Etiket: İğne

  • Dermoterapi nedir?

    Dermaterapi, dermaroller veya dermapen denilen aletlerle yapılan bir uygulamadır.

    Dermaroller silindir bir tambur üzerine yerleşmiş olan mikroiğneler şeklindedir.

    Dermapen aynı mantıkla yapılan işlemdir ancak burada iğneler adeta dikiş makinesi iğneleri gibi otomatik olarak batıp çıkarlar. Dermapen üzerindeki ayar ile iğne boyutları ayarlanırken dermarollerda çeşitli ebatlarda farklı aletler vardır.

    Her ikisinde de 0.5 mm ile 2mm arasında iğne boyutları bulunmaktadır.

    İşlem öncesi cilt üzerine lokal anestezik bir krem sürülür sonra cilt yüzeyinde belirli yönlerde ve basınç altında gezdirilerek mikrokanallar açılır. İşlem sırasındaki hareket yönü ve basınç düzeyi ciltte istenmeyen sarkma ve hasarlara yol açmaması için çok önemlidir. Her roller veya dermapen ucu mutlaka kişiye özel açılmalıdır.

    Yapılan işlem cilde bir travmadır ve yara iyileşme mekanizmalarını aktive eder bölgeye kan akımı artar fibroblastlardan kollajen üretimini artışını sağlar. Kollajen cilt altında yer alan ve ciltte sıkılaşmada önemli olan protein yapılı bir maddedir. İşlem sonrası peptid ve büyüme faktörü içerikli tedavi ajanları uygulanarak cilt yüzeyinde açılan kanallardan alt tabakalara ulaşması sağlanır.

    İşlemin sterilite kurallarına uygun yapılması, uygun dermaroller veya dermapen iğne büyüklüğünün seçimi, aletlerin kalitesi gibi noktalar tedavi başarısında son derece önemlidir.

    Bu işlem;

    Hassas ve kuru cildi olanlara,

    Retinoik asid tedavisi alan hastalara,

    Aktif enfeksiyonu olan kişilere,

    Yakın dönemde yüz bölgesine peeling ve lazer uygulanmış olanlara uygulanmamalıdır.

    İşlem sonrası yaklaşık bir saat devam eden kızarıklık dışında bir sıkıntı yaşanmaz. İşlem sonrası cildin güneşten korunması, tozlu ortamdan ve el temasından kaçınma, terlemeye yol açan ortamlardan ve egzersizden kaçınma ve birkaç gün makyaj uygulanmaması önerilir.

    Dermaterapi;

    Cilt canlılığı ve sıkılaşmasının sağlanması

    Gözenek genişliğinin giderilmesi

    Cilt lekelerinde aydınlanma

    Akne ve yara izi tedavisi

    Çatlak tedavisi sorunlarında kulanılmaktadır.

  • İplerle cilt germe

    Yaşla beraber, yerçekimine bağlı olarak, yüz derisi aşağı doğru sarkmaya başlar. Yüz ovali giderek bozulur, cilt elastikiyeti yavaş yavaş kaybolur. Günümüzde bu sarkmayı toparlamak için pek çok yöntem uygulanmaktadır. Cerrahi yöntem en etkin olmakla birlikte, herkes tarafından tercih edilmemektedir. Cerrahi dışındaki yöntemlerin sayısı da her geçen gün artmaktadır. Bu yöntemlerden biri de son zamanlarda popülerliği giderek artan, iplerle gençleşme, altın iplik, örümcek ağı gibi isimlerle anılan PDO (Pdydiaksonone) ipler kullanarak yüzü germe yöntemidir.

    PDO ETKİSİNİ NASIL GÖSTERİR?

    PDO iplikler dokularda eriyerek yok olur ve yerine sağlamlık, gerginlik yaratan daha genç bir iyileşme dokusu bırakır. Bu iplikler iğneler içine yerleştirilmiş olarak bulunur. İğneler uygun derinlikteki dokuya girer ve iplikler yerleştirilir. İğne bu işlemden sonra geri çekilir. Uygulamalarda değişik boy ve tiplerde iğnelerden ortalama 50-100 adet kullanılabilir. Bu ipler 6-8 ay içinde kendiliğinden dokular içinde eriyerek yok olur. Yerine gerginleşmeyi sağlayan daha genç ve gergin bir doku kalır.

    İŞLEM SIRASINDA NE HİSSEDİLİR?

    İşlemden önce lokal anestezi uygulanacağından acı hissi çok azdır.

    ETKİSİ NE ZAMAN BAŞLAR?

    İpler yerleştirilirken yavaş yavaş etkiler gözlenmeye başlar. 1-2 ay içinde değişiklikler fark edilir. Maximum etkiye 3 ayda ulaşır. Kalıcılığı 1,5-2 yıldır.

    İŞLEM SONRASINDA NELER GÖRÜLÜR?

    İğnenin giriş noktalarında kızarıklıklar, bazı alanlarda morluklar ve ödem görülebilir. Bunların hepsi geçicidir. Çoğu hasta hemen günlük aktivitesine dönmektedir.

    UYGULAMANIN AVANTAJLARI NELERDİR?

    İşlem süresinin kısa olması (Yaklaşık 30dk)

    İnsan dokusuna uygun olan ve alerji riski düşük olan PDO iplikler

    Lokal anestezi ile uygulamanın konforlu yapılabilmesi

    Kişinin günlük hayatına hemen dönebilmesi.

  • Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi nedir? Nasıl yapılır?

    Tiroid biyopsisi ne zamandan beri uygulanmaktadır?

    19. yüzyılın son yarısından itibaren yapılmaya başlanan iğne biopsisi tiroid patolojilerinin incelenmesinde güvenilir bir yöntemdir. Tiroid glandına iğne aspirasyon biopsisi 1950’lerden beri geniş olarak uygulanmaktadır. İsveç’te Karolinska Hastanesi’nde Söderström, 1952 yılında tiroid iğne biopsisini tanımlamıştır. Yapılan ilk biopsilerde kalın iğne kullanılmıştır. Daha sonra geliştirilen iğne aspirasyon biopsisi tekniği ile cerrahi olarak çıkarma gerektirmeden histolojik inceleme mümkün olmuştur.

    Tiroid ince iğne biyopsisi neden yapılır?

    Tiroid İnce İğne Aspirasyonu Biyopsisi tirod nodüllerinde tiroid kanseri varlığını araştırmak için kullanılan bir yöntemdir. Tiroid nodülü tiroid bezinde çevresinden kıvamca farklı ,yuvarlak yada oval kitlelerdir. İnce iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) tiroid nodüllerinin tanısında en önemli tanı yöntemidir. Günümüzde bu yöntem, benign ve malign tiroid nodüllerinin ayırt edilmesinde %95’lik bir doğruluk payı ile en etkili testlerden biri olarak kabul edilir Nodüller tek yada çok olabilir. Sadece muayene ile toplumda 100 kişinin ortalama olarak 5 inde nodül saptanmaktadır. Bu oran ülkemizde daha yüksektir. Ultrasonografi ile 100 kişinin 5-50 sinde tiroid nodülü tespit edilebilmektedir. Ülkemizde tiroid hastalıkları ve troid nodülleri yaygındır. Bu nedenle nodüllerde kanser var olup olmadığını ayırt etmek için troid ince iğne aspirasyon biyopsisi önem taşımaktadır. Ultrasonografi eşliğinde tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi küçük nodüllere (10 mm’den küçük nodüller) bile yapılabilmektedir.

    Kaç tür tiroid biyopsi yöntemi vardır?

    Eski yıllarda uygulanan kalın iğne biyopsisi yöntemi ağrının fazla oluşu, kanama görülebilmesi, ses telleri (laryngeal) sinir hasarı riskinin olması nedeniyle bu yöntem pek kullanılmamaktadır. Günümüzde ultrasonografi eşliğinde ince iğne aspirasyon biyopsileri tercih edilmektedir. Bu işlemde anestezi gerekli değildir, 0.5-1 cm. çapındaki nodüllere rahatlıkla uygulanabilir. Eğer anestezi gerekecek olursa %1 lidocain (ksylocaine) 1 ml.’lik disposable insülin enjektörü ile yapılabilir veya lokal anstezik kremler işlemden yarım saat önce uygulanabilir. Nodullerde tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisinin başarısı yapan kişinin deneyimine ve nodülün yerleşim yerine bağlıdır.

    Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi nasıl yapılır?

    İşlem hasta yatar pozisyondayken, boyun geriye atılarak uygulanmaktadır. İşlem öncesinde veya sırasında herhangi bir sakinleştirici ya da anestezi gereksinimi yoktur. Genellikle 10 cc.lik ve 22-23 Gauge tek kullanımlık şırıngayla, nodülün bulunduğu yerdeki cilt alkollü pamukla silindikten sonra, nodüle iğne batırılıp hücre almaya çalışılarak yapılır. İğne boyuna batırıldığında hastanın konuşmaması ve yutkunmaması istenir. İğne batırıldıktan sonra nodül içinde iğnenin döndürülmesi ve aşağı-yukarı oynatılarak şırınganın pistonuyla basınç yaratılmak suretiyle aspirasyon yapılması mümkündür. Aynı nodüle bir seferde birden fazla iğne batırılabilir. Ayrı zamanlarda bu biyopsi tekrarlanada bilir. Nodülden yeterli hücre alınamama olasılığı vardır ve bu oran yaklaşık %15-20 arasında değişir. Yeterli hücre alınamadığı durumlarda biyopsinin tekrarı gerekebilir. İşlem sırasında enjeksiyon yerinde ağrı (nadiren çene ve kulaklara yayılabilir ve 1-2 gün sürebilir) nodül ve tiroid içine az miktarda kanama, geçici ses kısıklığı, ciltte morarma, boyunda şişme, baş dönmesi, fenalık hissi, bayılma olabilir. Kanama ve morarma komplikasyonları antikoagülan ilaç alanlarda daha sık görülebilmektedir.

    İnce iğne biyopsisi esnasında patoloğun bulunması yetersiz materyal sorununu çözermi?

    İnce iğne biyopsilerinde aspirasyon işlemi sırasında teşhis koyabilecek kadar yeterli sıvının alınamaması durumu büyük merkezlerde bile bu oran %10’lardadır. İşlem esnasında Patoloji uzmanının hemen mikroskopta alınan sıvıya bakıp yetersiz ise hemen o an yeni bir örnek daha alınabiliyor. Böylece tanısallık oranı %100’lere yaklaşabilir. Ancak bilinmelidir ki bazı nodüllerin yapısından dolayı tanı konamayabilir.

    Tiroid ince iğne biyopsisinin yarattığı bir komplikasyon varmı dır?

    İlk uygulamaların yapıldığı dönemlerde en önemli komplikasyon olarak iğnenin girdiği trakt boyunca, lenf kanallarına ve venöz sistemine tümör yayılması olabileceği ileri sürülmüştür. Ancak yapılan yüzbinlerce iğne aspirasyon biopsisinde bunun klinik olarak önemli olmadığı sonucuna varılmıştır . Tiroid biyopsisi sırasında cilaltında kanama, nodul içinde kanama olabilir. Biyopsi sırasında boğazda iğne batması sonucunda hafif bir ağrı duyulabilir. Seyrekte olsa nodül içine veya dışına kanamaya bağlı boyunda şişlik,ağrı meydana gelebilmektedir. Nadir olarak birkaç vakada ses tellerine ait sinirlerinde felç gelişebilir. İşlem yaklaşık 5 dakika sürmektedir. İşlem sonrası 24 – 48 saat boyunca yutkunurken boğazda bir ağrı hissi olabilir, böyle bir durumda kan hastalığınız,mide rahatsızlığınız veya ilaç alerjiniz yok ise ağrı kesici kullanmanızda sakınca yoktur.

    Tiroid ince iğne biyopsisinde teşhis yanılmalarına sebep olan durumlar nelerdir?

    Biyopsi materyali bazı durumlarda kitleye yakın yerlerde bulunan kan, sıvı ve iltahap elemanları ile bulaş olabilir. Bu da teşhiste yanılmalara sebebiyet verebilir. Tümor kistik yapıya sahiptir ve kist sıvısında sitolojik inceleme için yeterli hücre olmayabilir.

    Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi raporunda kaç türlü sonuç olabilir?

    1. İyi huylu (kanser olmayan) nodül: Bu sonuç biyopsilerin % 50-60’ında elde edilen ve genellikle koloidal bir nodülün göstergesidir. Biyopsi iyi huylu olduğu zaman gelişmiş bir merkezde deneyimli bir patolog tarafından incelendiğinde bunun kansere dönme ihtimali % 3 ün altındadır. Genellikle, bu nodüllerin alınmasına gerek yoktur ancak büyümeye devam ederlerse ilerde yeni bir biyopsi gerekebilir.

    2. Kötü huylu (kanser) nodül: Bu sonuç biyopsilerin yaklaşık % 5’inde görülür. En sık görülen tiroid kanserlerinden biri olan papiller kanseri gösterir. Bu nodüllerin hepsi tercihen deneyimli bir tiroid cerrahı tarafından cerrahi olarak çıkarılmalıdır.

    3. Kuşkulu nodül: Bu sonuç biyopsilerin yaklaşık % 10’unda elde edilir veya bir foliküler adenom (kanserli olmayan) ya da foliküler kanser göstergesidir.. Doktorunuz tiroid nodüllerinin hangilerinin cerrahi olarak çıkarılmasına karar vermek için tarama almak isteyebilir.

    4. Tanısal değil veya yetersizdir. Bu sonuç biyopsilerin % 20’sinde gözlenir ve tanı için yeterli sayıda hücre elde edilemediğini gösterir. Nodül bir kist ise bu yaygın bir sonuçtur. Bu nodüller ameliyatla çıkarılamaz veya yeniden doktorun klinik kararına bağlı olarak ikinci defa ince iğne biyopsisi ile değerlendirilir.

  • Garip bir boğaz enflamasyonu

    Garip bir boğaz enflamasyonu

    Evet sık sık duyarsınız; veya bazılarınız ne yazık ki yaşamışsınızdır.
    Her ay ateşlenen yavrunuz, doktora gittiğinizde boğazının bembeyaz korkunç iltihaplı olduğu söylenir. Ve tabii ki mecburen antibiyotik başlanır… Çocuğunuz tam düzelir daha 1 ay ya geçer ya geçmez aynı tablo tekrarlar. Bir süre sonra ayda bir penisilin iğnesi olmak zorunda kalırsınız ama ne yazık ki sonuç değişmez, aynı tablo ayda bir ya da 2 ayda bir devam eder.

    Evet bu hep tekrar eder, çünkü enfeksiyon değildir yani sebep mikroplar değildir, çocuğunuz her atakta antibiotik sayesinde iyileşmez, aslında hastalık kendi seyrini bitirdiği için iyileşir. Çocuğun kendi bağışıklık sisteminin ortaya çıkardığı enfeksiyon dışı bir iltihabi durumdur, bugün için sebebi bilinmez henüz bozuk bir geni bulunamamıştır. Periyodik olarak ateş yapan hastalıklardan bir tanesidir. Kısa adı PFAPA sendromu olan bu hastalık İngilizce Periodic Fever (periyodik ateş), Aphtous stomatitis (ağız içi aftlar-yaralar)

    Pharyngitis Adenitis (boyun lenf bezlerinde şişme) kelimelerinin baş harflerinin bir kısaltmasıdır. İlk kez 1987 yılında Marshall tarafından tanımlandığı için Marshall sendromu adı da verilir. Ataklar arasında çocuk tamamen normaldir. Bugüne kadar bu hastalığın çocukta kalıcı bir zarar verdiği görülmemiştir. 2-4 yaşlarında başlayan hastalık genellikle 10 yaşından sonra giderek azalarak ortadan kalkar. Gördüğünüz gibi sıklıkla tabloya ateş ve kriptik tonsillit dediğimiz beyaz boğaz iltihabının yanında ağızda yaralar-aftlar ve boyundaki lenf bezlerinin şişmesi de eklenir. Ancak sadece ateş ve boğaz iltihabı ile seyreden farklı türleri de olabilir. Onlar henüz tanımlanmış olmasa da periyodik ateş sendromlarından biri olarak kabul edilebilir. Bu tabloda birçok çocuk hekiminin antibiotik başlaması çok doğaldır, çünkü Beta tipi streptokokların yaptığı boğaz iltihabına çok benzer, önemli olan aynı tablo birkaç kez tekrar ederse bu tanıyı akla getirmektir. Bugün için PFAPA sendromu tanısı koyduracak bir kan testi veya görünütleme yöntemi yoktur. Birçok enfeksiyonda ve iltihabi durumda olduğu gibi CRP, sedimantasyon ve beyaz kan hücreleri(lökositler) gibi değerler bu hastalıkta da yükselir, yani özgül bir bulgu değildir. PFAPA sendromunun tanısı ancak test-tedavi yaparak konabilir.

    Eğer bir çocuk periyodik olarak ayda bir ya da 2 ayda bir bu tabloyu geçiriyorsa, öncelikle bu boğaz iltihabının Beta olmadığı hızlı beta testi ile doğrulanmalı, sonuç negatif ise boğaz ne kadar kötü de olsa, ateş ne kadar yüksek de olsa çocuğa antibiotik başlamadan tek doz doktorunuzun önereceği antibiotik dışında bir iğne yapılmalıdır ve eğer çocuk 1-2 gün içinde hızla iyileşiyorsa tanı doğrulanmış demektir. Artık PFAPA sendromu tanısı kondu. Her ay antibiotik almaktansa lütfen böyle bir tanıyı koyabilme şansını çocuğunuzdan esirgemeyin ve doktorunuzun önereceği bu tek doz iğne tedavisine direnç göstermeyin. Çünkü günümüz koşullarında bu hastalığa başka türlü tanı koyma şansımız yok. Üstüne üstlük bu tek doz iğne bazen PFAPA ataklarının seyrelmesini bile sağlayabilir.

    Tek iğneden sonra çocuğunun ayda bir yerine 3-4 ayda bir hastalanmasını hangi anne-baba tercih etmez ki? Bağışıklık sitemini etkileyen bir ülser ilacının da koruyucu tedavide orta düzeyde etkili olduğu görülmüştür. Birkaç kez atak sırasında bu iğneye rağmen ataklar seyrelmiyorsa, korunma yötemleri işe yaramıyorsa tek tedavi yöntemi bademciklerin ameliyatla alınmasıdır. Ancak bunun başarı şansı da %75 civarındadır. Sonuç olarak, tekrar eden yüksek ateş şikayeti ile başvuran hastaların uygunsuz ve gereksiz antibiyotikler ile tedavisinden önce PFAPA sendromunu akla getirmemiz gerektiğini vurgulamak istedim.

  • Ağrısız doğum nasıl uygulanır ?

    Ağrısız doğum nasıl uygulanır ?

    Önceklikle anestezi doktoru anne adayına, odasında, yapacağı işlemi kısaca anlatır,varsa sorularını cevaplandırır. Sonra işlemin yapılacağı salona; doğumhane veya hazırlık odasına geçirir. Anne adayı sol tarafına yan yatar veya oturur, çenesini göğsüne dayar, kollarını omuzlarında çaprazlar ve olabildiğince öne doğru bükülüp sırtını kamburlaştırır. İyi bir pozisyon ve kıpırdamadan durmak, hareketsiz kalmak işlemin çabuk yapılması için çok önemlidir. Bunun için de anne ile devamlı sözel iletişimde bulunmak, yapılanları adım adım anlatarak onu rahatlatmak büyük önem taşır.

    İşlem 3 aşamada gerçekleşir:

    1.aşamada annenin sırtında uygulama yapılacak bölge, antiseptik bir sıvı ile silinir ve steril örtüyle örtülür. Bu enfeksiyonu önlemek içindir.Sıvı oda ısısında olduğu için anneye biraz soğuk gelebilir.

    2. aşamada cilt ve cilt altı çok ince bir iğne ile uyuşturulur. Bu şeker hastalarının (Diabetlilerin) kendilerine insulin yaparken kullandıkları çok ufak bir iğnedir. Bu iğneyi, anne adayı bir sivrisinek ısırığı kadar hisseder.

    3.aşamada ise epidural sahaya ucu künt bir iğne (tohy iğnesi) yardımıyla kateter yerleştirilir ve ilaç verilir. Özellikle bu aşamada annenin birkaç dakika kıpırdamadan durması çok önemlidir. Kateter yumuşak bir maddeden yapılmış, balık oltası (misina) kalınlığında incecik bir sondacıktır. İlk yapılan ilacın etkisi geçince ilave ilaç yapılabilmesi için yerleştirilir. Kateterin dışarıda kalan kısmı alerji yapmayan özel flasterle omuza kadar yapıştırılır.

    Kimlere Uygulanmaz ?
    * Kanama pıhtılaşma bozukluğu olanlara, antikoagülan (Pıhtılaşma önleyici ilaç) alanlara,
    * Enjeksiyon bölgesinde enfeksiyon olanlara,
    * Sıvı ve/veya kan kaybı ile beraber olan ve düzeltilemeyen aşırı tansiyon düşüklüğü
    * Kafa içi basıncı artmış olanlar (Beyin tümörü, kanaması vb)
    * Akli dengesi bozuk olanlara veya uygulamayı kesinlikle reddedenlere yapılmaz.

  • Akupunktur tarihçesi ve tedavi metodları

    Latince acus iğne, punctura batırmak, delmek anlamına gelir. Batı dillerindeki akupunktur sözcüğü Çince’de zhen jiu (zhen:akupunktur, jiu:moksibasyon) olarak kullanılır. Moksa adlı bitki yakılarak bazı noktalar ısıtılır. Buna moksibasyon denir.

    Çok eski dönemlerde, akupunktur tedavisi için keskin kenarlı taşlar kullanılmaktaydı. Zamanla bu taşların yerini kemik veya bambudan yapılan materyaller aldı. Daha sonra değişik metallerden yapılan iğneler kullanıldı. Günümüzde ise tek kullanımlık altın, gümüş ve çelikten üretilen iğneler kullanılmaktadır.

    Akupunktur vücut akupunkturu ve mikrosistemler olarak uygulanır. Vücut akupunkturunda 12 çift, 2 tek 14 ana meridyen ve ekstra meridyenlerin gövde, baş, boyun, kollar ve bacaklarda bulunan noktaları kullanılır. Mikrosistemler ise kulak (auriculotherapy), eller – ayaklar (su jok akupunktur) ve baş (scalp acupuncture) bölgeleridir.

    Meridyenler tüm vücudumuzu baştan ayağa dolaşırlar. Chi (qi) adı verilen hayat enerjisi de bu meridyenlerde akış halindedir. Geleneksel Çin tıbbına göre herhangi bir nedenle Chi’nin vücutta dolaşımı engellendiğinde hastalıklar ortaya çıkar.

    İnsan vücudu kırık bir kemiği iyileştirdiği gibi kendisini iyileştirme yeteneğine sahiptir. Akupunktur noktalarına iğne batırılarak beyne uyarı gönderilir ve insan vücudunun kendisini iyileştirme yeteneği ve mekanizmaları harekete geçirilir. Böylece bloke olan enerjinin akışı ve tedavi için gerekli maddelerin vücut tarafından salgılanması sağlanır. Enerji akışı dengeye gelince hastalık da iyileşmiş olur.

    Akupunktur Tarihçesi

    Akupunktur 5000 yıllık geçmişi olan bir tedavi yöntemidir.

    Akupunktur hakkında bilinen ilk kitabı Sarı İmparator Huang Di Nei Jing milattan iki yüzyıl önce yazmıştır. Bu kitapta akupunktur noktaları tanımlanmış ve pek çok hastalığın nasıl tedavi edildiği yazılmıştır.

    17. yüzyılda Çin’e giden misyonerler akupunkturun batıya geçişini sağlamışlardır. Akupunktur batıda uygulanmaya başlamışken 19. yüzyılın ilk çeyreğinde Çin’de özellikle sarayda yasaklanmış olmasına rağmen halk arasında uygulanmaya devam etmiştir. 20. yüzyılın ortasında ise yeniden yaygın şekilde uygulanmaya başlamıştır. Akupunktur bilen, yalın ayak doktorlar (barefoot doctors) olarak adlandırılan sağlık personelleri tüm ülkeye yayılarak birinci basamak sağlık hizmetinde önemli rol oynamışlardır.

    Akupunkturun ilk kez Uygur Türkleri tarafından uygulandığı da söylenmektedir. Bazı kazılarda bulunan ve akupunktur noktalarını gösteren eserler bu görüşü desteklemektedir.

    Akupunkturun etkileri:

    *Analjezik etki: Akupunkturun en çok bilinen ve kullanılan etkisidir. Çeşitli ağrıların giderilmesinde kullanılır.

    *İmmun sistemi düzenleyici etki: Akupunktur vücudun direncini artırır.

    *Homeostatik etki: Homeostazis organizmanın iç ortamının sabit tutulması, korunmasıdır. Akupunktur otonom sinir sistemi üzerinden homeostazisi sağlar.

    *Sedatif etki: Akupunktur tedavisi sırasında çekilen EEGlerde beyin dalgalarında değişimler tespit edilmiştir. Uyku bozukluklarının tedavisinde akupunkturun bu etkisinden yararlanılır. Akupunktur seansı sonrasında hastalar oldukça dinlenmiş ve rahatlamış hissederler.

    *Psikolojik etki: Akupunktur ile dopamin ve serotonin düzeyleri artırılabilmektedir.

    *Motor iyileştirici etki: Bazı felçlerde iyileşme sağlanabilir.

    *Rejenerasyon yapıcı etki: Akupunktur bölgesel kan akımını artırır. Böylece hücre yenilenmesini sağlar.

    Akupunktur Nasıl Uygulanır?

    Akupunktur belli noktalara özel iğnelerin yerleştirilmesiyle uygulanır. İğnelerde herhangi bir ilaç yoktur.

    Akupunktur seans sıklığı hastalığa göre değişir. Her gün, haftada 2-3 kez, haftada 1 kez veya ayda 1 kez yapılabilir. Bazı durumlarda, her yıl belli dönemlerde bir kaç seans tedavi uygulamak gerekebilir

    Akupunktur seansının süresi genellikle son iğne batırıldıktan sonra 20-30 dakika arasındadır.

    Akupunkturun Yan Etkisi Var Mıdır?

    Yeterli eğitimleri almış bir hekim tarafından uygulandığı takdirde akupunktur oldukça güvenli bir yöntemdir. Bazen iğne batırılan yerde morarma olabilir.

    Akupunktur uygulamalarında steril ve tek kullanımlık iğneler kullanılması gerekir. Bu enfeksiyon hastalıklarının bulaşmasını önlemek için şarttır.

    Akupunktur İğnesi Acıtır Mı?

    Vücuduna iğne batırılması düşüncesi pek çok insanı huzursuz eder. Akupunktur iğneleri çok ince altın, gümüş ya da çelikten yapılan iğnelerdir. İğne batırılırken acı hissedilmez ya da sinek ısırığı tarzında hafif bir acı hissedilebilir. Vücuduna batırılmış iğneler olmasına rağmen, seans sırasında bazı hastaların uyuduğu görülür.

    İğne fobisi olanlar ve çocuklarda lazer akupunktur uygulanabilir.

    Akupunktur Seansı Öncesi ve Sonrasında Dikkat Edilmesi Gereken Durumlar Nelerdir?

    Akupunktur seansı öncesi ağır yemek yenmemeli veya çok aç olunmamalıdır. 4 saat önce ve 2 saat sonraya kadar (seans günü uzak durulursa daha iyi) alkol alınmamalıdır. Aşırı aktivitede bulunulmamalıdır. Seans günü istirahat etmekte fayda vardır.

  • Akupunktur, akupunktur noktalarının özellikleri

    Akupunktur, akupunktur noktalarının özellikleri

    AKUPUNKTUR NEDİR?

    Akupunktur, Latince Acus (İğne) ve Puncture (Batırma) kelimelerinin birleşiminden oluşan bir deyimdir. İğne batırmak anlamına gelir. Akupunktur; vücuttaki yeri ve özellikleri belli olan noktaların genel olarak, çelik, gümüş veya altından yapılmış iğnelerin yanı sıra lazer iğne veya manyetik dalga ile uyarılarak yapılan bir tedavi yöntemidir.

    Akupunktur ülkemizde akupunktur eğitimi almış hekimler tarafından yapılmaktadır.

    Akupunktur tedavisinin 5000 yıllık bir tarihi vardır. İnsan vücudunda, akupunktur noktaları adını verdiğimiz elektriksel direnci düşük olup elektriksel potansiyeli yüksek olan noktalar bulunmaktadır. Bu noktalar el ve ayak uçlarından başa kadar bütün vücudu saran ve meridyen adını alan 12 çift ve 2 de tek olmak üzere 14 meridyen vardır. Ayrıca esktra akupunktur noktalarının bulunduğu ekstra meridyenler de bulunmaktadır. WHO (Dünya Sağlık Örgütü) nünde resmi olarak kabul ettiği 361 akupunktur ve 50 ye yakın da ekstra akupunktur noktası bulunmaktadır. Son yıllarda yapılan araştırmalarla bu noktalara yeni noktalar ilave edilmektedir. Tedavide Vücuttaki bu noktalar kullanılır.

    Akupunkturu tıpkı bir bilgisayara benzetebiliriz. Bilgisayardan hangi cevabı almak istiyor isek klavye üzerindeki ilgili tuşlara basmamız gerekmektedir. İşte akupunktur iğneleri ile yeri ve özelliği belli noktalara uygulama yapıldığında, o noktalardan beyne sinirsel uyarılar gider. Bu uyarılar sonucunda gerek beyinde bulunan salgı bezlerinden ve gerekse iğne uygulanan bölgelerden salgılanan bir takım salgılar da gerekli tedavinin oluşmasını sağlar.

    Akupunktur Noktasının özellikleri
    1. Elektrik rezistansı (direnci) düşük olan alanlardır.
    2. Dolayısıyla bu bölgenin elektrik potansiyeli 300 mV tan fazladır.
    3. Yüksek elektrik kapasitesi vardır.(0,1–1 mF)
    4. Bu noktalarda cildin nefes alması diğer bölgelerden daha fazladır.
    5. Bu bölgelerin sıcaklığı diğer alanlara nazaran daha fazladır.
    6. Bu bölgelerde ses sinyali daha fazladır. (2-15 Hz.,amplitüd ise 0.5-1 mV )

    Akupunktur çeşitleri:

    1. VÜCUT AKUPUNKTURU: Vücuttaki noktalar kullanılır. WHO (Dünya Sağlık Örgütü) nünde resmi olarak kabul ettiği 361 ve 50 ye yakın da ekstra nokta vardır.
    2. KULAK AKUPUNKTURU: Gene WHO tarafından 43 kulak akupunktur noktasının etkili olduğu tespit edilmiştir(Vücut noktalarının neredeyse % 10 nuna tekabül ediyor.
    3. YÜZ AKUPUNKTURU: Yüzdeki bazı özel alanlardır.
    4. AYAK AKUPUNKTURU
    5. EL AKUPUNKTURU: Suchzok Akupunkturu

    6.PERİOST AKUPUNKTURU. Kemik periostunun akupunktur iğnesi ile uyarılmasıdır.

    7. BURUN AKUPUNKTURU: Özellikle Amerikalı Doktor Ralph Alan Dale tarafından araştırılmaktadır.

    Akupunktur Uygulama Yöntemleri
    1. İğne
    2. Lazer
    3. Ultrason(ses dalgası)
    4. Elektro-akupunktur(Noktaya belirli voltaj ve de frekansta alternatif akım uygulamak
    5. Moksa (noktayı ısıtmak amaçlı kullanılan bir bitki=Artemisya Vulgaris)
    6. Cupping (Kupa çekmek = şişe çekmek yani noktaya belirli bir ölçü ve sürede vakum uygulamak)
    7. Tuina, An-Mo, Acupresure (Akupunktur noktasına özel masaj uygulaması)
    8. Akupunktur noktasına belirli ilaçları enjeksiyonu(Serum fizyolojik, vitamin v.s.)
    9. T.E.N.S Cilde iğne batırılmadan petler aracılığı ile elektrik akımı verilmesi.