Etiket: İfade

  • Çocuklarda Öfke Kontrolü

    Çocuklarda Öfke Kontrolü

    Çocuklarda yetişkinler gibi kaygı yaşayabilmektedirler. Hastalık, ölüm, boşanma, taşınma, yeni kardeşin dünyaya gelişi, okul değişikliği gibi diğer yaşam değişikliklieri gibi aile problemlerine ek olarak, çocuklar kendi haklarını korumaya çalışma ve kendi özsaygısını geliştirme ile de mücadele ederler. Birçok çocuk diğerleri tarafından küçümsenme, sözel ve fiziksel şiddet ile karşılaşabilir. Çocuklar uyumlu ve başarılı  olabilmek için üzerlerinde baskı hissederler ve kendilerindeki ve başkalarındaki farklılıkları kabul etmekte zorlanmaktadırlar.

    Öfkelenmek sağlıklı da olabilmektedir. Sonuçta çoğu zaman hepimiz öfkeleniriz. Önemli olan öfkeyi uygun yollarla ifade etmeyi sağlamaktır. Bu da oldukça doğaldır. Başkasına ya da kendisine zarar vermeden öfkesini ifade edebilen çocuk doğal bir sürecini yaşamış olmaktadır. Bununla birlikte, bir çok çocuk şiddetli öfke patlamaları sergiler ya da öfkenin yanlış yada kötü bir şey olduğunu düşünerek duygularını içe atar. Bazı çocuklar sinirlenerek öfkelerini çıkarırlar, bazıları ise saldırgan davranışlarıyla terk edilmişlik, reddedilmişlik, kayıp keder, acı  gibi duygularını maskelerler. Bu çocuklar öfkelerini anlamayı ve kontrol etmeyi öğrenemezlerse, kendilerine ve başkalarına gereksiz yere zarar verirler.

    Çocuklar bazı saldırgan davranışları arkadaşlarından, filmlerden, televizyondan ve bilgisayar oyunlarından öğrenselerde ilk başta ailelerinden etkilenirler. Çocuklar aile üyelerini izleyerek duygularını nasıl ifade edeceklerini öğrenirler. Eğer aile üyeleri öfkelerini olumlu bir şekilde ifade etmezlerse, çocuklarda büyük ihtimalle farklı davranmayacaklardır.

    Aileler sabırlı olmayı öfkelerini doğrudan ve saldırgan olmayan yollarla ifade etmeyi gerçekleştirmelidirler. Çocuklar aile üyelerinin kendi aralarında yaşadığı öfke ve çatışmalara şahit olmamaları gerekmektedir. Çocuk öfkelenebileceğini ve öfkelendiği zaman bu durumu ifade edebileceğini bilmelidir. Önemli olan öfke anında kendisine ve başkasına zarar vermeden bu öfkeyi dışarı çıkartmasıdır. Ailelerin çocuğun yanında oluşu , onun öfkesini anlamaya çalışması daha sonra da onun öfkesini nasıl yönlendirebileceğini göstermesi  çocuğun yalnız olmadığını ve sağlıklı olarak öfkeyi yansıtabileceğini hissetmesini sağlayacaktır. Böylelikle çocuk kendisini ifade etmiş olacak korkulan bir durumu aile ile beraber çözebileceğini anlayacaktır. Yalnızlaşmadan aile ile beraber öfkeyi çözen çocuk, sorun çözebilen bir birey olma yolunda bir adım atmış olacaktır.

  • Duygularımızın Etkileri

    Duygularımızın Etkileri

    Hepimizin duygularımızı bastırdığımız anları olmuştur. Aslında, biz duygu bastırma konusunda anlık değil, yaşam boyu süren bir alışkanlık edinmiş bile olabiliriz. Ancak bastırılmış duyguların bedenimizi nasıl etkilediğinin farkında mıyız?

    Ailelerimiz ve içinde yaşadığımız sosyal çevremiz, hayatımız boyunca bize belirli şekillerde davranmamız gerektiğini öğretti durdu. Hepimiz, belli durumlarda duygularımızı hiç filtrelemeden ve içimizden geldiği gibi ifade etmenin bize nelere mal olacağını öğrendik. Gördük ki, içimizden gelen bütün duyguları her zaman saf bir şekilde ifade ettiğimizde, özel yaşantımızda da, iş yaşantımızda da ilişkilerimizi sürdürmede sıkıntılar yaşıyoruz.Bunu yapmanın aslında sağlıklı ve normal olduğuna bile inandırdık kendimizi.

    Yetişkin olarak yaşadığımız hayatımızda bastırdığımız her duyguyu, büyük çoğunlukla daha sonra çocuklarımız üzerinde ifade ediyoruz. Nasıl olsa onlar üzerinde mutlak otoritemiz olduğu için zaten bunu yapmak da hiç zor gelmiyor.Biz de zamanında bu tarz duygu ifadelerini üzerimizde hissetmedik mi?

    “Erkek adamların ağlamadığını”, “iyi aile kızı olmak gerektiğini”, “artık bunları aşmamız gerektiğini”, “oramıza buramıza dokunmanın ayıp olduğunu”, “çok soru sorduğumuzu” veya “çok fazla konuştuğumuzu” çabucak öğrendik. Eğer bu sözler size tanıdık gelmiyorsa, eminim siz zamanında kendi duyduklarınızı hatırlayabilirsiniz. Ailelerimiz de kendi duygularını bastırarak büyüdüğüne göre, neredeyse hiç bir zaman benzer duyguların nasıl üstesinden gelineceği konusunda bilgi sahibi değillerdi.Bunun sonucunda da, bizi yetiştiren ailelerimizin bizim duygularımızı idare edememeleri garip değil. İşte bu yüzden, biz de onların izinde, duygularımızı bastırmayı ve ifade etmemeyi öğreniyoruz.Bunu yaptığımız zaman da, duygularımızın bedenimizi ne kadar çok etkilediğini hiç düşünmüyoruz!

        Bütün bunlar bilinçaltı seviyesinde gerçekleşen şeyler. Duygularımızın bedenimizi nasıl etkilediğini biz bilinçli bir şekilde düşünmüyoruz. Ancak etkilenme her halukarda gerçekleşiyor.

    Bizim duygularımızın bir çıkış noktasına, ifade şekline ihtiyaçları vardır. Onlar bizim birer parçamızdır ve öyle ya da böyle kendilerini mutlaka dışarı çıkaracaklardır. Biz her ne kadar onları bastırabildiğimizi düşünsek de, bir noktadan sonra bedenimiz onları artık emmiştir ve bu saatten sonra bizim dikkatimizi çekmek için çeşitli hastalanmalar, yaralanmalar ve rahatsızlıklar meydana getirecektir.İşte duygular bedenimizi aslında bu şekilde etkiliyor.

    Duygularımızı hissetmek ve ifade etmek yerine, onları gözardı ediyor olabiliriz. Onların varlığını reddeden ise zihnimiz. Bu reddetme onları bedenimizin ve ruhumuzun derinliklerine gömüyor.

    Duygularımız dahil bu hayattaki tüm deneyimlerimiz hücrelerimizin içinde depolandığına göre, hücrelerimiz da birleşerek bizi oluşturduğuna göre, biz oralarda neyin depolanmasını istiyoruz aslında? Olumsuz, reddedilen ve gözardı edilen duyguların mı? Bedenimiz olumlu veya olumsuz bir duygu, düşünce, hormon veya molekül arasındaki farkı bilmiyorki. Bütün bunlar birbirine öylesine bağlı ve karmaşık ki!

    Eğer farkına varıp onlarla başa çıkma cesaretini göstermezsek, olumsuz düşünceler, enerjiler, -onlara her ne demek istiyorsak-, bedenimizde, zihnimizde ve ruhumuzda yer edinerek beden, zihin ve ruh sıkıntıları olarak kendilerini göstereceklerdir.Rahatsızlık, ağrı, yaralanmalar ve daha bir çok olumsuz enerji bedenimizde boy göstermeye devam edecektir.

    İşte duygular bedenimizi böyle etkiliyor.

    Bizim dışımızda gelişen olayları hiç bir zaman kontrol edemeyiz. Biz sadece, dış dünyamızdan gelecek olan olaylara ve durumlara vereceğimiz tepkilerimizi belirleyebiliriz. Duygularımızı yaratan dışsal faktörleri değiştirmek veya onlarla mücadele etmek yerine, duygularımıza verdiğimiz tepkileri gözlemleyebilir ve çeşitli değişiklikler yapabiliriz.

    Mutlu, doyumlu ve sağlıklı bir yaşam sürmek için, duygularımıza sahip çıkmamız, onları yargılamadan kabul etmemiz ve onları tamamen hissetmemiz gerekiyor. Ancak bu sayede onların önündeki engelleri kaldırarak özgürce akmalarını ve bedenimizde birikmemelerini sağlayabiliriz. Doğru veya yanlış, iyi veya kötü duygu diye bir şey yok. Duygularımız sadece var oluyor.

  • Erken Çocukluk Döneminde Asperger Sendromu

    Erken Çocukluk Döneminde Asperger Sendromu

    *Çocuğunuz ya da öğrencinizle iletişim kurmak istediğinizde sizinle göz kontağı kuruyor mu?

    Otizmli bir çocuğun göz kontağı yoktur ya da sınırlıdır, asperger sendromu olan bir çocuk ise bir otizmli çocuğa göre çevresiyle daha ilgili ancak göz kontağında genellikle yetersiz kalabilir.

    *Çocukla iletişime geçtiğinizde kendini nasıl ifade eder?

    Asperger sendromu yaşayan bir çocuk jest ve mimikleri okumakta ve duygularını ifade etmekte güçlük çeker. Dilin içeriğini anlamakta güçlük çeker ve kendini anlatırken düz bir anlatım seçer. Ses ve vurgular monotondur. Genelde grup içinde tek başınadır.

    *Çocuğun dikkatini çeken bir konu olduğunda nasıl davranıyor?

    Asperger sendromu olan bir çocuk yoğun ve takıntılı bir şekilde birkaç alana ilgi duyar. Hava durumu- haritalar-sayılar vs. Kendi ilgi alanıyla ilgili konuşmalara katılır, bu konularla ilgili derin bir bilgisi vardır ve dikkatini bu ilgi alanına rahatlıkla verir ancak ilgi alanı olmadığı taktirde iletişime geçmek için çaba göstermezler. Resim kağıdına sürekli rakamları sıralayan, hamur verildiğinde rakamları sıralamaktan bıkmayan bir çocuk yada size gelip tüm ayrıntısıyla dünyadaki doğal afetleri anlatan ve her defasında aynı şeyle meşgul olan bir çocuk sınıf içinde dikkat çekmelidir.

    *Çocuğun motor becerileri nasıldır?

    Asperger sendromu olan bir çocuğun beden hareketleri hantaldır. Bazen öğretmene yürümesi, merdiven inip çıkması garip gelir. Öğretmen bazen aheste aheste yürüdüğünü hatta koşmayı bilmediğini ifade edebilir. Parmak uçlarında salınma görülebilir.

    Asperger sendromu olan çocukların bazı tekrarlayıcı davranışları ya da ritüelleri olabilmektedir. Belli sırada giyinmek gibi.

    Özet; asperger sendromu olan çocukların spora yatkın olmadığı daha çok hantal sakar ve beceriksiz olarak nitelendirildikleri olmakta, yürüyüşlerinde bir gariplik olduğu dile getirilmektedir. Sosyal iletişimde sorun yaşadıkları, iletişimi başlatıp devam ettirmekte başarısız olabildikleri gözlenirken özel ilgi alanları olduğu ve iletişim bu özel ilgi alanı üzerindense iletişime geçebildikleri, sürekli dikkatlerini bu ilgi alnında tutmak istedikleri belirtilir. Karşıdakinin beklentileri anlayamayabilirler. Konuşmalarında genellikle artikülasyon sorunlarına, monoton ve düz şekilde ifadelere rastlanır. Bir sınıf ortamında otizme göre fark edilmesi daha güçtür çünkü bu çocuklar daha çok içe kapanık, kendi halinde olan çocuklardır ve başarılı oldukları alanı göstermek için bir çabaya girmezler.  Erken teşhis iyi bir gözlemden geçer güzel hayatlara dokunabilmek dileği ile…

    Ps: yukarıdaki belirtiler her çocukta aynı şekilde yaşanmayacağı gibi bir tanesinin öğrencimizde olması tek başına bir anlam ifade etmez. Önemli olan bilinçlenmek, iyi bir gözlem yapabilmek ve doğru yönlendirmedir

  • Çocukların Duygusal İfadelerini Doğru Anlayabilmek

    Çocukların Duygusal İfadelerini Doğru Anlayabilmek

    “Anne seni sevmiyorum!”, “Baba seni sevmiyorum!” bu cümleleri zaman zaman duymuşuzdur çocuklarımızdan değil mi? Açıkçası ben duydum ve bu cümleleri duyarak çocuğum beni niye sevmiyor diyen, kırılan veya kızan hatta çocukta bir problem olduğunu düşünmeye başlayan anne babalar da gördüm. Eğer sizin de çocuğunuz bu cümleleri söylüyorsa veya söylediyse ya da ilerde söyleyecekse işte bu yazı tam sizin için. Çocukları bu cümleleri kuran anne babalar lütfen rahat olun. Çocukta bir problem yok! Bunun yanısıra lütfen “Aaaa hiç anneye/babaya öyle şey söylenir mi?, Çok ayıp, bir daha duymayayım. Sevmezsen sevme. Ben de seni sevmiyorum.” gibi çocuğunuzun duygusunu ifade etmesini engelleyici cümleler kurmayın. Çünkü onların en çok duygularını ayırtetmeye ve bunları ifade etmeye ihtiyaçları var. Sadece bazı duygularını birbirine karıştırabiliyorlar ve nasıl ifade edebileceklerini öğrenmek biraz zaman alıyor. Onların “seni sevmiyorum” diye ifade ettikleri şey aslında kızgınlık ve öfke ya da kırgınlık olabilir mi? İstedikleri bir şey olmamış ya da kendilerine istemedikleri bir şekilde davranılmış olabilir mi? Eğer bunlara dikkat edersek çocuklarımızın aslında hissettikleri duyguyu daha iyi anlamalarını ve tanımlamalarını sağlayıp, buna yönelik neler yapabilecekleri konusunda doğru rehberlik edebiliriz. Çocukların duyguları yetişkinlere göre çok daha kısa sürelidir. Özelikle de yaşları küçük olan çocukların. Kreşte birbirlerini itip zaman zaman birbirlerine vurabilirler ama iki dakika sonra birbirleriyle oyun oynarken görürüz onları. Ya da bir arkadaşıyla yaşadığı olumsuz bir olayı size anlatıp artık onu sevmediğini de söyleyebilir. Ama yine bir sonraki gün onun doğum gününe gitmek isteyebilir. O nedenle “sevmiyorum” diye ifade ettiği şey aslında kızgın olduğu ve kırıldığı olabilir. Aynı durumu anne-babayla da yaşabilir. Bunu fark edebilirsek eğer o noktada onun hissettiklerini engellemek yerine “Seni anlıyorum. Yaşadığın bu durum senin kızmana, kırılmana ya da üzülmene neden olmuş olabilir mi? Bu nedenle de sevmediğini düşünüyor olabilir misin acaba? Peki sence kızdığın ya da kırıldığın bu durum için ne yapılabilir? Sana böyle davranılması seni kızdırıyor ya da kırıyor mu? Bu konuda ne yapmayı düşünürsün? gibi çocuğumuzun kendi duygusunu daha iyi anlamasını sağlayıcı ve ifade etme yollarını geliştirici şekilde davranmamız, ona daha doğru rehberlik etmemizi sağlayacaktır. Yine buna yönelik yaşına uygun kendi yaşadığınız kızgın ve kırgın olduğunuz durumlarda nasıl davrandığınız konusunda örnekler de verebilirsiniz. Tabi bu örneklerin dışında gerçek hayatta kendilerinin yaptığı gözlemler de çok önemlidir. Çünkü duygu ifadelerini aslında biz ebeveynlerinden model alarak öğrenirler. O nedenle gerçekten kızgın, kırgın olduğumuz durumlarda ya da sevindiğimiz ve mutlu olduğumuz zamanlarda nasıl davrandığımız daha da önemlidir. Şunu unutmayalım olumsuz gibi görünen duygular aslında çocuklarımızın istemedikleri durumları ve rahatsızlıklarını ifade edebilmeleri için bir fırsat ve yol gösterici niteliğindedir. O nedenle duyguyu anlamak ve ifade etme becerisi geliştirmek, çocuklarımıza kazandıracağımız ve yaşam boyu fayda sağlayacak becerilerden biridir.

  • Oyun Terapisi Hakkında Merak Edilenler

    Oyun Terapisi Hakkında Merak Edilenler

    Yetişkinler için danışmanlık ne ise çocuklar içinde oyun terapisi odur. Oyun terapisi kelimeler yerine oyuncaklar kullanarak çocuklara kendilerini ifade etmelerine yardımcı olur.

    Oyun terapisi çocukların uyumlu ve mutlu bir şekilde yaşamalarını hedefleyen gelişimsel bir terapi şeklidir. Oyun terapisi oyunla çocuğun kendini ifade edebilmesi için doğal ortamda bulunması temeline dayanır.

    Oyun ve oyuncaklar kullanarak kendilerini ifade etme gereksinimlerine odaklanan bir süreçtir. Kendilerine güvenli bir ortam sunan eğitimli bir oyun terapisti ile istedikleri şekilde oynayabilmeleri için cesaretlendirilir. Bu süreçte çocuklarına duygusal sorunlarını ifade edebilmeleri için bir çok oyuncak sunulur. Çocuklara kendilerini sanat, drama ve fantezi içeren oyunlar yoluyla ifade edebilmeleri için fırsatlar sunar.

    Oyun terapisi yönlendirmeli(direktif) yada yönlendirmesiz (non – direktif) olabilir.

    Yünlendirmeli oyun terapisinde önderlik ve yükümlülüğü terapist üzerine alır

    Yönlendirmesiz terapilerde ise, terapist yükümlülük ve yönetimi çocuğa bırakır.

    Neden Oyun Terapisi?

    Çocuklar oyun oynamayı severler. Yetişkinler kadar duygularını anlayabilme ve becerileri gelişmemiştir. Bu nedenle oyunla çocuklara deneyimlerini ve duygularını ifade etme fırsatı sunulduğundan iyileştirici özelliği vardır. Çocuklar oyunla davranışlarını etkileyen;

    • Kızgınlık,
    • Korku,
    • Hayal kırıklığı gibi duyguları terapistin sağladığı güvenli bir ortamda canlandırabilirler

    Oyun terapisi çocukların;

    • Duygu ve düşüncelerini ifade etmelerine
    • Zihinsel ve fiziksel düşüncelerini geliştirmelerine yardımcı olur.

    Oyun Terapisi Ne İşe Yarar?

    Oyun hayatın şartlarına uyumda güçlük çeken çocukları tedavide en uygun metottur. Çocuklar kendilerini kelimelerle ifade edebilecek zihni yetekleri tam gelişmediği için, kendilerini oyun üzerindem daha akıcı bir şekilde ifade ederler. Oyun terapisi onlara kendilerini en rahat şekilde ifade edebilecekleri ortam sunar.

    Bir Çocuğun Oyun Terapisine İhtiyacı Olduğuna Nasıl karar Verirsiniz?

    Çocuklar, evdeki veya okuldaki değişimlere adaptasyonda, aileden birinin ölümünde, ebeveynin boşanmasında, zor dönemlerden geçebilirler. Bazı çocukların bu dönemlerde diğerlerinden daha çok yardıma ihtiyacı olur. Çocuğun hayatındaki ebeveyn, öğretmen yada bir başka yetişkin, çocuk hakkında endişe duyarsa oyun terapisi yardımcı olabilir.

    Bir Çocuğun Ne Kadar Süre Oyun Terapisi Alması Gerekir?

    Çocuktan çocuğa değişir bu süre. Ayrıca bu sürenin uzunluğu yada kısalığı çocuğun yaşadığı olayın ciddiyeti ve çocuğun olayı nasıl algıladığı önemlidir.

    Oyun Terapisi ile Çocukla Evde Oyun Oynamanın Farkı Nedir?

    Oyun terapisti oyun odasında empati, kabul ediliş ve anlayış havasını oluşturabilmek üzere eğitim almıştır. Oyun terapisi oyun ile aynı şey demek değildir. Oyun terapisi çocukların hayat şartlarına doğal olarak verdiği reaksiyonları ortaya dökmesine imkan verir. Eğitimli bir oyun terapistinin varlığı çocuğun kendini kabul edilmiş ve anlaşılmış olarak hissetmesine ve kontrol hissini veya zor durumların farkına varabilmesine uygun ortam sağlar.

  • Çocuklarda Öfke Kontrolü

    Çocuklarda Öfke Kontrolü

    Öfke; mutluluk, hayal kırıklığı, şaşırma, korku gibi bir duygulardan farklı değildir ve tüm diğerleri gibi insana aittir. Fakat öfkenin yansımaları ve etkileri çevreyi rahatsız edici nitelikte olduğu için; öfkeyi yaşayan da, yaşayan kişiye maruz kalan da aynı şekilde durumdan olumsuz etkilenir.

    Çocuklar öfke kontrolü konusunda bir yetişkine nazaran daha başarısızdır. Anne-babaların ise kendilerini en çaresiz hissettikleri anların başında çocuklarının öfke patlamaları gelir. İstediği yapılmadığında her çocuk; ısırma, vurma, bağırma, kendini yere atma, saldırma gibi tutumlar sergileyebilir. Çünkü “hayır” cevabı onların hoşuna gitmez. Hatta bu cevap çocuktaki öfkeyi daha da arttırabilir. Bunun yanı sıra, öfke patlaması yaşayan çocuğa aynı ölçüde verilen tepki ebeveynlerimizin yaptığı en büyük hatalardandır.

    Çocuk, bebekliğinden itibaren istekleri konusunda çözümün ağlamak olduğunu ve durumun çevresini harekete geçirdiğini deneyimleyerek öğrenir. Bir yaşından sonra ise öfke duygusuyla tanışır ve bunu davranışlarıyla gösterme yoluna başvurur. Öfke, çocuklarda genellikle; yapmak istediğini yapamama, istemediği bir şeyi yapma, acıkma, yorgunluk, kendini ifade edememe, ebeveynlerin dikkatini çekmek isteme, yada istediğinin yapılmaması gibi durumlarda ortaya çıkar.

    Çocuğun öfke patlamaları sırasında, ona aynı şekilde tepki vermek; durumu yatıştırmaz. Aksine, gerginliğini daha da arttırmaktadır. Öfke patlamaları esnasında, ebeveyn sakin kalmalı ve kriz anının geçmesini beklemelidir. Kriz anı geçtikten sonra, çocukla durumu değerlendirme üzerine konuşarak duygunun dışa vurumu sağlanmalıdır. Yani önceliğimiz çocuğun neye öfkeli olduğunu, onu neyin kızdırdığını anlamak ve onun anlamasını sağlamaktır. Asıl kızdığı şeyi bulması (alay edilmesi, kırgınlık, utanç…) çocuğun duygularını tanıyıp isimlendirmesini öğrenerek, dış dünyasını zenginleştirmeye başlamasını sağlamaktadır. Eğer asıl duygusunun ve bu duyguya sebep olan düşüncelerinin farkına vardıysa, kızmak, ağlamak, vurmak ya da bağırmak gibi davranışlarının yerine koyabileceği davranışlar olup olmadığını ona sorabilirsiniz. Bu konuda yerine bir şey koyamıyorsa; ona küçük tavsiyeler verebilirsiniz. Örneğin; öfke nesnesi kişiye ne hissettiğini söylemek gibi. Sonuç olarak hangi davranışın işlevsel sonucu olduğunu görmeye başlar.

    Çocuğa kızmak, bağırmak, ceza vermek, onu durdurmaya çalışmak, azarlamak, çocuğu odaya kapamakgibi tutumlar öfkeyi arttıırmakla birlikte, çocuğun ifade yönteminin kalıcı olmasına sebep olmaktadır. Bu tür öfkeyi arttırıcı ve anlamsız davranışlar; çocuğa öfkeli şekilde davranarak, onunda bunu model almasına sebep olmaktadır. Unutmayın ki çocuklar; duyduklarını değil, model aldıklarını öğrenirler. Öfkesine engel olmak için sergilenen öfkeli davranışlar hiç bir zaman çözüm olmayacaktır.

    Öfkeli çocuğa karşı sergilenen bir diğer yanlış tutum ise, öfkelendiği için istediğini anında yerine getirmedir. Bu durum, öfke patlamasına karşı kullanılan en hızlı çözüm gibi görünse de; çocuk, öfke patlaması ve istediğinin yerine gelmesi arasında bir ilişki kurmaya başlayacaktır. Kurulan bu ilişki sayesinde bu davranışı pekiştirmeye başlayacak ve durum kalıcı olmaya başlayacaktır. Yapılması gereken davranış her zaman net olmaktır. Örneğin; çocuğun yatma saati geldiyse, “Yatmak ister misin?” gibi ucu açık bir soru yerine, “Yatağa gitme saati” gibi net cümleler kullanmak, krizleri önleme konusunda daha faydalı olacaktır.

    Çocukların psikolojik ve sosyal gelişiminde duyguların, duyguları ifade etmenin ve yönetmenin öğretilmesinde ebeveynlerin katkısı göz ardı edilemez. Bu yüzden siz de ondan beklediğiniz gibi davranın. Örneğin; yaşadığınız bir çatışmayı çözmek için öfkenizi kelimelerle ifade edebilir ve ona asıl sorunun öfke olmadığını, ifade edilme biçimi olduğunu gösterebilirsiniz.

  • Duyguları Tanımak ve İfade Etmek

    Duyguları Tanımak ve İfade Etmek

    Duyguları tanıma ve ifade etmenin çocuklar için önemi:

    Çocuklar çok küçük aylardan itibaren kendisi ve çevresindekilerin duygularının farkındadırlar fakat bunları tanımak ve isimlendirmek için ebeveynlerinin yardımına ihtiyaç duyarlar. Duyguları tanımlamak, çocukların zaman zaman anlamlandıramadığı, duygusal olarak zorlandıkları anlarda rahatlamalarını sağlaması açısından önemlidir. Eğer öfke, mutsuzluk gibi duyguları günlük hayatin birer parçası olarak görürlerse bu duygularla baş etmeleri daha kolay olabilir. Örneğin, çocuk bir şeye öfkelendiğinde “çok kızdım” diyerek kendisini ifade edebilirse daha az öfke patlaması ya da ağlama krizi yaşayacaktır. Burada çocuğun hangi gelişim döneminde olduğuna dikkat etmek önemlidir çünkü çocukların duygularını tanımlaması ve ifade etmesi yaş gruplarına göre değişir. Bu sebeple, anne babalar önce çocuklarına yaşına göre duyguları anlatıp, tanıtmalı ve sonrasında yaşadığı duyguları ifade etmesine yardımcı olacak koşulları oluşturmalıdırlar.

    Gelişim dönemlerine göre, çocukların duyguları tanıma ve ifade etme becerileri:

    Okul öncesi dönemde;çocuklar üç yaşından itibaren duygularını ifade etmeye başlarlar. Mutluluk ya da üzüntü gibi duyguları isimlendirebilirler. Dört yaş itibariyle; korku, üzüntü ve öfke gibi duyguları ayırt edebilir ve tanımlayabilirler. Okul öncesi dönemde çocuklar çevresindekilerin de duygularını tanımlamaya başlar.

    Okul dönemindeki çocuklar daha karmaşık duyguları tanıyabilir ve anlamlandırabilirler. 8-9 yaşından itibaren gurur, hayal kırıklığı, utanç, suçluluk gibi daha karmaşık duyguları isimlendirebilirler. Bu yaş grubundaki çocuklar, bir insanın aynı zamanda hem iyi hem de kötü hissedebileceğini anlayabilir. Örneğin, bir çocuk okula gittiği için mutlu olabilir ama evden ayrı kaldığı için aynı zamanda üzülüyor ya da anne babasına özlem duyuyor olabilir. Bu durumda çocuk yaşadığı duygulardan dolayı kafa karışıklığı yaşayabilir. Bu yüzden anne baba olarak ona bu duyguları keşfetmesi için yardımcı olmalı ve aynı zamanda birden fazla duygu yaşamanın normal olduğundan bahsedebilirsiniz.

    Ergenlik döneminde, çocuklar pek çok duyguyu hissedebilir ve isimlendirebilirler fakat içinde bulundukları çalkantılı dönemden ötürü ebeveynleriyle paylaşma konusunda sıkıntı yaşayabilirler. Özellikle ebeveynler bu dönemde çocuklarını eleştirmeden ve yargılamadan duygularını dinlemeli ve yaşadığı duyguları onaylamalıdırlar.

    Ebeveynler duyguları tanımlama ve isimlendirme konusunda çocuklara yardımcı olma:

    Anne babalar öncelikle çocuğun içinde bulunduğu durumu anlamalı sonra duyguları kelimelerle ifade etmelidirler. Yapılan araştırmalarda, duyguları isimlendirmenin sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı bir etkisi olduğu ortaya çıkmıştır. Bu yüzden ebeveynler çocuklarına yaşadıkları duyguyu isimlendirmede yardımcı olurlarla rahatlamasını da sağlayabilirler çünkü çocuklar duyguları tanımladıklarında, bu duyguların onlar üzerindeki etkisinden daha kolay kurtulabilmektedirler. Duyguyu tanımladıktan sonra çocuklara kendi kendilerini rahatlatmalarını öğretmek de çok önemlidir fakat şunu ayırt etmek gerekir ki, çocuklara duyguları tanımlamaları konusunda çocuklara yardımcı olmak onlara ne hissetmeleri gerektiğini söylemek değildir. Yapılması gereken, çocukların duygularını anlamalarına ve tanımlamalarına yardımcı olmak, onları dinlemek ve anlamaya çalışmaktır.

    Duyguların tanınması ve yönetilmesinde ailenin rolü:

    Çocuklarına duygularını tanıma ve yansıtma konusunda yardımcı olmak isteyen anne babaların öncelikle kendi duygusunu tanıması ve yansıtması önemlidir. Çocuklar pek çok konuda olduğu gibi, duygularını yansıtma ve ifade etme konusunda da ebeveynlerini model alırlar. Duyguların ifade edilmediği bir ortamda büyüyen çocuk, yaşadığı duyguları yansıtma zorlanabilir. Duygularını ailesi ile paylaşabilen bir çocuk onların kendisi üzerindeki etkisi ile daha kolay baş edebilir.

    Duyguların ifade ediliş biçimi ve sıklığı çocuğun sosyal becerilerinin gelişiminde önemli bir rol alır. Örneğin, çocuk arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde sık sık öfke duygusu hissediyor ve bu öfkeyi karşıdaki kişiyi rahatsız edecek biçimde ifade ediyorsa bu durum arkadaşlarıyla iletişiminde problemlere sebep olacaktır. Bu sebeple, çocuğa her duygunun doğal olduğu anlatılmalı, duygular karşısında verilen tepkilerin sonuçlarından da söz edilmelidir. Çocuğa duygularını doğru bir biçimde ifade etmesi için yardımcı olunmalıdır.

    Ailelere tavsiyeler:

    Küçük yaştaki çocuklara, mutlu, üzgün, kızgın, korkmuş gibi temel duygular öğretilebilir, daha büyük yaş çocuklara ise endişeli, hayal kırıklığına uğramış, heyecanlı gibi daha detay içeren duygu ifadeleri öğretilebilir. Çocuklara bu duyguları hissettikleri anları anımsayarak resimlerini çizmeleri ve/veya anlatmaları istenebilir.

    Anne-baba olarak çocuklarınıza duygu ifadeleri kullanmada örnek olabilirsiniz. Örneğin, kardeşiyle oyuncağını paylaşmayan çocuğa; “Kardeşinle oyuncağını paylaşmaman beni biraz üzdü.” diyebilirsiniz. Bu şekilde çocuğunuza duygularını ifade etme konusunda örnek olabilir, duygularını paylaşmada cesaretlendirebilirsiniz. Fakat ebeveyn olarak, duygularınızı ifade etmiyor ya da öfkelendiğinizde bağırıyor ya da bir eşyayı fırlatıyorsanız çocuğunuz da olumsuz duyguları ile uygun şekilde baş etmeyecektir çünkü ebeveynlerin baş etme yöntemleri/stratejileri her zaman çocuklara model olmaktadır.

    Çocuğunuza gün içerisinde nasıl hissettiğini sorup bir tablo yardımı ile o günkü duygusu üzerinde konuşup, boyayabilirsiniz.

    Çocuğunuzun duygusunu ifade ettiği ve olumsuz duygularıyla baş edebildiği durumları gözlemleyerek takdir edebilirsiniz.

  • Çocuk Eğitiminde Ebeveynlere Pratik Öneriler

    Çocuk Eğitiminde Ebeveynlere Pratik Öneriler

    Sağlıklı, başarılı ve mutlu çocuklar yetiştirmek her anne babanın hayalidir. Ancak birçok ebeveyn yaptıkları fedakarlıklara rağmen çocukları ile ilişkilerinde istedikleri başarıyı yakalayamazlar. Bu başarısızlık motivasyonlarının düşmesine ve kendilerini yetersiz hissetmelerine neden olur.

    Motivasyonunu kaybetmiş anne babalar için güzel bir haberim var!

    Çocuklarınız ile aranızdaki iletişimi güçlendirmek çok da zor değil. Sorun çözme becerilerinizi geliştirmek için edineceğiniz pedagojik bilgiler “yeterince iyi” ebeveyn olma konusunda size yol gösterebilir. Bu yazıda size yardımcı olacağını düşündüğüm bazı pedagojik bilgileri çeşitli başlıklar altında derledim. Bu pratik bilgilerin işinize yaramasını dilerim. İyi okumalar.

    Çocukların Dinleyeceği Şekilde Nasıl Konuşulur?

    Çocuğunuzla iletişim kurarken ne söylediğiniz değil nasıl söylediğiniz önemlidir. Sözünüzü dinletmek için öfkeli bir yüz ifadesi ve yüksek ses tonu kullanmayın. Çocuklar kendilerine öfkelenmiş bir yetişkini dinlemek istemezler. Uzun cümleler yerine kısa cümleleri tekrarlı söylemeli, Sevecen ama net bir yüz ifadesi kullanmalı, yumuşak ve kararlı bir ses tonu ile çocuğa seslenmelisiniz. Bu çocuğun sizi dinlemesini sağlayacaktır. Böylece çocukla çatışmaksızın iletişim kurmuş olursunuz.

    Çocuğunuza Yemesi İçin Neden Yalvarmamalısınız?

    Yeme alışkanlığı edindirmede ebeveyn tutumu çok önemlidir. Çocuğunuz yemeğini yemediğinde sinirlenmeyin ya da tabağındakileri bitirmesi için ona yalvarmayın. Bu yemek yemenin bir ilgi çekme malzemesi olarak algılanmasına yol açar. Bunun yerine yemek zamanlarını çocuğunuza uygun bir düzende ayarlayın, yiyeceği yemeği seçmesine izin verin, çeşitli ve dengeli ürünler sunun. Böylece yemek yeme doğal bir ekinliğe dönüşür. Çocuk tarafından iletişim aracı olarak kullanılmaz.

    Övmek Nasıl İşe Yarar?

    Çocuklar belli davranış kalıplarını öğrenirken övgüye ihtiyaç duyarlar. Ancak övgüyü çocuğun şahsını övmek için kullanmamalısınız. Aksi taktirde çocuğun kendine verdiği değer ile davranışı arasında bağlantı kurmuş olursunuz. Övgü her zaman davranışa yönelik olmalıdır. Örneğin, “Güzel yiyorsun” denebilir ama “Yemek yediği için güzelleşiyor kızım” denmemelidir. Böylece çocuk kendilik değeri ile ilgili bir yanılgıya düşmez. Doğru övgü olumlu davranışları pekiştirir.

    Yalan

    Okul öncesi yaş döneminde Yalan bağımsızlığa giden bir yoldur. Bu yaş döneminde Yalan söylediğinde çocuğa aşırı tepki vermeyin. Kızgın tepkiler vermek bir dahaki sefere sizi kızgın görmek istemediği için çocuğun doğruyu söylemekten kaçınmasına yol açar. Bunun yerine neden yalan söylediğini anlamaya çalışın ve ona gerçeğin yararlarını anlatın. Gerçeğin sizin için önemini bilmek çocuğunuza doğru söylemenin ne kadar önemli olduğunu gösterecektir.

    Sen ile Başlayan Cümleler

    Sen ile başlayan cümleler dinleyiciyi kendini savunmaya yönlendirir. Çocuğunuzla kurduğunuz iletişimde sen dilini kullanmamalısınız. Örneğin “Çok tembel bir çocuksun! Neden eşyalarını hiç toplamıyorsun?” gibi cümlelerle onu eleştirmemelisiniz. Bu yaklaşım şekli çocuğun sizi duymazdan gelmesine ya da daha fazla karşı koymasına neden olur. Bunun yerine kendi duygularınızı ifade eden Ben dilini kullanmalısınız. Böylece çocuk kendini suçlanmış hissetmeyecektir. Sorunlarınız ben dili ile çözmek çatışmaları azaltır.

    Ben İle Başlayan Cümleler

    Çocuğunuzla aranızdaki birçok kavganın nedeni iletişimsizliktir. Sadece ne söylediğinizi değil, nasıl söylediğinizi de göz ardı etmemelisiniz. Aksi takdirde vermek istediğiniz mesaj çocuğunuza ulaşmaz. Konuşurken doğru kelime seçimine, beden diline ve ses tonuna dikkat etmelisiniz. Yargılamayan, yumuşak ve kararlı ifadeler çocuğunuzun sizi dinlemesini sağlar. Doğru iletişim biçimi çocuğunuz tarafından anlaşılmanızı ve onunla iş birliği yapmanızı kolaylaştırır.

    Çocuklar Neden Ağlar?

    Çocukların ağlama sebeplerinden biri Duygusal yoksunluktur ve giderilmemiş duygusal ihtiyaçlardan kaynaklanır. Yoksunluğa düşen çocuk asla ağlatılmamalıdır. Aksi takdirde çocuğun duygusal gelişimi zarara uğrar. Böyle bir sebepten ağlayan çocuk mutlaka kucaklanmalı ve teselli edilmelidir. Çünkü çocuğun sevilmeye, dokunulmaya ve teselliye ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaçları karşılandığında çocuk kendini emniyette hisseder. Ebeveyni ile Yakınlık kurma, içine düştüğü boşluk duygusunu giderir.

    Çocuk Neden Küser?

    Küsme bir duyguları ifade etme aracıdır ve bazen çocuklar problem çözme aracı olarak küsme yöntemine başvurabilirler. Hangi sebeple küsmüş olursa olsun anne babalar çocuğu ikna etmeye yahut da üzerine çok giderek barışmaya çalışmamalıdırlar. Çünkü küsmenin işe yaradığını gören çocuk, sık sık küsme davranışı sergiler. Bunun için anne baba küsen çocuğun isteklerini yerine getirmemelidir. Böylece çocuk küsmenin işe yaramadığını görecektir. Küsmeden duygularını ifade etmek doğal iletişim kurma becerilerini geliştirir.

  • Öfke Nöbeti Mi? Yıkıcı Dışavurum Mu?

    Öfke Nöbeti Mi? Yıkıcı Dışavurum Mu?

    Ağlamak, bebekler için iletişim kurma, ihtiyaçlarını ifade etme yollarından biridir. Bir bebek acıktığında, uykusu geldiğinde, altını ıslattığında, korktuğunda ya da rahatsız edici bir duygu yaşadığında ağlayarak bakımından sorumlu olan yetişkinden yardım ister. Zaman içinde konuşmayı öğrendikçe de ağlamaların yerini sözel ifadeler alır. Bununla birlikte ağlamak her insan için duygusal bir ihtiyaçtır. Çocuk ya da yetişkin, her sağlıklı insan zaman zaman ağlamaya ihtiyaç duyar. Yaşanan olumsuz duygular karşısında ağlamak ruh sağlığının korunmasına yardımcı olur. Bazen ağlamalar belirgin bir neden olmaksızın da ortaya çıkabilir. En iyi anne babaların çocukları bile görünen bir sebep olmadan ağlayabilirler. Bilinmelidir ki göz yaşının akmasına izin vermek, ağlama nedeninin bilinmesinden daha önemlidir. Çünkü ağlamak negatif duygulardan kurtulmanın en zararsız yoludur.Bu nedenle göz yaşının rahatça akmasına fırsat veren, kabul edici ortam sunmak, duygusal gelişimin sağlıkla ilerleyebilmesi için önemli bir gerekliliktir.

    Çocukların olumsuz yaşam olayları karşısında verdikleri bir diğer duygusal tepki de yoğun ağlama ve hiddeti içeren öfke nöbetleridir. Çocuk yaşadığı can sıkıcı durumlar karşısında ağlayıp bağırarak, kolunu bacağını hızla hareket ettirerek hissettiği rahatsızlığı ifade etmeye çalışır. Her ne kadar davranışları hiddeti içeriyorsa da öfke nöbeti esnasında ne kendine ne de başka bir şeye zarar vermez. Duygularını özgürce ortaya koyma fırsatı bulduğunda bir süre sonra aşırı tepkileri azalır, sakinleşir ve kendini iyi hisseder. Zarar verici davranışları içermeyen, göz yaşlarının da eşlik ettiği öfke nöbetleri samimi bir öfke boşalımının göstergesidir.

    Ancak bu nöbetlere eşlik eden yıkıcı davranışlar varsa, öfkelendiğinde kendine, diğer insanlara ya da çevresindeki eşyalara zarar veriyorsa içinde bulunduğu durum artık öfke nöbeti değildir. Bu durum “yıkıcı dışavurum” olarak nitelendirilir. Yıkıcı dışa vurum, çarpıtılmış bir öfke boşalımı halidir.

    Samimi öfke boşalımı, çocuğun altta yatan duygularını ifade edecek güveni hissettiğinde ortaya çıkar, acı veren duyguları çözer, sonrasında çocuk kendini mutlu ve gevşemiş hisseder. Böyle bir anda yapılan müdahale duyguların bastırılmasına sebep olur. Çarpıtılmış öfke boşalımı hali ise çocuğun altta yatan duyguları ifade edecek güveni hissedemediğinde ortaya çıkar ve sorunları çözümlemez. Sonrasında çocuk incinmiş ve gergin hissetmeye devam eder.

    Yıkıcı dışavurum nöbeti esnasında ebeveynler şiddeti engelleyen bir tutum sergilemeli ama göz yaşını kabul etmelidir. Kararlı ve sevecen müdahaleler duyguların samimi boşalımını sağlayabilir.

  • Erkeklerde Sertleşme Sorunları (İktidarsızlık)

    Erkeklerde Sertleşme Sorunları (İktidarsızlık)

    Erektil işlev bozukluğu, erektil yetmezlik, ereksiyon kusuru, sertleşme bozukluğu, empotans ve iktidarsızlık erkekteki cinsel uyarılma bozukluğunu ifade eden terimlerdir. Cinsel birleşmeyi sağlamak için gerekli sertleşmenin oluşmasında ya da sürdürülmesinde ortaya çıkan inatçı ve tekrarlayıcı yetersizlik olarak tanımlanabilir. Kişinin hiçbir şekilde sertleşmeye ulaşamadığı durum ve belli durumlarda ya da bazı partnerle ortaya çıkan durum şeklinde görülür. Türkiye’de Cinsel Sağlık Enstitüsü’nün yaptığı çalışmada erişkin erkeklerin %60’ında değişik düzeylerde sertleşme sorunu saptanmıştır. Ne yazık ki erkeklerin %10’undan azı tedavi tedavi görmektedir.

    Sertleşme sorunu fiziksel ya da psikolojik sebeplere bağlı olarak oluşmaktadır. Fizyolojik bir sebepten sertleşme sorunu yaşayan erkek gece, sabah hiçbir zaman sertleşemez buna ek olarak hafif yetmezliği var ise sabah vakitlerinde sertleşir gün içinde tekrar sertleşemez. Sorun psikolojik ise fiziksel muayene sonucunda fizyolojik bir soruna rastlanmaz, sertleşme sorunu kişiye, duruma ya da zamana göre değişebilir.

    Nedenleri;

    Fizyolojik etkenler sebep olur, rol oynayan organik etkenler arasında en önemlileri kılcal damar sorunları, nörolojik ilaçlar ve cerrahi işlemler, hormonlarla ilgili sorunlardır. Bunu üzerine performansla ilgili olumsuz beklenti eklendiğinde tablo iyice olumsuzlaşır.

    Performans kaygısı sertleşme sorununun en belirgin sebebidir. Aslında performans başarıyla ilgili bir kavramdır. ‘Erkek, erkekliğini ispatlamalıdır’ ‘Erkek adam sertleşir’ ‘Erkek dediğin zaten sertleşmeyi becerir’ gibi mitler sonucu erkekliğini sertleşerek başaracağına inanan erkeğin kaygısı artar. Sempatik sistem devreye girer; beyin tehlike algılar, vücudu kasar ve tehlikeden korumaya çalışır. Erkeğin sertleşebilmesi için gevşemeye ihtiyacı vardır, parasempatik sistemin devreye girmesi, vücudun rahatlaması ve kaygıların yatışması gerekir. Ancak performans kaygısı buna izin vermez. Bireyin performansına ilişkin beklentisi ve yetersiz performans sonucunda ortaya çıkabilecek sorunlar ile ilgili düşünceleri yoğun kaygı ve anksiyete yaşamasına sebep olur.  Cinsel ilişkiden kaçma, cinsel isteksizlik ve depresif belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Suçluluk duyguları da sertleşme sorununa sebep olabilir. Evlilik dışı ilişkiler yaşanan suçluluğun erkekte sertleşme sorunu olarak ifade bulmasına sebep olur.

    Erkeği zorlayan bazı cinsel mitler ve abartılı beklentiler vardır, ‘ Erkek sürekli çivi gibi olmalıdır’ ‘ Erkek hiçbir zaman hayır dememelidir’ vb. Bu mitler bireyin kaygısını arttır, bozukluğun oluşmasına sebep olur.

    İlişki içerisindeki iletişim sorunları, problemleri çözememe ve duyguları ifade edememe gibi sorunlar erkeğin bazı olumsuz duygular yaşamasına ve bunu sertleşme sorunu yaşayarak ifade etmesine sebep olur.

    Her erkek hiçbir uyarıcı yokken, doğal bir şekilde sertleşebileceği gibi; uygun şartlar altında, uygun uyarıcılar var iken sertleşme sorunu yaşayabilir. Sertleşme sorunu beklemediği bir durumda kendini başarısız olarak değerlendiren birey, her seferinde aynı sorunu yaşayacağına inanır ve bu inanış kendini doğrular.

    Bireyin yaşantısındaki stres ve gerginlik sertleşme problemine sebep olur. Gün içinde yaşanan sorunlar, halledilemeyen problemler, iletişim kusurları erkeğin gerginliğini iyice arttırır. Yaşadığı olumsuz duygulardan kurtulmak için seks yapmak isteyen erkek zaten gevşeyemediği için sertleşme sorunu yaşayabilir.

    Yaşlanma, kullanılan bazı ilaçlar, yaşam stili ve bazı kronik hastalıklar ( hipertansiyon, diyabet, depresyon, kardiovasküler hastalık) sertleşme sorununa sebep olur.

    Tedavi;

    İletişimle ifade edilmeyen duygular bedenle ifade edilir. Eşler arasında yaşanan sorunlar olumsuz duygulara sebep olur. Bu olumsuz duygular sözel olarak ifade edilmediğinde, erkek bunu sertleşme bozukluğu ile ifade edebilir. Eşler arasında duyguların ifade edilmesini sağlamak iyi bir çözümdür.

    Sertleşme bozukluğuna, erkeğin sorunu olarak değil, eşler arasındaki ilişki sorunu olarak bakmak gerekir. Soruna ilişki üzerinden yaklaşıldığında, erkeğin üzerindeki suçluluk duyguları yatışmış olur ve tedavi süreci hızlanır.

    Çifte özel bir tedavi planı hazırlanır. Fiziksel muayene, psikolojik muayene ve çok ayaklı bir tedavi planı ile psikoterapi süreci başlatılır.