Etiket: İlaç

  • Menopoz: Sil Baştan!

    Menopoz: Sil Baştan!

    Yaşam süresinin uzaması, kadınların yaşamlarının 1/3ini menopoz sonrasında geçirmesine yol açmıştır. Bu durum menopozun ve menopoz sonrasının bedensel ve ruhsal değişikliklerine dikkatleri çekmiş ve bu konu önemli bir sağlık sorunu haline geldi. Yapılan önemli gözlemsel araştırmalar ile bu dönem kadınlarında hormon ilaçlarının kullanımı çok faydalı olarak nitelendirilmişti.

    2002 yılında yayımlanan WHI (Women’s Health Initiative, Kadın Sağlığı İnisyatifi) isimli yayın hem konu ile ilgili tıp camiası üstüne, ama belki de daha şaşırtıcı şekilde daha öncesinden basına “bomba haber” olarak düşmüştü. Amerika Birleşik Devletlerinde 16bini aşkın (161,808) menopoz sonrası kadın üzerinde yapılan bu araştırma sonucunda hormon tedavisi “AFAROZ” edildi. Bu işle uzun yıllardır uğraşan hekimler sonuçlar karşısında hayrete düştü ve bu çalışma sonuçlarını mercek altına aldılar. Öncelikle eleştirilen en önemli konu yaş olarak değerlendirilmişti. Gerçekten de çalışmanın yapıldığı grup kadınların ortalama yaşları 50-79 (ortalama 64) idi. Olguların %12’si 20 yıldan fazla süredir menopoz sonrası dönemde idi. Bu anlamda bakıldığında 73 yaşında yakınması olmayan 22 yıldır menopozda olan bir kadına hormon ilacı verme gibi düşünce eleştirinin ana hedefi oldu. Üstelik rastgele seçildiği söylenen bu inceleme grubundaki kadınlarda yakınması olan bir grubun ayrıldığı ve mevcut olanlar içerisinde bir kısmında tansiyon yüksekliği gibi kalp damar sağlığını ilgilendiren hastalıkların bulunduğu bilgisi de bu çalışmanın yayınlandığı 2002 yılından sonra özellikle son 5 yılda ciddi eleştiriler almasına yol açtı. Bu çalışmayı yapan ekipte yer alan Prof Robert Langer, Prag’da yapılan 2016 Uluslararası Menopoz Derneği (IMS) toplantısında şu sözleri sarf etti: “klinik bir çalışmayı yürütme süreci çok çetrefilli. İnsan metabolizması ve fizyolojisi –işleyişi- karmaşık ve sürprizler ile dolu. Sonunda hiçbir zaman başlangıçtaki kadar akıllı olmuyoruz”. Konuşması adeta bu çalışmada yanlışlıklar olduğunu kabul ediyoruz anlamına geliyordu. Peki öyleyse günümüzde “menopoz” nerede, menopozda bizi neler bekler, hormon tedavisi ne durumda? İşte bu soruların cevaplarını aşağıdaki soru-cevap tarzında “Menopoz; sil baştan” olarak sizlere aktaracağım. Bu konu üyesi olduğum Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği Yönetim kurulunca da üzerinde çok uzun süreler bir araya gelinip çalışılmış ve bir rapor hazırlanmış bir konudur. Bu rapor ve yurtdışındaki güncel veriler ışığında soru ve cevaplara başlayayım:

    • Menopoz nedir?

    Menopoz asıl anlamıyla yumurtalıkların çalışmasının sonlanmasına bağlı olarak “son görülen adet kanaması”na verilen addır. Anlaşıldığı üzere tam anlamıyla tanısı geriye doğru konulabilir.

    • Menopozal süreçte ne tür yakınmalar olur?

    Menopoz öncesinden başlayan ve sonrasında yaşlılık (senilite) ye dek süren dönem yani klimakterik dönem yakınmaların en fazla görüldüğü dönemdir. Hatta bu dönemde de en çok perimenopoz Bu dönemde olguların %75 inde ateş basmaları (vazomotor semptomlar) görülür. Hatta %30 kadında bu ateş basmaları orta-şiddetli düzeyde olup yaşam kalitesini çok olumsuz etkiler. Ateş basmaları geceleri uykusuz kalmaya yol açar ki bu durum ertesi günü/günleri etkiler, yorgunluk, konsantrasyon kaybı, iş verim kaybı, depresif duygulanım gibi sorunları beraberinde getirir. Eklem ve kas ağrıları görülebilir.

    Menopoz sonrası süre geçtikçe vajinal kuruluk, yanma, ilişkide acı gibi sorunlar (GSM=genitourinary syndrome of menopause) da görülmeye başlar.

    Aslında tüm bu yakınmalar buzdağının üst kısmı gibidir; kalp ve kemik sağlığı her şeyin önünde olarak hormonların azalması ile birlikte olumsuz etkilenmeye başlar.

    • Menopozda kilo artışı olur mu?

    Orta yaşlardan itibaren kilo artışı yaşandığını hepimiz biliriz ki bu yaklaşık olarak yılda 0.5 kg kadardır. Ancak orta yaşta görülen bu kilo artışı menopoza atfedilemez. Bununla olmakla birlikte menopozda toplam yağ miktarında artış ve yağ dağılımında bir değişiklik olduğu gösterilmiştir. Kadınlarda özellikle bel bölgesinde yağlanma artışı söz konusu olmaktadır. Bu durum sağlık anlamına olumsuz bir işarettir ve gerek özenli beslenme gerekse egzersiz ile özellikle bel bölgesinde yağ birikimi engellenmelidir. Yapılan araştırmalar özellikle östrojen tedavisi alan kadınlarda bu olumsuz yağ dağılımının düzelme eğilimi gösterdiğini ve şeker hastalığı (Tip II diabet) riskinin azaldığını ortaya koymuştur.

    • Menopozda mıyım?

    Adet görmeyen kadınlarda, hekim muayenesi ve isteyeceği testler sonucunda menopozal süreç tanısı konur. Testler arasında yer alan FSH testinin yorumunu hekime bırakmak uygun olacaktır. Kitabi bilgi olarak 40 IU/L ve üstündeki farklı zamanlarda en az iki kez bakılan FSH değerleri yumurtalıkların çalışmadığını ifade etmekle birlikte tek başına FSH sonucu menopoz tanısı koydurmaz.

    • Erken Menopoz Nedir?

    Menopoz tanısı 40 yaşından önce konulduysa buna erken menopoz denmektedir.

    • Erken Menopoz neden olur?

    Büyük çoğunlukla belli bir neden bulunamaz. Bazen genetik bozukluklar (monozomi X, FMRI vb), doğuştan enzim eksiklikleri veya bağışıklık sistemi ile ilgili bazı problemler neden olabilir

    • Menopozu geciktirmek söz konusu mu?

    Hayır. Menopozu geciktirmek için maalesef bir ilaç veya yöntem yok. Ancak burada şu bilgiyi hatırlatmamız lazım “sigara içen kadınlar daha erken menopozu yaşamaktadır”. Dolayısı ile sigarayı bırakmak, en azından bu olumsuz faktörü ortadan kaldırmak uygun olacaktır.

    Menopozu geciktirmek mümkün değil ancak bu süreçteki kadınlarda düzenli adetlerin gelmesi ilaçlar ile sağlanabilir. Bu durum menopozun geciktiği anlamına gelmez.

    • Menopoz sonrasında kanamam oldu, ne yapmalıyım?

    Menopoz sonrası kanamaların büyük çoğunluğu hormonal ve iyi nedenlerdir. Ancak menopoz sonrası kanamaların %10-15 kadarında rahim kanseri saptanmaktadır. Dolayısı ile menopoz sonrası kanama durumlarında derhal hekime başvurmak gereklidir.

    • Menopoz sonrasında idrar kaçırmalarım var ne yapmalıyım?

    Alt idrar yolları da “östrojen” adını verdiğimiz hormona bağımlı olduğu için menopoz sonrasında bu bölgelerde de değişiklikler olur. En basit ifade ile temelde iki tür idrar kaçırma vardır: öksürüp aksırmak, hapşırmak, gülmek gibi karın içi basıncımızın artması ile olan idrar kaçırma (stres üriner inkontinans) ve ani gelen idrar sıkıştırma hissi ile olan tip (aşırı aktif mesane) idrar kaçırma.Bunların tedavisi ile ilgili olarak hekiminize danışmanız uygun olacaktır. Çünkü ameliyat veya ilaç gereksiniminiz yapılacak muayene ve bazı testler ile belirlenir. Bu anlamda menopoz tedavisi önerilmemektedir.

    • Menopoz sonrası dönemde en riskli hastalık hangisidir?

    Sıklık dikkate alınırsa genel olarak kadınlarda (ve de erkeklerde) ölüm nedenlerinin başında “kalp hastalıkları” gelmektedir. Özellikle menopozdan sonra östrojen adı verilen hormonun azalması ile kalp koruması azalmakta ve kalp hastalıkları riski artmaktadır.

    • Menopozdan sonra hangi vitaminleri kullanmalıyım?

    Düzenli beslenen kişiler için vitamin torbası ile gezmek (!) gerekli olmamakla birlikte, hekimin belirlediği vitaminlerin kullanılması uygun olacaktır. Bu konuda D vitaminin önemli olduğunu vurgulamak gerekir: günlük D vitamin gereksinimi menopoz sonrası kadında 800-1000 IU olarak belirlenmiştir. Bu kadar D vitamini besinlerle alınamayacağı için hekimin önerdiği şekilde D vitamini kullanmak gerekir.

    Kalsiyum takviyesi kullanılması ise son zamanlarda özellikle kalp krizi riski gibi çelişkili sonuçlar nedeniyle –hekim özellikle vermediyse- önerilmemektedir.

    • Peki ya tüm kadınların korktuğu meme kanseri? İlaç kullanımı meme kanseri yapar mı?

    Meme kanseri (cilt kanseri hariç tutulursa) kadının yaşam boyu karşılaşma riskinin en yüksek olduğu kanserlerdir. Yaşam boyu görülme olasılığı 8-10 kadında birdir. Meme kanseri riski genel olarak yaş ile birlikte artmaktadır.

    • Menopoz ilaçları kanda pıhtılaşmaya neden olur mu?

    Menopozal hormon tedavilerinde en dikkate değer dururum kanda pıhtılaşma eğiliminin artabilmesi riski olmakla birlikte kişiye özel olarak seçilen ilaçlar ile bu risk en aza indirilmektedir.

    • Menopoz sonrasında ilaç kullanmalı mıyım, kafam çok karıştı?

    Eğer

    1) Ateş basması başta olmak üzere yakınmalar varsa VE

    2) Kullanmaya engel bir durum yoksa,

    60 yaş altı (veya menopoz süresi 6 yıldan az) kadınlarda hekim önerisiyle menopoz ilaçları kullanılabilir. Ateş basmaları, uykusuzluk, vb gibi menopozal yakınmalar için bu ilaçlar en etkili tedavidir. Güvenle kullanılabilinir.

    • İlaç kullanmayı istiyorum, ama hangi ilacı ne kadar kullanmalıyım?

    Herkes birbirinden kişisel özellikler, şikayet şiddeti, tedaviden beklentileri nedenleriyle farklıdır. Bu nedenle size uygun ilacın seçilmesi muayenelere ve test sonuçlarınıza bağlıdır. Size reçete edilen ilaçları 5 yıl kontrollü olarak rahatça kullanabilirsiniz. Daha uzun süre kullanım da hekiminizin genel değerlendirmesi ve sizinle görüşmesi ile sağlanabilir.

    • Meme kanseri tanısı aldım ancak çok şiddetli ateş basmalarım var ve vajinal şikayetlerim var. Ne yapabilirim?

    Bu durumda sizlerin kullanabileceği etkinliği kanıtlanmış alternatif tedaviler de bulunmaktadır. Bunlar farklı hormon içermeyen haplar veya vajinal kayganlaştırıcılar kremler kullanılabilmektedir.

    • Menopoz sonrası cinsel ilişkiden kaçıyorum adeta, ne yapabilirim?

    Menopoz sonrasında “östrojen” hormonun azalmış olması nedeniyle vajen örtüsünde ciddi bir incelme olur. Bu durum ilişkide ciddi yanma, acıma yakınmalarına yol açar ve menopoz sonrası dönemde cinsel ilişkiden kaçmanın en önemli nedenlerindendir. Ayrıca cinsel istek (libido)’de azalma da hormonal nedenli olarak görülmektedir. Bu durumda öncelikle kremler veya fitiller ile vajenin yeterince kalınlaşması ve sonrasında da libidoyu artırmak uygun olacaktır. Yakın zamanda özellikle cinsel isteği artırıcı etkileri olan destek ilaçlar da ülkemizde raflarda yerini alacak.

    • Aktarlarda satılan bitkilerden menopoza iyi gelenleri hangisi?

    ASLA. Her ne kadar bitkiler günümüzde tıbbi ilaçların çoğunda genel olarak bulunsa da, aktarlardan alınan bitkilerde ne kadar etken madde olduğu ne kadar ve ne sıklıkla kullanılması gerektiği belirsiz ve adeta “göz kararı”dır. Bu nedenle bu tür bitkiler yerine hekime danışılarak eczanelerde satılan destek ürünlerin kullanılması daha uygundur.

    Kısacası sağlıklı menopoz ve sonrası dönem için lütfen kadın hastalıkları hekiminize yılda bir kez kontrollerinizi yaptırın ve danışın. Kadın yaşamının azımsanmayacak bu dönemini sağlıklı geçirin.

    Sağlık ve mutluluk dolu günler dileğimle…

  • TÜP BEBEKTE TEDAVİ MALİYETLERİ AZALIYOR MU?

    TÜP BEBEKTE TEDAVİ MALİYETLERİ AZALIYOR MU?

    Tüp bebek tedavisi yıllardır çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin başvurdukları ve sonuçlarıyla da sevindiren bir tedavi şeklidir. Toplumda yaklaşık her 7 çiften biri çocuk sahibi olmakta zorluk nedeniyle doktora başvurmaktadır. Bu çiftlerden bazıları yumurtlama takibi ve aşılama yöntemleri ile sonuca ulaşırken diğerlerinde tüp bebek tedavisi gerekmektedir.

    Tüp bebek tedavisi kısaca kadının yumurtası ve erkeğin sperminin laboratuvar ortamında karşılaştırılması ve oluşan embriyonun anne rahmine transferi işlemidir. 1978 de ilk tüp bebeğin doğumundan sonra bir çok çifte tedavi kapısı açılmıştır. Mikroenjeksiyon yönteminin bulunup geliştirilmesi ile özellikle erkek kısırlığında çağ atlanmıştır. Günümüze kadar milyonlarca bebek bu tedavilerin başarısıyla dünyaya gelmiştir.

    Üremeye yardımcı tedavi yöntemleri uygulanmaya başlandığından beri; tedavi protokolleri, kullanılan ilaçlar, embriyoloji laboratuvar ortamları ve kullanılan araç-gereçler yıllardır değişmiş ve gelişmiştir. Oldukça hızlı gelişim gözlenen bu alanda en önemli amaç yüksek gebelik oranlarına ulaşmak olmuştur.

    Bu tedavi süresinde her hastaya aynı yaklaşımlar uygulanmamaktadır. Kişinin yumurtalığının durumuna, hormonal özelliklerine, yaşına, kilosuna, daha önceki tedavilerine ve kısırlık süresine bağlı olarak kendisine özel tedaviler seçilmektedir.

    Tüp bebek tedavisi maddi açıdan da çiftleri düşündüren bir tedavi şeklidir. Bu tedavi metotları çok iyi eğitim almış tıbbi personel ve son derece modern tıbbi cihazlar gerektirmektedir. Kullanılan tüm tıbbi cihaz ve sarf malzemelerinin hemen tümü ithal edilmekte ve bunlar oldukça da pahalı olmaktadır. Ayrıca kullanılan malzemelerin çoğu tek kullanımlık olup işlem sonrası atılmakta ve yeniden kullanılmamaktadır. Aynı zamanda tedavi esnasında kullanılan ilaçlarda maliyete etki yapmaktadır.

    Günümüzde daha yeni ve kolay uygulanabilir ilaçlar üretilmeye başlanmıştır. Bunun sonucunda hasta dostu tedaviler ortaya çıkmıştır. Eskiden yaklaşık 45 güne kadar uzayan ve fazla miktarda ilaç kullanılması gereken sikluslar var iken yeni tedavi yöntemleri ile yaklaşık 10 gün süren ve çok daha az miktarda ilaç kullanımı gerektiren tedaviler ön plana çıkmıştır. Kişiye özel tedavilerdeki amaç daha iyi kalitede yumurta geliştirip gebelik oranını artırmak ve bazı hastalarda gözlenen yumurtalıkların aşırı uyarılması ile sonuçlanan yan etkilerden kaçınmaktır.

    Tedavi protokollerindeki bu değişim sonucunda daha az ilaç kullanıldığı için maliyet azalmaktadır. Aynı zamanda tedavi süresinin daha kısa süreli olması ve daha az hastane ziyareti bu düşük maliyete katkı sağlamaktadır.

    Amerika ve Avrupa ile karşılaştırıldığında ülkemizde çok daha uygun maliyette ve aynı başarı oranlarında tedaviler gerçekleştirilebilmektedir. Tedavi süresinin de (yaklaşık 10-15 gün) kısalması yurtdışından fazla sayıda insanın merkezlerimize başvurusunu açıklamaktadır. Tatil döneminde tedaviye başlayacak hastalarımıza önerilerimiz daha önceden internet Ya da telefon yoluyla bize ulaşmaları ve gereken tetkiklerini tamamlamalarıdır.

    Tüm çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere bizlerin de vesile olmasıyla hayallerinin gerçekleşmesini dileriz.

  • Gebelikte ilaç kullanımı

    Gebelikte ilaç kullanımı

    Kadınların hayatlarının pek çok döneminde farklı ilaçlar kullanmaktadır. Ancak hamilelik sürecinde gebelikte ilaç kullanımı, çok özen gösterilmesi gereken, kadın hastalıkları ve doğum uzman hekimin sadece önerdiği ilaçların ve takviye edici gıdaların kullanılması şeklinde gerçekleştirilmelidir. Gebelikte ilaç kullanımı, gebelerin kendi kararlarına göre ilaç kullanmamaları gereken yoksa bebeğe ciddi zarar veren sonuçlar ortaya çıkabilecek bir süreçtir.

    Gebelikte ilaç kullanımı çok dikkat edilmesi gereken bir konudur.

    Gebelikte ilaç kullanımı ilk paragrafta da bahsedildiği üzere üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur. Amerika’da hastalık kontrol merkezinin 2007’de New York’ta 493 gebe kadında yaptıkları bir araştırma kadınların %72’sinin gebelikleri sırasında 48 farklı sınıftan ilaç kullandıklarını ve ortalama 3.8 reçete yazıldığını ortaya koymuştur. Benzer örnekler ingiltere ve hindistan’da farklı örneklemleri ile yaşanmıştır. Burada durum Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı hekiminin ve diğer uzmanlık dalları ile ilgili yönlendirdiği hekimlerin önerdiği ve reçete ettiği ilaçlar dışında hiçbir ilacın kullanılmaması gerekliliğidir.

    Gebelikte ilaç gruplarının sınıflandırılması

    Gebelikte ilaç gruplarının sınıflandırılması konusunda FDA (Amerika Gıda ve Sağlık Departmanı) bebekte gözlemlenen fetal yan etkilere göre ilaçları 5 ayrı sınıfta incelemektedir.

    • Kategori A (A sınıfı): Gebelerde kontrollü çalışmalarda ilk 3 ay ( ilk trimester) ve diğer dönemlerde fetuse etki edecek herhangi bir risk bulunmayan ilaçlardır. Prenatal vitamin ve mineraller bu gruptadır.
    • Kategori B (B Sınıfı ilaçlar): Deney hayvanları ile yapılan çalışmalarda fetal risk yoktur ancak gebelerde yapılmış kontrollü çalışmalar yoktur ya da hayvanlardaki etkiler gebelerde gösterilememiştir. Penisilinler ve Sefalosporinler bu gruplarda incelenmektedir.
    • Kategori C (C Sınıfı ilaçlar): Deney hayvanlarından fetusa zararlı olan fakat gebelerde yapılmış kontrollü çalışmalar olmayan ilaçlar. Gebelikte alınan ilaçların çoğu bu gruptadır.
    • Kategori D: İnsanlarda fetal risk olduğuna dair kanıtlar vardır. Fakat beklenen yarara göre risk göz alınabilir.
    • Kategori X: İnsan ve hayvanlarda fetal riskleri belirlenmiş ve gebelikte kesinlikle kullanılmaması gereken ilaçlardır.

    Gebelikte bitki çayları ve gıda takviyeleri de ancakt doktor uygun görürse ve tavsiye ederse kullanılmalıdır.

    Tıbbi bitkiler ve takviye edici gıdalarda sistemik etki yaratıp fetüste ciddi yan etki oluşturabilecek etkilere sahip olabilirler. Bu sebeple yalnızca Kadın hastalıkları ve Doğum uzmanı hekiminizin önerisi ve tavsiyesi olan ürünleri kullanmalısınız.

  • Yumurtalık Kistleri ..

    Yumurtalık Kistleri ..

    – Yumurtalık kistleri tehlikeli midir?
    Yumurtalık kistleri de, pek çok kistlerde olduğu gibi, iyi ve kötü huylu olarak değişiyor. Ultrasonografik muayene, kistin iyi mi, kötü mü olduğuna dair fikir veriyor. Eğer şüphe oluşturacak bir görünüm söz konusuysa, kan testleri, tomografi ve MR gibi görüntüleme yöntemleriyle, kistin durumuyla ilgili yüzde 100’e yakın sonuça ulaşılır. 

    – İyi ve kötü huylu dediniz, bunları açabilir miyiz?
    Fonksiyonel kistler, yumurtalıkların döngüsel işlevleri sırasında oluşan kistlerdir ve genellikle birkaç aylık izlemeye alınarak, ilaçla tedavi edilebilirler. Üç aylık izleme sonucunda, ilaçla küçülme olmuyor ve aksine büyüme görülüyorsa ameliyat kararı verilir. Ancak, burada kadınların bilmesi gereken, 8 cm’e kadar olan basit kistlerin ilaçla tedavi edilme olasılığı çok yüksektir. Bu yüzden hemen ameliyat olmaları gerekmez. 

    – Peki ya fonksiyonel olmayan kistler nelerdir?
    Neoplazik dediğimiz fonksiyonel olmayan kistler ise genellikle ilaç tedavisine cevap vermezler. Örneğin edometrioma veya dermoid kistler kendiliğinden ya da ilaçla geçmezler. Fakat kist 2 -3 cm gibi küçük boyutta ise ve herhangibir yakınmaya yol açmıyorsa, ameliyat etmeye gerek yoktur ama mutlaka takibi yapılmalıdır. Fakat kötü hastalık şüphesi olan herhangibir kist tespit edilirse, boyut ve şikayete bakılmaksızın mutlaka ameliyat edilmelidir. 

    – Yumurtalık kistlerinde patlama söz konusu mudur?
    5 – 6 cm’in üzerinde yumurtalık kisti olan ve ilaç tedavisi uygulanan hastalar, cinsel ilişki sonrasında gelişebilecek patlama ihtimaline karşı uyarılmalıdır. Cinsel ilişki sonrası ani başlayan karın ağrısı, bulantı, kusma, soğuk terleme, tansiyon, bayılma gibi şikayetler söz konusu olursa, kişi acilen bir hastaneye kaldırılmalıdır. 

    – Son olarak, miyom saptanan bir kadında gebelik sorun olur mu?
    Bu tür vakalarda, bir gebelik söz konusu olursa, düşük, erken doğum, gelişme geriliği gibi riskler ortaya çıkabilir. Bu nedenle, gebe kalmadan önce kadınların jinekolojik muayene olmalarını öneririm. Belirli boyutun üzerindeki myomların gebelik öncesi çıkartılması gerekir. Cerrahi müdahale sonrasında ise bu riskler ortadan kalkmış olur. Fakat miyomu farketmeden hamile kalan kadınlarda ise, hamilelik süresince, miyom genellikle büyür, şiddetli ağrılara yol açabilir. Bu kadınlara gebelik süresince ve sezaryen sırasında myomektomi önerilmez.

  • Gebelikte İlaç Kullanımı

    Gebelikte İlaç Kullanımı

    Gebelikte İlaç KullanımıGebelik döneminde kadınların en çok korktuğu konulardan bir tanesi ilaç kullanmak zorunda kalınması durumunda kullanılacak ilaçların bebeğe zararlı etkileridir.Kadın-Doğum hekimlerinin en sık karşılaştığı sorulardan bir tanesi de gebe olduğunu henüz anlamadığı dönemde kullanılan veya gebelik süresi içerisinde zorunlu olarak alınması gereken ilaçların bebek üzerindeki etkileri ile ilgilidir. Gebelik döneminde ilaçların zararlı etkileri konusunda bir çalışma yapmak olası olmadığı için, bu konudaki bilgilerimiz daha çok vaka bildirimleri ve daha önceki kayıtların incelenmesine dayanmaktadır. Bu nedenle birçok ilacın bebek üzerindeki olumsuz etkileri konusunda kesin bir şey söylemek oldukça zordur. İlaç firmaları da bu konuda sorumluluk almak istemediği için prospektüste “gebelikte kullanımı sakıncalıdır” veya “hekiminize danışmadan almayınız” şeklinde ibareler koyarak sorumluluğu hekime yüklemektedir. Hekimler de yine aynı kaygıdan dolayı bazen gereksiz gebelik sonlandırması kararı verebilmektedir. En önemli kural gebelikte tıbbi durum ya da yakınmalar ilaç kullanımını gerektirmedikçe ilaç kullanmamak ve kullanılacak ilaçları mutlaka doktor önerisiyle kullanmaktır. Gebelik döneminde ilaç kullanımına karar verirken göz önünde bulundurulması gereken en önemli konu kar/zarar oranı ve ilacın güvenilirliğidir. İlacın potansiyel olarak bebeğe zararlı olduğu düşünülse bile, beklenen yarar daha yüksek ise ilaç kullanımına izin verilebilir. Gebeliğin ilk 10 gününde embryo dış uyaranlara duyarsız olduğu için bu dönemde alınan ilaçlar ya düşüğe neden olmakta, yada anomali yapmamaktadır. Yani “ya hep ya hiç” yasası geçerlidir. Gebelikte ilaç kullanımına karar verirken Amerikan Gıda ve İlaç Kullanımı (FDA) kriterleri göz önünde bulundurulmaktadır. Bu kriterlere göre ilaçlar aşağıdaki kategorilere ayrılmaktadır. Gebelik döneminde en sık kullanılan ilaçlar bulantı gidericiler, antiasitler (mide asidini düşüren ilaçlar), antihistaminikler (allerji belirtilerine karşı kullanılan ilaçlar), analjezikler (ağrı kesici ilaçlar), antibiotikler, sakinleştirici ilaçlar, uyku ilaçları gibi ilaçlardır.
    Gebelik döneminde kullanılan ilaçların 0’e yakını plasentadan bebeğe geçmesine karşın, ilaçların çok az bir kısmının bebekte istenmeyen durumların oluşmasına neden olduğu belirlenmiştir. İlaç bebeğin dolaşımına geçtiği andan itibaren bebeğin bulunduğu gebelik haftasına, maruz kaldığı ilaç dozuna ve ilacın teratojen (anomali yapıcı) etkilerine göre bebekle ilaç arasında etkileşim başlar. 
    Gebelikte Sıklıkla Kullanılan İlaçlardan Örnekler
    Gebelik dönemi hiç bir şekilde ilaç kullanılmaması gereken bir dönem değildir. Anne adaylarının çeşitli yakınmaları olduğunda bu yakınmaları gidermek amacıyla (bulantı, mide yanması, başağrısı gibi) ya da bir hastalığa yakalandıklarında hastalığı tedavi etmek amacıyla (idrar yolu enfeksiyonları, şeker hastalığı gibi) ilaç tedavisi verilir.
    Analjezikler (Ağrı kesici, iltihap gidericiler)
    Salisilatlar (aspirin) ve parasetamol (asetaminofen) gebelerin en sık kullandıkları ilaçlardandır. Bunlardan parasetamol (asetaminofen diğer adıdır) gebelikte kullanılabilecek en güvenli ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçtır. Ancak çok yüksek dozlarda (intihar amacıyla alınması gibi) anne adayında karaciğer hasarına ve bebeğin ölmesine neden olabilmektedir.
    Düşük dozlarda (80) miligram aspirin ise bazı riskli gebeliklerde (gelişme geriliği, lupus hastalığı, önceden ağır preeklampsi geçirmiş anne adayları gibi) halen kullanılmaktadır.
    Diğer Ağrı Kesiciler
    Nonsteroid anti enflamatuar adı verilen grupta yeralan ağrı kesiciler (parasetamol hariç çoğu ağrı kesici bu grupta yeralır.) arasında gebelikte en sık ibuprofen ve naproksen kullanılmaktadır. Bu ilaçların bebekte anomali oluşturmadıkları kabul edilir. Ancak bebeğin ductus arteriosusun ( doğumdan sonra kapanması gereken bir kalp kapakcığı) erken kapanmasına ve bebekte pulmoner hipertansiyon gelişimine neden olabildiklerinden 34. gebelik haftasından sonra kullanılmamaları önerilir.
    Enfeksiyonlar
    Enfeksiyonlar tıbben tedavisi zorunlu olan hastalıklardır ve gebelikte kullanıma uygun çok sayıda ilaç arasından enfeksiyona en etkili olanı seçilir.
    Antibiotikler
    Penisilinler yıllardan beri kullanılan ve antibiotikler arasında gebelikte kullanım açısından en güvenli olanlardır. Bunlara yeni jenerasyon penisilin türevleri de dahildir.
    Eritromisin de özelllikle penisilin allerjisi olanlarda kullanılan diğer bir antibiotiktir.
    Sefalosporin grubu antibiotikler konusunda yapılan kısıtlı sayıda çalışmada fetus üzerine olumsuz bir etki bildirilmemiştir. Bu grubun yıllardan beri anne adaylarında kullanıldığı gözöüne alınırsa penisilinler kadar güvenli olduğu söylenebilir.
    Antiasitler
    Bu ilaçlar ( rennie, gaviscon) alimünyum hidroxide, kalsiyum veya magnezyum içermektedir. Genel olarak gebelikte güvenle kullanılan bir ilaç grubudur, ancak yüksek dozlarda kullanıldığında kalsiyum ve magnesium düzeyindeki yükselmeler anne için zararlı olabilir.
    Bulantı-Kusma İçin Kullanılan İlaçlar
    Gebelerin %80’ninde bulantı-kusma yakınmaları görülür ve bunların önemli bir bölümünde ilaç kullanımına gereksinim duyulur. Bulantı-kusma tedavisinde kullanılan H1-reseptör blokörleri, fenotiyazinler, metokoloropamid ve ondensatron gibi ilaçların çoğu B veya C grubundadır ve bu nedenle gebelik sırasında kullanımı bebek için önemli bir risk oluşturmamaktadır. Dramamine, Postadoxin ve Emedur gibi ilaçlar rahatlıkla kullanılabilmektedir. Metpamid ve Zofran gibi ilaçlar konusunda daha az veri olmakla birlikte B grubunda incelenmekte ve kullanınımında önemli bir sakınca bulunmamaktadır.
    Metformin
    Metformin son dönemlerde polikistik over sendromu olan hastalarda sıklıkla kullanılan bir ilaç olup, gebelik sırasında bebek üzerinde olumsuz bir etkisi bildirilmemiş ve bazı çalışmalarda düşük olasılığını azalttığına dair bulgulara rastlanmıştır. Ayrıca diyetle düzenlenemeyen gebelik diabetinde de insüline alternatif olarak kullanımı konusunda da çalışmalar devam etmektedir. Gebelik döneminde kullanımı konusunda henüz bir görüş birliği bulunmamakla birlikte, gebe olduğunu bilmeden kullananlarda gebeliğin devam etmesinde bir sakınca yoktur.
    Epilepsi Tedavisinde Kullanılan İlaçlar
    Anne adaylarının yaklaşık 200’de birinde sara hastalığı vardır ve gebelikte de sara ilaçlarının devam ettirilmesi gerekir. Bu ise ciddi bir problem oluşturur, zira sara ilaçlarının çoğu bebekte anomali meydana gelme riskini artırır.
    İlaç kullanan saralı anne adaylarının bebeklerinde anomali ortaya çıkma riski 3-4 kat yüksektir. Ancak son çalışmalarda epilepsi hastalığının kendisinin de genetik yolla bebekte anomali oluşma eğilimini artırdığı yönünde fikirler öne sürülmektedir.
    Epilepsi Tedavisinde Anomali Riskinin Azaltılması İçin:
    Gebe kalmadan önce ilaç dozu azaltılmalı veya stoplanmalıdır
    Kombine ilaç kullanımı yerine sadece tek bir ilaç kullanılmalıdır
    Gebe kalmadan 1-2 ay önce günde 4-5 mg folik asit kullanılmalıdır
    Anomali riski en yüksek ilaç Valproat olduğu için mümkün olduğu kadar kullanılmamalı, eğer kullanımı zorunlu ise mümükün olan en düşük dozda kullanılmalıdır
    Diğer ilaç kesilip Lamotrigine kullanımına geçilebilir ve nöbetler kontrol edilebiliyorsa gebelikte devam edilir.
    Gebeliğin son 4 haftasında anneye K vitamini verilebilir
    Antidepressanlar
    Gebelik döneminde ağrı kesici ve antibiyotiklerden sonra belki de en sık kullanılan ilaç grubu antidepressanlardır. Antidepressanlar sadece psikiyatristler tarafından değil, diğer hekimler tarafından da reçete edilebildiği için oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır. Stresle başedebilmek, günlük kaygılardan uzaklaşma veya günlük basit reaktif ruhsal çökkünlüklerden kurtulmak için bile birçok kadın antidepressant kullanmaktadır. Bu konuda en çok kullanılan Prozac iile ilgili olarak bebekte önemli bir yan etkiye yol açmadığı yönünde birçok yayın bildirilmiştir.
    Sigara, Kokain, Esrar v.b Maddeler
    Sigara: Düşük, bebekte gelişme geriliği, erken doğum, plasentanın yerinden ayrılması, ani bebek ölümü ve doğum sonrasında solunum yolu hastalıklarına yol açabilir. Gebeliğin hangi döneminde bırakılırsa bırakılsın zararlı etkileri önemli ölçüde azalmaktadır. Özellikle 16. haftaya kadar bırakıldığında zararlı etkileri görülmemektedir.
    Kokain: Düşük, gelişme geriliğ, plasentanın yerinden erken ayrılması ve ani bebek ölümüne neden olabilir.Doğum sonrasında da bebekte öğrenme ve bazı becerilerde bozulmaya neden olabilir.
    Metamfetamine: Uyarıcı amaçlarla kullanılan bu grup ilaçların birçok anomaliye neden olduğu bildirilmekle birlikte, en önemli yan etkisi gelişme geriliğidir.
    Gebelikte Aşı Kullanımı
    Daha detaylı bilgi ve sorularınız için iletişim hattını ve e-mail adresimizi kullanabilirsiniz
    Aşı Adı Aşılanma Endikasyonları
    Tetanoz Son 10 yıl içinde aşılanmayanlarda yapılır
    Difteri Son 10 yıl içinde aşılanmayanlarda yapılır
    Kabakulak YAPILMAZ
    Kızamık YAPILMAZ
    Kızamıkcık YAPILMAZ
    Grip Hamileliğinin son dönemleri grip salgınına denk gelen kadınlarda önerilir
    Kuduz Gebelik düşünülmeden yapılır
    Hepatit A Ev halkında ya da yakın temas halinde olduğu kişilerde varsa yapılabilir
    Su Çiçeği Önerilmez

  • Mini Tüp Bebek Nedir ?

    Mini Tüp Bebek Nedir ?

    Mini İVF ya da mini tüp bebek tedavisi daha düşük dozda ilaç kullanılarak daha az sayıda ancak daha kaliteli yumurta geliştirilmesi mantığına dayanır. Geliştirilen bu yumurtalar alındıktan sonra yine mikroenjeksiyon tekniği uygulanarak döllenme sağlanır. Döllenme sonrasında oluşan embriyoların tutunma olasılığının daha yüksek olduğu düşünülerek hastaya transfer edilir. Aslında tedavide farklı olan yumurta geliştirme yöntemidir. 

    Ancak bu tedavi de ilaçsız tüp bebek tedavisi gibi genellikle yüksek doz ilaç kullanılmasına rağmen fazla sayıda yumurta elde edilemeyen ve kaliteli embriyo gelişmeyen bayanlarda tercih edilebilir. Özellikle ileri yaştaki ve yumurtalık rezervi azalan bayanlarda mini-ivf tedavisinin başarı oranları diğer klasik tedavilerden daha az değildir. Bu hastalarda çok yüksek doz ilaç kullanılırsa yumurta kalitesi de genellikle düşmektedir. Mini tüp bebek tedavisinde mantık hastanın kendi hormonları ve düşük doz ilaçlarla yumurtaların gelişmesidir. 

    FSH hormonu yükselmiş olsa da eğer normal adet görülüyorsa mini-ivf ile gebe kalmak için şansınız var demektir.

    Tedavide genellikle diğer klasik tedaviler gibi adetin 3. Günü klomifen veya letrozol ilaçları kullanılır ve vücudun kendi FSH hormonunun yükselmesi ve yumurtaların uyarılmaya başlaması beklenir..yaklaşık 4-5 günlük bir tedaviden sonra genellikle yumurtalar 10 mm ve daha büyük boyutlara varırlar..tedaviye ara verilmeden FSH v/veya Lh hormonuyla devam edilir..yaklaşık olarak 2-4 günlük bir tedavi sürecinden sonra yumurtalar toplanmaya hazır hale gelir..

    Mini-İVF tedavisinde diğer önemli bir avantaj da maliyetinin düşük olmasıdır..Çünkü tüp bebek tedavisinde yüksek doz ilaç kullanımı nedeniyle tüp bebek masrafına ek olarak ciddi bir maliyet oluşmaktadır.

  • Tüp Bebek

    Tüp Bebek

    Tüp bebek tedavisi aşamalarında, ilaç kullanımından da çekinen anne ve baba adayları, bu ilaçların kanser ya da menopoza yol açabileceğini düşünmektedir. Ancak yapılan sayısız bilimsel çalışma ve araştırma sonucunda böyle bir durumun söz konusu olmadığı ortaya konmuştur. Tüp bebek tedavisinde kullanılan hormon ilaçları, vücudun kendi ürettiği hormonlar ile aynıdır. Ancak tedavide gebeliğin sağlanması için bu hormonların daha fazla salgılanmasına ihtiyaç duyulur. Bu sebeple de vücutta salgılanandan daha yüksek oranlarda hormon takviyesi yapılır.

    Tüp bebek ilaçları kanser yapar mı?

    Anne ve baba adayları, tedavide kullanılan ilaçların kansere yol açtığına inanmaktadır. Bu düşüncenin hiçbir şekilde bilimse karşılığı yoktur. Kullanılan ilaçların kansere sebep olması söz konusu değildir. Yumurtalık kanserine yakalanma riski çocuk yapmayan kadınlarda daha fazla olmaktadır. Bu duruma yol açan kısırlık tedavisi değildir. Tüp bebek tedavisinde kullanılan ilaçlar çeşitli yan etkilere sebep olabilir. Bunlar:

    • Ruh halinde meydana gelen değişimler
    • Alerjik cevaplar
    • Karın ağrısı
    • İshal, kusma ve bulantı
    • Enjeksiyon uygulanan bölgede kızarıklık
    • Vücutta ödem
    • Baş ağrısı
    • Göğüste hassasiyet
    • Ateş basması
    • Yorgunluk, halsizlik
    • OHSS

    Çifte hangi yöntemle tedaviye başlanacağı ise çeşitli araştırmalar sonucunda belirlenir. Çiftin kısırlık sebebi, ne zamandır kısırlık sorunu yaşandığı, kadının yaşı gibi faktörlerle tedavi şekli belirlenir. İlk olarak tüp bebek tedavisinden önce aşılama gibi farklı yöntemler denenebilir. Doğrudan olarak tüp bebek tedavisine başlayan çiftler çoğunlukla ileri yaştaki anne adayları ve açıklanamayan kısırlık tedavileridir. 

  • Saç tedavi yöntemleri nelerdir ?

    Oral Tedavi yöntemleri

    Hastanın genel durumu, özelikle saç dökülmesinin evresine göre, hekim kontrolünde dökülmeyi azaltıcı, ilaç tedavisi uygulanabilir. Gerek saç ekim operasyonları öncesi, gerekse saç ekim operasyonları sonrası destekleyici farklı özeliklerde yararlı ilaçlar bulunmaktadır.

    Saç Sağlığı için tüm ilaçlar hekim kontrolünde alınmalıdır.

    Topikal Tedaviler Hangileridir?

    Bu ilaçlar, saçların inceldiği alanlarda saçlı derideki kan akımını arttırarak saç dökülmesini azaltır. Uzun yıllardır dünyada erkekler ve kadınlar tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Saç ekimi sonrasında ilk yeni saçların büyümesini hızlandırmak için de kullanılır. Özellikle verteks (tepe bölgesinde) etkilidirler.

    Saçlı Deri Mezoterapisi

    Mezoterapi potansiyel olarak saç ekimine gerekliliği azaltan bir tedavidir.

    Saç dökülmesi için uygulanan mezoterapi teknikleri mezoterapinin kendisinden geliştirilmiştir. Mezoplasti veya Mezohair gibi yaklaşımlar şeklinde adlandırılabilir. Hem bayanlar hem erkeklerde yeniden saç gelişimi üzerine olumlu etkileri gözlenmiştir.

    Amacı hastalığın yerleştiği alanla, tedavi uygulama alanının birbirine yaklaştırılmasıdır.

    Seçilen ilaç karışımları, bölgesel olarak küçük dozlarda özel iğneler ve özel tekniklerle cilt içine verilir. Dermis veya hipodermis, mikrosirkülasyon yoluyla aktif maddenin ulaşması gereken yere doğru yavaşça salındığı rezervuar bölge haline gelir. Dolayısıyla bu bir bölgeselyerel tedavi yöntemidir.

    Saçlı deri mezoterapisi;saç dökülmesini durdurmak, var olansaçın kalitesini arttırmak ve yeni saç çıkışlarını aktif hale getirmek için belli periyodlarla saçlı deriye uygulanabilen bir tedavi şeklidir.

    P.R.P Saç Tedavisi (Platelet Rich Plazma)

    PRP tedavisi ile zayıflayan, ölmeye başlayan saç kökleriniz ve tüy haline gelen saç telleriniz canlanarak saçlarınız eski sağlığına kavuşur.

    P.R.P. tedavisi (Platelet Rich Plazma) kendi kanınızın özel işlemlerden geçirilerek akyuvarları ile trombositlerinin ayrılması sonucunda elde edilen iksirin seyrelmiş ya da saçsız olan bölgeye enjekte edilmesi işlemidir. PRP Uygulamaları hastane ortamında gerçekleştirilir.

    P.R.P. tedavi yöntemi uzun yıllardır Avrupa ve Uzakdoğu’da uygulanan bir tedavi yöntemidir. Uzmanlar saç dökülmesi sorunu yaşayan ve saçlarında incelme ya da seyrelmeler başlamış kişilere PRP tedavisini önermektedirler. Türkiye’de yeni uygulanmaya başlanan PRP tedavisi sayesinde saç yenilenmesinde çok ciddi etkileri gözlenmiştir.

    Saç Fototerapisi

    AB, EFTA, Amerika kıtası ve dünyanın diğer bölgelerinde tıbbi olarak onaylanmış olup erkek ve kadın androgenetik alopesisinde ve genel anlamda kellik tedavisinde kullanılmaktadır.

    British Columbia Üniveritesinde yapılan ilk klinik uygulamada, 36 haftalık bir çalışmada % 96.7 oranda dökülmenin durması ve % 66.1 inde yeniden saç oluşumunun başladığı görülmüştür.

    İşlevi şudur: Vücuttaki kemiklerin gelişim ve onarımında etkin olan büyüme faktörünün salgılanmasını sağlayan bu enerji, benzer bir mekanizma ile saçtaki kıl folküllerindeki büyüme faktörünü de harekete geçirmektedir.

  • Yüzünüzdeki kahverengi lekeler !

    Yüzdeki kahverengi lekeler, hamilelik lekeleri ve çiller, akne tedavisi sonrası gelişen lekeler kozmetik olarak sıklıkla şikayet ettiğimiz sorunlardır. İnsanın ruh sağlığını, görünümünü, ilişkilerini ve özgüvenini önemli derecede etkiler. Tedavisi, zaman ve sabır isteyen bir durumdur. Ancak tedavi edilmezlerse, renk koyulaşır; renk koyulaştıkça, tedavinin yararı azalır. Tedavide ilk basamak güneşten korunmak ve lekenin sebebini araştırmaktır.

    Yüzdeki kahverengi lekelerin en sık sebebi güneş ışınlarıdır. Ayrıca hamilelik, tiroid hastalıkları, hormon tedavileri, bazı kozmetikler ve ilaçlar (epilepsi ilaçları, doğum kontrol ilaçları vb.) gibi pek çok faktör de renk maddesinin aşırı yapımına veya depolanmasına neden olabilir. Derinin kahverengi rengi, “melanin” olarak adlandırılan renk maddesine bağlıdır. Melanin maddesi, renk hücreleri tarafından yapılır. Derinin üst ya da alt tabakasında depolanır.

    Leke tedavisinin temeli güneşten korunmadır. Ayrıca kozmetik ürünler, hormon ve güneşe duyarlandırıcı ilaç kullanımının sınırlandırılması da gerekmektedir. Güneşten korunmayla birlikte, oluşmuş lekeleri soldurmak için, “renk açıcı” kozmetik ürünler de kullanılmalıdır. Günümüzde “renk açıcı kremler” adı altında pek çok ürün geliştirilmiş ve satışa sunulmuştur. Bu ürünlerin, koruma faktörü 30'un üzerinde olan güneşten koruyucular ve kimyasal peeling ile birlikte kullanılması, etkinliklerini arttırmaktadır. Güneşten koruyucular, tedavi sırasında ve tedavi sonlandırıldıktan sonra ömür boyu kullanılmalıdır. Çok az bir güneş ışığı bile renk hücrelerini uyarabilir.

    Leke tedavisinde etkinliğini belirleyen faktörler:

    • Kişinin tedaviye uyumu/”güneşten korunmak”, leke tedavisinin birinci adımı ve “olmazsa olmaz”ıdır. Güneşten yeterince korunmayanlarda tedavi tamamen başarısızdır. İlave olarak her güneş temasında lekeler koyulaşır ve derinleşir.

    Ancak, unutulmamalıdır ki, “güneşten koruyucu kremler” güneşten korunmanın sadece bir komponentidir. Asıl korunma, dışarıda geçirilen zamanı kısıtlamak ve koruyucu giysiler (şapka, gözlük vb.) giymektir. Ayrıca diyet desteği olarak mutlaka antioksidan içeren (özellikle vitamin C, A, üzüm çekirdeği özütü, alfa-lipoik asit vb.) tabletler kullanılmalıdır.

    • Sebebin belirlenmesi: Mutlaka bir hekim kontrolü altında, hormonal yönden değerlendirilmeli, kullanılan ilaçlar gözden geçirilmelidir.

    • Lekenin derinliği: Melanin depolanması ne kadar yüzeysel ise ürünlerin başarısı yüksek; melanin depolanması ne kadar derinse tedavi o kadar zordur; bazen tamamen başarısızdır. Dermotologlar, özel geliştirilmiş bir ışıkla, lekenin derinliğini tespit edebilirler. Tedavinin düzenlenmesinde ve takipte doğru adres bir dermotologdur.

    • Leke tedavisi uzun süreli bir tedavidir; zaman ve sabır ister: “renk açıcı” kozmetik ürünlerin, etkilerinin değerlendirilebilmesi için, en az 3-6 ay kullanılmalıdır. Tedavinin devamı ve kesilmesine, takip eden dermatolog karar verir. Tedavi sonrası tekrar nüks önemli bir sorundur.

    Gebe, Loğusa ve doğum kontrol ilacı kullanan bayan hastalarda tedavi önerilmemektedir. Gebelerde oluşan lekeler, genellikle doğumdan sonra 1 yıl içinde kaybolur. Önemli olan, bunlara güneş lekelerinin ilave olmamasıdır.

    Günümüzde pek çok “renk açıcı” ürün geliştirilmiş ve kullanıcıya sunulmuştur. Bu ürünlerin bileşimlerinde çoğunlukla: Vitaminler, kojik asit, arbutin, meyan kökü, meyve asitleri, azaleik asit, hidrokinon vb. maddeler ve bu maddelerin bileşimleri yer alır.

    Mekanik veya kimyasal peeling ile derinin üst tabakasının ölü hücrelerden arındırılması (profesyonel olarak), renk açıcı ürünlerin etkinliğini ve tedavinin başarısını arttırır.

    Son zamanlarda en etkin tedavi yöntemleri arasında; FRAXİONEL LAZER ve PRP (Platelet Rich Plasma-platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması) tedavileri sayılabilir. Her iki tedavi yönteminde amaç;hasarlı dokunun onarımını başlatmak ve hızlandırmaktır.Aslında derimizin bir yarayı iyileştirirken yaptıkları taklit edilir. Cildimize limitleri belli, hafif bir hasar verilir ve bu hasar derimizi hızla iyileştirmek için tetikleyici bir güç olarak kullanılır. Bu hasar sonrasında büyüme faktörleri salınır ve iyileşme süreci başlamış olur.

  • Sivilce tedavisi

    Sivilce tedavisi

    Sivilce neden oluşur ?

    Ergenlik sivilcesi adıyla sıkça karşılaştığımız sivilce problemi hastanın cilt yapısından kaynaklanır. Eğer anne veya babada veya yakınlarında sivilce problemi varsa sıkça çocuklarında da bu durum ortaya çıkabilmektedir.

    Cildimiz sürekli yağ bezleri tarafından yağlanmakta ve bu şekilde cildin üstünde koruyucu bir yağ tabakası oluşmaktadır. Bu yağ tabakası sayesinde mikroplardan, kimyasal maddelerden ve soğuk hava veya güneş gibi dış faktörlerden cildimiz korunur. Fakat bazı kişilerde yağ bezleri fazla çalışır ve de aynı zamanda yağ bezi kanallarının uçları tıkanmaya eğilimlidir. Bunun sonucunda şişen ve ucu tıkanan yağ bezi iltihaplanır ve bildiğimiz sivilceye yol açar.

    Yağ bezleri yoğun olarak yüz, sırt bölgesi ve gövde ön yüzünde yerleştiğinden sivilceler de en sık bu bölgelerde görülür.

    Sivilcede yanlışlar

    Pınar yaklaşık 17 yaşlarında sivilce problemi olan bir hastamız. Annesi de gençliğinde sivilce problemi yaşamış ve yüzünde hala izleri fark ediliyor. Pınarın yüzünde de özellikle alın ve yanak bölgesinde yoğun kist şeklinde sivilceler var. Bir kez cildiye uzmanına gitmiş fakat verdiği kremi birkaç kez yüzüne sürmüş sonra sıkılıp bırakmış bir daha da kontrole gitmemiş.

    Pınar birkaç kez eczaneye gidip öneri üzerine bazı kozmetikler almış. Fakat bunlar sivilcesini azaltacağına arttırmış bunun üzerine onları da kullanmamış. Arkadaş tavsiyesi üzerine kükürtlü sabun almış birkaç sabah bununla yüzünü yıkamış yüzü kurumuş, gerilmiş ama sivilceler geçmemiş.

    İltihaplıları patlatmak hobisi haline gelmiş. Fakat bu arada sivilcelere müdahale ettikçe yüzü leke ve izlerle dolmuş.

    Sivilcede doğrular

    Ayşe de 17 yaşında. Onun da Pınar gibi kistik şekilde çıkan sivilceleri var yüzünde hatta onun sırtında da sivilceler bulunmakta.

    Ayşe’nin gittiği dermatolog ona sivilcenin cilt yapısından kaynaklandığını ve sivilce tedavisinin bir süreç olduğunu izah etmiş. Sivilcelerden kurtulmasının 2-3 ay alabileceğini bunun için ilaçları düzenli kullanması ve kontrollerini aksatmaması gerektiğini söylemiş. Ayşe’ye aralıklarla kimyasal peeling yapılmış ve cildine uygun dermokozmetik ürünleri dermatoloğunun tavsiyesiyle kullanmış.

    Bu süreç sonunda cildini daha iyi tanıyan Ayşe yüzüne hangi kozmetiği kullanıp hangisini kullanmaması gerektiğini öğrenmiş. Tedavi sonrası yine doktorunun önerdiği bakım kremleriyle sivilcesiz bir cilde sahip olmuş.

    Sivilce tedavisi kişiseldir

    Sivilce bazen kuru ve karma cilt yapısına sahip kişilerde de görülebilmektedir. Bunun nedeni yağ bezlerinin yapısı ve özellikle hormonların etkisidir. Arkadaş veya eczane tavsiyesi ile alınan bir ilaç yüzünüzü kızartıp ciddi bir şekilde yan etki yapabilir. Dermatologlar sivilce tedavisi konusunda en uzmanlaşmış kişilerdir. Cildinizi bozmadan bir dermatoloji uzmanına başvurmanız büyük önem taşımaktadır.

    Tedavi aşamaları : Önce sivilcelerin tedavisi sonra sivilceli cildin bakımı

    Sadece sivilceleri tedavi etmek sonra muhtemelen cilt yapısı nedeniyle tekrar sivilcelerle karşılaşacak olan hastalarımız için çözüm oluşturmamaktadır. Tedavi sonrası çeşitli kremler önererek cildin yağ dengesini sağlamak büyük önem taşımakta ve çoğu hastamızda düzenli bakım kremlerinin kullanılması A vitamini türevleri gibi ilaçlara gerek kalmadan sivilce problemini çözmektedir.

    Sivilce tedavileri :

    · Antibiyotik içeren haplar : İltihaplı sivilceleri tedavi eder ve uzun süre kullanıldıklarında çıkmalarını engeller. Yan etkileri arasında mide ve bağırsak şikayetleri vardır. Eğer mide sorununuz varsa sivilce için antibiyotik yazan doktorunuzu mutlaka uyarınız. Bu ilaçların siyah nokta ve beyaz sivilcelerin üzerine bir etkisi yoktur. Sıklıkla kendi başlarına kullanılmaz başka kremler ile beraber verilirler.

    · Soyucu, kurutucu kremler : Antibiyotik kremlerle kombine edildiklerinde optimum sivilce tedavisini sağlarlar. Hem izlerin daha hızlı kaybolmasına neden olur hem de yağ bezlerindeki tıkaçları temizleyip siyah nokta ile yeni sivilcelerin oluşmasını engellerler. Yan etkileri kuruma ve hafif soyulmadır. Dermatoloğunuzun önereceği nemlendiricilerle bu durum çözülebilir. Bu etkileri nedeniyle sıklıkla akşam kullanılırlar. Şiddetli kaşıntı ve kızarma ile ciddi kabuklanma durumlarında ilaç bırakılmalı ve dermatolog ile görüşülmelidir.

    · Antibiyotikli krem ve jeller : Soyucu kremlerin cilt tipi nedeniyle kullanılamayacağı durumlarda ve soyucu ile kurutucu kremlerle beraber kullanılırlar. Yan etkileri nadiren allerji geliştirmeleridir. Tetrasiklin içerenler sürüldükten sonra güneşlenilmemeli ve uzun süre güneşte kalınmamalıdır.

    · Kimyasal Peeling : Hastanemizde sivilce tedavisinde sıkça kullandığımız kimyasal peeling ile cildin problemli üst tabakası meyve asitleri ile soyularak temizlenir. Siyah noktalar ve başlangıç halinde olan sivilceler de bu şekilde tedavi edilmiş olur. Ayrıca sivilceye bağlı kızarıklık şeklindeki izler de hızlı bir şekilde düzelir. Yan etki olarak cildin hassas bölgelerinde 1-2 gün süren geçici bir kızarıklık olabilir. Peeling sonrası 1-2 gün cilde sabun ve ilaç temas etmemelidir. Hastanemizde cildin üst tabakalarını soyan yüzeysel peeling yaptığımızdan hastalarımız günlük hayatına bir problem olmadan dönebilmektedir.

    · A vitamini türevleri : Bu ilaçlar cildin yağ salgısını azaltarak sivilce sorununu uzun süreli ve bazı hastalarda tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bunun yanında yan etkileri diğer ilaçlara göre daha fazladır ve aylık kan tahlili gerektiren dermatolog muayenesi ile reçete edilirler. Bizim yaklaşımımız bu ilaçları kistik (iyileşirken çukur bırakan) ve diğer tedavilere dirençli sivilcelerde kullanmak yönündedir. En önemli yan etkileri bayan hastalarda tedavi sırasında ve belirli bir süre sonrasında hamilelik oluştuğunda bebeğin sinir sistemindeki ağır yan etkiler nedeniyle alınması gerektiğidir. Bu ihtimal nedeniyle erkek hastalar da tedavi sırasında ve sonrasında kan veremez.

    · Doğum Kontrol Hapları : Özellikle adet dönemlerinde artan sivilcelerin ve polikistik over adını verdiğimiz hormonal dengesizlik yaşayan bayanlarda oluşan sivilcelerin tedavisinde etkilidirler. Uzun süreli kullanımlarında hasta doktor takibinde olmalıdır. Bunun dışında kanda çökme yapabildiklerinden uzun süreli oturma gerektiren uçak yolculuğu gibi durumlarda kan sulandırıcı bir ilaç doktorunuz tarafından önerilmelidir.

    Sivilce , kozmetikler ve makyaj :

    Özellikle yoğun yağ içerikli nemlendirici ve güneş koruyucular sivilceyi arttırır. Bunun dışında fondöten ve pudra gibi kapatıcı makyaj malzemeleri de yağ bezlerini tıkayarak yüzde sivilcelenme yapabilirler. Bu nedenle dermatoloğunuzun size önereceği dermokozmetik tarzda ürünleri ve makyaj ürünlerini kullanmalısınız.