrısı dindirilebilir bir ağrıdır. Dünya Sağlık Örgütü’nün raporlarında tüm kanser ağrılarının %85-90’ının çeşitli ağrı tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabilir ağrılar olduğu belirtilmekte.

    Pek çok kişinin korktuğunun aksine kanserli hastalarda morfin ve morfin benzeri ağrı kesici ilaçlar bağımlılık yapmaz.

    Kanser ağrısında ilk seçenek ağrı kesiciler olsa da ağrı kesiciler yeterli gelmediğinde ağrıyla savaşmak için kullandığımız daha pek çok silahımız bulunmaktadır. Kanser ağrısını kesmek için HER ZAMAN DAHA FAZLASI MÜMKÜNDÜR.

    Kanser tedavisi bir ekip işidir. Kanserde cerrahi tedavi; ilgili operaör doktorların, ilaç tedavisi ve radyoterapi onkolog doktorların uzmanlık alanıdır. Ancak kanserli hastaların her türlü ağrı tedavileri ağrı tedavisi ile uğraşan uzman hekimlerce yürütülmelidir.

  • Ağrı kesicileri doğru kullanıyor musunuz?

    “Bir ağrı kesici alayım da başımın ağrısı geçsin”

    “Bu ilacın tadı kötü, ben iğne olayım”

    “Komşuda fazla ağrı kesici var mı acaba?”

    “Ağrımın şiddeti biraz daha artsın da hapı öyle alayım”

    Ağrı sorunu yaşayan kimselerden sıkça duymaya alıştığımız ve ilk bakışta sıradan gibi algılanan bu cümleler aslında büyük bir yanılgıya işaret ediyor. Ağrı kesicilerin bilinçsiz kullanımı ağrıyı dindirmediği gibi psikolojik anlamda etki etmekten öteye gidemiyor.

    Ağrı kesiciler en fazla tüketilen ilaç gruplarının başında geliyor

    Kimi zaman sıradan bir diş ağrısı için kimi zamansa uzun süredir devam eden kronik ağrılarımız için çok eski yıllardan beri pek çok ağrı kesici ilaç alıyoruz. Bu ilaçların kullanımı çoğu kez hekim kontrolü olmadan kulaktan dolma bilgilerle eczaneden ilaç almak ya da konu komşunun artmış ilaçlarını kullanmak şeklinde gerçekleşiyor. Ancak son yıllarda tıbbın hızlı gelişimi ile birlikte ağrı kesiciler konusunda birçok geleneksel bilgi geride bırakılmış durumda.

    Bugün edindiğimiz bilgi birikiminin ve deneyimlerin ışığında yeni görüşlere ve yeni bir anlayışa sahip durumdayız. Bu doğrultuda Dünya Sağlık Örgütü tarafından ağrı kesici ilaç kulanımı ile ilgili çeşitli ilkeler geliştirilmiştir.

    Bu ilkelerin amacı, tüm dünyada ağrı kesici ilaç kullanımını belirli standartlara bağlamak ve ağrı hastalarının etkili ve yeterli ağrı tedavisine kavuşmalarını sağlarken ilaçların yan etkilerine maruz kalmalarını önlemektir.

    Ağrı kesici ilaç kullanım ilkeleri:

    Ağrı kesici kullanımında öncelikli olarak tercih edilmesi gereken yol ağız yoludur

    Ağızdan ilaç kullanmak en ağrısız ve zahmetsiz yoldur. Bu nedenle mümkünse ağız yolundan kullanılan tablet ya da kapsüllerle ağrının kesilmesi yoluna gidilmelidir. Oysa özellikle bizim toplumumuzda ağız yolundan kullanılan ilaçlar küçümsenmekte ve halk arasında kısaca “iğne” olarak tabir edilen kas içi ya da damar içi ilaçların daha etkili olduğu inancı yer almaktadır.

    Bu nedenle yanlış bir inanış olarak “iğne yazan doktor iyi doktordur” kanaati yaygındır. Bugün ağızdan kullanılan pek çok ağrı kesici kas içi ya da damar içi kullanılan ilaçlardan çok daha etkilidir. Ağız yolu dışındaki ilaç uygulama yolları ise yutma zorluğu, kusma gibi ağızdan ilaç alımını engelleyen durumlar varsa kullanılır.

    Ağrı kesici ilaç seçimi bir basamak sistemi içinde olmalıdır

    Ağrı kesici ilaçlar etki güçlerine göre 3 gruba ayrılır. Hastanın bu basamakların hangisinden başlayacağına ağrının şiddetine göre karar verilir. Tedaviye başlandıktan sonra da hasta hekimi tarafından uygun aralıklarla yeniden değerlendirilmeli ve ilaçların etkileri, yan etkileri göz önüne alınarak ayarlamalar yapılmalıdır.

    İlacın dozu kişiye göre değişir

    Ağrı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından “kişiye özgü hoş olmayan bir duyu” şeklinde tanımlanır. Ağrının bu kişiye özgü olması durumu tedavisinin de kişiye özgü olması zorunluluğunu doğurur. Bu nedenle her ağrı kesici için önerilen dozlar var olsa da bu dozlar kesin değildir. Ağrılı hasta hekimi tarafından düzenli aralıklarla değerlendirilerek etkin doz kişiye göre belirlenmelidir.

    Ağrı kesiciler ağrı geldikçe almak şeklinde kullanılmamalı, düzenli aralıklarla alınmalıdır.

    Ağrı kesici ilaçların ağrı ortaya çıktığında kullanılması sık yapılan hatalardan biridir. Oysa özellikle kronik ağrılarda bu düzen uygunsuzdur. Kronik ağrı hastaları o anda ağrının varlığına ya da yokluğuna aldırış etmeksizin düzenli aralıklarla ilaçlarını kullanmalıdır. Bu şekilde ilacın kan düzeyinin dalgalanma göstermesinin önüne geçilmiş olur ve tedavinin etkinliği artırılır. İlacın düzenli kullanılmasını ve kan düzeyinin sabit kalmasını önleyen bir diğer hata ise öğünlere göre ilaç kullanmaktır.

    Ağrı kesici ilaçlar sabah-öğlen-akşam gibi öğünlere bağımlı kalınarak kullanılmamalıdır.

    Çünkü öğün araları eşit değildir. Bunun yerine günlük ilaç dozuna göre belli saat aralıklarıyla ilaç kullanmak doğru olur. Ağrı kesiciler bu prensiplere uyularak kullanıldıklarında tüm kronik ağrıların yüzde85’inde etkili ve yeterli olabilmektedirler.

  • Epidural steroid enjeksiyonu (ese)

    Boyun ve bel bölgesinde ortaya çıkan ve sinir kökü basısına neden olan omurga hastalıklarında etkin bir yöntemdir. Disk fıtıkları ( bel- boyun fıtığı ) , disk kayması ve dar omurilik kanalı gibi bel-boyun ağrısına neden olan hastalıkların tedavisinde oldukça etkin bir yöntemdir. Buradaki amaç bası sonucu oluşan inflamasyon ve ödemi azaltmak, yapışıklıkları çözmektir. Epidural steroid enjeksiyonunun en çok etkili olduğu durumlar sinir kökleri üzerine bası ve disk hernileridir. Semptomları yeni başlamış hastaların %70-80’i düzelir ve ileri tedavi gerektirmezler, daha geç olgularda % 50-70 hastada 2 ay ile 1.5 yıl ve üzerinde bir süre rahatlama sağlanır. ESE, hastanın yakınmalarının başlamasından sonra ilk 6 ay içinde yapıldığında etkinliği daha fazladır. Epidural enjeksiyon ile hasarlı olan spinal sinir etrafına etkisi uzun süren bir depo steroid ve erken dönemde rahatlamayı sağlamayı sağlamak için lokal anestezik içeren bir ilaç karışımı yapılır.

    ESE Nasıl Uygulanır?
    Girişim, Algoloji uzmanlarınca, devamlı radyolojik görüntüleme altında (C-kollu skopi ile) yapılmaktadır. İşlem sırasında hastanın yaşamsal fonksiyonları bir anestezi uzmanı tarafından monitörize edilerek, hastanın ağrı duymaması için damar yolundan ilaç uygulanır. Tüm işlemler lokal anestezi altında yapılır.

    ESE uygulamasında 3 teknik vardır:

    Kaudal Teknik: Omurganın en alt kısmından (sakral hiatus) girilerek yapılan uygulama şeklidir. Bu uygulamada omurganın daha üst bölümlerine ilacın ulaşabilmesi için yüksek hacimde ilaç karışımı uygulanması gerekir.

    Kaudal Steroid Enjeksiyonu Skopi Görüntüsü

    İnterlaminar teknik: Bu uygulamada omurganın ortasından iğne ile girilerek ilaç enjeksiyonu yapılır. Kaudal enjeksiyona göre daha düşük hacimde ilaç kullanılır. Dural kese delinme riski bu teknikte daha fazladır.

    İnterlaminar Steroid Enjeksiyonu Skopi Görüntüsü

    Transforaminal teknik: İlaç, problemli olan spinal sinirin omurgadan çıktığı delikten bir iğne ile girilerek etkilenen sinirin etrafına yapılır. Tedavi için hedeflenen sinire yönelik bir girişimdir. En az hacimde ve en yüksek konsantrasyonda ilaç bu teknikte verilir.

    Transforaminal Steroid Enjeksiyonu Skopi Görüntüsü

    ESE Öncesi Hastanın Dikkat Etmesi Gereken Noktalar:
    Epidural steroid enjeksiyonundan önce yaklaşık 4 saat aç kalınması yeterlidir. Devamlı kullanılan tansiyon hapı, kalp ilacı gibi ilaçlar az suyla alınmalıdır. Aspirin® , Coraspin® gibi kan sulandırıcı ilaçlar 1 hafta önceden kesilmelidir.

    ESE Sonrası Yapılması Gerekenler
    İşlem sonrası 1- 2 saat istirahat edilmesi gerekir. Enjeksiyondan sonra belde ağrı ve girişimin yapıldığı bacakta geçici bir uyuşma ve ağrı olabilir. Girişimden sonra azalan ağrı şikayeti 4-6 saat içinde tekrar başlayabilir. Bu durum lokal anesteziğin etkisinin ortadan kalkmış olmasından kaynaklanır. Uzun etkili steroidin asıl etkisi 48-72 saat içinde tam istenilen düzeye gelir ve ağrı şikayeti 3-4 gün içinde azalmaya başlar.
    Girişim sonrası 2-3 gün beli veya boynu aşırı zorlayacak hareketlerden kaçınılmalıdır.

    ESE Uygulanamayan Durumlar

    Girişim bölgesinde enfeksiyonu olan,

    Gebe olan veya olma ihtimali olan,

    Ciddi kanama, pıhtılaşma bozukluğu olan,

    Girişim yapılmasını kabul etmeyen hastalara işlem yapılmaz.

    ESE Yan Etkileri-Riskleri Nelerdir?
    Epidural steroid enjeksiyonu yapılan hastalar içerisinde 40-60 bin hastada bir sıklıkta enfeksiyon görülme ihtimali mevcuttur. Bu nedenle uygulamalar ameliyathanede mutlak steril koşullarda gerçekleştirilerek bu olasılık en düşük düzeye çekilir.
    Çok nadir olarak geçici baş ağrısı olabilir. Sinir hasarı da çok nadir görülen bir durumdur. Özellikle sinir hasarı ciddi bir yan etki olduğundan dolayı riski en aza indirmek için girişimin mutlak suretle C-kollu skopi ile görüntüleme altında yapılması gerekir.

    Kullanılan steroide bağlı olarak vücutta sıvı tutulması ve şeker hastalığı olan hastalarda 1-2 hafta şeker düzeninde bozulma gözlenebilir.

  • İlaçsız migren tedavisi

    İlaçsız migren tedavisi

    “Migren tedavisinde temel hedefimiz, hastalara ilaçsız, ameliyatsız, uzun süreli bir iyileşme sağlamak ve yaşam kalitesi yükseltmektir”

    Yıllardır hekimler; Migren tedavisinde belirti olan ağrılara değişik ilaçlar kullanarak tedavi etmeye çalışılıyor, fakat bu ilaçlar hastalığın nedenine yönelik olmadığından, migrene kesin çözüm olmuyordu.

    Ağrılar hep tekrarladığından ağrı – ilaç kısır döngü oluşur, hastalar ömür boyu bu ilaçları kullanmaya mahkumdu..

    İlaçlar uzun müddet kullanıldığı için hastalarda ilaç bağımlığı, mide ülseri ve diğer rahatsızlıklar oluşuyor, böylelikle hastalar her yönde fazladan bedel ödemek zorundaydı.

    2010 yılı, Alman migren araştırma merkezi 504 migren hastası üzerinde yapılan araştırma ve takip sonucu; Migren hastalığı ile atlas omurga arasında çok yakın ilişki içinde olduğunu veriler ile ispatlamıştır. Bu sonuç, migren tedavisi açısından şaşırtıcı sonuçlar elde edilmesine sebep olmuştur.

    Raporda, Klasik tıp veya geleneksel tedaviler ile elde edilen sonuçlarla karşılaştırıldığında kesinlikle dikkat çekici olduğu, bugüne kadar başka hiçbir tedavi benzer sonuçlar elde edilmemiş olduğunu belirtmiştir.

    Dolaysıyla, migren tedavisinde belirti olan ağrılara değişik ilaç kullanarak ağrıları bastırmak yerine ilaç kullanmaksızın migren hastalığına neden olan atlas omurgayı düzelterek hastalığı tedavi etmek gereklidir.

  • Yaşlıda ağrı

    Yaşlılarca en çok dile getirilen sorunlardan biri olan ağrı; duysal bir uyarı veya sinirsel bir hasara bağlı olarak ortaya çıkan ve kişinin hafızasına, beklentilerine ve duygusal yapısına göre değişiklikler arz eden karmaşık bir süreçtir.

    Yaşlılarda bildirimi yapılmamış ve tıbbi kayıtlara geçmemiş hastalık oranı oldukça yüksektir, çünkü yaşlılar veya yaşlı yakınları pek çok belirtiyi yaşlılık için doğal sayarak sağlık kuruluşlarına başvurmamaktadırlar. Buna rağmen yaşlılarda ağrı görülme oranının oldukça yüksek olduğu bilinmektedir.

    Yaşlılar kronik (süregen) ağrı açısından da önemli bir risk grubunu oluşturmakta ve bu yaş grubunda ağrı ciddi sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bu sorunların başında depresyon, anksiyete (bunaltı), sosyal izolasyon, uyku bozuklukları, ambulasyon-hareket sorunları dikkati çekmekte ve sağlık hizmetlerinin kullanımında ve tedavi maliyetlerinde belirgin artışlar olmaktadır. İnatçı ağrının yaşlılarda yürüme bozukluklarını artırdığını, rehabilitasyon çalışmalarını yavaşlattığını ve ağrıya yönelik olarak kullanılan ilaçların da pek çok yan etkiye neden olduklarını göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

    Yaşlılarda ağrıya yönelik tedavi seçenekleri ilaç tedavisinden girişimsel ağrı tedavisine kadar değişen yelpaze içindedir. İlaç tedavisinde uygun ilacın seçilmesi, kısa etkili ilacın tercih edilmesi, bir defada bir tek ilacın reçete edilmesi, tedaviye düşük dozlarda başlanması, dozun gerekiyor ise kontrollü olarak ve yavaş artırılması, ilaç yan etkilerinin bilinmesi, ilaç kombinasyonlarının yan etkilerinin bilinmesi, ilaca gerektiği süre kadar devam edilmesi önemlidir. Ağrının kontrol edilmesine yönelik olarak kullanılan pek çok ilaç mevcut olmakla birlikte bazılarının özellikle yaşlı hastalarda kullanımı önerilmemektedir; hekimlerin özellikle bu ilaçlar ile ilgili konularda donanımlı olmaları gerekmektedir.

    Özellikle yaşlılarda omurganın da yaşlanmasına bağlı bel-bacak ağrılarıda sık görülmektedir. Bel bölgesinde daha çok hissedilen ağrı omurganın faset eklemlerindeki bozukluğa bağlıdır. Faset eklemine yapılacak radyofrekans akım uygulaması ile belde lokalize ağrı giderilebilmektedir. Belden bacağa doğru yayılan ağrı ise çoğunlukla bel fıtığına bağlı sinir sıkışması ağrısı olup bu sinirin üzerine uygulanacak pulsed radyofrekans akım tedavisi ile hastalar ağrısız kalabilmektedir. Yaşlılarda yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen ağrı sorununa yaklaşım bilimsel ve gerçekçi bir değerlendirme ile tedavinin de multidisipliner bir yapılanma içinde gerçekleştirilmesi şeklinde olmalıdır.

  • Doğumda epidural (ağrısız doğum) & sezaryende epidural

    Annelik duygusu gebeliğin ilk aylarında başlayıp doğum anında en yüksek düzeye ulaşır. Her anne adayının doyasıya yaşamak istediği bir süreç olan doğum, anne olanların tanımladığı olağanüstü bir duygudur. Bu süreci tam olarak yaşamak isteyen anne adayı çekeceği doğum sancılarının korkusunu da içinde taşır.“Doğum sancısı” doğum için vazgeçilmez olan rahim kaslarının kasılması sonucu ortaya çıkan çok şiddetli bir ağrıdır hatta pek çok kadın tarafından yaşamlarındaki en şiddetli ağrı olarak tanımlanır. Hissedilebilecek ağrı ya da sancının şiddeti bebeğin boyu, bebeğin pozisyonu, pelvis (çatı) genişliği, kasılmaların gücü, geçmiş deneyimler ve beklentiler, ağrı eşiği ve henüz çözülmemiş pek çok nedenler gibi çeşitli faktörlere bağlıdır. Ne kadar ağrı duyacağınızı doğumu yaşamadan önce tahmin etmek güçtür

    Annenin yaşamındaki belki de en güzel deneyim olan doğum sürecini tatsız bir deneyime dönüştürebilen bu sancıların doğumun seyrini olumsuz yönde etkilemeden önleyebilmek için pek çok araştırma yapılmış ve pek çok yöntem denenmiştir.

    Doğum sancılarının hafifletilmesi veya giderilmesi için damar yolu ile verilen ilaçların bazı dezavantajları ve yan etkileri olabilir. Bu yan etkilerin en önemlisi sersemlik ve uyku hali yaratmasıdır. Ayrıca bulantı, kusma, solunum güçlüğü, kaşıntı, kabızlık ve mesanede idrar birikmesi gibi yan etkiler de görülebilir. Anne sütünün gelmesi ve emzirmenin başlaması gecikebilir. Bu nedenle alternatif arayışlar içine girilmiştir.

    Ağrısız doğum için rejyonel (bölgesel) anestezi ilk kez 1900 yılında kullanılmıştır. Her yeni uygulamada olduğu gibi başlangıçta bazı olumsuz etkiler görülmüş, ancak zaman içerisinde yapılan klinik çalışmalar sonucugünümüze gelinmiş, yeni ilaç, yöntem ve teknikler ve ağrısız doğum konusunda uzmanlaşmış anestezistler sayesinde, ağrısız doğum güvenli bir seçenek olarak yaygınlaşmıştır.

    Epidural aralık, omuriliğin çevresindeki zar ile omurların arasındaki bağ dokusunun arasındaki milimetrik boşluktur. Bu aralığa amaca uygun olarak omuriliğin çeşitli seviyelerinden ilaç uygulanarak pek çok ameliyatın yapılması, ameliyat sonrası ağrıların dindirilmesi ve kronik dindirilemeyen ağrıların tedavisi mümkündür.

    Burada analjezi ve anestezi kavramlarını birbirinden iyi ayırmak gerekir. Analjezi ağrısızlık, anestezi ise duyusuzluk demektir. Normal doğum sırasında bel bölgesinden epidural yolla sağlanan analjezi, yani ağrının ortadan kaldırılması yeterli olurken, sezaryen ile doğum sırasında epidural anestezi uygulamak gerekir. İşlem yönünden her iki uygulama da aynıdır, fark sadece verilen ilaç dozlarındadır.

    Halk arasında “ağrısız doğum” olarak bilinen epidural analjezi ile doğum, günümüzde oldukça yaygınlaşmaktadır. Bel hizasına yerleştirilen milimetrik bir tüp olan kateterden uygulanan bir ilaçla, vücudun alt yarısından gelen ağrı sinyallerinin iletimi geçici olarak durur ve ağrılı uyarının çıktığı bölgede ağrı duyulmaz.Burada seçilen doz sadece rahim kasılmaları sırasındaki ağrıyı ortadan kaldıracak, ancak rahim kasılmalarını azaltmayarak doğumun normal seyrini etkilemeyecek şekilde ayarlanır. Bu yöntemde sadece ağrı iletimi bloke olur, dokunma duyusu ve hareket kısıtlanmaz. Anne adayı uygulamadan sonra doğum süreci içerisinde kalkıp oda içinde yürüyebilir, her türlü ihtiyacını görebilir. Rahim kaslarının kasılması ve doğum eylemine anne adayının aktif katılımı etkilenmez,anne doğum anında ağrıdan arınmış olarak fizyolojik olarak bebeğine kavuşur.

    Genelde anne adayları bebeğini normal yolla doğurmak isterler ancak bazı durumlarda sezaryen gerekebilir. Bu durumda Epidural Anestezi uygulanır. Teknik olarak yapılan işlem aynıdır, epidural aralığa ayni kateter yerleştirilir ancak verilen ilaç dozu farklıdır. Normal doğum sezaryene döndüğünde de yapılan şey aynı kateterden ilave ilaç verilerek epidural anestezi oluşturmaktır. Anne ameliyat masasında belden aşağısı tamamen uyuşmuş halde yatar, ancak yattığı yerde ayaklarını oynatabilir, yani epidural anestezi uygulamasından sonra bacaklarda hareketin tamamen kaybolması söz konusu değildir. Motor blok olarak adlandırılan hareket kaybının olması durumu omurilik sıvısına lokal anestezik madde verilerek yapılan spinal anestezide görülür. Spinal anestezi de günümüzde sık uygulanan bir anestezi yöntemidir. Bazen de epidural anestezi ile spinal anestezi kombine edilerek birlikte uygulanır. Spinal anestezinin avantajları teknik olarak epidural anesteziye göre daha kolay uygulanabilmesi, etki başlama süresinin çok daha kısa olması gibi avantajlarına karşın, bacaklarda 4-5 saat süren hareketsizlik, bazen uygulama sonrası görülen baş ağrısı, bulantı ve tansiyon düşmesi gibi bazı istenmeyen etkileri vardır. Burada anestezi uzman doktoru kendi deneyim ve becerisi doğrultusunda hasta için en uygun yöntemi belirleyip hastasına önerecektir.

    Epidural ile normal doğum sürecinde sırasında neler yaşayacaksınız?

    Doğum sancıları rahatsız etmeye başladığında yani doğum kanalı açıklığı 4 cm olduğunda anne işlem odasına alınır. Koldan serum takılır, tansiyon, nabız ve parmak ucundan oksijen durumu takip edilir.

    Başarılı bir epidural uygulama için annenin hekimi ile iyi bir uyum içinde olması, uygun pozisyonu alabilmesi esastır. Genelde uygulama oturur durumda yapılır ve vücut dik durumdayken hafifçe geriye doğru yaslanırken vücut omur çıkıntılarını birbirinden ayıracak şekilde belden öne doğru bükülür, çene göğse doğru yaslanır ve her iki omuz aşağıya doğru bırakılır. Bu şekilde pozisyon oluşturulduktan sonra sırta ve bel bölgesine antiseptik ilaç sürülerek bölge mikropsuz hale getirilir ve bölge steril örtülerle örtülür. Uygulamanın yapılacağı hizada cilt ve cilt altındaki dokular ince bir iğne ile uyuşturulur. İşlem sırasında sadece bu ince iğnenin girişi hissedilir. Daha sonra başka bir özel iğne ile epidural aralığa girilerek buraya kateter denilen ince tüp yerleştirilir ve vücuda plasterler yardımı ile sabitlenir. Kateterden ilaçların verilmesinden kısa bir süre sonra sancılar sona erer ancak rahim kasılmaları engellenmez, ayni şekilde devam eder. Katetere bağlanan bir ağrı pompası ile hasta kontrollü analjezi yöntemi kullanılarak sancısızlığın devamı sağlanır. Bu andan itibaren doğum gerçekleşinceye kadar her şey aynıdır, ancak sancı hissedilmeyecektir.

    Epidural ile ağrısız normal doğum yapan bir annenin izlenimleri:

    “…Hamileliğim süresince normal doğum (epiduralli) olmasını istiyor ve hakkında pek çok şey okuyordum. Epidural opsiyon beni rahatlatsa da okudukların bende şüphe yaratmıştı. Ancak anestezi doktorum gelip bizimle sabahtan tanışıp, anlatınca yapacaklarını hiç sorgulamadan güvendim kendisine. Ağrılarım başladığında ekibi ve ekipmanı ile odaya geldi. Açıkçası hazırlık o kadar uzun sürmüştü ki korkmadım diyemem. Zaten kendisiyle de bu duygumu hemen paylaştım. Bana dedi ki bizim hazırlığımız uzun sürer, detaycılığımızdan. Hepsi sizin rahat etmeniz için. Belime bir iğne yapılacağı için sırtım dönük bütün olanları sadece duyabiliyor, hiçbir şey izleyemiyordum. Yapılan işlem o kadar kısa sürdü ki ne olduğunu, ne zaman epiduralin takıldığını anlayamadım bile. İlaç sayesinde doğum stresinin yanında bir de ağrıların zorluğunu yaşamadan daha rahat, kolay doğum süreci geçirdim. Bu yöntem olmadan asla normal doğum yapamazmışım. Bebek ve anne için stersiz bir doğum yapabilmek için büyük bir nimet….”

  • Bölgesel analjezi ile sezaryen operasyonu

    Sezaryen, rahimin cerrahi olarak açılmasıyla bebeğin dışarı çıkarılması operasyonudur. Çok uzun yıllardan beri sıkça uygulanan ve 45-50 dakikada tamamlanabilen bir müdahale olmasına rağmen sonuçta büyük bir batın cerrahisidir ve çeşitli riskleri vardır.
    Bu yüzden konunun uzmanları mecbur kalınmadıkça tercih edilmemesini tavsiye ederler. Ama ihtiyaç olduğunda, anne ve bebeğin hayatını kurtaran önemli bir operasyondur.

    Bölgesel Analjezi ile Sezaryen
    Bölgesel anestezi de anne adayı uyanıkdır, kendindedir, ama vücudunun alt kısmı hissizdir. Burada yapılan işlemlerden hiç ağrı, acı duymaz.
    Bu yöntem anne ve bebek için daha güvenlidir. Ve anne adayı ve eşinin doğum eylemini; o anı beraberce yaşamalarını sağlar.

    Üç tür bölgesel analjezi yöntemi vardır:

    1-Spinal Analjezi: Sezaryen anestezisinde altın standart spinal analjezidir. Hem planlı hem de acil sezaryenlerde kullanılabilir. Vücudumuzun alt bölgesinden yukarıya hisleri ve yukarıdan alt bölgelere hareket emirlerini taşıyan sinirlerin oluşturduğu kordon, omurgamız ortasında, içinde sıvı olan bir kılıfla çevrilmiştir. Spinal anestezi de çok az miktar lokal anestezik ilaç, bu kılıf içindeki sıvıya, incecik bir iğne ile verilir. O yüzden etki hemen başlar ve çok nettir. Ağrı, acı duyusuyla beraber dokunma ve ısı duyuları da geçici olarak kaybolabilir. Hatta bir müddet hareket bile edilemeyebilir.

    Çabuk uygulanabilir olması, yeni çıkan çok ince iğnelerle işlem sonrası baş ağrısının hemen hemen hiç olmaması, uzun etkili ilaçlarla operasyon sonrası konfor sağlanabilmesiyle en sık tercih tercih edilen yöntem olmuştur.

    2-Epidural Analjezi:
    Duramater zarının dış kısmına epidural alana ilaç verilir.Genellikle kateter de takılıp operasyon sonrası ağrı kontrolu için de kullanılır.
    Daha çok, normal ağrısız doğum için epidural kateter takılan anne adaylarında daha sonra sezaryen gerektiğinde kullanılır. Anneye ek bir iğne yapmadan, hiç narkoz da vermeden sadece epidural kateterden biraz daha ilaç verilerek operasyon için yeterli analjezi sağlanır. Spinale göre daha fazla miktar ilaç verilir. Etki biraz daha geç başlar ama daha da uzun sürer.

    3-Kombine Epidural-Spinal: Spinal ile operasyon esnasında, epidural kateterle ise operasyon sonrası ağrı gideriminde yararlanılır. Uygulama süresi daha uzundur. Uzman ellerde uygulanmalıdır. Daha masraflıdır. Henüz çok yaygınlaşmamıştır.
    Sezaryan da bölgesel analjezinin avantajları
    * İyi uygulanan bölgesel analjezi her zaman siz ve bebeğiniz için daha emniyetlidir.
    * Doğumunuzu, bebeğinizin dünyaya geldiği o güzel anı eşinizle beraber yaşamanıza imkan verir.
    * Bebeğinizi biran önce kucağınıza alabilir, kısa süre içinde beslemeğe başlayabilirsiniz.
    * Operasyon sonrasında uyku hali, sersemlik, bulantı kusma ve ağrı ve sancınız olmaz.

  • Akupunktur ile psikolojik hastalıkların tedavisi

    Hayat uzun bir maraton. Engebeli, virajlı yollar, değişen hava koşulları, yol arkadaşlarımız, bağımlı olduklarımız maratonda enerjimizin bozulmasına ve zaman zaman duraklamamıza neden olabilmektedir. Tekrar yenilenmeye, enerjimizi tazelemeye, bağımlılıklarımızdan kurtulmaya ve düşüncemizi berraklaştırmaya ihtiyacımız olabilir. Enerjimizin ve ilerleme isteğimizin azaldığı noktalarda yenilenmeli, gelecek kaygımızın olduğu zamanlarda sakinleşmeli, geçmişe takıldığımız noktalarda yüzümüzü tekrar yürüdüğümüz yola çevirmeli ve çevremizdekilerle uyumlanmalıyız.

    Bunları kendi kendimize yapmakta zorlandığımızdaysa destek almamız gerekir. Beynimizden ve vücudumuzdan salgılanan kimyasallar psikolojimizi düzenler. Vücut enerjisini dengelemek vücut kimyasını düzenlemekle mümkündür. Psikolojik hastalıklarda serotonin denen mutluluk veren kimyasallar, endorfin denen rahatlatan kimyasallar, enerji veren kimyasallar ve stres kimyasallarının salınımları değişir. Psikolojik etkili ilaçlar, psikoterapi ve akupunktur hastalığın şiddetine göre ayrı ayrı veya hep birlikte uygulanabilecek tedavi yöntemleridir. İlaçların yan etkileri, uzun dönemli kullanma gerekliliği veya bağımlılık yapıcı etkileri bulunmaktadır. Psikoterapi maliyetli ve uzun sürelidir. Akupunktur Dünya Sağlık Örgütü ve ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından psikolojik hastalıklarda da tedavideki etkinliği onaylanmış bilimsel bir tedavi yöntemidir. Akupunktur üzerine yapılmış ve yapılmakta olan birçok bilimsel çalışma vardır. Tüm dünyada ve ülkemizde bazı tıp fakültelerinde ‘‘Akupunktur Tedavi ve Araştırma Bölümleri’’ bulunmaktadır. Akupunktur hızlı etkili, düşük maliyetli ve kalıcı bir tedavidir. Birçok fiziksel hastalıkta olduğu gibi hafif ve orta şiddetli psikolojik sorunların tedavisinde de etkilidir. Akupunktur ilaç kullanmadan vücudun kendi kimyasını kendisinin düzenlemesini sağlar. Kullanılan iğneler vücutta bulunan özel noktaları uyararak psikolojimizin düzelmesi, enerjimizin artması için gerekli kimyasalları salgılatır. Bu tedavinin hiçbir yan etkisi yoktur çünkü vücut ihtiyacı olan maddeyi ihtiyacı olduğu kadar salgılar. Az ise arttırır, fazla ise azaltır. Hiçbir ilaç kullanılmadığından ilaç yan etkileri görülmez. İlaca bağımlılık oluşmaz. Bir denge tedavisi olduğu için bir süre sonra -ki bir kür en az 6 seans sürer- vücut kimyasalları dengelenir. Geçici nedenlerle oluşmuş psikolojik rahatsızlıklarda 6 seans bile yetebilirken uzun dönemli rahatsızlıklarda tedavi süresi en az 12 seanstır.

    Akupunktur tedavisinin etkili olduğu psikolojik hastalıklar:

    Depresyon

    Anksiyete (Kaygı Bozukluğu)

    Panik atak

    İnsomnia (Uykusuzluk) ve diğer Uyku Bozuklukları

    Kabuslar

    Diş sıkma, Diş gıcırdatma

    Stres

    Kronik Yorgunluk Sendromu

    Tükenmişlik Sendromu

    Sınav Kaygısı (Sınav Heyecanı)

    Konsantrasyon Bozukluğu

    Korkular

    Tikler

    Kekemelik

    Tırnak Yeme

    Saç yolma

    İştahsızlık

    Histeri

    Psikolojik Ağrılar

    Psikosomatik Hastalıklar (Ruhsal Kökenli Bedensel Hastalıklar)

    Huzursuz Bacak Sendromu

    Baş ağrıları

    Çarpıntı

    Bulantı

    Nefes darlığı

    İştah düzensizlikleri

    Gezici ağrılar

    Bağımlılıklar

  • Akupunkturun başağrısı ve migren tedavisindeki yeri

    İlaç tedavisi, kısa vadede etkili bir yöntem olsa da uzun vadede istenmeyen sonuçlar doğurabilmektedir. Bu sebeple, hastalar ve doktorlar düzenli olarak ilaç tedavisine alternatif yöntemler aramaktadır. Akupunktur bu aşamada öne çıkan bir tedavi yöntemi olmuştur.

    Almanya’da ilk olarak 794 migren hastası üzerinde yapılan bir araştırma, 6 haftalık 11 akupunktur tedavisinin sonuçları, 6 ay boyunca her gün alınan β-blocker önleyici ilaç tedavisi ile karşılaştırılmıştır. Bu çalışma aynı ekip tarafından 20 defa, toplam 4419 katılımcı ile tekrarlanmış ve bulgular akut migren ağrılarında akupunkturun en az ilaç tedavisi kadar etkili olduğunu kanıtlamıştır.[1]

    Çin’de 5 hastanede 140 aurasız migren hastasında üzerinde yapılan bir diğer araştırmada hastaların yarısına haftada 3 kere akupunktur tedavisi uygulanmış ve placebo ilaç verilmiş, kontrol gruba sham akupunktur uygulanmış ve flunarizin ilaç verilmiştir. 4. ve 16. Haftalarda yapılan kontrollerde akupunktur uygulanan grupta daha az migren atağı tespit edilmiş ve her iki grupta benzer derecede ağrı şiddetindeki azalma olmuştur.[2]

    Strese bağlı gerilim tipi baş ağrısında akupunkturun etkisini ölçmek için 2009 yılında 2317 hastada 11 seans akupunktur tedavisi uygulanmış ve çok şiddetli ağrıların dışında ağrı kesici ilaç kullandırılmamıştır. Akupunktur tedavisi süresinde hastalarda baş ağrısı atakları azalmıştır. Akupunktur uygulanan grupta baş ağrılı gün oranı %50 azalırken, aynı oran kontrol grupta %16’da kalmıştır. Sonuç olarak akupunkturun gerilim tipi baş ağrılarında etkin sonuç veren, değerli bir tedavi yöntemi olduğu tespit edilmiştir.[3]

    Migren hastalarında fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) ile elde veriler istirahat hali beyin ağlarında fonksiyonel ve yapısal anormallikler gözlemlenmektedir. Akupunkturun sağ frontoparietal fasiculus üzerindeki etkisini ölçmek üzere12 aurasız migren hastasının beyin ağlarındaki ilişki 4 haftalık akupunktur tedavisi sonrasında istirahat hali fMRI yöntemi ile görüntülenmiştir. Karşılaştırma için 12 sağlıklı birey de aynı yöntemle incelemeye alınmıştır. Araştırma sonucunda migren hastalarının sağ frontoparietal fasiculusunun fonksiyonel bağlantısında sağlıklı bireylere göre ciddi bir düşüklük tespit edilmiştir. Fonksiyonel bağlantıdaki düşüklük ile migren ağrı şiddetinde ve sıklığı arasında negatif korelasyon olduğu anlaşılmaktadır. Akupunktur uygulamasının akabinde sağ frontoparietal bölgede fonksiyonel bağlantı normal düzeye yükselmiş ve buna bağlı olarak migren ataklarının azaldığı tespit edilmiştir.[4]

    Adet dönemi baş ağrısı olan 85 hasta rastgele deney ve kontrol grup olarak belirlenmiştir. 3 adet dönemi boyunca deney gruba vücut akupunkturu, kontrol gruba flunarizin içerikli ilaç verilmiştir. Hastaların serum prostaglandin F2α ve plasma arginine vasopressin oranları sağlıklı bireylerinkine göre değerlendirilmiş ve tedavi öncesi ve sonrası veriler karşılaştırılmıştır. Adet dönemi başağrısı olan hastaların serum prostaglandin F2α ve plasma arginine vasopressin oranları sağlıklı bireylere göre yüksek çıkmıştır. Tedavi sonrasında her iki grubun verilerinde de düşüş olmuştur. Ancak, akupunktur tedavisi olan hastalarda %95.4 oranında düzelme görülürken, kontrol grupta bu veri %81’de kalmıştır. Araştırma sonucu olarak akupunkturun anormal seviyedeki serum prostaglandin F2α ve plasma arginine vasopressini regüle ettiği ve buna bağlı baş ağrısını giderdiği görülmüştür.[5]

    2015 yılında Headache dergisi, insanların başağrısı sebebiyle yılda milyonlarca dolar harcadığının, okul ve iş düzenlerinin bozulduğunun ve hayat standartlarının düştüğünün altı çizilmiştir. Bu güne kadar migren ataklarının sayısını azaltacak hiçbir ilaç bulunamadığı belirtilmiştir. ABD’de yapılan migreni önlemede akupunkturun etkisini değerlendiren birçok araştırma Arnaldo Neves Da Silva tarafından derlenmiştir. Sonuç olarak en az ilaçlar kadar etkili olduğu kanıtlanan akupunktur yöntemi, güvenilir, uzun vadede etkisini sürdüren ve maliyet etkin bir yöntem olarak öne

    [1] Li, Y., Zheng, H., Witt, C. M., Roll, S., Yu, S., Yan, J., … Liang, F. (2012). Acupuncture for migraine prophylaxis: a randomized controlled trial. CMAJ : Canadian Medical Association Journal, 184(4), 401–410. doi:10.1503/cmaj.110551

    [2] Wang LP, Zhang XZ, Guo J, Liu HL, Zhang Y, Liu CZ, Yi JH, Wang LP, Zhao JP, Li SS. (2011). Efficacy of acupuncture for migraine prophylaxis: a single-blinded, double-dummy, randomized controlled trial.

    Pain, 152(8),1864-71.

    [3] Linde, K., Allais, G., Brinkhaus, B., Manheimer, E., Vickers, A., & White, A. R. (2009). Acupuncture for tension-type headache. Cochrane Database of Systematic Reviews (Online), (1), CD007587. doi:10.1002/14651858.CD007587

    [4] Li, K., Zhang, Y., Ning, Y., Zhang, H., Liu, H., Fu, C., … Zou, Y. (2015). The effects of acupuncture treatment on the right frontoparietal network in migraine without aura patients. The Journal of Headache and Pain, 16, 33. doi:10.1186/s10194-015-0518-4

    [5] Sun, L. Liang, Y. Li, X. Liu, L. Xu, X. Ma, H. Li, W. Shi, Fei. Gao, F. (2015). Efficacy of acupuncture combined with auricular point sticking on the content of serum prostaglandin F2α, and plasma arginine vasopressin in patients with menstrual headache. Zhongguo Zhen Jiu. 35(2):137-40.

  • Ağrı tedavisi nasıl olmalıdır

    Ağrı Haberci mi ? Hastalık mı ?

    Ağrı ilk insan topluluklarından bu yana hekimleri meşgül etmiş ve tedavi etmek için çeşitli yollar denenmiştir. Hekimler pek çok yöntemi, bitkiyi ağrı kesici olarak kullanmışlardır. Hipokrat “divinum est opus sedare dolorem” ifadesiyle ağrı dindirmenin ilahi bir sanat olduğunu ifade etmiştir.

    Yüzyıllardır “Ağrı” üzerinde gözlemler ve pek çok çalışma yapılmıştır. Ağrının sinir sistemindeki durumu, diğer vücut sistemleri ile olan ilişkileri ve ağrı yolları hakkında pek çok bilgi edinilmiştir. Cildimizde nosiseptör denen algılayıcılar dokunma bilgisini alıyor, omurga kanalı içerisinde yerleşmiş ve beyin-vücut arasında iletim görevi yapan bölgeye yani; medulla spinalise gönderiyor. Buradan bilgi, beyinin ilgili yerine ulaşıyor, algılanıyor, yorumlanıyor ve tekrar cildimize bilgi olarak dönüyor.

    Ağrı duyusu da dokunma duyusu gibi, benzer yolu kullanıyor. Ancak iletim bölgesine uyarı bilgisi geldiğinde, uyaranın geçmesine izin veren ya da vermeyen kapı var bu yüzden her uyaran ağrı olarak algılanmayabiliyor, zararlı-toksik uyaranlar ağrı olarak yorumlanıyor. Buna ağrının “kapı kontrol teorisi” deniyor.

    Vücudumuzda bir de kendi kendine çalışan otonom sinir sistemi var. Bu sisteme düzenlenebilir anlamında “vegetatif sinir sistemi (VSS)” deniyor. VSS saç ve tırnak hariç tüm vücudumuzu ağ gibi sarıyor. Omurga ve beyin önemli VSS elemanları. Vücut salgıları, sıvı dengesinin düzenlenmesi, tüm iç organlarımızın çalışması bu sistemin denetiminde, düzenlenmesiyle oluyor. Bedenin bütün hücrelerini birbirinden haberdar ediyor. Bu iletişim ağı nedeniyle, ağrının tüm oluşum ve iletim mekanizmalarında büyük rol alıyor. Bu sistemde hata oluşması, sistemin sürekli uyarı altında olması ağrının kronikleşmesine (devamlı olmasına) neden olabiliyor. VSS üzerinden yapılan özel tamamlayıcı tıp tedavilerine “Nöralterapi” deniyor.

    Ağrı aslında vucudumuzda bir şeylerin yolunda gitmediğinin habercisi.Bu ya, bir toksik-zararlı maddenin atılamaması veya zararsız hale getirilememesi durumunu ya da hücresel düzeyde bir eksikliğin (minarel, vitamin, yağ v.b) karşılanamamasıdır. Bunların dışında zararlı manyetik (elektrik, radyasyon v.b) dalgalara maruz kalma durumu da şiddetli süregelen ağrılara neden olabilmektedir.

    Günümüzde kullanılan klasik-geleneksel tıp metotları; ağrı kesici ilaçlar ve girişimlerle ağrıyı baskılayarak tedavi etmeye çalışıyor. Bu yaklaşım belki de günümüz geleneksel tıbbının “ağrı tedavisinde” en büyük yanılgılarından birisi.Ağrıyı tamamen yok etmeden önce yada ilaçlarla baskılamadan, ağrıya sebep olan faktörlerin saptanması ve bunların düzeltilmesi gerekiyor.

    Geleneksel tıp yaklaşımı ile; nasıl ki, ani karın ağrısı ile acil servise başvuran hastaya neden bulunmadan ağrı kesici yapılmamalı ilkesi benimsenmişse, kronik ağrısı olan hastada da ağrıyı oluşturan temel sebebe yönelik araştırma ve tedaviler kullanılmalıdır. Ani karın ağrısı hastasına ağrı kesici uygulanması sonucunda bir organ bozukluğunun farkedilmesi geciktirilerek daha kötü sonuçlara sebep olunuyorsa, kronik ağrı hastalarının gerçek ağrı sebeplerinin saptanmadan ağrıları baskılandığında da daha kötü sonuçlara sebebiyet verilmektedir.

    Ağrı kesici ilaç uygulamaları sonucu ağrının baskılanması ile, kronik hastalıkların tedavi edilmesi gecikmekte ve hastalık ilerleyerek devam etmektedir.Gerçek sebep saptanmadığından tedaviye sürekli yeni ilaçlar ve ameliyatlar eklenerek ağrı baskılaması sürdürülmeye çalışılmaktadır. Beden ise ağrısının anlaşılamaması sonucunda, hiç bir baskılayıcı ilaç, girişimsel tedaviler ve cerrahi tedaviye yanıt veremez hale getirilmektedir. Bunların sonucunda da sürekli ilaç kullanmamız gereken kronik hastalıklar ve ağrıyı dindirmeye yönelik girişimsel ve cerrahi uygulamalar ortaya çıkmaktadır. Ancak yine de ağrı yeterince kontrol altına alınamamakta, artarak devam etmektedir.

    Ağrı başlangıçta ve doku organ bozuklukları oluşana kadar geçen sürede bir habercidir. Ancak bu haberci anlaşılamazsa doku-organ bozuklukları gelişecektir ve ağrı artık bir hastalık haline gelecektir. Ağrı tedavi edilmezse beraberinde, bir çok kronik yandaş hastalık gelişecektir.

    Ağrının bedenimizde yolunda gitmeyen şeylerin habercisi olduğunu belirtmiştik, bu nedenle süregelen ağrıya eşlik eden bir çok kronik hastalık vardır. Bunların başlıcaları; irritabl barsak sendromu (spastik kolon), reflü, basur, fissür, gıda intoleransı-alerjisi, alerjik astım, alerjik cilt reaksiyonları, dermatitler, şeker hastalığı, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, karaciğer yağlanması veya hepatitler, romatizmal hastalıklar, osteoporoz, alzaimer, miğren atakları, kronik yorgunluk sendromudur.

    Bu aşamada “Ağrı” nın anlaşılması, mekanizması, tedavisi oldukça zor ve karmaşık hale gelmektedir. Ağrı kliniğimizde uygulanan, ayrıntılı hastalık hikayesi, özel muayene metodları ve özel tanı testleri ile ağrının nedenleri tam olarak ortaya konmaktadır. Ağrı haberci pozisyonda,“Nöralterapi”ve diğer “Tamamlayıcı Tıp”yöntemleriyle tedavi edilmektedir. Ağrı, hastalık düzeyine gelmiş durumda ise bu aşamada klasik-geleneksel baskılayıcı medikal tedaviler ve“Radyofrekans (RF)”uygulamaları ile“Girişimsel Ağrı”tedavi yöntemleri kullanılmaktadır.