Etiket: İlaç

  • Çocuklarda ilaç alerjisi

    İlaç alerjisi
    Hastalıkların teşhisinde ve tedavisinde kullanılan antibiyotik, ağrı kesici, lokal anestezik maddeler (diş çekimi ve küçük cerrahi işlemlerde kullanılan), genel anestezi ilaçları, radyolojide kullanılan radyonkontrast maddeler gibi çeşitli ilaçlara karşı gelişen istenmeyen veya beklenmeyen aşırı duyarlılık reaksiyonlarına ilaç alerjisi denilmektedir.

    Kullanılan ilaçların %15-25’inde istenmeyen ilaç reaksiyonları gelişmektedir. Ciddi olabilecek ilaç reaksiyonları ise %1-2 oranında görülmektedir.
    İlaç reaksiyonları ilaçların kesilmesine, yerine alternatif tedavilerin başlanmasına ve zaman alıcı tetkiklerin yapılmasına neden olabilmektedir.

    İlaca bağlı aşırı reaksiyonlar insanların yaşam kalitesini düşürmekte ve yakınlarının psikolojisini etkilemektedir. Bu nedenle ilaç alerjisi teşhisi konulması çok önemlidir. Çünkü gerçek ilaç alerjisi olmayan çocuklara gereksiz yere alternatif tedavi verilmesi ile karşı karşıya kalabiliriz. Ayrıca gerçek ilaç alerjisi olan bir çocuğa alerjik olduğu ilacın verilmesi ile çok ciddi ilaç reaksiyonlarıyla ve hatta ölümle sonuçlanabilecek alerjik şokla karşı karşıya kalabiliriz. İlaç alerjisi düşünülen çocuklara alerji riski düşük alternatif tedavi tercih edilmeli ve ilaç alerjisininkesin teşhisinin konulması için çocuk alerji uzmanlarına yönlendirilmelidir.

    İlaç alerjisi gelişimi
    İlaç reaksiyonları immünolojik ve immünolojik olmayan mekanizmalarla gelişebilmektedir.

    İmmünolojik olmayan mekanizmalarla gelişen ilaç reaksiyonlarında; ilaç doğrudan mast hücresi ve bazofiller dediğimiz hücrelere etki ederek bu hücreler içinde bulunan bazı maddeler
    salgılanır. Bu maddeler histamin, prostaglandin gibi ilaç reaksiyonuna neden olan maddelerdir. Özellikle ağrı kesici ilaçlar, tansiyon düşürücü olarak kullanılan ACE inhibitörü ilaçlar bu şekilde reaksiyonlar yapabilir.

    İmmünolojik tipte olan ilaç reaksiyonları ise Tip1, tip 2, tip 3, tip 4 ve nedeni bilinmeyen reaksiyonlar olmak üzere 5 farklı tipte ilaç reaksiyonlarına neden olabilmektedir. En ciddi ve ölümcül olabileni çok ani gelişen ve ölümcül olabilen Tip 1 alerjik reaksiyonlardır.

    İlaç alerjisi belirtileri
    İlaç alerjisinde en sık görülen belirti deride kaşıntılı döküntü olmasıdır. Bu kaşıntılı döküntüye ürtiker de denilmektedir. Göz kapaklarında ve dudakta şişme görülebilir, eklemlerde ağrılı şişme görülebilmektedir.

    Damar iltihabı dediğimiz vaskülit ve serum hastalığı da ilaç alerjisinin belirtisi olabilir.

    Bazen deride ve ağız içinde ciddi döküntü ve soyulmalar ile gide Steven Johnson sendromu, toksik epidermal nekroliz gibi ciddi cilt döküntüleri yapabilir.

    İlaç yan etkisinin tek belirtisi ateş de olabilir. İlaca bağlı ateş genellikle ilacın kesilmesinden 48-72 saat sonar ateşin düzelmesi ile anlaşılmaktadır.

    Serum hastalığı ise ilaç alımınından 6 ile 21 gün sonra ateş, halsizlik, ciltte döküntüler, eklem ağrısı ve lenf bezlerinde büyüme şeklinde belirti vermektedir.

    Bazen de ciddi ilaç alerjilerinde nefes sıkışması, tansiyon düşüklüğü, kramp tarzında karın ağrısı şeklinde alerjik şoka neden olarak ölüme neden olabilir.

    Başlıca ilaç alerjisi yapan ilaçlar şunlardır:
    -Penisilin, sefalosporinler, sulfanamidler ve diğer antibiotikler
    Penisilin alerjisi sıklığı %1 ile %10 arasında değişmektedir. Hayatı tehdit eden alerjik reaksiyon sıklığı ise yüz binde bir ile beş arasında değişmektedir.

    -Radyokontrast maddeler
    Hem alerjik hem alerjik olmayan reaksiyonlara neden olurlar. Alerjik olmayan ilaç reaksiyonları radyokontrast madde vermeden önce bazı ilaç reaksiyonlarını önleyebilen ilaçların verilmesiyle önlenebilir.

    -Lokal anestezikler
    Lokal anesteziklere karşı gelişen alerjik reaksiyonlar nadirdir. Reaksiyonlar genelde ilacın içinde bulunan koruyucu maddelere ve epinefrine karşıdır.

    -Genel anestezikler
    Genel anestezi esnasında anaflaksi gelişmesi oldukça nadirdir. Anestezi sırasında gelişen reaksiyonların %60 ile %70’i nöromusküler ilaçlara, %15’i latekse karşı gelişmektedir. Daha az sıklıkta ise hipnotiklere, antibiotiklere, plazma ürünlerine ve morfin benzeri ilaçlara alerji gelişebilmektedir. Anesteziden hemen sonra gelişen reaksiyonlar daha çok anestezik maddelere bağlı reaksiyonlarken anesteziden 1 saat sonra gelişen reaksiyonlar daha çok latekse ve kullanılan kimyasal antiseptiklere bağlıdır.

    -Asetil salisilik asit ve diğer ağrı kesici ilaçlar,
    Asetil salisilik asit gibi non-steroid antiinflamatuar ilaçlar en sık görülen ikinci ilaç reaksiyonlarıdır. Astımı ve nazal polipi olan yetişkinlerde asetil salisilik asit duyarlılığı %25’e kadar ulaşmaktadır.

    -Konvulziyon ilaçları
    Özellikle fenitoine bağlı alerji sık görülmektedir.

    İlaç alerjisi için riskli kişiler
    -İlaç alerjisi nedenlerinden en önemlisi genetik yatkınlıktır. Genetik yatkınlık dışında yaş önemli bir faktördür.
    -Özellikle genç ve orta yaştaki erişkinlerde daha sık görülmektedir.
    -Erkeklere göre kızlarda daha çok görülmektedir.
    -Herpes virüsler ve HIV enfeksiyonu ilaç alerjisi riskini artırmaktadır.
    -Daha önceden ilaç alerjileri olmuşsa, risk artmaktadır.
    -Bazen de ilaçların özellikleri de önemlidir. Özellikle immünolojik özelliği yüksek olan ilaçlar daha fazla ilaç reaksiyonu oluşturmaktadır.
    -İlacın alınma yolu da önemlidir. Örneğin damar yolundan verilen ilaçlar ağızdan alınan ilaçlara göre daha fazla reaksiyon oluşturmaktadır.
    -İlacın verilme süresi ve sıklığı da ilaç alerjisi gelişmesini etkilemektedir.

    Ailesinde alerjik hastalık olan ve alerjik hastalık gelişme riski yüksek olan çocuklarda ilaç alerjisi riski sağlıklı çocuklara göre daha yüksek risk oluşturmaz.Ancak bu çocuklarda gelişen ilaç alerjisi reaksiyonları daha ciddi reaksiyonlar oluşturmaktadır.

    İlaç alerjisi teşhisi
    İlaç alerjisi teşhisinde en önemli etmen aileden alınan ayrıntılı bilgidir. Çocuğun daha önce kullandığı ve halen kullanmakta olduğu ilaçlar sorgulanmalıdır. İlaçların uygulama dozu, süresi, zamanlaması, ilaç alımından ne kadar süre sonra belirtilerin olduğu doğru olarak bilinmelidir.

    İlaca bağlı gelişen reaksiyonlar dikkatlice değerlendirilmeli, çocuğun muayenesi yapılmalıdır. İlaç alerjisinde en önemli bulgu deride görülmektedir. Deride yaygın döküntü olur. Kaşıntı genelde birlikte vardır. Deride döküntü ilaç alımından sonra en geç 3 haftada çıkar. Genelde gövdede yoğunlaşmıştır. Birlikte kaşıntı varsa tip 1 reaksiyonu düşündürür. Birlikte kaşıntı yoksa idiyopatik tipte (sebebi bilinmeyen) alerjik reaksiyonları akla getirmelidir.

    Serum hastalığı tipinde ilaç alerjileri ise ateş, halsizlik, eklem ağrıları ve lenf bezlerinde büyüme yanında deri bulguları ile karşımıza gelmektedir.
    İlaç alerjisi düşünülen çocuklara ilaç alerjisi testi ve yükleme testi yapılmaktadır.

    İlaç alerjisi testi
    Deri prick testi (alerjenin derinin epidermis tabakasına lanset ile uygulanması) ve intradermal test (alerjenin derinin dermis tabakasına enjeksiyon yoluyla uygulanması) Tip 1 yani IgE aracılıklı alerjilerin tanısında kullanılmaktadır.

    Deri testi uygulanması penisilin, lokal anestezik maddeler, kas gevşeticiler ve insülin veya monoklonal antikorlar gibi yüksek molekül ağrırlıklı ilaçlar için standardize edilmiştir. Bu ilaçlar ile yapılan deri testlerinin pozitif olması antijene özgü ıgE varlığını doğrular ve tip 1 alerji reaksiyonu tanısını koydurmaktadır.

    Penisilin alerjisi için yapılan deri testinin negatif olması penisilin alerjisinin dışlanması için yeterlidir. Diğer ilaçlar ile yapılan deri testlerinin negatif olması tek başına kesin tanı koydurucu değildir. Penisilin dışındaki ilaçlar için deri testine ek olarak spesifik immunglobulin E değerlerine bakılabilir. Anca ilaçlara karşı spesifik immunglobulin E değerlerinin güvenli değer aralıkları henüz tam bilinmemektedir. Ayrıca maliyetlidir ve deri testlerine göre duyarlılığı düşüktür.

    İlaç yama testi alerjenlerin aluminyum disk içinde sırta yapıştırılması ve en az 48 saat süre cilde teması esasına dayanmaktadır. İlaç yama testi özellikle kontakt dermatit ve geç tip ilaç reaksiyonlarının tanısında kullanılmaktadır.

    İlaçlara karşı alerji testi için öncelikle test edilecek ilaçlar belirlenir. İlacın konantrasyonu en az riskliden normal doza kadar farklı konsantrasyonlarda hazırlanır. Önce normal cilt alerji testi yapılır ve arkasından cilt içine 20 dakika aralarla alerji testi uygulanır. Alerji testi bittikten sonra eğer alerji saptanmamışsa ilaç uygulanır ve reaksiyon verip vermediği test edilir. Bu testin sonucuna göre karar verilir. Test süresi 2 ile 3 saat arasında sürmektedir.

    Deri testleri, intradermal testlerin ve spesifik Ige testlerinin uygulamasında ve değerlendirilmesinde yapılabilecek hataların ciddi ilaç reaksiyonlarına ve hatta alerjik şok gibi ölümle sonuçlanabilen durumlarla karşı karşıya kalınma riski olmasından dolayı bu testlerin ancak ilaç alerjileri konusunda deneyimli alerji uzmanlarınca ve alerjik şok tedbirlerinin sağlandığı hastane ortamında yapılması çok önemlidir. Tanıda zorlanılan vakalarda ilaç provakasyon testi yapılabilir.

    EN ÇOK SORULAN BEŞ SORU

    1- İlaç alerjisi testi kimlere yapılır?
    -İlaç alerjisi şüphesi olanlara yapılmaktadır. İlaç alımından hemen sonra veya saatler içinde vücutta döküntü, kaşıntı şeklinde tip 1 reaksiyonu düşündüren alerji belirtileri gelişmişse ilaç alerjisi şüphesi vardır.
    -İlk defa kullanılacak ilaçlara karşı alerji testi yapmaya gerek yoktur. Çünkü ilaç alerjisi gelişebilmesi için daha önceden bu ilacın alınmış olması gerekmektedir.

    2- İlaç alerjisi testi ne zaman yapılır?
    İlaç alerjisi gelişen çocuklarda ilaç alerjisi düzeldikten 1-1.5 ay sonra alerji testi yapılmalıdır. Genellikle 1 yaşından sonra yapılmaktadır.

    3- İlaç alerjisi testi yapmadan önce dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?
    İlaç alerjisi testinden 1 hafta önce testi etkileyebilecek soğuk algınlığı ilaçları, alerji ilaçları gibi bazı ilaçların kesilmesi gerekir. Bu nedenle mutlaka testten bir hafta önce doktorunuzla iletişime geçmelisiniz.

    4- Aspirin alerjisi nasıl anlaşılır?
    Cilt testleri ile teşhis konulmaz. İlacın çok küçük dozlardan başlanıp dozu artırılarak uygulanan yükleme testiyle teşhis konulur.

    5- İlaç alerjisi tedavisi nedir?
    Öncelikle hayati önemi olmadıkça alerjisi olan ilaç kullanılmamalıdır İlac alerjisi ihtimali olmayan alternative ilaçların kullanılması tercih edilmelidir. İlacın kullanılması hayati önem taşıyorsa çocuk alerji uzmanı gözetiminde küçük dozlarla başlanarak vücudun alıştırılıp verilmesi (dezentizasyon) yöntemi ile kullanılır.

  • Astımın dört dörtlük tedavisi

    Astımın dört dörtlük tedavisi

    Astım tekrarlayan bronş daralması ile seyreden bir hastalıktır. En sık çocuklarda görülür. Yüzde 90 nedeni alerjidir. Alerji bronş içi zarında yanık benzeri bir doku yaratır ve bronşlar dış uyaranlara hassas hale gelir. Alerjik bronşit ve Reaktif hava yolu hastalığı terimleri de astım ile eş anlamlıdır.

    Astım bütüncül tedavisi dört aşamada yapılmalıdır.

    Çevre düzenlemesi: Alerjik olunan maddeden ve alerji dışı astım atağı tetikleyicilerinden uzak durmak tedavinin ilk adımı olmalıdır. Çocuklarda en sık alerji ev tozu akarlarına karşı gelişir. Bu nedenle alerjik astımı olan çocukların evinden halıların uzaklaştırılması, yatak ve yastığa akar geçirmeyen özel alerji kılıfları takılması gerekir. Çocuğun evinin hiçbir yerinde sigara içilmemelidir.

    İlaç tedavisi: Alerjik astımı olan çocukların ilk planda hızlı etki eden sprey ilaçlarla atak geçirmeyecekleri hale getirilmesi gerekir. Bu ilaçlar çok düşük doz, kana karışmayan kortizon içerir. Uygun dozda kullanıldığında yan etki riski olmaz. İlaçların başlanıp kesilme kararı alerji uzmanınca verilmelidir. Alerji konusunda kökten çözüm sağlandıkça ilaçlar yavaş yavaş azaltılarak kesilmelidir.

    Dilaltı Damla aşı tedavisi: Alerji bağışıklık sisteminin yanlış çalışmasına bağlı gelişir. Alerji kökten çözülmedikçe astım devamlı ilaçla baskılanmak zorunda kalınır. Alerjinin kökten çözümü aşı tedavisidir. Çocuklarda aşı tedavisi yan etki riski olmaması nedeniyle dil altı damla olarak tercih edilir. Uygulama ailelerce evde yapılır. Tedavi süresi 3-5 yıldır.

    Reflü kontrolü: Astım doğası gereği çocuklarda yüzde 80 mide başı gevşekliği ile seyreder. Mideden yukarı soluk borusuna ve akciğerlere kaçan mide asidi astımı kötüleştirir. Bu nedenle reflüden koruyucu beslenme astım tedavisinin olmazsa olmaz bir parçasıdır. Reflüyü artırıcı kakaolu çikolata, kek ve benzeri gıdalardan kaçınmak, gece yatmadan önce en az iki saat süt de dahil olmak üzere çocuğa yemek yedirmemek gerekir.

    Çocuklarda astım bu dört basamağın da aynı anda eş zamanlı uygulanması ile başarıya ulaşır. Biri eksik kaldığında bile astımın erişkin hayata uzaması olasılığı artar.

  • Çocuklarda epilepsi-bilinmesi gerekenler

    EPİLEPSİ

    Beyinden kaynaklanan elektriksel boşalımlar sonucu ortaya çıkan ve nöbetler halinde gelen bilinç değişikliği, kısa süreli dalma, boş bakma, bayılma, yüzde, kollarda veya bacaklarda kasılma, dişlerde kilitlenme, gözlerde kayma, ağızda köpürme, idrar kaçırma; bazen de bilinç bozulması olmadan gözlerde seyirme, dudak ısırma, yalanma ve yutkunma gibi haraketlerle kendini gösteren bir hastalıktır. Bir hastada bu bulguların hepsi birlikte olabileceği gibi yalnızca birisi de görülebilir.

    Yüksek ateş, kafa travması, zehirlenme ve bazı ilaçlar gibi pek çok nedene bağlı olarak nöbet görülse de her nöbet epilepsi demek değildir. Ateş olmaksızın tekrarlayan nöbetlerin olması durumunda epilepsiden söz edilir.

    Epilepsi bir ruh hastalığı değildir. Epilepsili çocuklar saldırgan olmayıp, başkasına zarar vermezler. Ayrıca epilepsi bulaşıcı bir hastalık da değildir.

    Yüzden fazla epilepsi türü olup bunlardan bazılarının kalıtsal olduğu bilinmektedir. Bazı hastalarda epilepsiye neden olabilecek beyinde hiçbir bozukluk gösterilemezken, nöbetler dışında kişi tamamen normaldir. Bir kısmında ise beyinde doğuştan veya sonradan olan bozukluklar tesbit edilmektedir. Bazılarında ise bir sebep olduğu düşünülse de bu sebepler gösterilememektedir.

    Epilepsi iyi tetkik edilip doğru teşhis edildiği takdirde uygun ilaç tedavisiyle tamamen düzelebilmektedir.

    Çocuklarda tam iyileşme oranı %70-80 dir. Bazen birkaç ilacı birlikte kullanmak gerektiği gibi bazı hastalar da ameliyatla düzelmektedir. Ancak her durumda da epilepsili hastalarının en az 2-4 yıl süreyle ilaç kullanmaları gerekmektedir. Her şeye rağmen epilepsi tedavi edilebilen bir hastalık olup epilepsili çocukların takiplerinin mutlaka Çocuk Nöroloji klinikleri tarafından yapılması gereklidir.

    Uzun süre aç kalmak, stres, uykusuz kalmak, bilgisayar ve televizyon gibi parlak ışık saçan şeyler ve bazı ilaçlar nöbet geçirilmesini kolaylaştırabilir.

    İlaç tedavisi ile nöbetleri kontrol altına alınan çocukların günlük aktivitelerine devam etmelerinde, kreş-anaokulu veya okula gitmelerinde, spor faaliyetlerine ve laboratuvar çalışmalarına katılmalarında herhangi bir sakınca yoktur.

    Bu çocuklar yaşıtlarıyla birlikte normal okullarda eğitimlerini tamamlayabilirler. Ancak, uzun süren ve sık tekrarlayan nöbet geçirenlerde dikkat eksikliği, okul başarısında düşme ve öğrenme güçlükleri olabilir. Ancak bu çocuklarda da tedavi sonrasında düzelme olmaktadır.

    Epilepsili çocukların diğer çocuklarla arkadaşlık etmesinde, oyun oynamasında her iki taraf açısından da bir sakınca yoktur. Dolayısıyla bu çocukların okul dönemlerinde hem öğretmenleri hem de arkadaşları tarafından dışlanmaları son derece yanlıştır, aksine bu çocuklara moral destek olarak normal hayata uyumlarını kolaylaştırmaları gerekmektedir

    Nöbetler, genellikle birkaç dakika içerisinde kendiliğinden durmaktadır. Dolayısıyla nöbet geçiren birini gördüğümüzde panik yapmadan nöbet esnasında kafasını sert yerlere çarparak kendine zarar vermesi, dilini ısırması engellenir, solunum yolu açık tutulmaya çalışılır, ağızda köpürme ve kusma varsa temizlenir.

    Halk arasında yaygın olarak uygulanan kasılmayı engellemek için sıkıca tutmanın, yüze su veya kolonya dökmenin, soğan koklatmanın hiçbir yararı yoktur.

    Ancak bazen nöbetler uzayabilir bu durumda da epilepsili bir hastaya müdahale edilebilecek en uygun sağlık kuruluşuna götürmek gereklidir.

  • Epilepsi (sara)

    AİLELER İÇİN SARA HASTALIĞI (EPİLEPSİ)

    yenebilirsiniz

    Beynimiz milyonlarca sinir hücresi ve bunları destekleyen hücrelerden oluşmuşlardır. Beynimizdeki hücreler birbirleri ile karmaşık elektriksel ve kimyasal maddeler vasıtası ile haberleşir ve istediğimiz doğrultuda hareket etmemizi sağlarlar. Normal şartlar altında belirli düzen ve koordinasyon ile çalışan bu hücrelerin bir kısmının normal aktivitesi dışında uyarılar göndermesi sonucu nöbet olarak tarif edilen ataklar meydana gelir. Anormal olarak çalışan bu yapının sorumlu olduğu görevle ilişikli bulgular ortaya çıkar. Örneğin sol kolumuzu kontrol eden hücrelerin anormal davranışları sonucu sol kolumuzda uyuşma (duyusal), karıncalanma, ritmik atımlar-kasılmalar ortaya çıkabilir. Bu tür bilincin etkilenmediği nöbetlere fokal (basit) nöbet, bilincin etkilendiği tüm vücudun kasıldığı veya titremelerin ortaya çıktığı ataklara jeneralize nöbet olarak tanımlıyoruz. Bu tür tanımlamalar nöbetin nedenini anlamamıza yardımcı olmaktadır. Birden fazla nöbetin tekrarladığı duruma epilepsi (Sara) hastalığı denir. Anne karnından başlayarak tüm yaşam boyunca görülebilir. Özellikle çocuk sinir sistemindeki özel durumlar nedeni ile çocuklarda daha sık gözükür.

    Beyindeki sinir hücrelerinin çalışmasını bozan/farklılaştıran her durum nöbete yol açabilir. (Kafa yaralanmaları, beyin felçleri, inme, menenjit, ensefalitgibi beyin iltihaplanması, yüksek ateş, bazı uayarıcı ilaçlar,zeka geriliğine yol açan hastalıklar, ailevi-kalıtsal hastalıklar gibi)

    Nöbetlerin büyük kısmı 2-5 dk kadar sürer nadiren 30dk uzun nöbetler olabilir bu duruma status epileptikus denir, yoğun bakım şartlarında takip edilmelidirler. Hayatı tehdit edici bir durumdur.

    Nöbetler çeşitli şekilde ortaya çıkmakla beraber temelde duyusal, motor, otonom ve psişik bulguların biri veya birden fazlasını içerebilirler. En sık karşılaştığımız ataklar jeneralize tonik klonik nöbetlerdir. Jeneralize tüm vücudun etkilendiği, yaygınlık durumudur. Tonik, etkilene bölgenin kasılması ile karakterizedir genellikle 10sn-2dk kadar surer. Kasılan bölge çene, boyun, boğaz bölgesi ise hastada kısa bir sure sonra nefes alamaya bağlı siyanoz (morarma) gelişir, beyne yeterince oksijen gidemediğinden sorunlu hücreler dahil tüm beyin fonksiyonlarında geçici bir kapanma olur, bu da nöbet olayını çoğunlukla sonlandırır, sonrasında klonik olarak tariflenen ritmik atımlar ortaya çıkabilir. Hastanın atımlar olan uzuvunun tutulması atımları durdurmaz, bu durum nöbet için tipiktir. Atımlar ve kasılmanın sonrasında vücütta bir gevşeme olur hasta derin bir uykuya geçer bu dönem (postiktal ) 5-10 dk ile 1-2 saat kadar sürebilir. Bir nevi dinlenme dönemidir. Sonrasında başağrısı, uyku isteği, mide bulantısı-kusma, konuşamama, görmeme, hafıza kaybı gibi birtakım bulgular ortaya çıkabilir. Bu durum tümü ile zararsız olup 2-4 saat içinde tümü ile düzelmesi beklenir.

    Nöbet kontrolü amacı ile kullanılan ilaçlara antiepileptik ilaçlar olarak tanımlanmıştır. Bu ilaçların hiç biri epilepsinin nedenini tedavi edemez, sadece nöbet oluşma ihtimalini azaltarak hastayı bu yönden korur. Yani bu ilaçlar semptomatik tedavi edicilerdir. Antiepileptik ilaçların geniş bir yan etki spekturumu vardır. Her nekadar uzun yıllar deneysel ve klinik çalışmalarda yan etkileri anlaşılmaya çalışılsada bir çok ilacın uzun dönem etkileri hala tam olarak bilinmemiş olabilir. Bu nedenlerden dolayı tüm dünyada çocuk nörologları mümkün olduğunca antiepileptic ilaç başlamamaya çalışırlar. Ancak nöbet sıklığı hastanın klinik durumu ve nöbetin yol açabileceğpi ikincil etkilerden dolayı gerekli durumlarda bir veya birden fazla ilaç tedaviye eklenebilmektedir. Genellikle ilk nöbette hastaya ilaç tedavisi başlanmaz. İlk nöbetten sonra nörolojik muayenesi ve EEG bulguları normal olan bir hastanın 6 ay içinde nöbet tekrarı ihtimali %40 olarak kabul edilmeltedir. Ancak bu dönemde 2. bir nöbet geçirilmiş ise %70 oranında, yakın bir zamanda 3. bir nöbet geçirilebileceği bilinmelidir. (Aynı gün içinde geçirilen birden fazla nöbet tek nöbet olarak kabul edilmektedir.) Hastaların büyük bölümüne EEG bulguları, kraniyal görüntüleme, elektrolitleri ve nöbet tarifine göre düşük dozda başlanılarak yavaşca arttırılan antiepileptik ilaç tedavisi verilir. Bazı durumlarda hekimin kararı ile ilaç başlamadan birden fazla nöbet izleyebileceği gibi (febril konvulsiyon, rolandik epilepsy, yenidoğan nöbetlerinin bir kısmı, vb) ilk nöbet ile de ilaç başlanılabileceği (status epileptikus ) bilinmelidir. Başlanılan ilk ilacın nöbet kontrolünü sağlaması için uygun dozda, uygun yoldan verilmesi çok önemlidir. Ilaçın etkisiz olduğunu söylemek için kandaki ilaç düzeyinin toksik sınırın hemen altına kadar arttırmak gerekebilir. Birinci tercih edilen ilaç etkisiz olduğu kabül edilir ise yeni ilaç başlanır. Bu dönemde eski ilacı kesmek gerekir. Çoklu tedavi yarardan çok yan etkilerin bir birini tetiklemesine bağlı ciddi sorunlara yol açabilir. Tek ilacın nöbet kontrülü %60-70 oaranında sağladığı, ikinci ilacın ve üçüncü ilacın bu oranın üzerine ancak %5-10 katkı sağlayabileceği bilinmelidir. Tedaviye dirençli hastaların (2 antiepileptik tedaviye rağmen nöbetlerin sıklıkla devam etmesi) epilepsi cerrahisi, ketojenik diyet, vagus sinir stimulasyonu açısından değerlendirilmesi uygun olur.

  • Çocuk epilepsileri

    Epilepsi (sara), çocukluk çağının en sık görülen sinirsel bozukluğudur. Genelde tüm toplumlarda %1-2 görülürken çocuklarda bu görülme oranı yaklaşık 2-3 katıdır.
    Epilepsi ne demektir. Epilepsi, beynimizde bazı nöronların anormal derecede faaliyet göstermesi sonucu ortaya çıkan aşırı elektrik akımının yarattığı belirtilerin meydana getirdiği tabloya denir, tıp dilinde ise nöbet (konvulsiyon) olarak adlandırılır. Epilepsisi olan hastalar, nöbet dönemleri dışında normaldirler, ama nöbet esnasında nöbetin tipine göre değişik belirtiler gösterirler. Bu belirtiler şuur kaybı veya şuurda bulanma, bununla birlikte vücutta, kollarda tek veya iki taraflı kasılma, titreme, ayakta ise yere düşme, dilini ısırma, altına kaçırma şeklinde olabilir. Bazı nöbetler ise duygusal durum ve psikolojik değişikliklerle seyreder, bunlarda ani davranış değişiklikleri, rüyada gibi olma hali gibi durumlar görülebilir.
    Nöbet esnasında beyin aktivitesini kaydeden bir EEG (beyin elektrosu ) çekilebilir ise bu duruma yol açan anormal beyin elektrik aktivitesi, yani sinir hücrelerinin aşırı elektrik deşarjları görülebilir. Nöbet geçtikten sonra hastalar genellikle normaldir. Gündelik yaşamlarına devam edebilirler. Bu dönemlerde çekilecek EEG her zaman anormal bulgu vermeyebilir.
    Nöbetlerin sıklığı epilepsinin tipine, görüldüğü yaşa, neden olan anormalliklere ve EEG bozukluğunun şiddetine göre değişkendir. Bazı hastalar yıllarca tek veya nadir, yılda 1-2 nöbet geçirirken, bazı hastalarda bu sayı daha fazladır. Bazen epilepsi tedaviye dirençli olur, hastalar, birçok ilaç almalarına rağmen devamlı, bazen günde onlarca nöbet geçirebilirler.
    Ardı ardına gelen nöbetler “Status” dediğimiz sıklıkla hayati tehlike de içeren bir duruma yol açabilirler ve nörolojik acil durum kabul edilirler.
    Epilepsinin tedavisi vardır, bu tedavinin % 99’unu ilaç tedavileri oluşturur. İlaç tedavisine başlamadan önce hastanın konunun uzmanınca (çocuksa çocuk nöroloğu, erişkinse bir nörologca) değerlendirilerek, gerekirse beyin görüntüleme (Beyin MR), beyin elektrosu (EEG) gibi tetkikleri yapılarak ayırıcı tanısının yapılması ve ona göre tedavi başlanması gerekir.
    Epilepsi tedavisi uzun süreli bir süreçtir. Genellikle en az 2-3 yıl sürsede, ömür boyu ilaç kullanması gereken hastalarda vardır. Hastaların önemli bir kısmı 5-10 senelik ilaç kullanımı ile nöbetleri tamamen durup iyileşmiş kabul edilir. Epilepsi ilaç tedavisinde ilacı kesmek için en az 2-3 yıllık nöbetsiz bir dönem, EEG’lerinde düzelme beklenir . Bunlar olmadan, özellikle aniden ve bazen de kendi başına ilaç kesilmelerinde nöbet tekrarlayabilir, hatta hasta status tablosuna da girebilir.
    Çocukluk çağı nöbetlerinin önemi, çocukların büyüme – gelişme döneminde olması ve eğitim çağında olmalarıdır. Yeterince veya düzgün tedavi edilmeyen epileptik çocuklarda öğrenme güçlükleri, okul başarısızlığı görülebilir.
    Çocukluk çağı epilepsilerinin tedavisi daha özelliklidir. Özellikle seçilecek ilaçlar, bu ilaçların nöbet tipine, çocuğun yaşı ve kilosuna uygun olması çok önemlidir. İlaçların yan etkileri, bu dönemde yapılacak aşılar, sık görülen ateşli hastalıklar ve bunlarla birlikte kullanılacak diğer ilaçlarla etkileşimleri, alerji durumları hep göz önüne alınması gereken diğer konulardır. Bunun yanısıra çocuklarda ilaç seçiminde, kullanımı kolay, mümkünse şurup veya solusyon şeklinde ilaçların seçilmesi tedavinin başarı şansını arttıracaktır.
    Çocukluk döneminde EEG: Çocukluk dönemi epilepsilerinin teşhis ve tedavi takiplerinde EEG incelemesi altın standart kabul edilir. Bebekler ve küçük çocuklarda bu tetkik, çocuğun tetkik süresince hareket ediyor olması nedeni ile mecburen doğal veya bazı EEG’yi etkilemeyen ilaçlarla kolaylaştırılmış uyku halinde yapılır. Genellikle 6 yaşından büyük çocuklarda rutin EEG çekimi uyanık yapılıp özel durumlarda ve gerekirse kısa veya uzun süreli uyku EEG’leri çekilir. Özellikle çocuk EEG’sinin, nöroloji / çocuk nörolojisi alanında uzman ve EEG konusunda deneyimli birisi tarafından değerlendirilmesi gerekir.

  • Zehirlenmeler

    Çocuklarda zehirlenmeler ilk 5 yaş ve ergenlikte sık görülür. İlk 5 yaştaki zehirlenmeler daha çok kaza ile ve erkek çocuklarda sıkken, ergenlik çağı zehirlenmeleri kızlarda ve istemli olabilmektedir.

    Zehirlenmelerin %90′ından fazlası evlerde tedavi edilmektedir. Bu nedenle her anne-babanın zehirlenme konusunda bilgi sahibi olmasında yarar vardır.

    En sık temizlik maddeleri, kozmetik maddeler, ilaçlar ile zehirlenme görmekteyiz. Zehirlenmeler çocuk ölüm nedenleri arasında 4. sıradadır. Zararlı maddeler %75 ağız yoluyla alınır. Solunum, deri vb yollarla da zehirlenme oluşabileceği akılda tutulmalıdır.

    Belirtiler alınan maddeye göre değişkenlik göstermekle birlikte daha önce yakınması olmayan bir çocukta ani başlayan kusma, karın ağrısı, baş dönmesi, bilinç kaybı, nöbet geçirme gibi belirtiler ortaya çıkar ya da çocuğun yanında ilaç artığı veya boş ilaç kabı bulunursa zehirlenmeden şüphelenilmelidir.

    Şüphe durumunda çocuğun yuttuğunu düşündüğünüz madde hala elinde veya etrafındaysa maddeyi uzaklaştırın. Etrafta bulunan madde kalıntılarını ve ambalajları yanınıza alın ki alınan zehirli madde daha kolay tanınabilsin. Dudak ve ağızda yanma, boğazda şiddetli ağrı ve yanma, nefes alma güçlüğü, uykuya eğilim ve bilinç kaybı varsa tam teşekküllü bir hastanenin acil servisine en hızlı şekilde başvurun.

    Solunum ortamında zehirli gaz şüphesi varsa çocuğu ortamdan temiz havaya çıkarın. Zehirli madde ile cilt teması varsa çocuğunuzun giysilerini çıkarın ve zehirli madde ile temas eden cilt bölgesini, eldiven giyerek ve akan su ile temizleyin. Zehirli madde çocuğunuzun gözüne sıçramışsa gözü öncelikle serum fizyolojikle , yoksa ılık su ile yıkayın. Göz en az 15-230 dakika yıkanmalıdır. Suyu direkt göze tutmak yerine burun kemiğinin göz kenarına akıtırsanız çocuğunuz daha az huzursuz olur.

    Bazı maddelerin kusturulması yemek borusu ve ağızda ikincil temas nedeniyle ciddi yanıklara ve zehrin akciğere kaçması gibi hayati sorunlara neden olabileceğindendoktorunuza veya zehir danışma merkezlerine danışmadan çocuğunuzu kesinlikle kusturmayın!!!

    Kusturulmaması gereken maddelere örnek olarak benzin, gazyağı, mobilya cilaları, kuvveti aitler, böcek ilaçları, çamaşır suyu, deterjanlar örnek olarak verilebilir.

    En kıymetli varlığımız olan çocuklarımızı tehlikeden uzak tutmak için ev içi temizlik maddeleri, ilaçlar, böcek öldürücüler gibi olası zehirli maddeler ulaşılamayacak yerlerde ve mümkünse kilit altında tutulmalıdır. Gıda maddeleri ve temizlik maddeleri aynı dolaplarda saklanmamalıdır. İlaç ve kimyasal maddeler orijinal kaplarında saklanmalı, asla meyve-sebze kaplarına konmamalıdır.

    Çocuklar taklit etmeye eğilimli oldukları için ilaçlarınızı mümkünse onların yanında almayın ve hasta çocuğunuza ilaç verirken ilaca şeker, tatlı vb isimler takmayın. İlaç alırken etiketinin okunur olmasına dikkat edin. Doktorun, polisin, itfaiyenin ve acil yardım ekibinin telefon numaralarını elinizin altında bir yerlerde bulundurun.

    Zehirlenme durumunda aşağıdaki telefonlardan birisine başvurmak hayat kurtarıcı olabilir:

    ► T.C. Sağlık Bakanlığı Ulusal Zehir Merkezi : 114
    ► Sıhhi Danışma : 128
    ►Hızır Ambulans : 112

    Zehir Danışma Merkezleri arandığında arayan kişinin adı, işi, telefonu ve adresi yanı sıra hastanın yaşı, cinsi, kilosu; zehirli maddenin mümkünse tanımlanması,(kabın, kutunun veya etkenin kendisinin yanınızda bulundurularak telefon açılması önerilir); alınan miktar, cilde temas olmuşsa temasın süresi, olayın meydana geldiği yer ve zaman, gözlenen belirtiler; belirtilerin ne zaman başladığı; hastanın –biliniyorsa- alerjisinin olup olmadığı; merkeze telefon açılana dek yapılanlar aktarılmalıdır.

    Kusturma, yoğurt yedirme, soğan koklatma vb halk arasında yaygın kullanılan uygulamaların etkili olamayacağı gibi bazen ciddi zararlar doğurabileceği de göz önünde tutulmalıdır.

    Anne-baba olmanın hayattaki hem en zevkli hem de en zor iş olduğunu hepimiz biliyoruz. Hem kendimizi hem de çocuklarımızı korumak için ev ve iş ortamında yeterli önlemleri alalım ki telafi edilemeyecek zararlarla karşılaşmayalım.

  • ne zaman  antibiyotik ?

    ne zaman antibiyotik ?

    Enfeksiyonlar mikropların neden olduğu hastalıklardır. Mikroplar bakteri, virus ve mantarlardır. Antibiyotikler bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılmaktadır. Virus ve mantarların neden olduğu hastalıklarda etkili değildir. Viral hastalıklarda antiviral ilaçlar , mantarların oluşturduğu enfeksiyonlarda antifungal ilaçlar kullanılmaktadır.

    Ülkemizde antibiyotik tüketimi fazladır. Son yıllarda tüketim hızının arttığı ve antibiyotiklerin uygunsuz kullanıldığı görülmektedir. Antibiyotiklerin uygunsuz kullanımının ciddi bir yan etkisi vücuttaki koruyucu florayı bozarak patojen bakterilerin çoğalmasına neden olan ortamı yaratmasıdır.

    Çocuk hekimleri çoğu kez ebeveylerin telefonla hekime ulaştıkları ve 'Çocuğumun ateşi var, hangi antibiyotiği kullanmalıyım?' teklifi ile karşılaşmaktadır. Böyle bir teklifin mümkün olamayacağı ebeveynlere izah edilmeli ve hasta hekim tarafından muayene edilmedikçe ve gerekmedikçe antibiyotik kullanılmayacağı açıklanmalıdır.

    Çocuğun her ateşlenmesi antibiyotik kullanma endikasyonu değildir. Ateş ve diğer şikayetleri olan hastanın mutlaka bir hekim tarafından muayene edilmesi gerekir. Enfeksiyon tanımlandıktan sonra ancak doktor önerisi ile antibiyotik başlanmalıdır.

    Antibiyotikler bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılmalıdır.Viral enfeksiyonların tedavisinde antibiotik kullanma endikasyonu yoktur.

    Soğuk algınlığı, grip, boğaz akıntısı, bronşit, bakteriyel olmayan boğaz enfeksiyonlarında antibiyotik kullanılmamalıdır.

    Gelişigüzel antibiyotik kullanımından kaçınılmalıdır. Antibiyotikler doktor tavsiyesine uyularak belirtilen doz , doz aralığı ve sürelerde kullanılmalıdır. Önerilen süreden önce antibiyotik tedavisinin sonlandırılması yetersiz yanıta yol açtığı gibi , dirençli suşların oluşumuna neden olmaktadır.

    Antibiyotiklerin gelişigüzel kullanımının ciddi yan etkisi , antibiotiklere dirençli suşların gelişmesidir. Dirençli suşların gelişmesi enfeksiyon hastalıkların tedavisinde sorun yaratmaktadır. Örneğin ağızdan verilecek bir antibiyotikle tedavisi edilecek enfeksiyonlar direnç kazandıkları için uygulanan antibiyotik tedavisine yanıt vermemekte, bu durumda daha komplike ve pahalı ilaçlar uygulanmaktadır.

    Ülkemizde ilaç tüketimine ait veriler incelendiğinde antibiyotiklerin en sık tüketilen ilaçların başında yer aldığı görülmektedir .

    Bu tüketimlerin çoğu uygunsuz antibiyotik kullanılması ile birliktedir. Diğer taraftan tüketiminin yüksek olması antibiyotik direncinin yüksek olmasına yol açmaktadır.

    Sonuç olarak ne zaman ve neden antibiyotik kullanılması gerektiği hekim tarafından karar verilmeli , önerilen süreden önce antibiyotik tedavisini sonlandırmanın da akılcı olmayacağı konusu dikkate alınmalıdır.

  • Çocukluk çağında epilepsi

    Epilepsi tanımı ; beyinde anormal elektriksel aktiviteden kaynaklanan tekrarlayan spontan nöbetlerin görülmesi halidir. Toplumda 100 kişiden birinde görülen sık rastlanan bir durumdur. Epilepsi tanısı için birbirinden farklı zamanlarda klinik olarak en az iki atak meydana gelmesi gerekmektedir. Aynı gün -24 saat içinde- geçirilen tüm ateşsiz havaleler ‘tek nöbet’ olarak kabul edilmektedir. Eğer hastanın EEG ve beyin görüntülemesi normalse tek nöbette ilaçsız izlenebilir. Nöbetlerin tekrarlama riski %30-50 arasında değişmektedir. Nöbet tekrarını kolaylaştıracak faktörlerden özellikle uzun süre açlık, uykusuzluk ve stresden kaçınma önerilir. Epileptik nöbetler kaynaklandığı bölge ve yayılım paterni olarak iki ana gruba ayrılır. Parsiyel nöbetler beynin lokalize bir bölgesinden kaynaklanır ve bu bölgeye ait klinik bulgular mevcuttur. Jeneralize nöbetler ise her iki hemisferde anormal elektriksel deşarjlar olması nedeniyle tüm vücutta yaygın olarak görülen nöbet aktivitesi ile kendini gösterir.

    Nöbetler çocuklarda çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilmekte, yenidoğan döneminden itibaren her yaşta farklı klinik şekillerde kendini gösterebilmektedir. Bazı nöbet tipleri (özellikle dalma, boş bakma) aileler tarafından farkedilememekte hekime başvuru ve tanıda gecikmelere , çocuğun algılama ve anlama kapasitesinde düşmeye yol açmaktadır. Süt çocuklarında ise durup dururken öne doğru veya arkaya doğru kapanma şeklinde bir hareket ağır bir epilepsi türü olan West sendromuna işaret etmektedir. Aileler tarafından özellikle geriye doğru olan kasılmalar gaz sancısı zannedilmektedir. Ergenlik dönemi kız çocuklarında özellikle sabah saatlerinde ortaya çıkan kollarda ani sıçrama ile elindekileri düşürme sakarlık ve beceriksizlik olarak algılanabilmektedir. Bazı nöbet türleri televizyon ve bilgisayar karşısında, banyo yaparken sadece olmakta ve refleks epilepsi olarak adlandırılmaktadır. Bu durumda tetikleyici faktörler açısından önlem almak tedavide birincil yaklaşımdır.

    Ayırıcı tanıda epilepsiyi taklit edebilen pek çok durum söz konusudur. Çocuklarda minör kafa travması ve ağlama sonrası olan katılma (soluk tutma ) nöbeti, mastürbasyon, reflüye bağlı kusma sonrası nöbet benzeri tablo bu duruma örnektir. Bazen epileptik hastada da sekonder kazanç sağlamak amacıyla yalancı nöbetler görülebilir. Konversiyon bozukluğu durumunda başedilemeyen ruhsal sorunlar asıl neden olup klinik olarak nöbeti taklit eden tablo söz konusudur.

    Epilepsi tanısından emin olunduktan sonra tedavi başlanmalıdır. Tedavi uzun süreli olup en az iki yıl süreyle bazı durumlarda ise beş yıl veya ömür boyu her gün ilaç alınmasını gerektirmektedir. Bu nedenle aile ile iyi bir işbirliği ve kooperasyon sağlanması tedavide başarının temel anahtarıdır. Aileye nöbet anında yapılması ve yapılmaması gerekenler öğretilir. İlaçla ilgili gerekli kan tetkik takipleri ve ilaç yan etkileri konusunda bilgi verilir.

    Çocukluk çağı epilepsilerinin %30’u tedaviye dirençlidir. Bu grupta ilaç tedavisi yanısıra uygun hastalarda epilepsi cerrahisi ve vagal sinir stimülasyonu (beyin pili) diğer tedavi seçenekleri arasındadır.

  • Öksürük

    Öksürük

    Okul çağı öncesi çocuklarda öksürüğün en sık nedeni viral üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır.

    Çocuklarda tekrarlayan öksürük ciddi hastalıkların belirtisi olabilir.

    Öksürük kendi başına bir hastalık değildir. Akciğer enfeksiyonları, akciğer hastalıkları ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının bir bulgusudur. Altı aydan küçük bebeklerde öksürük bebekleri yorar. Özellikle sonbahar kış mevsiminde yaygınlaşan RSV (Respiratory syncythial virüs) daha büyük çocuklarda nezleye neden olurken; bebekler alt solunum yollarını ve akciğerlerin etkileyerek ciddi solunum zorluğuna yol açabilir. Öksürük kriz şeklinde geliyor ise, ateşle beraber seyrediyorsa, günlük aktiviteleri ve gece uykusunu etkiliyorsa doktora başvurulmalıdır.

    Öksürük, bronşlarda hava yollarında bulunan reseptörlerle ortaya çıkar. Oradaki mukusu ve yabancı cismi atmaya yönelik refleks faaliyete geçerek öksürüğü uyarır. Çocukların doktor ziyaretlerinin yüzde 70 nedeni öksürüktür. Grip, soğuk algınlığı gibi bir enfeksiyonlarda öksürük süresi genelde 10 -14 gün arasındadır. Bir çocuk senede 10 kez grip, nezle, soğuk algınlığı gibi nedenlerle hasta oldur. Enfeksiyonlarda 10-14 gün arasında öksürür ve bu hesaba göre bir çocuk senenin 140 günün öksürerek geçirebilir.

    Öksürüğün karakteri, eşlik eden diğer bulgular tanı aşamasında önem taşır. 1 aydan 1 yaşına kadar olan süt çocukluğu döneminde de viral üst solunum yolu enfeksiyonları, gastroözofageal reflü, zatürre, bronşiyolit gibi alerjik yapıyla ilişkili problemler öksürüğe neden olabilir.

    Okul çağı öncesi çocuklarda öksürüğün en sık nedeni yine viral üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Reaktif hava yolu hastalığı dediğimiz alerjik yatkınlığı olan çocuklarda çok sık öksürük olur. Yabancı cisim aspirasyonu da sürekli öksüren, özellikle de öksürüğün ani başladığı çocuklarda mutlaka akılda tutulmalıdır. Örneğin çocuk yemeğini yerken bir pirinç parçası ya da bir kuruyemişi yerken fındık parçası, fıstık parçasını akciğerine aspire ettiği zaman o bronşlarda durarak sürekli öksürüğü uyarır.

    Sonuç olarak öksürüğü tetikleyen ve sıklıkla görülen etkenler enfeksiyon ve alerjik yatkınlık olarak sayılabilir. Öksürüğün nedeni olan diğer nadir problemler arasında tümör, bazı yapısal anormaller, kistik fibroz, immotil silya sendromu dediğimiz hastalıklar yer alır.

    Çocuk olan evlerde sigara içilmemesi gerekir. Sigara dumanı, solunum yolunun koruyucu mekanizmalarını bozmakta, balgam üretimini artırmaktadır. Öksürükte bol su içilmesi balgamın daha kolay atılmasını sağlar, özellikle kış aylarında iç mekanlardaki havanın kuru olması solunum yollarının kuruluğuna, mukus kıvamının artmasına yol açar. Soğuk buhar, solunum yollarındaki iltihabi reaksiyonu çözmede daha etkilidir, böylece öksürüğü rahatlatır. Ancak, çoğu çocukta görülen buharın olumlu etkisi, alerjik hırıltısı olan çocuklarda görülmeyebilir.

    Burun tıkanıklığı, akıntısı olan çocuklarda öksürük çok sık rastlanan bir semptomdur. Burunda fazla miktarda üretilen mukus, boğazın arka kısmına akarak özelikle yatarken artan öksürüğe sebep olur.

    Ailelerin öksürük ilacı adı altında piyasada bulunan ilaçları, çocuklarına hekim önerisi olmadan vermemeleri gerekir. Öksürüğü kesmek için ilaç verilmesi mantıklı değildir. Öksürük bir reflekstir, vücudun solunum yollarını temizleme ihtiyacı olduğu anlamına gelir. Diğer tip ilaçlar ie balgam söktürücü ilaçlardır. Bu ilaçların bir özelliği de balgamı arttırmalarıdır. 6 aydan küçük bebeklerin öksürükleri efektif olmadığı için balgam ile tıkanabilirler.

    Sonuç olarak akılda tutulması gereken noktalar:

    • Öksürüğün nedeni basit olabildiği gibi ciddi de olabilir.
    • Aileleler öksürük belirtisini ciddiye almalı ve çocuk hekimine başvurmali, muayene yapılmadan ezbere ilaç kullanmamalıdır.
    • Özellikle tekrarlayan ya da uzun süreli öksürüklerin çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesi gerekir.
    • Öksüren çocuğun sıvı alımı arttırılmalıdır.
    • Oda nemlendirmesinde kullanılan buhar makinaları, sıcak buhar yapanları kolay enfeksiyon barındırabildiğinden, soğuk buhar yapanları da suyun minerallerini dahi havaya vererek akciğer hassasiyetini arttırdıklarından önermiyoruz.
    • Kalorifer / soba üzerine konulacak su dolu bir kap oda nemini gerekli düzeyde tutar.
    • Alerjik yapılı çocuklar için yün (atlet-yorgan-yastık-halı), hayvan tüyleri öksürüğü tetikleyebilir.
    • Ailesinde alerjik bünyeli kişiler olan çocuklarda alerji olma olasılığı yüksektir.

  • Çocuklarda alerji,alerjik bronşit,astım nedir ? Nasıl tanınır ? Nasıl tedavi edilir ?

    Çocuklarda alerji,alerjik bronşit,astım nedir ? Nasıl tanınır ? Nasıl tedavi edilir ?

    Alerji, çoğu bireyin temas ettiğinde sorun yaşamadığı bir maddeye karşı vücudun anormal duyarlılık göstermesi olarak tanımlanabilir. Alerji çoğu zaman aile bireyleri arasında genetik geçiş göstermektedir. Anne ya da babadan birinin alerjik vücut yapısına sahip olması durumunda çocukta alerji gelişme riski % 25 iken, hem annenin hem babanın alerjik olması durumunda bu oran % 50'ye çıkmaktadır. Hem anne, hem babada aynı alerjik hastalığın bulunması durumunda ise çocukta aynı hastalık görülme riski % 70 olarak bildirilmektedir.

    Çevremizde var olan her tür maddeye karşı alerjik reaksiyon gelişebilir. İlk 3 yaşta ağızdan alınan maddelere karşı (en sık inek sütü, soya ve yumurta) alerji gelişimi ön planda iken, 3 yaştan sonra hava ile alınan alerjenlerle (Ev tozu akarı, küf mantarı, polenler, hayvan alerjisi) reaksiyonlar ön plana geçer.

    Çocukluk çağında astım / alerjik bronşit hava yollarının çeşitli uyaranlara aşırı reaksiyonunun söz konusu olduğu, tekrarlayıcı, öksürük, hırıltı, hışıltı, nefes darlığı gibi belirtilerin yer aldığı bir hastalıktır. “Çocukluk Çağı Astımı” ve “Alerjik Bronşit” terimleri çoğu zaman eş anlamlı kullanılmaktadır. Ancak astım iki türlü olabilir: “Alerjik Astım” ve “Alerjik Olmayan Astım”. Çocukluk çağındaki astım olgularının % 90’ı “Alerjik Astım”dır. Dolayısıyla “Alerjik bronşit” terimi “Alerjik Astım”la eş anlamlıdır. Ancak bilinmelidir ki hastaların küçük bir kısmı da “Alerjik Olmayan Astım” grubuna girmektedir.

    Çocukluk çağında astımın % 90 oranında alerjik kökenli olduğu bilinmektedir. Yıl boyu maruz kalınan ev içi alerjenler bronşlarda alerjik iltihaba neden olur. Alerjik olunan maddeye bir anda aşırı maruz kalma, solunum yolu enfeksiyonları, soğuk hava, egzersiz, , kimyasal buharlar, hava kirliliği ve sigara dumanı gibi uyaranlarla temas sonucu astım belirtileri ortaya çıkar.

    Astım tanısı alan çocukların çoğunun hayatın ilk 2 yılında belirti verdiği saptanır. İlk yıllarda öksürük ve hırıltının ana uyaranı viral solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Bu yaşlarda akciğerlerin gelişiminin henüz tamamlanmamış olması, küçük hava yolu çaplarının dar, kıkırdak dokunun az olması, tekrarlayıcı bronş daralmasına katkıda bulunur. Dört beş yaşlarında akciğerlerin gelişiminin tamamlanması ile erken yaşlarda astım belirtileri gösteren birçok çocukta klinik olarak düzelme gözlenmektedir. Düzelmeyen bir grup hasta ve daha geç astım tanısı almış çocukların bir kısmı da ergenlik çağında klinik bir iyilik dönemine girerler. Genel olarak çocukluk çağında astım tanısı almış hastaların yaklaşık %50-60'ı ergenlik döneminde iyileşirler. İyileşen olgular genellikle alerjik olmayan olgulardır. İyileşen olguların bir bölümü orta yaş döneminde tekrar hastalık belirtileri göstermeye başlayabilirler. Alerjik astım olanların kendi halinde iyileşme oranı daha düşüktür. Alerji aşı tedavisiyle iyileşme oranı % 90’a çıkmaktadır.

    ÇOCUKLARDA ALERJİ – ASTIM TANISI:

    Astım tanısı koymada en değerli tanı aracı öyküdür. Öksürük, hırıltı ve / veya nefes darlığı belirtilerinin gece kötüleşmesi şiddetle astımı düşündürür. Yattıktan sonra veya sabaha karşı yaklaşık 30 dakika süreyle devam eden ve bronş genişletici ilaçlara olumlu yanıt veren öksürük aksi ispat edilene kadar astım kabul edilmelidir.

    Astım belirtileri gösteren tüm hastalara alerji testleri uygulanmalıdır. Alerji deri testi uygulamasının mümkün olmadığı, 3 yaş altı çocuklar, yaygın alerjik egzaması olan hastalar, anti-histaminik içeren ilaç kullanmakta olanlar, ciltte dermografismus adı verilen cilde bastırma sonucu kabarma reaksiyonu verenlerde, kanda bakılan alerji testleri (spesifik immünoglobulin E ) kullanılabilir.

    ÇOCUKLARDA ALERJİ – ASTIM TEDAVİSİ

    Tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi astımda da birinci basamak tedavi alerji geliştirilmiş olan maddeden uzak durmaktır. Uygun öneriler doğrultusunda alınacak çevre önlemleri ile hastalık belirtilerinin ve bronşlardaki aşırı duyarlılığın belirgin derecede azalması mümkündür.

    Çevre önlemlerinin yeterli olmadığı, ilaç tedavisinin uygun görüldüğü hastalarda havayolu ile akciğerlere çekilip bronşları tedavi eden sprey ilaçlar kullanılmaktadır. Bunlar sadece bronşları gevşetici özelliğe sahip “rahatlatıcı ilaçlar” ve alerjik iltihabın yarattığı aşırı bronş duyarlılığını azaltan “kontrol edici ilaçlar” olarak ikiye ayrılabilir. Son yıllarda bu amaca yönelik kana karışma oranı en aza indirilmiş yeni kuşak kortizon temelli sprey ilaçlar geliştirilmiştir. Alerjinin bronşlarda yapabileceği kalıcı hasarı önlemede tek seçenek olarak sunulan bu ilaçlarla astım belirtileri en aza indirilmektedir. Ancak bilinmelidir ki kortizonlu spreyler kullanıldığı sürece etkilidir. Altta yatan alerjik durum tedavi edilmezse bu ilaçlar kesildiğinde astım belirtileri geri döner. Alerjinin ve Alerjik Astımın tek kökten çözümü “Alerji Aşı Tedavisi”dir.Çeşitli metodlarla uygulanabilen aşı tedavisinde son yıllarda “Dil Altı DamlaAşı” metodu tercih edilmektedir.