Etiket: İdrar

  • İDRAR KAÇIRMAYA KARŞI BU 11 GIDADAN UZAK DURUN

    İDRAR KAÇIRMAYA KARŞI BU 11 GIDADAN UZAK DURUN

    İDRAR KAÇIRMAYA KARŞI BU 11 GIDADAN UZAK DURUN

    Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülen aktif mesane yani idrar kaçırma sorunu sosyal yaşamı olumsuz etkilediği gibi psikolojik sorunlara da neden olabiliyor. Farklı hastalıklardan kaynaklanabilen idrar kaçırma sorunu gün içinde tüketilen besinlerin içeriğiyle de bağlantılı olabiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Tea Tavadze, idrar kaçırma sorunu ve tüketilmesi gıdalar hakkında bilgi verdi.

    Suyu dengeli tüketin

    Karın içi basıncını artıran öksürme, hapşırma, gülme veya ağır kaldırma gibi ani bir teşvik ve mesane kontrolünde olası bir kayıp ile ortaya çıkan idrar kaçırma sorunu farklı rahatsızlıklardan kaynaklanabilmektedir. Obezite, sigara kullanımı, diyabet, dolaşım ve böbrek hastalıkları gibi farklı rahatsızlıklardan dolayı ortaya çıkan idrar kaçırma durumunu ortadan kaldırmak için genellikle az sıvı tüketilmesi gerektiği düşünülebilmektedir. Çok fazla sıvı tüketiminin idrar kaçırma sorununu tetikleyebileceği bir gerçektir ancak az sıvı tüketmek de idrarı daha yoğun ve asidik hale getirerek banyo kullanma ihtiyacını artırabilmektedir. Aktif mesane yani idrar kaçırma sorununda sıvı alımı dengeli olarak yapılmalıdır.

    Sigaranın idrar kaçırma ile ne ilgisi var demeyin

    Aktif mesane sorununda sigara önemli risk faktörlerinden biridir. Sigara kullanımı, mesane kaslarını tahriş etmektedir. Sigara içen kişilerde sık yaşanan öksürük gibi tetikleyici durumlarda yaşanan spazmlar idrar kaçağına neden olabilmektedir.

    Aktif mesane sorununa neden olan önemli faktörlerden biri de tüketilen gıdalardır. Bazı gıdalar mesane veya idrar yollarını tahriş ederek şikayetlerin şiddetlenmesine neden olabilmektedir. Gıdaların aşırı aktif mesane üzerindeki etkileri kişiden kişiye değişebilmektedir.

    1 – Domates: Yapılan birçok araştırma domatesin mesaneyi tahriş ettiğini ortaya koymaktadır. Aşırı aktif mesane şikayetlerini artırabilecek asidik bir besin olan domatesten özellikle hassas olan kişilerin uzak durması gerekmektedir.

    2 – Kahve ve çay: Kahve ve çaydaki kafein mesane aktivitesini artırabilmektedir. İdrara çıkma oranının sıklaşmasına neden olan kahve ve çay semptomların şiddetlenmesine de yol açabilmektedir. Kafein alımının azaltılması veya ortadan kaldırılması veya kafeinsiz çeşitlerin değiştirilmesi semptomları azaltabilmektedir.

    3 – Çikolata: Kahve ve çay gibi çikolata da bir miktar kafeini içermektedir. Çoğunlukla kafein içermeyen beyaz çikolata ya da daha fazla kakao içeren koyu renkli çikolataların denenmesi sorunu azaltabilmektedir.

    4 –Portakal, limon ve greyfurt: Domates gibi portakal, limon ve greyfurt da yüksek miktarda sitrik asit içermektedir. Mesane kontrolünü zorlaştıran bu meyveler yerine daha az sitrik asit içeren elma, muz gibi gıdalar tercih edilmelidir.

    5 – Alkollü içecekler: Aktif mesane sorunu yaşayan kişilerin çikolata ve kahve gibi alkollü içecekleri de sınırlandırması gerekmektedir. Özellikle bira, şarap ve likörden uzak durulması önemlidir. Alkol alımı mesaneyi tahriş edebildiği gibi mesanenin dolduğunu beyne ileten sinyallerin bozulmasına da zemin hazırlayabilmektedir.

    6 – Gazlı içecekler: Gazlı içeceklerde bulunan fizz, potansiyel olarak aşırı aktif mesane semptomlarını şiddetlendirebilmektedir. Özellikle meyveli soda ve enerji içeceklerinin tüketimine dikkat edilmelidir.

    7 – Baharatlı gıdalar: Gözleri sulandıran ve dudakları yakan gıdalar mesaneyi de rahatsız edebilmektedir. Baharatlı ve acı gıdalardan uzak durmak yaşana sorunların azalmasına yardımcı olabilmektedir.

    8 – Tatlandırıcılar: Yapılan araştırmalarda yapay ve doğal tatlandırıcıların aktif mesane sorunu şikayetlerini artırabileceği ortaya koymaktadır. Şekeri tamamen kesmek yerine diyetle sınırlandırarak şikayetler üzerindeki etkisini kontrol edilmelidir.

    9 – İşlenmiş gıdalar: İşlenmiş gıdalar; aroma ve koruyucular gibi birçok yapay bileşen içerdiğinden dolay şikayetleri artırabilmektedir.

    10 – Soğan: Baharatlı ve asitli gıdalarda olduğu gibi soğan tüketimi mesane problemlerine neden olabilmektedir. Özellikle çiğ soğan tüketimi idrar yapma isteğini artırabilmektedir. Mesanedeki olumsuz etkiyi azaltmak için soğanı pişirerek tüketmek daha sağlıklıdır.

    11 – Kızılcık: Birçok kişi kızılcık suyunun üriner sistem enfeksiyonlarının belirtilerini hafiflettiğini iddia etmektedir. Ancak asidik bir meyve olan kızılcık, domates, limon, portakal ve greyfurt gibi mesaneyi tahriş edebilmektedir.

  • Gebelikte Üriner  Enfeksiyonu: Belirtiler nelerdir  ve nasıl  Önlenir

    Gebelikte Üriner Enfeksiyonu: Belirtiler nelerdir ve nasıl Önlenir

    Gebelikte Üriner Enfeksiyonu: Belirtiler nelerdir ve nasıl Önlenir

    Mesane enfeksiyonu olarak da adlandırılan, idrar yolunda bakteriyel bir inflamasyondur. Gebe kadınlar, 6. haftadan 24. haftaya kadar olan dönemde İYE başlama riski yüksektir.

    İYE neden hamilelikte daha sık görülür?

    İYE, üriner sistemdeki değişiklikler nedeniyle hamilelik süresince daha sık görülür. Rahum doğrudan mesanenin üzerine oturur. Rahim büyüdükçe artan ağırlık idrarın mesaneden boşaltılmasını engeller ve bir enfeksiyona neden olabilir.

    İYE belirtileri nelerdir?

    • Ağrı veya yanma (rahatsızlık) idrar yaparken

    • Her zamankinden daha sık idrara çıkma ihtiyacı

    • İdrar yaparken aciliyet hissi

    • İdrarda kan veya mukus

    • Karında kramplar veya ağrı

    • Cinsel ilişki sırasında ağrı Şikayetler,

    • ateş, terler, idrar kaçağı (inkontinens)

    • Uyurken işemek için uyanmak

    • Kokulu Bulanık görünen idrar,

    • Mesane alanında ağrı, basınç veya hassaslık Bakteriler böbreklere yayılırsa: Sırt ağrısı, titreme, ateş, mide bulantısı ve kusma.

    İYE bebeğimi nasıl etkileyecektir?

    İYE tedavi edilmezse böbrek hastalığına neden olabilir. Böbrek enfeksiyonları erken doğum ve doğum ağırlığının düşük olmasına neden olabilir. Doktorunuz idrar yolu enfeksiyonunu erken ve düzgün bir şekilde tedavi ederse, İYE bebeğinize zarar vermez.

    Gebelikte Üriner Enfeksiyon Nasıl Tedavi Edilir?

    İYE, gebelik sırasında antibiyotiklerle güvenle tedavi edilebilir. İdrar yolu enfeksiyonlarına en çok antibiyotik tedavisi uygulanmaktadır. Doktorlar genelde siz ve bebeğiniz için 3-7 günlük bir antibiyotik kursu reçete eder. Ateş, titreme, alt karın ağrısı, bulantı, kusma, kasılmalar veya doktorunuza üç gün ilaç verdikten sonra hala idrar yaparken yanma hissi yaşıyorsanız doktorunuzu arayın.

    Bir İY’yi nasıl engelleyebilirim?

    • Her gün 6-8 bardak su ve düzenli olarak şekersiz kızılcık suyu için.

    • Rafine yiyecekler, meyve suları, kafein, alkol ve şekeri eleyin.

    • Enfeksiyonla mücadeleye yardımcı olması için C vitamini (250-500 mg), beta-karoten (günde 25.000 ila 50.000 IU) ve Çinko (günde 30-50 mg) al.

    • İhtiyaç duyduğunuz anda idrar yapma alışkanlığı geliştirin ve idrar yaparken mesanenizi tamamen boşaltın.

    • Cinsel ilişki öncesi ve sonrasında idrar yapın

    • . Bir ĐYE için tedavi edilirken cinsel ilişkiden kaçının.

    • İdrar yaptıktan sonra kurutun (ovmayın) ve genital bölgesini temiz tutun.

    • Önden arkaya doğru sildiğinizden emin olun.

    • Güçlü sabunlar, keskiler, antiseptik kremler, kadınsı hijyen spreyleri ve tozlardan kaçının.

    • Her gün iç çamaşırı ve külotlu çorap değiştirin. Sıkı pantolon giymekten kaçının..

  • Eşcinsel erkekte cinsel sağlık

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar en kolay cinsel ilişkilerle bulaşır. Kondom kullanmak yalnız HIV ‘ den değil, diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklardan da korur. HIV taşıyan eşcinsel erkek sayısı fazladır. Bu yüzden kondom kullanılmadan cinsel ilişkiye girmek oldukça risklidir. Eğer, kişi HIV pozitif ise cinsel yolla bulaşmış diğer hastalıklarının tedavisi de zor olur. Frengi gibi hastalıklar HIV ‘ in daha hızlı ilerlemesine sebep olurlar. Özellikle HIV pozitif erkeklerde hepatit C oranı da artmaktadır.Hepatit C bazı olgularda tedavi edilebilir. Fakat bu zor ve yorucu bir süreçtir. Bu nedenle, bulaşıcılığı önlemenin yolu kondom kullanmaktır.Hepatit C için rutin test yapılmamaktadır. Ancak, riskte olduğunu veya bulaştığını düşünenlerin hekime danışması gerekir. Eşcinsel erkeklerin 6 ayda bir taramadan geçmeleri önemlidir. Çünkü, bazı enfeksiyonlarda herhangi bir belirti ve bulgu olmayabilir.

    Penisteki akıntılar

    Gonore ( bel soğukluğu ): Bakteriyel bir enfeksiyondur. İdrar yaparken yanma veya idrar hissi olup idrar yapamama hali olur. Antibiyotik tedavisi gerekir.

    Nonspesifik üretritis ( NSU ): İdrar yollarının bakteriyel bir iltihabıdır. Gonore gibi cinsel yolla bulaşır. Benzer belirtiler verir. NSU, çok sık cinsel ilişki veya mastürbasyona bağlı olarak idrar yollarının enflamasyonuyla da oluşur.Antibiyotik tedavisi gerekir.

    3-Klamidya: Üretra ( idrar yolu ), rektum ve gırtlakta yerleşen bir bakteriyel enfeksiyondur. Akıntı, idrar yaparken ağrı veya testislerde ağrı olur. Hiçbir belirtisi de olmayabilir. Cinsel ilişki sırasında enfekte kişiden bulaşır. Antibiyotik tedavisi gerekir.

    Peniste içi sıvı dolu kabarcıklar ve döküntüler

    Genital herpes ( genital uçuk ): Viral bir enfeksiyondur. Penis veya anüste ağrılı kabarcıklar veya ülserler olur. Bazı erkeklerde belirti ve bulgu olmaz. Oral seks sırasında ağzının içinde veya etrafında uçuğu olan kişiden bulaşır. Genital herpesi olan kişiden cinsel ilişki sırasında karşılıklı deriden deriye temasla geçer. Antiviral ilaçlarla iyileşme hızlanır. Atak süreleri kısalır.

    Frengi ( sifiliz )

    Bakteriyel bir enfeksiyondur. Sıklıkla genital bölgede olmak üzere ağrısız ülser olur. Kendiliğinden geçse de frenginin diğer belirtileri zamanla ortaya çıkar. Vücutta döküntü ve lenf bezlerinde şişme gibi. Erken dönemde çok bulaşıcıdır. Cinsel ilişki sırasında derinin yakın teması sonucu bulaşır. Antibitotik tedavisi gerekir.

    Peniste et benine benzer kabarcıklar

    Genital siğil ( HPV enfeksiyonu ): Enfekte kişiyle cinsel ilişkiden birkaç hafta veya ay sonra ortaya çıkar. Toplu iğne başı büyüklüğünde kabarcık veya kabarcıklar şeklindedir. Penis başı ve çevresinde, ayrıca, anüs içinde ve çevresinde de olur.

    Uzman hekim tarafından kimyasal koterizasyon, elektrokoterizasyon, krio gibi yöntemlerle tedavi edilir.

    Peniste kaşıntı

    Pubis biti: Bitler, cinsel temas sırasında çok kolay bulaşırlar. Kıllı bölgede yaşarlar. Toplu iğne başı kadar olduklarından görülmesi zordur. Ancak. kıla yapışmış yumurtaları farkedilebilir. Bitler pubis kıllarını ( testis etrafı ve anüs ) tercih etseler de vücut kıllarında da ( saçta değil ) yerleşebilirler. Kıyafet, yatak takımları ve havlularda da bulunurlar. Kaşıntı ve döküntüye neden olurlar. İlaçlı şampuan veya losyonlarla tedavi edilirler.

    Uyuz: Gözle görülmeyen, deri altına yerleşen uyuz böceği denilen bir çeşit canlının sebep olduğu aşırı kaşıntılı bir durumdur. Enfekte kişiyle cinsel temastan 2 veya daha fazla hafta sonra kaşıntı başlar. Aynı yatağı paylaşmakla da bulaşabilir. Tedavi etkene yönelik uygun losyon veya kremlerle yapılır. Kaşıntı, böcekler öldükten birkaç haftaya kadar sürebilir.

    Yukarıdaki belirti ve bulgulara sahipseniz veya olduğunuzu düşünüyorsanız bir uzman hekime başvurmanızda yarar vardır.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ilgili düzenli test yaptırmak sağlıklı bir cinsel yaşamı sürdürmede çok önemlidir.

  • Kadınlarda Pelvik Organ Sarkması

    Kadınlarda Pelvik Organ Sarkması

    Kadında mesane (idrar kesesi), rektum (kalın barsağın en son kısmı), rahim ve barsağın her hangi bir kısmının birlikte veya tek olarak vajenin (kadın yolu) ön, arka duvarı veya kubbesinden sarkması pelvik organ sarkması (POP) olarak adlandırılır. Bu durum kadında idrar kaçırma, tutuk idrar yapma, pelvik bölgede rahatsızlık ve sarkma hissi, yürürken zorlanma, pelvik bölgede ağrı, sık idrar yolu iltihapları ve cinsel işlev bozuklukları gibi rahatsızlıklara yol açabilir

    Her ne kadar toplumda kadınlarda pelvik organ sarkması görülme sıklığını belirlemek oldukça zor ise de bu konu ile ilgili yapılan çalışmalarda kadınların tüm yaşamları boyunca %30-50’sinde pelvik organ sarkması olduğu ve görülme sıklığının çocuk doğurmuş, müdehaleli ve zor doğumu olan kadınlarda arttığı tespit edilmiştir.

    Kadında pelvik organ sarkması için risk faktörleri doğum sayısının artması, doğumlarda çocuğun yüksek doğum ağırlıklı olması, müdehaleli doğumlar, yaşlanma ve pelvis tabanını oluşturan kaslarda zayıflık olarak sayılabilir. Bu konuyla ilgili bir çalışmada bir çocuğu olan kadınlarda çocuğu olmayan kadınlara göre riski 4 kat, 2 çocuğu olan kadınlarda ise 8 kat fazla olarak bulunmuştur.
    Pelvik organ sarkması için en uygun tedavi planlanırken hastanın genel sağlık durumu, pelvik organ sarkmasının yol açtığı yakınmalar, yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkisi ve pelvik organ sarkması şiddeti göz önüne alınmalıdır. Kadınlarda pelvik organ sarkmasının güncel tedavi seçenekleri ameliyat dışı tedaviler, vajen içine yerleştirilen mekanik destekleyiciler (pesser) ve ameliyat tedavileri şeklindedir.

    Ameliyatı kaldıramayacak yaşlı hastalarda şiddetli sarkmalarda vajene hekim tarafından yerleştirilen mekanik destekleyiciler hastalara yarar sağlamakla birlikte vajende tahriş, dolgunluk hissi, yara ve tekrarlayan iltihap oluşturma gibi yan etkileri bulunmaktadır.

    Ameliyatla tedavide temel amaç hastanın pelvis organlarının uygun normal anatomilerinin sağlanması ve dolayısıyla idrar yolları, barsak sistemi ve cinsel işlev ile ilgili yakınmalarının ortadan kaldırılmasıdır. Cerrahi tedavi vajen yoluyla ya da karından gerçekleştirebilir, aynı seansta rahim alınabilir ya da alınmayabilir ve sıklıkla sentetik veya biyolojik destek malzemeleri (meşler) kullanılır. Karından gerçekleştirilen pelvik organ sarkması ameliyatlarında klasik karından açık ameliyat ya da laparoskopik veya robotik yöntemler kullanılabilir. Pelvik organ sarkması cerrahisi sırasında eğer hastanın pelvik organ sarkmasına eşlik eden idrar tutma kaslarında yetersizliğe bağlı idrar kaçırma durumu da var ise aynı seansta meş kullanılarak yapılan askı ameliyatları ile idrar kaçırma da tedavi edilmelidir.

    Ancak idrar kaçırmanın nedeni ameliyat öncesi mutlaka ürodinamik (mesanenin boşaltım ve dolum aşamalarını değerlendiren test ) yöntemlerle ortaya konulmalıdır. Cerrahi yöntem seçimi cerrahın deneyimi, pelvik organ sarkmasının şiddeti ve tipi (ön, arka duvar ya da vajen kubbesi sarkmaları), hastanın yaşı, hastanın şikayetleri, sağlık durumu ve ilave hastalıklarının olup olmamasına göre yapılır.

    Vajen ön duvar sarkmalarında (sistosel) klasik cerrahi tedavi sıklıkla vajinal yoldan uygulanır ve mesane iki yanından rahim ağzına dogru uzanan destek dokusunun orta hatta birleştirilmesi esasına dayanır. Bu teknikte hastanın hasarlı dokuları direk onarılma yöntemi ile düzeltilir. Bu yöntemde mesane altında sentetik veya biyolojik destek malzemeleri (meşler) kullanılmaz. Son zamanlarda sentetik veya biyolojik meş kullanılarak vajen yoluyla uygulanan ön duvar sarkma cerrahi tedavileri başarılı sonuçlar vermektedir.

    Vajen arka duvarı sarkmasında genellikle vajen yoluyla cerrahi tedavi uygulanır ve zayıflamış vajen mukozası çıkartılıp vajen her iki kenarındaki destek dokular orta hatta birleştirilir. Arka duvar tamirlerinde genellikle meş kullanılmaz. Vajen kubbesinden olan şiddetli sarkmalarda (rahim sarkması veya rahimi alınmış hastalarda vajen güdüğü sarkması) hem vajinal yoldan hem de karından cerrahi tedavi yöntemleri kullanılmaktadır. Vajen yolundan uygulanan ameliyatlar sakro spinöz tespit (leğen kemiğinde (pelvis) sakrumdan spinal çıkıntıya uzanan bağa vajenin kubbesinin tespit edilmesi) ve 4 kollu sentetik meş kullanılarak vajen kubbesinin asılması ameliyatlarından oluşur. Sakrospinöz tespit ameliyatında meş kullanılmamaktadır. Halbuki 4 kollu meş uygulanımında oldukça fazla miktarlarda sentetik veya biyolojik destek malzemesi ( meş ) kullanımı söz konusudur.

    Vajen kubbesinden olan sarkmalarda karın yolundan uygulanan ameliyat sakrokolpopeksi ameliyatıdır. Bu ameliyatta hastanın rahimi daha önceden alınmamışsa rahim korunularak vajen ön ve arka duvarına tespit edilen sentetik bir meş aracılığıyla sakrum kemiği ön yüzdeki promontoryum denilen çıkıntıya rahim ve vajen tespit edilir. Eğer rahim daha önceden alınmışsa ve sarkan organ vajen güdüğüyse bu kez de yine vajen ön ve arka yüze yerleştirilen sentetik bir meş aracılığıyla vajen güdüğü sakrum kemiği promontoryum bölgesine tespit edilir. Sakrokolpopeksi ameliyatları hem klasik karından açık ameliyat yöntemi hem de laparoskopik veya robotik yöntemle gerçekleştirilebilir.

    Karından yapılan sakrokolpopeksi ameliyatlarının başarı oranları vajinal yoldan yapılan sakrospinöz tespit ameliyatlarından daha yüksek bulunmuştur. Dört kollu meş kullanılarak vajen yoluyla uygulanan sarkma ameliyatlarının orta ve uzun dönem takiplerinde sentetik meşe bağlı ciddi komplikasyonlar görüldüğü için bu ameliyatlar konusunda karar verirken çok dikkatli olunmalıdır. Kapsamlı bir ameliyatı kaldıramayacak kadar yaşlı ve ek ciddi hastalıkları olan şiddetli sarkması olan ve cinsel ilişki çağının dışındaki hastalarda vajenin kapatılması (kolpoklezis) ameliyatı uygulanabilir. Ayrıca bu hasta grubuna pesser uygulaması da mümkündür.

  • KORKMADAN GÜLEBİLİRSİNİZ…

    KORKMADAN GÜLEBİLİRSİNİZ…

    Kadınlarda idrar kaçırma ;

    Tüm kadınların yaklaşık %20 sinde görülen idrar kaçırma şikayetleri premenopozal çağda%20-25 ve menopoz çağındaki kadınlarda ise %40-60 lara çıkar. Ve kadınlarda sosyal, hijyenik, duygusal, ekonomik ve cinsel sorunlar yaratır.

    Türleri ;

    İdrar kaçırmanın pek çok türü ve sebebi olsa da en sık karşılaşılan  iki sebep vardır. Bunlardan en sık görüleni Stress İnkontinans dediğimiz, kadınların aksırıp , öksürdüğünde yada ıkındığında, güldüğünde karın içi basıncının arttığı durumlarda idrar kaçırması ve Urge(acil) inkontinans dediğimiz ani idrar hissinin gelmesi ve tuvalete yetişememeye bağlı idrar kaçırılmasıdır. Bu iki durum ayrı ayrı olabildiği gibi birlikte de olabilir ve tüm idrar kaçırmaların yaklaşık %85-90nını oluşturur.

    Hastalar çoğunlukla ;

    -Öksürme
    -Gülme
    -Zıplama
    -Merdiven çıkma
    -Ikınma gibi davranışlarda bulunduğunda idrar kaçırır

    Urge(acil)İnkontinansta ise; hastalar herhangi bir eylemde bulunmasa bile işini bırakıp ani bir idrar yapma isteği duyup tuvalete yetişmeye çalışırken idrar kaçırıyordur.

    Bu iki durum birbiriyle karıştırılmamalıdır. Bu durumların dışında diabet yada bir takım norolojik hastalıklarda, genital fistüllerde, aşırı kabızlıkta, idrar yolları enfeksiyonlarında yada idrar akışını arttıran ilaçların kullanılması sırasında da idrar kaçırma olabilir. Bu durumların birbirinden ayırmak için mutlaka ürojinekolojik muayene yaptırmak gerekir.

    Ne zaman doktora gitmek gerekir ?

    -İdrar kaçırma şikayeti varsa
    -Dışkı kaçırma şikayeti varsa
    -Sık idrara gitme varsa (günde 8-10 kereden daha fazla)
    -İdrarını tam boşaltamama hissi varsa
    -Cinse ilişkide rahatsızlık varsa
    -Vaginal yanma, ağrı,kaşıntı,akıntı varsa 

    Hangi durumlar eğilimi arttırır?

    -İleri yaş ve kadın cinsiyeti
    -Ailesinde idrar kaçırma şikayetleri olanlar
    -Menopoz
    -Geçirilmiş pelvik cerrahi öyküsü
    -Diabet, kalp,böbrek,eklem ve omurilik hastalıkları, geçirilmiş felç 
    -Sigara içimi ve ona bağlı gelişen kronik öksürük
    -Fazla alkol, çay ve kahve tüketimi
    -Kilo alma, kronik kabızlık, öksürük

    Hastaların kendi kendine yapabileceği basit testler var mıdır?

    Kadınlar bizim hastalarımıza yaptığımız Ped Testini kendi kendilerine yapabilirler. Hasta önce 500cc sıvıyı içip, 20 dakikada sonra vajene  daha önce tarttığı bir pet koymalı,  
     Sonra;

    -3 dakika hızlı yürüyüş
    -10 kez oturup kalkma
    -1 dakika merdiven çıkma
    -5 kez eğilip yerden bir şey alma
    -12 kez öksürme
    -1 dakika koşma gibi egzersizleri yaptıktan sonra ped tartılıp 10 gr ve üzerinde ağırlık artışı varsa doktora başvurmalıdır.

    Nasıl anlarız ?

    -Ufak ev işlerini yapabilmeyi etkiliyor mu ?
    -Yürüme ,yüzme, egzersiz gibi fiziksel aktiviteleri yapmayı etkiliyor mu ?
    -Eğlence amaçlı  sinema, konser,düğün vb aktiviteler katılmayı ne oranda etkiliyor mu ?
    -Otomobil yada otobüs ile 30 dakikadan daha fazla seyahat etmeyi etkiliyor mu ?
    -Ev dışı sosyal etkinliklere katılmayı etkiliyor mu ?
    -Ruhsal sağlığınızı etkiliyor mu (sinirlilik ,depresyon,kaygı vb),
    -Hüsran duygusu yaratıyor mu?

    Korunmak için neler yapmalıdır?

    -3-4 saatte bir tuvalete gidilmeli. İdrar ve dışkılama geciktirilmemeli ve yaparken zorlanmamalıdır
    -İdrar ve dışkı sorunlarına yol açan hastalıklar ertelemeden tedavi ettirilmeli
    -Pelvik taban kas egzersizleri yaşam boyu uygulanmalıdır
    -Gebelik sırasında idrar ve dışkı problemleri olmuşsa bu gebelik dikkatle izleyip doğum sonrası yakın takibe almalıdır, zorlayıcı doğumlardan kaçınılmalıdır.
    -Menopoz kontrolleri aksatılmamalı , gerekirse östrogen almalıdır
    -Özellikle yaşlanmaya bağlı hareketsizlik, kronik öksürük, kronik kabızlık,zihinsel sorunlar  ve kalça kırıklı hareketsiz hastalar yakından izlenmelidir

    Doğru beslenme önerileriniz var mı?

    Beslenme ve yaşam tarzı düzenlemesi stress inkontinanslı hastalara oldukça destek olur. Bu durumda risk altındaki kadınlar;

    -Aşırı kilodan kaçınmalı, fazla kilolu kadınlar mümkün olduğunca normal kilolarına yakın olmalı
    -Günde 6-8 bardak su içilmeli, sıvı kısıtlamasından kaçınılmalı
    -Kola, kahve, demli çay, özellikle asitli meyve suları(en dikkat edilmesi gereken portakal, greyfurt suyu)ve baharatlı yiyecekler idrar yolları için irritandır. Bu yiyecekleri yerken aşırıya kaçmamalı
    -Kabızlıktan kaçınılmalı bunun için posalı, yeşil yapraklı,lifli besinler tüketilmeli(sabahları aç karnına birkaç tane kuru kayısı ,kuru incir,kuru  erik üzerine bir bardak su içilmeli)
    -İdrara çıkmayı arttıran ilaçlardan ve gıdalardan özellikle akşamları geç saatte kaçınılmalı.

    Tedavisi ;

    Öncelikle idrar kaçırmanın türü ve sebebi belirlenmelidir. Bundan sonra hastaya yaşam davranış önerilerinden pelvik kas egzersizlerine ya da medikal tedaviden cerrahi tedaviye kadar durumuna göre bir takım tedavi önerilerinde bulunuyoruz.

    Tedavide yeni gelişmeler ;

    Bir grup idrar kaçırma şikayetleri pelvik kas egzersizlerinden oldukça yarar görmektedir ve yeni fizik tedavi yöntemlerinden oldukça iyi sonuçlar almaktayız. Ayrıca idrar kaçırma cerrahisinde eskiden uygulanan cerrahi yöntemlerin hem başarı oranları düşük hem de hastaların hastanede kalış süreleri ve komplikasyon oranları yüksekti. Son 4-5 yılda uygulanan yeni modern  yöntemler ve cihazlarla cerrahi gerektiren hastalar 15 dakikalık kısa bir operasyonla kendilerini yaşamdan uzaklaştıran bu sorundan kurtuluyor ve aynı gün içinde evine gidip bir gün sonrada normal hayatına dönebiliyor. Ayrıca bu yöntemlerle yapılan onarımlarda bu şikayetlere sebep verebilen anatomik kusurlar daha iyi tedavi edilip hastalığın tekrarlama oranları oldukça düşüyor. Eski tekniklerle yapılan cerrahi operasyonlar sonrası hastalar tekrar operasyon geçirmek zorunda kalıyorlardı.

    Öncelikle bir grup hastalar bu sıkıntıları çekmelerine rağmen utanıp sıkıldıklarından hekime başvuramamakta, bir grup hastalar toplumda yaygın görüldüğünden bu durumu bir kadınlık kaderi olarak kabullenmektedir. Bir diğer problemde eski yöntemlerle opere edilmiş hastalarda işittikleri ameliyatların işe yaramadığı genel kaygısıdır. Bir diğer sıkıntılı durumda pelvik egzersizleri ve fizik tedavi gerektiren hastaların ya bu tedavilere uyum göstermemesi ya da bu tedavileri yapabilecek hekimlere ve kurumlara henüz sınırlı olduğu için ulaşamaması.

  • KADINLARDA İDRAR KAÇIRMA

    KADINLARDA İDRAR KAÇIRMA

    İnkontinans istem dışı idrar kaçırılmasıdır. Mesane içi basınç üretra kapanma basıncını aştığı zaman ortaya çıkar.

    İdrarı tutmamızda etkili temel yapılar:
    1- Üretranın (idrar yolu) doğal yapısı ve üretrayı saran sfinkter dediğimiz kas tabakaları. Çizgili kaslardan oluşan sfinkter istemli, çizgisiz kaslardan oluşan sfinkter ise isteğimiz dışında kasılıp gevşeyerek idrar tutma olayında rol alırlar.

    2- Pelvik tabanı oluşturan adaleler ( levator ani adalesi) ve bunları saran fasyaların oluşturduğu destek. Pelvik organlara sağlanan bu destek özellikle karın içi basıncının arttığı durumlarda oluşabilecek idrar kaçırmaların ( stres tipi idrar kaçırma) önlenmesinde etkilidir.

    İdrarı depolama ve periyodik olarak boşaltma olayının kontrolü primer olarak medulla spinaliste sakral yerleşimli spinal refleks işeme merkezinin (parasempatik etkili) kontrolü altındadır.Mesanenin dolmasıyla bu merkeze ulaşan uyarılar sonrası refleks olarak işeme olayı oluşur , ancak bebeklerde böyle gelişen olaylar erişkinde beyin sapındaki işeme merkezinin ve beyinin baskılayıcı uyarıları ile geciktirilebilir ve uygun yer ve zamanda bu baskılayıcı uyarılar kaldırılarak işeme gerçekleşir. Bu nörolojik kontrolde oluşan problemlerde değişik tiplerde idrar kaçırmaya yol açabilir.

    Bayanlarda kontinansı ( idrar tutmayı) sağlayan ana mekanizmalar şöyle özetlenebilir.:

    1-Mesane kompliansı: Mesane kompliansının normal olması demek mesane dolumu sırasında mesane hacmindeki belirgin artışa rağmen mesane içi basıncında hafif bir artış olmasıdır ,böylece mesane belli bir dolgunluğa eriştikten sonra işeme hissi ve ihtiyacı hissedilir .

    2- Etkili üretral sfinkter: Üretra çevresindeki düz ve çizgili sfinkterlerin aktif kontraksiyonu kontinansta önemlidir. Dinlenme anındaki bazal kontraksiyon karın içi basıncın artmasından (öksürme, hapşırma) milisaniyeler önce artarak karıniçi basınca karşı bir güç oluşturur.

    3- Etkili pelvik taban desteği: Pelvik taban adaleleri ve fasyaları artan karın içi basıncına karşı alttan bir hamak gibi anatomik ve pasif bir destek sağlarlar.

    4- Üretra mukozasının esnekliği ve mukoza altındaki dokunun damardan zengin yapısı üretra kapanmasına katkıda bulunur.

    Bayanlarda idrar kaçırma (İK)tipleri sıklık sırasıyla:

    1-Stres tipi idrar kaçırma (STİK): %49

    2- Sıkışma tipi idrar kaçırma (SıTİK): %22

    3–Sıkışma + Stres = karışık tip idrar kaçırma (KTİK): %29

    4-Diğer tipte kaçırmalar (taşma tipi, fistül ve ektopik üretere bağlı olanlar…) %2

    Bu kaçırma tipleri bazı hastalarda birlikte bulunabilirler ve karışık bir durum yaratabilirler. Diğer bir idrar kaçırma tipi ise daha çok yaşlılarda görülen ve üriner sistem dışı nedenlerle oluşan geçici idrar kaçırmadır.Bunun başlıca nedenleri arasında üriner enfeksiyonlar, atrofik vajinit, psikolojik problemler, bazı ilaçlar, aşırı idrar üretimi, hareket kısıtlaması ve kabızlık sayılabilir.

    İdrar kaçırma toplumda görülme oranı yaşla artar, 50 yaşa kadar hafif artma ile %30, 50-70 y arası stabil ve 70 y sonrası tekrar artışla %35-40 lara çıkmaktadır. İdrar kaçırma tiplerinin oranlarıda yaşla değişiklik gösterir .Yaşlılarda karışık ve sıkışma tipi kaçırma daha sık iken genç ve orta yaşta stres tipi kaçırma daha sık görülmektedir.

    İdrar kaçırma olayının risk faktörleri :

    1-Yatkınlık yaratan faktörler .

    2-Jinekolojik ve doğuma bağlı faktörler

    3-Teşvik edici faktörler

    YATKINLIK YARATAN FAKTÖRLER:

    -Irk: STİK beyaz ırkta zenci ve sarı ırka göre daha fazla

     -Ailesel yatkınlık: Anne ve ablasında İK olanlarda STİK ve KTİK riski daha fazla

     -Anatomik anomaliler: Üreter ve üretranın konjenital defektleri veya üriner fistüller.

     – Nörolojik bozukluklar: Konjenital (s.bifida), travmatik, dejeneratif lezyonlar.

    JİNEKOLOJİK VE DOĞUMA BAĞLI FAKTÖRLER:

    -Gebelik: İK sıktır (%8-85) , STİK %28 oranında görülür %16 sında lahusalıkta kaybolur.Gebelikte İK olanlar ilerki yaşamda İK gelişimine yatkındırlar. Ancak gebeliğin kendisimi yoksa doğum olayımı ileri dönem İK da katkıda bulunur tartışmalıdır.

    -Doğum:Vajinal doğum, episyotomi, enstürmental doğum sezeryana göre riski artırır, yüksek doğum ağırlığı yatkınlığı artırır.

    -Doğum sayısı: İK 4 ve daha fazla çocuğu olanlarda çok sık görülmekte.

    -Pelvik cerrahi ve radyoterapi: Etkisi tartışmalıdır.Histerektomi mesane duyarsızlığına yol açabilir ancak İK riskini artırıcı etkisi tartışmalıdır. Radikal pelvik cerrahiler pelvik taban disfonksiyonuna yol açarak katkıda bulunabilirler.Radyoterapi de sinir ve kas harabiyeti ile katkıda bulunabilir ancak İK ile doğrudan bir ilişki gösterilememiş.

    – Pelvik organ sarkmaları:

    Bu durum bazen İK yı maskeleyebilir ve düzeltilmesi sonrası İK ortaya çıkabilir.

    TEŞVİK EDİCİ FAKTÖRLER:

    – Yaş: mesane (kapasite azalması) ve pelvik tabanda oluşan değişiklikler yanısıra yaşlanmayla ortaya çıkan bilişsel bozukluklar , demans veya diabet te rol oynar.

    – Birlikte bulunan diğer hastalıklar: Diabet.,vasküler yetmezlik ,kalp yetmezliği, hareket ve yetenek kısıtlamaları

    – Şişmanlık: özellikle STİK olmak üzere İK prevalansı belirgin olarak yüksektir , STİK 4.2 kat, SıTK 2.2 kat daha fazladır. Aşırı obeslerde kilo kaybı ile STK %61 lerden %12 lere düştüğü gözlenmiş.

    – Karın içi basıncı artıran durumlar:

    -Kabızlık: Rektumdaki gaita kitlesi mesane çıkımını engelleyerek idrar retansiyonuna ve idrar kaçağına ,pelvik tabanı gererek pelvik taban kasılmalarını inhibe ederek STK yolaçabilir.

    -Akciğer hastalıkları ve sigara içme: Kr. bronşit ve anfizem de karın içi basıncı artar ve İK riski artar, sigara içenlerde İK 2-3 misli fazla bulunmuş. Sigaranın öksürüğü ve dolayısıyla karın içi basıncı artırması, akciğer hastalıklarına yol açması, antiöstrojenik etkisi sözkonusudur

    – Mesleki ve sportif aktiviteler: Genç doğum yapmamış atletlerde İK nadir değil ve egzersiz yapanlarda sakin yaşayanlara göre daha fazla. 

    – Üriner enfeksiyonlar: Daha çok geçici İK etkeni olarak düşünülmekle beraber sık geçirilen üriner enfeksiyonların geç dönem STK üzerine etkileri tartışmalıdır.

    – Demans idrar yapmanın bilinçli kontrolü üzerinde negatif etkilidir, fizik problemlerde tuvalete zamanında ulaşmayı engeller.

    -Menapoz: Alt üriner sistem östrojen duyarlı olmakla beraber östrojenin kontinans mekanizmasındaki rolü açık değildir. Menapozun İK da bağımsız risk faktörü olduğunu gösteren kesin bulgu olmadığı gibi İK da östrojen tedavisi tartışmalıdır.

    -Bazı ilaçlar yan etkileri ile direkt veya indirekt kontinansı etkilerler.

    DEĞERLENDİRME:

    -Hikaye

    -Semptomların yoğunluğunun değerlendirilmesi

    -Fizik muayene (FM)

    -Lab. Testler

    -Ürodinamik testler

    -Görüntüleme yöntemleri

    HİKAYE:

    1- Ürolojik hikaye: İK ne sıklıkta , nemiktarda ve hangi durumlarda oluyor. Diğer ürolojik belirtiler; zayıf akım, ıkınma, idrarı kesememe, boşaltamama hissi. perineal rahatsızlık, işeme veya temas sırasında ağrı varmı.

    2-Obstetrik ve jinekolojik hikaye: Gebelikler,doğumlar, menstruasyon, pelvik cerrahiler ve radyoterapi .

    3- Tıbbi hikaye: Kronik öksürük, kabızlık, kalp veya böbrek yetmezliği, endokrin hast., nörolojik problemler varmı.

    4-İlaçlar ve alışkanlıklar: Sedatif, diüretik, antikolinerjik, anksiolitik, alkol, kafein, sigara kullanımı

    SEMPTOMLARIN YOĞUNLUĞUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ:

    Bunun için işeme günlüğü ve sıklık-hacim kartlarının hasta tarafından doldurulması gerekir. Bu sayede gündüz gece sıklığı, gündüz gece poliüri ( aşırı idrar miktarı), ortalama işeme hacimleri , idrar kaçırmaların sıklığı, sıkışma durumları, pad kullanımı ortaya çıkarılır.

    FİZİK MUAYENE:

    Genel FM: Boy-kilo(vücut kitle indeksi), karın muayenesi ( nedbe izi, genişlemiş mesane), nörolojik FM özellikle sakral segmentlere yönelik.

    Perineal ve genital muayene: idrar temasına bağlı kızarıklık tahriş, stres testi (ıkındırılarak veya öksürtülerek), ekstra üretral kaçakların ve pelvik organ sarkmalarının değerlendirilmesi, vajinal ve rektal muayene ile pelvik taban adalelerinin değerlendirilmesi.

    LABORATUVAR TESTLERİ:

    Standart lab. testleri:

    -idrar tahlili: üriner enf., diabet

    -standart biyokimyasal testler

    ÜRODİNAMİK ÇALIŞMALAR: Aşağıda sayılan üç çalışma ile saptanabilecek durumlara göz atarsak:

    1-Akım hızı çalışması:

    -Alt üriner sistem semptomları (zorlanma,ıkınma,zayıf akım)

    -Op. Sonrası boşaltım sorunu

    2-Sistometri (dolum ve işeme fazı):

    -Detrüsor ( mesane adalesi) aşırı aktivitesi (overactivity)

    -Detrüsor aşırı aktivite inkontinansı

    -Ürodinamik stress inkontinansı

    -Detrüsor yetersiz aktivitesi(underactivity)

    -Mesane çıkım obstrüksüyonu

    3- Üretral basınç değerlendirilmesi:

    -Kaçırma anı basıncı (Leak Point Pressure).

    Bu durumları ürodinami ile saptayabilmekle beraber genellikle konservatif ve tıbbi tedavi düşünülüyorsaki bir çok kez hikaye ve FM bulguları bunlar için yeterli bilgi verebilir, ürodinami yapmak gereksizdir.

    Ancak şu durumlarda ürodinamik tetkikler gereklidir:

    -Nöropatik mesane olasılığı

    – İşeme güçlüğü (mesane çıkım tıkanıklığı olasılığı)

    -Hikaye ve semptom uyumsuzluğu

    -Cerrahi tedavi öncesi( detrüsor aşırı veya yetersiz aktivitesi, çıkım tıkanıklığı ve ağrılı mesane ekartasyonu)

    -Konservatif ,farmakolojik ve cerrahi tedavi başarısızlıklarında.

    GÖRÜNTÜLEME TEKNİKLERİ:

    Üst üriner sistem görüntülemesi nörojenik idrar kaçırmalar dışında gerekli değildir.

    Görüntüleme endikasyonları:

    -Nörojen İK. ,renal hasar riski

    -Kronik retansiyonlu İK.(Taşma tipi idrar kaçırma)

    -Üst üriner sistem anomalilerine bağlı ekstra üretral İK. Şüphesi.

    İDRAR KAÇIRMA TEDAVİLERİ:

    Sıkışma tipi idrar kaçırmada:

    1- Mesane eğitimi ve egzersizler

    2-Ağızdan alınan mesane gevşetici ilaçlar.

    3-Mesane içi uygulanan ilaçlar (botox vb.)

    Stress Tipi idrar kaçırmada:

    1-Hafif tiplerinde pelvik taban egzersizleri

    2-orta ve ileri dercede ise üretraya uygulanan askı ameliyatları.

  • KADINLARIN KABUSU İDRAR KAÇIRMA

    KADINLARIN KABUSU İDRAR KAÇIRMA

    İstem dışı idrar yapma kadınların yaşadıkları en önemli sağlık sorunlarından birisidir. Çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişebilen idrar kaçırma kadının günlük hayatına büyük sıkıntılar getirmektedir. Çalışma hayatını olumsuz etkileyen bu olay kadının cinsel hayatına dahi olumsuz olarak yansımaktadır. İdrar kaçırmanın başlıca nedenleri arasında gebelik ve doğum, ileri yaş, şişmanlık, kronik solunum yolu hastalıkları vb. sayılabilir. Özellikle iri bebek doğurma (4000 gr. üzerinde bebek doğurma), forseps ve vakum yardımıyla yapılan doğumlar ve doğum sayısının fazla olması idrar kaçırma riskini artırmaktadır. Yukarıdaki risk faktörleri yalnızca idrar kaçırmaya değil, aynı zamanda kadın genital organlarında değişik derecelerde sarkmalara da neden olabilmektedir. İdrar kaçırma yakınması orta ve ileri düzeyde olan kadınlar, sürekli ped kullanmak zorunda kalırlar. Sosyal ve çalışma hayatlarını bu yakınmaya göre düzenlemeye çalışırlar. Uzun süreli seyahatlere çıkmamaya, alıştıkları sınırlı ortamları değiştirmemeye özen gösterirler. Çünkü alışık oldukları ortamlarda bu sorunla yaşayabilecek uyumu gerçekleştirmişlerdir. Kadınlarda ortalama % 20-25 oranında görüldüğü tahmin edilen idrar kaçırma yakınması, maalesef çoğu zaman hekime başvurmak için bir neden oluşturmamaktadır. Kadınların çoğunluğu bu yakınma için hekime başvurmamakta, bazıları utanma nedeniyle, bazıları da yaş ve doğumların doğal sonucu olarak kabul ettiklerinden bu problemle yaşamaya çalışmaktadırlar.

    Oysa günümüz tıbbında idrar kaçırma problemiyle ilgili gerek teşhis koyma gerekse de tedavi yöntemleri olarak önemli gelişmeler sağlanmıştır. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı hekimlerine çeşitli nedenlerle başvuran kadınlara bu yakınma özellikle sorulmalıdır. Çok farklı nedenlerle ve farklı çeşitte oluşan idrar kaçırma durumunda öncelikle olayın nedeni ve hangi tür idrar kaçırma olduğu tespit edilmelidir. Bunun için hastaya çeşitli muayene yöntemleri ve testler uygulanır. Başlıca idrar kaçırma çeşitlerini şöyle sıralayabiliriz:

    1- Öksürme, ıkınma gibi karın içi basıncını arttırıcı nedenlerle oluşan idrar kaçırma: İdrar kesesinin tabanı ve alt idrar yollarında çeşitli nedenlerle oluşan yapısal değişiklikler en önemli sebeptir. 
    2- Ani sıkışma hissi ile birlikte olan idrar kaçırma: İstemsiz idrar kaçırma ani ve aşırı bir idrar yapma isteği ile birliktedir. İdrar kesesinin kontrolsüz kasılmaları ve bazı nörolojik hastalıklara bağlı oluşabilir.
    3- Karışık tür idrar kaçırma: Yukarıdaki iki tür idrar kaçırma probleminin her ikisinin de özelliklerini taşır.
    4- Taşma tarzında idrar kaçırma: İdrar kesesinde aşırı idrar birikmesi sonucu meydana gelen idrar kaçışıdır. Burada az miktarda idrar kaçışı söz konusudur. Başlıca sebepler; idrar kesesinin çıkış kısmında daralma, genital organ sarkmaları, B12 vitamin eksikliği, bazı nörolojik hastalıklar olarak sayılabilir.
    5- Fonksiyonel idrar kaçırma: Kadındaki zihinsel ve fiziksel fonksiyonların kronik bozukluğu sonucu oluşan idrar kaçırma şeklidir. Diğer nedenlerin ekarte edilmesi ile tanı konulabilir. Ağır bunama ve ağır depresyon başlıca nedenler arasında sayılabilir. Bu tip idrar kaçırmalar hastanın fonksiyonel durumu, eşlik eden hastalıkların tedavisi ve çevresel şartların değişmesi ile tedavi edilebilir veya kısmi olarak iyileşebilir.
    6- Doğumsal problemlere bağlı idrar kaçırma: Doğumsal anomalilere bağlı olarak oluşan idrar kaçırma şeklidir.
    7 -İdrar yolları ile başka organlar arasında sonradan oluşmuş kanallara bağlı idrar kaçırma: Fistül denilen bu kanallar bazı ameliyatlar, zor doğumlar sonucu gelişebilir.
    8- Geçici idrar kaçırma: Alt idrar yollarını etkileyen enfeksiyonlar bu tür idrar kaçırmalara yol açabilir.

    Yukarıda bahsedilen idrar kaçırma tiplerinin herbirisinde tedavi yöntemi farklıdır. Bütün idrar kaçırma durumlarında ameliyat tavsiye edilmez. Bazılarında çeşitli egzersizler, bazılarında ilaçlar, bazılarında da yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temel unsurunu oluşturur. Ameliyatın gerekli olduğu idrar kaçırma olgularında uygulanabilecek çeşitli ameliyat yöntemleri vardır. Son yıllarda uygulanan bazı ameliyat yöntemleri hem kısa süreli, hem hastayı uzun süre yatağa bağlamayan hem de başarı oranları % 85 gibi yüksek oranlardadır.

    YANLIŞ BİLİNENLER
    1-) İdrar kaçırma doğumlara bağlı sarkmalar nedeniyle oluşur.
    YANLIŞ. İdrar kaçırmanın birçok nedeni vardır. Hiç doğum yapmamış kadınlarda da görülebilir.
    2-) İdrar kaçırmanın tedavisi çok zordur. Kadın bununla yaşamasını öğrenmelidir.
    YANLIŞ. Birçok nedene bağlı olarak gelişebilen idrar kaçırma durumlarında önemli olan nedeni ortaya çıkarmaktır. Nedene bağlı tedavinin başarı şansı yüksektir.
    3-) İdrar kaçırma sadece kadının yaşam kalitesini etkiler.
    YANLIŞ. İleri düzeyde idrar kaçırma sadece yaşam kalitesini değil, iş başarısını ve hatta cinsel yaşamını olumsuz etkileyebilir.

  • Çağın korkulan hastalığı diyabetes mellitus (şeker hastalığı)

    Diyabet olarak adlandırdığımız Şeker hastalığı , maalesef bir halk sağlığı sorunu olarak devam etmektedir. Halk sağlığı diyoruz çünkü sadece diyabet olan bireyi değil, her yönüyle toplumu da etkilemektedir.

    2017 yılında tüm dünyada 451 milyon kişide (18-99 yaş arası) diyabet varken , 2045 yılında bu sayının 693 milyon kişi olacağı hesap ediliyor ki bu arada hastaların yaklaşık yarısı da diabet olduklarının farkında değiller…Kısaca şöyle diyebiliriz. Her 100 kişiden yaklaşık 9’unda diabet vardır ve her 100 kişiden 7’si de Bozulmuş Glikoz Toleransı dediğimiz Diabet adayıdır!!!

    DİYABET NE ZAMAN AKLIMIZA GELMELİ?

    *Aşırı susama

    * Aşırı idrara çıkma

    *Kilo kaybı ya da kilo alımı

    *İştah artışı

    *Halsizlik, yorgunluk

    *Ayaklarda uyuşma, karıncalanma

    *Bulanık görme…

    gibi semptomlar var ise bu durumda kan şekeri ölçülmelidir.

    DİYABETİN ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

    Tip 1 DM

    Tip 2 DM

    Gestasyonel DM (gebelik DM )

    Prediyabet (henüz diabet olmamış, ancak kan şekeri yükselmeye başlayan kişiler)

    DİABETTEN NEDEN KORKUYORUZ ?

    Diabet komplikasyonlarla seyreden bir hastalıktır. Yani kan şekerinin yükselmesi diğer organlara zarar verdiği için korkuyoruz. Maalesef baştan ayağa kadar her yerimizi etkiler. Hangi tür hasarlar yapar diabet bir bakalım:

    DİYABETİN GÖZE ETKİSİ:

    Diyabet göz küresinin arkasındaki retina tabakasındaki damarlara zarar verir. Bulanık görmeden , katarakt ve körlüğe kadar giden birçok problem oluşturur.

    Gözde diabetin yaptığı hasara yol açan faktörlerin başında yüksek kan şekeri seviyesi, yüksek tansiyon ve böbrek hasarının da başlamış olması gelir.

    Göz kontrolü diyabet teşhisi konar konmaz (özellikle tip 2 Diyabette ) hemen yapılmalı ve yılda bir de tekrarlanmalıdır. Zamanında yapılan müdahaleler körlük riskini %60 kadar azaltır.

    DİYABETİN BÖBREKLERE ETKİSİ:

    Tüm Diyabet hastalarının yaklaşık %30 ‘unda böbrek yetersizliği meydana gelir ki diyalize giren hastaların en önemli nedeni kontrolsüz diyabettir.

    Bu durumu anlamak için idrar ve kan tahlilleri yapılıp böbrek fonksiyonları değerlendirilir. 24 saatlik idrar toplanıp idrarda mikroalbümin dediğimiz bir proteine bakarız. Çıkan sonuçlara göre böbrek hasarı olup olmadığı anlaşılır.

    DİYABETİN SİNİRLERE ETKİSİ:

    Yüksek şekere maruz kalan sinirler hasar görür ve işlevlerini yapamaz hale gelirler. Özellikle bacaklar ve ayaklarda hissizlik, yanmalar, uyuşma ve karıncalanma gibi şikayetler belirir.

    Ayaklarda meydana gelen yaralar derin ülserlere bunlar da ayağın kesilmesine kadar giden komplikasyonlara yol açar.

    Yine sinir hasarları diyabetli kişilerde terlemede azalma veya artma, İstirahatte kalp hızında artış, cinsel işlev bozukluğu, idrar retansiyonu (mesanede idrar birikmesi), Hipotansiyon(düşük tansiyon), Kardiyak aritmi (kalp ritm bozuklukları), hipoglisemiyi (şeker düşüklüğünü ) algılayamama, bazen ishal, bazen kabızlık, mide boşalmasında bozulma gibi semptomlara yol açar.

    Diyabette kan şekeri yükselince sinir harabiyeti olup mideyi de etkiler ve midenin boşalması yavaşlar. Bu durumda midede şişkinlik, bulantı, kusma, geğirti gibi semptomlar başlar.

    Ayrıca yine diyabette en sık ölüm nedeni Kalp krizleridir. Buna neden olan da yine yüksek şekerin yaptığı damar hasarlarıdır. Koroner arter dediğimiz kalbi besleyen damarlarda tıkanıklıklar ve damar yapılarında düzensizlikler oluşturur.

    Öyleyse Diyabet sadece kan şekeri yüksekliği değil , aynı zamanda oluşturduğu kötü hasarlar açısından da önem arzediyor…..

    Tedavisi kadar hastanın uyumu da çok ÖNEMLİ!!!

  • Alt Islatma (Enüresiz)

    Alt Islatma (Enüresiz)

    Enürezis, çocukluk çağının en önemli ve en sık görülen işeme bozukluğudur. Uyku sırasında idrar kesesinin fonksiyonel kapasitesi dolduğunda ortaya çıkan kendini boşaltma ihtiyacı nedeniyle çocuk uyanamaz ve yatağına işerse “enürezis” olarak adlandırılır.

    Enürezis, çocukluk çağının en sık karşılaşılan sorunlarından biridir. Çocuğu, ailesini ve çevresini etkileyen önemli bir problemdir. Çocuğun kendine güvenini azaltmakta, utanç duymasına ve psikolojik sorunlara neden olabilmektedir.

    ALT ISLATMA TANISI

    Enürezis idrar kontrolünün beklendiği yaştan sonra (5 yaş) gece ya da gündüz, yatağına ya da giysilerine istemli ya da iradedışı olarak yenileyen (haftada en az 2 kez) idrar kaçırması olarak tanımlanır. Enürezis başlangıcı ve seyrine göre primer veya sekonder olabilir. Uykuda işeme bazı çocuklarda doğuştan beri arada hiç kuru kalma dönemi olmadan sürer gider buna birincil tip (primer enürezis) denir; bazılarında ise bir süre (en az 6 ay) tuvalet eğitimi sağlanmış sonra herhangi bir yaşta birdenbire uykuda işeme başlamıştır. Buna da ikincil tip (sekonder enürezis) adı verilir.

    ÇEŞİTLERİ

    Enürezis nokturnal ve diurnal olabilir. Gece uykuda işeme durumuna nokturnal enurezis, gündüz uyanıkken işeme ise diurnal enürezis olarak isimlendirilmektedir. Gece veya gündüz yalnızca uykuda işeyen çocuklarda bundan başka bir yakınma yoksa buna tek semptomlu uykuda işeme (monosemptomatik enürezis nokturna) denilmektedir. Nokturnal enürezis için yatak ıslatma veya uykuda altını ıslatma şeklindeki ifadeler suçlayıcı bir tanımlamlar olduğu için kullanılmamalı, bunların yerine “uykuda işeme” terimi tercih edilmelidir.

    ALT ISLATMA NEDENLERİ

    Öncelikle bir doktora baş vurarak organik sebepler doğuştan bozukluklar ya da idrar yollarında iltihap gibi bir hastalık olup olmadığı araştırılmalıdır. Eğer araştırma sonucu herhangi bir hastalık bulunamazsa, şunlar çocuğun altını ıslatma nedeni olabilir:

    • Zamanından önce veya çok baskılı tuvalet eğitimi verilmesi, enüresis oluşumunun en sık rastlanan nedenidir.
    • Aşırı temiz, titiz, düzenli annenin baskılı tuvalet eğitimine karşı çocuğun tepkisini gösterir.
    • Hiç tuvalet eğitimi verilmemesi de enüresise yol açabilir. Annenin aşırı koruyuculuğu, çocuğu uzun süre kendisine bağımlı tutumu, bilinçaltı isteği de çocuğu bebeksi kılar.
    • Yeni bir kardeşin doğması, çocuğun ilgiyi tekrar üzerinde toplayabilmek için kardeşine özenerek altını ıslatmasına neden olabilir.
    • Ailede, ölüm, ayrılık, geçimsizlik, hastalık okul başarısızlığı gibi yaşam olaylarının yarattığı kaygılar, çocukların davranışlarına enüresis şeklinde yansıyabilir.

    İSTATİSTİKLER

    Beş yaşındaki çocukların yaklaşık %15’inde Enürezis noktürna görülmektedir. Çeşitli ülkelerden %5-%15 gibi oranlar bildirilmektedir. Erkek çocuklarda daha sıktır. Kendi kendine de düzelebilen Enürezis noktürnanın sıklığı yaş ilerledikçe azalmakta, erişkin yaşlarda %1 oranında devam etmektedir. Ayrıca enüreziste komorbid durumların oranı oldukça yüksek oranda saptanmaktadır.

    AİLE TUTUMU

    Çocuğun altını ıslatması ve dışkısını kaçırmasında anne ve babaların tutumu çok önemlidir. Aile öfke ve utanç duyabilir, çocuğu cezalandırır, kardeşleri ile kıyaslayabilir. Bazı aileler ise tam aksine çocuğa bez bağlamak, bezini değiştirirken onu öpüp sevmek gibi enüresisi bilmeden destekler tutumdadır. Her iki tutumun da zararlı olduğu, yani cezanın da, sevecen davranışla ödüllendirmenin de doğru olmayacağı bilinmelidir.

    Öncelikle çocuğa destek gerekir. Azarlama, utandırma ya da cezalandırma doğru değildir.

    Gece tuvalete kalkmak sorunu çözebilir. Özellikle çocuk uykudan 1,5 saat sonra uyandırılmalıdır. Çünkü altını ıslatmalar en çok uykunun bu döneminde olmaktadır. Çocuk uyandırılarak idrarı yaptırılır. Yarı uyur durumda idrar yapması ile yatağında uyurken yapması arasında eğitim bakımından pek fark yoktur.

    ALT ISLATMA TEDAVİSİ

    Farklı tedavi yöntemleri vardır. Bunlar davranış modifikasyonu (motivasyon tedavisi, kondüsyon-alarm tedavisi, mesane retansiyonu eğitimi), hipnoterapi ve ilaç tedavisi (antikolinerjikler, trisiklik antidepresanlar, vasopressin) yöntemleridir.

    Hipnoterapi ve/veya psikoterapi enürezisli çocuklarda uygulanabilmektedir. Ana nedeninin saptanması ve ortadan kaldırılması, ayrıca egonun güçlendirilmesi sebebiyle ikincil kazanç olarak olası başka semptomların ortaya çıkmaması ve olası başka psikosomatik durumlarla başa çıkabilme yeteneğinin geliştirilmesi önemlidir.

  • Ödem-proteinüri-nefrit

    Normalde günde 100-150 mg protein idrarla kaybedilir, bunun bir kısmı albümindir. İdrarla günlük albümin kaybı ise 30 miligramın altındadır. İdrarda protein kaybı çoğu kez basit idrar incelemesi ile tesadüfen saptanır. Normal idrar testleri idrarda proteini negatif, eser, +, ++, +++… gibi veya yok, 30, 100, 300, 500 gibi değerlerle ifade edilir. Basit idrar incelemesinin bir tarama testi olduğu unutulmamalıdır.

    İdrarda protein saptanınca ileri inceleme gerekir. Öncelikle idrarla protein kaybının miktarı saptanır, protein kaybı ciddi ise de nedeni araştırılır.

    İdrarla protein kaybının miktarını anlamak için ya 24 saat idrar toplanır ya da bir idrar örneğinde protein/kreatinin oranına bakılır.

    Ciddi proteinüri var ise böbrek kaynaklıdır. Doğrudan böbrek hastalığına bağlı olabildiği gibi başka bir hastalığın böbreği etkilemesi sonucu da olabilir. Örneğin şeker hastalığı böbreği etkileyerek proteinüriye neden olabilir.

    Proteinüri şiddetli ise kanda albümin düşebilir ve vücutta şişmeler (ödem) başlar.

    Proteinüriye yol açan böbrek hastalığını anlamak için böbrekten parça almak (böbrek biyopsisi) gerekebilir.

    İdrarla günlük albümin kaybının 30-300 mg arasında olması mikroalbüminüri olarak tanımlanır.

    Proteinürinin değişik tipleri de vardır, idrarla kaybedilen proteinin tipine bakarak böbrek hastalığının nedeni hakkında bilgi edinilebilinir. Proteinüri geçici veya pozisyonel olabilir.

    Proteinüri saptanınca bunun değerlendirilmesi nefroloji uzmanı tarafından yapılmalıdır.

    ÖDEM (VÜCUTTA ŞİŞME)

    Ödem vücutta sıvı birikmesidir ve yaygın karşılaşılan bir sorundur. Şişlik ayaklarda, bacaklarda, ellerde, parmaklarda (yüzük çıkarılamaz) ve göz kapakları etrafında fark edilir. Hemen akla böbrek hastalığı gelir. Akciğerlerde su birikebilir. Ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir.

    Ödeme yol açan hastalıklar 6 başlık altında incelenebilir:

    1.Böbrek hastalıkları

    2.Karaciğer hastalıkları

    3.Kalp hastalıkları

    4.Hormonal hastalıklar

    5.Damar tıkanmaları

    6.Diğer hastalıklardır.

    Böbrek hastalıklarında idrarın renginde koyulaşma, yüksek tansiyon izlenebilir. Karaciğer hastalıklarında sarılık öyküsü olabilir. Kalp hastalıklarında hasta sırtüstü yatamaz, nefes darlığı vardır. Gece tek yastıkta yatarsa nefes darlığı olur. Hasta merdiven çıkamaz, en küçük hareketle bile nefes darlığı izlenebilir. Tiroid bezinin az veya fazla çalışmasında, böbrek üstü bezi hastalıklarında ödem olabilir.

    Böbrek, karaciğer, kalp ve hormonal hastalıklarda şişlik genellikle yaygın ve çift taraflıdır. Damar hastalıklarında ise şişlik tek taraflı olabilir ve tutulan damarın yerine göre değişir; örneğin sağ bacak damarlarında problem varsa şişlik sadece sağ bacaktadır.

    Ödemi olan hastalarda öncelikle bu hastalıklar araştırılır. Bu amaçla çeşitli laboratuvar incelemeleri gereklidir. Bazı durumlarda ödeme yol açan bir hastalık saptanamaz. Bu durum idiyopatik (nedeni bilinmeyen) ödem olarak isimlendirilir.

    İdiyopatik ödem genellikle genç-orta yaşlı bayanlarda görülür. Adından da anlaşıldığı gibi nedeni belli değildir ancak gerginlik, fazla kilo, karbonhidrat tüketimi, bol tuzlu diyet gibi nedenler ödeme yol açabilir. İdiyopatik ödem tanısı, ödem yapan diğer hastalıkların ekarte edilmesi ile konur.

    Ödem tedavisine başlamadan önce ödeme yol açan hastalık araştırılır ve tedavi altta yatan hastalığa göre planlanır. Ödemli hastaların önemli bir kısmında tedavinin ilk şartı tuz kısıtlamasıdır. İdrar söktürücü ilaçlar şişlikleri azaltabilir ancak bu ilaçlar kesinlikle doktor kontrolünde kullanılmalıdır.

    NEFRİT: GENEL BİLGİLER

    Böbreğin temel fonksiyonlarından birisi idrar üretmektir. Her 2 böbrekte idrar üretimine yol açan yaklaşık 2 milyon küçük ünite (nefron) vardır. Bir nefron temel olarak 2 kısımdan oluşur.

    1.Böbreğe gelen kanın süzüldüğü filtre (glomerül)

    2.Süzülen kanın idrara dönüştüğü uzun, yer yer kıvrımlı borular (tübül)

    Böbreğin iltihabi hastalıkları nefrit olarak isimlendirilir. Nefrit nedenleri mikrobik olan ve olmayan olmak üzere ikiye ayrılır:

    1.Mikrobik nefritler (piyelonefrit): Piyelonefritin diğer bir ismi de üst idrar yolu infeksiyonudur.

    2.Mikrobik olmayan nefritler: Böbreğin mikrobik olmayan iltihabi hastalıkları ikiye ayrılır.

    A.Glomerülonefrit

    B.Tübüler nefrit (Tübülointerstisiyel nefrit)

    NEFRİT: GLOMERÜLONEFRİT

    Nefronda ağırlıklı olarak glomerülde iltihap vardır. Türkiye’de kronik böbrek yetmezliğinin sık nedenlerinden birisi glomerülonefrittir. Belirti ve bulgular glomerülonefritin tipine göre değişir.

    Hastanın muayene edilmesi, kanda üre ve kreatinin bakılması ve basit idrar incelemesi ile glomerülonefrit tanısını koymak genellikle çok kolaydır. Muayenede glomülonefrit bulguları el, ayak ve göz kapaklarında şişme, idrar renginde koyulaşma (idrar çay rengini alabilir) ve yüksek tansiyondur. İdrar incelemesinde kanama (hematüri) ve protein kaybı (proteinüri) glomerülonefrit lehine bulgulardır.

    Glomerülonefrit tanısında asıl zorluk glomerülonefrite yol açan hastalığın saptanmasıdır. Glomerülonefritin tipini anlamak için böbrek biyopsisi yapılmalıdır yani böbrekten mikroskopik inceleme için parça alınmalıdır. Birçok hastanın biyopsi denince aklına kanser gelmektedir ancak böbrek biyopsisinin amacı kanser aramak değil glomerülonefritin tipini anlamaktır.

    Glomerülonefritler ne tür sorunlara yol açar?

    Pratikte glomerülonefritler 5 şekilde karşımıza çıkar. Hastanın hiçbir şikayeti olmayabileceği gibi ileri böbrek yetmezliği de olabilir.

    1.İdrar incelemesinde anormallikler: Hastada hiçbir belirti ve bulgu yoktur. Başka bir nedenle doktora giden hastaya yapılan idrar incelemesinde kanama veya protein kaybı saptanır.

    2.Nefrotik sendrom: İdrarla günde 3-3.5 gramdan fazla protein kaybı vardır. Hastanın el, ayak, yüz ve diğer bölgelerinde üzerine basınca iz bırakan şişlikler vardır. Ayrıca kanda albümin seviyesi düşer, kolesterol düzeyi artar.

    3.Ani başlayan glomerülonefrit: Bu hastalarda ön plandaki sorunlar idrarda kanama, yüksek tansiyon ve vücutta sıvı birikmesidir. Çocuklarda streptokok infeksiyonlarını takiben gelişen nefritlerin çoğu bu gruba girer.

    4.Kronik (müzmin, uzun süreli) glomerülonefrit: Bu hastalarda idrarla kanama, protein kaybı, yüksek tansiyon ve şişlik vardır, hastalık uzun sürelidir, sinsi olabilir. Hipertansiyonlu hastalarda idrar tahlili bu nedenle önemlidir.

    5.Hızlı ilerleyen nefrit: Kısa sürede böbrek yetmezliği gelişir ve hasta diyaliz tedavisine ihtiyaç duyar.

    Nedenleri

    Glomerülonefrit nedenleri 2 gruba ayrılabilir:

    1.Nedeni bilinmeyen

    2.Bilinen bir hastalığa bağlı: Bu hastalıklara örnek olarak geçirilmiş solunum yolu infeksiyonu, romatizmal hastalıklar, hepatit verilebilir

    Tedavi

    Her hastada farklıdır. Böbrek biyopsisinin sonucu ve hastada mevcut olan sorunlara göre tedavi planlanır. Sadece çocuklarda, eğer nefrotik sendrom var ise önce tedavi verilip, daha sonra düzelmezse/gerekirse böbrek biyopsisi yapılabilir. Glomerülonefrit tedavisi nefroloji uzmanı denetiminde olmalıdır. Eğer varsa hipertansiyon tedavisi ihmal edilmemelidir. Tedavide başarısızlık kalıcı böbrek yetmezliğine yol açabilir ve hasta sürekli diyaliz tedavisine ihtiyaç duyabilir.

    NEFRİT: TÜBÜLER NEFRİT

    Nefronda ağırlıklı olarak tübüllerde iltihap vardır, hastalığın ilerlemesi ile glomerüllerde de hasar oluşur. Hem ani hem de kalıcı böbrek yetmezliğine yol açabilirler. Tübüler nefritlerin önemli kısmı önlenebilir niteliktedir. Tübüler nefritlerde adından da anlaşılacağı gibi tübül fonksiyonlarında bozulma olur. Tübüler nefrit ile glomerülonefriti birbirinden ayırmak genellikle zor değildir.

    Hastalarda başlıca belirti ve bulgular

    Sık idrara çıkma

    Gece uykudan uyanıp idrara gitme

    Yüksek tansiyon

    İdrarla tuz, şeker, amino asit, protein kaybı

    D vitamini ve kan üretim hormonu (eritropoietin) yapımında azalma

    Kansızlık

    Su ve tuz dengesinde bozulma

    Böbrek yetmezliğidir.

    Nedenleri

    1.İlaçlar: Özellikle uzun süre, yüksek dozda, bilinçsiz ağrı kesici kullanımı.

    2.Bulaşıcı hastalıklar

    3.Bazı kanserler

    4.Orak hücreli anemi (kansızlık)

    5.Gut hastalığı

    6.Bağışıklık sistemi hastalıkları

    7.İdrar yolu tıkanmaları, kaçakları

    8.Diğer nedenler.

    Tedavi

    Öncelikle tübüler nefrite yol açan hastalık araştırılır ve bu hastalık tedavi edilir. Eğer neden bulunamaz ise hastada bulunan belirti ve bulgulara göre tedavi planlanır.

    BÖBREKTEN PARÇA ALMA (BİYOPSİ)

    Böbrek hastalığının nedenini anlamak için böbrekten parça almak gerekebilir. Parça almak deyince hastanın aklına genellikle kanser gelir. Nefroloji pratiğinde ise parça almanın amacı çoğu kez kanser değildir. Günümüzde ultrasonografi yardımı ile böbrekten parça almak oldukça kolay bir işlemdir ve riskleri çok azalmıştır. Özel durumlarda böbrek biyopsisi açık veya laparoskopik yapılabilir.

    Böbrek biyopsisinin başlıca riskleri kanama ve ağrıdır ancak gerekli ön hazırlıktan ve işlem sonrası yakın takiple ultrasonografi yardımı ile biyopsi yapılması bu riskleri minimuma indirmiştir. Biyopsinin riskleri olduğu doğrudur ama biyopsi yapmamanın da riskleri vardır. Biyopsi zaten hastaya yararlı olabilecek bir tedavi seçeneği olduğu zaman gündeme gelir.

    Biyopsi yapılabilecek durumlar:

    1.İdrarla protein kaybında, yaşa ve miktarına göre değişir

    2.İdrarda nedeni açıklanamayan kanamada

    3.Nedeni açıklanamayan hızlı ilerleyen böbrek yetmezliğinde

    4.Böbrek boyutlarının normal olduğu nedeni açıklanamayan böbrek yetmezliklerinde

    5.Uzun süren ani böbrek yetmezliklerinde

    6.Bazı durumlarda şeker hastalarında

    7.Bazı sistemik hastalıklarda

    8.Bazı ailesel böbrek hastalıklarında

    9.Böbrek hastalığının nedeninin anlaşılamadığı diğer durumlarda

    10.Nakil yapılmış böbrekte (gerekirse)