Etiket: Hormon

  • Göbek yağlandıran hormonlar

    Vücudumuzdaki yağ oranın artmasına obezite adı verilmektedir. Erkeklerde vücut yağ oranın %20, kadınlarda %30’u geçmesi durumu artık vucutta değişimlerin başladığının göstergesidir. Yağlanma başlangıçta göbek bölgesinde başlar göbeğimiz yağlandıkça bazı hormonların salgısı değişir. Salgıların artması göbek yağlanmasını artırır, bu kısır döngü artarak devam eder. İç organ yağlanmamızdan en çok etkilenen organların başında karaciğer gelir.

    Göbek yağlandıran hormonların başında insülin hormonu gelmektedir. İnsülin hormonu fazla salgıladığımızda şekerimizi düşürerek daha fazla acıkmamızı sağlar fazla yediğimizde de göbek yağlanmamız artar. Bir diğer göbek yağlanmasını artıran hormon tiroid bezimizin az çalışmasıdır.

    Vücudumuzda strese yanıt olarak artan, böbreküstü bezinden salgılan kortizol hormonu, insülin direncini ve kanda şeker düzeyini artırmaktadır. Cushing sendromu adını verdiğimiz kortizol hormonunun aşırı salgılandığı durumlarda , göbek yağlanması, karaciğer yağlanması , yüzde ve sırt bölgesinde yağlanma olabilmektedir. Stres durumunda kilo alımının en büyük sebebi kortizol hormunun salgısının artmasıdır.

    Artan yağ dokusu hormon salgılayan bir bez gibi davranarak vucütta metabolik bozuklukları artırabilir. Yağ dokusundan salgılanan başlıca hormonlara adipokin adı verilmektedir. Adipokinler; leptin, adiponektin, rezistin, tümör nekroz faktör-alfa, interlökin-6, visfatin, apelin, adipsin, asilasyon uyarıcı protein, plazminojen aktivatör inhibitör-1, omentin, obestatin gibi hormonları kapsamaktadır. Özellikle göbek bölgesindeki yağlanma bu hormon seviylerinde değişimlere sebep olabilmektedir. Özellikle Rezistin, visfatin, omentin, obestatin, apelin gibi hormonlar insülin direncini de dahada artırılar.

    Sağlıklı zayıflamak ve göbek yağlarımızdan kurtulmak için hormonların etkisi gözardı edilmemeli. Sağlıklı beslenme programı öncesi gerekli hormonlarımızın seviyesi ölçülmelidir. Sağlıkla kalın.

    Yard.Doç.Dr.Fevzi Balkan

    Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

  • Adrenal kitlelere yaklaşım nasıl olmalı?

    Adrenal kitleler (adenomlar), adrenal bezin iyi huylu tümörleridir. Adrenal adenomlar, adrenal bezin en sık görülen kitle lezyonlarından olup görüntülemelerde sıklıkla rastlantısal olarak tespit edilirler. Adrenal adenomlar, bezin korteks adı verilen dış tabakasından kaynaklanırlar .Genellikle küçüktürler; nadiren boyutları 4 cm.i geçebilir. Adrenal korteks steroid yapılı hormonları üreten kısımdır. Eğer adrenal adenom hormon üretiyorsa fonksiyonal adenom, hormon üretimi yoksa fonksiyonsuz adenom olarak adlandırılır. Adrenal adenomların %85’i fonksiyonsuzdur. Fonksiyonal bir adrenal adenom tedavi edilmezse, bunun ciddi sonuçları olabilir. Adrenal adenomlar tüm yaş gruplarında görünmekle beraber sıklıkları yaşla beraber artmaktadır. Tüm toplumda iyi huylu adrenal adenomların sıklığı %5 civarındadır. Çoğu adrenal adenom, adrenallerle ilişkisiz semptomları olan hastalarda yapılan abdomen ultrasonografisi veya tomografisi sonucu şans eseri tespit edilirler. Bu vakaların %80’ini hormon üretimi olmamaktadır. Adrenal adenomların çoğu fonksiyonsuzdur, dolayısıyla da semptom vermezler. En sık görülen hormon fazlalığı kortizol aşırı üretimi ile ilişkilidir. Adrenal adenomlar yıllarca sessiz kalabilir ve genelde rastlantısal olarak bulunurlar. Adrenal adenomda hormon üretimi olursa salgıladığı hormona göre farklı şikayetlere sebep olabilir. Bu şikayetler halsizlik, yorgunluk, tansiyon yüksekliği, baş ağrısı, başdönmesi, şeker yüksekliği, kemik erimesi, kilo fazlalığı, tüylenme artışı şeklinde olabilmektedir.Fonksiyonal adrenal adenomların tedavisi etkilenmiş olan adrenal bezin cerrahi olarak çıkartılmasıdır(adrenalektomi). Mümkünse laparoskopik adrenalektomi tercih edilmelidir. Hormon üretimi olmayan, görünümü benign kitleler 6ay-1yıl aralıkla izlenmelidir. Adrenal adenom saptandığında hastanın endokrinoloji uzmanlarınca takibi ve hormonal aktivite açısından değerlendirilmesi gerekir. . Adrenal adenomda hastalığın seyri genelde iyidir. Adrenal adenomlar adrenal bezlerin en sık görülen benign kitleleridir. Hormon salgılamayan ve boyutu <4 cm olan, şüpheli görüntü vermeyenler cerrahisiz izlenebilirler.

    Yard.Doç.Dr.Fevzi BALKAN

    Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

  • Kilo verememenizin sebebi olabilir ?

    Kilo vermekte zorluk çeken, diyet ve egzersize rağmen yetersiz kilo verenlerin aşağıdaki hormonal sebepler yönünden araştırılması gerekiyor.

    1-İNSÜLİN DİRENCİ: Göbek yağlanması, karaciğer yağlanmasının en sık sebeplerinden biridir. Açlık krizleri, doyamama, halsizlik, yorgunluk, sık acıkma gibi şikayetlere sebep olur. 8 saat açlık sonrası ölçülen insülin ve kan şekeri düzeyi ile hesaplanabiliyor.

    2-TİROİD HORMONLARININ YETERSİZ ÇALIŞMASI: Hashimoto hastalığı, tiroid ameliyatı veya tiroid iltihabı sonrası gelişebiliyor. Tiroid hormonlarının yetersiz salgısı vücutta su tutulumu, ödem, kilo alımı, kas ağrısı, adet düzensizliği, kabızlık yapabiliyor. Tanı kandaki hormon düzeylerine bakılarak konabiliyor. Tedavisi ömür boyu dışarıdan tiroid hormon ekstresi alarak yapılabiliyor.

    3-BÖBREKÜSTÜ BEZLERİNİN FAZLA ÇALIŞMASI:Böbreküstü bezinden aşırı kortizol salgılanması cushing sendromu olarak da biliniyor. Aşırı kortizol salgısı kilo alımı, insülin direnci, şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği, adet düzensizliği, tüylenme artışı ve aydede yüze sebep olabiliyor.

    4-POLİKİSTİK OVER SENDROMU: Genç bayanların %7’de görülebiliyor. Adet düzensizliği, tüylenme artışı, yüzde tedaviye rağmen geçmeyen sivilceler, kilo alımı gibi belirtiler gösteriyor. Yumurtalık ultrasonunda çok sayıda kistin görülmesi ve hormon tetkiklerinde bozukluklar ile teşhis edilebiliyor. Tedavi edilmezse kemik erimesi, kilo alımı, kısırlığa sebep olabiliyor ve rahim kanser riskini artırabiliyor.

    5-CİNSİYET HORMONLARININ AZALMASI :Erkeklerde testosteron bayanlarda östrojen hormon düzeylerinin azalması ile teşhis edilebiliyor. Erkeklerde testosteron azlığı kas gücünde kayba, ereksiyonun olmamasına, yağlanma artışına ve kısırlığa sebep olabiliyor. Kadınlarda östrojen azalması daha çok menapozda adetlerin kesilmesi ile oluyor. Sıcak basmaları, stres,çarpıntı, kilo artışı ile kendini gösteriyor.

    6-PROLAKTİN HORMON FAZLALIĞI: Hipofiz bezinden salgılanan bir hormondur. Kadınlarda memeden süt gelme, adet düzensizliği, tüylenme artışı ile kendini gösterirken erkeklerde daha çok ereksiyon olamama ve görme kaybı ile kendini gösterir. İlaç ve bazı özel durumlarda cerrahi tedavi gerektirebilir.

    7-D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ :Eksikliği maalesef çok fazla. Güneş ışınlarına yetersiz maruziyet, ofis ortamında çalışma sıklığını artırıyor. Genelde belirti vermiyor. Kas kemik ağrıları, halsizlik, bağışıklık sistemi zayıflığına bağlı sık enfeksiyon geçirme, kemik erimesine sebep olabiliyor. Eksikliği insülin direncini ve şeker hastalığı riskini artırabiliyor.

  • Hashimoto hastalığı; bağışıklık sisteminin tiroid ile savaşı

    Tiroid bezi, kelebek şeklinde, boynumuzun ön tarafında soluk borusunun üzerinde bulunan bir salgı bezidir. T3 ve T4 dediğimiz, metabolizmanın çalışması için gerekli olan hayati öneme sahip hormonları salgılıyor. Bu hormonların miktarları azaldığında hipotiroidi, arttığında ise hipertiroidi meydana geliyor. Tiroit bezinin salgıladığı hormonlar azaldığında metabolizma yavaşlıyor, yorgunluk, kilo alma, saç dökülmesi, adet düzensizliği, kabızlık ve depresyon gibi yan etkiler gözleniyor.

    Hashimoto hastalığı tiroid bezinin az çalışmasının en sık görülen sebebidir.
    Hashimoto; tiroit bezinin bağışıklık sistemi tarafından oluşturulan antikorlar tarafından saldırıya uğraması ve bu savaşı yavaş yavaş kaybetmesi şeklinde özetlenebilir. Teşhis basit bir kan testi ve tiroid ultrasonografisi ile konulabiliyor. Bir bağışıklık sistemi hastalığı olduğu için kişinin, aynı tip bir başka hastalığa yakalanma olasılığı da yüksek. Her Hashimoto hastası hipotiroidi olmak zorunda değil. Hastalık yavaş seyrettiği için zamanla kişide tiroit hormonu yetersizliği ve buna bağlı bulgular da gelişebiliyor. Sıklığı toplumda %2 oranında görülüyor, kadınlarda erkeklere göre 15 kat daha sık görülüyor.

    Hashimoto hastalığında, tiroit hormon düzeylerinde bir azalma var ise eksikliği giderecek hormon ilacının sabah aç karnına, düzenli bir şekilde alınması gerekiyor. Tedaviye başlandıktan 2-3 ay sonra kan testi ile ilacın dozu ayarlanıyor. Hamileler de tedavi asla yarım bırakmamalı, aksine ilaç dozunu yüzde 30 ila 50 oranında artırmaları gerekiyor. Takiplerde TSH hormon düzeyinin 2-3 arasında olması gerekiyor. Hastaların iyotlu tuz kullanmaması tiroid hasarının artmaması için önemli.

    Yard. Doç. Dr. Fevzi BALKAN

  • Hormon nedir? Nasıl etki eder ?

    Hormon nedir? Hormon ne işe yarar?

    İç salgı bezleri tarafından salgılanan kan yoluyla çevre dokulara ve organlara etki gösteren salgılara hormon denir. Vücudumuzda salgılanan çok sayıda hormonun her birinin farklı görevleri vardır. Hormonlar vücudumuzdaki yeme-içme, büyüme, gelişme, üreme, bazı metabolik olayların sağlanması ve vücudun dengeli görev yapmasını sağlayan kimyasal habercilerdir.

    Kaç tane hormonumuz var?

    Hormonların belli bir sayısı yoktur. Bilimsel gelişmeler arttıkça yeni hormonlar tanımlanmaktadır. Temel olarak hipotalamus, hipofiz, tiroid, pineal bez, pankreas, sürrenal (böbreküstü) bezi, yumurtalık ve testislerde hormonlar yapılır ve salgılanır. Bundan başka yağ dokusu, beyinde, bağırsaklarda da hormon üretimi olmaktadır. Vücudumuzdaki tüm hormonlar hipotalamus ve hipofiz bezi tarafından dengede tutulmaktadır.

    beyinde bulunan bir organımızdır ve bazı hormonlar salgılar.

    1.GnRH (gonadotropin salgılatıcı hormon): Hipofizden FSH ve LH hormonlarını salgılatır
    2.GHRH Hipofizden büyüme hormonu (diğer adı growth hormon) salgılatır
    3.TRH (TSH salgılatıcı hormon): Hipofizden TSH hormonu salgılatır.
    4.CRH (Kortikotropin salgılatıcı hormon): Hipofizden ACTH hormonu (diğer adı kortikotropin) salgılatır)
    5.PİH (Prolaktin azaltıcı hormon): Buna dopamin adı da verilir. Hipofizden prolaktin salgılanmasını önler
    6.Somatostatin: Hipofizden salgılanan büyüme hormonu ve TSH hormonunun salgılanmasını önler.

    8.Antidiüretik hormon (ADH).

    Hipofiz bezi, kafatasının ortasında, bulunduğu yer olarak her iki gözün arasında, burnumuzun üst kısmının arkasında bulunan kemiğin içerisinde bulunan bir bezdir.Bu bez iki kısımdan oluşur ve ön kısmına ‘’ön Hipofiz’’. Arka kısmına ‘’arka hipofiz’’ veya denir. Ön bölüm hipofizin %75-80’nini oluşturur.Ön Hipofizden 6 tane hormon salgılanır. Bu hormonlar sayesinde vücudumuzda bulunan diğer salgı bezleri çalışır ve onların hormon yapmasını sağlar. Yani hipofiz bezi bir orkestra şefi gibi vücuttaki tüm salgı bezlerini kontrol eder.

    Ön hipofizden salgılanan hormonlar şunlardır:

    1. FSH (Follikül stimüle edici hormon)
    2. LH (lüteinize edici hormon)
    3. Prolaktin (süt salgılatıcı hormon)
    4. Büyüme Hormonu veya diğer adıyla Growth Hormon
    5. ACTH (Adrenokortikotropik hormon)
    6. TSH (tiroid stimüle edici hormon)

    Arka hipofizden salgılanan 2 hormon vardır:

    1. ADH (anti-diüretik hormon) veya diğer adı vazopressin
    2. Oksitosin

    Hormonların yapılması, kana salınımı nasıldır?

    ormon salgısı yapan salgı bezleri belli uyaranlara ve durumlara tepki olarak salgı üretirler. Hormonun üretildiği hücreden etki edeceği dokuya (hedef dokuya) taşınması gerekir.Hormonlar salgı bezinden aktif halde veya daha az aktif halde salınır. Hormonlar bezlerden kana salgılanır. Hormonlar kanda bazı proteinlere bağlanarak taşınır Çok azı ise serbest halde bulunur. Hormonların asıl etkili kısmı sebest kısımlarıdır. Hormonların hücrede bağlandıkları yapıya ‘’reseptör’’ denir. Hormonların biyolojik etkileri bu reseptörlere bağlandıktan sonra oluşur. Hormon ile reseptör bağlanma bölgesi arasındaki uyum ne kadar iyiyse o kadar etkili salgı oluşur. Hormonlar reseptörleri hücrelerin farklı bölgelerinde bulunur ( Bazıları hücrelerin çekirdeğinde bazıları stoplazmada bulunur). Bu bağlanma sonrası meydana gelen uyarı hücre içi sistemlere ikincil uyarıcılar aracılığı ile iletilir.

    Hormonlar neden bozulur?

    Hormon hastalıkları temelde 3 şekilde olur. Hormon yapım fazlalığı, Hormon yapım azlığı, Hormon direnci durumları. Hormon yapım fazlalığı bir hormonun aşırı salgılanmasıdır. Bu durum genelikle hormon salgılayan bezlerde aşırı hücre büyümeleri sonucu gelişen adenomlara bağlı olur. Hormon azlığı ise bezin harabiyeti veya bezin ameliyatla alınması sonucu hormon yapacak bez kalmaması, bağışıklık sistemi tarafından bezin harabiyeti, hormon yapımında kullanılan maddelerin gıdalarla az alınması gibi nedenlerle olur. Hormon direncinde ise hormon kanda yeterince olduğu halde hücrede etki edemez.

    Hormon bozuklukları nasıl teşhis edilir?

    Hormonlar kandan ölçülebildiği gibi idrardan veya tükrük salgısından da ölçülebilir. Ancak sadece hormon ölçülmesiyle hormon hastalıkları bazı durumlarda anlaşılamaz ve bu nedenle bazı testler yapmak gerekebilir. Bu testlerle biz uyarma veya baskılama testleri adı veriyoruz. Uyarı testlerinde ana hormona hedef dokunun cevabı çeşitli yollarla ölçülmektedir.

    Hangi hormon bozukluğu hangi belirtileri verir?

    Hipofiz bezinin hasar görmesi sonucu hormonlarını salgılayamamasına hipofiz yetmezliği denir.

    FSH ve LH Eksikliği Belirtileri: Bunların eksikliği sonucu östrojen hormonu salgısı azalacağından östrojen eksikliği de gelişir. Adet sıklığında azalma veya tamamen yok olması ve memeden süt gelmesi oluşabilir. Ergenlik döneminde başlarsa koltuk altı ve seks organı civarında kıllanma olmaz. Penis ve testis gelişimi olmaz. Erkeklerde ereksiyon bozukluğu ve sperm azlığı , cinsel isteksizlik oluşur. Sakal tıraşı sıklığında azalma, yorgunluk, kas erimesi, bazen meme büyümesi, koku alma bozukluğu gelişebilir. Adolesan dönemde ergenliğe girmede gecikme ve ses incelmesi gelişir.

    Büyüme hormon eksikliği: Yetişkinlerde büyüme hormon eksikliğinde karında yağ toplanması, kas kitlesinde azalma, güçsüzlük, egzersiz kapasitesinde azalma, enerji azlığı, kendini kötü hissetme, depresyon, sosyal izolasyon görülür. Cilt ince ve kurudur Hem büyüme hormonu eksikliğine hem de seks hormon azlığına bağlı olarak yüzde ince kırışıklıklar olabilir. Çocuklarda boy kısalığı ve gelişme geriliği oluşur. Çocukların boyları akranlarına göre kısadır.

    TSH eksikliği: TSH eksikliğine bağlı tiroid yetmezliği (hipotiroidi) belirtileri yani soğuktan hoşlanmama, kabızlık, halsizlik, iştah azalması, kilo alma, ses kalınlaşması, depressif değişiklikler vardır.

    ACTH eksikliği ACTH eksikliğine bağlı olarak böbreküstü bezi az çalıştığından, yani kortizol hormonu kanda az olduğu için halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, kilo kaybı, şeker düşüklüğü görülür. Bu hastalarda eğilip kalkmakla tansiyon düşmesi (hipotansiyon), nabız sayısında azalma (bradikardi) ve kas gücünde azalma vardır. Hastalarda bu şikayetler stresli bir durumda veya enfeksiyon durumunda veya ameliyat sırasında artar.

    Prolaktin eksikliği: Prolaktin eksikliğine bağlı tek belirti aşırı kanamalı doğum sonrası hipofiz bezi harap olan kadınlarda süt gelmemesidir.

    Hormonların aşırı salgılanması neticesinde

    Prolaktin hormon yüksekliğine bağlı olarak kadın hastalarda memeden süt gelmesi, adetlerde azalma veya olmaması, çocuk olmaması, cinsel istek azalması, vajinal kuruluk, sıcak basması, ağrılı cinsel ilişki, tüylenme ve kilo artışı oluşur. Erkek hastalarda ise testosteron azalması, empotans , vücut kıllarında azalma, testislerde yumuşama, sperm sayısında azalma ve memelerde büyüme görülebilir.

    Akromegali büyüme hormonunun aşırı salgılanmasına bağlı olarak ortaya çıkan ancak yavaş gelişen bir hastalıktır. Artan büyüme hormonu nedeniyle çenede büyüme ve uzama, alında çıkıntı, diş aralıklarında açılma olur ve yüz hatları kabalaşır. Burun, dudaklar, kulaklar ve alın genişler ve büyür. Dil büyür. Burun kemiklerinde ve yüz kemiklerinde büyüme oluşur ve eski yüz görünümü değişir. Hastanın cilt derisinde kalınlaşma, yumuşak doku artışına bağlı ve el ve ayaklarda büyüme meydana gelir. Bu nedenle yüzük, ayakkabı ve şapka numaraları değişir. Ciltte yağlanma ve terleme artışı olur. Aşırı terleme hastaların % 80’ ninden fazlasında görülür. Baş ağrısı, yorgunluk, bitkinlik ve eklem ağrıları olabilir.

    Tiroid bezinin az çalismasina ve bu nedenle tiroid hormonlarini az üretmesine ve sonuçta kanimizda tiroid hormonlarinin (T3 ve T4) düsük olmasi durumuna tiroid yetmezligi veya tip dilinde hipotiroidi denir. Tiroid hormon yetersizligi sonucu vücudumuzun tüm metabolik olaylarinda yaygin yavaslama vardir ve bu nedenle vücudun dengesi alt üst olur. Vücuttaki bu bozukluklarin yani sira ruhsal çöküntü, unutkanlik, hareketlerde yavaslama ve uykusuzluk görülür. Hamilelik döneminde tedavi edilmeyen tiroid yetmezligi bebeklerde zeka geriligine neden olabilmektedir.

    Tiroid bezinin fazla çalışması (Hipertiroidi), genç hastalarda çarpıntı, sinirlilik, aşırı heyecanlanma veya duyarlılık, uyku bozuklukları, cinsel güçte azalma, kolay yorulma, hareketlilik, ishal, aşırı terleme, sıcaktan hoşlanmama, soğuğu tercih etme, ufak bir yürüyüşle hemen yorulma ve nefes darlığı, kilo kaybı, iştah artışı, susama, ağız kuruması, adetlerde azalma, uyku bozukluğu ve bazı psikolojik bozukluklar olabilir.

    Paratiroid hormonun (PTH) bir veya daha fazla paratiroid bezinden aşırı salgılanmasıyla paratiroid hormon fazlalığı oluşur . Kalsiyum yüksekliği ve tekrarlayan böbrek taşı ile beraber, Yorgunluk,Eklem ağrıları,Halsizlik,İştah kaybı,Hafif depresyon,Konsantre olamama görülebilir.

    Genetik veya sonradan oluşan hastalıklar nedeniyle paratiroid hormon (PTH) azalması (hipoparatiroidi) oluşur. Paratiroid hormon azlığı nedeniyle kan kalsiyumunun düşmesi nedeniyle hastalarda çoğunlukla parmak uçları ve ağız çevresinde uyuşma ve karıncalanma, ağrılı olabilen kas krampları oluşabilir. Elde ebe eli şeklinde kasılma oluşur. Kalsiyum aşırı düşerse bu defa nefes borusunda kasılma meydana gelir.

    Böbrek üstü bezinin fazla çalışmasına yani fazla kortizol hormonu üretmesi hastalığına ‘’Cushing Sendromu’’ adı verilir. Hastalarda şişmanlık, şeker hastalığı, tüylenme artışı , tansiyon yüksekliği, ciltte morarma, kas tutulması, hafif kemik erimesi bulguları vardır. Adrenal yetmezliği adrenal bezin kendi hastalığı nedeniyle olabildiği gibi hipofizden ACTH hormonunun az salgılanması nedeniyle de gelişebilir. Adrenal bezler az kortizol salgılıyorsa adrenal yetmezlik oluşur ve bu kişilerde halsizlik, yorgunluk, kilo kaybı, aralıklı kusma, karın ağrısı, ishal veya kabızlık, genel halsizlik, kas krampları, eklem ağrıları, oturup-kalkmakla tansiyon düşmesi (postural hipotansiyon) olabilir.

    Testosteron hormon azlığı erkeklerde seks isteğinde azalmaya, ereksiyon bozulmasına, sperm sayısının azalmasına, çocuk yapma kapasitesinin azalmasına ve memelerde büyümeye neden olur. Bazı erkeklerde sıcak basmaları, gece terlemeleri, huzursuzluk, konsantre olamama, yorgunluk, uyku bozukluğu, kolesterolde artma görülebilir. Uzun zaman testosteron eksikliği olan erkeklerde vücut kıllarında azalma, kas kitlesinde azalma, ciltte kuruluk, sakal traş sıklığında azalma, kemiklerde erime, testislerde küçülme ve yumuşama oluşabilir. Genç erkeklerde ise vücut kıllarında gelişme olmaz, kas kitlesi gelişmez, penis ve testisler büyümez. Ayrıca sesleri incedir.

    Pankreas bezinden hiç insülin hormonu üretilmemesi Tip1 şeker hastalığına üretilen insülinin yeterli işlev görmemesi Tip 2 şeker hastalığına sebep olur. Şu belirtiler olur. Çok su içme ve ağız kuruması, Çok idrara gitme, Çok acıkma, Çok yemek yemeye rağmen zayıflama ve halsizlik, Yaraların geç iyileşmesi , Cildin kuru ve kaşıntılı olması, Ayaklarda uyuşma ve karıncalanma, Görmede bulanıklık, Vajinal kaşıntı, Yemeklerden sonra uyku gelmesi, tatlıya düşkünlük, Sinirlilik, El ayalarında ve ayak altlarında yanma, Uzun açlıklarda el-ayak titremesi görülebilir.

    Hormon bozukluklarının tedavisi nasıldır? Kişinin hormonları ne kadar sürede normale dönebilir?

    Hormon eksikliğinde temel olarak eksik olan hormon yerine konarak tedavi edilir. Hormon fazlalığı durumlarında fazla hormon salgısı yapan hücreler (adenom) cerrahi olarak çıkarıldıktan sonra , kalan hücrelerin hormon salgısını engelleyen ilaçlar verilir. Hayati önemi olan hormon eksikliklerinde ilaçlar genelikle ömür boyu kullanılır. Bazı durumlarda kısa süreli ilaç tedavileri olabilir. Hormon ilaçları başlandıktan sonra belli periyotlarla ilacın etkisi kontrol edilir. Her ilaç için kontrol süresi değişkendir.

    Hormon tedavisi bozukluklarında hastaların yaptığı yanlış davranışlar nelerdir?

    İlaçlarını düzensiz kullanmak, aynı saatte almamak, tedavinin geçici olduğunu düşünerek bir süre sonra kesmek ve Doktor kontrolunde olmamak.

    Hormon tedavisinde hastalar nelere dikkat etmelidir? Niçin?

    Hormon ilaçları düzensiz alındığında etkisiz olur. Genelde aynı saatlerde alınmalıdır. Hormon ilaçlarının birçoğu ömür boyu kullanılır. Kendi başına hastaların doz ayarı yapmaması gerekir.

  • Endokrinoloji nedir?

    Endokrinoloji vucudumuzdaki hormon salgilayan ic salgi bezlerinin hastaliklariyla ugrasan bir bilim dalidir. Endokrin sistem , iç salgı bezlerinin salgıladıkları hormonların azlığı, fazlalığı ve bu bezlerin tümörleri ve metabolizma hastalıkları ile ilgilenir. Endokrin sistemi oluşturan salgı bezleri, hipotalamus, hipofiz, tiroid, paratiroid, pankreas, yumurtalıklar (Kadında overler, erkekte testisler), böbreküstü bezi (yağ dokusu, endotel (damar iç duvarını döşeyen hücreler)dir. Endokrinolog endokrin sistem hastalıklarıyla uğraşan doktordur. Endokrinologlar altı yıllık tıp fakültesini bitirirler ve sonrasında dört veya beş yıllık iç hastalıkları ihtisas programını tamamlarlar. Üç yıl da hormon hastalıklarına nasıl tanı koyacaklarını ve tedavi edeceklerini öğrenmek için geçirirler. Toplam olarak bir endokrinoloğun eğitimi 13 yıldan fazla zaman almaktadır.

    Endokrin hastalıklar ve bozukluklar nelerdir.

    Obezite (Şişmanlık)

    Şeker Hastalığı

    İnsülin Direnci

    Hipoglisemiler (şeker düşüklüğü)

    Endokrin hipertansiyon

    Tiroid hastalıkları (Hipotiroidi, hipertiroidi, tiroid nodülü, tiroid kanserleri )

    Paratiroid bezi hastalıkları (Hiperparatiroidi, hipoparatiroidi, paratiroid adenomu)

    Böbreküstü bezi bozuklukları ( Addison hastalığı, cushing sendromu, konjenital adrenal hiperplazi, androgenital sendromlar, feokromasitoma )

    Yumurtalık hastalıkları ( polikistik over sendromu, hipogonadizm)

    Testis hastalıkları ( Hipogonadizm, testosteron hormon eksikliği, kısırlık )

    Kemik Hastalıkları ( osteomalazi, osteoporoz, osteogenez imperfekta, metabolik kemik hastalıkları, paget hastalığı)

    Metabolizma hastalıkları ( Karbonhidrat , yağ ve protein metabolizma bozuklukları, ürik asit yüksekliği, kolesterol yükseklikleri, kolesterol düşüklüğü, doğuştan hormon eksiklikleri, enzim eksiklikleri )

    Vitamin ve mineral bozuklukları ( vitamin B12 eksikliği, Dvitamini eksikliği , kalsiyum düşüklüğü, sodyum düşüklüğü, magnezyum ve çinko eksiklikleri )

    Büyüme ve gelişme gerilikleri ,boy kısalıkları

    Beslenme bozuklukları

    Erken ergenlik sorunları , ergenlik gecikmeleri

    Aşırı Terleme, Aşırı Boy Uzaması,

    Adet düzensizlikleri, Hirsutizm (Kıllanma)

    Poliglandüler sendromlar ( birden fazla salgı organının etkileyen hastalıklar)

    Mültiple endokrin hastalıklar ( MEN sendromları )

    Hipofiz ve hipotalamus hastalıkları

    Büyüme hormonu eksikliği veya fazlalığı

    Prolaktin yüksekliği veya prolaktinoma

    Diyabetes insipidus

    Hipofiz ve hipotalamus kitleleri

    Sheehan sendromu

    Cushing hastalığı
    Endokrinolojik tanı testleri yapılabilmektedir; Glukoz Tolerans testi, ACTH (Synacthen) Uyarı testi, İnsülin Hipoglisemi testi, Glukoz-Büyüme Hormonu Baskılama testi, Dekzametazon Baskılama testi, Su Kısıtlama Testi, Tuz Yükleme testi, 72 Saatlik Açlık testi, TRH Uyarı testi, GnRH Uyarı testi, Human Koryonik Gonodotropin Testi (Pregnyl testi), CRH Uyarı testi, GHRH Uyarı testi uygulanmaktadır.

  • İnsülin direnci neden önemlidir?

    İnsülin direnci nedir?

    İnsülin; pankreas bezinden salgılanan, kan şekerini düşürücü etki yapan, yağ dokusunu azaltan ve protein yapımını artıran önemli bir hormondur. İnsülin, kandaki şekerin kandan ayrılarak hücre içine girmesini sağlar. Kanda yüksek olan insülin önceleri kan şekerini hücrelere sokar, ancak hücrelerin alabileceğinden daha çok enerji vücuda girerse insülin artık bu görevini yapamaz hale gelir. İnsülin hormonunun kanda kanda fazla bulunmasına rağmen yeterince etkili olamamasına insülin direnci (rezistansı) adı verilir.

    İnsülin direnci neden olur ?

    İnsülinin vücutta etkili olabilmesi için hücre zarındaki alıcılara bağlanarak hücreye girmesi ve etkisini göstermesi gerekir. İnsülinin alıcılara bağlanmasını engelleyen veya bağlandıktan sonra hücreye etki etmesini azaltan durumlar insülin direnci yapar. Bunlar genellikle genetik yatkınlık, kilolu olmak, kortizonlu ilaç tedavileri, bel çevresinin artmış olması, yaşlanma ve hareketsiz yaşam biçimi ve beslenme şekli ( fast food , karbonhidrattan zengin, hazır paketlenmiş gıdalar, dondurulmuş gıdalar, hazır meyve suları, gazlı içecekler, mısır şekerinin kullanıldığı gıdalar, rafineri gıdaların tüketimi) insülin direnci yapabilir.

    İnsülin direncine sebep olan hormonal hastalıklar nelerdir?

    Yumurtalık kistleri, büyüme hormonu eksikliği veya fazlalığı, strese cevap olarak salgılanan kortizol ve adrenalin hormonunun fazla salgılanması, süt hormonun fazlalığı, tiroid bezinin az ya da çok çalışması, parathormon yüksekliği, erkeklik ve kadınlık hormon eksiklikleri gibi hastalıklar insülin direnci oluşmasına neden olabilir.

    Sağlıklı kişilerde insülin direnci olabilir mi?

    Sağlıklı insanların yaklaşık %25’de insülin direnci olabilir.

    insülin direncinden ne zaman şüphelenmek gerekir ?

    Diyet ve egzersize rağmen kilo verememe, yorgunluk halsizlik, çabuk acıkma, geç doyma, yemeklerden 2-3 saat sonra olan acıkma hissi, sabah yorgunlukları, öğle yemeği sonrası yorgunluk, uyku basması, elde ayakta titreme, soğuk soğuk terleme ve baygınlık hissi, tatlı yeme isteği (gece uykudan kalkıp tatlı bir seyler yemek ), giderek kilo alan kişinin ailesinde şişman ve diyabetli kişilerin varlığı durumlarında veya yukarıda bahsedilen hormonal bozukluk durumlarında insülin direncinden şüphelenmek gerekir. Bu hastalarda özellikle karın çevresinde yağlanma artışı görülebilir.

    İnsülin direnci hangi hastalıklara sebep olur?

    insülin direnci, şeker hastalığı, inme, kalp damar hastalıkları, ateroskleroz, hipertansiyon, karaciğer yağlanması, lipid yükseklikleri, polikistik over hastalığı ve infertilite gibi birçok hastalık için suçludur. Alzheimer (bunama) ile insülin direnci arasında bağ olduğu da saptanmıştır.

    İnsülin direnci kansere sebep olur mu?

    İnsülin direnci ve obezite ile kanser arasında ilişki saptanan çok sayıda çalışma vardır. Bu kişilerde kanda artan insülin benzeri büyüme faktörü kansere yatkınlık oluşturabilir. Yemek borusu, Kalın bağırsak, Pankreas, Meme, Rahim, Yumurtalık, Prostat, Böbrek, Mesane, Tiroid ve Lenf kanseri riskini artırdığı yapılan birçok bilimsel çalışmada gözlemlenmiştir.

    İnsülin direnci nasıl hesaplanır ?

    10-12 saatlik açlık sonrası ölçülen açlık kan şekeri ve insülin hormon düzeyleri ile HOMA-İndeksi hesaplanır. HOMA indeksi >2,5 üzerinde olan kişilerde insülin direnci vardır.

    İnsülin direnci nasıl tedavi edilir ?

    Yaşam tarzı değişikliği ve düzenli egzersiz hastaların büyük çoğunluğunda nsülin direnci düzeltilebilir. Düşük glisemik indeksli beslenme ( kan şekerini yükseltmeyen veya yavaş yükselten besinler ) çok önemlidir. Gereken hastalarda insülin direncini kıran ilaçlar (metformin vb. ) tedaviye eklenebilir. Düzenli spor yapmak ve kilo vermek insülin direncini kıran en önemli faktörlerdir.

    İnsülin direnci tedavi edilmezse neler olur?

    Obezite, Tansiyon yüksekliği, kanda trigliserit (kan yağları) yüksekliği, ürik asit yüksekliği ve göbekte yağlanma , karaciğer yağlanması, yumurtalıklarda kist (polikistik over hastalığı), kan pıhtılaşmasına eğilim, HDL kolesterolde (iyi kolesterol) azalma ve idrarla atılan proteinde artma (mikroalbüminüri) birlikte olabilir. Bu kişilerde kalp koroner damar hastalığı ve tip 2 şeker hastalığı çok sık görülür.

  • Hipertiroidi

    HİPERTİROİDİ

    Hipertiroidi Nedir? Halk arasında zehirli guatr veya iç guatr olarak da bilinir. Tiroid bezinin aşırı çalışarak gereğinden fazla hormon üretmesi durumuna “hipertiroidi” denilmektedir. Tirotoksikoz ise tiroid bezi folliküllerinin bakteri, virus, ilaçlar veya oto-immun mekanizmalara bağlı olarak tahrip olması sonucu kanda tiroid hormon düzeyinin artmasına denilir. Her iki hastalığın ayırımının iyi yapılması gerekir. Çünkü her iki hastalığın tedavisi farklıdır.

    Hipertiroidi Hastaları Hangi Şikâyetlerİle Doktora Müracaat Eder?

    Halsizlik, sinirlilik, çarpıntı, iştahının fazla olmasına rağmen kilo kaybı, nefes darlığı, sıcağa tahammülsüzlük, aşırı sinirlilik, adet düzensizliği, terleme, yumuşak dışkılama veya diyare, gözlerin öne doğru fırlaması ile başvurabilir. Ayrıca hastalarda tırnaklar çabuk kırılma, saçlarda dökülme, ellerde ince titreme (tremor) bunu daha iyi anlamak için parmaklar açılarak eller öne doğru uzatılır ve üzerine ufak kâğıt konarak ellerde ki ince titremeler görülebilir. Cilt ince, ılık ve nemlidir. El ayalarında kırmızılık ve kaşıntı olabilir. Ürtiker denilen cilt allerjisi ve vitiligo (ciltte renksiz veya beyaz alanlar olması) da sıklıkla birlikte bulunur.

    Hastalarda “oftalmopati” denilen göz belirtileri Graves'li hastaların % 25-30'unda saptanır. Gözlerde öne doğru fırlama vardır. Bazı hastalarda çift görme şikayeti olur. Görmede bozukluk ışıktan rahatsız olma ve gözde kaşıntı ve yanma, göz kapaklarının kapanamaması sonucu gözlerinin açık uyumasına bağlı olarak gözlerde kuruma meydana gelebilir. Hastaların bakışlar canlıdır ve üst göz kapağında gecikme ve tam kapanma olmayabilir. Bazen şaşılık da oluşabilir.

    Zehirli Guatr Varsa Hangi Doktora Başvurmalı?

    Zehirli guatr varsa öncelikle bir “ENDOKRIN HASTALIKLARI UZMANINA” başvurunuz, bulunduğunuz yerde endokrin hastalıkları uzmanı yoksa iç hastalıkları uzmanına müracaat etmeniz uygun olacaktır.

    Teşhis İçin Hangi Testler Yapılmalıdır?

    Hastalığın teşhisini kesinleştirmek için ilk yapılacak laboratuar testi TSH ve F-T4 olmalıdır. F-T4 normal bulunduğunda F-T3 hormon düzeyine bakılmalıdır. F-T4 ve FT3'ün yüksek, TSH'nın düşük bulunması aşikâr (klinik) hipertiroidiyi gösterir. Laboratuar olarak hipertiroidi tanısının doğrulanması sonrasında, etyolojiye yönelik ayırıcı tanı testlerinin başında RAIU (veya Tc uptake) gelmelidir. RAIU'nin yüksek bulunması “hipertiroidiyi”, buna karşın düşük bulunması ise “tirotoksikozu” (tiroiditler, eksojen tiroid hormon kullanımı) destekler.
    Subklinik hipertiroidinedir? Düşük serum TSH (0,5 mIU/L'den daha düşük) düzeyi ile birlikte normal F-T3 ve F-T4 bulunması subklinik hipertiroidi tanısı için yeterlidir.

    Hipertiroidi Nedenleri

    1Graves hastalığı: Hipertiroidinin en sık nedenidir. Hipertiroidisi olan hastaların % 60-90'nini Graves hastalığı oluşturur. Bağışıklık sistemindeki bir bozukluktan kaynaklanır. Hastalık “Basedow hastalığı” olarak da isimlendirilir. TSH reseptor antikorlarının kanda artması nedeniyle oluşan tiroid bezi aşırı çalışmasıdır. Bazı hastalarda gözde büyüme olur.

    2- Sıcak nodül veya nodüllerin fazla hormon salgılaması: Sıcak nodül veya nodüllerin aşırı tiroid hormonu salgılamasına bağlı olarak tiroid hormonlarının kandaki seviyesi artar ve hipertiroidi hastalığı oluşturur. Eğer tek sıcak nodül varsa toksik adenom birden fazla sıcak nodülün bulunmasına toksik multinodüler guatr denilir.

    3- Tiroid hormon ilaçlarının fazla alınması: Levotiroksin ilacının gereğinden fazla alınması kandaki tiroid hormonlarını arttırır ve hipertiroidi yapar.

    4- Bazı ilaçların kullanımı sonucu hipertiroidi gelişebilir. Örneğin amiadorone isimli kalp ritmini düzenleyen ilaçın kullanılmasına bağlı olarak hipertiroidi hastalığı oluşturabilir.

    5- Iyodun fazla alınması nodüllü olan hastalarda hipertiroidi yapar.

    GRAVES – BASEDOW HASTALIĞI HASTALIĞI:

    Graves hastalığı tirotoksikozun en sik nedenidir ve herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir. Kadınlarda erkeklerden 5–7 kat daha fazla, toplumda ise % 1 oranında görülür. İyot profilaksisi sonrası Graves'li olgu sayısında artış gözlenir. TSH reseptor stimule edici antikorlar (TSH-Reseptör Antikor =TRAB) Graves hastalığına neden olurlar.

    Graves Hastalığı Kimlerde Daha Sık Görülür?
    Graves hastalığı hipertiroidinin en sık nedenidir. Her yaşta görülebilirse de, 20-40 yaş arasında en fazla görülür. Kadınlarda erkeklerden 5-7 kat daha fazla görülür­ken toplumda görülme sıklığı % 1 kadardır. Graves hastalığında ailesel özellik vardır: Graves hastası bir kişinin ailesinin diğer fertlerinde % 15 oranında Graves has­talığı saptanır. Bu nedenle ailesinde Graves hastalığı olan kişiler tiroit tetkiklerini belli aralıklarla yaptırmalarında yarar vardır.

    Graves Hastalığı Neden Oluşur?

    Graves hastalığı bağışıklık sistemindeki bir bozukluk sonucu oluşur. Nedeni bi­linmeyen bir şekilde TSH hormonunun tiroit bezine bağlandığı reseptör adı verilen proteinlere karşı antikor denilen proteinler oluşur. Bu antikorların neden oluştuğu henüz bilinmemektedir. Kanda artan TSH reseptör antikorları tıpkı TSH hormonu gibi tiroit bezine yapışarak daha fazla çalışmasına ve aşırı miktarda tiroit hormonu yapmasına neden olur. Sonuçta artan tiroit hormonları metabolizmamızı hızlandıra­rak (çarpıntı, terleme gibi) Graves hastalığı ortaya çıkar.

    Graves Hastalığındaki Bulgu ve Belirtiler Nelerdir?

    Graves hastalığının sık görülen üç önemli özelliği guatr, kanda tiroid hormonlarında yükseklik ve göz belirtileridir. Tiroid bezinde büyüme, yani guatr sıklıkla vardır ve bez içerisinde nodül pek olmaz, düz bir büyüme vardır. Gözdeki belirtilere tıp dilinde “oftalmopati” adı verilir. Daha az görülen diğer iki özellik ise bacak cildinde iltihap olması ve parmaklarda çomak parmak denilen parmak uçlarında bombeleşme oluşmasıdır. Bu iki belirti çok nadir görülür

    Hipertiroidiye özgü halsizlik, sinirlilik, çarpıntı, iştahının fazla olmasına rağmen kilo kaybı, nefes darlığı, sıcağa tahammülsüzlük, aşırı sinirlilik, adet düzensizliği, terleme, yumuşak dışkılama veya diyare, gözlerin öne doğru fırlaması (tek veya her iki gözde) görülebilir. Tiroid bezi genellikle çift taraflı büyümüştür, tiroid bezini stetoskop ile dinlenildiğinde üfürüm duyulabilir. Ayrıca deri lezyonları (el ayaklarında kırmızılık ve kaşıntı) olabilir, cilt ince, ılık ve nemlidir. Tırnaklarda çabuk kırılma, saçlarda dökülme, ellerde ince titreme (tremor) görülür. Ellerdeki titremeyi daha iyi anlamak için, parmaklar açılarak eller öne doğru uzatılır ve parmakların üzerine kâğıt konarak ellerde ki ince titremeler görülebilir. Sözü edilen şikâyetlerin başlangıcı yavaştır, genelde haftalar ve aylar içinde gelişir. Ancak bazı hastalarda hızlı başlangıç görülebilir.Kalp çarpıntısı hastaların büyük bir kısmında vardır, istirahat halinde bile nabız hızı artmıştır.Hastalık bazı erkeklerin göğüslerinde büyüme “jinekomasti” ye de neden olabilir.

    Graves (Basedow) Hastalığı Kimlerde Daha Sık Görülür?

    Graves hastalığı hipertiroidinin en sık nedenidir. Her yaşta görülebilirse de, 20 ile 40 yaşları arasında en fazla görülür. Toplumda görülme sıklığı % 1 kadardır, kadınlarda erkeklerden 5-7 kat daha sık görülür.

    Graves Hastalığı Neden Oluşur?
    Graves hastalığı bağışıklık sistemindeki bir bozukluk sonucu oluşur. Nedeni bilinmeyen bir şekilde TSH hormonunun tiroid bezine bağlandığı reseptör adı verilen proteinlere karşı antikor denilen proteinler oluşur. Bu antikorların neden oluştuğu henüz bilinmemektedir. Kanda artan TSH reseptör antikorları (TRAB) aynı TSH hormonu gibi tiroid bezine yapışarak daha fazla çalışmasına yani aşırı miktarda tiroid hormonu üretmesine neden olur. Sonuçta kanda artan tiroid hormonları metabolizmamızı hızlandırarak (çarpıntı, terleme gibi) hastalığı ortaya çıkarır.

    Graves Hastalığı Genetik Geçişli Bir Hastalık mıdır?
    Evet, hastalık genetik geçişlidir. Çünkü Graves hastası bir kişinin ailesinin diğer fertlerinde %15 oranında Graves hastalığı saptanır. Ailesinde Graves hastası olan kişiler risk altındadır ve genetik veya kalıtımın hastalığın gelişmesinde en önemli etken olduğu saptanmıştır.
    Bu nedenle ailesinde Graves hastalığı olan kişilerin belirli aralıklarla tiroid tetkiklerini yaptırmaları gerekmektedir

    Kimler Graves Hastalığı İçin Risk Altındadır?

    Stres, üzüntü, sigara içmek, fazla iyotlu tuz yemek ve bazı ilaçlar bu hastalığın oluşumuna neden olabilir. Graves hastalığı daha çok yılın ılık mevsimlerinde ortaya çıkar. Bu mevsimsel özelliğin nedeni tam bilinmemektedir. Sigara içenlerde göz belirtileri daha şiddetli olduğu gibi, sigara içmeye devam edenlerde göz hastalığı şiddeti artmaktadır. Alerjik yapısı olanlarda veya alerjik riniti olanlarda Graves hastalığı daha çok görülmektedir. İyot fazla alımı da hafif seyreden hastalığı şiddetlendirmektedir.

    Graves Hastalığının Tedavisi.

    Graves hastalığının veya hipertiroidinin tedavisi 4 şekilde yapılabilir.

    1.İlaç tedavisi,

    2.Atom (Radyoaktif iyot=RAI) tedavisi,

    3. Operasyon (ameliyat).

    4. Destek tedavisi

    1. İlaç Tedavisi: Kanda yüksek olan tiroid hormonlarını normal düzeye getirmek için yani tiroit hormon sentezini (yapımını) azaltmaya yönelik yapılan tedavidir. İlacın tedavideki etkisi ortalama 6–8 hafta sonra görülmeye başlar. Bu nedenle hastalar tedaviye başlandıktan ortalama 4–6 hafta sonra tekrar kontrole çağrılarak hormon değerlerine bakılır ve hormon değerlerinin durumuna göre ilaç dozunun ayarlanması yapılır. Bu şekilde 1–1.5 ay arayla kontroller yapılarak en az 1– 1.5 yıl ilaç tedavisine devam edilir. Tedavi daha erken kesilecek olursa hastalığın tekrar etme şansı artar. Hastaların bu dönemde iyotsuz tuz kullanmalarında büyük yarar olacaktır.

    İlaç tedavisi sırasında dikkat edilmesi gerekenler

    a) İlaç tedavisi sırasında ateşiniz çıkar ve boğazda ağrı olursa hemen doktorunuza başvurmanız gerekir. Bu durum kanda beyaz hücrelerin (lökosit) çok azalmasından dolayı olmuş olabilir. Çok nadir olan bu durum oluşursa ilaçlar kesilerek cerrahi tedavi veya atom (RAI) tedavisi önerilir.

    b) Tedavi sırasında karaciğer etkilenebileceğinden, kanda ki karaciğer ile ilişkili enzimler düzeylerinde hafif yükselmeler olabilir. Ancak bu durum hipertiroidinin etkisiyle de olabilir. O nedenle karaciğer SGOT (AST) ve SGPT (ALT) denilen enzim düzeyleri sık aralarla takip edilmeli ve tedaviyle birlikte enzim düzeyleri gittikçe artıyorsa (üst normalin 2.5–3 kat üstüne çıkıyorsa) kullanılmakta olan ilaçlar kesilerek hastaya ameliyat önerilmeli veya atom tedavisine geçilmelidir.

    c) Hipertiroidili hastaların dikkat etmeleri gereken bir husus iyotlu tuz yememeleridir. Bu nedenle hastaların iyotsuz tuz yemeleri gerekir.

    d) Sigara içenlerde hastalık zor iyileştiğinden ve göz hastalığı ortaya çıktığından hastanın sigarayı bırakılması gerekmektedir.

    Graves Hastalığı Tedavi Tamamlanıp Kesildikten Sonra Tekrarlar mı?

    İlaçlar tedavi tamamlanıp kesildikten sonra hastalık ilk 6 ayda % 30-50 oranında tekrarlayabileceğinden ilaç kesildikten sonra da tekrar kontrole gitmek gerekir. Hastalığı ilaç tedavisi kesildikten sonra nüks edenlerde hormon düzeyleri ilaçlarla normal düzeye getirildikten sonra ameliyat veya atom tedavisi yapılır.

    Hipertiroidinin Tekrarlaması Kimlerde Daha Fazladır?

    1.Tiroid bezi büyük olanlarda,

    2.Genç yaştaki hastalarda,

    3.Hastalığı başlangıçta şiddetli olanlarda,

    4.Başlangıçta oftalmopati (gözde dışarı fırlama) olanlarda,

    5.Sigara içenlerde,

    6.İyotlu tuz kullananlarda veya fazla miktarda iyotlu öksürük şurubu içenlerde,

    7. Kanda TSH reseptör antikoru (TRAB) düzeyleri yüksek olanlarda

    9. Tedavi süresi kısa (1.5 yıldan az) olan hastalarda, hastalığın nüks etmesi fazladır.

    2.Atom (Radyoaktif iyot=RAI) tedavisi,

    Amaç fazla tiroit hormonu üreten bezin hormon üretimini azaltmaktır. Atom tedavisi, teşkilatlı Nükleer Tıp ünitelerinde verilir. RAI tedavisinin adı her ne kadar ürkütücü de olsa kanser yapıcı veya üreme sistemine zararlı bir etkisi yoktur. Ancak kadınların RAI tedavisi aldıktan en az 6 ay sonra gebe kalmalarına izin verilir. İlaç tedavisine kıyasla hipotiroidi yapıcı etkisi daha geçtir. Ortalama RAI tedavisi verildikten 3-3.5 ay sonra hipotiroidi gelişir. Atom tedavisi verildikten 4-6 hafta sonra tiroid hormonlarına bakılması ve verilen tedavinin etkili olup olmadığına bakılması gerekir. Atom tedavisi alan hastaların % 80-90'nında ilk 5 yıl içinde kalıcı (hipotiroidi) tiroid bezi yetmezliği gelişir ve ömür boyu (Levotiron, Tefor veya Euthyrox gibi) tiroid hormon ilacı almaları gerekir. Bunu hastaların baştan bilmeleri ve kabul etmeleri gerekir.

    3.Cerrahi (Ameliyat) Tedavi:

    Tiroid bezinin tamamına yakını veya tamamı ameliyatla alınır. Ameliyat öncesi yüksek olan tiroid hormon düzeylerinin ilaç tedavisiyle normal düzeye gelmesi sağlanmalıdır. Ameliyattan sonra hastaların ömür boyu tiroid hormon tedavisi kullanmaları gerekir. Operasyon öncesi hastaların bu konuda bilgilendirilmesinde yarar vardır. Operasyonun tiroid cerrahisi konusunda deneyimli cerrahlar tarafından yapılmasında yarar vardır. Çünkü ses kısıklığı, hipoparatiroidi gibi ameliyat sonrası komplikasyonların görülme sıklığında azalma olur.

    Cerrahi Tedavi Kimlere Yapılır?

    İlaç tedavisine dirençli veya ilaç tedavisine rağmen nüks etmiş, göz bulguları ilerlemiş, guatrı büyük olup yemek veya nefes borusuna bası yapan veya tiroid bezinde kanser kuşkusu taşıyan nodülü bulunan hastalara ameliyat tavsiye edilir.

    Ameliyat Sonrası İzlem Nasıl Yapılmalı?

    Operasyondan yaklaşık 4–6 hafta sonra hastada serum TSH ve serbest T4 (FT4) hormon düzeyleri ölçülmelidir. Başarılı bir operasyon sonrası hastanın serum TSH düzeyinin yükselmesi FT4 hormonun düşmesi gerekir. Bu durumda hastaya yaşam boyu tiroid hormonu tedavisi uygulanarak serum TSH düzeyinin 1–2 mIU/L arasında kalması sağlanır.

    4. Destek Tedavisi:

    Çarpıntı, terleme, anksiete, çabuk sinirlenme ve sıcağa tahammülsüzlük gibi şikâyeti olan hastalarda hastalığın başlangıç döneminde beta-bloker grubu ilaçlar verilebilir.

    Hıpertiroidi Tedavi Edilmezse Ne Olur?

    Eğer hipertiroidili bir hasta yeterli tedavi edilmezse hastada kilo kaybı devam eder; kalpte ritm bozukluğu, kalp yetmezliğine bağlı olarak tiroit fırtınası, şok ve ölüm oluşur. Bu nedenle hipertiroidi mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Ayrıca hipertiroidi özellikle menapoz sonrası kadınlarda kemik erimesini ( osteoporoz) hızlandırarak kemiğin daha kırılgan hale getirir.

    Graves Hastalığı ile Birlikte Sık Görülen Hastalıklar Hangileridir?
    Tip 1 şeker (diyabet) hastalığı, myastenia gravis denen kas hastalığı, hipofiz bezi iltihabi ve kalpte üfürüm yapan mitral kapak gevşekliği Graves hastalığı ile birlikte görülebilir. Bunun nedeni bu hastalarda “bağışıklık sisteminde” bozukluk olmasındandır

  • Steroidler ( kortizonlar )

    Steroidler, sürrenallerde (böbrek üstü bezlerinde) adrenokortikotrop hormon (ACTH) kontrolü altında kolestrol’ den üretilen ve kana salınan hormon yapısında maddelerdir .

    Sürrenallerde zona glomeruloza denilen tabaka en dışta yer alır ve mineralokortikoidleri (tuz tutucu kortizonları) salgılar. Bu hormonlar genel olarak vücudun su-tuz dengesini düzenler.

    Sürrenal orta kısmı olan zona fasikülata’ da ise insan vücudu için hayati öneme sahip glukokortikoidler sentezlenir.

    Zona retikülaris en içte yer alır ve DHEA gibi androjenlerin (erkeklik hormonu tarzı hormonlar) üretimi buradan yapılır. Bu hormon, kadınlarda üretilen androjenin en büyük kaynağıdır.

    Steroid hormonlar, hedef hücrede stoplazmik (hücre içi) reseptöre (algaçlara) bağlanır. Reseptör-hormon bileşkesi, çekirdekte protein üretimi için gerekli işlem olan transkripsiyonu başlatır. Steroidler, farklı hücre ve dokularda farklı işlevler görürler.

    GLUKOKORTİKOİDLERİN ETKİLERİ:

    1) Karaciğer ve renal (böbrek) aminoasit tutulumu, glukoneogenez (glukozun, yağ ve benzeri gibi diğer yapı elemanlarından üretimi); yani amino asit ve yağlardan glukoz üretilerek kan şekerinin arttırılmasını sağlar . Steroidler, bu özellikleri nedeniyle Kontrainsüliner (insülinin tersine çalışan) hormonlar olarak bilinir.

    2) Akut stres durumlarında kan glukozunu arttırarak vücutta artan enerji ihtiyacının karşılanmasını sağlar. Akut stres durumlarında salınan kortizol miktarı, normalin 10 katına kadar çıkabilmekte, bu da insan vücudunun stres karşısındaki dayanıklılığını arttırmaktadır. Aynı zamanda kasılabilen ve damar tonusunu belirleyen arteriollerde (küçük damarlarda) bir miktar vazokonstriktör (damarsal kasılma) etkiye sahip oldukları için kan basıncında artışa neden olurlar.

    3)Steroidler, kan tablosu üzerine önemli etkileri olan maddelerdir ve günümüzde dışarıdan alınan steroid ile tedavi, bu nedenle oldukça sık kullanılmaktadır. Steroidler, kandaki nötrofil, eritrosit ve trombositlerin sayısını ve % Hemoglobin miktarını arttırırken başta lenfositler olmak üzere eozinofil, bazofil ve monositlerin sayısını azaltır. Otoimmün ve allerjik hastalıklarda, malignitelerde (kanser hastalarında) kan tablosu üzerine olan bu etkilerinden yararlanılır. Steroidler, gerek T, gerekse B lenfositlerin periferik kandan lenfoid sisteme dönmesini sağlarken antijenik uyarımlar sonucu enflamasyonun başlatılmasını; savunma sistemi hücrelerinin uyarılmasını sağlayan ve antijenle aktive hale gelmiş monositler ve lenfositlerden sentezlenip ortama salınan IL-1, IL-2, PAF, Gamma IFN , TNF-alfa vb. sitokinleri bloke ederek T lenfositlerin sitotoksik T hücrelere, monositlerin makrofajlara dönüşmesini engeller. Ayrıca steroidler, güçlü bir enzim inhibitörü olan Lipokortin’ in sentezini arttırır ki; bu şekilde Fosfolipaz A2 aktivasyonunu baskılayarak enflamatuar (iltihabi) süreçte önemli işlevleri olan Prostaglandin , Tromboksan A2 ve Lökotrien sentezini önler, fagositik hücrelerde lizozomal zar stabilizasyonu artırmasına bağlı olarak fagositik fonksiyonlarda azalma oluştururlar. Bu etkileri nedeniyle bağışıklık sitemini hemen her aşamada baskılayabilme kapasitesine sahiptirler.

    3)Endokrin sistem üzerine olan etkileri açısından bakıldığında, dışarıdan verilen steroidler , hipothalamo-hipofizer aksı negatif feed-back ile bloke eder, CRH ve ACTH salgısını azaltır , GH (büyüme hormonu) salgısı artar, TSH (tiroid bezi uyarımı yapan hormon) yapımı azalır.

    4) Yüksek steroid dozları mide asit – pepsin salgısını arttırır , aktif ülserler meydana gelir. Santral sinir sistemi üzerinde mental-emosyonel (beyinsel ve duygusal) değişiklikler olur. Gene yüksek dozlarda protein katabolizması (yıkılımı) artar; kas güçsüzlüğü olur. Kalsiyum emilimi azalırken atılımı artar , ayrıca osteoklastik aktiviteyi de arttırdığı için ostoeporoz (kemik erimesi) oluşur. Kollagen (bağ dokularının) yıkımını arttırarak yara iyileşmesinde gecikme oluştururlar.

    Steroid Çeşitleri

    Genelde kullanım yerlerine göre özellikleri değiştirilir; İmmünsüpresyon (bağışıklık sisteminin baskılanması gerektiği durumlar) ve antienflamatuar (iltihap giderici) etkinlik için kullanılan formlarında sodyum – su tutulumunu ve vücutta sıvı artışını engellemek amacıyla mineralokortikoid etkinliği azaltılmış, immünosüpresyon ve antienflamatuar etkinliği arttırılmıştır steroid tipleri kullanılır.

    STEROİD METABOLİZMASI

    Kortizol, plazmada % 95 oranında kortikosteroid bağlayıcı globuline (Transkortin adı da verilen özel bir alfa-2 globulin) bağlanır. Geri kalan az miktardaki kortizol, albumin’e bağlanarak taşınır. Karaciğer’ de konjugasyonla suda çözünebilir hale gelir ve böbrek yoluyla atılır. Karaciğer fonksiyon bozukluklarında steroidlerin yarılanma ömrü artar.

    STEROİDLERİN KULLANILDIKLARI YERLER

    * Endokrin hastalıkların teşhis edilmesinde:

    Steroidlerin hipothalamus ve hipofizi baskılayarak ACTH salgısını inhibe etmeleri (baskılamaları) bu ilaçların tanı koyma amaçlı kulanılmasına olanak verir. Bu amaçla sterodilerden en çok deksametazon kullanılır.

    * Addison hastalığında , primer, sekonder ve tersiyer sürrenal yetmezliklerde replasman (eksik olanı yerine koyma) tedavisi olarak kullanılır.

    Bu hastalarda kanda kortizol olmadığı için akut strese yanıt yoktur ve bu durum, hastaların hipotansiyon (tansiyon düşüklüğü), hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) ve şok nedeniyle kaybedilebileceği tehlikeli bir hadisedir. Replasman tedavisi ile vücuttaki eksik kortizol , hipothalamo- hipofizer aksın bioritmine uygun bir şekilde dışarıdan verilir. Akut stres durumlarında ise kullanılan dozlar arttırılır. Normal kortizol salınımının ritmine uyum sağlaması için tedavide mineralokortikoid ve antienflamatuar etkinliği hemen hemen birbirine eşit olan Hidrokortizon; toplam dozunun 2/3 ‘ü sabah, 1/3’ü akşam verilmek suretiyle kullanılır. Hipotansiyon belirgin ise tedaviye mineralokortikoid etkinliği fazla olan Fludrokortizon eklenir.

    Steroid hormon sentez yolaklarındaki çeşitli enzimlerin doğumsal yokluğu nedeniyle oluşan Kongenital Adrenogenital Hiperplazi’ de kortizol eksikliği nedeniyle baskılanamayan Hipofizer ACTH hormonunun miktarındaki artış sonucu böbrek üstü bezi hücrelerinde hiperplazi (büyüme) meydana gelir. Bu hastalıkta yapılması gereken tıpkı sürrenal yetmezliklerde olduğu gibi üretilemeyen son ürünlerin hazır olarak dışardan verilmesidir.

    * Enflamasyona (iltihaba) karşı) kullanımı:

    Steroidler, daha önce bahsi geçen enflamasyonun tetiklenmesini önleyici etkileri nedeniyle günümüzde etkin olarak kullanılmaktadır. Özellikle Non Steroid Anti İnflamatuar İlaçlar olarak bilinen ilaçların kullanılmasına rağmen hakim olunamayan, başta romatoid artrit olmak üzere kronik enflamatuar hadiseler ve bunların akut alevlenmelerinin tedavisinde şikayet ve bulguların efektif bir şekilde azaltılmasında kullanılır; fakat bu türden kronik – progresif (ilerleyici) hastalıklarda steroidler kesilir kesilmez bulgular daha da şiddetlenir.

    * Vücudumuzdaki savunma sisteminin istenmeyen etkilerinden biri olan alerjik reaksiyonların tedavisinde kullanılırlar. Alerjinin yüzeyel bulgularının tedavisinde topikal (Krem, sprey vb.) olarak kullanılırken, anaflaktik şok gibi ağır alerjik tabloların tedavisinde damar yolundan kullanılır. Burada tabii ki de şunu hatırlatmak gereklidir ki; anafilaksi tedavisinin esas ilacı adrenalindir…

    Ağır bronşial astım ataklarında inhale beta mimetiklerin (bronş açıcılar) yanısıra özellikle geç faz zararlanmayı azaltmak amacıyla inhale steroid formları kullanılır. İnhale formların etkisiz kaldığı status astmatikus (açılmayan astım nöbeti) gibi durumlarda steroidler damardan enjeksiyon veya infüzyon olarak verilir.

    * Otoimmün hastalıklar:

    Sistemik sklerozis dışındaki bağ dokusu hastalıklarında (Sistemik Lupus Eritematozus, Poliarteritis Nodosa, dermatomiyozitis , vaskülitler v.s). iyi sonuçlar alınır. Başlangıçta bulgular düzelene kadar yüksek dozda (1mg/kg veya daha fazla ) kullanılır, sonra doz tedricen azaltılır.

    * Cilt ve göz hastalıkları:

    Alerjik dermatitler, kontakt dermatitler, intertrigo, cheloid, alopesia areata (bölgesel saç dökülmeleri), seboreik dermatit, liken sklerozis vb. hastalıklarda topikal olarak; Pemfigus, eksfoliatif dermatit gibi ciddi hastalıklarda ise sistemik olarak uygulanırlar. Cilt üzerine uzun süreli uygulamalarda atrofi (deride incelme) meydana gelebilir. Alerjik konjunktivit (göz nezlesi) ve blefaritte lokal formları uygulanır. Lokal uygulama göz içi basıncını arttırabilir, viral hastalıklarda ve skar dokusu üzerine uygulanmamalıdır.

    * İmmünsupresif (bağışıklık sistemini baskılayıcı) olarak kullanımı:

    Steroidler, immün sistemin; organizma aleyhine çalıştığı bazı durumlarda (organ transplantasyonu sonrası allograft reddini önleme de, aplastik anemi , minimal lezyon hastalığı, membranöz glomerulonefrit, serum hastalığı, Otoimmün hemolitik anemiler, İ.T.P…) baskılanmasında hemen hemen ilk ilaç olarak ve yüksek dozlarda kulanılan ilaçlardır. Bu amaçla en çok kullanılan Prednizon’dur.

    * Antineoplastik olarak kemoterapi protokollerinde yer alırlar. Özellikle periferik kanda lenfosit öncüllerinin çok fazla arttığı lösemi’ lerde steroidlerin, periferde lenfosit sayısını azaltıcı etkisi nedeniyle kullanılır.

    * Diğer kullanım alanları:

    Vital (hayati) fonksiyonların tehlike altına girdiği durumlarda; Septik şokta, Addison krizinde yüksek dozlarda (300 mg Hidrokortizon damardan infüzyon, gerektiğinde tekrarlanarak) kullanılır. Travma sonrası durumlarda, kafa içi basınç artışı sendromunda, beyin ödeminde, nöron stabilizasyonu ve dayanıklılığının arttırılmasında kullanılır.

    Aspirasyon pnömonisi, toksik ve irritan gaz inhalasyonu veya başka nedenlerle oluşan pulmoner ödemin (akciğer ödemi) tedavisinde, çeşitli nedenlerle (malignite, Granülomatöz hastalıklar, hiperparatiroidizm …) oluşan hiperkalsemi tedavisinde, akut romatizmal ateşde kalp tutulumu olduğunda, Good – Pasture sendromu , Oto immun hepatit, sklerozan kolanjit, Miastenia gravis, enflamatuar barsak hastalıkları, ağır bakteriyel enfeksiyonlarda organ hasarını azaltmak amacıyla kullanılırlar.

    Steroidlerin YAN ETKİLERİ :

    Kortikosteridlerin uzun süre ve yüksek dozda kullanılması çok sayıda ve ciddi olabilen yan tesirlerin oluşmasına neden olur. Bunlardan en önemlisi İyatrojenik Cushing Sendromu’dur. Klasik olarak aydede yüzü, buffalo hörgücü, sentrpedal yağlanma (ince ekstremiteler, geniş gövde), yüksek doz kortikosteroidlerin vücuttaki yağ yerleşim düzenini bozmasına bağlıdır. Mineralokortikoid etkinliğin artması, Na – su retansiyonu , intra – ekstravasküler volümde artış, hipertansiyon ve ödeme neden olur . Steroidlerin kollagen yapımını bozması, yıkımını arttırması nedeniyle ciltte atrofi, strialar (çatlaklar), yara iyileşmesinde gecikme, telenjiektaziler (damar belirginleşmeleri), küçük travmalarla bile ekimozlar (morluklar) meydana gelir. Androjen hormon miktarındaki değişmeler nedeniyle jinekomastia (erkelerde göğüs büyümesi), hirsutizm (kadınlarda kıllanma artışı), akneler (sivilcelenme) oluşur. Steroidlerin kemik metabolizmasına olan yan tesirleri nedeniyle osteoporoz (kemik erimesi) olur, kalsiyum atılımı artar, emilimi azalır. Aşırı miktarlardaki kortizol, protein katabolizmasını (yıkılımını)artırarak myopati, kaslarda güçsüzlük ve atrofi yapar. Mide asit salgısı artar, peptik ülserler meydana gelir, glukoneogenez ve glikojenoliz artar, kan şekeri yükselir, sekonder Diabetes Mellitus gelişir .

    Kortikosteroidler, immüniteyi baskıladıkları için enfeksiyonlara yatkınlık artar; özellikle hücresel immünitenin baskılanması, viral ve fungal enfeksiyonların gelişmesini kolaylaştırır. Tüberküloz alevlenmesi olabilir. Bunun dışında diğer bakteriyel patojenlerle oluşan enfeksiyonlarda da sepsis gelişme riski artar.

    Uzun süre steroid kullanımı psişik bozukluklar yaratabilir; kişilik değişiklikleri, psikozlar hatta steroidin ruhsal eksitatör etkisi nedeniyle bağımlılık yapabilir.

    Çocuklarda uzun süre ve yüksek dozda kullanılması büyümeyi durdurur. Gün aşırı uygulamayla bu sorun bir ölçüde asgariye indirilebilir.

    Dışarıdan alınan steroidler, aldosteron benzeri etkinlik gösterirler; Na – su tutulumu ile hipertansiyon ve ödemlere yol açması yanında, eğilimli hastalarda konjestif kalp yetmezliği ortaya çıkartabilir. Aldosteronun Potasyum atılımını arttırma etkisi de olduğu için şiddetli Hipokalemi sonucu motor güçte azalma, paralitik ileus (barsak felci), aritmiler (ritim bozuklukları) ve kardiyak diastolik asistoli (kalp durması) olabilir.

    Diğer yan tesirleri; lokal uygulandıkları gözde korneal ülser, glokom, katarakt ve viral enfeksiyonlarda alevlenme yapabilirler. İntra- kranial basınç artışı, hiperkoagulabilite, Tromboza eğilim, konvülziyon yapar, Ateroskleroz’u hızlandırırlar.

    Sağlıklı günler dileğiyle…
    Prof. Dr. Cengiz KIRMAZ

  • Tiroid bezi nerede bulunur ve görevleri nelerdir?

    Tiroid bezi nerede bulunur ve görevleri nelerdir?

    Tiroid bezi nerede bulunur ve görevleri nelerdir?

    Tiroid bezi boynun ön kısmında yer alıp erişkinlerde ağırlığı 15 ila 25 gr. arasında değişen ve her biri 3cm uzunluğa ulaşabilen iki lob ile bu lobları bağlayan isthmus denen köprüden oluşan kelebek şeklinde bir organdır. Tiroid bezi T3 ve T4 hormonlarını salgılayarak bazal metabolik hızla birlikte çeşitli kardiyak ve nörolojik fonksiyonları kontrol eder.

    Guatr nedir?

    Normalin ortalama iki katı büyümüş, yanı ağırlığı 40 gr. civarına ulaşmış bir tiroid bezine tıp dilinde guatr denir. Birçok guatrda bir veya birden fazla nodül bulunabilir. Guatrın en sık rastlanan sebebi diyetimizdeki iyot eksikliğidir, fakat gelişmiş ülkelerde sofra tuzuna iyot katılması guatrın tıbbi bir problem olmasına son vermiştir.

    Tiroid bezi hastalıklarını sınıflandırır mısınız?

    Tiroid bezi hastalıklarını basit olarak tiroid bezinin az çalışması, tiroid bezinin fazla çalışması, tiroid bezinin iltihaplanması ve tiroid nodülleri ile tiroid kanserleri olarak sınıflandırabiliriz.

    Tiroid bezinin az çalışmasının belirtileri nelerdir?

    Tiroid bezinin gerekenden az hormon salgılaması, yani tıp dilinde hipotiroidi tabir edilen durum hastalarda birçok şikayete sebep verir. Bunların en önemlileri kolay kilo almak veya diyete rağmen kilo verememek, cildin kuru, kırışık ve özellikle gözler çevresinde şiş olması, saç dökülmesi, enerjisizlik ve unutkanlık, bağırsakların tembelleşmesi, soğuğa dayanıksızlık ve el/ayak üşümesi, kas ağrıları ve güçsüzlük, cinsel istekte azalma, regl döneminde düzensizlik ve sık sık infeksiyon geçirmektir. Kişide bu belirtilerin birkaç tanesi birden mevcutsa tiroid fonksiyonu mutlaka kontrol edilmelidir.

    Tiroid bezinin çok çalışmasının belirtileri nelerdir?

    Hipertiroidi, yani tiroid bezinin gerekenden fazla tiroid hormonu salgılaması genel olarak metabolizmayı hızlandırır ve buna bağlı şikayetlere sebep verir. Bunların başında iştahın açık olmasına rağmen kilo kaybı, istirahat halinde nabzın dakikada seksenin üzerinde olması, çarpıntı şikayetleri, tansiyon yükselmesi, sıcağa dayanıksızlık ve gece terlemeleri, uykusuzluk, asabiyet, cildin devamlı nemli/terli olması, kas ağrıları ve adet düzensizlikleri sayılabilir.

    Tiroid nodülleri ve kanserleri hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

    Tiroid nodülleri tiroid bezinin elle muayenesinde sıkça rastlanan bir bulgudur. Tek veya birçok nodül mevcut olabilir. Nodüller risk faktörlerine ve klinik tabloya göre ultrason, ince iğne aspirasyon biyopsisi ve sintigrafiyle değerlendirilip gerekli tedavi uygulanır.

    Tiroid kanserleri tüm kanserlerin yüzde birini oluşturur. Kadınlarda erkeklere oranla üç kat daha fazla görülür. Başlıca risk faktörleri arasında baş ve boyun bölgesine uygulanmış ışın tedavisi, radyasyona maruz kalmış olmak ve tiroid sintigrafisinde tespit edilen “soğuk nodül” yer alır. Tiroid kanserlerinin tedavisi cerrahi olup, ameliyat sonrası kanserin türüne göre radyoaktif iyot tedavisi uygulanır ve ömür boyu takibi gerekmektedir.

    Tiroid ve hamilelik ile ilgili şu bilgileri ekleyebiliriz:

    — Tiroid bezinin az çalışması da, çok çalışması da hamile kalmayı etkileyebilir. Fakat çok daha sık rastlanan durum tiroidin az çalışmasıdır.

    — Özellikle tiroid bezi az çalıştığında ( = hipotiroidi ) regl düzensizlikleri, yumurtlamanın ( ovülasyon ) olmaması ve luteal faz tabir edilen rahmin döllenmiş yumurtanın yerleşmesi için gelişip hazırlandığı dönemin kısalması gibi problemler ortaya çıkar ve bunun sonucunda doğurganlık azalır.

    — Hamilelik öncesi tiroid hormonu seviyeleri ve tiroid antikorları ( anti-TPO ) mutlaka kontrol edilmelidir. Özellikle hamilelik öncesi anti-TPO seviyeleri yüksek bulunan bayanlarda hamilelik sırasında hipotiroidi ( tiroid yetmezliği ) ve düşük riskinin çok daha yüksek olduğu saptanmıştır.

    — Hamilelik sırasında fark edilmeyen veya doğru tedavi edilmeyen tiroid yetmezliği bebeğin hem fiziki gelişimini ,hem de zeka gelişimini ( düşük IQ ! ) olumsuz yönde etkiler.

    — Hamilelik sırasında hem vücudun tiroid hormonu ihtiyacı arttığından, hem de normal laboratuar değerleri hamileler için daima geçerli olmadığından sonuçların bir uzman tarafından değerlendirilmesi çok önemlidir.