Sıklıkla 3 Ay – 3 Yaş arası kız çocukların dış genital organının küçük dudaklar olarak adlandırılan yapılarının kısmen veya tamamen yapışıklığı Labial Füzyon, Labial Adezyon, labial Sineşi gibi tıbbi terimlerle ifade edilirler. Ailenin bazen de doktorun farketmediği bir durumdur. Yapışma genellikle aşağıdan başlar yukarı doğru gelişir ve doğum sonrası oluşan bir durumdur. Nadiren doğumda görülür. Genelde görülme sıklığı % 3 civarındadır. Yapışıklığın hafif şekli çok önemli değildir. Ama tama yakın bir yapışıklık sorunlar yaratır. Genital bölgenin iç yüzünün tahrişi ( yanlış temizlik uygulamaları, alt değiştirme geciktirmeleri, yetersiz hijyenik şartlar, paraziter hastalıklar, köpük banyoları, deterjanlı su temasları, yoğun sabun, mantar hastalıkları, cinsel istismar gibi nedenlerle…) sonucu tahriş olan yüzeylerin östrojen hormon noksanlığının da etkisiyle biribirine yapışmasıyla gelişir. Yapışma oluştuğunda çocuk önce vajinanın ön yüzüne işer ve sonra idrarı tazyiksiz bir şekilde küçük bir aralıktan dışarı akıtır. İdrar yapma bitse de çocuk kalkınca damlama şeklinde idrar akımı devam eder. Hafif çamaşır ıslatmaları olur. Bazen hiç bir bulgu vermez ama bazen idrar yolu iltihabı, idrar boşaltım zorluğu, genital bölgede kaşıntı, yanma yapabilir. Farkedilmeyen bazı vakalarda yapışıklık organize yapışıklıklara dönüşebilir. Sorun yaratmayan vakaların büyük bir kısmı doğal hijyenik şartların sağlanmasıyla düzelir. Şikayet doğuran, idrar yolu enfeksiyonlarına yol açan vakalar hekim tarafından basit yöntemlerle separe edilir, ayrıştırılır. Vakaların % 95’i için cerrahi bir durumu gerektirmez. Yapışıklıkların tekrarını engellemede nemlendirici, östrojenli, hafif kortizonlu kremlerden faydalanılır. Östrojenli kremleri uzun süreli, sık olarak kullanmamak gerekir.
·Çocukta idrar yaparken ağrı ve yanma, sık sık ve az az idrar yapma, kilo almama, ateş, ishal, huzursuzluk, karın ağrısı, kusma, kötü kokulu idrar, idrar kaçırma, idrarda kanlı görünüm varsa idrar yolu enfeksiyonundan şüpheleniriz.
İDRAR YOLU ENFEKSİYONUNDAN KAÇINMAK İÇİN;
·Köpük banyolarından kaçınınız, çamaşır ve elbiselerinin dar olmamasına dikkat ediniz, kız çocuklara önden arkaya doğru temizlik yapmasını öğretiniz.
Bazı çocuklar idrarlarını tutarlar. Tuvalete yeterli sıklıkta gitmezler. Eğer böyle bir sorun varsa, çocuğunuza belli aralarla tuvalete gitmesini öğütleyiniz. Basit bir idrar tetkiki ve sonra gereken ileri tetkiklerle teşhis konur,tedavi edilir. Tekerrür edenlerde daha ileri araştırma yapılıp, koruyucu ilaç verilebilir.
Ülkemizde dializ veya böbrek nakline giden çocukların çoğu ihmal edilmiş idrar yolu enfeksiyonu sonucu oluşmaktadır.İyi tedavi ve iyi takip gerektiren bir enfeksiyondur.
İDRAR YOLU ENFEKSİYONU ; · Çocukta idrar yaparken ağrı ve yanma ,sık sık ve az az idrar yapma ,kilo almama,ateş,ishal,huzursuzluk,karın ağrısı,kusma,kötü kokulu idrar,idrar kaçırma,idrarda kanlı görünüm varsa idrar yolu enfeksiyonundan şüpheleniriz.
İDRAR YOLU ENFEKSİYONUNDAN KAÇINMAK İÇİN; · Köpük banyolarından kaçınınız ,çamaşır ve elbiselerinin dar olmamasına dikkat ediniz,kız çocuklara önden arkaya doğru temizlik yapmasını öğretiniz.
Bazı çocuklar idrarlarını tutarlar. Tuvalete yeterli sıklıkta gitmezler. Eğer böyle bir sorun varsa, çocuğunuza belli aralarla tuvalete gitmesini öğütleyiniz. Basit bir idrar tetkiki ve sonra gereken ileri tetkiklerle teşhis konur,tedavi edilir.Tekerrür edenlerde daha ileri araştırma yapılıp,koruyucu ilaç verilebilir.
Ülkemizde dializ veya böbrek nakline giden çocukların çoğu ihmal edilmiş idrar yolu enfeksiyonu sonucu oluşmaktadır.İyi tedavi ve iyi takip gerektiren bir enfeksiyondur.
İdrar yolu enfeksiyonu ( İYE ) çocukluk çağında sık görülen enfeksiyonlardır. Kız çocuklarının %8’i erkek çocuklarının %1-2’sinde görülür. Yenidoğan döneminde erkek çocuklarında daha sık görülürken ileri yaşlarda kızlarda görülme sıklığı artar.
İdrar yolu enfeksiyonuna sıklıkla bakteriler neden olmakla birlikte nadiren mantar , parazit, virus gibi mikroorganizmalarda neden olabilir.
İdrar yollarını oluşturan organlar böbrekler, üreterler, mesane ve üretradır. İYE bu organların mikrobik iltihabı olup lokalizasyonuna göre üreter ve mesane etkilenmiş ise alt İYE (sistit), üreterden böbreklere yayılmış ise üst İYE( piyelonefrit) olarak tanımlanır. Alt İYE daha sık görülen formdur. Üst İYE daha az görülmekle birlikte genellikle daha önemli sonuçlara yol açar.
İdrarda normal şartlarda bakteri bulunmaz. Bulaşıcı bir hastalık olmayan İYE anüs çevresi derisinde bulunan bakterilerin idrar yollarına ulaşması sonucu ortaya çıkar. En sık etken escherichia coli isimli bakteridir. Bakterinin böbreklere ulaşması nadiren kan yolu ile olabilir.
Kız çocuklarının üretrası kısa ve anüse yakın olduğu için kız çocuklarında görülme sıklığı artar. İlk bir yaştaki sünnetsiz erkek çocuklarında İYE görülme sıklığı sünnetli çocuklara göre 10 kat fazladır. İdrar yollarındaki yapısal veya fonksiyonel bozukluklar ( vezikoüreteral reflü, idrar yolları darlığı, işeme bozuklukları vb.) İYE riskini arttırır. Tuvalet alışkanlıklarında(idrar tutma) ve temizliğinde bozukluk olan hastalarda İYE daha sık görülür. İdrar yollarını irrite eden köpük banyoları, sabun veya parfümler İYE gelişme riskini arttırır. Ailesinde İYE öyküsü olanlarda görülme sıklığı artar
Erken tanı ile tedavi edilebilir hastalıktır ancak özellikle üst idrar yolu enfeksiyonları tanı almaz ve yanlış tedavi edilir yada tedavi edilmez ise kalıcı böbrek hasarına yol açabilir. Özellikle ilk 5 yaşta kalıcı böbrek hasarı riski fazladır. Geçirilen üst İYE sonucunda böbrekte oluşan nedbe dokusu (skar) tekrarlayan enfeksiyonlar sonucunda büyüyerek böbrekte görev yapan sağlıklı dokunun yerine geçer . Sonuç olarak ilerleyen zaman içinde hipertansiyon ve böbrek yetmezliği gibi kalıcı hastalıklara yol açar.
Hastalığın belirtileri ve bulguları hastanın yaşına ve İYE’nun lokalizasyonuna göre değişiklik gösterir.İdrar kontrolü olmayan çocuklarda genel bulgular ön plandadır. İştahsızlık, yenidoğan sarılığı, huzursuzluk, kusma, ağırlık artışında azalma, kötü kokulu idrar, idrar yaparken ağlama ilk belirti/bulgu olabilir. İdrar kontrolü başlamış olan büyük çocuklarda ise belirti/bulgular işeme sırasında ağrı, yanma hissi, sıkışma, sık idrar yapma, yüksek ateş, idrar kaçırma, böğür ve/veya karın ağrısı, kırmızı renkli ve kötü kokulu idrar yapmadır. Bunların biri yada birden fazlası aynı anda görülebilir.
Alt idrar yolu enfeksiyonunda alt idrar yollarına ait bulgular ön planda iken üst idrar yolu enfeksiyonunda sistemik bulgular yüksek ateş (<38,5 C), halsizlik, kusma ön plandadır lokal olarak böğür ağrısı görülebilir. Üst idrar yollarının enfeksiyonlarının bir bölümünde hastalığa alt idrar yolu bulguları eşlik eder.
İYE gelişimini önlemede bazı kurallara uymak hastalığın görülme sıklığını ve tekrarlama riskini azaltması açısından önemlidir. Özellikle bebeklerde sık bez değişikliği faydalı olacaktır. Tuvalet temizliği sırasında bölgenin önden arkaya doğru tek seferlik hareketlerle yapılması barsak bakterilerinin idrar yollarına ulaşmasını önleyecektir. İdrar kontrolü başlamış hastalarda düzenli ve tam olarak mesanenin boşaltılmasını sağlamak mesanede bakteri üremesini önleyecektir. Özellikle kız çocuklarında köpük banyolarından kaçınılması önerilir. İdrar yollarının havalanmasını bozan dar ve naylon giysilerden kaçınılması önemlidir.
Hastalarda anatomik bozukluk olması halinde izleyen çocuk nefroloji uzmanı tarafından önerilen azaltılmış dozda antibiyotikler uygulanması gibi enfeksiyon gelişimini önleyen önerilere uyulmalıdır.
Uygun tedavi yöntemi ile alt İYE 3-5 günde, üst İYE 7-10 günde iyileşir. Hastaların yarıya yakınında hastalık 6-12 ay içinde tekrarlayabilir. İdrar yollarında yapısal, fonksiyonel bozukluğu olan veya bozuk tuvalet hijyeni-alışkanlığı olan kişilerde tekrarlama riski yüksektir.
İYE tanısında en önemli kriterler; rutin idrar analizinde lökosit adı verilen hücrelerin belirli sayıdan fazla olması ve/veya idrarda bakteri varlığını gösteren nitrit testinin pozitif olması ve uygun koşullarda temiz alınan idrarda tek bakterinin belirli sayının üzerinde ürediğinin gösterilmesidir. İdrar kontrolü olmayan çocuklarda idrar torba, kateter ve iğne aracılığı ile doğrudan mesaneden alınabilir, idrar kontrolü olan çocuklarda orta akım idrarın steril idrar kaplara alınması gereklidir. Kültürde üreyen bakterinin antibiyotik direncine göre tedavi planlanır.
Çocuk nefroloji uzmanları tarafından değerlendirlen tekrarlayan İYE olan çocuklarda anatomik veya fonksiyonel idrar yolu bozukluklarını araştırmak üzere görüntüleme tetkikleri ( üriner sistem ultrasonografik incelemesi , voiding sistoüretrografi ve böbrek sintigrafisi) uygulanarak tedavi ve izleme planı yapılır. Bu tetkiklerin birkaçında radyasyona maruziyet söz konusudur.
İYE tedavisinde seçilecek antibiyotik kültürde üreyen bakterinin antibiyotik direncine göre seçilse de kültür sonucunun belli olacağı 24-48 saat içinde hekim tarafından karar verilen uygun antibiyotik başlanmalıdır. Özellikle üst İYE tedavisinde ateş yüksekliğini takiben ilk 24-48 saatte tedavinin başlanması halinde böbrek hasarının olmadığı düşünülmektedir. Antibiyotik kullanım süresi İYE lokalizasyonuna göre değişir. İYE ilişkili belirtiler birkaç gün içinde geriler bu süre içinde ağrı kesici, ateş düşürücü ilaçlar kullanılabilir. Özellikle ateş yüksekliği olduğu dönemde sıvı alımı arttırılmalıdır.
Tedavi genellikle ev şartlarında yapılırken 3 aydan küçük çocuklar, genel durumu bozuk olan çocuklar ve yeterli sıvı alamayan çocukların hastanede yatırılarak tedavi edilmesi önerilir.
İYE tanısı olan çocuk tedavinin ardından 6-12 ay boyunca aylık rutin idrar analizi ve idrar kültürü tetkikleri ile olası tekrarlama nedeni ile izlenmelidir. Tekrarlayan İYE olması halinde hastanın çocuk nefroloji uzmanı tarafından değerlendirilerek gerekli araştırmalar yapılıp uygun izlem programının belirlenmesi ve ailenin bilgilendirilmesi gerekir.
Çocuklarda en sık görülen bakteriyel enfeksiyonlardan biridir. Her yaş ve cinste görülür. Kadınlarda yenidoğan dönemi hariç erkeklerden fazla gözlenir. Yedi yaşına kadar olan dönemde erkek çocuklarda %1.6, kız çocuklarda %7.8 İYE gelişir. Bakteriler, virüsler ve mantarlar idrar yolu enfeksiyonuna neden olurlar. Ülkemizdeki böbrek yetmezliği olan hastaların önemli bir kesimine vezikoüreteral reflü (mesanede toplanan idrarın böbreklere doğru geri kaçışı) ve böbrek taşı hastalığı neden olur. Tekrarlayan İYE olan hastalar bu yönden değerlendirilmelidir.
Özellikle ilk beş yıl içinde böbrekte enfeksiyon olması kalıcı ve ilerleyen zedelenmelere neden olabilir. Bu durumun dikkatten kaçması ve enfeksiyonların kontrol altına alınamaması böbrek yetmezliği ile sonlanabilir.
Normal olarak mesanede toplanan idrar böbreğe geri dönmez. Vezikoüreteral reflü (VUR) (mesanede toplanan idrarın böbreklere doğru geri kaçışı) mesanedeki mikroorganizmaların yukarı üriner sisteme taşınmasına neden olur. Tekrarlayan İYE olan çocuklarda %25-50 (ortalama %35) vezikoüreteral reflü vardır. İYE olmayan çocuklarda VUR %0.4-1.8 arasında görülür. Vezikoüreteral reflüde böbrek enfeksiyonu gelişimi kolaylaşır.
Çiş yapmada bozukluk: tipik olarak 3-7 yaşları arasında görülür. Mesane kasları kontrolsuz, istem dışı-önlenemez-düzensiz bir şekilde kasılır. Bu hastalarda gün içinde birçok kez ani idrar yapma veya sıkışma hissi görülür. Mesanenin istemsiz kasılmalarını engelleyemeyen hasta, idrar kaçırmayı önlemek için bacaklarını çaprazlar, çömelerek topuğunu idrar çıkış bölgesine bastırır veya benzeri manevralar yapar. Hastaların büyük kısmında idrar kaçırma görülür.
İlk bir yıl içinde ateşli İYE tanısı alan erkek çocukların %90’ının sünnetsiz olduğu, sünnetsiz erkek çocuklarının sünnetli erkek çocukları ve kızlara oranla İYE riskinin 10-20 kat fazla olduğu bilinmektedir.
Anatomik bozukluk, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, hastanın 5 yaşından küçük olması gibi özel klinik durumlarda tedavinin acilen başlaması gerekir. Hastanın genel durumu bozuk olduğunda hastanede ve parenteral (ilacın kas içine veya damardan uygulanması) antibiyotik verilerek tedavi edilmelidir. Özellikle yenidoğanlar hastanede ve parenteral antibiyotikle tedavi edilmelidir.
Bir yaşından büyük, genel durumu iyi, kusması olmayan, ağızdan beslenmesi yeterli olan çocuklarda oral (ilacın ağızdan verilmesi) antibiyotik tedavisi yapılır. Ağızdan bol sıvı alınması önerilir. Tedavinin süresini hekim belirler (7-14 gün).
Genelikle 48 saat içinde iyileşme gözlenmelidir. Aksi halde dirençli bakteri ile oluşmuş veya idrar yollarında tıkanma zemininde gelişmiş bir enfeksiyon düşünülmelidir.
Tedavi tamamlandıktan 2-3 gün sonra idrar incelemesi ve idrar kültürü tekrar edilir. Tekrarlayan enfeksiyonlarda uygun bir antibiyotik tedavisinden sonra 3-6 ay antibiyotikle baskılama tedavisi uygulanmalıdır (hekime danışılarak).
Hekiminizin belirleyeceği bir takvimde yapılacak tetkiklerle anatomik bozukluk olup olmadığı, o döneme kadar böbrekte kalıcı hasar olup olmadığı belirlenebilir.
VUR olan hastalarda baskılama tedavisi (akşamları yatarken ağızdan antibiyotik verilmesi) uygulanır. Hekimin belirlediği sıklıkta idrar tetkiki, idrar kültürü ve diğer tetkikler tekrar edilir. Takiplerinde bu hastaların bir kısmında açık veya endoskopik cerrahi düzeltmeler gerekli olabilir.
Disfonksiyonel eliminasyon sendromu (DES), anatomik ya da nörolojik bir bozukluk olmadan üriner sistem obstrüksiyonu ve patolojisine yol açabilen fonksiyonel idrar yapma bozukluklarının sınıflandırılması için kullanılan güncel bir terim olup urge sendromu-aşırı aktif mesane (en sık görülen), geciktirme sendromu-tembel mesane ve disfonksiyonel işeme gibi çeşitli bozuklukları kapsamaktadır.1 Önceden bu tip problemler fonksiyonel işeme bozuklukları ya da işeme disfonksiyonu adı altında toplanmakta olup bu terimin sadece bir alt grubu temsil etmesi nedeniyle yanıltıcı olabileceğinden bu yeni terim oluşturulmuştur.1 Tuvalet eğitimi ve/veya idrar kontrolünün çocukluktan erişkin paternine dönüşümünde eksiklik olması ve ilişkili davranışsal faktörler, genetik yatkınlık etyolojik faktörler olarak ileri sürülmektedir.
Patofizyoloji
1)Dolma fazı problemleri:
a)Yetersiz idrar depolama: Mesane kapasitesi yaşa göre küçük olduğundan çocuğun sık sık idrarı gelir. Mesane aşırı aktif olabilir, dolma fazında istemsiz kontraksiyonlar (detrusor instabilitesi, aşırı aktif-overaktif mesane) vardır. Bu iki durum birlikte olabilir (düşük kapasiteli, aşırı aktif mesane). Mesane yüksek basınçla idrar depolayabilir (Kompliansı azalmış-hipokomplian mesane). Bu 3 durum beraber olabilir (Yaşa göre düşük kapasiteli, aşırı aktif, hipokomplian mesane). Tüm durumlarda çocuk urgensi ile birlikte idrar kaçırabilir.
b) Fazla idrar depolama: Çocukta idrar tutma alışkanlığı vardır. İdrar yapmayı erteler. Mesane kapasitesi artar (tembel mesane), idrarı geldiğinde idrarının tamamını boşaltabileceği gibi rezidüel idrar kalabilir.
2)Boşaltma fazı problemleri: Hatalı tuvalet pozisyonları ve/veya hatalı tuvalet eğitimi sonrasında pelvik taban kaslarının işeme esnasında kasılmaları uygunsuz işemeye yol açabilir.
3)Dolma fazı+boşaltma fazı problemi: Mesane kapasitesi küçüklüğü, aşırı aktif mesane veya yüksek basınçlı depolama nedeniyle sık idrarı gelen çoçuk buna defans (refleks) olarak sfinkteri (pelvik taban kaslarını) sıkmayı öğrenir sonuç olarak hipertrofiye uğrayan ve güçlenen pelvik taban kasları miksiyon esnasında yeterince gevşeyemez hastada işeme disfonksiyonu (uygunsuz işeme) gelişir yani hasta idrarını rahat yapamaz (kesik kesik işeme, obstrüksiyon). Mesane içindeki basınç daha da yükselir.
4) Fekal problemler: Pelvik taban kaslarını sıkmaya alışan çocuğun anal sfinkterini de sıkması konstipasyona yol açar. Konstipasyonla gayta ile dolu sigmoid kolonun pelvisde hacim alması mesanenin depolama fonksiyonunu olumsuz etkiler. Yorulan anal sfinkterin uygunsuz gevşemesi gayta kaçmasına (enkoprezis) neden olabilir.
5) Üriner Enfeksiyonlar:7,8 Uygunsuz işeme, rezidüel idrar kalması, refleks sfinkter kasılması ve aşırı aktivite nedeniyle oluşan negatif basınç, bakteri kolonizasyonunun kolaylaşması sonucunda.
6) Vezikoüreteral reflü(VUR):7,8 Disfonksiyonel işeme nedeniyle mesanede artan basınç, azalmış komplians-yüksek basınçlı idrar depolama, aşırı aktif mesane ilişkili yüksek basınçlar ve refleks sfinkter kasılması nedenleri ile vezikoüreteral bileşke fonksiyonunun yetersiz hale gelmesi sonucu oluşabilir.
Hastanın miksiyon anamnezi detaylı alınmalı fekal problemleri yani konstipasyon, gaita bulaşması (enkoprezis) da sorgulanmalıdır. Urgensi, kesik kesik idrar yapma, sık idrara çıkma, kıkırdama inkontinansı, nokturnal ve diurnal enürezis olup olmadığı, tuvalet eğitimi hakkında bilgi alınmalıdır. İnkontinans karakteri öğrenilmelidir. Üriner ve vajinal enfeksiyonlar sorgulanmalıdır. Sonraki basamak fizik muayenedir,bazı hastalarda detaylı bir nörolojik muayene yapılması nörojenik mesane ayırımında faydalı olabilir. İdrar analizi, idrar kültürü (ve böbrek fonksiyon testleri) yapılması önerilen testlerdir. Direkt üriner sistem grafisi ve lumbosakral grafi kemik patolojileri (spina bifida) ve ürolithiazisi gösterebilir. Üriner sistemin değerlendirilmesinde en değerli yöntem ultrasonografidir. Alt üriner sistemde mesane duvar kalınlığı ve rezidüel idrar hacmi bildirilmelidir. Gerektiğinde ayrıntılı değerlendirme için intravenöz pyelografi, MR-ürografi ve diüretikli renografi gibi incelemeler istenir. Nörojenik mesane şüphesinde lumbosakral MR gibi üst tetkikler yapılır. Üriner enfeksiyon öyküsü ve/veya hidroüreteronefroz varlığında voiding sisto-üretrografi (VCU) ile VUR, mesane ve üretranın yapısı değerlendirilmeli, DMSA böbrek sintigrafisi ile renal hasar araştırılmalıdır.
Hastalığın etyopatogenezi hakkındaki bilgilerimiz artması ve yapılan çalışmalar sayesinde görülmüştür ki; üroflowmetri (elektromyografi ile birlikte), 2-3 günlük işeme günlüğü, ultrasonla rezidüel idrar ölçümü ve idrar tahlili gibi invaziv olmayan tetkikler çoğunlukla tanıda yeterli olabilirken çocukların çok az bir kısmında invaziv prosedürler, tercihen videoürodinamik çalışmalar gerekmektedir. 9-11 Bu durumlar: Patolojik nörolojik bulgular saptanması, tedaviye refrakter olgular, tanı güçlüğü çekilen kompleks problemler, sık üriner enfeksiyon öyküsü ve VUR’a eşlik eden miksiyon problemleridir.
Dolma fazı:Artmış detrusor aktivitesi (aşırı aktif mesane-dolma fazında inhibe olmamış kontraksiyonlar), azalmış ya da artmış mesane kapasitesi, azalmış ya da artmış mesane kompliansı, VUR, hidroüreteronefroz.
İşeme fazı: üretra, rezidüel idrar, VUR
DES Tipleri 1,10
Başlıca 8 grupta incelenen disfonksiyonel eliminasyon-işeme bozuklukları şunlardır;
1. Aşırı aktif (Unstabil) mesane 2. Disfonksiyonel işeme-Nonnörojenik nörojenik mesane (Hinman Sendromu) 3. Infrequent işeme (Erteleme sendromu-Tembel mesane sendromu), 4. Fonksiyonel barsak problemleri, 5. Giggle (Kıkırdama) inkontinansı, 6. Miksiyon sonrası damlama, 7. Gün içi idrar frekansı sendromu, 8. Enürezis nokturna
1)Aşırı Aktif Mesane-Urge Sendromu: En sık görülen DES tipi olup artmış detrusor aktivitesi=aşırı aktif mesane (dolma fazında inhibe olmamış kontraksiyonlar) ve/veya yaşa göre düşük mesane kapasitesi ve/veya azalmış mesane kompliansı ile karakterize bir durumdur. Erkek çocuklarda daha çok diurnal enürezis ile kendini göstermesine karşın anatomik farklılık nedeniyle kızlarda eklenen üriner enfeksiyonlar ve VUR sonucunda daha önemli bir patoloji halini alabilir. İstemsiz kontraksiyonlara çocuğun refleks olarak sfinkterini kasma cevabı vermesi ile uygunsuz işemenin eklenmesi VUR ve renal hasara neden olabileceğinden erken tanı ve tedavi önemlidir.
2) Hinman Sendromu 1,10,14,15 : İşeme disfonksiyonu yani boşaltma fazı problemi olan çocuklarda en uçtaki spektrum olup erken tanı ve tedavi renal hasarın gelişmesini önlemek için gereklidir. Bu kategorinin en hafif şekli disfonksiyonel işeme olup bu gruptaki çocuklar idrar yapma zorluğu, kesik kesik işeme, rezidüel idrar ve sık üriner enfeksiyonlardan yakınır. Miksiyon esnasında eksternal sfinkterin kasılmasına (detrusor-sfinkter uyumsuzluğu-disfonksiyonel işeme) bağlı olarak obstrüktif üropati gelişmesi ve bunun sonucunda mesane trabekülasyonunda artış, yüksek basınçlı mesane, rezidüel idrar, VUR, üriner enfeksiyon, hidronefroz ve son dönemde böbrek yetmezliği ile karakterize bir sendromdur.
3)Tembel Mesane Sendromu1,5,10,13 Aşırı depolama bozukluklarını bir spektrum dahilinde incelediğimizde en uçta yer alan patolojik durum tembel mesane sendromudur. Bu kategorinin en hafif şekli erteleme-postponement sendromu olup bu gruptaki çocuklar çiş tutma eğilimi ile karakterizedir. Mesane kapasitesi artmış, uç spektrumda detrusor kontraktilitesi azalmış, miksiyon sonrası fazla miktarda rezidüel idrar kalan hatta mesane atonisi ve taşma inkontinansı gelişebilen olguları tariflemek için kullanılır.
İşeme Disfonksiyonu Tedavisi
DES tedavisi, disfonksiyonun tipine ve hastanın semptomlarına uygun olarak seçilmelidir. Barsak disfonksiyonu olan çocuklarda ilk basamak kabızlık tedavisidir. Çocuğun temizlik alışkanlıkları ve kişisel hijenine dikkat edilmelidir. Üriner enfeksiyonlar uygun antibiyotiklerle tedavi edilmeli ve supresif tedavi uygulanmalıdır. Bütün bunlar içinde en önemlisi DES tedavisinin uzun ve zahmetli bir tedavi olduğunun aileye ve çocuğa anlatılarak tedavinin devamlılığının ve düzenli kontrolün şart olduğunun açıklanmasıdır.
1)Davranış tedavisi1,5,10,13 DES olan çocuklarda bir işeme günlüğü tutulmalı ve zamanlanmış-planlı işeme davranışı öğretilmelidir. Çocuk her 2-3 saatte bir idrar yapmalı ve idrarı geldiğinde işemeyi geciktirmemesi öğretilmelidir. Çocuğun tuvalet eğitimi tekrar gözden geçirilmeli uygun pozisyon alıp miksiyon yaptığı denetlenmelidir. Akşam saatlerinde sıvı kısıtlaması da özellikle enürezis noktürnalı çocuklarda faydalı olacaktır.
2) Antimuskarinik Ajanlar 13,16 Detrusor kasılmaları muskarinik reseptörler aracılığıyla gerçekleştiğinden aşırı aktif mesane ve hiperrefleks nörojen mesane tedavisinin temelini antimuskarinik-antikolinerjik ajanlar oluşturur. Moleküler tekniklerle yapılan çalışmalar 5 tip muskarinik reseptör bulunduğunu göstermiştir. Detrusor kasında en yaygın bulunan reseptörün M2subtip olduğunun gösterilmesine karşın detrusor kontraksiyonundan esas sorumlu subtipin M3olduğu anlaşılmıştır. Selektif olmayan yani tüm muskarinik reseptörleri benzer şiddette bloke eden ajanlar (oksibutinin gibi) daha uzun süredir kullanılmakta olup etkinliği kanıtlanmış olmasına karşın yan tesirleri nedeniyle uzun süreli kullanımda hastaların en az üçte-dörtte birinde tedavinin yarım bırakılmasına neden olmaktadır. Oksibutinin dışında diğer ajanların henüz süspansiyon formu bulunmamaktadır. M2-M3 selektif ajanların (tolterodin, trospiyum gibi) uzun yıllardır piyasada mevcut olmasına ve etkinliği ve güvenilirliğinin kanıtlanmasına karşın halen bazı ülkelerde çocuk hastalarda kullanılmasına izin verilmemektedir. M3 selektif ajanlar (darifenasin, solifenasin) daha yeni ajanlar olup ümit verici klinik çalışmalar mevcuttur. Sonuç olarak çocuklarda daha iyi tolere edilebilecek bir antikolinerjik tedavi gereksinimi vardır. Yeni ve selektif ajanlarla yapılan çalışmalarda benzer etkinlik ve daha az yan tesir bildirilmesine karşın çift kör, plasebo kontrollü ve karşılaştırmalı çalışmalar gerekmektedir. Aşağıdaki ajanlar ülkemizde mevcuttur; oksibutinin, tolterodine tartarat, trospiyum, propiverin, darifenasin.
3)Alfa Blokörler17 Alfa-adrenerjik antagonistlerin (alfa blokörler) mesane çıkış direncini azaltmaları ve detrusor kontraksiyonlarını azaltarak mesane kompliyansını artırmaları nedeniyle işeme semptomlarında iyileşmeye neden olacakları düşünülmüştür. Çocuklarda ilk adımda daha güvenilir bir ajan olan doksazosinin verilmesi önerilmektedir.
4)Nokturnal Enürezis Tedavisi Dezmopressin tedavisi ile kısa dönemde iyi sonuç alınmasına karşın relaps oranı yüksektir. Alarm tedavisi uzun dönemde daha kalıcı olmasına karşın ailenin uyumu gereklidir. Tedaviye cevap vermeyen çocuklarda iki tedavi kombine edilebilir.
5)Biofeedback Bu yöntemde hasta, ürodinamik gereçlerle kendi işeme fonksiyonunu monitörize ederek bir deyişle işemeyi yeniden öğrenir. Zaman alan bir terapi olup bir üniteye ve deneyimli bir miksiyon terapistine-üroterapiste gereksinim vardır.
6)Temiz Aralıklı Kataterizasyon: Yüksek basınçlı iyi boşalamayan mesane, VUR ve hidroüreteronefroz (Hinman sendromu) ve rezidüel hacmin fazla olduğu atoninin geliştiği tembel mesane sendromu olgularında mesanenin tam olarak boşaltılması ve mesane içi basıncın düşürülmesi amacıyla kullanılır.
7)Botulinum Toksini Üriner sistemde temelde 2 şekilde kullanılmaktadır. Transüretral girişimle üretral sfinktere doğrudan enjeksiyon ile sfinkter paralizi ve sistoskopi ile multipl odaklı mesane enjeksiyonları ile detrusor paralizi.
KAYNAKLAR
1. Koff SA, Jayanthi VR. Non-neurogenic lower urinary tract dysfunction. In Campbell’s Urology, Walsch PC (editor in chief), Saunders Company, Philadelphia, U.S.A. 8. edition. 2002. pages 2262-2263
2. Hjalmas K. Is dyscoordinated voiding in children an hereditary disorder? Scand J Urol Nephrol Suppl 1995; 173: 31-35.
3. Bakker E, Wyndaele JJ. Changes in the toilet-training of children during the last 60 years: the cause of an increase in lower urinary tract dysfunction. BJU Int 2000; 86: 248-252.
4. Hellström AL. Influence of potty-training habits on dysfunctional bladder in children. Lancet 2000; 356: 1787.
5. Nijman RJ. Classification and treatment of functional incontinence in children. BJU Int 2000 ;85 Suppl 3:37-42.
6. Von Gontard A, Schaumburg H, Hollmann E, Eiberg H, Rittig S. The genetics of enuresis: a review. J Urol 2001 Dec;166(6):2438-2443.
7. Snodgrass W. Relationship of voiding dysfunction to urinary tract infection and vesicoureteral reflux in children. Urol 1991; 38: 4: 341-344
8. Koff SA, Wagner TT, Jayanthi VR. The relationship among dysfunctional elimination syndromes, primary vesicoureteral reflux and urinary tract infections in children. J Urol 1998; 160: 1019-1022
9. Bauer SB. Special considerations of the overactive bladder in children. Urology .2002 Nov;60(5 Suppl 1):43-48.
10. Nevéus T, von Gontard A, Hoebeke P, Hjälmås K, Bauer S, Bower W, et al. The standardization of terminology of lower urinary tract function in children and adolescents: report from the Standardisation Committee of the International Children’s Continence Society. J Urol. 2006 Jul;176(1):314-324.
11. Schewe J, Brands FH, Pannek J. Voiding dysfunction in children: Role of urodynamic studies. Urol Int 2002; 69: 297-301
12. Hoebeke P, Van Laecke E, Van Camp C, Raes A, Van De Walle J. One thousand video-urodynamic studies in children with non-neurogenic bladder sphincter dysfunction. BJU Int 2001; 87: 6: 575-580
13. Nijman RJ. Role of antimuscarinics in the treatment of nonneurogenic daytime urinary incontinence in children. Urology. 2004 Mar;63(3 Suppl 1):45-50.
14. Hinman F, Baumann FW. Vesical and ureteral damage from voiding dysfunction in boys without neurologic or obstructive disease. Urol. 1973 Apr;109(4):727-732.
15. Allen TD. Forty years experience with voiding dysfunction. BJU Int. 2003 Oct;92 Suppl 1:15-22.
16. Braverman AS, Lebed B, Linder M, Ruggieri MR. M2 mediated contractions of human bladder from organ donors is associated with an increase in urothelial muscarinic receptors. Neurourol Urodyn. 2007;26(1):63-70.
17. Husmann DA. Use of sympathetic alpha antagonists in the management of pediatric urologic disorders. Curr Opin Urol. 2006 Jul;16(4):277-282.
İdrar yollarından taş ve kum rahatsızlığı geçiren herkes bu dönemin çok ağrılı olabildiğini bilir.1980 li yıllara kadar idrar yolları taşları önemli bir sağlık problemi oluşturmuştur. Hastaların büyük bir kısmı cerrahi işlemlere tabi tutulmuş ve böbrek kayıpları olmuştur. Teknolojik gelişmeler bu hastalığın önemli bir sağlık problemi olmaktan çıkmıştır.
Taş hastalığının tedavisi ve takibi ürologlar tarafından yapılması önemlidir
Böbrekte taşlar nasıl oluşur ?
Bugüne kadar yapılan bilimsel araştırmalarda taşın kimyasal ve fiziksel yapısı hakkında yeterli bilgiler sağlanmış, fakat teknolojideki bütün ilerlemelere rağmen sebebi bugün bile tam olarak aydınlatılamamıştır.
Böbrek taşlarına, normal olarak idrarın içinde bulunan tuz ve minerallerin dengesinin bozulması neden olur Taşlar böbrek içerisinde oluşan çok küçük kristallerin bir araya gelip birbirine tutunmaları sonucunda şekillenir. Bu küçük kristal parçalarının oluşabilmesi içinde taşların yapısında bulunan maddelerin idrarda yeterince bulunması ve çökmesi gereklidir. Esas olarak böbrek taşı, idrar içinde çöken kristallerin böbrek iç yüzeyine tutunmasından ve birikmesinden oluşur. Normalde idrar içinde bu kristalleşmeyi ve çökmeyi engelleyen ve İnhibitör denilen maddeler vardır. Bu inhibitörler her insanda yeterli miktarda olmayabilir ve buda taş oluşumuna yol açar. Diğer bir neden ise idrarın asidik veya bazik oluşudur. Eğer oluşan bu kristaller ve kumlar yeteri kadar küçükse idrar yollarına takılmadan ve de herhangi bir probleme yol açmadan düşerler.
Böbrek taşları kimyasal yapıları bakımından birçok maddenin bileşiminden oluşmuştur. En çok görülen taş tipi kalsiyum içeren ve fosfat veya oksalat kombinasyonlu taşlardır. Bu maddeler bir insanın normal günlük gıdalarında mutlaka bulunurlar.
Bunların dışında başka taş oluşturan maddelerde mevcuttur.(Ürik ait, sistin ve enfeksiyon taşları vs.). Böbrek boşluklarında oluşan ve büyüyen bu taşlar orada kalıp büyümeye devam edebileceği gibi, böbrekten çıkıp idrar kanalına da(üreter) girebilir. Bu kanalda 3 adet fizyolojik darlık mevcuttur, taşlar büyüklüklerine göre bu darlıklara takılabilir veya idrar torbasına atılabilir. 0.5 cm.nin altındaki taşların %90 nı kendiliğinden düşer 0.5 cm üzerindeki taşların idrar kanalını geçmesi ve atılması güçtür.
Taş kimlerde oluşur?
Böbrek taşları erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha fazla oluşur. Böbrek taşı olan hastalar 5 yıl içinde başka bir taş oluşma riski %50’dir.
Beslenme taş hastalığı oluşumunda önemlidir. Taş hastalığının dünyada artmasının protein ve karbonhidrattan zengin, liften fakir beslenme ile olduğu düşünülmektedir. Hayvani proteinden zengin gıdalarla beslenenler idrarla normalden fazla kalsiyum atmaktadırlar, idrardaki sitrat miktarı azalmaktadır buda taş oluşumunu artırmaktadır.
Alınan su miktarı önemlidir, miktar artıkça taş oluşum riski azalmaktadır. Yine alınan yiyecek ve içeceklerin de taş oluşumu üzerinde önemli etkileri mevcut olup, bazı gıdalar taş oluşumuna yol açtığı gibi mevcut taşların da büyümesine yol açmaktadır. Taşların oluşumuna neden olan başka önemli faktörler de mevcuttur.
Taşların kimlerde oluştuğu ve neden oluştuğu sorusunun cevabı oldukça karmaşıktır. Birçok faktörün bir araya gelmesi ile idrarda bazı kimyasal maddeler artmakta ve özellikle azalan idrar miktarı ile bu maddeler çökerek küçük kristallerin oluşmasına yol açmaktadır. Bu kristallerde şekillendikten sonra hızla birleşerek taşları oluşturmaktadır. Bu manada en önemli faktör alına sıvı miktarıdır. Eğer bünyesi taş oluşturmaya yatkın kişiler yeteri kadar su içmez ise (günde en az 2-3 lt.), idrar miktarı azalacak, idrar daha yoğun bir duruma gelecek ve idrardaki maddeler çökerek daha kolay ve sık taş oluşacaktır. Tam tersi olarak, yeterince sıvı alan ve idrar çıkaran şahıslarda bu maddeler çökmeden atılacak ve taş oluşum riski azalacaktır. Sıvı alımı dışında, diyet,idrar yolu enfeksiyonları, hastalıklar vs. faktörlerde taş oluşunda önemli rol oynamaktadır.
-Diüretik, antiasit ve troid ilaçlarının kullanımı,kalsiyum ve D ve C vitamini kullanımı
-Tek böbreğe sahip olmak,
-Az miktarda lif, çok miktarda et tüketimi,
-Yeterli sıvı tüketmemek,
-Sıcak ya da soğuk yerlerde çalışmak,
-Hareketsiz bir yaşam tarzına sahip olmak ya da yatalak hasta olmak,
-Crohn hastalığı nedeniyle ileostomi ameliyatı geçirmek,
Taş hastalığının belirtileri nelerdir ?
-Özellikle yan bölgelerde olmak üzere çok şiddetli, kıvrandırıcı ağrılar
-Ağrı ile beraber bulantı ve kusma
-İdrarda kanama
-Sık tekrar eden idrar yolu enfeksiyonları
-Ailenizde taş hastalığının bulunması
-Çocuklarda karın ağrısı, iştahsızlık, idrar yolu enfeksiyonları
Böbrekte bulunan taşların en önemli belirtisi değişen derecelerde yan boşluk ağrısıdır. Ağrının karakteri sıklıkla çok şiddetli, bıçak keser tarzda olmaktadır. Özellikle böbrekten çıkıp idrar kanalına (üreter) giren taşların bu kanalda ilerlemesi sonucunda günlük aktiviteleri de engelleyen çok şiddetli ağrı gelişebilmektedir. Bu tip ağrıların sebebi taşların idrar kanalını tıkayıp, idrar akımını engelleyip, böbrek içi basıncı artırmasıdır. Ağrının şiddeti zaman, zaman artıp azalabilir. Sıklıkla sağ veya sol yan bel bölgesinde oluşan ağrılar taş(ların) bulunduğu yere göre (idrar kanalı, idrar torbası vs.) karın alt kısmına veya kasıklara doğru yayılabilmektedir. Ağrının yanı sıra idrarda taze kanama diğer önemli bir belirti olup, özellikle ağrı ile birlikte olması anlamlıdır. Yine ağrıya bulantı hissi ve zaman, zaman kusmanın eşlik etmesi de mümkündür. Taşlar idrar yollarında sıklıkla enfeksiyon sebebi de olabilmektedir.
Nasıl teşhis edilir ?
Teşhiste hastanın şikayetleri yol gösterici olsa da, taşların belirlenmesinde günümüzde en sık uygulanan inceleme yöntemi ultrasonografidir. Hastalara herhangi bir uygulama zorluğu oluşturmayan, basit ve pratik bu uygulama ile idrar yollarındaki taşların çoğu tespit edilebilmektedir. Bazen hastaların şikayetleri karın ağrısı, mide ağrısı, kasık ağrısı şeklinde olabilir, bu durum başka hastalıklarla da karıştırılabilir. Tüm karın ağrılarının ayırıcı tanısında idrar yolları taşlarını akılda tutmak gerekir. Gerekli olduğu takdirde ilaçlı böbrek filmi (IVP) çektirilerek taşlar ve idrar yollarının boşlukları da görülebilmektedir. Son yıllarda yine pratik, hızlı ve konforlu bir yöntem olarak devreye giren spiral tomografi tüm taşları çok kolay teşhis edebilmektedir. Hastalara ayrıca idrar tahlili yaptırmak suretiyle idrardaki kristalleri, kanama ve enfeksiyon durumunu değerlendirmekte gereklidir.
Tedavi yöntemleri nelerdir?
Taşların oldukça önemli bir kısmı (özellikle 0.5 cm.den küçük çaptaki) kendiliğinden düşmektedir. Tedavi planı taşların bulundukları yere (böbrek, idrar kanalı, idrar torbası) sayısına veya çapına bağlı olarak değişmektedir. Yakın zamanlara kadar açık ameliyatlar çok yaygın olarak uygulanırken, teknolojideki gelişmeler sayesinde taş kırma işleminin yanı sıra modern kapalı ameliyatlar (hastanın vücudunda herhangi bir kesi yapmadan) uygulamaya girmiş ve taşların tedavisi kolaylaşarak, hastalar için zor olmaktan çıkmıştır. Hastalar daha kısa sürede hastanede yatarak, hızla günlük aktivitelerine dönebilmektedir.
Taş kırma yöntemi (ESWL)
ESWL tıptaki en büyük yeniliklerden birisidir. Son 25 yıla kadar taşın büyüklüğü ne olursa olsun açık ameliyatla tedavi edilmekteydi.1980 yılında ilk uygulama başlamış ve günümüzde artık taşların tedavisinde uygulanan en kolay ve en az invaziv yöntem olarak yerini almıştır. Vücut dışında bir kaynaktan elde edilen ses dalgalarının şok dalgaları haline getirilip, taşa gönderilmek süretiyle taşın parçalanmasıdır.
Üreteroskopi
Böbrek ile idrar torbası arasında yer alan üreteri(idrar kanalı) 3 bölüme ayırabiliriz.Üst üreter kısmında kalan taşlar genellikle ESWL ile kırılırlar,nadiren başka cerrahi girişim gerektirirler.Orta ve özellikle alt üreter taşlarının tedavisinde ESWL nin kırma başarısı düşüktür.Buralara takılan taşların hemen hemen hepsi endoskopik yöntemlerle tedavi edilebilmektedir. Herhangi bir kesi yapmadan genel veya lokal anestezi altında ince fiberoptik veya metal bir özel cihazla (ureteroskop) mesaneden idrar yoluna girilir ve taşın yeri saptanır. Sonra taş küçükse özel bir cihazla yakalanıp alınır ya da taş büyükse şok dalgaları veya lazerle kırılarak parçalar dışarı alınır.
Perkütan taş cerrahisi
Modern yöntemler devreye girmeden önce böbreklerin içerisinde yer alan taşlar açık ameliyatlar yapılarak alınmaktaydı.
Teknolojik gelişmeler ve modern yaklaşımlar sayesinde, günümüzde artık böbrek taşlarının çok az bir kısmı (% 1) açık ameliyat yöntemi ile alınmaktadır. Taş kırma yöntemi ile tedavi edilemeyen veya kırılsa da taş yükü çok fazla olan ve çok fazla ESWL seansı gerektiren, ESWLye dirençli olan taşların çoğunda hastalara açık ameliyat yapmadan, böbreğe endoskopik olarak tek bir kanaldan girilerek (kapalı yoldan) tedavi yapılabilmektedir.
Perkütan yoldan taşın cerrahi tedavisi olarak ta isimlendirilen bu işlem sırasında ciltte açılacak küçük bir delikten böbreğe girilerek, böbrek içinde ki taşlar gözle görülebilmekte, sayısı ve büyüklükleri net bir şekilde değerlendirebilmektedir.
Açık ameliyatlar :
Yukarıda sözü edilen modern, pratik ve hastaya çok az zarar veren yöntemlerin devreye girmesi ile günümüzde idrar yollarında yer alan taşların çok az bir kısmı (% 1) kadarında açık cerrahi (vücuda kesi yaparak) girişimler gerekli olmaktadır. Teknik donanım ve deneyimin olduğu merkezlerde bu tür girişimler hemen, hemen terk edilmiş durumdadır. Taşın çapının çok büyük olup böbreğin hemen tüm boşluklarını doldurduğu hastalarda bu yöntem tercih edilmektedir.
Taş hastaları neler yapmalıdır ?
-Mutlak surette her gün yeteri kadar sıvı alınması (2-3 lt, 10-15 bardak)
-Sık tekrar eden taş hastalığı durumunda yiyeceklerin düzenlenmesi
-Yeterince hareketli bir hayat (düzenli yürüyüşler, eksersizler)
-Stresten uzak bir yaşam tarzının sağlanabilmesi
-6 ayda bir idrar analizi ile ultrasonografi incelemesinin tekrarı
-Vücutta taş oluşumuna yol açan sebeplerin aydınlatılması amacıyla kan ve idrar örneklerinin incelenmesi ve gereken tedavinin başlatılması
-Mevcut taşların büyümeden gereken önlemlerin alınması ve taşların uygun yöntemler ile temizlenmesi
-Düşürülen taşların analiz amacıyla biriktirilmesi ve inceleme amacıyla bu konu ile ilgilenen deneyimli merkezlere başvurulması
İdrar yolları enfeksiyonları çocukluk çağında, üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra en sık görülen sağlık problemidir. Her iki cinste..
ve her yaş grubu çocukta sıklıkla rastlanabilen bu şikayetler, zamanında belirlenip gerekli tedavi yapılmadığı takdirde; böbrek yetmezliğinden hipertansiyona, kansızlıktan büyüme geriliğine kadar pek çok kalıcı hasara neden olabilir. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan cocuk hastalarda mutlaka ileri araştırma gerekli olup cocuk nefroloji uzmanları tarafından değerlendirilmesi gereklidir.
İdrar Yolu Enfeksiyonu Nedir?
Üriner sistem enfeksiyonu böbrekler ve mesanenin iltihabıdır. Mesanenin iltihabına “sistit”, böbreklerin iltihabına ise “pyelonefrit” denir. Pyelonefrit sistitten daha az görülmesine rağmen daha fazla zarar vericidir. Sıklıkla üretra (idrarın dışarı atıldığı kanal) dışındaki ciltten bakterilerin mesaneye ulaşması ile oluşur. İdrar yolu iltihabını tedavi etmek, böbrekleri korumak açısından önemlidir. Üriner Sistem Enfeksiyonlarının Sıklığı Nedir? Üriner sistem enfeksiyonları 5 yaşından küçük ateşli çocukların yüzde2’sinde saptanır, 1 yaşından küçük ateşli çocuklarda, kızların yüzde 8’inde, erkeklerin yüzde3’ünde ateşin nedeni üriner sistem enfeksiyonlarıdır.
Üriner Sistem Enfeksiyonlarının Nedenleri Nelerdir?
İdrar yolu iltihaplarının etkeni bakterilerdir. Bakteri mesaneye, idrarın dışarı atıldığı kanaldan girer. Genelde üretra girişini tahriş eden etkenler (bilinen tahriş edici maddeler, banyo köpükleri ve şampuanlardır), bakterilerin buradan içeri girmesini de kolaylaştırır. Bazı risk faktörleri çocuklarda üriner sistem enfeksiyonuna zemin hazırlar. İdrarın mesaneden üreterler boyunca böbreğe doğru anormal geri kaçışı, üriner sistem tıkanıklıkları, çeşitli anatomik ve fonksiyonel bozukluklar ile enfeksiyona yatkınlık görülebilir. Yabancı cisimler, mesaneye, üreterlere yerleştirilen kateterler, kabızlık, banyo köpükleri ve sünnetsiz erkek çocuklarda fimozis (sünnet derisinin geriye kıvrılmaması) mesanenin bakteri ile temasına neden olur. Okul çocuklarında sık görülen idrarı eve saklama eylemi de idrar yolu enfeksiyonlarının nedenlerindendir.
Çocuklarda üriner sistem enfeksiyonlarının semptom ve bulguları çocuğun yaşına göre değişkendir. Bebekler ve özellikle 2 yaşından küçük çocuklarda bulgular genellikle üriner sistemle ilişkili değildir ve kolaylıkla gözden kaçabilir. Bebekler ve 2 yaşından küçük çocuklarda en sık görülen semptomlar şunlardır:
• Huzursuzluk • Kusma ve ishal • Karında şişkinlik • Yeni doğanda uzamış sarılık • İştahsızlık ve beslenme bozukluğu • Kilo almada yavaşlama • Vücut ısısında düzensizlik • Sebepsiz yükselen ve düşmeyen ateş Büyük çocuklarda ve erişkinlerde semptomlar daha belirgindir ve enfeksiyonun yerine göre bulgular değişkenlik gösterir. Alt üriner sistem (sistit) enfeksiyonlarında görülen semptomlar şunlardır: • İdrar yaparken yanma, sızı ağrı • Sık idrara çıkma • Acil işeme isteği • Karın alt tarafına ağrı • Tuvalete yetişemeden idrar kaçırma • Kötü kokulu, anormal renkte, kanlı idrar
Üst üriner sistem enfeksiyonlarından akut pyelonefrit idrar yolu enfeksiyonları içinde en ağır ve böbrekte en fazla hasar bırakan hastalıktır. Özellikle küçük çocuklarda kalıcı hasar ihtimali daha fazladır. İdrar yolu enfeksiyonu geçiren çocukların yüzde10’ unda, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları olan çocukların yüzde25’ inde ve vezikoüretral reflülü (böbreklere idrar kaçması) çocukların yüzde30’ unda kalıcı böbrek hasarı gelişebilir. En sık görülen semptomlar, titreyerek yükselen ateş, böğür ağrısı, ciddi bulantı ve kusmadır. Bu semptomlara ek olarak sistitizm semptomları da (yukarıda sayılan semptomlar) gözlenebilir.
Tanı Nasıl Konur?
İdrar yolu enfeksiyonu tanısı için idrar tahlili ve idrar kültürü yapılmalıdır. İdrar öncelikle mikroskop altında incelenir. Kesin tanı idrar kültüründe anlamlı miktarda bakterinin üremesi ile konur. İdrar yolu enfeksiyonu idrar kültürü ile kanıtlandığında, böbreğin tutulup tutulmadığına karar verilmelidir. Yüksek ateş, böğürde hassasiyet, karın ağrısı, bulantı, kusma, titreme görülebilir. Üriner Sistem Enfeksiyonlu Çocuklar Nasıl Değerlendirilir? Üriner sistem enfeksiyonu kültürle kanıtlanmış olan çocuklar en kısa zamanda radyolojik olarak değerlendirilmeli ve ileri araştırmalar yapılarak altta yatan bir anatomik bozukluk var ise yespit edilip çocuk nefroloji uzmanı tarafından takibe alınmalıdır. Enfeksiyonda tanı yaşı ne kadar küçükse tekrarlama riski o kadar fazla olup her enfeksiyonda böbrek hasarı ve ileride kalıcı böbrek yetmezliği gelişme ihtimali okadar yuksektir. Maalesef ülkemizde hala çocuklarda kronik böbrek yetmezliği nedenleri arasında tekrarlayan idrar endeksiyonları ve veziko üreteral feflü ilk sırada yer almaktadır.
Tedavisi Nasıldır?
İdrar yolu enfeksiyonu olan çocuklara antibiyotik tedavisi hemen başlanmalıdır. Etkin tedavi üriner sistem hasarlanma riskini en aza indirir. Şiddetli enfeksiyonlarda tedavi 10-14 gün sürmelidir. Çocuklarda. üriner semptomların tespit edilme güçlüğünden ve uygun antibiotik tedavisi sonrası, normal radyolojik tetkikler olmasına rağmen özellikle kız çocuklarda enfeksiyonun tekrarlama ihtimalinden dolayı tedaviden sonra düzenli takipler yapılmalıdır.
Çocuklarda üriner sistem enfeksiyonlarından korunmak için neler yapılmalıdır?
• Çocuklara idrarın açık renk olmasını sağlayacak şekilde yeterli miktarda sıvı verilmelidir. • Çocuğun günde 3-4 kere idrar yapması sağlanmalıdır. • Çocuk tuvalette yeterli süre kalmalıdır. Aceleyle yapıp kalkmamalıdır. • Genital bölge sabun veya şampuanla değil, saf suyla yıkanmalıdır. • Kızlarda genital bölge temizliği önden arkaya doğru olmalıdır. • Kabızlığa karşı önlemler alınmalıdır. • Özellikle kız çocuklarda banyo süresi çok uzatılmamalı ve tahriş edici özelliğe sahip köpüklü sabun ve şampuan kullanılmamalıdır. • Tekrarlayan enfeksiyonlar var ise mıutlaka ileri araştırmalar yapılmalı • İdrar kaçırma tuvalete yetişememe gibi idrar kesesi problemlerinin öncül bulguları var ise mutlaka ileri radyolojik araştırmalar yapılmalıdır..
Üriner sistem, vücutta idrarı yapan ve vücut dışına taşıyan bir sistemdir. Böbrek, mesane ve onları birbirine bağlayan tüpleri içerir. Bakterilerin üriner sisteme girmesiyle infeksiyonlar meydana gelir.
Üriner sistem infeksiyonları, genellikle kolay tedavi edilir. Ancak tedavi edilemezse, özellikle altta yatan bir anomali varsa sepsis adı verilen tüm vücutta yaygın infeksiyonlara yol açabilir.
Barsaklarda yaşayan bakteriler, dışkı aracılığıyla üretra adını verdiğimiz bölüme ulaşırsa ( idrarı mesaneden dışarı atan bölüm ) kolaylıkla mesane ve böbreğe ulaşabilir.
Bebekler ve küçük çocuklarda ciddi bir semptom olmadan da görülebileceği gibi aşağıdaki semptomlara da neden olabilir:
Ateş
Kötü kokulu idrar
Kusma
İştahsızlık
Halsizlik
Tartı alımının yetersiz olması
Daha büyük çocuklarda ise ;
İdrar yapma sırasında ağrı, yanma
Sık idrara gitme
İdrar kaçırma
Kötü kokulu, bulanık, kanlı idrar yapma
Sırtta, bir veya her iki yanda ağrı
Alt bel ağrısı
Öykü, şikayetler ve fizik muayene bulgularının doğrultusunda idrar tahlili, idrar kültürü gibi laboratuvar testleri istenir. İdrar kültürü sonucu bir – iki günde çıktığı için genellikle idrar tahlili sonucuna göre antibiyotik başlanabilir. İnfeksiyon tedavisi sonrası , sebebe yönelik araştırmalar yapılabilir. Mesaneden böbreğe idrar kaçmasına yol açan vezikoüreteral reflü, böbrek taşları, ürüner sistemin diğer doğuştan anomalileri, kabızlık gibi durumlarda tekrarlayan idrar yolu infeksiyonları görülebilir.
Antibiyotik tedavisinde doktorunuzun önerdiği doz ve sürede tedaviyi uygulayın. Ateş veya diğer semptomların iki – üç gün içerisinde düzelmesi durumunda tedaviyi erken sonlandırmanız, hastalığın tekrarlamasına veya ilerlemesine yol açabilir.
Tekrarlayan idrar yolu infeksiyonları kalıcı böbre hasarı, hipertansiyona yol açabileceğinden infeksiyona yol açabilecek altta yatan hastalıkların tanısının konulması önemlidir.
Tedavi başlandıktan iki gün sonra semptomlar gerilemiyorsa doktorunuzla görüşün. 3 ayın altındaki bebeklerde, kusan ve ağızdan ilaç alamayan çocuklarda,sepsis gibi ciddi infeksiyonlarda hastaneye yatırılarak tedavi edilmeleri de gerekebilir.
Çocukların bol su içmeleri, idrar tutmayarak sık sık banyoya gitmelerinin hatırlatılması da tedavinin önemli bir kısmını oluşturur.
‘Enürezis noktürna’ çocukların 5 yaş sonrasında istemsiz olarak gece yatağını ıslatması olarak tanımlanabilir. Genellikle erkeklerde daha sık görülen bu durum, 5 yaş civarında her 5 çocuktan birinde görülmektedir. Ebeveyni ve çocuğu ciddi anlamda rahatsız eden bir durumdur.
Çocuklar neden yatak ıslatırlar?
Altta yatan faktörlerden biri genetik faktörlerdir. Ailesinde, özellikle anne ya da babasında enürezis varsa çocukta da görülme ihtimalinde bir artış söz konusudur. Hatta her iki ebeveynde enürezis varsa çocukta görülme ihtimali %70’leri bulmaktadır.
Altta yatan bir diğer neden bu çocuklardaki uyanma bozukluğudur. Enürezisi olan çocukların diğer çocuklara göre daha zor uyandırıldıkları bilinen bir gerçektir. Bu çocuklar genelde yatağı ıslattıktan sonra uyanırlar. Gece mesane doluluğu ve kasılmalarının algılanması, merkezi sinir sisteminin henüz olgunlaşmamasından dolayı yetersizdir.
Bir diğer neden ise gece enüretik çocuklarda mesane kapasitesinin azalmasıdır. Bu çocukların çoğunda mesane kapasitesi gündüz yeterli olmasına rağmen gece düşüktür.
Başka bir neden ise gece boyunca idrar yapımını azaltan ADH adlı hormonun normal çocuklara göre yetersiz olmasıdır ki bu da gece idrar miktarında artış olmasına neden olur.
Çok nadir olarak geniz eti, üst solunum yolu tıkanıklıkları, parazitler, alerjiler, kabızlık ve idrar yolu enfeksiyonlarında da enürezis görülmektedir.
Enürezis psikolojik bir problem midir?
Sanılanın aksine bu yaygın görüş yanlıştır. Olayın psikolojik kaynaklı olmasından çok psikolojik sorunların enüreziste bir sonuç olarak karşımıza çıktığı görülmektedir.
Enürezis hangi sorunlara yol açar?
Özellikle içine kapanma, özgüven kaybı, okul başarısında azalma, suçluluk duygusu gibi psikososyal sorunlara sıklıkla yol açmaktadır.
Tuvalet eğitimine erken başlamak enürezise yol açar mı?
Tuvalet eğitiminin erken verilmesi veya yanlış ve baskıcı tuvalet eğitiminin enürezis üzerinde olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir.
Enürezisli çocuklarda hangi tetkikler yapılır?
Enürezisli çocuklarda genellikle tam idrar tetkiki, idrar kültürü ve bazen üriner sistem ultrasonu ilk aşamada istenen tetkiklerdir.
Enürezisin tedavisi mümkün müdür?
Enüreziste çocuğun ve ebeveynin tedavi uyumu ile çok başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Çocukta sadece gece uykuda yatak ıslatma problemi varsa ve eşlik eden başka sorun yoksa tedaviye geçilir. Tedavi seçenekleri arasında davranış tedavisi, alarm tedavisi, ilaç tedavisi bulunmaktadır.
Davranış tedavisinde çocuk ile doğru ve ılımlı bir iletişim kurmak gerekir. Bu durumun tedavi ile düzelebileceği ve çocuğun kendini suçlu hissetmemesi gerektiği çocuğa anlatılır, kesinlikle enüretik çocuklarda ceza ya da baskı uygulanmamalıdır. Daha sonra çocuğun ıslak ve kuru geceleri takvimde işaretlenip kuru geceler için ödüllendirme yapılır. Bu tedavi çocuğu motive edecektir. Bununla beraber gece yatmadan 2 saat öncesinde aşırı sıvı alımı, akşam yemekten sonra çay, gazlı, kafeinli içecekler kısıtlanır ve gece en az bir kez tuvalet için uyandırılır. Ayrıca gün içinde yeterli sıvı tüketimi sağlanır, 2-3 saatte bir tuvalete gitmesi hatırlatılır, idrarını ertelemesi önlenir. Bununla beraber kabızlık gibi problemler de bu duruma neden olabileceği için erken dönemde tedavi edilmelidir.Bez bağlanması kesinlikle önerilmemektedir. Yatak ıslatma sonrası çarşaf ve giysilerin değişiminde çocuğun aktif rol alması da tedavinin bir parçasıdır.
Alarm tedavisi; uyanmada ve uyandırılmada ciddi sorunları olan çocuklarda uygulanır. Bu tedavide yatak ıslatılırken çalarak çocuğu uyandıran bir zil sistemi kullanılır.
İlaç tedavisi de bazı çocuklarda gerekmektedir. Özellikle çocuk, evi dışında başka bir yerde yatacağı gecelerde oldukça faydalıdır.
Unutulmaması gereken bir diğer husus çocuklarda santral sinir siteminin olgunlaşması ile yatak ıslatma problemi azalmaktadır. Tedavi sırasında sabırlı olunması gerektiği unutulmamalıdır.
Uyarıcı bulgular
Çocuklarda idrarla birlikte dışkı kaçırma, ani işeme hissi ile beraber olan idrar kaçırma, gündüz sürekli iç çamaşırın ıslak olması (gün boyu idrar kaçırma), gündüz idrar kaçırdığını hissetmeme, idrara çıkma sayısı 3’ten az 8’den fazla olması, idrarı başlatmada zorluk, ıkınarak işeme, daha önce yokken ortaya çıkan enürezis durumlarında geciktirmeden bir çocuk hekimine başvurmak gerekir, böyle durumlarda ileri tetkik yapmak ve probleme yönelik tedavi uygulanması gerekir.
Sonuç olarak hasta ve ebeveynin dahil olduğu davranış tedavisi ile enürezisli olguların önemli bir kısmı düzelmektedir. Tedavi sırasında olabildiğince sabırlı olunması gerektiği, baskı ve cezadan kaçınma ve mümkün olduğunca çocuğu tedaviye dahil etmenin motivasyonu arttıracağı da unutulmamalıdır.