Etiket: İhtiyacı

  • Kıskançlık Psikolojisi

    Kıskançlık Psikolojisi

    Aranızda hayatının belli döneminde birisini delicesine kıskanmamış olan var mı?
    Sadece belli bir dönem değil, ömrü boyunca kıskananlar var. Kıskançlık doğal bir duygu olmakla birlikte kişinin hayatını etkiliyorsa ve kişinin yakın ilişkilerindeki işlevselliğini bozuyorsa nedenini anlamak ve detaylı değerlendirmek faydalı olabilir.
    Peki neden kıskanırız?
    •Ödipal dönemdeki (3-6 yaş) bir erkek çocuğu anneyi, bir kız çocuğu da babayı kendine sevgili yapabilir ve ona karşı yoğun yakın duygular hissedebilir. Bu normal bir süreçtir ve zamanla geçer. Fakat anne ve baba da çocuğuna sevgilisiymiş gibi davranırsa, çocuğu dudağından öperse, çocukla beraber aynı yatakta uyursa, çocuğa aşkım,sevgilim vs. derse bu davranışlar çocuğa iyi gelmeyebilir.
    Anneyi sevgili yapan erkek çocuk babasına karşı, babayı sevgili yapan kız çocuğu da anneye karşı bilinçdışı bir düşmanlık geliştirir. (bkz;ödipus/elektra kompleksi)
    Çünkü sevgili yaptığı adam/kadın başkasıyla beraberdir ve başkasına aittir.
    •Bu çocuk büyüyüp yetişkin olduğu zamanda zihni aynı üçlü ilişkiyi tekrar eder.
    Kendi karısını herhangi başka bir erkekten aşırı derecede kıskanabilir. Veya kadın, kocası başka kadınla çok az konuşsa bile kafasında hemen aldatılma senaryoları yazabilir.
    •Aslında senaryoları yazan ve partnerini kıskanan yetişkin parçası değil, küçükken bir ebeveynini diğerinden kıskanan parçasıdır.
    •Ailede kıskanç kişiler varsa ve bizler küçükken kıskançlık ile ilgili olaylara çok fazla şahit olmuşsak kıskançlık duygusunu başkalarından modellemiş de olabiliriz.
    •Bir diğer neden ise, özel hissetme ihtiyacı. Her insanın özel hissetme ihtiyacı vardır. Fakat bu ihtiyacın karşılanmasını engelleyen kişiler bizde yoğun öfke ile beraber kıskançlık duygusu yaratabilir.

    Peki bu durumdan nasıl kurtulacağız?

    Partnerimizi anne/baba yapıyorsak bunu ayrıştırma cümleleriyle zihnimize yeniden öğretmeliyiz. Modelleme yaptığımız kişiler için de aynı ayrıştırma geçerli. (Annem başka biri, eşim başka biri, Annem eşim değil. / Babam başka biri, eşim başka biri. Babam benim eşim değil)
    • Kişi özel hissetme ihtiyacını da kendisi giderirse, yani kendisine ‘’ bugün ne yapsam özel hissetmiş olurum?’’ derse ve aklına ilk geleni sık sık yaparsa, özel hissetme ihtiyacını onarmak için başkasına ihtiyaç duymayacaktır.

  • Kabızlık nedir

    Kabızlık hastalık değil bir semptomdur.

    Bazı hastalarda kabızlık zorlu dışkılama olarak görülse de bazılarında topak topak dışkılama, tuvalet ihtiyacı gelmesine rağmen dışkılama yapamama veya dışkılama sıklığında azalma olarakta ifade edilmektedir.

    Son bir yılda 3 aylık süre boyunca aşağıdakilerden 2 tanesinin olmasıyla biz hastamızda klinik olarak kabızlık vardır demekteyiz;

    1-Haftada defekasyon sayısının üçten az olması

    2-Toplam tuvalet ihtiyacının %25’inden fazlasında sert dışkının olması

    3-Toplam tuvalet ihtiyacının %25’inden fazlasında tam boşalamama hissinin olması

    4- Toplam tuvalet ihtiyacının %25’inden fazlasında aşırı zorlanma olması

    5-Tuvalet sırasında boşalmanın sağlanması için parmakla boşaltım ihtiyacının olması

    Kabızlığı olan hastalar yaşam tarzı, diyet ile alınan fiber (lif) ve su miktarı açısından değerlendirilmeli, medikal özgeçmişi, geçirdiği oprerasyonlar, psikiyatrik hastalıkların sorgulanması gerekmektedir. Hastaların ilaç kullanımı gözden geçirilmeli ve gerekli fizik muayeneleri yapılmalıdır. Gerektiği takdirde kan tetkikleri (Tam kan sayımı, kalsiyum, glukoz, tiroid fonksiyonları) istenmelidir.

    Kabızlığı olan birisinde aşağıdaki bulgulardan veya durumlardan birisi varsa kolonoskopi yapılması gerekmektedir;

    • Gayta kalınlığında değişiklik

    • Gaytada gizli kan pozitifliğinin olması

    • Demir eksikliği anemisi

    • Tıkayıcı bulguların olması

    • 50 yaşın üzerinde daha önce kolon kanseri taraması yapılmamış her hasta

    • Yeni başlangıçlı kabızlık

    • Makattan kanama

    • Rektal prolapsus

    • Kilo kaybı

    Kabızlığın tedavi yaklaşımında yaşam tarzı değişiklikleri, diyet ve takviyeler, ilaçlar ve gerekli vakalarda cerrahi tedavi yöntemleri kullanılabilmektedir.

  • Yaşam tarzı değişikliği; ye iç sev…

    Öğün atlamak veya çok az yemek temel besin öğeleri, vitamin, mineral, protein ve temel yağ asitlerinin alımını azaltır.

    Ne kadar az yerseniz, yorgunluk, yetersiz beslenme, düşük enerji seviyesi ve ani açlık krizleri gibi yan etkiler de o denli güçlü olur; bu nedenle, sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürmenin anahtarı dengeli beslenmedir

    Meyva ve Sebze yerken hem 5 porsiyon almaya, hem de seçim yaparken çeşitli renklerde ürün tüketmeye çalışmalısınız

    Besinsel lifler sindirimin düzenlenmesinde önemli bir rol oynarlar ve açlık hissinin kontrol edilmesine yardım edebilirler

    Kemiklerin ve dişlerin oluşumu ve onarımı için kalsiyuma ihtiyaç vardır. Kalsiyum sinirlerin çalışmasına yardım eder, kasların gerilip gevşemesini, kanın pıhtılaşmasını ve kalbin düzenli çalışmasını sağlar

    Protein, 8 tanesi temel kabul edilen 20 önemli amino asitten oluşur. Bu 8 amino asidi vücut üretemez ve bunların besinlerden temin edilmesi gerekir

    Alkol bazı besin öğelerine yönelik ihtiyacı arttırabilir

    Soğuk sularda yetişen balıklar önemli Omega-3 Yağ Asitleri kaynaklarıdır. Fakat balık sevmiyorsanız Omega-3 Yağ Asitlerini alabileceğiniz diğer kaynaklar keten tohumu, kabak çekirdeği, ceviz, kolza tohumu ve soya yağıdır

    Ayaküstü yenilen gıdalar çoğu zaman çok fazla kalori, çok fazla yağ ve çok az vitamin, mineral ve lif içerir. Düzenli şekilde bu tip gıdalar yemek vücudunuzun ihtiyacına yetecek kadar vitamin ve mineral almadığınız anlamına gelebilir.

    Bir vejetaryen olarak beslenmenizde başta protein olmak üzere ihtiyacınız olan tüm besin öğelerini temin etmekte zorlanabilirsiniz. Süt, peynir, patates, soya fasulyesi ve tam tahıllı gıdalar da protein açısından zengindir

    Bir vegan olarak gıda seçenekleriniz daha sınırlı olabilir. Bu nedenle ihtiyacınız olan tüm besin öğelerini temin etmek daha zordur

    Dış etkenler ekstra besin öğelerine yönelik ihtiyacınızı etkileyebilir

    Optimum sağlık ve zindelik için egzersizle birlikte dinlenme ve dengeli beslenme esastır

    Daha az gıda tükettikleri ve muhtemelen kilolarına dikkat ettikleri için kadınların beslenme ihtiyaçlarını karşılamada erkeklere kıyasla daha fazla zorlanabilirler

    Yaşlandıkça vücudumuz beslenme elemanlarının emilimini eskisi kadar iyi gerçekleştiremez ve dolayısıyla da normal günlük beslenmeniz ile yeterince besin öğesi almıyor olabilirsiniz

  • Yemekten Sonra Diyet Yapsam

    Yemekten Sonra Diyet Yapsam

    Merhabalar. Yeme davranışı bir ihtiyaç mı tercih mi yoksa bağımlılık mı? Bu soruların cevaplarını arayarak başlamak istiyorum. Diyet yapmakta zorlanan danışanlarımdan duyduğum ilginç cümleleri paylaşmak istiyorum. “Tam diyete başlıyorum, acayip acıkıyorum. Canım sıkılınca acıkıyorum. Moralim bozulunca midem kazınıyor, Stresliysem yerim. Mutlu olduğumda iştahım açılıyor. Karnımı doyurunca diyet yapsam olur mu? Mutfakta beni çeken bir şey var. Özellikle de geceleri.

    Biyolojik ihtiyaçlarımızın en öncelikli olanı beslenmedir. Peki yeme davranışı sadece karın doyurmak mıdır? Başka bir ihtiyacımızı da karşılıyor mu? Evet. Acıkmak, karnımızı doyurmak görsel zevkten başlar damak ve dilde devam eder, midenin dolgunluğunun ve kanımızın ideal değerlere ulaşmasına kadar devam eder. Bütün bu süreçlerde hem ihtiyaç var hem tercih var hem de bağımlılık var. İhtiyaç biyolojik bir süreçtir, doğaldır. Tercihler ve bağımlılık ise çoğu zaman doğal ve sağlıklı çizgiden sapmamıza neden olur. Örneğin Pazar kahvaltısı diye bir tören vardır kültürümüzde. Her şeyden iki üç çeşit olur mükellef sofralarda ve doyduktan sonra yemeye devam ederiz. Siz hiç obez olmuş bir aslan, zürafa gördünüz mü? Göremezsiniz. Çünkü diğer canlılar sadece ihtiyacı olan miktarı yiyor içgüdüsel olarak. Peki insanoğlu doyduktan sonra neden yemeye devam eder. Diyecekseniz ki gözü doymuyor. İşte bu kısmı psikolojik açlık. O asla doymaz. Mesele mide değil zihindir çünkü. Yedikçe kendini rahatlatır kaygıları hafifler kendini güven de hissettirir. Bi taraftan da kilo aldığı için rahatsızdır. Sonra İradesini kullanarak yemeyi kendine yasaklar. Yasaklayınca o içindeki doymayan psikolojik açlık onu sürekli ve daha çok dürter ve bir gün pes eder ve eskisine göre daha çok yiyerek kilo alır. Peki Diyeti bozanlar iradesi zayıf insanlar mıdır. Kesinlikle hayır. Onların iradeleri tam tersine çoğu insandan daha güçlüdür. Başka konularda neleri başardıklarını izleyin. Peki bu başarısızlık irade zayıflığından değilse neden kaynaklanıyor. İrade çatışması. Zihinlerinde asla bitmeyen irade çatışması. Şöyle düşünelim. Hani küçükken iki grup olup halat çekme yarışı oynardık. Hangi taraf daha çok çekerse o kazanırdı. İşte bu halat çekme düzeneğinin bir benzeri de zihnimizde kuruluyor. Bir taraf ye diye çekiştiriyor, diğer taraf yeme. İkisi arasında kalan insan yerken de rahat değil yemezkende.Çünkü Diğer taraf çekiştirmeye devam ediyor. Hiç rahat bırakmıyor. Ne kadar irade gücü ile dayanmaya çabalasak da mutlaka bir gün pes ederiz. Çünkü karşı tarafta azalmayan bir çekiştirme var. Kazanamadığınız bir yarışma yıllar sürerse pes etme eğilimimiz artar

    İRADE ÇATIŞMASI

    YE

    Zevkli

    Güçlü hissettirir

    Stresin azalır

    Mutlu olursun

    YEME

    Sağlığın bozulur

    Fit ve güzel olmazsın

    Özgüvenin azalır

    Mutsuz olursun

    Peki bu durumda ne yapmak lazımdır? Yememeye çalışırsak çatışma yaşarız. Bu irade çatışmasını sonlandırmanın yolu YE diyen tarafın çekiştirmesini durdurmaktır. Gerçekten fazla yemeye ihtiyacımız var mı. Yok. Gerçekten fazla yemek mutlu eder mi? Hayır. Gerçekten çok yemek yemek strese iyi gelirmi sorunlarımızı çözmemize yardım eder mi. Hayır. İşte böyle bize yemeyi emreden tarafı yok etmeliyiz. Tabiki rasyonel ispatlar sunarak zihinimizi ikna etmeliyiz. Yanlış inançları yok ederek yerine sağlıklı ve gerçekçi bilgiler koymalıyız. Bunu yaptıkça da zaten otomatik olarak ihtiyacımız kadar yeriz. Nerden biliriz ihtiyacımız olan miktarı. Tabiki bu bizim genetik kodlarımzıda hazır. Bunu sağladığımızda ne halat kalır ne çatışma ne de çekiştirme. Kolaylıklar dilerim. Hoşçakalın

  • Alışveriş Psikolojisi

    Alışveriş Psikolojisi

    “Eğer mağazalara sadece bir şey satın almaya ihtiyacımız olduğunda girseydik ve girdiğimizde de yalnızca almaya ihtiyacımız olan ve almayı planladığımız şeyi almakla kalsaydık, ekonomi çökerdi.” Paco Underhill

    İnsanlar ekonomik faaliyetleri sonucunda elde ettikleri gelir ile yaşam giderlerini karşılar. En temel yaşam giderleri biyolojik ihtiyaçlardır. Gıda, barınma, giyim, sağlık vs… Daha sonra eğitim ve gelişimlerine yönelirler. Bunlar karşılandıktan sonra da tatil ve eğlence faaliyetlerine harcama yapar. Bu genel tespitler geçerliliğini hala koruyabiliyor mu dersiniz? Günümüz de ihtiyaçlar harcamaların çok altında kalmıştır. Ürün çeşitliliği ve niteliği inanılmaz düzeylere ulaşmış, insanların arzularını sürekli satın almaya kamçılamaktadır. Alışveriş merkezleri, mağazalar&marketler zincirleri şehir hayatında sosyal, kültürel ve ekonomik hayatın çok önemli bir parçası haline geldi. İnsanlar gezi, buluşma, sosyalleşme ve harcamayı bu şekilde birleştirmiş oldular. Ancak kontrolsüz, aşırı ve ihtiyaç fazlası harcamalara son zamanlarda daha sık rastlıyoruz. Peki insanların büyük bir kısmı neden ihtiyacı olmamasına rağmen alışveriş ihtiyacı hissediyor? Alışveriş bireyin hangi duygularını tatmin ediyor?

    Alışverişte gerçek ihtiyaçlar dışında 2 faktör etkilidir. Birincisi psikolojik çatışma ve doyumsuzluğun dışa vurumu. Satın almak ve sahip olmak; geçici de olsa insanları rahatlatan, tatmin eden ve güçlü hissettiren, insanlara güven ve haz veren bir olgudur. Aslında İçinde çözemediği duygusal eksiklerini alışverişle kapatmaya çalışan birçok kişi mevcut. İkincisi ise reklamların algı yönetimidir. Yani sanal ihtiyaç oluşturmak. Kişiler ihtiyaçları olduğu için değil, ihtiyacı oldukları düşündürülen şeyleri alırlar. Reklamlarla hangi duygulara göndermeler yapılır? Erkeklerin güce ve cinselliğe düşkünlüğü üzerinden, arabanın motor gücü cinsellikle birleştirilir. Cinsellikle ilişkisi olmayan ürünlere cinsel mesajlar yerleştirilir ve erkeğin bilinçaltına gönderme yapılarak o ürüne ihtiyacı olduğu algısı verilir. Kadınlarda ise içindeki güven ve kendini değerli hissetme ihtiyacı marka algıları üzerinden okşanır. Her markanın bir imaj algısı vardır ve kadınlara o markayı kullandıkları takdirde, bu imaja sahip olacakları ve ihtiyaç duydukları onaya, sınıf aidiyetine ancak bu marka ile kavuşacakları mesajı verilir. Çözüm aslında çok basit ama aynı zamanda çok zordur. Varoluşundaki değeri, kendi içinde bulan insan yani kendi değerini bilen ve kendini seven, kendisiyle barışık insan; onay mekanizması olarak sadece kendi onayını arar, dışarıda onay aramaz ve şişirilmiş maskelere, markalara ihtiyaç duymaz.

    Bazı insanlarda sürekli satın alma dürtü ve davranışı o kadar ilerlemiştir ki artık ciddi bir patolojik bağımlılık tablosu oluşturur. Bu bağımlılığa onyomani diyoruz. Onyomani; alışveriş bağımlılığı ya da takıntılı alışveriş davranışı olarak tanımlanabilir. Çoğu zaman ihtiyaç dışı ve kontrolsüz bir şekilde para harcama, aşırı alışveriş yapma arzusu, alışverişi ve para harcama ile yoğun zihinsel meşguliyet şeklinde gözlemlenir. Kişi ağırlıklı olarak kızgın, üzgün ya da kaygılı hissettiğinde alışveriş yapma ihtiyacı ve arzusu sergiler; alışveriş sırasında keyif, zevk ve coşku; alışverişin kısa süre sonrasında da geçici bir rahatlık, haz ve doyum hissederken; uzun vadede suçluluk, utanç ve sıkıntı hisleri belirginleşmeye başlar. Bir süre sonra, harcanan paranın miktarının ve yapılan alışverişin başlı başına kişinin hayatı için bir problem yaratmaya başlaması ile durum patolojik bir kısırdöngü haline gelir. Kişi, hayatındaki insanlarla ve yakınlarıyla para ve harcamalar konusunda tartışmalar ve çatışmalar yaşamaya başlar. Alışverişin tutarı ve alınanların miktarı konusunda yakın çevresine yalanlar söylemeye başlar; yanında kredi kartları olmadan kendini “eksik”, “yarım” hatta “kaybolmuş” gibi hisseder. Zaman içinde, kişinin özel, ailevi ve sosyal hayatında ilişkisel çatışmalara zemin hazırladığı gibi, mesleki ve maddi problemlere de neden olur.

    Alışveriş bağımlılığından kurtulmak için psikolojik destek, bireysel ve gurup tedavi, aile ve arkadaş desteği oldukça önemlidir. Bunun yanısıra alınabilecek kişisel önlemler şunlardır:

    Eğer böyle bir bağımlılığınız olduğunu düşünüyorsanız daha çok nakit para ile alışveriş yapmaya yönelin, böylelikle ödeyemeyeceğinizin üzerinde kredi harcamamış olursunuz.

    Bir alışveriş listesi yapın ve o listedekiler dışında birsek almamaya özen gösterin

    Alışverişe yalnız çıkmamaya özen gösterin. Yanınızda sizi frenleyecek birilerinin olması oldukça önemli.

    Kendinizi kötü hissettiğiniz ve iyi hissetmek için alışveriş yapma ihtiyacı hissettiğiniz anlarda yürüyüşe çıkın veya egzersiz yapın. Yürüyüşe çıkarken yanınıza para ya da kredi kartı almamaya özen gösterin.