Etiket: İlaç

  • DEPRESYON

    DEPRESYON

    Psikiyatri kliniğinde en sık görülen ruhsal hastalıktır. Kişinin günlük yaşamını, sosyal ilişkilerini ve

    işlevselliğini bozacak düzeyde, sürekli üzüntü ve keder içeren ruhsal çökkünlük halidir. 2010

    yılında yapılan bir çalışmaya göre, toplumda depresyon görülme sıklığının % 8-10 arasında

    olduğu, kadınlarda erkeklere göre 2 kat fazla görüldüğü bildirilmiştir.

    Genetik (ailede depresyon öyküsü varsa, kişide görülme ihtimali 2-5 kat artmaktadır)

    Kronik hastalıklar

    Bazı ilaçlar (hormon, antihipertansif gibi)

    Hormonel değişiklikler (gebelik, doğum, menapoz)

    Kadın cinsiyet

    Olumsuz yaşam olayları ( eş, aile, iş sorunları)

    Kötü geçirilmiş çocukluk (fiziksel ve/veya cinsel travma)

    Erken dönemde ebeveyn kaybı

    Yetersiz sosyal destek

    Düşük sosyoekonomik düzey

    İşsizlik

    Kişilik özellikleri

    Ayrı yaşama, boşanma

    Daha önce geçirilmiş depresyon öyküsü

    Alkol-madde kullanım bozukluğu

    Çökkün duygudurum; kişi neredeyse her gün, günün büyük bir bölümünde üzüntülüdür,

    karamsardır, umutsuzdur ya da kendini boşlukta hisseder. Çocuklarda ve ergenlerde, çabuk

    öfkelenme şeklinde görülebilir.

    Anhedoni; kişi tüm etkinliklere karşı ilgisini yitirmiştir. Hiçbir şeyden zevk almaz.

    Çok kilo verme ya da alma

    Uykusuzluk ya da aşırı uyuma, yorgun uyanma

    Enerji düşüklüğü, bitkinlik, yorgunluk

    Hareketlerde ve konuşmalarda ajitasyon ya da yavaşlama

    Özgüven düşüklüğü, değersizlik, suçluluk duyguları

    Dikkatini toparlamakta güçlük, kararsızlık

    Ölüm ve intihar düşünceleri

    Somatik belirtiler (baş ağrısı, uyuşma, karıncalanma, vücutta dolaşan ağrı, çarpıntı, mide

    bulanması, ateş basması, üşüme gibi)

    Kötü bir haber alacakmış endişesi

    İnsanlardan rahatsız olma, evde yalnız kalmaya çalışma

    Sinirlilik, çabuk öfkelenme

    Sürekli ağlama ya da ağlayamama

    Bir kişi de depresyon var dememiz için, yukarıdaki tüm belirtilerin bulunması gerekmez. Bunlardan

    bazılarının varlığında, kişinin günlük yaşamı sürekli olarak olumsuz etkileniyor, işlevselliği

    bozuluyor ve başka bir sebep ile açıklanamıyorsa, depresyon tanısı konulabilir. Şu anda dünyada,

    en fazla yeti kaybı oluşturan hastalıkları arasında dördüncü sıradadır. Önümüzdeki yıllarda, daha

    üst sıralara çıkacağı düşünülmektedir.

    Depresyon, kişinin yaşam kalitesini bozan, işini kaybetmesine, aile ilişkilerinde sorun yaşamasına,

    alkol- madde kullanımına yönelmesine neden olan, kişiyi intihara kadar sürükleyen (depresyon

    hastalarının % 10 – 15’i intihar ile yaşamlarını kaybeder), ancak oldukça kolay tanınıp, tedavi

    edilebilen bir hastalıktır.

    Hafif şiddetteki depresyonda öncelikle psikoterapi; orta şiddetteki depresyonlarda, sadece ilaç ya

    da sadece psikoterapi yeterli olabilirken; ağır şiddetteki depresyonda ilaç ve psikoterapinin birlikte

    kullanılması daha etkindir. Depresyon tekrarlayabilen bir hastalıktır. Psikoterapi tedavinin bir

    parçası olduğunda, depresyonun tekrarlama ihtimali azalmaktadır. Tedavi edilmeyen depresyon,

    genellikle 6-24 ayda düzelir. Ancak, tekrarlama riski çok yüksektir. % 5-10’u kronisite kazanır.

    Antidepresan ilaçlara yönelik çeşitli olumsuz söylemler, ne yazık ki, birçok hastanın tedavisini de

    geciktirmektedir. Yapılan çalışmalar ve klinik izlemler göstermektedir ki, depresyon hastalık

    düzeyinde ise, antidepresanlar çok başarılı sonuçlar vermektedir. Ancak kişi, günlük moral

    bozukluğunu, keyifsizliğini depresyon diye adlandırıyor ve antidepresan kullanıyor ise, ilaç etki

    etmemekte, hatta daha çok yan etki görülmektedir.

    Antidepresanlar, mutluluk ilacı, moral dopingi, uyuşturarak dertleri unutturan, hafızayı silen madde

    veya bağımlılık yapan ilaç değillerdir. Depresyon hastalığını %80’e varan oranlarla tedavi eden,

    beyni nörokimyasal olarak düzenleyen, normalleştiren ilaçlardır. Tabiki, her tür ilaç kullanımında

    olduğu gibi psikiyatrik ilaç kullanımında da yan etki görülebilir. İlaçların düzenlenmesi ile bu yan

    etkiler ortadan kaldırılır.

    Kişinin durumuna göre çeşitli psikoterapi teknikleri kullanılabilir. Psikoterapiler, çeşitli kuramlara

    dayanan ve yıllar içinde bilgi ve tecrübe birikimi ile temelleri oturtulup, geliştirilmiş yöntemlerdir.

    Psikanaliz, psikanalitik yönelimli psikoterapi, davranışçı kognitif terapi, destekleyici psikoterapi

    gibi. Amaç, kişinin içsel sorunlarını tanımasını ve bunlarla baş etmeyi öğrenmesini sağlamaktır.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Anksiyete ya da Türkçe ifadesiyle bunaltı veya kaygı bedenimizde oluşan ağrının ruhsal benzeridir. Bedenimizde ağrı olduğu zaman nasıl yaklaşılıyorsa şiddetli ve ataklar (nöbetler) halinde gelen bir bunaltı bozukluğu olan panik bozukluğuna da öyle yaklaşılmalıdır. Bedenimizde ağrı olduğu zaman tıbben yapılması gerekenler şunlardır: 

    • Ağrının kaynağını bulmak
    • Ağrıya neden olan alta yatan hastalığı düzeltmeye çalışmak
    • Ağrıyı geçirmek veya dindirmeye çalışmak
    • Hastayı mümkün olduğu kadar normal (ağrı öncesi) yaşamına döndürmek

    Ruhumuzda nöbetler halinde gelen şiddetli ağrı benzeri olan panik anksiyetesinde de yapılacaklar hemen hemen aynıdır (Belki de tek fark panik ataklarından sonra kişi eskisinden de iyi bir konuma gelebilir): Önce bu bunaltının ruhsal durumdaki hangi denge bozucu etkiden kaynaklandığını bulmak, mümkün olduğu kadar düzeltmek ve bunaltıyı dindirmek. Panik bozukluğunda bu amaçlar doğrultusunda: İlaç tedavileri (Kimyasal etki ve her ne kadar önemi yeterince anlaşılmasa da plasebo etkiyi birlikte içerir.) Psikoterapiler (Genel tıptaki cerrahi tedavilerin, reanimasyon ve rehabilitasyon hizmetlerinin psikiyatrideki versiyonu gibi görülebilir.) İlaç tedavileri altta yatan denge bozucu durumları gerçek anlamda tedavi edemese de epeyce yatıştırabilir. Ağrı kesici benzeri anksiyete giderici etkileri de söz konusudur. Panik bozukluğunda antidepresan Özellikle SSRI diye adlandırılan serotonin geri alımını baskılayan antidepresanlar ve başta alprozolam olmak üzere benzodiyazepin grubu anksiyolitik ilaçlar kullanılır. Panik bozukluğunda her iki ilacın birlikte kullanılması daha bütüncül bir etki yapar. Antidepresan ilaç diş ağrısındaki antibiyotik, anksiyolitik ilaç da ağrı kesici gibi iş görür. Nasıl ki diş ağrısında sadece ilaçlar yeterli olmuyorsa panik tedavisinde de cerrahi müdahaleyi andıran psikoterapi de mutlaka yer almalı ve sıklıkla birlikte uygulanmalıdır. İlaçların rahatlatmasının psikoterapiye de katkısı vardır. Altta yatan ve ruhsal ağrıya neden olan dengesizliklerin giderilmesindepsikoterapi ilaçtan çok daha önemli bir yer tutar.Panik bozukluğu ve eşlik eden agorafobi tedavisinde günümüzde en etkili tedavi yöntemi olarak yapılandırılmış bir formatta sunulan bilişsel-davranışçı psikoterapiler önerilmektedir. Kısmen yapılandırılmış psikodinamik tedavilerde giderek daha fazla tedavide yerini almaktadır. Genelde uygulanan ise bu tedavilerin bütüncül veya eklektik biçimde tedaviye katılmasıdır. Hipnoz gibi diğer yöntemleri de kullananlar vardır.Benim uyguladığım tedaviler bu tedavi yaklaşımlarının Jungçu bir temelde ve bütüncül bir anlayışla yapılandırılmış tedavilerdir. Aşırı derecede kimyasallaşan tıbbın ve çağımızın hızlı ve pragmatik imajlarının etkisiyle küreselleşen tüm toplumlarda hap benzeri yapılandırılmış terapilere daha olumlu bakılmaktadır. JYKDT (Jungçu Yönelimli Kısa Destekleyici Terapi)adını verdiğim uygulamamda hem bilişsel hem de psikodinamik yaklaşımlar yapılandırılmış ve bütüncül bir biçimde hız ve etkinliği arttıracak ve özgün bir nitelikte bir araya getirilmiştir. Hem bilişsel davranışçı, hem de psikodinamik eğitim temelim olmasına ve her iki tedavi yöntemlerini de daha önce denememe rağmen en hızlı ve efektif yaklaşımları JYKDT uygulamalarımda aldığımı sübjektif de olsa ifade etmek isterim. Bu farkı ise psikiyatrinin üç büyük kurucusundan biri olan ve bir İsviçreli olsa da görüşleri Türk ve Doğu kültürüne oldukça yakın olan Jungçu temele borçluyum.Jung diğer psikiyatri akımlarının tersine psikiyatrik rahatsızlıklara gebelik benzeri olumlu bir anlam da atfeder. Ona göre ruhsal hastalıklar büyük oranda içsel bir gelişimi de ihtiva eder ve tıpkı gebelik gibi ruhun yeniden ve daha güçlü bir biçimde olgunlaşıp doğumunu da gerçekleştirmeye çalışmasının da bir sonucudur. Kendi benzetmemle ifade etmeye çalışırsam Jung’a göre psikiyatrik hastalıklar bu anlamda gebelikte görülen sıkıntılara, bu hastalıklarda görülen bunaltı ise kemiklerin sağlıklı büyümesi sırasında oluşan büyüme ağrıları gibi olumlu durumların geçici sıkıntılarına benzetilebilir. Özellikle panik bozukluğu buna tipik bir örnektir. Bilinçdışımızda bulunan ve tıpkı bir bilge gibi işlev gören koruyucu sistemler, ruhumuzu bir deprem dede gibi deprem simülasyon evine sokarak ruhumuzu olası depremlerden korumak için kentsel dönüşüme sokmaya çalışmaktadır. Panik atakları tıpkı simülasyon evi deneyimi gibi bizi öldürmeden ve delirmeden yalnızca korku vererek ciddi ruhsal depremlere hazır ol uyarısı verme amaçlı gözükmektedir.Özetle başta panik bozukluğu olmak üzere tüm psikiyatrik rahatsızlıklara bu gözle bakıldığında ve danışana da terapide bu yönde bir navigasyon hizmeti verildiğinde ve kişi kendi özgün kişilik özelliklerine doğru yönlendirildiğinde tedavi çok daha olumlu etkilenmektedir. (Not: Jung hakkında daha fazla bilgi edinmek için bu sitede Jungçu terapiler üzerine yazdığım yazıdan da yararlanabilirsiniz.)

  • Tarım ilaçları ve çocuklar (pestisidler)

    Pestisidler hem tarımda hem de ev içinde kullanılabiliyor. Çocuk sağlığı için pestisidler oldukça önemli. Çünki çocuklar tarım ilaçlarının ve çeşitli böcek ilaçlarının etkilerine erişkinlerden çok daha duyarlı.Bunun sebeplerine ileriki paragraflarda daha uzun değineceğim.Çocuklar iki şekilde pestisidlerin etkisine maruz kalıyorlar.Birincisi ani zehirlenmeler,ikincisi ise uzun dönemli maruz kalma,zehirlenme.

    Önce akut (ani) zehirlenmeye bakalım;Dünyada senede 1 milyon kadar çocuğun pestisidlerle zehirlendiği biliniyor.Çoğu 6 yaşından küçük çocuklar.Bunların çoğu evde oluyor.Türkiyede’de gazete haberlerine baktığınız zaman çok fazla pestisid zehirlenmesi haberi görüyoruz.Çoğu zaman yanlışlıkla ortada kalan böcek ilaçlarını çocuklar içiyorlar ya da ellerine sıkıp ellerini ağızlarına sokuyorlar.Ani pestisid zehirlenmesinin sonuçları oldukça ağır.

    Uzun dönemli maruz kalma ise özellikle ülkemiz gibi tarım ilaçlarının kontolsüz kullanıldığı yerlerde oldukça sık oluyor.Bunların daha sıkı denetlendiği Avrupa birliğinde bile yılda 140.000 tona yakın tarım ilacı kullanıldığı ve kişi başına 280 grama yakın zehirli ilaç düştüğüne dair bir haber yayınlanmıştı gazetelerde son aylar içinde.

    Neden pestisidler çocukları daha çok etkiliyor?(Tüm çevresel zehirler için bu geçerli aslında)Bunun bir kaç farklı mekanizması var.

    1-Boyut

    Çevresel zehirlerin etkileri kilo başına solunan hava,içilen su,yenen yiyecek ile belirleniyor.

    Çocuklar boyut olarak daha küçükler ve kilo başına daha fazla hava soluyorlar,daha fazla su tüketiyorlar ve yemek yiyorlar.

    2-Fizyoloji

    Çocukların sinir sistemi gelişmekte olduğu için pestisidlerin zehirli etkilerine daha fazla hassas.

    Sindirim sistemi ve üriner sistemi daha az gelişmiş olduğu için toksik maddelerin atılımı daha güç oluyor.Vücudun kendini zehirlerden arındırması daha zor.

    3-Davranış

    Çocuklar yere daha yakınlar. Toprağa yakın oynamayı seviyorlar.Çimende oyun parklarında oynarken tarım ilaçlarına maruz kalabiliyorlar.Ayrıca herşeyi ağızlarına sokma olasılıkları daha fazla.

    Çocuklar pestisidlerle zehirlendiğinde neler oluyor?Akut yani acil zehirlenmede

    Başağrısı,başdönmesi,kas kasılması,halsizlik,bayılma,bulantıl kusma gibi belirtiler görülüyor. Fazla miktarda alınırsa ölümcül olabiliyor.

    Uzun dönemli ya da kronik zehirlenmelerde ise,anne karnında maruz kalındığında doğumsal defektler,organ hasarı ,öğrenme bozukluğu görülebiliyor.Ceninin beynini ciddi şekilde etkiliyor ( çünki bu ilaçlar zaten böceğin beynini etkileyerek öldürecek şekilde etki gösteriyorlar.)Büyüyen çocuk maruz kaldığında yine beyni etkileyebiliyor.Öğrenme bozukluklarına neden olabiliyor. Astıma neden olabiliyor.Ayrıca lösemi ve beyin tümörü ile başka çocukluk kanserlerine neden olabiliyor.

    Ne yapmalı?

    Bu konunun en önemli çözümü tarım ve sağlık politikalarından geçiyor.Tarım ilaçlarının iyi denetlenmesi ve kontollü olarak satılması gerekiyor.Türkiye’de herhangibir yerde tarım ilacı alıp istediğiniz gibi kullanabiliyorsunuz.Yine böcek ilaçları konusunda da denetleme gerekiyor.Böcek ilaçlarının da konrollü satılması önemli.

    Evdeki böcek ilaçlarının ve tarım ilaçlarının mutlaka kilitli dolaplarda durması çocukların ulaşamayacağından emin olmak gerekiyor.(Hiç o dolapları açmıyor gibi bahaneler doğru değil çünki çocukların ne yapacağı belli olmayabilir.)Yeni bir eve gidildiğinde yine bu zehirli maddelerin ya kaldırılması ya da çocuğun sürekli denetlenmesi gerekir (Ani zehirlenmelerin büyük bir kısmı çocuk olmayan evlere gidildiğinde oluyor.)

    Aldığımız meyve sebzeleri kontolsüz taım ilacı kullanmayan çiftçilerden alabilsek bu ideal olurdu ancak çoğu kez bu mümkün olmuyor.Organik besinlerde (organik kuralları sıkı sıkı uygulandığı takdirde) tarım ilacı hiç yok değil,ancak diğer besinlerden on kat daha az bulunuyor.O yüzden organik besinlerle beslenmek iyi bir çözüm olabilir.

    Aldığımız meyve ve sebzeleri ya kabuklarını soyarak yemek, ya da kabuklarını besin fırçasıyle fırçalayıp yemek tarım ilacı artıklarını atmak açısından anlamlı olabiliyor.

    Güzel,sağlıklı yemekler dileğiyle

  • Çocuklarda epilepsiye yaklaşım

    Çocuklarda epilepsiye yaklaşım

    “Nöbet”, “Konvülziyon” veya “Kriz” çoğunlukla aynı durumu tanımlamak için kullanılır. Epilepsi tanısını koyarken nöbetlerin farkına varılması gereklidir. Buda genellikle hastanın yakın çevresinin vereceği öyküye bağlıdır.

    Epileptik bir nöbet daya daima bir yada birden fazla beyin fonksiyonunun bozulmasına karışmasına neden olur. Yani epileptik nöbet değişik nedenlere bağlı olarak beynin anormal bir reaksiyonudur diyebiliriz. Bazen çok kolay tanınan bu durum bazen gizli kalıp tanınmayabilir. Örneğin okul başarısı giderek düşen bir çocukta öğretmen tarafından farkedilen ve aileye bildirilen ” dalmalar” bir epilepsi nöbeti olabilir.

    Çocukluk çağı epilepsileri erişkinlerden genellikle farklıdır. Bu farklılıklar nöbetlerin ortaya çıkışı, tipleri ve tedavilerin özellikleri ile igilidir.

    Çocuklarda epilepsi gelişme olasılığının olup olmadığı bazı durumlar varsa tahmin edilebiyor. Çocuğun yaşı, büyüme ve gelişme özellikleri ,çevresel ve genetik faktörler belirleyici olabiliyor.

    Erişkin çağı epilepsilerinden faklı olarak çocuklarda epilepsinin çok fazla nedeni ve çok farklı prognozları (hastalığın seyri) söz konusudur. Nöbetlerin klinik ve EEG özellikleride çeşitlilik gösterir. Epilepsi ile ilgili bilgilerimiz son yıllarda çok hızlı ilerleme göstermiştir. Yapılan araştırmalar gösteriyorki epilepsinin farklı temelleri vardır. Epilepsinin farklı tiplerinden sorumlu olan giderek artan sayıda gen mutasyonunun keşfi epilepsinin genetik temeline yönelik bir bakış açısı getirmektedir.

    Hastaların muayene bulgular ıgenellikle normaldir ve yapılan tüm incelemelerin sonuçları muayene -klinik durumlar ile birlikte değerlendirilir.

    Çocuğun yaşı büyüdükçe mevcut epileptik nöbetler farklı seyir ve görüntü verir. Her zaman yaşam boyu süren bir durum olmadığınıda bilmek gerekir. Tanısı doğru konulmak şartıyla epilepsi tedavisinde belirlenen kurallara mutlaka uymak başarı için son derece önemlidir. Aileye bu konu ile ilgili ayrıntılı bilgiler verilmeli ve dikkat edilmesi gereken hususlar hakkında eğitim yapılmalıdır. Bu tedavideki başarıda birinci adımdır.

    Ailelerin kaygılandığı durumların başında mevcut nöbetlerin zihinsel fonksiyonlara zarar verip vermediği gelir. .Araştırmalarda epilepsinin altta yatan nedeni ve kullanılan ilaçlar (özellikle çoklu ilaç kullanım gerekliyse ) öğrenme ve davranış sorunlarına neden olabilir. Ancak genel kural olarak bilinmelidirki epilepsi ile zihinsel durum arasında bir ilişki yoktur. Yani dahiler, ortalama zekası olanlar veya zihinsel engelli olanlar bu hastalığa yakalanabilir.

    Bir diğer nokta ise unutulmamalıdır; epileptik nöbeti olan bir hasta nöbet problemi dışında tamamen sağlıklı olabilir.

    Tedavideki başarıda uygulanacak ilaçlarla ilgili son sözler şöyle özetlenebilir: Eğer tedavide başarısızlık varsa şu özelliklere dikkat edilmelidir:

    *Epilepsi nöbet tipine göre doğru olmayan bir ilaç seçimi

    *Yetersiz dozda tedavi

    *Fazla sayıda ve dozda ilaçla tedavi

    *Devamlı antikonvülzif ilaç değiştirmek

    *Yetersiz süre sonrasında nöbet olmadı diye ilacı kesmek

    *Yanlış teşhis yani epilepsi nöbeti olmadığı halde epilepsi tedavisi uygulanması

  • Otizm Tedavisi

    Otizm Tedavisi

    Otizmin kesin tedavisi yok, öğle bir ilaç daha geliştirilmedi, ama çocuğunuzun kaliteli yaşamını sağlamak adına aşağıdaki tavsiyelerimize uymanızı tavsiye ederiz:

    1. Otizme hastalık yerine farklılık gibi bakılmalı, otizmi tedavi etmek yerine, eğitim ve destek sağlanılmalı. Bir düşünün yer yüzünde çoğunluk otistik insanlar olmuş olsalardı ve bizim beynimizin çalışma şekli şimdiki kimi olsaydı ve bizler otizmli insanlar kadar olmuş olsaydık ne olurdu, hayatda her şeyi onlar kendilerince yapmış olsalardı, eğitimlerini kendilerince vermiş olsalardı bizler ne yapardık? Muhtemelen İQ seviyesi düşük, hiç bir şeyi anlamayan bireylere çevrilirdik, öğle değil mi? Şimdi o durumda biz hasta mı olmuş oluyoruz, yoksa farklı mı? İlk onu anlamamız gerekiyor.

    2. Bir sürü diyetler geliştirildi, hasta çocuklarına yardım etmek için çabalayam anneler gördüm, haklılar çünkü ortam farklı çocuklarına maalesef hasta olarak bakıyorlar. Gıdalanma ve besin takviyesi konusunda B6 vitamini öneriliyor, B6 nedir sorusuna besin takviyesidir ve sorununuzu kesin çözecek diye bir garantisi de yok. Yani düşünüyorsanız b6 aldı çocuklarımız ve iyileşecekler öğle bir şey söz konusu değildir. 

    Otizm tedavisi için B6 vitamin takviyesi öneriyoruz. B6 vitaminine ilaveten özel eğitim önermekteyiz. B6 vitamini bildiğimiz gibi beyin ve sinirler arasında iletişimi sağlayan neurotransmiterlerin gelişimi için önemlidir. Psikiyatrik ilaçlarla çocuğu yüklemek yerine zihnine daha iyi gelen şeyler yapılmasında ısrarla fayda görüyorum. Tabi bazı vakalar için psikiyatrik ilaçlar kullanılması zorunlu olabiliyor. B6 vitaminini, gıdalardan da ala bilirsiniz, mesela kepekli ekmek, kurutulmuş meyve ve baharatlar, Antep fıstığı, sarımsak, ciğer, balık, fındık ve s. Sadece ihtiyaçtan 2 defa fazlası otizmden mağdur çocuklar için çok önemlidir. İlaç takviyesinin dozajı eczacı veya doktoru tarafindan ayarlamasi gerekir.

    Bu ne için önemlidir??

    B6 vitamini….
    1. Antikor üretir
    2. Beynimizde neropinefrin ve serotonin neurotransmitterlerini sentezinde önemli rol oynar
    3. Hemoglobin üretiminde
    4. Gida yoluyla alınan proteinlerin parçalanmasında
    5. Kan şekeri düzeyinin normalleşmesinde çok büyük rolü vardır.
    3. Otizm teşhisi konan çocuklara nasıl destek olunmalı, nasıl bir eğitim verilmeli onu anlamamız gerekiyor. Araştırmalar gösteriyorki, maalesef otistik çocuklar zeka geriliyi ile karşılaştıkları için, çok zorlanıyorlar ve aileler de bir yerden sonra durumu kabullenip çocuklarının eğitimini yarıda bırakıyorlar, ya da hiç durumdan habersiz çocuğu öğle kabul ediyorlar. Oysa eğitimle topluma kazandırılan o kadar birey vardır ki, bunu da unutmamalıyız.
    4. Ailelerinin bilgilenmesi bu konuda çok önemli. O yüzden tedavisi tam mümkün olmayan bir durum için psikiyatrik ilaçlarla çocukları yüklemenin ne kadar gerekli, ne kadar etik olduğunu çok düşünüyorum, ama doğal yöntemlerle, ilaçsız, eğitimle, sevgiyle çocuğunuzun zeka geriliyi sorunundan kurtara biliriz belki de. Çünkü normal zekada olan otistik çocuklarımız var, yok değip onlari inkar edemeyiz. O yüzden çoçuğumuzun zekasının gerilememesi için ve ya da yükseltmek adına bizim uğraşmamız gerektiğine inanıyorum.

    Aileler çocuğum nasıl olsa böyle deyip kendilerini salıverdiklerinde çocuğun zeka düzeyi geriliyor. Çünkü otizm bana göre, çok farklı beyindir. Biz beynimizin bir lobunu kullanabiliyorsak, onlarda da beyinlerinin bir lobunu ikisinin yerine kullaniyorlar ve bu da bir lobun aşırı çalısması anlamına geliyor. Biz de o yüzden bu çocuklara beyinlerinin çalıştıkları kısımla ilgilenmeli ve bunu geliştirmek için katkıda bulunmalıyız. Mesela normal anaokuluna gönderilen bir otistik çocukla çalıştım ben, o çocuğun yeri normalde normal ana okulu degildi, çünkü diğer çocuklardan farklılık gösteriyor, diğer çocuklara anlatılanları o anlamaya biliyor, ona özel anladığı şekilde anlatmak çok önemli, o zaman da anaokulundaki öğretmen ya diğer çocuklarla ilgilenmegi bırakıp o çocukla ilgilenmeli 1-1, ya da onu bırakıp diğerleriyle. Normal olarak da onu bırakıp digerleriyle ilgileniyorlar. O yüzden bizim yapmamız gereken çocuğumuzu farklı olduğunu kabul edelim ( bakın hasta olduğunu demiyorum, bu çok önemli). Çocuğumuza eğitim almasında yardımcı olalım- bu çocukları anlamak için empati gerekiyor sadece bir düşünün siz eğitimsiz olsanız nasıl olurdunuz, ya da eğitimsiz, yazma, okuma bilmeyen birini düşünün ne geliyor aklınıza?! Şimdi bu çocuklara da eğitmenin başka bir şekli var, kullandığımız aynı yöntemleri değil de, farkli metodları kullanmalıyız, genelde özel eğitimle mümkün ola biliyor. Çocukların zekalarını normal düzeye getirmek bizimle alakalı bir durum olacağına inanıyorum.

  • Panik atak tedavisinde; İlaç mı ? Psikoterapi mi? Daha uygundur?

    Panik atak tedavisinde; İlaç mı ? Psikoterapi mi? Daha uygundur?

    Sevgili danışanlarım, panik bozukluk ya da halk arasında bilinen adıyla panik atak ülkemizde sık görülen ve tedavisinde neredeyse tamamen ilaç kullanılan bir anksiyete bozukluğudur. Her gün web sitemde en sıklıkla bana ve belki tüm Psikiyatristlere sorulan soruların başında “birçok ilaç kullandım faydası olmadı ya da kısmen fayda gördüm nasıl yardımcı olursunuz?” sorusu gelmektedir. Etkisi çok benzer farklı  bir çok ilaç kullanımının ardından hastalarımız umutsuzluğa düşmekte ve çaresiz hissetmektedir. 
    Psikoterapi panik atak tedavisinde hızla ve kalıcı farkındalık ve değişim sağlayan en etkili yöntemlerin başında gelir. Psikoterapi ile hasta içinde bulunduğu koşullar ve bu koşulları değiştirmesini engelleyen durumlar hakkında farkındalık kazanır; Panik atak hastası, hassas, verici, detaycı, karşıdakine odaklı mükemmeliyetçi bir kişilik yapısına sahiptir. Manevi ve fiziksel yük taşımaya alışmış kişilerdir. Kişilikle ilgili farkındalık, farklı davranış biçimlerini repertuara katmak ve kişiye değiştiremeyeceğini düşündüğü yükler hakkında destek vermek ve farkındalık kazandırmak sorunun çözümüne katkı sağlar. Kişi terapi ve deneylerle bu kişilik yapısından hızla uzaklaşır ve panikten kalıcı olarak kurtulabilir.
    Özetlersek panik atak tedavisinde ilaç kullanımı çok yaygın olmakla birlikte kısıtlı fayda sağlar, Psikoterapi zannedilenin aksine 1-2 seansta bile hastayı rahatlatıp kalıcı etki sağlayabilir. Benim sıkça kullandığım Gestalt Psikoterapisine ek olarak analitik, bilişsel davranışçı terapiler vb kullanılmaktadır.
    Gerekli ve uygun hastalarda ilaç tedavisi Psikoterapiye ek olarak kullanılmadır. Acil durumlarda önce ilaç ve sonrasında ilaç artı psikoterapi düşünülebilir. Ancak ülkemizin gerçekleri ve kısıtlı ruh sağlığı hizmetleri göz önüne alındığında ilaç kullanımının bir süre daha tek başına güncelliğini sürdüreceği düşünülebilir.

  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda ilaç tedavisi

    DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA İLAÇ TEDAVİSİ

    Hiperaktivite iyileşebilen bir hastalık değil, ama tedavi edilebiliyor. Hiperaktif çocuklara tedavi 3 alanda uygulanır:

    İlaç tedavisi,

    Davranış terapisi ve

    Evdeki disiplinlerini denetlemek.

    Doğru tanı konulup doğru ilaç seçildiğinde ve bu ilaç doktor kontrolünde kullanıldığında DEHB belirtilerinde hafifleme olacaktır. Pek çok çocuk ilaçlara iyi cevap vermektedir.

    İlaçların Yapabildikleri

    Hareketliliği azaltır.

    Daha uzun süre sandalyede oturabilir.

    Daha az kaza geçirir.

    Dikkat süresini arttırır.

    Ödevlerini daha doğru yapar.

    Başkalarını daha uzun dinleyebilir.

    Dürtülerini kontrol etmede yardımcı olur.

    Kurallara daha çok uyar.

    Harekete geçmeden düşünür.

    Başkaldırmayı azaltır.

    Söz dinlemesi artar.

    Saldırganlıktan vazgeçer.

    İlaçların yapamadıkları

    Doğru davranışı sağlayamaz.

    Davranışı değiştiremez.

    Düşünmeyi öğretemez.

    Şimdiye kadar kazanamadıkları becerileri kazandıramaz.

    Neye dikkat etmesi gerektiğini öğretemez.

    Başaramadığı derslerde yardımcı olamaz.

    Duyguları ile başa çıkmayı öğretemez.

    Öfkesini yenmesine yardımcı olamaz.

    Çocuğu mutlu kılamaz.

    Güdüyü arttıramaz.

    Yeni beceriler kazanmaya heveslendiremez.

    İlaçların yan etkileri

    En ciddi etkiler arasında ilaç kullanımı sırasında ortaya çıkan ve ilaç bırakıldığında kesilen: Kilo kaybı ve boy uzamasının geçici olarak durması ve çeşitli tiklerdir.
    Ayrıca uykusuzluk ve iştahta azalma da görülebilmektedir

    İlaç Kullanımı

    Uyaran ilaçlar 20 dakika içinde etkisini gösterir ve dört saat etkileri devam eder.

    Üç yaşından küçük çocuklar ilaçlara iyi yanıt vermemektedir ve bu yaşlarda yan etkilerin de daha çok görüldüğü söylenmektedir.

    Üç-beş yaşarası çocukların %50’sinde olumlu etki yaparken, beş yaştan sonra bu oran %75’eçıkmaktadır. İlaçların esas yararı dikkati, konsantrasyonu ve söz dinlemeyi arttırmasıdır

  • ÇOCUKLARDA DEPRESYON

    ÇOCUKLARDA DEPRESYON

    Depresyon genellikle yalnızca yetişkinlerde görülen bir bozukluk gibi algılansa da çocuklar da depresyona girebilir. Depresyon belirtileri çocuklarda yetişkinlere göre kimi farklılıklar gösterir. Çocuk depresyonu durumunda davranış ve tutum değişiklikleri sıklıkla görülür. Aşırı ağlama, hırçınlık, çabuk sinirlenme gibi davranışların birden ortaya çıkmasının temelinde depresyon olabilir.

    Her 10 Çocuktan 1’i Depresyona Girer

    Ailesel yatkınlıklar başta olmak üzere, aşırı stres yaşayan, yakınlarından birini kaybeden, anksiyete bozukluğu olan çocuklarda depresyon görülme olasılığı artabilir.

    Çocuklarda Depresyon Belirtileri;

    • Hırçınlık, nöbet şeklinde ağlama

    • Suçlama

    • Aşırı isteksizlik, can sıkıntısı, enerji eksikliği

    • Aile ortamından ve sosyal ortamdan soyutlama

    • Aşırı öfke ve/veya alınganlık

    • Sık sık baş ağrısı, karın ağrısı gibi şikayetler

    • Konsantrasyon bozukluğu

    • Korkutma (“Böyle yaparsanız evden kaçarım” gibi tehdit sözleri)

    • Şiddet kullanma

    Depresyondaki Çocuklarda Yaygın Davranış Değişiklikleri

    Eskiden severek yaptığı şeyleri şimdi severek yapmıyorsa, kendini ve çevresindekileri suçlayan sözleri sık sık kullanıyorsa, aşırı çekingen olduysa ve özgüveninde düşüşler varsa, ölmekten veya evden kaçmaktan bahsediyorsa bu davranışlar depresyon belirtileri olarak kabul edilebilir. Ergenlerde öfkeyi sağlıklı bir şekilde dışa vuramamak, kendini ifade edememek, aileyi baskıcı ve anlayışsız görmek gibi sebeplerle sigara, alkol, uyuşturucu gibi maddelerin kullanımı genci depresyona sürükleyen sebep ve belirtiler arasında sayılabilir. Bunların yanında her yaştan çocuğun okula gitmek istememesi, sınıfta sessiz kalması ve aktivitelere katılmaması, baş ve mide ağrısı gibi fiziksel şikayetlerin sık sık tekrarlanması depresyon konusunda bir uzmanla değerlendirme yapılması gerektiğinin göstergelerindendir.

    Depresyonda İlaç Kullanımı

    Bir doktorun ilaç kullanılmasına başlanması gerektiğine dair görüşü pek çok aile tarafından olumlu karşılanmaz. Erken yaşta ilaç kullanmanın olumsuz etkileri ve ilacın bağımlılık yapabileceği korkusuyla pek çok ebeveyn “ilaçlı çözümü” görmezden gelmeye meyillidir. İlaçlara çocuğun bünyesinin vereceği yanıt ve idame dozunun ayarlanması 15 günlük sürecin sonunda belirlenir. İlaçlara en az 6 ila 12 hafta devam edilir. Bu sürenin sonunda olumlu değişimlerin kalıcı hale getirilmesi psikotertapi desteği alınmasıyla sağlanır. Depresyon tedavisi bırakılırsa ya da ilaçla tedavi tümüyle reddedilirse depresyon 1 veya 2 yıl içinde tekrar edebilir.

    İlaçlar Bağımlılık Yapar Mı?

    Kimyasal ilaçlar elbette gerekmedikçe kullanılmamalı, ancak güvenilir bir doktor durumun ilerlediğini ve ilaçla tedavinin zorunlu olduğunu söylüyorsa bunu dikkate almanızda yarar var. İlaçlara tamamıyla karşı çıkmak yerine endişelerinizi doktorla paylaşabilir ve bağımlılık yapmayan ilaçlar reçete etmesi konusundaki hassasiyetinizi belirtebilirsiniz. Çocuk ve ergen psikiyatrisinde depresyon tedavisi açısından güvenirliliği en yüksek ilaçlar SSRI (Serotonin Gerialım İnhibitörleri) grubunda olanlardır. Bunlar;

    • Paroksetin

    • Sertralin

    • Fluoksetin

    • Sitalopram

    • Fluvoksamin

    • Essitalopram

    olarak sayılabilir.

    Ergen ve Çocuk Depresyon Terapilerinde Ne Yapılır?

    Zihnimizin yaraları ilaçla ortadan kaldırılamaz. Depresyon tedavisinde bilincin yönlendirilmeye açık olabilecek kadar rahatlaması için bir süre ilaç tedavisi uygulanır ve ardından bilişsel terapilere yönelinir.

    Bilişsel terapi psikiyatride en yaygın kullanılan terapi biçimlerindendir. Bu yöntem hafif ve uzun süreli depresyonun tedavisinde tek başına kullanılabilir.

    Çocuğun karşı karşıya olduğu algısal çarpıtma problemi bu terapilerde iyileştirilmeye çalışılır. Bir anlamda bilincine format atılır. En yaygın sorunlar;

    • Olayları kişiselleştirerek aşırı alınganlık göstermesi

    • Genel bir olayın içinden bir ayrıntıya takılması

    • Olayları aşırı abartarak tepki vermesi veya yok sayması

    • Çevresinde olanlardan kendini sorumlu tutması ve suçlamasıdır.

    İhtiyaca ve çocukla uyum sürecine göre bu çalışmalar haftada bir programlanacak şekilde 6-8 hafta devam edebilir ve zamanla seyrekleşerek kesilir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Adil Maviş İle Psikolojik Röportaj

    Adil Maviş İle Psikolojik Röportaj

    Yaşamın hızlı temposu değil can sıkıntısı öldürür. İnsanları hasta ve mutsuz yapan, hiçbir şeyin değer olmadığı hissidir.”

    ~Dr.Harold Dodds~

    Hasta Değil Mutsuzsunuz.

    Bir yeriniz ağrıyor, sinirlisiniz, ihtiyacınızdan çok yemek yiyorsunuz, sürekli bir şeyler ters gidecekmiş gibi hissediyor sabahları yorgun kalkıyorsunuz. Daha çok geçmişle ilgileniyor gelecekle ilgili olumlu düşünceler besleyemiyorsunuz. İyi haber siz hasta değilsiniz ama MUTSUZSUNUZ.

    1. Sabit inançları hayatın çok zor olduğu yönündedir.

    2. Dünyadaki birçok insanın ‘güvenilmez’ olduğunu düşünürler.

    3. Dünyada neyin ‘doğru/iyi’ olduğundan ziyade, neyin ‘yanlış/kötü’ olduğuna odaklanırlar.

    4. Kendilerini diğer insanlarla kıyaslayarak kıskançlık duyarlar.

    5. Hayatlarını tamamen kontrol etmeye çalışırlar ve bu yüzden sürekli didinirler.

    6. Gelecekleri hakkında büyük endişe ve korkulara sahiptirler.

    7. Konuşmaları dedikodu ve ağlayıp sızlanma doludur.

    İnsanlar Neden Bir Psikoloğa İhtiyaç Duyar?

    Düşüncelerinde, duygularında, davranışlarında, ilişkilerinde bir şeyler yolunda gitmiyor. Mutsuz, acı çekiyor, huzursuz ve sıkıntıları bedensel sağlığını tehdit ediyorsa bir psikoloğa ihtiyaç duyabilir. Bununla birlikte ilaç kullanmak istemeyen, bağımlılıklarından kurtulmak isteyen, hayatının bir geçiş döneminde içindeki kaynaklardan daha verimli yararlanmak isteyenler de bir psikolog iyi gelebilir.

    Psikolojimizin Bozulduğunu Kendi Kendimize Anlayabilir Miyiz?

    Sizde normal olmayan davranışları kendi kendinize fark edebilirsiniz. Siz etmeseniz yakınlarınız fark eder.

    Ruh halinizde ani değişiklikler, aşırı kızgınlık, vücut enerjisinin düşmesi veya artması, uyku ihtiyacının artması veya uyuyamamak, suçluluk duygusu, değersizlik, aşırı dikkat dağınıklığı, unutkanlık, kaygının artması, sekse isteksizlik veya aşırı istek duymak, huzursuzluğun yanında eşlik eden bedensen rahatsızlıklar, baş ağrısı, sırt ağrısı, kabızlık, çarpıntı, deri döküntüleri, tikler, yeme bozuklukları vb. belirtiler.

    Bir Sabah Uyanıp “Bir Psikoloğa Gideyim” Demiyor Herhalde?

    Evet karar vermesi için başından geçen olayların ona önce zarar vermesini bekliyor. Aşırı unutkan, kaygılı, öfkeli bedensel ağrıları, uyku-yemek bozuklukları artık ona hasar vermeye başlıyor kullandığı ilaçlar fayda etmiyor veya bu ilaçları kullanmak istemiyorsa önce düşünüyor ama yine de internetten bir psikolog araştırmak yerine bu konuda çevresinde tanıdığı birinin referansıyla veya bir yakınının teşviki ile bir psikolog arıyor.

    Konuşarak Bir İşi Çözemeyeceğine İnanan Ve Akıl İstemeyenlere Ne Yapıyorsunuz?

    İlk adım harekete geçmektir. Çevrenin baskısı ve dürtülmesiyle hareket edenlerde değişim arzusu eksik oluyor. Kalıpları kırıp bir psikoloğa gittiyse samimi bir şekilde yardım istediğini kabul ediyorum. Ancak kimsenin onun benzersiz sorununa çözüm üretemeyeceğine ve haklılığını ispatlamak için de gelenler olabiliyor. Bir kişiyle elektiriğinizin tutup tutmadığını çok kısa süre içinde anlarsınız. Bizim için uyum her şeydir. Eğer uyuma giriyorsak güven, inanç ve iyileşme arzusu arzu ettiğimiz sonucu kolaylaştırıyor. Bilinçaltı ile çalışmak mükemmel bir uyum gerektiriyor ve bu olmazsa zaten ben işimi yapamam.

    Yani Bir Tür Beynine Girip Beynini Mi Okuyorsunuz?

    Kişi izin verdiği sürece evet bunu da yapıyorum. İnsan beyni bir bilgisayarın çalışma mantığı ile aynı çalışıyor bir anlamda hayatta yaşadığı problemler o problemi doğuran yazılımlardan kaynaklanıyor. Bu yazılımları değiştirdiğinizde algı da ve sorunlar da değişiyor. Başarılı seansların sonunda yıllardır uçağa binemeyenler uçuyor. Sınav kaygısı yüzünde hak ettiği puanı alamayan öğrencinin puanları hızla yükseliyor. İlaç, madde veya duygusal bağımlılıkları olanlar özgürleşiyorlar. Öğrenilmiş çaresizlik diye bir şey var.

    En Çok Bilinçaltı Temizleme Ve Zihinsel Detoks Uygulamalırınla Biliniyorsunuz. Bu Nasıl Bir Şey

    Kirlenmek Güzeldir” sloganını kullanan bir reklam var. Hayatımız boyunca yaşamak ve öğrenmek istiyorsak kirlenmeyi de göze almalıyız. Kirlenmekten korkan kaybeder. Kirlendiğinde nasıl detokfikasyon yapacağını bilmeyen hastalanır. Bunlara inanmayan kalıplarına takıntılı yaşar. İlk yardımda nasıl önce nefes alması ve kalbi çalıştırmak önemliyse kişinin içinde bulunduğu çıkmazlar üzerinde çalışabilmek için ilk önce zihinsel ve duygusal rahatlamayı yaşaması gerekir. Bu nedenle ilk dokunuşum bilinçaltını temizlemek ve kişiyi gerçek ihtiyaçlarıyla yüzleştirip değişime hazırlamaktır.

    Bunun için zamanla geliştirdiğim ve özünde şartlanma ve nörobilimsel yöntemlere dayalı uygulamalardan yararlanıyorum. Kendi farkındalığını arttırarak mizacını tanıması ona göre beslenmesi, yaşam enerjisindeki blokajları çözmesi ve altın nefes ile tanışmasını sağlıyorum.

    Her Sorun Bir Fırsattır” Derler Gerçekten Öyle Mi?

    Sorunların amacı kozmik dünyada sizinle uğraşmak değildir. Sorunlar hayat amacınıza uygun bir şeyler öğrenmeniz için hayatınıza “Sorun” kimliği ile girer. Ona bir elçi gibi bakmazsanız ve kendinizi ilaçla avutmaya veya uyutmaya çalışırsanız savaş çıkar. Hasta olur mutsuz olursunuz. Her sorun tekamülünüzün ( kişisel gelişiminizin) bir parçası olarak görürseniz. Sorunlarınızı sevmekle çözümlerine daha keyifli ulaşırsınız ve sorunlarınızın KALİTESİ’ni arttırırsınız.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Ritalin / concerta gibi ilaçlar ve dehb dikkat eksikliği

    RİTALİN / CONCERTA TARZI İLAÇLAR VE DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ)

    İlaç kullanımı öncesinde okul ve ailece uygulaması zorunlu bazı yöntemleri açıklayalım;
    Öğretmenler bu çocukların fizik yakınlık ve onlara müdahale konusunda özel olduğunu kabul etmelidir. Bu ayrıcalık gibi görülmesine bakmadan mutlaka bu çocuklar öğretmenin göz temasına en uygun konumda tutulmalıdır.
    Genel olarak bu çocukların “adı çıkmıştır!” Bu nedenle diğer çocukların acımasızca bir çok yanlışı onlara yükleyeceği unutulmamalıdır.

    Sınıfın genel disiplininden bu çocuklar adına geri adım atılmamalı, bu açıdan istikrar korunmalıdır.
    Okulun rehberlik ve psikolojik danışmaları ile ortak tutum saptanmalıdır.
    Çocuğun/çocukların uyumsuz/uygun olmayan davranışları ile DEHB’in içsel davranışları birbirinden ayrı tutulmalıdır.
    Aslı sorunu aileye, aile içi huzursuzluk, ailevi meseleler, boşanma, şiddet eğilimi ve benzerine yüklemek kolay seçimdir. Bu durumlar göz önüne elbette alınacaktır ancak tek sebep olmadığı bilinmelidir.

    Doktor, özel eğitim uzmanı, sosyal çalışmacı, nörotepi uzmanlarının ve psikolog/psikiyatristlerin önerilerini kendi alanına müdahale olarak görmek yanlıştır.
    Çocuk bir şekilde ilaca başlamışsa aile bu konuda çocuğun ilk uyumsuz davranışında “ilacını mı vermediniz?” tarzında eleştirilmemelidir. Bir çok tedavi yöntemi gibi ilaçlarda da 2-3 günde sonuç alamasınız. Bu nöroterapi – neurofeedback için de geçerlidir.

    Anne babalar çocuklarını koruma kaygısı ile diğer çocukların eğitsel haklarına saldırmamalıdır.
    DEHB nedeni ile okul ve yönetimle karşı karşıya gelinmek demek çocuğunuzun eğitim hakkına bizzat sizin saldırınız anlamına gelecektir.

    DEHB için genel olarak ;

    Ritalin / Concerta / Stratlera gibi metilfenidat içeren psikositimülenler kullanılır. (Strattera noradrenerjik etkili aktif maddesi atomoksetin olan bir ilaçtır.)
    Bu ilaçların yanında sıkça verilen diğer ilaç ise risperdal denen daha çok davranış bozuklukları( öfke, dürtü denetimi, duygu durum dengesi için kullanılır.)için kullanılan ilaçlar sayılabilir. Bu konuda diğer yazılarımıza göz atmanızı rica ederiz.
    Sonuç olarak A.B.D’lerinde Muitimodol Treatment Study of ADHD(MTA) çalışmasının 3 yıllık sonuçlarına göre ilaç tedavisi beklenen sonucu asla verememektedir.
    Bu konuda aile bir seçim yapmazdan önce mutlak surette nöroterapinin bu alanda nasıl etki yaptığı hususnu araştırmalıdır.