Etiket: Hormon

  • Çocuklarda kuşkulu cinsiyet (cinsiyet karmaşası -interseks – ambiguous genitalya ) ve tedavisi

    Çocuklarda kuşkulu cinsiyet (cinsiyet karmaşası -interseks – ambiguous genitalya ) ve tedavisi

    Ultrasonografi gibi radyolojik cihazların kullanıma girmediği dönemlerde,hamile bir hanımın çocuğunun kız mı yoksa erkek mi olacağı anne-baba ve tüm aile çevresinde en merak edilen konu olurdu.Doğumu takiben ilk sorulan soru kız mı erkek mi olur,sağlıklı olup olmadığı sorusu bazı ailelerde nerdeyse ikinci sırayı alırdı.

    Günümüzde çocuğun anne karnında iken cinsiyetinin belirlenmesi ile doğumu takiben ilk soru aslında öncelikli olması gereken sağlıklı olup olmadığı sorusu olmaktadır.

    Dış genital görünüm bebeğin erkek, kız yada bunlar arasında bir yerde olduğunu düşündürür.Sonuncu durumdaki seksüel karmaşa,ambigious genitalya veya interseks olarak da adlandırılır.Çocuğun cinsiyetindeki belirsizlik çocuğun yaşamını da tehdit edebilen bazı sorunlarla birlikte olabildiği için acil müdahele gerektirebilir. Ülkemizde doğumların çoğunluğu,hekimlerin denetimi dışında,deneyimsiz kişilere yaptırıldığından ve çocuk hekimlerince zamanında muayeneleri yapılmadığından tanıda önemli gecikmeler yanlış cinsel tanımlamaların yanı sıra çocuğun ölümüne kadar varan sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.

    Aileler çoğunlukla; dış genital organları her iki cinse ait görünüm arzeden çocukları,kendi arzuladıkları cinsel kimlikle tanımlama eğilimindedirler.Anne ve babaların çoğunluğunun bu konu ile ilgili hiçbir bilgileri yoktur.Oysa çocuğun cinsiyetinin olabilecek kesin şeklinin en kısa sürede belirlenmesi ilerde doğabilecek ve onarılması imkansız sorunların önüne geçecektir.Bazı ailelerinde söz konusu durumdan utanarak çocuğu çevresindekilerin dahi görmesini engelleyerek olayı geçiştirebildiklerini unutmamak gerekir.

    Çok nadir görülmeyen bu gibi çocukların hekime ulaşanlarının sayısı olması gerekenden daha az olduğunu da belirtmek gerekir.

    Cinsiyet karmaşası konusunun daha iyi anlaşılabilmesi için anne karnındaki ceninde normal cinsiyet gelişimine kısaca değineceğiz.Ancak bazı kelimelerin (terminololik açıdan) kısa anlamları verilecektir.

    Fertilizasyon:Döllenme
    Kromozom:Hücre çekirdeği içinde kişinin özelliklerini ve cinsiyetini belirleyen yapılar.
    Kromozomal: Kromozoma ait
    Sperm:Erkek üreme hücresi.
    Ovum:Dişi üreme hücresi.
    Gen: Kromozomlar üzerine yerleşmiş kişiye özel karakterleri belirleyen yapılar.
    Genetik:Genlerle geçen,ırsi
    Embiryonik dönem:Döllenmeyi takiben rahim içinde doğuma kadar geçen dönem.
    Duktus-Duktal: (Kanal-kanala ait)
    Wolf kanalı:Erkek iç genital yapıları geliştiren embriyonik yapı.
    Müller kanalı:Dişi iç genital organlarını geliştirenembriyonik yapı.
    Gonad:İntrauterin dönemde çocukta,cinsiyetine göretestis veya over’i oluşturacak embriyonik yapı.
    Fallus:Erkekte penisi,kızda klitorisi oluşturacakembriyonik yapı.
    Hipospadias:Erkek çocuklarda,normalde penis başına açılması gereken idrar yolu açıklığının penisin daha alt kısmında bir açılım göstermesi

    Çocuğun (Cenin) anne karnındaki normal cinsel gelişimi:

    Rahim içerisinde sperm ve ovumun döllenmesini takiben,cinsel farklılaşma; intrauterin hayatta iç ve dış genital yapının erkek yada dişi yönünde gelişimi sonucu oluşmaktadır.Bu gelişim üç basamak halinde meydana gelir.

    Fertilizasyon sırasında kromozomal ve genetik yapının belirlenmesi ve cinsiyetin; genetik yapıya bağlı olarak gonadın testis ya da over yönünde gelişimi ve bu gelişimin yönüne göre de iç ve dış genital yapılar o cinse özgü özellikler kazanması ile oluşur.Embiryonik dönemde beşinci haftaya kadar dişi ve erkek gonad ayrımı söz konusu değildir.

    Ceninde bipotansiyel gonadın testis yönünde (erkek)farklılaşmaya başlaması yaklaşık 5 inci haftada,over yönünde (dişi)farklılaşması ise 12-14. üncü haftada başlamaktadır.Embiryonik gonadın testis ya da overe farklılaşmasından önce her iki cinste çift duktal(kanal)sistem gelişir.Bu iç genital kanallardan Wolf kanalı erkek iç genital,Müller kanalı ise dişi iç genital yapıların oluşumunu sağlar.Başlangıçta ceninde bulunan her iki kanaldan birinden oluşan cinsiyetin durumuna göre biri körelir,erkek olacak ceninde Wolf kanalı iç erkek genital organlarını oluştururken Müller kanalı körelir.Kız olarak gelişecek ceninden ise Müller kanalları dişi iç genital organları oluştururken Wolf kanalı körelir.

    Cenindeki ilkel gonadın dış kısmı “korteks”iç kısmı ise “medulla”ismini alır.Ayrıca ceninde erkek ve dişide dış genital organların gelişimini sağlayacak genital tüberkül (genital çıkıntı) adını alan bir embiryonik oluşum kendini gösterir.

    Erkeklerden kişinin genetik özelliklerini belirleyen 46+X kromozoma ilaveden Y (erkek genetik yapısını belirleyen cinsiyet)kromozomu bulunur.Yani erkeğin genetik olarak kromozom yapısı 46+XY şeklindedir.X ve Y kromozomları cinsiyeti belirlemeleri açısından önem arzederler.

    Dişilerde ise kromozom yapısı 46+XX şeklindedir.Gerek erkek,gerekse dişilerde son bir çift kromozom cinsiyet kromozomlarıdır.

    Erkek cinsiyetin gelişimi: Cenindegenotipin(46+XY)olduğu durumlarda yedinci haftadan itibaren gonadın medüller kısmından testis ve kordlar (meni taşıyan kanallar)gelişmeye başlar.

    Ceninde 8 inci haftaya kadar her iki cinste dış genital yapılar aynıdır.(Genital çıkıntı) her iki cins yönünde değişime uğrama kapasitesine sahiptir.

    Erkek cinste 8 inci haftadan sonra testisten salınan hormonlar ceninin iç ve dış genital organlarının gelişimini sağlar.Hormonal etki beynin de (virilizan yönde )uyarılmasına neden olur.Testisin gelişimini tamamlamasının ardından yine kendinin salgıladığı hormonlarla testisin torbalara doğru göçü başlar.Genelde çocuk doğmadan her iki testisin skrotuma inişi tamamlamış olur.

    Dişi Yönde Cinsiyet Gelişimi:

    Genotipi 46+XX şeklinde oluşan cenin de gonaddan overler (dişi yumurtalığı)12. inci haftada oluşmaya başlar.İlerleyen haftalarda dişi ceninde iç ve dış genital organlar gelişimini dişi yönünde tamamlar.

    Çocuklarda genital karmaşa (kuşkulu genitalya-interseks)konusunun iyi anlaşılabilmesi için etyolojik(sebepler)nedenleri kabaca üç başlık altında toplayarak anlatacağız.

    1-Gonadal (primitif tohum organı) farklılaşma
    bozuklukları:
    a.Miks gonodaldisgenezi(ceninde gonadların testis veya over yönünde farklılaşma bozuklukları)
    b. XX cinsel genotipe rağmen gonadın disgenetik (bozuk)gelişimi
    c. XY cinsel genotipe rağmen gonadın bozuk gelişimi
    d. Gerçek hermafroditizim(aynı kişide hem testis hemde over bulunması)

    2-Kız Psödohermafroditizm(46-XY- erkek cinselkromozonuna rağmen dişiye benzer dış genital yapı gösterirler.

    3-Erkek psödohermafroditizm (46+XY erkek cinsel kromozoma rağmen dişiye benzer dış genital yapı gösterirler).

    Yukarda kısaca üç başlık altında sınıflandırılan gruplar aşağıda özet olarak değerlendirilecektir.

    1.Gonadal Farklılaşma bozuklukları:

    Kuşkulu genital yapı gösteren çocuklar arasında önemli bir yer tutarlar.Bir veya iki gonadda (cenindeki testis veya over)disgenetik(yapı bozukluğu)söz konusudur.Özellikle XY yapısındaki gonadal bozukluklar değişik derecelerde kuşkulu dış genital anomalilerden sorumludurlar.Böyle kuşkulu olguların çoğunda iç ve dış genital organlarda asimetri vardır.Klasik olarak çoğunlukla bir gonad testis,diğer gonadın yapısında bozukluk vardır.


    2-Kız Psödohermafroditizm:


    Bu çocukların genetik yapısı (kız)46+XX şeklindedir.Gonadları testis olmadığı için iç ve dış genital organları dişi yönünde gelişmiştir.Bunlar anne karnında gelişimleri sırasında androjenik orjinli (erkeksi) hormon etkisinde kalmaları sonucu dış genital yapıları değişik derecelerde erkeksi yapı gösterirler.Dış genital yapıdaki erkeksi değişim,çocuğun anne karnında maruz kaldığı androjenlerin miktarı ve süresi ile ilişki gösterir.Bu olguların çoğunda anne karnındaki çocuklarda başlayan adrenal hiperplazi (böbrek üstü bezinde aşırı büyüme)ve androjen etkisi gösteren böbrek üstü bezi hormonlarının aşırı salınımı başlıca nedendir.Çocuklarda görülen doğumsal adrenal hiperplazilerin % 70-80 ninde tuz kaybı söz konusudur.Malesef doğumu takiben erken tanı konularak tıbbi tedaviye başlanılmayan çocukların çoğunluğu kaybedilmektedir.

    Bu başlık altında kızların overlerinde görülen androjenik lezyonlardan da (erkeksi hormon salgılayan tümörler) kısaca bahsedilecektir. Nadir rastlanılan bu tümörler prepubertal dönemde çocuğun dış genital organlarında erkeksi bir görünüm;klitoris büyümesi,kıllanma ay hali görmemesi veya ay halinin kesilmesi ,gibi durumların oluşmasına neden olur. “Arrhenoblastoma” adı verilen overdeki bu tip tümörlerin ultrasonografi,Komputurize Tomografi(CT) ve Magnetik rezonans (MR) ile yerleri tespit edilebilir. Bunlar genellikle disgenetik (yapısı genetik olarak bozuk)overlerde oluşur. Tek taraf overlerde veya her ikisinde de görülebilir . Olguların %50 sinde tümör elle karın muayenesinde hissedilir . Tümör iki taraflı ise her iki over tümörle birlikte çıkartılmalıdır. Eğer kız çocuğunun genetik yapısında (diskinetik olarak) Y kromozomu var ise her iki overinde çıkartılması gerekir.Zira masum görünen overde de her zaman maliğn (kötü huylu)tümör gelişme riski oldukça yüksektir.

    3- Erkek Psödohermafroditizm:

    Anne karnındakiceninde gonadları testis,genetik olarak 46+XY erkek yapıdaki olgulardır.Bunlarda da erken tanı,çocuğun yetiştirileceği cinsiyeti belirlemede çok önemlidir.Genetik olarak 46+XY yapısı göstermelerine karşın kısmı androjenik (testesteron ve böbrek üstü bezi hormonlarının bir kısmı) hormon duyarsızlığı söz konusudur.Bu gibi ceninlerde dış genital organların hormonlara karşı duyarsızlığı çocuklarda değişik derecelerde mikropenis (penis küçüklüğü),inmemiş testis ve hipospadias gibi anomaliler birlikte veya tek başlarına olabilirler.Bazı olgularda tanı maalesef puberte döneminde ikincil cinsiyet karekterlerinin gelişememe durumuna kadar gecikebilmektedir.Bu çocuklarda androjen düzeylerinin yüksek olmasına karşın kullanılamamaları, bu hormonların estrojene (dişi seks hormonu)dönmesi nedeni ile erkek çocukta jinekomastiye(meme büyümesi)neden olur.

    Yine bu grupta değerlendirilen hastalarda testesteronun (biyosentez)oluşumundaki (XY-erkek genetik yapıya rağmen)yetersizlik,iç ve dış genital organların gelişimini değişik derecelerde engeller.Ancak görülme sıklıkları çok nadirdir.

    Yenidoğan bir bebekte normal penis uzunluğu 3.6± 0,7 cm,çapı 1.1± 0.2 cm dir.Penis uzunluğunun yenidoğan bir bebekte 1.9 cm nin altında olması mikropenis olarak adlandırılır.Mikropenis gebeliğin 14 üncü haftasında hormonal bozukluk sonu oluşur.Gonadal hormon yetersizliği ceninde hipogonadizme bağlı olabildiği gibi bazı durumlarda da idiopatik(sebebi bilinmeyen)olabilir.Penis küçüklüğünün en sık rastlanılan nedeni beyinden salgılan ve gonadotropin hormonun gonaddan salgılanmasını sağlayan (gonadotropin releasing faktör) adı verilen bir enzimin yeterli miktarda salgılanmaması sonucu oluşur.Nadir olarak bazı bebeklerde büyüme hormonu (Growth hormon) salgılanma yetersizliği veya testiküler yetersizlik(Robinow sendromu)mikropenis nedeni olarak karşımıza çıkar.Bu gibi çocuklarda mikropenis nedeni,çocuk cerrahı,çocuk üroloğu ve çocuk endokrinoloji uzmanı tarafından ortaya konulmalıdır.

    Bu gibi çocuklarda penis büyümesini sitimule etmek (Penisin hormona vereceği cevaba göre tanıya gitmek amacı ile 1 yaşından sonra gün aşırı olmak üzere 500 ünite 4 hafta süre ile verilir.) Ayrıca,puberteden önce yeterli büyüklükte bir penise sahip olmaları için androjen orjinli (erkek hormonu)hormon kullanılmalıdır.


    4-Gerçek Hermafrotizm:

    En az sıklıkla görülen bir interseks (kuşkulu genitalya)hastalığıdır.Afrika Bantus’ta epidemiktir(bölgesel).Bu hastalarda iyi gelişmiş (gelişme bozukluğu göstermeyen)erkek ve dişi gonadlar (testis veya over)birlikte bulunur.Bu beraberlikte testis veya over ayrı ayrı bulunabileceği gibi,biri testis diğeri ovotestis(aynı gonodda hem testis dokusu,hemde over dokusu birlikte)veya biri over diğeri ovotestis şeklinde olabilir.Bulunan gonadın (ilgili cinse ait sperm ve/veya ovum-dişi yumurtası)cinsine göre ilgili tarafta erkekte testis,dişide overi oluşturacak embiryonel yapıların yanı sıra,testis olacak tarafta Wolff,over olacak tarafta da Müller kanalı olarak adlandırılan ve iç genital organların gelişimini sağlayan embiryonik komponentler gelişir.

    Testis ve over dokuları normal yapılar da gözlenirken,ovotestis yapısında testis dokusu merkezde,over dokusu onun çevresinde görülür.Bu hastaların yaklaşık %80 inde 46+XX kromozom(dişi)yapısı ve Barr cisimciği(dişilerde ağız mukozasından alınan örnekte mikroskop altında görülen ve çocuğun dişi genetik yapısında olduğuna işaret eden pozitifliği vardır.Diğer %20 de ise 46+XX veya 46+XX/46+XY mozaik kromozom yapısıyla beraber değişken Barr cisimciği pozitifliği veya negatifliği tespit edilir.

    Gerçek hermafroditizmin oluş nedeni bilinmemektedir.Y kromozomun kısa kolunun X kromozomuna birleşmesi sonucu olduğu ileri sürülmektedir.Bu hastalıkta seçilecek tedavinin planlanmasında en önemli kriter,tanı konma yaşı ve fallus büyüklüğüdür.Erkek cinsel kimliğini benimsemiş,fallusu küçük olan tüm bireylere dişi cinsel kimlik kazandıracak şeklide tedavi planı yapılmalıdır.Böyle olgularda Wolff kanalından gelişen yapılar(iç genital yapılar)ve testis dokusu çıkartılır.Fallus’a kliteroplasti Labioskrotal kıvrımın açılması ile Labiumlar oluşturulur.Puberte sonrasında kalın barsak kullanılarak yapılacak vajinoplasti ile fonksiyonel bir dişi cinsiyet kimliği kazandırılır.Fallusu büyük,erkek olarak yetiştirilmiş ve erkek cinsel kimliğini benimsemiş kişilerde ise Müller kanalından gelişen uterus,over gibi yapılar çıkarılır,varsa hipospadiası onarılır.Pubertal dönemde ise dışarıdan testesteron verilerek ikincil seks karekterleri geliştirilir ve testis protezi konulur.

    Kuşkulu Genital Yapı(İnterseks)Gösteren Çocuklara Yaklaşım

    Böyle çocukların aşağıdaki sıralamaya göre ivedilikle incelenmesi gerekir.

    a-Ayrıntılı öykü
    b-Fizik muayene
    c-Kromozom analizi
    d-Kan biyokimyasının incelenmesi

    a-Ayrıntılı öykü:

    a- Detaylı aile öyküsü

    Çocuğun doğum öncesi dönemine ve özellikle hamilelik sırasında anneye yönelik detaylı bilgi edinme ile başlar.Aile öyküsünde (birinci derecede akrabalık da içeren) çok kısa boy, çok uzun boy(bazı bireylerde hormonal yetersizlikler), erken menopoz,osteoporoz,geçikmiş puberte ,amonere,kısırlık,kuşkulu genital yapı ve daha önce doğum sırasında veya yenidoğan döneminde kaybedilen çocuklar olup olmadığı (tuz kaybı ile birlikte giden böbrek üstü bezinin fazla çalışması) gibi durumlar detaylı olarak araştırılmalıdır.
    Ayrıca annenin gebelik esnasında androjen içeren (erkeksi) hormonları kullanıp kullanmadığı (anneye ait over veya adrenal tümörlerinde kullanılabilir) sorgulanmalıdır.

    b-Fizik Muayene

    Yine bu konuda oldukça deneyimli bir hekim tarafından genital muayenesi yapılmalıdır.

    Boş skrotumlu bir yenidoğan kromozom yapısı açısından erkek ve iki taraflı inmemiş testisli bile olsa ayrıntılı olarak incelenmeden erkek olarak değerlendirilmemeli,altta ağır bir adrenogenital sendrom sonucu ileri derecede erkeksi gelişme olabileceği unutulmamalıdır.

    Doğumsal adrenal hiperplaziler(böbrek üstü bezinin fazla çalışması),kortizon denilen hormonun yetersizliği nedeni ile (aşırı derecede)androjenik (erkeksi hormon)salgılanması ,dişi fetusun(ceninin) dış genital organlarının erkeksi görünüm alacak şekilde etkiler. Bu durum bazen hekimi bile yanıltabilir.

    Boş skrotumlu,küçük penisli (mikropenisli),ve ağır hipospadiaslı (idrar yolunun penis başı yerine daha distalde bir yere açılması) kuşkulu genitalya olarak değerlendirilmelidir.

    Gonodların simetrisi yani her iki gonadın dış kasık halkasının üstünde veya altında olması çok önemlidir. Gerek erkek, gerek kız psödohermafrodilerde patolojik mekanizma her iki gonadıda etkilediği için,gonadlar simetrik yerleşir .Erkek psödohermafroditlerde gonadlar her iki tarafta da hissedilebilirken,kız psödohermafrodiflerde gonadlar ultrasonografi ile karında görülebilirler .Gerçek hermafroditler ve Miks gonadal diskenezi olan çocuklarda gonadlar simetrik yerleşim göstermezler. Bir tarafta gonad ele gelirken diğer tarafta ele gelmez .Gonadların asimetrik veya simetrik yerleşimine göre hekim gerçek tanıya doğru yönlenir.

    c-Kromozom Analizi

    Periferik lenfositlerden X ve Y cinsel kromozomlarına özel DNA propları ile yapılacak (fluoresan insitu hybridizasyon)tekniği ile 48 saat gibi bir süre içerisinde genotip (genetiksel kromozomal cinsiyet) belirlenebilir. Çok nadiren mozaizmi dışlamak için diğer dokulardan da kromozom analizi gerekebilir.


    d-Kan Biyokimyasının İncelenmesi

    Genetik olarak 46+XY kromozom yapısı bulunan bazı olgularda dış genital organların erkeksi gelişimleri yetersizdir. Erkek yalancı hermafrodit olarak anılırlar.Normal testisi bulunan bu hastaların dış genital organlarının yetersiz gelişmesinden; a)Yetersiz testesteron yapımı (testesteron yapımı için gerekli bazı enzimlerin eksikliği nedeni iledir) b) Testesteron hedef organda (testis ve penis) 5 άredüktaz enzimi noksanlığı sonucunda etkin hale dönüşememesi, c)Dış genital organlarda testesterona yanıt verecek reseptörlerin bulunmaması veya yetersiz olması sorumlu tutulmaktadır.
    Genellikle erkek olarak yetiştirilmelerine karşın erkek yalancı hermafroditlerde çocuğun penisi hafifçe büyümüş bir klitoris boyutunun önüne geçemez, penis içi yapısıda ereksiyon için yetersizdir. Bu nedenle erkek tanısı konulan bu gibi çocuklara kız kimliği verilmesi ve bu yönde yetiştirilmesi uygun olur hatta bu zorunluluktur.

    Doğumsal adrenal hiperplazide (böbrek üstü bezinin aşırı hormon salgılaması)buna karşın kortizon sentezi için yeterli enzim olmaması sonucu ileri derecede artan androjenik (erkeksi) ara ürünler dişi ceninin dış genital organlarının erkeksi görünüm olacak biçimde etkilerler. Görünüm yalnız klitoris büyümesinden ,ucunda normal idrar yolu açıklığı olan erkek penisi gelişimine kadar varabilen geniş bir yelpaze içerebilir. Kuşkulu genitalyada en sık rastlanılan bu tipte kan biyokimyası hemen incelenerek tuz kaybettirici bir tip olup olmadığı ortaya konulmalıdır.Tuz kaybettirici tipde ise süratle medikal tedaviye başlanmalıdır.

    Kız yalancı hermafroditlerin tümü kız olarak yetiştirilmelidir. Bunlar doğurganlık özelliği taşıyan normal kız hastalardır.

    Miks gonadal disgenezi (gonadın bozuk gelişimi)olgularda da dış genital organlarda yetersiz bir erkeksi gelişim vardır.

    Hastaların çocuğun cinsiyet kromozomu genotipi 46+XY /45+XO şeklinde mozaizm(anormal)gösterir. Sıklıkla bir yanda disgenetik testis (patolojik yapıda)varken öte yandan da yine normal olmayan (patolojik yapıda) over bulunur. Dış genital organlar genelde kız görünümünde olduğundan hastanın cinsiyeti açısından yetiştirilme yanlışlığı yapılmaz. Nadir olarak bazı olgularda fallus (ilkel cinsel organ)büyük olduğundan bebekler erkek olarak da büyütülebilirler.

    Kuşkulu genitalyalı çocuklarda kromozom ve kan kimyası incelemeleri için gerekli örnekler alındıktan sonra mevcut anatomik yapının ayrıntılı olarak tanımlanabilmesi için çeşitli radyolojik incelemeler yapılmalıdır.Pelvik ultrasonografi ile uterusun ve/veya gonadların olup olmadığı belirlenmelidir.Gonadın overmi,yoksa testismi olduğu hakkında kısaca fikir edinilebilir.Üretra (idrar yolu)veya ürogenital sinüs (idrar yolu ve vajinanın aynı açıklığa açılması durumu)olduğu düşünülen açıklık içine yerleştirilen bir kataterden opak madde verilerek ürogenital sinüs,üretra ve vajenin konumları ayrıntılarıyla görüntülenebilir.Bu nedenle vajen olup olmadığını,varsa bağlantı yerini anlamak için kesinlikle endoskopi(sistoüreteroskopi)yapılmalıdır.İç genital yapının anlaşılabilmesi ve gerektiğin de gonad biyopsileri için laparoskopi veya laparotomi(aletle bakarak veya karnı cerrahi olarak açarak)yapılabilir.

    Tedavi

    Cinsiyetinden kuşku duyulan çocuk,doğumu takiben bu konunun uzmanı bir hekim tarafından muayene edilmeli ve onun uygun gördüğü tetkikler ile cinsiyeti belirlenmelidir.Gerek cinsiyetin belirlenmesi gerek tedavinin planlanması,Çocuk cerrahı,çocuk ürolojisi dışında genetik uzmanı,çocuk psikoloğu,çocuk endokrinoloğundan oluşan bir ekip tarafından yapılmalıdır.

    Gerek tıbbi,gerek cerrahi tedavide başarının sırrı mümkün olduğunca erken tanı konulmasına bağlıdır.Çocukta kuşkulu genitalya varsa kesinlikle cinsel kimlik ve isim konulmamalıdır.Cinsel kimlik 3-6 ay arasında belirlenmelidir.Bazı nadir durumlarda tıbbi gereklilik olarak çocuğun genetik cinsiyetinin (asıl cinsiyetinin) dışında farklı bir cinsel kimlik altında büyütebileceğinin de unutulmaması gerekir.Ailenin hekim grubu ile birlikte diyalog içinde olması,cinsel kimlik belirlenmesinde çocuğun yaşayacağı sosyal ortam da göz önünde bulundurulmalıdır.Çocuğa cinsel kimlik verilmesinde asla bir yaş geçirilmemelidir. Gecikmenin çocuğun ileri yaşlarda telafi ve tedavi imkanı olmayan cinsel karmaşa ve psikolojik sorunlarla karşılaşması kaçınılmazdır.Böyle sorunların kişileri intihara kadar götürebileceği akıldan çıkarılmamalıdır.

    Kuşkulu genitalya neticede bir hastalıktır ve ailenin bundan utanmasına ve çocuğu gizlemesine gerek yoktur.Yukarda belirttiğim gibi pek çoğunun ilaçla,ancak bazı durumlarda ilaca küçük cerrahi girişimler ilavesi ile tedavileri pekálá mümkündür.

    Bu konuda en büyük yanlış; Çocuğun doğumunu takiben cinsel kimlik yönünde kuşkulu bir durumda,ailenin cinsel beklentisi yönünde veya bu konuda deneyimsiz hekim veya diğer sağlık personeli tarafından yakıştırılan cinsel kimliğin çocuğa verilmesidir.

    Tedavi kısmında; tıbbi ve cerrahi tedavi ve bunlara ait tekniklerden bahsederek okuyucuların zihnini zaten oldukça karmaşık olan bu konuda daha fazla karıştırmamayı düşünüyorum.

  • Polikistik over tedavisi

    Tedaviye yaklaşırken hastalık tanısını değil hastayı tedavi etmek cok daha doğru bir yaklaşımdır.
    Hastanın tüm labaratuar tahlilleri değerlendirilmeli ve altta yatan tüm metabolik bozukluklara odaklanılmalı.
    İnsülin direnci birçok polikistik hastasının nedenidir ama tüm polikistik over sendromlu hastalarda insülin direnci bulunmamaktadır.Buyüzden yukarıda labaratuar tahlillerinde saydığım tahliller ayrıntılı incelenerek kişi insülin dirençli polikistik over sendromu mu yoksa insülin dirençsiz polikistik over sendromu mu bakılmalıdır.
    İnsülin direnci elendikten sonra adrenal sisteme odaklanılmalıdır.
    ***Polikistik over sendromunu tedavi ederken ben karaciğer-adrenal sistem-bagırsaklar-lenfatik sistem çok fazla göz önünde bulundururum.Bu sistemlerde oluşan hastalıklar Birçok metabolik sorunlara yol açarak karsımıza en sonunda polikistik over olarak gelmektedir. Polikistik overde sadece yumurtalıklara ve belirli parametrelere odaklanmak aslında oldukça yanlıştır .Ve sonuç olarak polikistik over sendromu tedavisi yok denilmektedir. Yıllardır birçok hastamda hem infertilitenin yok oldıugunu hem yumurtalıklarda kistlerin yok olduğunu hem labaratuar hem de klinik olarak hastaların tamamen iyileştiğini gayet görmekteyin. Hastaya bir bütün olarak bakmak ve alttaki tüm metabolik sorunları çözmek önemlidir.
    ***Aynı zamanda hastayı sadece bir beden olarak görmekten öte ruhsal ve zihinsel sistemine de odaklanmak kalıcı ve gerçek tedaviyi ortaya koyar.

    Not : birçok polikisik over hastasına tedavi olarak doğum kontrol hapları ve metformin reçete edilmektedir.Bunlar tedavi edici değil semptomlara yönelik ilaçlardır. Sadece metfformini ciddi insülin direnci olan vakalarda tercih etmekteyim ama doğum kontrol haplarının kullanımını hiç önermemekteyim. Doğum kontrol hapı sayesinde olduğunuz kanamalar vücudunuzun doğal kanamaları değildir. Altta hala polikistik overe neden olan tüm sorunlar devam ederken siz olayı maskeliyorsunuz bu haplarla sadece.

    Kronik toksitite mutlaka göz önünde bulundurulmalı ve gerekirse detoks mekanizmalarını desteklemek önemlidir.
    Vitamin ve mineral eksiklikleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.
    Ayrıca kişinin doğum kotnrol hapları kullanmış ve bunları bırakmış olması bize ilaç sonrası hormonal değişikliğe bağlı olan durumlar pcos semptomlarını düşündürelbilir. Bu durumda bu tablo incelenmeli ve elenmelidir tedavi için.
    Diyet ve beslenme polikistik over tedavisinde belki de en önemlisidir

    Adrenal stress Birçok polikistik over sendromunun altındaki saptanamayan neden olmuştur hep.

    ADRENAL PCOS

    Vücut stresse girdiğinde Hipotalamus ACTH hormonu salgılar. Bunun sonucunda böbrek üstü bezlerden kortizol , adrenalin ,nöradrenalin ayrıca aynı zamanda DHEA, DHEA-S , ANDROSTENEDİON salgılanır.( cevre dokularda testesterona çevrilebilir ) Buyüzdendir ki kronik stress hem vücutta androjen hormon fazlalığına hem de polikistik over sendromuna neden olabilmektedir .Kronik stress uzun vadede aynı zamanda hem bağırsak florası sorunlarına, insülin direncinei karaciğer sorunları gibi birçok sorunlara neden olacak ve vücut kısır bir döngüye girecektir.
    Acth’ın adrenal androjenleri uyarmasının nedeni bu androjenler stressin uzun vadeli etkilerinden beyini korurlar.( kortizol ve adrenalin etkilerinden ). Ama kötü bir yanı vardır. Acth ın salgıladığı kortizol ilke acth arasında bir negatif feedback vardır , yani kortizol cok artarsa acth baskılanır ama bu androjen hormonlarla acth arasında negatif bir feedback yoktur. Yani androjen hormon salınması arttıkça acth baskılanmayavaktır. Ayrıca kronik stresse bağlı yanıtlar uzun vadede bu iletişim de de (HPA AKS İLETİŞİMİ ) sorun oluşturacak ve vücudun stresse normal yanıtında da bozukluklar oluşacaktır.
    Sonuc olarak kornik stress durumlarında androjen hormon fazlalığı oluşacaktır.Bu da polikistik over ve semptomları demektir.


    DOĞUM KONROL HAPI SONRASI SEMPTOMLARI-PCOS

    Doğum kontrol hapı kullananlar bıraktıktan sonra ilaç yoksunluğuna bağlı kanamalar yasayabilir.Bu kanamalar gerçek adet kanamaları değildir.
    BU dönemde çoğu kadın yanlış bir şekilde polikistik over tanısı almaktadır.Tanı koyarken bu durum kesinlikle göz önünde bulunudurulmalıdır.
    Doğum kontrol ilacını bıraktıktan sonra kısa dönem infertilite bile görülebilir.
    Doğum kontrol ilacını bırakma sonrasında yaşanan smeptomlar 1-2 sene içinde kendiliğinden normale dönebilir.
    Bu dönemde yaşanan semptomlar bütünsel bir şekilde ele alınmalıdır. Genelde androjen fazlalığı görülür ve buna yönelik bir tedavi olusturullmalıdır.
    Çinko suplementi oldukça faydalı olabilir bu dönemde.
    Doğum kontrol ilaçları sonrası sendromu ile alakalı cok daha ayrıntılı bir yazı yazacağım 
    Not : hiçbirzaman doğum kontrol ilaçları kullanılmamasını önermemekteyim. Bununla alakalı cok daha ayrıntılı bir yazım olacaktır.

    KİLO VE POLİKİSTİK OVER

    Kilo verme çoğu polikistik over sendromunda semptomların ve laboratuar bulgularının düzelmesinde oldukça önemlidir.
    Yapılan birçok çalışmada kilo verdikçe hastaların testesteron seviyelerinin normale döndüğü , SHBG seviyelerinin arttığı , Serum insülin seviyelerinin normale döndüğü görülmüştür.
    Kilo verme sonrası aksayan ovulasyonların gerçekleştiği ve overlerdeki polikistik görünümün düzeldiği görülmektedir.
    Bu durum tüm polikistik over sendromu hastaları için geçerli olmayabilir.Özellikle düşük kiloda olup gene de polikistik over sendromu yasayan birçok hasta bulunmaktadır.Ama insülin direnci olan cogu vakada kilo en önemli unsurlardan biridir.
    Şimdi size önemli bir detaydan daha bahsetmek istiyorum. Çok düşük beden yag kitlesi ve fazla egzersiz yapmak , az kalorili beslenmek de insülin direncine ve polikistik overe neden olabilir. Evet doğru duydunuz. Obezite gibi çok yüksek yağ kitlesine sahip olmak gibi tam tersi olarak cok düşük yağ kitlesine sahip olmak da polikistik overe nedne olabilir. AŞırı vücudu stresse sokacak egzersizler ve aşırı derecede uzun süreli kalori kısıtlamaları da polikistik over sendromu nedenleri arasındadır.

    1- BESLENME

    ***beslenmeden tüm rafine işlenmiş gıdalar çıkarılmalıdır!
    ***kızartma yöntemi ile yapılan gıdalar asla tüketilmemelidir.
    ***Glutenli ürünler tüketimi inflamasyona neden olabilir.Birçok soruna neden olduğu artık günümüzde yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır. Polikisitk over sendromunda glütensiz beslenmenin oldukça faydalı olduğunu belitmekteyim.
    *** sürekli karışınıza glisemik indeksi düşük bir diyet ile beslenin diye öneriler çıkmaktadır polkistik overde , buraya hem katılıyor hem katılmıyorum. GLisemik indeksi yüksek olan tahıl grupları , işlenmiş gıdalar abur cuburlari hamur işleri polikisitk overde asla önermediğim şeylerdir.Ama meyveler polikistik overde belki de en önemli komponentlerden biridir. Yıllardır polkistik over olarak baktığım hasta sayısı oldukça fazladır ve hepsinde de bitki bazlı, bol sebze ve bol meyve içeren diyetle mükemmel sonuç alıyoruz. Burada amaç direk glisemik indekse odaklanmak değil ; genelleme yapmaktan ziyade direk gıdalara birebir odaklanmak lazımdır.
    Ketojenik diyetler polikisitik over sendormunda başlangıçta etkili bile görünse de birçok fonksiyonel tıp hekimi ve otoriteler üreme sistemi sağlığı için asla uzun vadede bu diyeti önermemektedirler. Uzun vadede (2-3 aydan fazla ) bu diyetler daha farklı sorunlara yol açabilir.Ketojenik diyeti cok savunan Amerikada bir fonksiyonel tıp hekimi ile görüşmemde bile kendisi poliksitik overli hastalara özellikle ketojenik diyeti çok tercih etmediğini belirtmişti. Düşük karbonhidratlı beslenme uzun vadede üreme sistemi üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir .AMa burada üstüne basa basa tekrar etmek istiyorum. Karbonhidrattan kastımız asla rafine işlenmiş gıdalar, çok fazla tahıllar , Hamur işleri , yapay şekerler gibi şeyler değil.T amamen organik sebze ve meyvelerden bahsediyorum karbonhidrat derken ! bu noktanın üzerinde özellikle durmanızı istiyorum ! karbonhidrat kaynağımız birinci sırada sebzeler sonra meyveler sonra baklagiller ve sonrasında glütensiz tahıllar olacak. Aşağıda kaynakça kısmına bu konuyla alakalı çalışma linklerini de bırakmaktayım ; işlenmemiş bütünsel karbonhidratlar insülin direncini iyileştirebilir. Ama işlenmiş rafine gıdalar ve tahıllar tam ters etki göstermektedir.

    ***trans yağlar ve zararlı yağların hepsi beslenmeden çıkarılmalıdır.( yağlar ile alakalı ayrıntılı yazı için “YAĞLAR” konulu yazımı okuyunuz. ) .Ama sağlıklı yağlar ( zeytinyağı-avakado-hindistan cevizi yağı-tereyağı –sadeyağ-çiğ kuruyemişler) beslenmemizin bir parçası olmalıdır.

    ***kişinin intolerans gösterdiği gıdalar cogunlukla birçok inflamatuar parametreyi uyarabilir.Bir eleminasyon diyeti ile intoleransınız olduğu gıdaları gözlemleyiniz.Ben muayahanemde hem bazı testleri göz önünde bulunduruyorum hem de kişiye eleminasyon diyeti yaptırıyorum ve oldukça güzel sonuçlar almaktayız.

    ***Süt ve ürünlerini beslenmenizden çıkarmanız polikistik over sendromunda oldukça faydalı olmaktadır. Süt ürünlerinin hepsi ıgf-1 içerir .İnsüline benzer yapısı olan bu hormon insülin direncindeki olağan şüphelileri oynamaktadır. Ayrıca süt ürünlerini kesmek androjen hormonların üretiminin azalmasındaki pozitif etkisi çalışmalar ile gösterilmiştir. Yukarıda bahsettiğimiz üzere androjen hormonlar polikistik overdeki temel sorunlar arasındadır.

    ***Alkol tüketimini azaltın ya da mümkün ise kesin.alkol karaciğer detoksifikasyon parametrelerinin çoğuna zarar vermektedir.Özellikle hormonların detoksifikasyonu için karaciğer oldukça önemlidir.Alkol sürekli tüketimi homonların metabolize olmasını önleyebilir.Ayrıca alkol tüketimi insülin direnci olusumunda da önemlidir.ALkolu kesmek karaciğerin üzerindeki yükü azaltmak adına oldukça önemlidir.

    ***Kafeini azaltın ya da mümkünse kesin .Polikistik sendromun altında odaklanılması gereken noktalar arasında adrenal sistem oldugundan bahsetmiştik. Kafein böbrek üstü bezler için oldukça stimulandır. Kafein aynı zamanda östrojen seviyeleri ve metabolizması konusunda oldukça önemlidir. Fazla kafein tüketimi vücutta östrojen metabolizmasını bozabilir. Kahve aynı zamanda b vitaminlerinin seviyesini vücutta azaltır ( atılım ve işlenmesi ile ) ve polikistik over sendromunda b vitaminleri oldukça önemlidir.Kahvenin infertilite ile bağlantısı olduğunu gösteren calsıma sayısı da oldukça fazladır.

    ***BÜTÜNSEL bitki bazlı antiinflamatuvar bir beslenme polikistik over sendromlu hastalarımda en güzel sonucu aldığım beslenme türüdür.
    Başlangıc dönemde olabildiği kadar çiğ gıdalar agırlıklı beslenirken pişmiş gıda oranını zamanla gittikçe arttırmaktayım.
    Kalori sayımı yapmayı asla önermiyorum çünkü ben hastalarımla makrolar kadar mikrobesin değerlerine de odaklanıyorum.
    ama kabataslak bakarsanız beslenmenizde aldıgınız kalorilerin büyük çogunlugunun sabah öğünlerinde olması polikistik over sendromunda faydalı olabilir.

    ***Kale,ıspanak,kara lahana gibi koyu yaprakları sebzeler ve tüm yeşillikler sağlıklı demir ve kalsiyum kaynakları için beslenmenizin en önemli parçası olmalıdır.

    ***Beslenmede AGEs ( advanced glycation and products ) içeren gıdaları azaltmak polikistik over sendromunda insülin direncinle oldukça faydalı olabilir.AGEs içeren gıdalar = işlenmiş gıdalar ! Hayvansal işlenmiş gıdalar !

    ***hayvansal gıdalar polikisitk over sendormunda yüksek oranda tüketilmemelidir. Harvardda infertilite üzerine yapılan bir çalışmada ( asagı linkini bırakıyorum ) ; kadınların proteinlerini hayvansal kaynaklar yerine bitkisel kaynaklardan aldığında infertilitenin düzelme sansının daha yüksek olduğunu belirtmiştir. Hayvansal protein kaynakları arasında en kaliteli protein kaynağı gene yumurtadır ( sağlık acısından ) ama o da belirli sınırlar içerisinde tüketilmelidir.
    ***Mevsiminde deniz balıkları tercşh edilebilir , kırmızı et yenilebilir ama tavuk etinden tamamen uzak durmanızı önermekteyim.( gerçekten nasıl yetiştirildiğini bildiğiniz organik gezen köy tavuğu bulabilirseniz nadir tüketilebilir)
    ***Baharatlar özellikle tarçın ve zerdeçal , çörek otu , kırmızı biber polikistik over sendromunda oldukça faydalıdır.

    ***Konvensiyonel yetiştirilen etlerden uzak durun , ( Hayvanları büyütmek amaçlı hormon kullanımı yaygındır.) Merada otlanan doğal hayvan etleri tercih ediniz, bu konu oldukça önemlidir.
    Not : demir eksikliği ve demir fazlalığı her iki durumda polikistik over sendromuna hem neden olabilir hem sonucu olarak görülebilir. Bu durumda bazen demir eksikliği olan hastalara direk demir ilaçları başlandığında vücutta bulunan inflamasyondan dolayı bu demirin emilimi ve kullanımı pek olmayacak ve demir depoları yükselmeyeceği gibi ortada bir demir toksititesi oluşacak. Oyüzden önce antiinflamatuar bir diyetle ve gerekirse bazı suplementlerle önce kronik inflamasyon tedavi edilmelidir ve sonrasında gerekirse demir ilaçları kullanılabilir. Cogu hastamda demir ilacına hiç gerek duymadan demir yüksek gıdalarla hem demir seviyeleri yükseliyor hem de demir eksikliği semptomları ortadan kalkıyor. İlk seçenek herzaman beslenme ile demir kaynakları olmalı ve polikistik over sendromlu hastalar hemen demir ilacına başlatılmamalıdır.

    ***keten tohumu-chia-susam gibi omega 3 ve fitoöstrojen kaynakları polikistik overde oldukça faydalıdır.
    ***özellikle fitoöstrojen tüketimi adet dönemi zamanında yasadıgınız birçok semptomun azalmasını sağlayabilir.Çünkü bu dönemdeki sorun östrojen dominansı dedğimiz östrojenin progesteron ile karşılanamadığı tablodur.Fİtööstrojen tüketimi bu sekilde östrojen dalgalanmalrını azaltabilir ve birçok semptoma care olabilir.

    ***Polikistilk over tedavisinde hastanın durumuna ve altta yatan soruna göre birçok suplement ve fitoterapik ajan kullanılabilir.Bunları sizlere aktarıyorum:

    2- SUPPLEMENTLER ve FİTOTERAPİK AJANLAR

    D VİTAMİNİ = d vitamini seviyeleri insülin direncinde oldukça önemlidir.Birçok çalışma d vitaminin bazı durumlarda metformine bile sütün olduğunu ortaya koymuştur.D vitamini seviyelerinin 60-80 civarı olmasını istemekteyim.D vitamininde yükleme dozlar yerine günlük dozları uygun görmekteyim.
    MAGNEZYUM = Düşük magnezyum seviyeleri insülin direnci ve birçok metabolik semptomla bağlantılıdır. Günlük 200-300 mg elemental magnezyum polikistik overdeki insülin direncinde oldukça faydalı olabilir.Daha yüksek dozlar için doktorunuza başvurunuz.
    KROM = Kromi insülin ve kan sekeri düzenlemede esansiyel olan mineraller arasındadır. Yapılan bir çalışmada polikistik over sendromlu kadınlarda günlük 200 mcg krom minerali kullanımı kan sekeri düzenlenmesinde oldukça önemli olduğunu ortaya koymuştur.polikistik overli hastalarda ayrıca Serbest testesteron seviyesinin krom suplementları sonrası azaldığı gösterilmiştir.200-600 mcg yemeklerden sonra kullanılabilir.
    OMEGA 3 = kronik inflamasyon tedavisinde ve birçok hastalıkta omega 3 ün yeri büyüktür.Yapılan bir çalışmada günlük 3 gr omega 3 alan kadınların testesteron seviyelerinde belirgin bir düşüş saptanmış 8 haftada;ve adet düzenleri placeboya göre oldukça daha düzenli hale gelmiştir.
    B VİTAMİNLERİ = b vitamini eksiklikleri polikistik over sendromundaki semptomların cogunda önemlidir.Özellikle b2-b3-b5-b6-b8-b9-b12 kilo kontrolünde , tiroid fonksiyonlarında , hormonal dengede ve mitokondriyal fonksiyonlarda, hormonların detoksifikasyonunda önemlidir.
    B6 BİTAMİNİ = Seratonin ve dopamin salgılanmasında ve duygudurum değişikliklerinde önemlidir.
    ÇİNKO = Çinko birçok metabolik basamakta oldukça önemli esansiyel bir mineraldir.Çinko eksikliği iştah açılması yapabilir.Çimko eksikliği tad ve koku kaybına nedne olabilir.Daha yoğun tada sahip yiyeceklere , tuza cok ihtiyaç duyuyorsanız çinko eksikliğni göz önünde bulundurunuz.Tiroid hormonlarında ve insülin hormonunun aktivasyonunda oldukça önemlidir. Polikistik overde foliküllerin gelişimi için ve düzgün menstural döngü için oldukça önemlidir.Akne tedavisind eoldukca önemlidir.kilo vermede önemlidir.İnsülin direncinde önemlidir.polikistik over sendromunda günlük 15-30 mg dozlar kullanılabilir.Polikisitk over sendromuna görülen depresyonda olukça etkili olabilir.Çinko eksikliği depresyona neden olmaktadır.
    PROİBİYOTİKLER = İnflamasyonun baskılanmasında , testesteron ve östrojen dengesinde oldukça önemlidirler. Polikistik over sendromu ile bagırsal floarsı arasında da oldukça güçlü bir bağlantı vardır.Özellikle lactobacillus , bifıdobacterıum içeren probiyotikler oldukça etkilidirler.
    COENZYME Q10 = enerji üretimi ve karbonhidrat metabolizması için oldukça önemlidir.Yapılan bir çalışmada düşük yağlı beslenen kişilerde coenzyme q10 kullanımının kilo kaybını iki katına cıkardıgı ortaya koyulmuştur.
    ALPHA LİPOİC ACİD = Kan şekeri dengelemede oldukça önemlidir.&oo mg günlük doz kullanılabilir.
    N ASETİL SİSTEİN ( NAC ) = insülin direncinde ve karaciğer detoksifikasyonunda oldukça önemlidir.
    GLUTAMİNE = Şeker düşkünlüğünde faydalı olabilir.Kas yapımında oldukça önemlidir.
    AGNUS CASTUS (VİTEX-CHASTETREE BERRY ) = hipofizin düzgün calsıması ve fonksiyonu için oldukça önemlidir. HİPOFİZ BEZİNDEN LH SALGISININ DÜZGÜN SALINMASINI SAĞLAYARAK ; ÖSTROJEN VE ANDROJEN SEVİYELERİNİ AZALTIR , DOĞAL PROGESTERON SALGISINI ARTTIRIR ve böylece yumurtalıklarda dengeyı sağlar.Etki etmesi birkaç ayı bulabilir buyüzden en az 3-6 ay kullanılmalıdır etkiyi görmek için.Ader düzensizliklerinde , Aknede kullanılabilir.Günlük 40-60 mg arası kullanılabilir.
    BLACK COHOS (CİMİCİFUGA RACEMOSA ) = lh seviyelerini düşürmekte önemli olabilir.Premenstral semtpomlarda oldukça etkili olabilir.
    SAW PALMETTO ( SERENOA REPENS ) = çalışmalar gösteriyor ki saw palmetto antiandrojen etki gösteriyor.Eğer androjen fazlalığı smeptomları yasıyorsanız kullanmayı düşünmelisiniz.Testesteron seviyesini düşürdüğü çalışmalarla gösterilmiştir.(testesteeronu ; dihidrotestesterona dönüşümünü de bloke eder-5 alpha reduktaz enzimini bloke ederek)
    MELATONİN = Bazı polikistik over sendromlu hastalar uyku sorunları da yasayabilir.Uyku düzeni sağlanana kadar ya da şiddetli insomnia vakalarında belirlki süre melatonin takviyesi kullanılabilir.Ben tercihen 3-6 mg lık dil altı melatonin formlarını kullanıyorum.
    MİLK THİSTLE ( SİLYBUM MARİANUM ) = Karaciğer için oldukça önemli bir suplementtir.Karaciğerin yenilenmesinde ve detoksifikasyonda önemlidir.Yukarıda bahsettiğim gibi karaciğer polikistik overda alsında en merkez rolü oynuyor.Vücuttaki fazla östrojeni temizlemede ve insülin direncinde faydası bulunmuştur.
    ISIRGAN OTU( ÜRTİCA DİOCİA) = Kökü SHBG oranını arttırır. Bu sayede serbest testesteron oranı azalır. Yaprakları ayrıca oldukça etkilidir , insülin direncinde ,
    DONG QUAI = Hromon seviyelerinin normale dönmesinde önemlidir.BAğısıklık sistemini güçlendirir.Uterusu güçlendirir ve adet ağrılarında etkili olabilir.
    AHUDUDU YAPRAĞI ( RUBUS İDAEUS ) = KADIN üreme sistemini birçok seviyede güçlendirir.Ağır menstural kanamalarda etkili olabilir.Demir bakımından zengindir , uterusu güçlendirir.Doğurganlıgı arttırabilir.
    EVENİNG PRİMROSE ( OENTHERA BİENNİS ) = hormonları dengelemekte oldukça önemlidir.Östrojen ve progesteron denegsizliğinde faydalı olabilir.Pcosta görülen kolesterol yüksekliğinde etkili olabilir.
    KETEN TOHUMU (LİNUM USİTATİSSİMUM ) = SHBG seviyelerini arttırır , androjen seviyelerini azaltır ve östrojeni metabolize edilmesinde önemlidir. Omega 3 ten zengindir. İçeriğindeki lignanlar sayesinde fitoöstrojen olarak da davranırlar.Aynı zamanda oldukça faydalı lif kaynagıdırç.Polikistik over sendromlu hastalarıma keten tohumunu beslenmelerine katmalarını mutlaka söylüyorum.
    BEYAZ ŞAKAYIK (PEAONİA LACTİFLORA ) = Progesteron seviyelerini artırdığı ve testesteron seviyelerini azalttığı gösterilmiştir.Karaciğeri sakinleştirir.Adet düzensizliğinde önemlidir.
    NANE ( MENTHA CORDİFOLİA ) = ANdrojen seviyelerini ve serbest testesteron seviyesini düşürdüğü çalışmalarca gösterilmiştir.Çay olarak özellikle tüketilebilir.Özellikle akne ve kıllanma vakalarında kullanılabilir.
    GURMAR BİTKİSİ ( GYMNEMA SLYVESTERE) = bitkisel metformin olarak da gecen bu bitki yüzyıllardır ayuverdik tıpta kullanılmaktadır.İnsülin seviyesi kontrolüne ve karbonhidrat sermelerinde önemli olabilir.
    RED CLOVER = Fitoöstrojenik etki gösterir.akne tedavisinde oldukça önemlidir.Kanın temizlenmesinde (detoksifikasyonda ) oldukça önemlidir.
    TARÇIN = iNsülin direncine olumlu etkisinden dolayı polikistik over sendromunda oldukça faydalıdır.Adet döngülerinin düzenli olmasında da etkilidir.Adet kanamaları fazla olan kadınlarda kanamaların azalmasını sağlayabilir.Adet sancısını azaltabilir.
    MEYAN KÖKÜ = Stress yönetiminde oldukça önemlidir.Fazla testeronu düşürmede kısmen etkilidir.Akne ve kıllanmada oldukça faydalı olabilir.Suplement ya da cay tüketebilirsiniz.Meyan kökü adrenal sistem söz konusu olduğunda oldukça etkildiri.Hipotansiyon vakalarında da fauydalı olabilir.
    İNOSİTOL = İnositol karsımıza myo-inositol ya da d-chro insoritol olarak çıkabilir.ALdıgınız takciyeler bunlardan birini barındırabilir.EN uygunu myo-inositol / d-chiro-inositol oranı 40/1 olanlardır.İnositol takviyesinin amh seviyeşerini düşürdüğü ve over hacımini doğum kontrol haplarından daha etkili şeklide küçülttüğü gösterilmiştir.Yumurta kalitesini arttırdığı gösterilmiştir.Bazı çalışmalar metforminden bile daha etkili olduğunu göstermektedir hatta.Depresyon ve panik atakta etkli olabilir.500-2000 mg arası dozlarda kullanılabilir.doz ayarlaması mutlaka doktor kontrolünde yapılmalıdır.
    BERBERİNE = insülin direncine etkisi nedeniyle polikistik over sendromlu hastalarda oldukça faydalı olabilir.Özelikle insülin direnci tanısını kesinleştiridiğimiz polikistik over hastalarında kullanılmalıdır.500 mg berberine günde 2-3 kez alınablir.
    ASHWAGANDA = Adrenal sistem kaynaklı( kronik stress ) polikisitk over sendromlarında oldukça önemlidir.Hpa onarımında önemli bir adaptojendir.Kortizol seviyelerini düzeltmede etkili olabilir.Kolestertol seviyelerine olumlu etkisi çalışmalarla belirtilmişitir.Kilo vermede oldukça önemli olabilir.ANksiyete ve stress üzerine etkisi en önemli etkileridir.
    • L-THEANİNE = Yeşil çay ve bazı mantarlarda doğal olarak bulunan bir aminoasittir.Beyin bariyerini geçer ve bazı nörotransmitterlerle yarışabilir.Sakinleşmeyi sağlar ve odaklanmada önemlidir.Polikistik over sendromunda adet dönemindeki sorunlarda tercihe dilebilir.stress kaynaklı düzensizliklerde tercihe dilebilir.
    KARAHİNDİBA = Karaciğeri detoksife eder , Hormonlaırn temizlenmesinde oldukça önemlidir.Bu hormon temizliği nedeniyle karahindibanın SHBG üretimini uyardığı ile alakalı bri ki çalışma mevcuttur.SHBG artması demek ortamdaki serbest testesteronun bağlanarak uzaklasıtırılması demektir.Testesteron fazlalığı polikisitk overdeki en önemli semptomlardan biridir.
    MACA KÖKÜ = Hormonları dengelemede ve kortizolu dengelemede oldukça önemlidir.FErtiliteyi arrttırmak için yıllarca kullanılmış bir bitkidir.Depresyonda da faydalı olabilir.
    HOLY BASİL(tulsi ) = insülin direncinde faydalı olabilir, Kortizol seviyelerinde etkilidir , Kilo vermede etkili olabilir.Antiandrojenşk etkisi de vardır.
    TRİBULUS TERRESTRİS = ovulasyonu stimıle edebilir , adet döngülerinin düzgün işlemesinde önemlidir.Over kistlerini azalttığını gösteren calısmalar vardır.

    3-EGZERSİZ

    Eğer mucize bir yöntem arıyorsanız polikistik over sendromunda bu EGZERSİZDİR! Polikisitk over sendromu hastalarımda ve kendimde en hızlı ve güzel yanıtı egzersizle kombinlediğimde tedaviyi aldım.Egzersiz bir seçenek değil bir zorunluluktur ! Haftalık rutininiz olması oldukça önemlidir.
    Hastalarıma genelde sevdikleri spor türüyle ilgilenmelerini öneriyorum.Bu egzersizin devamlılığı acısından oldukça önemli olmakla beraber sevdiğiniz sporu yapmak hormonal dengeniz acısından da oldukça önemlidir.
    Bazı vakalarda HIIT(HİGH İNTENSE INTERVAL TRAİNİG ) antremanlar seklinde adlandırdığımız antremanlar daha etkili olabilir. Bu antreman tipiyle alakalı da uzun bir yazım olacak.Ama polikistik over sendromunuz adrenal sistem kaynaklı ise HIIT antremanlar sizin için uygun olmayabilir.Daha cok nefes egzersizleri içeren yoga-yürüyüş-pilates gibi egzersizler daha uygun olabilir.

    4-YOGA

    Birçok çalışma gösrtermiş ki basta yoga ve diğer sporlar AMH ,LH ,TESTESTERONE seviyelerinde düşme sağlamıştır. Düzenli yoga yapmak insülin direncinde düzelme ve kardiyovasküler hastalıklarda azalma sağlamıştır. Stress seviyeleri üzerine olumlu etkisi de oldukça önemlidir.
    Yogayı birçok hastalık için günlük rutininize almanızı önermekteyim ama özellikle hormonal bozukluklarda etkisi oldukça belirgindir. Haftada 2-3 kez yoga egzersizi polikistik over sendromu tedavisinde oldukça faydalı olmaktadır.

    5-KİLO VERME

    Beden-kütle indeksi (BMI ) fazla olan ve insülin direnci olan polikistik overli kadınlarda kilo vermek birçok semptomun düzelmesini sağlayabilir. Normal beden kütle indeksi 18.5-24.9 arasındadır.
    Bu hastalarda kilo verirken detoksifikasyon parametrelerini desteklemek ve antiinflamatuar bir diyetle kilo vermesini sağlamak cok önemlidir.Yukarıda bahsettiğim beslenme kısmı antiinflamatuar bir diyettir. 10 kilo ve daha fazla kilo verecek ve veren hastalarda medikal anlamda detok desteği gerekebilir ( gerekli suplementler ve fitoterapik ajanlarla amaç faz1-faz2-faz3 seklinde gerçeklesen karaciğerin detoksifikasyon parametreleri ve atılım yollarını desteklemektir. )

    6- UYKU

    Uykudan sürekli her hastalıkta bahsediyoruz en önemli ayrıntılardan biri diye ama yıllardır gözlemlediğim hastaların çoğu bunun ciddiyetinin farkında değil.
    Uyku sadece bedensel dinlenmek anlamında değildir , hormonlarınız düzgün işlemesi için , detoksifikasyon paremetrelerinizin düzgün çalışması ,mitokondrilerinizin çalışması ve daha binlerce şey için gerekli ve önemlidir.MELATONİN hormonu karaciğer detoksifikasyonu ve mitokondrileriniz için elzemdir ve gece 12yi geçtiğiniz her saatte bu hormon salgısı giderek azalmaktadır.Günde 7-8 saat uyku uyumanız ve uykuya başlama saatiniz gece 12yi geçmemelidir .En ideali aksam 10 civarı uykuya dalmanızdır.

    7-STRESS SEVİYESİNİ DÜZELT

    Düzenli kronik stress HPA (HİPOTALAMUS-PİTUER-ADRENAL) aksını bozar ve bunun sonucunda birçok hormanal dengesizlik ve inflamasyon sonucu oluşur.Kronik stress yönetimi de kişilerin farkında olduğu ama yeterince üzerinde durmadığı bir alan aynı uyku gibi. Çoğu hastama belirtiyorum eğer stress sorunumuzu çözemezsek pek yol alamayız. Meditasyonlar, nefes egzersizleri , belirli kitaplar,eğitimler,yoga hastalarıma en önerdiğim noktalar bu konuda. Stress herzaman hayatımızda olacak önemli olan bizim nasıl başa cıktıgımız.
    Bazı çalışmalar meditasyonun kortizol seviyelerini düşürdüğü ve insülin direncinde bile faydalı olduğunu ortaya koymuştur.

    8-KİMYASALLARDAN ARIN

    Endokrin bozucular vücudunuzun doğal hormon işleyişini bozan kimyasal ajanlardır.Bu konuda cok daha ayrıntılı bir yazı yazacağım.Ama genel olarak evde kullandığınız
    *temizlik malzemeleri
    *plastikler
    *kişisel bakım malzemeleri
    *çamaşır , bulaşık deterjanları
    *parfümler ve kokular
    *paketli gıdalar
    *koserve gıdalar
    gibi birçok seyin hormon bozucu ajan olabileceğini ve barındırabileceğini biliyor musunuz?
    Bazı endrokrin bozuculara örnek verirsek = DİOXİNS , BÖCEK İLAÇLARI , BPA , GLİSOL ESTERLERİ , FTALATLAR..Bununla alakalı cok ayrıntılı bir yazım olacaktır.

    9-HORMON REPLASMAN TERAPİLERİ

    Özellikle progesteron hormon replasmanı ( bio-identical ) denenebilir ama hormon replesman tedavileri hiçbirzaman polikistik overde ilk tercihim olmamaktadır. Çok ciddi komplike vakalarda öne alınmalıdır.

    10-HOMEOPATİ

    Homeopati temel felsefesi “benzer benzeri tedavi eder” seklinde olan bir tamamlayıcı tıp yöntemidir.Homeopatide amaç kişinin yaşam enerjisini aktif etmek ve semptomları değil bütüncül tıptaki gibi kişiyi tedavi etmektir. Homeopati tek basına ya da diğer bütüncül bakış acısıyla beraber tedavide değerlendirilebilir.

    Polikistik over sendromu yönetilmesi ve tadavi olunması zor bir hastalık değildir , ama zaman gerektirir.kişinin iyileşme ve düzelme belirtilerini görmesi 6 ayı bulabilir.Alttaki nedenin ne olduğunu bilmek burada oldukça önemlidir.
    Ama polikistik over sendromu bir kader değildir , konrtol altına alınabilir ve tamamen düzelebilir.

    Mutlu , huzurlu günler dilerim…

  • Polikistik over tanı

    En sık kullanılan tanı kriteri çizelgesi (Rotterdam kriterleri)

    1- USG görüntüsünde
    -Overlerde 12 ve daha fazla folikül görünmesi
    -Overlerin boyutunun artması ( 10ml üstü)

    2- Androjen hormonlarına baglı
    -Kanda androjen hormonların yükselmesi
    -Androjen hormon yükselmesine bağlı semptomlar görülmesi = akne , kıllanma , sac kaybı gibi

    3-Menstural düzensizlikler
    -Adet düzensizliği ( adet görmeme ya da adet sürelerinin düzenli olmaması
    -Adet miktarında değişiklikler
    -Ovulasyonun olmaması ( oligo olulasyon ya da anovulasyon )
    ***Bu üç maddedn 2sini barındırıyorsanız genelde polikistik over sendromu tanısı alabilirsiniz.Ama hasta cok ayrıntılı değerlendirilmeli ve sadece bu kriterlere bakılmamalıdır.

    Not : Ayrıca Androgen Excess And Pcos Society Guidelines’ ta polikisitk over sendromunun androjen fazlalığına bağlı olduğu belrtilmiş ve buna bağlı kriterler ortaya konulmuştur. Tanı bu 3 kriteri birden barındırmalıdır. (son zamanlarda en cok kabul gören tanı kriterleridir)

    Bunlar :
    1-hiperandrogenisim (klinik ya da labaratuar olarak hiper androjenizim tanısı )
    2-overlerin disfonksiyonu ya da polikistik over ( 25 ve daha fazla folikül bulunması overlerde ; over hacminin 10 ml den fazla olması )
    3-Diğer androjen yüksekliklerinin elenmesi

    ***Hasta aşağıda sayacağım tüm parametreler acısından ayrıntılı değerlendirilmelidir.
    ***Polikistik over sendromu tanısı koymak için spesifik bir test yok. Bİrçok hormon ve semptom , aile öyküsü ,fiziksel muayane , labaratuar ve görüntüleme yöntemleri birlikte değerlendirilerek tanı koyulmalıdır.
    ***testler değerlendirilirken bazı testler diğer nedenleri elemek için bakılır.adrenal ve over tümörleri , adrenal hiperplazi gibi nedenler elenmelidir.

    FİZİK MUAYENE

    Vücutta kıllanma , akne ve sac dökülmesi değerlendirilir. tansiyon ölcülmeli ve hipertansiyon var mı bakılmalıdır.
    Kişinin kilosu ölçülür.
    BMI endeksine bakılır .( Body-mass index )
    Pelvik fizik muayane yapılabilir.

    AİLE HİKAYESİ

    Polikistik over sendromu genetik yatkınlık gösterir. Buyüzden anne , kardeş ya da diğer yakın kadın akrabalarda polikistik over sendromu var mı sorgulanabilir. Aile bireylerinden birinde pcos var ise diğerlerinde de olma olaslıgı % 40 civarındadır.

    LABORATUVAR

    1- FSH =Hipofizden salınan bu hormon yumurtalıklardaki yumurtanın olgunlaşmasını sağlar. Polikistik over sendromunda laboratuvar sonucu normal ya da düşük olacaktır.
    2- LH =Hipofizden salınan bu hormon ovulasyonu sağlar , yani yumurtanın yumurtalıklardan salınımını uyarır.Polikistik over sendromunda muhtemelen yükselecektir

    Not : önceden lh/ fsh oranı 3 ve daha fazla olması polikistik over sendromu için bir tanı parametresi olarak kabul ediliyordu ama artık bu oransal değerlendirmenin pek doğru olmadığı belirlendi.Gene de bu değerlendirme tanı koymak için değil ama bir fikir edinmek için bakılabilir.
    Not : FSh ve lh seviyeleri adet döngüsünün basında 5-20 mIU/ml civarında seyreder. Çoğu kadın adet döngülerinin ilk yarısında eşit oranlarda fsh lh barındırır.Lh seviyesi ovulasyondan ( yumurtlama) bir gün önce 25-40 seviyelerine kadar çıkar.ovulasyon sonrasında normal seviyelerine doğru döner.Fsh ve lh oranları norml aralık olan 5-20 mIU/ml arasında olsa da yukarıda bahsettiğim gibi çoğu pcos lu kadında bu lh fsh’tan oldukça fazladır.BU bir tanı değildir ama yönlendirmesi acısından önemlidir.Yani fsh ve lh değerlerinin normal aralıkta olması polikistik over tanısını elemez.

    3- PROGESTERON = ovulasyondan sonra corpus luteumdan salgılanır.Uterusu gebeliğe hazırlar.Düşük seviye progesteron ovulasyonun olmadığının göstergesidir. ( genelde infertilite testlerinde oldugu gibi ovulasyonun olması gereken günden 7 gün sonra progesteron seviyelerine bakılır. Porgesteron seviyeleri 14 ng /ml den yüksek ise ovulasyon muhtemelen olmamıstır.)

    4- TESTESTERONE = Polkistik over sendromunda seviyeleri genelde yüksektir. Akne , kıllanma ,adet düzensizlikleri gibi birçok semptomdan sorumludur .Ama kan testeleriniz normal gelebilir ve bu semptomları ve polikistik over sendormunu yasıyor olabilrisiniz gene de.
    Not : yüksek testesteron seviyeleri yumurtalıklarda testesteron salgılayan over tümörlerinden kaynaklı olabilir; mutlaka elemine edilmelidir.

    ***total testesteron seviyesi =normalde 6.0-86 ng/dl arasındadır.Polikistik overde biraz artabilir.Total testesteron seviyesi 40 ng/ dl üzeri değerler yakından takip edilmelidir.
    ***serbest testesteron seviyesi = normalde 0.7-3.6 pg / ml arasındadır.Serbest testesteron seviyesi pcosta artabilir.

    5- DHEA-s (DEHİDROEPİANDESTERONE sülfat) =adrenal bezlerden salınan bir androjendir.Polikistik over sendromunda çoğunlukla artacaktır. Normal seviyeleri 35-430 ug/ dl arasındadır.Polikistik over sendormunda 200 üstü değerler şüpheli değerlendirilmelidir.
    Not : yüksek dhea seviyeleri böbrek üstü bezlerden androjen salgılayan tümör belrtisi olabilir.mutlaka elemine edilmelidir.
    6- ANDROSTENEDİONE =Overler ve adrenal bezler tarafından üretilen bir hormondur. normal seviyeleri 0.7-3.1 ng/ ml arasındadır.Polikistik over sendromunda muhtemelen artacaktır.
    7- ÖSTROJEN ( estradiol ) =Genelde yumurtalıklar tarafından sentezlenen ve az miktarda da adrenal bezlerden sentezlenen bir hormondur. Seviyesi artacak ya da azalacaktır. Polikistik overli cogu kadında östrojen seviyeleri normal aralığı olan 25-575 pg/ml arasındadır ; ama aslında olması gerekenden daha düşüktür.( yani normal aralıkra da olsa o anda siklüste olması gereken aralıktan daha düşüktür )
    8- SHBG ( SEX HORMONE BİNDİNG GLOBULİNE ) = azalmış olabilir. Fazla testesteron üretimini elemek için bakılır.Eğer ortamdaki shbg oranları azalıyorsa testesteron üretimi artmış olabilir ( shbg-testesteron ile bağlanır )

    9- HCG = gebelik için bakılır
    10- AMH ( ANTİ MÜLLERİAN HORMONE )=Overlerin ( yumurtalıkların ) çalışma kapasitesini gösteren bir testtir.(foliküllerin prematur olarak gelişmesini önler amh , Ama amh seviyeleri çok yüksek olduğunda bu süreç durur ve yumurtanın olgunlaşması aksar ) Polikistik over sendromunda genelde amh seviyeleri artacaktır.Son çalışmalar pcos tanısında amh seviyelerinin önemli bir yeri olduğunu belirtmektedir.Ve pcos hastalarını takip ederken de bir takip paramatresi olarak kullanılabilir.
    *** amh seviyeleri 5 ng/ ml üstü yüksek olarak kabul edilir.
    ***amh seviyeleri 3.5-5.0 ng / ml üst seviye sınırdır.
    ***amh normal seviyeleri 0.7-3.5 ng/ml dir
    ***amh sveşyeleri 0.3-0.7 arası alt seviye sınırıdır.
    ***amh seviyeleri = 0.3 ng/ml altı düşüktür.

    Not : özellikle 35 yaş üstü kadınlarda amh sveiyeleri pcos tanısı için oldukça önemlidir.35 yaş üstü usg de polikistik görüntüler sıklıkla görülmez ve burada amh bize oldukça faydalı olabilir.
    11- TSH , T3,T4 = tiroid sorunlarını elemek için bakılır.Birçok tiroid hastalığı ve hormon dengesizliği tiroid hormonlarındaki polikistik overe benzer smeptomlar oluşturmaktadır.
    12- KORTİZOL = cushing sendormunu elemek için ( 24 saatlik idrar serbest kortizolu bakılmalı ). cushing sendormunda yüksek olur. Ayrıca cushing sendromu olmasa bile yüksek kolesterol seviyeleri kilo alımına , hipertansiyona , şeker yüksekliğine , osteoporzise , cilt sorunlarına neden olabilir.
    13- PROLAKTİN =hipofizden salgılanan ve süt üretimini kontrol eden bir hormondur .yüksek seviyelerde salgılanması kadınlarda adet görmemeye neden olabilir. Buyüzden bu test hiperprolaktinemiyayı elemek için bakılır. Mr ( manyetik rezonans ) ile prolaktinoma adı verilen bir tümör var mı bakılır ve aynı zamanda hipotroidizm de hiperprolaktinoma yapabileceği için elenmesi gereklidir. Polikistik ovcer sendromunda genelde 25 ng/ ml den az seyreder seviyeleri. Bazı kadınlarda prolaktin seviyeleri polikistik over sendromunda artabilir , genelde 25-40 ng/ml arasında seyreder bu artış.

    14- 17-HİDROKSİPROGESTERONE =konjenital adrenal hiperplaziyi elemek için bakılır.

    15- IGF-1 = fazla büyüme hormonu var mı elemek için ( akromegali )

    16- HDL , LDL , TOTAL KOLESTEROL , TRİGLİSERİTLER = pcos ile artan kardiyovasküler riski değerlendirmek için bakılır.Polikistik over sendromu olan kadınların çoğunda lipit profili ile alakalı metobolik sorunlar olabilir.Kalp hastalıklarına yatkınlıkları yüksektir.

    17- AÇLIK KAN SEKERİ VE HBA1C VE AÇLIK İNSÜLİN= pcos ile baglantılı insülin direncini değerlendirmek için bakılır. Polikistik over sendromu olan kadınlarda insülin direnci ve diyabete yatkınlık odlukça yüksektir.
    Ayrıca ben hastanın durumunu değerlendirmek için bu tahlillere bakmaktayım.

    18- Homosistein

    19- Magnezyum

    20- Çinko

    21- Selenyum

    22- D vitamini

    23- B12 vitamini

    24- İdrarda spot iyot

    25- Spot iyot/ kreatinin

    26- Histamin

    27- Folik asit

    28- Hemogram

    29- Demir , ferritin

    30- Ggt ,ast,alt

    31- Crp , sedim

    32- BAZI VAKALARDA AGIR METAL PANELLERİ İSTENEBİLİR.

    Not : oral kontraseptif kullanırken ( doğum kontrol hapları ) bakılan test soncuları doğruyu yansıtmayacaktır. Özellikle androjen hormon sonuçları oldukça etkilenecektir .Polikistik over tanısı için labaratuar tahlili yapıldığında kişiye oral kontraseptif kullanıp kullanmadığı mutlaka sorulmalıdır. Doktorunuza mutlaka oral kontraseptif kullanıyorsanız belirtiniz. EN doğru labaratuar sonuçları için kişi en az 3 ay oral kontraseptif kullanmamış olmalıdır.

    GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ

    ***TRANSVAGİNAL YA DA ABDOMİNAL USG ile yumurtalıklar değerlendirilr. Transvaginal usg cok daha doğru sonuçlar vermektedir.
    ***polikistik over hastalarında overler ( yumurtalıklar ) genelde 2-3 katı daha büyük olabilirler.
    *** her bir over ayrı ayrı değerlendirilir ve her bir overde 12 den fazla yumurtalık kisti olup olmadığı bakılır.(2-9mm arası kistler vesaire)
    ***genelde kistler yumurtalıklarda dizilmiş olarak bulunurlar.
    ***foliküller genelde küçük ve olgunlasmamıs olarak görülebilirler.
    *** görüntüleme yöntemleri % 90 oranında semptomları anlamada yardımcı olurlar. Ama tek basına anlamlı olmayabilirler. Görüntüsel olarak usg uyumlu iken labaratuar ve semptom olarak kişi herhangi bir semptom vermeyebilir. Ama bu vakalar herzaman yakından takip edilmelidir.
    Polikistik over tanısı almak için labaratuar-klinik-görüntüleme beraber değerlendirilmelidir.
    Sadece usg de çıkan sonuçlar polikistik görünüm olarak değerlendirilir ve direk sendrom tanısı almazlar.
    Not : polikistik over görünümü özellikle genç kadınlarda ( ergenliğe yeni girmiş ) sık sık görülmektedir. Buyüzden adet görmeye başlamadan 8 yıl sonraya kadarki dönemde usg de görülen polikistik over görünümü çok anlamlı olmayabilir.
    Not : ” İnternational Evidence-Based Guidelines For Pcos” , polikistik over sendromu tansıında polikistik over görğnümüün bir tanı kriteri olmaması gerektiğin, belirtmiştir: Poliksiitk over görünümünün her 3 kadından 1 inde görüldüğü ortaya konulmuştur.

  • Tümör

    BEYİN TÜMÖRLERİ
    Hiç bir görüntüsel yöntem bir kitlenin türünü bize kesin olarak gösteremez.
    Kitlenin natürünün tespitinde en önemli yöntem cerrahi müdahale ile alınacak
    parçanın patolojik incelemesidir.

    Beyin Tümörleri iyi huylu ve kötü huylu Beyin tümörleri olarak ayrılırken beyin
    yapısına ait ve beyin yapısı dışına ait tümörler olarak ayrılırlar.
    Beynin iyi huyu tümörleri büyüme potansiyeline sahip ancak kafatasında yer
    kaplayarak tehlike oluşturan tümörlerdir.Beynin kötü huylu tümörleri ise hem
    hızlı büyümeleri hem de yayılmaları dikkate alındığında tehlikeli tümörlerdir.
    Beyin yapısına ait tümörler direkt beyni oluşturan hücrelerden
    kaynaklanmaktadır. Beyin yapısına ait tümörler iyi huylu ve kötü huylu tümörler
    olabilir. Beyin yapısı dışındaki tümörlerden en sık görüleni beyni saran zarın
    tümörleridir. Ve bu tümörler daha çok iyi huylu karakter sergilerler. Beyin
    yapısı dışındaki tümörlerin diğer bir önemli çoğunluğunu ise vücudun
    diğer bölgelerindeki tümörlerin beyine yayılmaları oluşturur.
    Untulmaması gereken nokta tanı için yapılan görüntüleme yöntemlerinin hiç
    birisi tümörlerin iyi huylu kötü huylu olduklarını gösteremez. Sadece yorum
    yapılmasını sağlayabilir. Kesin tanı tümörden alınacak parçanın
    incelenmesidir.
    HİPOFİZ ADENOMLARI
    Hipofiz bezinden kaynaklanan benign yani iyi huylu tümörlerdir. Hipofiz bezi
    hormon merkezi olarak görev yapmaktadır. Hipofiz adenomları bu hormon
    salgılayan hücrelerin kontrolsüz büyümeleridir. Bu hormonlardan en fazla
    görüleni prolaktin salgılayan hücrelerin büyüme göstermesidir.Prolaktin
    hormonunun fazla salgılanması sonucu bayanlarda ve erkeklerde farklı
    semptomlar ortaya çıkmaktadır.Bayanlarda en önemli semptomlar göğüsten
    süt kesilmesi,adet düzensizleri ve adetten kesilme olurken erkeklerde en
    önemli sorun cinsel fonksiyon bozuklukları ile ortaya çıkabilmektedir.
    Erkeklerdeki cinsel fonksiyon bozukluklarının giderilmesinde prolaktin
    hormonunu bloke eden ilaçların yanısıra cinsel
    güçlendiriciler kullanılabilmektedir. Hipofiz adenomları büyüklüklerine göre
    değerlendirilirler. Mikro adenom ,makroadenom gibi. Mikroadenomlar geellikle
    cerrahiye ihtiyaç duymazlarken makroadenomlar göz sinirlerine,yüz sinirlerine,
    ve damarlara yapmış olduğu baskıya bağlı cerrahiye ihtiyaç duyabilirler. İster
    mikroadenom olsun,isterse makroadenom olsun kanama eğilimine sahip
    olabilirler ve ani gelişen görme kayıplarıyla karakterizedirler. Bu nedenle acil
    cerrahiye ihtiyaç duyarlar.
    MENENGİOMLAR
    Genellikle iyi huylu beyin tümörleridir. Kitle ve ödem etkisine bağlı olarak bulgu
    verirler. Genellikle dura denilen beyin zarı kaynaklıdırlar. Nörolojik defisit
    oluşturdukalrında cerrahiye aday olabilirler. Cerrahi ile total olarak çıkarılmaları
    mümkündür.

  • Hipofiz bezi nedir?

    Hipofiz bezi nedir?

    Hipofiz, beynin alt tarafında bulunan, çeşitli hormonlar salgılayan ve vücudun diğer salgı bezlerini adeta orkestra şefi gibi yöneten fasulye büyüklüğünde bir bezdir. Hipofiz bezinden 8 farklı hormon salgılanır. Bu hormonlar vücuttaki diğer salgı bezlerinin de çalışmasını sağlar. Prolaktin (süt salgılayan hormon), büyüme, TSH (tiroid hormonu üretimini sağlar) ve ACHT (böbrek üstü bezini uyaran hormon) gibi önemli hormonların salgılanmasında görevi olan hipofiz bezi iyi huylu kistlere maruz kalabilir. Hormonların doğru çalışmasını engelleyen bu kitlelere hipofiz tümörü denir. Hipofizdeki tümörler kanser özellikli değildir.

    Hipofiz Tümörü Belirtileri

    – Baş ağrısı

    – Görme sorunları

    – Adet düzensizlikleri

    – İktidarsızlık

    – Kısırlık

    – Büyüme

    – Cushing hastalığı

    – Yorgunluk

    – Değişken ruh hali

    Hipofiz tümörünün neden olduğu şikayetler kitlenin basısı ya da salgıladığı hormon nedeniyle olabilir. Hangi hormonda bozulma varsa hastanın şikayetleri de o doğrultuda değişir. Örneğin prolaktin salgılayan hipofiz bezi tümörlerinde adet kanamaları durabilir ve memeden süt gelebilir. Erkeklerde ise cinsel isteksizlik, baş ağrısı ve görme kaybı gibi sorunlara yol açabilir. Büyüme hormonu salgılayan hipofiz tümörleri çocukların devleşmesine, yetişkinlerin ise el, ayak ve çenelerinin büyümesine neden olabilir. Adrenokortikotropik hormon salgılayan hipofiz tümörleri Cushing hastalığını ortaya çıkarabilir. Bu da kilo artışı, aşırı tüylenme, adet düzensizliği, yüksek tansiyon gibi belirtilere neden olabilir.

    Hipofiz Tümörü Tedavisi

    Hipofiz tümörlerinin tedavisinde ilaç, ameliyat ve ışın olmak üzere üç yaklaşım vardır. İlaç tedavisiyle aşırı hormon salgılanması kontrol altına alınabilir. Fakat ilaç bırakıldığında genellikle hormon salgılanması eski seviyeye döner. Bu yüzden hastanın ilacı hayatı boyunca kullanması gerekebilir. Ameliyatta ise amaç tümörün basısını kaldırmak ve kitleyi küçülterek ilave yapılacak ilaç tedavisinden daha iyi sonuç alınmasını sağlamaktır. Özellikle ACHT salgılayan hipofiz tümörleri mutlaka ameliyatla tedavi edilir. Büyüme hormonu salgılayan hipofiz tümörleri önce ameliyat edilir, eğer tam tedavi sağlanamazsa ilaç ya da ışın tedavisiyle desteklenir. Hiç hormon salgılamayan hipofiz tümörleri genellikle kitle etkisine bağlı görme kayıplarına yol açtıkları için öncelikle ameliyatla tedavi edilirler. İlaç tedavisiyle ve ameliyatla kontrol altına alınamayan ya da ameliyatla ulaşılması riskli görülen yerlerde bulunan tümörler ışın tedavisiyle tedavi edilir.

    Hipofiz Tümörü Ameliyatı

    Genellikle transsfenoidal yöntemle yapılır. Kafa tasında hiçbir kesi yapmadan, burundan girilerek gerçekleştirilen bu ameliyatın birçok avantajı vardır. Komplikasyon riski çok daha azdır, iyileşme süresi daha kısadır. Endoskopik ya da mikrocerrahi yöntemle yapılabilir. Küçük aletlerle burun deliğinden girilir ve sfenoid kemiğinin içinden tümöre ulaşılır. Beyne hiçbir şekilde müdahale edilmez. Bazı durumlarda transsfenoidal yöntem yetersiz kalabilir ve kafa tasının açılması gerekebilir.

  • Hipofiz bezi tümörü

    Hipofiz bezi tümörü

    Fasulye büyüklüğünde bir salgı bezi olan hipofiz bezi burun kökünün arkasındaki sella tursika denilen kemik yapının içinde bulunur. Bu bezden prolaktin, büyüme hormonu ve adrenokortikotropik hormonlar salgılanır. Bunlar cinsel gelişimden kemik gelişimine, kas yapısından birçok hastalıktan korunmaya kadar önemli fonksiyonlara yardımcı olan hormonlardır. Çoğunlukla hipofiz bezinin ön tarafında oluşan iyi huylu tümörlere hipofiz tümörü denir. Bu tümörler hormonların düzgün çalışmasını bozar.

    Hipofiz Tümörü Nedenleri – Hipofiz Tümörü Kimlerde Görülür?

    Hipofiz tümörü her yaş grubunda karşımıza çıkabilir. Ancak sıklıkla 30-60 yaş arasındaki kişilerde rastlanır. Menenjiomların ve gliomların ardından en çok görülen primer beyin tümörüdür. Çoğunlukla hormon etkili tümörler genç grupta, hormon etkisi olmayan tümörler ileri yaş grubunda görülür.

    Hipofiz Tümörü Çeşitleri ve Hipofiz Tümörü Belirtileri

    Prolaktin salgılayan hipofiz tümörleri: En sık görülen çeşittir. Genellikle kadınlarda görülür. Cinsel fonksiyonları kontrol eden hormon salgılar. Aşırı salgı sonucu kadınlarda regl kanamalarının durması ve memeden süt gelmesi görülebilir. Erkeklerde baş ağrısı, görme bozukluğu, sertleşme bozukluğu gibi belirtiler verebilir.

    Büyüme hormonu salgılayan hipofiz tümörleri: Sıklıkla erkeklerde görülür. Çocuklarda devleşmeye, büyümeyi tamamlamış kişilerde el, ayak ve çenede büyümeye neden olur.

    Adrenokortikotropik hormon salgılayan hipofiz tümörleri: Kadınlarda daha çok görülür. Aşırı glukokortikoid salgılanmasına neden olur. Bu da cushing hastalığına sebep olur. Kilo artması, şeker hastalığı, aşırı kıllanma, adet düzensizliği, yüksek tansiyon ve cildin kolay morarması bu hastalığın belirtileridir.

    Hormon salgılamayan hipofiz tümörleri: Bu tömörler genelde belirti vermeden büyürler. Büyüme, görme bozukluğu ve baş ağrısı belirtileri görülebilir. Bazen hipofizde salgılanan hormanları durdurabilir. Bu da yorgunluğa, solgunluğa, ilgisizliğe neden olabilir.

    Hipofiz Tümörü Tedavisi

    Hipofiz tümörünün tedavi yöntemi hormonal aktiviteye, tümörün büyüklüğüne, oluştuğu yere göre farklılık gösterir. Tedavinin esas amacı tümörü çıkartmak, küçültmek, hormon düzeyini normale çevirmektir.

    Hipofiz Tümörü Ameliyatı

    Genellikle çok küçük aletler kullanılarak sfenoid kemiğin içinden tümöre ulaşılır. Üst dudağın altından veya burun kanalından hipofize ulaşılarak tümör çıkarılır. Bazen kafatasının açılması gerekebilir. Ek tedaviye gereksinim duyulabilir.

    Ameliyatsız Hipofiz Tümörü Tedavisi

    İlaç tedavisiyle tümörlerin aşırı hormon salgılamaları önlenebilir. Cerrahi ya da ilaç tedavisine ek olarak radyoterapi uygulanabilir. Amaç tümörü küçültmek ve kontrol altına almaktır.

  • Hipofiz adenomu nedir? Tedavisi nasıl yapılır?

    Hipofiz adenomu nedir? Tedavisi nasıl yapılır?

    Hipofiz; Beyinin en alt kısmında, gözlerin arkasında tam ortada tek olarak bulunan ve hormon yapımından sorumlu yaklaşık 1 cm boyutunda bir organ olup vücudun pek çok hormon yapan organının kontrolünü sağladığı için şef organ olarak adlandırılmaktadır. Adenom ise büyüme özelliği hemen hemen hiç olmayan, vücudun diğer dokularına yayılmayan anlamında iyi huylu tümörlerdir.

    Hipofiz adenomu beyinde çok sık rastlanılan beyinde veya vücudun diğer bölgelerinde yayılma özelliği göstermeyen iyi huylu özellikte tümörlerdir. İyi huylu olup yayılma özellikleri olmamasına karşın yıllar içinde yavaş da olsa büyüme özelliği gösterebilirler. Ayrıca bu adenomlar aşırı hormon salgılayabilirler. Adenom büyüyerek hipofizin hemen her tarafı kemikle çevrili olduğundan hipofiz bezinin sıkışmasına ve hormon yapımının bozulmasına neden olabilir. Bunların dışında hipofiz bezine komşu olan görme sinirine baskı uygulayarak görme kaybına yol açabilirler.

    Hipofiz adenomlarının belirtileri nelerdir?

    Belirtilerin esas olarak iki nedeni vardır.

    Adenomun kitle etkisi ile çevre dokulara yaptığı bası sonucu baş ağrısı, görme bozukluğu veya hipofiz hormonlarının yapımının azalması.

    Adenomun kontrolsüz aşırı hormon yapması.

    Hangi hormon eksiklikleri görülür?

    Hipofiz bezinde yapılan 6 hormon vardır. Bu hormonlar tiroid bezini, böbreküstü bezini ve yumurtalıkları (erkekte testis, kadında over) kontrol eder. Hipofiz bezindeki hastalıklar hormon eksikliklerine neden olur;

    Tiroid bezi tembelliğine bağlı olarak halsizlik, kilo artışı, kabızlık, konsantrasyon azalması, cilt kuruluğu gibi belirtiler olur. Böbreküstü bezi tembelliğine bağlı olarak aşırı halsizlik, tansiyon düşmesi, şeker düşmesi, bayılma görülebilir. Yumurtalıkların tembelliğine bağlı olarak kadında adet düzensizlikleri, hamile kalamama, meme küçülmesi erkekte sertleşme kusuru, meni gelmemesi, libido kaybı gibi belirtiler gelişebilir.

    Adenomlar hormon yapımına da sebep olabilirler. Hipofiz adenomları kitle etkisi ile hormon yapımını bozarak hormon üretebilme yeteneğine de sahip olabilirler. Hormon üretebilme özelliği genellikle tek bir hormon için geçerlidir. En sık karşılaşılan hormon fazlalığı süt hormonu (prolaktin) fazlalığı olup bu hastalığa prolaktinoma adı verilir. Kadında adet düzensizliği, göğüslerden süt gelmesi, hamile kalamama, tüylenme artışı en belirgin belirtilerdir. Erkeklerde sertleşme kusurları, meni gelmemesi, impotans, çocuk sahibi olamama sayılabilir. Büyüme hormonu fazlalığında ise büyüme çağındaki çocuklarda aşırı büyümeye ve devlik denilen duruma neden olur. Bu durum çok nadirdir. Erişkin yaş da ise genellikle el ve ayaklarda büyüme, çenede büyüme, aşırı terleme, ses kalınlaşması, adet düzensizlikleri gibi belirtilere yol açar. Böbreküstü bezini uyaran hormon fazlalığında ise Cushing olarak adlandırılan hastalık oluşur. Kilo artışı, yüzde yuvarlaklaşma, ciltte mor renkli çatlaklar oluşması, tüylenme, sivilceler oluşması, kan basıncı yükselmesi, kan şekeri yükselmesi öncü belirtilerdir.

    Hipofiz adenomlarının yaptığı görme kusuru genellikle tek göz kapatıldığında bakılırken etrafın belli alanlarının görülmemesi şeklinde olur. Her iki göz açık olduğu zaman fark edilmeyebilir.

    Hiç belirti vermeyen hipofiz adenomu da olabilir. Bu tip adenomlar günümüzde en sık görülen hipofiz adenomlarını oluşturmaktadır. Bu tip adenomlar başka amaçlarla çekilen tetkikler sonucunda tesadüfen saptanır. Adenomlar hormon yapan özellikte olmayabilir veya küçük olduklarından bası belirtileri oluşmamış olabilir.

    Hipofiz adenomunun tedavisi nedir?

    Hipofiz adenomunda tedavi çeşitlidir. Adenomun bası bulgularına, hormon yapıp yapmamasına ve radyolojik görüntüsüne göre tedavi değişir. Ameliyat gerektiren adenomlar olduğu gibi ilaçla tedavi edilebilenler de oldukça büyük bir gurubu oluşturur. Hatta hiç tedavi gerektirmeden sadece izlenecek olan hipofiz adenomları da vardır. Özellikle ilaç tedavisi ile aşırı hormon yapımı baskılanamayan hipofiz adenomlarında ameliyat uygulanır. Ayrıca çevre dokulara yayılarak baskı oluşturan olgularda da ameliyat tercih edilmelidir.

    Ameliyat sonrası dokunun tekrar büyüme ihtimali yıllar içinde vardır. Bu nedenle izlem sırasında yapılan diğer tedavilere rağmen tekrar eden adenomlarda tekrar operasyon gerekebilir. Süt hormonu fazlalığına sebep olan hipofiz adenomlarında (prolaktinoma) tedavi genellikle ilaç tedavisidir. İlaç tedavisi ile hormon fazlalığı normale getirilebildiği gibi adenomun küçültülmesi de mümkündür. Diğer bazı hipofiz adenomlarında da ilaç tedavisi uygulanabilir. Hormon eksikliği olan hastaların eksik olan hormonu yerine koyma tedavileri mutlaka endokrin uzmanlarının kontrolünde devam edilmesi gereken ilaç tedavileridir.

    Ameliyat ve ilaç tedavisi dışında uygulanabilen diğer bir tedavi şekli radyasyon tedavisidir. Radyasyon tedavisinin etkisi yıllar içinde ortaya çıkar. Genellikle diğer tedavilerle yeterli yanıt alınamayan durumlarda uygulanır. Uzun sürede yavaş sonuç alındığından yıllar içinde hormon kontrolleri mutlaka yapılmalıdır.

  • Systema endokrinata – endokrin sistemi

    İÇ SALGI SİSTEMİ

    İnsan vücudunda normal büyüme-gelişme, üreme, iç ve dış ortamdaki streslere karşı adaptasyon ile iç ortamdaki sabitliğin (Homeostasis) korunması iki haberleşme sistemi sayesinde gerçekleşir. Bu haberleşme sistemlerinden biri telli olup sinir sistemi tarafından oluşturulur. Diğeri ise telsiz olup vücudun değişik yerlerinde bulunan, hormon adı verilen kimyasal maddelerle etkilerini gösteren iç salgı bezleri (Gandulae endocrinae) ile sağlanır. İç salgı bezleri anatomik bir bütünlük oluşturmamalarına karşın, fonksiyonel bir bütünlük sağladıkları için ENDOKRİN SİSTEMİ başlığı altında incelenir.

    İç salgı bezleri şu ortak özelliklere sahiptir.

    Dış salgı bezlerinin aksine boşaltım kanallarına sahip değillerdir. Bu nedenle kanalsız bezler (Glandulae sine ductibus) olarak ta adlandırılır.

    İç salgı bezleri, salgılarını (Hormon) direkt olarak kana verirler. Bu nedenle diğer organlara oranla çok fazla kanlanırlar. Kana geçen hormonlar sadece özel hedef hücrelerde etki gösterirler.

    İç salgı bezleri değişik embriyonal katmanlardan orijin alırlar.

    İç salgı bezleri, normalden fazla hormon salgıladıklarında hiperfonksiyon, yetersiz salgılandıklarında hipofonksiyon belirtileri, hastalıkları’ na neden olurlar.

    Endokrin sistem içinde aşağıdaki iç salgılı bezler incelenir.

    Glandula pituitaria – Hipofiz bezi

    Glandula pinealis – Epifiz bezi (Pineal bez)

    Glandula.thyroidea – Tiroid bezi

    Glandulae.parathyroideae – Paratiroid bezleri

    Glandulae .suprarenales – Böbreküstü bezleri

    Endokrin Pankreas

    Endokrin Testis (Erkekte)

    Endokrin Ovarium (Kadında)

    Timus

    Diğer endokrin salgısı olan organlar (Plasenta, Glanduler mukoza, Böbrekler, Kalp).

    HİPOFİZ BEZİ (Glandula pituitaria)

    Hipotalamus’ a bir sapla bağlanan hipofiz bezi, hipotalamus’ la ortak bir ünite olarak hareket ederek diğer endokrin bezlerin birçoğunun aktivitelerini düzenler. Yaklaşık 1x1x0.5 cm boyutlarında 0,6-1 gr ağırlığında, kırmızı-gri renk¬li oval bir şekildedir. Hipofiz bezi, sifenoid kemiğin cismindeki fossa hypophysialis içine yerleşmiş olup üstten diaphragma sellae ile örtülmüştür.

    Embriyolojik gelişimindeki kaynak farklılıkları dikkate alınarak hipofiz bezi, iki bölüme ayrılır. Rathke kesesinden gelişen ön bölümüne adenohipofiz (Lobus anterior), arabeyinin tabanından çıkan nörohipofiz tomurcuğundan oluşan arka bölümüne de nörohipofiz (Lobus posterior) denir. Nörohipofiz ile hipotalamus arasındaki bağlantı sinir demetleri, adenohipofiz ile hipotalamus arasındaki bağlantı ise bir damar ağı (Hipotalamohipofizial portal sistem) ile sağlanır.

    1.Adenohipofiz (Lobus anterior) :Hipofiz bezinin en büyük bölümü olup, tüm bezin % 75’ini oluşturur. Pars distalis’indeki kromofob ve kromofil hiicreler, diğer endokrin bezlerin çalışmalarını sağlayan tropik hormonları (TSH.ACTH.FSH.LH.PRL.hGH) salgılarlar. Tropik hormonların salınmaları ise hipotalamus’ta üretilerek adanohipofize ulaştırılan RH (Releasing hormone) ve IH (Inhibiting hormone)’ lar ile kontrol edilir.

    2.Nörohipofiz (Lobus posterior) :Tüm bezin % 25’ini oluşturan nöro¬hipofiz, hipotalamusun bir devamı şeklindedir. Nörohipofiz, miyelinsiz sinir lifleri ile modifiye glial hücreler olarak kabul edilen pituitositlerden yapılıdır. Gerçek bir endokrin bez olmayan nörohipofiz, hipotalamus’taki bazı çekirdeklerden salınarak kendisine ulaşan hormonları (ADH ve oksitosin) kana geçirir.

    Antidiüretik hormon (ADH), hedef organ olan böbreklerdeki distal ve kollektör tubuluslarda suyun geri emilimini (Reabsorpsiyon) artırır. Oksitosin, gebeliğin son döneminde doğum travayı esnasında uterus düz kaslarının kasılmasını, doğumdan sonra da bebeğin annesinin memesini emmesi ile başlayan uyarılar sonucu salınarak meme bezi alveollerinin etrafındaki miyoepitelial hücrelerin kasılmasını sağlar.

    2.EPİFİZ BEZİ (Pineal bez, Glandula pinealis)

    Epifiz bezi, beyin yarımkürelerinin arasında, Diencephalonun tavanında yerleşmiş, konik-çam kozalağı şeklinde küçük bir organdır. 7x5x4 mm boyutlarında.100-180 mg ağırlığındadır.

    Epifiz bezi, karmaşık bir polinöronal yol izleyerek retina üzerine düşen çevresel ışığa ait bilgileri alıp buna cevap vermektedir. Tartışmalı olmakla beraber, ışıkla ilgili sinyalleri endokrin sinyallere dönüştüren nöroendokrin transduser olarak kabul edilir.

    Epifiz bezindeki pinealositler tarafından salgılanan melatonin ve seratonin adenohipofiz, nörohipofiz, endokrin pankreas, adrenal korteks, adrenal medulla, paratiroid ve gonadlar üzennde genellikle inhibitor etki yapar.
    Karanlık pineal bezde aktivite artırıcı rol oynarken, aydınlık azaltıcı rol oynamaktadır.

    Epifiz bezindeki aktivite artışı, etkilediği iç salgı bezlerinde aktivite azalmasına neden olur.

    Epifiz bezinin ayrıca uyku periyodu, vücut ısısının ayarlanması, metabolizma, immun sistem, tümör büyümesi (inhibisyon), lokomotor aktivite, beyin transmitter metabolizması vb. daha birçok fonksiyonda rol oynadığı ileri sürülmektedir.

    3.TİROİD BEZİ (Glandula thyroidea)

    Tiroid bezi, bovunda gırtlak ve soluk borusunun önünde yer almış, kahverengi- kırmızı renkte, çok iyi kanlanan, bilobuler bir iç salgı bezidir. 25-40 gr ağırlığı ile iç salgı bezlerinin en büyüğüdür.

    Cerrahi ve gerçek kapsül (Capsula fibrosa) olmak üzere iki kapsüle sahiptir. Gerçek kapsülün gönderdiği bölmeler, bezi birçok lobulus’a ayırır. Lobuluslar içinde, tiroid bezinin temel yapısal ve fonksiyonel elemanları olan follikulus’lar yer alır.

    Folliküllerde esas hücreler (Folliküler hücreler) ve parafolliküler hücreler (C hücreleri) olmak üzere iki tip hücre ayırt edilir. Folliküler hücreler, Triiodotironin-T 3 ve Tetraiodotironin -T 4 (Tiroksin) oluşumunda rol oynarlar. Parafolliküler hücreler ise kan kalsiyum düzeyini düşüren Kalsitonin (Thyrocalcitonin) hormonunu salgılarlar.

    Tiroksin hormonu, büyüme, oksijen kullanımının artırılması, protein, karbonhidrat ve yağ metabolizması ile gonadların sağlıklı çalışması için gereklidir.

    4.PARATİROİD BEZLERİ (Glandulae parathyroideae)

    Paratiroid bezleri, herbir tiroid lobunun arka kenarı üzerinde yerleşmiş, mercimek şeklinde, toplam 4 adet iç salgı bezidir. Konumlarına göre üst ve alt Paratiroid bezleri olarak adlandırılırlar.

    Paratiroid bezleri, gevşek bir kapsülle sınırlanmış olup, parankimi sinuzoidal kapillerler arasında yer alan epitel hücre kordonlarından yapılıdır. Hücre kordonlarında, esas ve oksifil hücreler bulunur.

    Esas hücreler kan Kalsiyum düzeyini artıran Parathormonu salgılarlar. Parathormon yaşam için mutlak gerekli olan bir hormondur. Parathorrnonun etkili olabilmesi için uygun miktarda D vitamini alınması ile böbreklerde üretilen Dihidroksivitamin D 3’e ihtiyaç vardır.

    5.BÖBREKÜSTÜ BEZLERİ (Glandulae suprarenales)

    Glandulae suprarenales’ler, her bir böbreğin üst ucuna oturmuş, fascia renalis’le sarılı iki bezdir. Her bir böbreküstü bezi yaklaşık 4 cm uzunluğunda ve 3 cm kalınlığındadır.

    Böbreküstü bezleri, anatomik ve fizyolojik yönden dışta korteks (Cortex), içte Medulla olmak üzere iki kısımdan yapılıdır. Korteks, Glukokortikoidler (Kortizol ve kortikosteron), Minerelokortikoidler (Aldosteron) ile seks hormonları (özellikle androjenler) salgılar. Medulla ise vücudumuzun en büyük paraganglionu niteliğinde olup sempatik uyarı ile Adrenalin ve Noradrenalin salgılar.

    Böbreküstü bezi, yaşam için zorunlu olan bir bezdir. Özellikle ekstrasellüler sıvının su ve elektrolit dengesini ayarlayan Aldesteron hormonu ayrı bir öneme sahiptir.

    6.ENDOKRİN PANKREAS

    Pankreas, hem dış, hem de iç salgı yapan bir bezdir. Pankreasın iç salgı yapan Langerhans adacıkları, ENDOKRİN PANKREAS olarak adlandırılır. Pankreas kitlesinin % 1 ‘ni işgal eden Langerhans adacıkları tüm beze yayılmış küçük kümecikler şeklindedir.

    Yetişkin bir kişinin pankreasında 200.000 – 2.000.000 adet Langerhans adacığı bulunur. Langerhans adacıklarını oluşturan hücrelerin A (veya α), B (veya β). Delta δ ve F olmak üzere dört tipi tanımlanmıştır.

    Alfa hücreleri Glukagon, Beta hücreleri Insulin , Delta hücreleri Somatostatin. F hücreleri Pankreatik polipepdit salgılarlar. İnsulin ve glukagon, antagonist çalışan iki hormon olup, insulin kan glukoz düzeyini düşürmek, glukagon ise yükseltmek için çalışır. Delta hücrelerinden salınan somatostatin (GHIF – Growth Hormon Inhibiting Faktör) Glukagon ve insulinin salınımlarını azaltır. F hücrelerinin salgıladığı Pankreatik polipepditiri yemekten sonra üretildiği tespit edilmesine karşın endokrin fonksiyonları bilinmemektedir.

    7.GONADLAR (Testis ve ovarium )

    Gonadlar, erkek ve dişide cinsiyeti tayin eden temel organlar olup cinsiyet hücreleri (Spermatozoon ve ovum) yanında cinse özgü hormonları (Ostrojen, Progesteron, Testesteron) da üretirler. Gonadların cinse özgü hormonları üreten üniteleri endokrin testis ve endokrin ovarium olarak adlandırılır.

    ENDOKRİN TESTİS : Testis, spermatozoonlan üretme yanında, parankiminde bulunan interstisyel (Leydig hücreleri) ve Sertoli hücreleri yolu ile hormon da salgılar.

    Leydig hücreleri ICSH (LH) etkisi ile androjen hormonları (Testesteron, Dihidrotestesteron, Androstenedion) salgılarlar. Androjenler, erkek üreme organlarının ve sekonder seks karakterlerinin gelişiminde büyük öneme sahiptir.

    Sertoli hücreleri ise salgıladıkları inhibin adlı hormon ile FSH üretimini inhibe ederler. Ayrıca bir miktar östrojen salgılarlar. Bunun erkekteki rolü bilinmemektedir.

    ENDOKRİN OVARİUM : Ovarium, ovumu üretme yanında kadın cinse ait Östrojen ve Progesteron hormonlarını salgılar.

    Östrojen, Oogenez periyodunda Graaf follikülünün Teka interna (Endocrinocytus thecalis) hücreleri tarafından salgılanır. Östrojenin salınımı Hipotalamus ve Hipofiz ön lob hormonları tarafından kontrol edilir.

    Progesteron, çatlamış Graaf follikülünün yerinde oluşan Corpus luteum (Sarı cisim) hücreleri tarafından salgılanır. Eğer döllenme olmuşşa, gebeliğin 4. ayına kadar corpus luteum Progesteron üretmeye devam eder. Bundan sonra bu görev Plasenta tarafından yürütülür. Döllenme olmamışsa menstruasyona (adet kanaması) iki gün kala (26.gün) Corpus luteum’dan Progesteron salgılanması durur.

    8 PLASENTA

    Plasenta, Uterusta (rahim) bulunan fotus’un beslenmesini sağlayan bir yapı olup, aynı zamanda Östrojen, Progesteron, Chorionik gonadotropin, Plasenta laktojeni ve Relaksin hormonlarını salgılar.

    Gebeliğin 5. haftasından itibaren salgılanmaya başlanan Plasenta laktojeni, büyüme hormonu (hGH) gibi etki ederek Glukoz ve Protein metabolizmasında rol oynar.

    Prolaktin gibi, memelerin büyümesini uyarır, süt yapımını sağlar. Relaksin hormonu ise Pelvis kemikleri arasındaki bağların gevşemesini sağlayarak doğum esnasında bebeğin geçiş yolunun daha esnek olmasına neden olur.

    9.TİMUS (Thymus)

    Timus, göğüs boşluğunun ön tarafında, Sternum’un hemen arkasında yer alan, bilobuler, merkezi bir immun sistem organıdır. Bununla beraber Timosin hormonları ve THH – FTS yapması nedeniyle endokrin sistem içinde de ele alınır.

    Timus’un boyutları yaş ile değişiklikler gösterir. Yeni doğanda, vücut boyutuna oranla relatif olarak en büyük boyutta (Ortalama 12 gr.) dır.

    Timus, Puberteye kadar büyüyerek 30-40 grama ulaşır. Puberteden sonra kademeli olarak küçülen (İnvolutio) Timus,70 yaşındaki bir kişide 60 grama düşer.

    Timustan Timosin alfa, Timosin B 1,2 …5, Timopoietin, I-II, Timik humoral hormon (THH), Timostimulin ve Faktör timik serum (FTS) salgılanır. Bu hormonlar, T lenfositleri yanında bazı B lenfositlerinin gelişmesinde rol oynarlar. Ayrıca Timus hormonları, hipofiz bezinden salgılanan üreme hormonlarının salınmasını da etkiler.

    10.Gastrointestinal mukoza

    Gasrointestinal (GİS) mukoza, hem ekzokrin hem de endokrin salgı yapan üniteler taşır. GİS mukozasındaki endokrin hücreler, diffuz nöro-endokrin (DNES) veya Gastro enteropankreatik endokrin sistem (GEPS) olarak adlandırılan bir sistem içinde ele alınır. Bu sistem içindeki hücrelere, APUD hücreleri veya Endocrinocytus gastrointestinalis (EGI) denir.

    Endocrinocytus gastrointestinalis’ler, Gastrin (G), Kolesistokinin (CCK), Sekretin, Gastrik inhibitor pepdid (GİP), Motilin.substans P,Villikinin, Vazoaktif intestinal polipepdit, Somatostatin vb. 20’den fazla hormon üretirler. Bu özelliği ile GEPS vücudumuzun en büyük endokrin bezi olarak kabul edilir. Hem lokal uyarılarla (Besinlerin lumenal uyarıları) uyarılan hem de sinirsel kontrole sahip olan bu hücreler, kişinin beslenme şekli, psişik ve fizyolojik dünyası ile yakın ilişki halinde olarak hormonal yanıtlar ortaya çıkarırlar.

    11.BÖBREKLER

    Böbrekler, vücudumuzun temel atılım organları olma yanında, ürettikleri Eritropoietin.1 ,25 Dihidroksi Vit.D 3, Prekallikrein, Prostoglandin ve Renin gibi hormonlar nedeniyle endokrin sistem içinde de ele alınır.

    Eritropoietin, hemoglobin sentezini ve kemik iliğinden eritrositlerin salınımını uyararak eritrosit üretimini artırır. Renin, kanda normal olarak bulunan Angiotensinojen’i Angiotensin I’e çevirir. Angiotensin I, akciğerlerde Converting enzim yolu ile Angiotensin II’ye döner. Angiotensin II. adrenal korteksten Aldesteron salınımını arftınr. Aldesteron, sodyum ve dolayısı ile suyun reabsorbsiyonunu artırarak plazma hacmini artırır.(Kan basıncı arttığında Renin -» Angiotensin mekanizması durur.)

    12.KALP

    Dolaşım sisteminin merkezi organı ve pompası olarak fonksiyon gören kalpte son yıllarda endokrin organlar grubuna da girmiştir. Atrial endokard’tan Atriopeptin (Eskiden Atrial natriuretik faktör-hormon ANF.ANH olarak adlandırılmıştı) salgılanır.

    Sürekli olarak, az miktarda salgılanan Atriopeptin tüm vücuda dağılır. Salınması, kan basıncındaki artışlara bağlı olarak, atrial duvarın gerilmesi sonucu gerçekleşir. Atriopeptin’in hedef hücreleri kan damarları, böbrekler, böbreküstü bezi ve hipotalamus’ta yer alır. Etkileri, kan basıncı kontrolü yanında, sodyum, potasyum ve su atılımının düzenlenmesine yöneliktir.

    Sağlıklı günler dileği ile…

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ – Veteriner Hekim – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.(Ph.D.)

  • Kilo vermek için uyulması gereken altın kurallar

    Akupunktur hekimliği yaptığım kliniğime en fazla başvuran hasta grubu fazla kilolarından kurtulmak isteyen kişilerden oluşuyor. Bu hastaların büyük bölümü onlarca diyeti denemiş , kilo verip tekrar almış ,piyasada satılan sosyal medya üzerinden reklam yapılan zayıflama çayı , hapı tarzı ürünleri kullanan kişilerden oluşmakta.

    Bizler hastalarımızı tedavi etmeye karar verip başlamadan önce hastanın ; ‘’Herhangi kilo vermede soruna neden olan bir hastalığı var mı? Sorgulayıp ,gerekli testleri yaptırıp sonuçlara göre tedavi şemasını oluşturmaktayız.

    Bu tedavi şeması oluşturduktan sonra hastalarıma her zaman bizlerin sadece yardımcı olduğunu , asıl tedavinin kendi iradesi , beslenmesi yaşam tarzı olduğunu belirtiriz.
    İşte tam burada kilo vermek için olmazsa olmaz faktörlerden bahsetmek isterim. Bahsedeceğimiz öneriler genelde küçük ama etkisi büyük sonuçlar veren değişikliklerden oluşmakta. Elimden geldiğince tüm başlıkların bilimsel araştırma linklerini de paylaşacağım.

    Hadi Başlıyoruz…

    1-) Sirkadyen Ritminizi Ayaralayın:

    Son 10-20 yılda yapılan çalışmalar sirkadyen ritm obezite ilişkisini gözler önüne sermiştir. Sirkadyen biyoloji enerji dengelenmesi ve metaboliza üzerinde büyük etkilere sahiptir.

    2014 yılında fareler üzerinde yapılan çalışmada özellikle saatleri belirsiz ve karanlık saatlerde beslenen farelerde obezitenin daha sık görüldüğü kanıtlanmıştır. Bu durum ayrıca metabolizmaları ve sirkadyen ritmlerinin bozulmasına neden olmuştur.

    2010 yılında yapılan bir çalışmada ise nöbetli ve gece-gündüz değişimli çalışan kişilerde daha fazla obezite olduğu kanıtlanmıştır.

    2-)Günlük Öğününüzü 12 Saate Sığdırın

    12 saati kalktığınız an başlatın. Örneğin sabah 8’de kalkıyorsanız yemek saatiniz sabah 8.00 aksam 20.00 arasında olsun. Bu saatten sonra katı birşey yemeyin. Çay(şekersiz), bitki çayları,kahve(minimum sütlü olabilir) ve su serbest. Eğer çok fazla hipoglisemiye giriyor ve açlık hissediyorsanız çok fazla olmamak kaydıyla 1 çay kaşığı organik bal yiyebilirsiniz.
    Akşam saat 20.00 sonrası yemek yeme ve uykusu düzenli olmayan kişilerde kilo alımının daha fazla olduğu çalışmalarla kanıtlanmıştır.

    3-)Daha Fazla Güneşe Çıkın

    Güneş gördüğümüz sürece vücudumuzda birçok farklı hormonal regülasyon olur. Obezite ile ilgili olarak ise 2 maddeyi arttırır. MSH(Melanin Stimulating Hormon) ve Vitamin D.
    Vitamin D ‘nin düşüklüğünün kişilerde göbek çevresi genişliğinin artmasına ve obeziteye neden olur. Bu durum bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır.

    MSH ise vücudumuzda melanin hormonunun salınımını arttırır. Birçok deri kanseri türünden koruyucu etkisi bulunmaktadır.

    Ayrıca MSH salınımının artmasının açlığı azalttığı kanıtlanmıştır.

    Ayrıca güneş vücudumuzdaki Nitrik Oksit miktarını arttırır. Nitrik oksit farklı yolaklarla hem yağ hücrelerinin yıkılmasını sağlar hem enerjiyi kullanan mitokondri fonksiyonlarını düzenler.

    Buna ek olarak birçok farklı genetik yapıyı kullanarak insülin salınımını dengeler ve kan glukoz seviyesini dengeler.

    Ayrıca güneş vücudumuzda oksidatif stres ve psikolojik stresi azaltır.

    Peki kanser – güneş ilişkisi nasıldır?

    Güneş ışığı melanoma adlı kansere neden olabilir. Özellikle uzun süreli maruziyette gerçekleşebilir. Buna ek olarak Güneşten kaçınma durumunda ise özellikle non-hodgkin lenfoma, kolon , squamöz hücreli ve bazı böbrek kanseri türlerinde artış olur.

    4-) Işığa Maruz Kalma Saatleri:

    Işığa maruz kalma saatleri çok önemlidir. Örneğin gece uykusu 5 saat ve daha kısa olan kişilerde leptin ve ghrelin hormonları yeteri kadar salgılanamaz ve kilo verme zorlaşır. Buna ek olarak sabah ışığında yapılan egzersizlerde kilo vermenin daha rahat olduğu ve daha çok kalori yakıldığı kanıtlanmıştır.

    5-)Mavi Işıkları Odanızdan Çıkarın:

    Gece ışığa maruz kalma kilo alımına neden olurken özellikle mavi ışığa maruz kalmak daha da fazla kilo almaya neden olur.
    Gece görülen ışık sirkadyen ritimi bozarak kilo alımına neden olabilir.

    6-) 8 saatlik uyku:

    8 saat uyumak leptin ve ghrelin hormon salgısına neden olur ve yağ yakımını arttırır. Kısa uykular çocuklarda %89 erişkinlerde %55 oranında obezite riskini arttırır. Herşeyi doğru yapıyor yine de kilo veremiyorsanız uykunuzu düzenlemeyi unutmayın.

    7-)Ilık suyla duş almak:

    Gün içinde üşümek TRH(Thyrotropin Releasing Hormone) salınımını arttırır. TRH’ın kahverengi yağ dokusunu erittiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ilık suyla duş almak özellikle sıcak yaz günlerinde en kolay üşüme yöntemidir.

    😎 Stresi Azaltmak:

    Stres başlı başına bir kilo alma nedenidir. Kortizol ve dynırphin hormonlarını arttırır ve kilo alımına neden olur.
    Stres Glutamat’ı arttırır ve glutamat açlığa neden olur.

    Stres nedeniyle insanlar daha fazla yemek yeme ihtiyacı duyarlar bu durum dolaylı olarak kilo alımına neden olur. Birçok metabolik ve kronik hastalığın sebebi ayrıca strestir.

    9-)Beslenme Şeklinizi Değiştirin:

    Beslenmede özellikle protein öğeleri yiyen kişilerde kilo verme daha kolaylaşır.

    Menünüze balık, deniz ürünleri,sebze ve meyveleri özellikle ekleyin.

    Balık menüleri leptin hormonunu dengeleyerek kilo vermeye yardımcı olur. Yüksek leptin oranlarının da kilo verme nedeni olduğu bilinmektedir.

    Genç erkek bireylerde yapılan bir çalışmada besin takviyesi olarak balık yağı alan bireylerde 1 ay içinde fazladan 1 kg verdikleri görülmüştür.

    Sebzeler liften zengin ve birçok çalışmada kilo verme etkileri kanıtlanmış besinlerdir. Özellikle bağırsak bakterilerine lifli yapıları ve salgıladıkları enzimlerle hayvanlar üzerinde yapılan çalışmada kilo verdikleri kanıtlanmıştır.

    Özellikle endüstriyel yağlardan korunmak çok önemlidir. Soğuk sıkım zeytin yağı katı yağlara oranla kilo vermede yararı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

    10-) Az Yiyin Ancak Tamamen Öğün Atlamayın

    Öğünlerinizi küçültmeniz kilo verme açısından fayda sağlayacaktır ancak tüm gün yemek yemeyip tek öğüne oturulduğunda genellikle düşen kan şekerinin etkisiyle çok fazla yenilmekte ve kilo alımına neden olmaktadır.

    11-) Egzersiz Yapın

    Yüksek zorlukta egzersizler kilo vermede asıl etkenlerden biridir. Adrenalin Yağ hücrelerini yakarken ,egzersiz sonrası salınan Nörepinefrin açlığı baskılar. Egzersizler ayrıca doğal endorfin hormonu salgılanmasına neden olur. Endorfin açlığı baskılamada yardımcı bir diğer hormondur.
    Ayrıca yürüyüş koşu ve yüzme gibi egzersizlerin bel yağlanmasını engellediği kanıtlanmıştır.

    12-)Düzgün Ve Sağlıklı Yiyin

    Hastalarımıza her zaman acıktıklarında yemelerini ancak bu öğünde porsiyonlarını küçültelerini isteriz. Özellikle zorla yedirilmeye çalışan menülere hayır diyebilmeyi öğrenin.

    13-)Sevin ve Esprili olun:

    Aşk oksitosin hormonunu arttırır , bu hormon açlığı baskılar. Ayrıca endorfin ve NGF gibi hormonlar salgılayıp açlığı baskılar

    14-)Meditasyon Yapın:

    Meditasyon açlığı unutmak ve mutluluğu başka yollarla yakalamak için muhteşem bir yöntemdir.

    15-) Su İçin:

    Özellikle alkali sular içmek FGF21(Fibroplast Growth Factor) salgısını arttırıp kahverengi yağ dokusunu yakasıyla bilinir.
    Yapılan çalışmalara göre günde 2 lt. Den fazla su içen kişilerde içmeyenlere göre günlük 96 daha fazla kalori yaktıkları kanıtlanmıştır. Bu da her 2,5-3 ayda 1 kilogram demektir. Yani su içmeyle arası olmayan biriyseniz ve bir yıl önce günde 2 litre su içmeye başlasaydınız şu anki kilonuzdan 4-5 kg daha az bir kiloya sahip olmanız olasıdır.

    16-) Çok Çiğneyin ve Yavaş Yiyin:

    Bir yiyeceği ne kadar fazla çiğnerseniz besinin nükleotid(ana çakirdek) lezzetini alırsınız. Ayrıca yavaş yiyen kişilerde doyma hissi daha az bir menuyle ulaşılır. Buna ek olarak hızlı yiyen bir kişi bir öğünde 645 kalori alırken yavaş yiyen bir kişi az besinle doymasının da avantajıyla ortalama 579 kalori ile doygunluğa ulaşmaktadır.

    17-) Hipoglisemiyi Önleyin

    Düşük kan şekeri ve hipoglisemiyi önleyin.Bu durumu ancak sağlıklı bol lifli ve sebzeli diyetlerle sağlayabiliriz. Özellikle uzun süreli aç kalmamak önemli bir durumdur. Hipoglisemi glutamat salgısına neden olur ve açlık hissini arttırır.

    18-) Karbonhidrat Alımını Kısıtlayın

    İnsülin kilo alımına neden olan ana hormonlardan biridir. Yüksek glisemik indeks insülin rezistansına neden olur. Karbonhidrata vücudunuzun ihtiyacı olduğunu unutmayın. Tamamen kesmeden azaltmak en faydalı yol olacaktır.

    19-) Aralıklı Oruç Yöntemi:

    Aralıklı oruç yöntemi son zamanlarda sporcularda ve hızlı kilo vermek isteyenlerde uygulanan bir yöntemdir. Aralıklı oruç(intermittent Fasting) diyeti ile ilgili yapılan bir çalışmada 32 kişi üzerinde 12 hafta yapılan bir çalışmada aralıklı oruç diyeti yapanların 4,5kg daha fazla kilo verdikleri görülmüştür. Bu yöntem hakkında uzun bir yazı yazacağım ancak kısaca belirtmek gerekirse gün içinde tüm sıvılar şekersiz ve katkısız olmak üzere serbesttir.Ancak yemek saatleri günde maksimum 4-6 saat arasına sıkıştırılmalıdır. Buna ek olarak haftada en fazla 5 gün bu yöntemi yapıp kalan günlerde normal harcanılan kadar kalori alınan beslenmeler önerilmektedir.

    20-) Kutulanmış Besinlerden Uzak Durun:

    Özellikle MSG(monosodyum Glutamat) içeren besinler kilo vermeyi zorlaştırır. Buna ek olarak tatlandırıcı kullanılan besinler açlık hissini derinleştirir.

    21-) Dışarı Çıkın Bol Oksijen Alın:

    Yükselen CO2 değerlerinin obeziteye neden olduğu hakkında yayınlanan bazı makaleler mevcuttur.
    Co2 artışı hipotalamusta bulunan sinir hücrelerini uyarıp açlık , vücut ph‘ı, uyanıklık uykululuk hali gibi durumlara neden olup kilo alımını arttırabilir.

    22-) Saunaya Gidin:
    Saunalar özellikle kilolu bireylerde kilo vermeyi destekler. Birçok kültürde bulunan sauna kullanımı binlerce yıllık tarihe sahiptir.

    23-) Bu Besinleri Özellikle Menunuze Katın:

    Elma Sirkesi
    Kırmızı Biber kapsaisin içeriği ile metabolizmayı hızlandırır.
    Bitter çikolata (1 bar)
    Probiotik ve Prebiotik Besinler

    24-) Besin Takviyeleri ve Suplementler:

    Probiotikler: bağırsak inflamasyonunu azaltıp kilo vermeye yardım ederler.

    Berberine: Çin tıbbında bazı bitkilerden toplanan bir alkoloiddir. Kilo vermeye yardımcı etkisi kanıtlanmıştır. Ancak kullanmadan önce dikkatli olunması gerekmektedir. Bir uzmana danışmadan kullanılmamalıdır.

    Glucomannan : Glukomannan hakkında hem olumlu hemde olumsuz çalışmalar mevcuttur.

    Kalsiyum: Diyet kalsiyumu arttırmak yağ oranında azalmaya neden olduğu kanıtlanmıştır.

    Garsinya : 2011 yılında yapılan 12 çalışmada garsinyanın 4-5 haftalık evrede hastaya ek 0.88kg verdirdiği kanıtlanmıştır.

    25-) Zayıflamaya Neden olan Kimyasallar:

    Nikotini hekim olarak önermemekle beraber bilimsel olarak arka hipotalamusta nikotinik receptorleri aktive edip açlığı baskılar.
    Kafein

    Metformin : Tip 2 diabet hastalarında kullanılan metformin kilo vermeye neden olur.

    Buna ek olarak onlarca besin ve ürün sayılabilir. Kilo vermek hem fiziksel hem psikolojik sağlığımız için önemli bir durumdur. Sizde başarabilirsiniz.

  • Sağlığımızı düşünelim!

    Depresyon, Hipertansiyon, Aşırı kilo, İnsülin direnci, Diabet, Haşimato, Romatoid Artrit gibi Otoimmun hastalıklar veya Kısırlık, Adet öncesi gerginlik sendromu, Kronik halsizlik sendromu, Adet düzensizliği, Polikistik over sendromu gibi hastalıkların birisinin veya birkaçının birden teşhisini almış ve hepsi için ayrı ayrı ilaç kullanan milyonlarca insan var. Ülkemizde 2002 yılında kanserden hayatını kaybeden insanların sayısı 25.000 iken bu sayı 2012 de 70.000 e çıktı. Erkeklerin sperm sayısının 20 yıl öncesine göre yüzde 50 azaldığı ve normal gebe kalabilme oranının da eskisine göre düştüğü bilinmekte.

    Evet günümüzde herkes hasta ve bu hastalıkların yaygınlığı, kronikliği ve kompleksliği son 5 yılda öncesine göre çok daha fazla artmış bulunmakta.Öte yandan bu hastalıkların moralimizi bozması gerekmez. Bilgi çağında yaşıyoruz. Asıl itibarı ile bir enerji olan insanın iyileşme gücünü hiçbir yan etki oluşturmadan harekete geçirebilecek Akupunktur, Ozon Tedavisi, Proloterapi, Nöroproloterapi, Fonksiyonel Tıp yaklaşımı, sürdürülebilir iyi beslenme kuralları gibi güvenilirliği ve etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış olan birçok tedavi yöntemi bulunmaktadır.

    30 yıldır sağlık sisteminin içinde olan bir hekimim ve 12 yıldır tamamlayıcı tıp uygulamalarını tatbik etmekteyim. Farkındayım ki bu kronik ve kompleks hastalıklarla başa çıkmanın yolu elimizde olan tüm seçenekleri değerlendirerek kişiye özel bir tedavi yaklaşımı düzenlemektir. Çünkü bu tedavi seçeneklerinin her birinin etki mekanizması farklı boyutlardadır. Ozon kimyasal olarak bağışıklığımızı güçlendirir, akupunktur enerji yapımızı düzenler, fonksiyonel tıp yaklaşımı sistemimizdeki eksiklikleri saptayarak vitamin mineral ve antioksidan desteklerle detoksumuzu güçlendirir, hormonal problemlerimiz için biyoeşdeğer hormon önerilerinde bulunur ve sürdürülebilir iyi beslenme programi ise her insanın ömür boyu uygulaması gereken olmazsa olmaz bir beslenme tercihidir.

    OZON TEDAVİSİ; Oksijen gazını ozon gazına çeviren medikal bir cihazdan alınan ozon gazının kan yoluyla ,torbalama yolu ile, rektal yolla, vajinal yolla ,intramuskuler olarak veya bazı durumlarda kulak ve burun yolu ile bedenimize verilmesi uygulamasıdır.Ozon bilinen en güçlü mikrop öldürücülerdendir ve içsel bağışıklığımızı harekete geçirme gücündeki en güçlü silahlarımızdan birisidir.Alerjiler, enfeksiyon hastalıkları, Diabetik ayak yaraları, Otoimmun hastalıklar ,Kronik halsizlik sendromu gibi birçok durumda son derece etkili olabilen bir tedavi seçeneğidir.

    AKUPUNKTUR; Akupunktur uygulaması 5000 yıllık bir geçmişi olan bilinen en güvenli ve yan etkisiz tedavi yöntemlerinden birisidir.Vücuda ve kulağa batırılan tek kullanımlık steril iğneler enerji meridyenlerimizdeki akışı düzenleyerek iyileşme sağlamaktadırlar.Dünya Sağlık Örgütünün Akupunkturla tedavi edilebilirliğini kabul ettiği 68 hastalık vardır.Akupunkturun ülkemizde en yaygın kullanıldığı hastalıklar Depresyon,Kilo problemleri,Kısırlık,Hipertansiyon,Alerjik hastalıklar,Ağrılı sendromlar ,Menapoz ,Migren şikayetleridir.

    FONKSİYONEL TIP;

    Fonsiyonel Tıp şu ana kadar bildiğimiz konvansiyonel tıbbın geleceği olarak tarif edilmektedir.

    Bu yeni yaklaşım şekli hastalıkların kökenlerindeki nedenleri tespit eder ve insan vucudunu bağımsız organlar toplamı yerine entegre bir sistem olarak kabul eder. Bu yeni yaklaşım sadece hastanın şikayetlerini ortadan kaldırmayı hedeflemez, tüm sistemi sağlığına kavuşturur. Fonksiyonel Tıp hastalığa ve yakınmalara neden olan hücre düzeyindeki vitamin mineral ve hormonal eksiklikleri tespit edip yerine koyar. Bu tedavide kullanılan hormonlar Avrupa da ve Amerika da ki milyonlarca kadının yıllardır kullana geldiği insan hormonu ile tıpatıp aynı kimyasal yapıdaki biyoeşdeğer hormonlardır ve büyük oranda krem veya jel şeklinde uygulanırlar. Kısırlık, Adet öncesi gerilim sendromu, ateş basması, terleme, vajinal kuruluk, idrar kaçırma, unutkanlık gibi menopoz semptomları, andropoz, polikistik over sendromu, kemik erimesi, kronik yorgunluk gibi birçok hastalıkta fonksiyonel tıp yöntemi ile son derece başarılı tedaviler yapılabilmektedir.

    SÜRDÜRÜLEBİLİR İYİ BESLENME PROGRAMI

    Bu program beslenmeye ait tüm komponentleri göz önüne alır. Ne yediğimiz kadar ne zaman yediğimiz nasıl bir ruh haliyle yediğimiz ne kadar sıklıkla yediğimiz hangi besinleri birlikte yediğimiz son derece önemli ve belirleyicidir. Bu beslenme programı şimdiye kadar etkisini göz ardı ettiğimiz bir çok etkenin aslında direk olarak kilomuz ve sağlığımız üzerinde belirleyici olduğunu göz önüne alarak ve bu etkenleri bazı basit kurallara bağlayarak sağlığımız ve kilomuz konusunda optimal sonucu elde etmemizi sağlamaktadır.

    SİGARA TEDAVİSİ

    Sigara bağımlısı olan bir insanın hayatındaki en öncelikli işin bu bağımlılıktan kurtulmak olduğunu düşünüyorum. Bedensel ruhsal ve zihinsel sağlığımızı geri almak bağımlılığımızı sonlandırarak yeniden özgür bir insana dönüşmekle gerçekleşecektir.

    Bu süreçte kliniğimizde alacağımız destekler hem sigarayı bırakma sürecimizi kolaylaştıracak hem de yıllardır bedenimizde biriktirmiş olduğumuz sigaraya ait toksinlerden çok daha hızlı kurtulmamızı sağlayacaktır.

    Biorezonans,akupunktur ve zihinsel arınma terapisi uygulamaları bedensel ve zihinsel arınmamızı sağlayarak sonrasında da kilo almamızı da önleyecektir.