Etiket: Hormonlar

  • Detoksla yaza sağlıklı girin

    Mevsim değişiyor, gün ışığından yararlanma saatleri ile birlikte hava sıcaklıkları artıyor. Yeni mevsime hazırlanmak için en iyi yöntem ise doğayı taklit etmek olarak tanımlanıyor. Sabahın ilk ışıkları ile uyanmak, mevsime göre giyinmek, açık havanın keyfini çıkarmak ve mevsimin sunduğu taze sebze ve meyveleri tüketmek kışın rehavetini üzerimizden atıp yenilenmemizi sağlıyor.

    Doğru egzersiz programları ile vücut yorgunluğunu üzerinizden atın

    Yazın gelmesi ile birlikte gün ışığına maruz kalış süresindeki artış hormonal değişikliklere neden olmaktadır. Eğer kişi bu gece gündüz arasındaki gün ışığının değişimlerine uyku saatlerini adapte edemezse kortizol ve üreme hormonlarının gün içindeki salınım grafiği de gün ışığı sürelerine uyum gösteremez. Bu hormonlar anabolizan; yani bizi güçlü olmaya beslenmeye, üreme fonksiyonlarında artışa teşvik eden hormonlardır. Bu hormonların mevsimin değişmesi ile birlikte sabah saatlerindeki doğal artışları gecikir ya da beklenen dönemlerde salınım şiddetini kaybeder. Böylece sabahtan başlayan ve gün boyu devam eden bir yorgunluk hali oluşur. Egzersiz için güçlerinin olmadığı görülür ve zamanla bu kısır döngüye kendilerini bırakırlar. Beslenme davranışları değişir, kilo kontrolü zorlaşır. Bu kısır döngüye düşmemek ve inatla vücudumuzun kabul edebileceği şiddette egzersize yönelmek gereklidir.

    Uykunuzu alın ve kapalı ortamlardan uzak durun

    Mevsim değişimlerinde yeterince ve kaliteli uyku önemlidir. Uyuma ortamında yeterli karanlık olmasına da özen göstermek gerekir. Mevsim değişimleri sırasında hormon değişimlerine ek olarak ortaya çıkabilecek immün sistemimizdeki değişimlerde enfeksiyon hastalıklarına yakalanma konusunda hassas bir pencere dönemi oluşturabilir. Bunun için çevredeki enfekte kişilerden ve kapalı ortamlardan uzak durmak uygun olacaktır.

    Metabolizmayı dışarıdan hormonlar ile canlandırmak doğru değil

    Metabolizmayı dışarıdan alınan hormonlar ile arttırmaya çalışmak doğru değildir. Her bireyin yaşam tarzının getirdiği değişikliklere bağlı olarak (gece çalışma gibi) hormonlarında küçük ama anlamlı değişiklikler olmaktadır. Ama bu değişiklikleri düzeltmek ilaçlarla değil, mümkün olduğunca yaşam şeklini doğaya ve mevsimlere uyarlama şeklinde olmalıdır. Tiroit hormonu, insülin gibi devamlı ilaç kullanmakta olan hastaların özellikle mevsim geçişlerinin olduğu bu dönemlerde ilaçlarının dozlarında değişiklikler olup olmayacağını mutlaka doktorları ile görüşerek kontrol etmelidirler.

    Doğa gibi yap, yenilen

    Yenilenme, arınma için doğayı taklit etmek en önemli yöntemdir. Özellikle mevsim geçişlerinde vaktinde yatmak, yeterli ve kaliteli uyku, sabahın ilk ışıkları ile birlikte kalkmak, sabahları kapalı ortamlarda spor yapmak yerine açık havada yürüyüşler yapmak sabah dinçliği için en önerilmesi gereken uygulamalardır. Mevsim sebze ve meyveleri de beslenme zincirine eklenmelidir. Coğrafyamızdaki geleneksel mutfağımız içinde kalarak; ama daha az kalorili beslenmeye özen göstermek gerekir. Yemeklerde porsiyonları küçültmek hedeflenmelidir. Her zaman vurgulandığı gibi hazır gıdaları da olabildiğince daha az tüketmek gerekir.

    Moda diyet ve detoksların kanıtlanmış bir yararı yok

    Sansasyonel, moda diyet ve detoks listelerinin gösterilebilmiş (pozitif bilimsel) bir yararı yoktur. Faydası gösterilebilen tek yöntem; daha az kalorili beslenmek, kişinin fizyolojisine uygun daha fazla egzersiz yapmak, içeriği bilinmeyen, katkı maddelerinden ve hava-çevre kirliliğinden uzak yaşamak, stresle baş edebilmeyi öğrenmek ve dünyaya daha olumlu bakabilmektir.

    Yanlış detokslar hormon dengesine zarar verir

    Gelişi güzel ve içeriğinde ne olduğu resmi onaylı raporlar ile ortaya konmamış detoks uygulamalarının hormonlara beklenmedik etkileri olabilmektedir. Ancak detoks uygulamaları yapılacak ise bunu sağlığınızı bozmayacak şekilde, doktor kontrolünde yapılmalıdır. Bu detokslar öncesinde kişinin kardiyolojik açıdan değerlendirilmesi de uygun olur. Özellikle diyabet, hipertansiyon, kalp (koroner ve ritim bozuklukları olanlar) ve böbrek hastaları, karaciğer fonksiyon bozukluğu olanlar, kemoterapi gören kişiler doktorlarına danışmadan bu tür uygulamaları yapmamalıdırlar. Bir başka riskli grup da gençlerdir. Genç yaşlardan itibaren bu tür yöntemleri uygulamak kişilerin vücut dengelerinin bozulmasına ve ileri yaşlarda kilo ve metabolik olumsuzluklar ile giden hastalıklara aday olmalarına neden olabilmektedir.

    Hayatınıza detoks dokunuşu…

    · İşlenmiş, hazır gıdalar yerine, doğal ürünleri tercih edin.

    · Mevsiminde bol sebze ve meyve tüketin.

    · Kapalı ortamlarda değil açık havada yürüyüş, spor yapın.

    · Az kalorili beslenmeye çalışın.

    · Bol su tüketin.

    · Yaşadığınız ortamı sık sık havalandırın.

    · Yeterince ve kaliteli uyku uyumaya çalışın.

    · Kullandığınız kozmetik ürünlere dikkat edin, güvenli ve doğal olanları kullanmaya özen gösteriniz.

    · Kimyasal temizlik ürünlerini aşırı kullanmayın.

    · Stresle baş edebilmeyi öğrenin.

    · Kendinize zaman ayırın, sevdiğiniz aktiviteleri yapın ve tazelenin.

  • Cinsel farklılaşma

    Cinsel farklılaşma

    CİNSEL FARKLILAŞMA ANNE KARNINDA İKEN BAŞLIYOR !!!

    Dişi ya da erkek cinste olmamızı sağlayan olaylar zinciri döllenme ile başlamaktadır. Döllenme sırasında kromozomal ve genetik yapı belirlenir. Genetik yapının belirlenmesinden sonra gonad; erkek ise erkek yumurtalığına (testis), dişi ise dişi yumurtalığına (over) farklılaşır. Daha sonra iç ve dış genital organlar cinse özgü özellikler kazanır yani fenotip belirlenir.

    Anne karnında yaklaşık 5. Haftaya kadar dişi ve erkek gonad ayırımı mevcut değildir. Erkekte testis oluşması gebeliğin yaklaşık 7.haftasında başlar. Gonadın erkek yumurtalığına farklılaşması dişilerden daha erken olmaktadır. Gebelik süresince olgunlaşma sürecini devam ettiren yumurtalıklar gebeliğin son 2/3 periodunda torbaya inerler. Zamanında doğan çocukların yaklaşık %95 inden fazlasında, prematürelerde ise % 80 civarında yumurtalıklar torbada gözlenir. Ancak bazı durumlarda yumurtalıkların torbaya iniş süreci 1 yıla kadar uzayabilir.

    Dişilerde ise gonadın dişi yumurtalığına farklılaşması daha geç başlar. Bununla birlikte doğuma kadar yumurtalarda yaklaşık 2 milyon hücre oluşur.

    Dış genital organların belirginleşmesi ise erkeklerde hamileliğin 9. Haftasında başlayıp 13. Haftasında sona erer. Erkeklerde dış genital organların farklılaşması erkek yumurtalığı olan testislerden salgılanan testesteron hormonu ile olmaktadır. Sekonder seks karakterleri denen sakal, bıyık çıkması gibi durumlardan da testesteron ve onun yan ürünü olan dihidrotestesteron hormonları sorumludur. Bu hormonlar beyinde hipofiz denen ve birçok hormonun salgılandığı keseden salgılanan LH ve FSH hormonlarının etkisi ile yumurtalıklardan salgılanır ve etkilerini gösterirler.

    Psikoseksüel farklılaşma denildiği zaman anlaşılması gerekenler ise şunlardır:

    1) Cinsel kimlik: Kişinin kendini erkek ya da kadın olarak tanımlamasıdır

    2) Cinsel rol : Yaşanılan çağ ve içinde bulunulan toplumun kültürüne göre insan davranışlarında kadın ve erkekleri birbirinden ayıran yanlardır

    3) Cinsel yönelim : Eş seçimidir

    Cinsel kimlik, yani kişinin kendini erkek ya da kadın olarak algılaması oldukça karmaşık, cinsel açıdan iki yönlü ve tümüyle insana özgü bir süreçtir. İnsanlarda erken dönemlerde ortaya çıkan hormonal değişikliklerin seksüel davranışlara etkisi üzerinde son yıllarda daha fazla durulmaya başlanmıştır. Özellikle anne karnında iken erkeklik hormonlarına maruz kalan kız çocukların ileri yaşlarda mücadeleci sporlara daha fazla ilgi duydukları ve çevrelerinde “erkek Fatma” olarak bilindikleri gözlenmektedir. Bunun yanında bazı genç kadınların kendilerini biseksüel ya da homoseksüel olarak tanımladıkları da bildirilmiştir.

    Sonuç olarak; anne karnında iken başlayan cinsel farklılaşma kişinin erkek ya da dişi olmasını belirlemekte, bazı hormonların etkisi veya eksikliği ile kişinin cinsel yapısı olgunlaşmakta ve nihayetinde cinsel kimliğin, cinsel rolun ve cinsel yönelimin belirlenmesi söz konusu olmaktadır.

  • Küçük penis

    Bir insan için cinsiyeti kadar, cinsiyetlerine uygun fonksiyonlara sahip olması da önemlidir. Cinsel fonksiyon ve üreme için cinsel organların yeterli olması yanında cinsiyet hormonlarının da normal olması gereklidir. Hormonlar gebeliğin ilk haftalarından başlayarak cinsel farklılaşmayı ve cinsel organların yeterli olmasını sağlarlar. Erkek çocukların cinsel organlarına daha çok dikkat gösterilir, çünkü hep göz önündedirler. Penis büyüklüğü hep bir merak konusudur. Küçük penis de her zaman ailelerde endişe uyandırır. Penis küçüklüğü hem ileride yol açabileceği sorunlar hem de bazı önemli tıbbi sorunların göstergesi olabileceği için dikkatle değerlendirilmesi gereken bir konudur.
    Penis gebeliğin 8–16 haftaları arasında gelişmektedir. Penis gelişmesinde testosteron ve dihidrotestesteron adında iki erkeklik hormonunun rolü vardır. Bu iki hormon gebeliğin son üç ayından bebekliğin ilk altı ayına kadar penis büyümesini sağlarlar. Bu nedenle penisin normal büyüklüğe erişmesi için anne karnında bebeğin salgıladığı hormonların yeterli olması gereklidir. Genel olarak 6. ay ile ergenliğin başlangıcı arasında penis büyümesi yavaştır ve ergenlikle birlikte artan erkeklik hormonlarının etkisiyle erişkin boyutlarına erişir. Penis büyümesi için hormonlar kadar bu hormonlara cevap veren dokuların da normal olmasına ihtiyacı vardır. Erkeklik hormonları penis büyümesi yanında cinsel istek ve penisin sertleşmesi için de gereklidir.
    Penis boyu gerdirilmek suretiyle ve kökü ile ucu arasındaki mesafe ölçülerek değerlendirilir. Bazen penis genital bölgedeki yağ dokusu içine gömülüdür. Buna gömülü penis denir. Bu durumda penis uzunluğunun daha dikkatli değerlendirilmesi gereklidir. Yeni doğan bir bebekte penis boyu 1,9 cm. küçükse önemli bir sorun var demektir. Bir çocuğun penis boyu kendi yaşına uyan en küçük penis boyundan kısa ise penis küçüklüğü var demektir.
    Anne ve babalar yeni doğan döneminden itibaren bebeklerin genital yapılarıyla ilgilenmelidirler. Aile bebeğinin penisinin küçük olduğunu düşünüyorsa mutlaka çocuk endokrinolojisi bulunan bir merkeze götürmelidir.
    Tablo: Normal erkek çocuklarda gerdirilmiş ortalama ve normalin alt sınırındaki penis boyları
    Yaş ortalama (alt sınır)
    0–5 ay 3.9 1.9
    6–12 ay 4.3 2.3
    1–2 yaş 4.7 2.6
    2–3 yaş 5.1 2.9
    3–4 yaş 5.5 3.3
    4–5 yaş 5.7 3.5
    5–6 yaş 6.0 3.8
    6–7 yaş 6.1 3.9
    7–8 yaş 6.2 3.7
    8–9 yaş 6.3 3.8
    9–10 yaş 6 3.8
    10–11 yaş 6.4 3.7
    Erişkin 13.3 9.3
    Penis küçüklüğü ya tek başına ya da dış genital yapılarda genel bir bozukluk ile birlikte meydana gelir. Her iki durumda cinsel gelişmeyi sağlayan hormonlarda veya penisi meydana getiren dokularda bir yetersizlik söz konusudur. Penis küçüklüğü ile birlikte testislerin yerinde olmaması anne karnında bebeğe ait hormonlarda bir yetersizlik olduğunu akla getirmelidir. Penis küçüklüğü ile birlikte bebeğin cinsel görünümünün belirsiz olması acil değerlendirmeyi gerektiren bir sorundur. Penis küçüklüğü bazı sendromların veya büyüme hormonu eksikliğinin bir sonucu da olabilir. Penis küçüklüğü vakalarının bir kısmında ise bir neden bulunamamaktadır. Penis küçüklüğü olan çocuklarda en önemli konu penis boyunun erişkin yaşta cinsel ilişki için yeterli olup olmayacağıdır. Bu nedenle yeni doğan döneminden itibaren hem testislerinin fonksiyonunun hem de penis dokusunun hormonlara cevabının ne durumda olduğunu göstermek için bir dizi inceleme yapılmalıdır. Penisi çok küçük ve erkeklik hormonuna cevap vermeyen çocukların cinsel kimliklerinin yeniden değerlendirilmesi gereklidir. Düşük doz erkeklik hormonu ile penis büyümesi sağlanan ve başka sorunu olmayan çocukları ergenlik dönemi sonuna kadar izlemek ve nedene göre tedavi planlamak gereklidir.