Etiket: Hormon

  • Primer hipotiroidi hashimoto tiroiditi nedir?

    Vücudumuzdaki bir grup savunma hücresinin tiroid hücrelerini yabancı alğılayıp antikor aracılı yada doğrudan saldırı yaparak tiroid hücrelerini öldürmesi sonucu gelişen kronik, ilerleyici bir hastalıktır. Yavaş yavaş gelişir. Kanda anti tiroid peroksidaz ve veya antitiroglobulin isimli iki antikordan ikisinin veya birinin yüksekliği bulunur. Bu antikorlar tiroid hücrelerini yavaş yavaş tahrip ederler. Hastalık dünyanın % 10 da görülür ve hastaların çoğu kadındır.

    Hastalık; tiroid ultrasonu yapılması ve otoantikortestlerinin çalışılmasının artmasıyla erken dönemlerde tespit edilmektedir. Erken dönemden kasıt, hormon eksikliğinin gelişmediği, tiroid rezervinin yeterli olduğu dönemi ifade eder. Bu dönemde hastalığı durduran, etkinliği kanıtlanmış, hastalara önerebilecek bir ilaç yada yöntem (Lazer gibi ) henüz yoktur. Deneysel yöntemler uygulanıyor veya öneriliyorsa hastaya işe yaramayacağı bilgi verilerek uygulanmalıdır !!!

    Selenyum takviyesi ile yapılan çalışmalarında oto antikor titrelerinin azaldığı görülmüş olsa da hastalığın ilerlemesini durdurduğu henüz kanıtlanmamıştır. Kullanmamızda da sakınca yoktur.

    Hashimoto tiroiditi tanısında kullanılan testler nelerdir ?

    ​ TSH: Hipofiz’den üretilen hormon olup tiroid bezinden sT3 ve sT4 hormonu üretimini denetler. Tiroid hormonları azaldığında bezi uyarmak için TSH değeri yükselir tam tersine tiroid hormonları arttığında TSH değeri normalin altına düşer. Dışardan günlük tiroid hormonu alan hastalarda da Tiroid hormonu az geldiğinde TSH değeri yükselir fazla geldiğinde normalin altına düşer.

    ​sT4, sT3: Tiroid bezinden kana salınan, hücrelerdeki etkinlikten sorumlu hormonlardır.

    Hashimoto tiroiditi tanısında kullanılan testler nelerdir ?

    ​Antitiroglobulin Antitiroid peroksizdaz: Tiroid bezine karşı vücudumuzun ürettiği antikorlar olup tiroid bezinin tahribatını gerçekleştiren kötü antikorlardır. Hashimoto tiroiditi hastalarında düzeyleri dalgalı seyir gösterir. Hastalığın ileri dönemlerinde normal düzeylerde bile tespit edilir. Yine bir grup hastada parankimal tiroid hastalığına rağmen antikorlar normal düzeyde tespit edilebilir.

    Tiroid ultrasonu: Tiroid bezinin normal yapısının ne kadar bozulduğunu gösterir,içerisinde nodül gelişip gelişmediğini gösterir,nodüllerin özelliklerini değerlendirmemize, biyopsi yapılıp yapılmamasına karar vermeyi sağlar,tiroid bezinin büyümüş olup olmadığını, etraf dokulara baskı olup olmadığını gösterir,boyundaki lenf bezlerini değerlendirme imkanı verir

  • Erkekte meme büyümesi (jinekomasti) tanı ve tedavisi :

    JİNEKOMASTİ (MEME BÜYÜMESİ) :

    Tanım: Erkeklerde duktal meme dokusunun aşırı büyümesine jinekomasti denilir. Meme dokusunda artış olmadan sadece kilo artışına bağlı yağ depolanmasına sonucunda ortaya çıkan meme büyümesine ise Psödojinekomasti (Yalancı) denilmektedir. Gerçek ve yalancı jinekomasti ayırımı meme ultrasonu ile yapılabilmektedir.

    Nedenleri: Estrojen (Kadınlık hormonu) meme büyümesini uyarırken, Androjenler (Erkeklik Hormonu) meme büyümesini durdurur. Buradan da anlaşılacağı üzere bir erkekte Estrojen hormonunun artması veya Androjen hormonunun azalması sonucunda jinekomasti gelişebilir. Sağlıklı erkeklerde Estrojenin ana kaynağı Androjen hormonlarının yağ dokuda Aromataz enzimi ile estrojene çevrilmesidir. Bu sebeple yağ kitlesi artan (Kilo artışı) erkeklerde yağ dokuda estrojen üretimi artacağından jinekomasti gelişme ihtimalide artmaktadır. Hormon dengesini bozarak jinekomastiye yol açan nedenleri basitçe sıralamak gerekirse

    Estrojen içeren ilaçların kullanılması

    Estrojen üreten Testis tümörleri

    Estrojen üreten Adrenal bez tümörleri

    Yaşlanma

    Obezite

    Hipertiroidi

    Androjen (Testesteron) eksikliğne yol açan hastalıklar (Hipogonadizm nedenleri)

    Böbrek Hastalıkları

    Karaciğer hastalıkları

    Ergenlik Dönemi

    HCG üreten tümörler.

    Jinekomasti gelişen bir erkek yukarıda kısaca sıralanan tüm nedenlere yönelik olarak tetkik edilmelidir. Tedavi hastalığa yol açan nedene yönelik olarak değişkenlik göstermektedir. Primer nedenin tedavisi yanında kozmetik olarak rahatsızlık veren vakalarda Jinekomastiye yönelik olarak Cerrahi tedavide önerilmektedir.

    Jinekomastinin medikal tedavisinde uygun olan vakalarda SERM (selektif östrojen modilatörü) , Aromatoz inhibitörleri ve Androjen hormon replasmanı kullanılmaktadır.

  • Hipofiz bezi hastalıkları

    HİPOFİZ BEZİ HASTALIKLARI

    Hipofiz bezi beynin tabanında, hemen burun kökünün arkasında, sella tursika adı verilen bir kemik yapının içinde bulunan, fasulye büyüklüğünde bir salgı bezidir. Endokrin sistemimizi adeta bir orkestra şefi gibi yönetmekle sorumludur. Hipofiz bezi ön (Adenohipofiz) ve arka (Nörohipofiz) olmak üzere iki lobdan oluşur. Ön hipofiz bezinden TSH, ACTH, GH, LH, FSH ve Prolaktin isminde 6 farklı hormon sentezlenirken, Arka hipofiz bezinden ADH ve Oksitosin isminde iki farklı hormon sentezlenir. Hipofiz bezini etkileyen hastalıklar bu hormonların birinin yada birkaçının fazla yada eksik sentezlenmesi ile sonuçlanabilir ve bu durumdada ilgili hormon ile ilgili şikayetler ortaya çıkar. Yine hipofiz bezi beynimizin tabanında yer aldığından dolayı burada ortaya çıkan bir hastalık beynimizin beze komşu olan kısımlarınıda etkilerek başağrısı, görme problemleri vb gibi nörolojik bulgularada yol açabilir. Hipofiz bezi ile ilgili hastalıkları kabaca şu şekilde sıralayabiliriz.

    Prolaktinoma (Prolaktin)

    Akromegali (GH)

    Cushing Hastalığı (ACTH)

    TSHOMA (TSH)

    Hipopitutarizm

    Kraniofarenjioma

    Diabetes İnsipitus

    Hipofizer insidentilomalar

    1- PROLAKTİNOMA :

    Prolaktin hipofiz bezinden salgılanan ve görevi kadınlarda göğüsten süt üretilmesini sağlamak olan (süt hormonu) bir hormondur. Prolaktin hormonunun normal değeri kadınlarda<25ng/ml, erkeklerde ise 20 ng/ml dir. Bu değerlerin üzerinde prolaktin bulunmasına Hiperprolaktinemi denilir.Gebelik, Hipofiz adenomları, ilaçlar (depresyon ilaçları, doğum kontrol hapları vb), Hipotiroidi, karaciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları, sıkı elbise giyinme ve stres vb gibi bir çok farklı sebep prolaktin hormon değerini yükseltebilmektedir. Şayet Prolaktin hormonu Hipofiz bezinde oluşan bir adenomdan ( iyi huylu kitle) dolayı yükselmişse bu duruma Prolaktinoma denilmektedir.

    Prolaktin hormon yüksekliği kadınlarda adet düzensizliği, galaktore (memeden süt gelmesi), tüylenme artışı ve infertilite (kısırlık) gibi semptomlara yol açarken, erkeklerde tek bulgu genellikle Cinsel fonksiyon bozukluğu , infertilite olmaktadır. Her iki cinstede beyindeki adenoma bağlı olarak başağrısı, görme problemleri gibi nörolojik bulgularda ortaya çıkabilir.

    Yukardaki şikayerleri olan kişilerde ilk olarak Prolaktin hormon düzeyine bakılmalıdır. Şayet prolaktin hormonu yüksek gelirse ikinci aşamada hormon yüksekliğine yol açabilecek ilaç kullanımı mutlaka sorgulanmalıdır.Daha sonra kan testleri ile karaciğer, böbrek ve Tiroid fonksiyonları değerlendirilmelidir. Bayan hastalarda gebelik mutlaka ekarte edilmelidir. Yapılan testler sonucunda hormon yüksekliğini açıklayak bir sebep bulunamaz ise hastaların mutlaka Hipofiz MRI tetkikleri yapılmalı ve hipofiz bezinde bir adenom olup olmadığına bakılmalıdır.

    Testler sonucunda prolaktin yüksekliği ile birlikte Hipofiz MRI da adenom tesbit edilen hastaların tanısı Prolaktinomadır. Bu aşamadan sonra hastalar diğer hipofiz hormon bozukluklarına yönelik olarak mutlaka sorgulanmalı ve gerekli görülen hipofiz fonksiyon testleri yapılmalıdır.

    Tanı konulan hastalarda spesifik bazı durumlar dışında ilk tedavi seçeneği ilaç tedavisidir. Vakaların büyük bir çoğunluğunda Dopamin Agonisti (Bromokriptin-Kabergolin) ilaçlar ile hastalık etkili bir şekilde tedavi edilmektedir.Nadiren Beyin cerrahisi (Transsfenoidal adenoktomi ) ve Radyoterapi (gama knife- cyber knife ) ihtiyacı olmaktadır.

    2- AKROMEGALİ (DEV HASTALIĞI) :

    Hipofiz bezinde GH (Büyüme Hormonu) salgılayan adenoma bağlı kontrolsüz büyüme hormonu sentezlenmesi sonucunda ortaya çıkan ve oldukça nadir görülen bir hastalıktır. Akromegalik hastalarda Klinik semptom ve değişiklikler yıllar içinde yavaş yavaş ortaya çıktığından hastalık çoğu zaman geç tanı almaktadır.

    Akromegalik hastalarda el ve ayaklarda büyüme, yüzde kabalaşma, baş cevresinde artış yıllar içinde yavaş yavaş gelişir. Hastalar ayakkabı numarının büyümesinden , yüzüklerinin küçük gelmesinden , şapkalarının başlarına olmamasından yakınırlar. Yine hastalar yıllar önce çekilmiş fotograflarına baktıklarında yüz şekillerinin ciddi bir değişime uğradığını görürler. Büyüme hormonunun bu direk etkileri dışında birde dolaylı olarak etkileyip bozduğu sistemler vardır. Akromegalik hastalarda uzun dönemde diyabet, hipertansiyon, Koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği, aritmi, uyku apne sendromu, eklem problemleri, sekonder kanserler gibi bir çok farklı sistemi etkileyen hastalıklar ortaya çıkar ve hastalar tedavi edilmezler çoğunlukla erken yaşta kalp hastalıklarından dolayı kaybedilirler.

    Şüphenlenilen kişilerde Bazal GH ve IGF-1 (somatomedin C) bakılır. Şayet bazal GH ve IGF-1 hedef değerlerin dışında gelirse bu durumda Hastanın Hipofiz MR görüntülemesi ve OGTT-GH baskılama testi yapılır. Şayet OGTT de GH değerleri uygun bir şekilde baskılanmaz ise ve MRI da hipofizde adenom tesbit edilir ise Akromegali tanısı konulur.

    Akromegali ciddi mortalite (ölüm) ve Morbidite(hastalık) artışına yol açan bir hastalık olduğundan tanı konulan hastalar mutlaka tedavi edilmelidir. Tedavide ilk tercih Tecrübeli bir hipofiz cerrahı tarafından hipofiz adenomunun cerrahi olarak çıkarılmasıdır.Bunun için çoğunlukla Transsfenoidal (Burundan girilerek) yolla yapılan cerrahi tercih edilir. Cerrahi tedavi sonrası kür şansı ortalama %50-80 ler arasında değişmektedir. Adenom boyutu küçüldükçe kür şansı artmaktadır.

    Cerrahi sonrası gelişebilecek Hipofizer yetmezlik ve Akromegalinin Nüks etme ihtimalinden dolayı hastaların Cerrahiden sonra mutlaka endokrinoloji takibinde olmaları gerekmektedir. Nüsk gelişen hastalarda ikinci tedavi olarak çoğunlukla ilaç tedavisi tercih edilmektedir. Bu amaçla Somatostatin analogları (octreotid, Lanreotid), GH reseptör blokörü (pegvisomant) ve Dopamin agonisti (kabergolin) gibi ilaçlar tek başına veya kombinasyon halinde kullanılabilmektedir. Uygun hastalarda İlaç tedavisi ile birlikte veya tek başına Radyoterapi (Gama knife- Cyber Knife) tedaviside kullanılabilmektedir.

    3- CUSHİNG HASTALIĞI :

    ACTH hormonu hipofiz bezinden sentezlenen ve böbrek üstü bezlerini uyararak buradan stres hormonuda denilen Kortizol hormonu sentezini kontrol eden hormondur. Hipofizde ACTH üreten adenomlara bağlı olarak ortaya çıkan Kortizol hormon yüksekliğinin oluşturduğu metabolik etkilere Cushing Hastalığı denilmektedir. Şayet Kortizol hormon yüksekliğinin sebebi Hipofiz bezi dışından kaynaklanıyorsa (böbrek üstü bezi, ektopik ACTH üretimi, dışardan kortizon alımı ) bu duruma Cushing Sendromu denilir.

    Cushing Hastalığı olan kişilerde artan Kortizol üretimine bağlı olarak bir takım klinik özellikler ortaya çıkmaktadır. Obezite (özelikle vücudun üst kısmında yağ depolanması), kırmızı yüz rengi, aydede yüz, deride incelme, tüylenme artışı, cinsel foksiyon bozukluğu, adet düzensziliği, kas güçsüzlüğü, kemik erimesi, hipertansiyon, diyabet, depresyon gibi uzun dönemde bir çok sistemi etkileyip sorunlara yol açmaktadır.

    Şüpheli bulguları olan kişilerin Cushing açısından mutlaka tetkik edilmeleri gerekir.Bunun için ilk yapılacak şey tecrübeli bir Endokrinoloğun yapacağı Fizik Muayenedir. Çünkü Cushing hastalığının çok spesifik muayene bulguları vardır. İkinci aşamada tara testleri dediğimiz 81 mg deksametazon supresyon testi, 24 saatlik idrar kortizol atılımı, gece yarısı kortizolü gibi) testler yapılır. Bu testlerde anormal sonuç bulunanlarda ikinci aşamada doğrulama testleri yapılır. Bu testlerden sonra endojen Kortizol yüksekliği tesbit edilen hastalarda bu yüksekliğin kaynağını bulmak üzere lokalizasyon testleri dediğimiz testlere geçilir. Bu aşamada ACTH düzeyi, Hipofiz MRI görüntülemesi, yüksek doz deksametazon supresyon testi, CRH testi, inferior petrozal sinüs örneklemesi gibi testler kullanılır.

    Tüm bu test ve tetkilerden sonra hipofizer adenom kaynaklı Cushing Hastalığı tanısı konulanlarda ilk tedavi seçeneği cerrahidir. Tecrübeli bir hipofiz cerrahı tarafından hipofizdeki adenomun çıkarılması gerekir. Cerrahi sonrası kür şansı %50-80 ler arasındadır. Tanı anında adenom boyutu ne kadar küçükse cerrahinin başarı şansı o kadar yüksektir. İlk ameliyattan sonra nüks görülürse uygun vakalarda ikinci ameliyat ve/veya Radyoterapi tedavileri tercih edilir. Kortizol üretimini bloklayan ilaçlarla tedavi ise çok spesifik durumlar dışında genellikle tercih edilmez.

    4- TSHOMA:

    Hipofiz bezinde TSH üreten adenoma bağlı ortaya çıkan hastalıktır. Oldukça nadir görülür. Üretilen TSH a bağlı olarak bu hastalarda sT4 , sT3 yüksek iken TSH düzeyide uygunsuz olarak yüksek yada normal aralıkta tesbit edilir. Hastalarda tiroid hormon yüksekliğine bağlı olarak hipertiroidi semptomlarıda (çarpıntı, terleme, kilo kaybı, sininirlilik vb) bulunur. Yine TSH uyarısına bağlı olarak hastaların Tiroid bezi büyür ve Guatr oluşmasına yol açar. Hastalık en çok 30-40 lı yaşlarda görülür. Bazen Hipofizdeki adenom TSH ile birlikte diğer hipofiz hormonlarınıda salgılar. En sık Büyüme hormonu (GH) ve TSH bir arada sentezlenmesine bağlı olarak Akromegali ve hipertioidi bir arada görülür. Bu hastalıkta ortaya çıkan Hipofiz adenomları genellikle Makroadenomdur (çapı >10 mm) . Bu sebeble TSHOMA’lı hastalarda başağrısı ve görme problemleride görülebilir

    Hipertiroidi semptomu ile başvuran hastalarda sT4 ve sT3 yüksek iken TSH’ baskılanmadığı hastalarda TSHOMA dan şüphelenilir. Bu durumda TSH alfa subünit testi ve T3 supresyon testi yapılır. Yapılan testler TSHOMA ile uyumlu gelirse Hipofiz Bezi MRI görüntülemesi yapılıp adenom tesbit edilir.

    TSHOMA’ nın primer tedavisi Cerrahidir. Fakat vakaların büyük çoğunluğu makradenom olduğundan tek başına cerrahi tedavi ile kür şansı %35-40 lardadır. Kür şansını artırmak için radyoterapi tedaviside genellikle eklenir. Son yıllarda tedavi amaçlı kullanılan Somatostatin reseptör analogları (Octreotid, Lantreotid) ile son derece başarılı sonuçlar alınmıştır bu nedenle ilerki yıllarda ilaç tedavisi cerrahi tedavinin önüne geçebilir.

    5- HİPOPİTÜİTARİZM (HİPOFİZ BEZİ YETERSİZLİĞİ) :

    Bir veya daha fazla hipofiz hormonunun yetersiz üretimi sonucunda ortaya çıkan klinik tablonun adına Hipopitüitarizm denilir. Eğer tüm hipofiz hormonlarının yetersizliği olursa bu duruma Panhipopitüitarizm denilir. Genetik, enfektif, travma, malinite, vasküler , ilaçlar, hipofiz adenomları vb gibi bir çok farklı sebebe bağlı hipofiz bezinde meydana gelebilecek hasarlar sonucunda Hipopitüitarizm ortaya çıkabilmektedir. Hipofiz bezi hasarlarında genellikle ilk etkilenen hormonlar büyüme (GH) ve üreme (LH-FSH) hormonları olurken, ACTH (Kortizol) ve TSH (Tiroid) hormonları en son etkilenirler. Hipopitüitarizm de yetersiz olan hormon yada hormonlara bağlı olarak klinik semptomlar ortaya çıkar.

    GH (Büyüme hormonu) eksikliğinde çocuklarda büyüme gelişme geriliği olurken , Erişkinlerde halsizlik, kas kitlesinde azalma, göbek çevresi yağlanma artışı, kemik erimesi gibi semptomlar görülür.

    Üreme Hormonu (Gonodotropinler) (LH-FSH) kadınlarda yumurtalıkları ,erkeklerde ise testisleri uyararak kadında Estrojen ve yumurta , erkekte Testesteron ve sperm oluşumunu sağlarlar. Gonodotropinlerin eksikliğinde kadınlarda adet düzensizliği, göğüslerde küçülme, kemik erimesi, cinsel isteksizlik ve kısırlık görülürken, Erkeklerde ise cinsel isteksizlik, sertleşme problemleri, sperm azalması, halsizlik, kas kitlesinde azalma, testislerde küçülme, sakal ve koltuk altı tüylerde azalma gibi semptomlar görülür.

    TSH (Tiroid uyarıcı hormonu) eksikliğinde Tiroid bezi uyarılamaz ve santral hipotiroidi denilen tablo ortaya çıkar. Burada ki tüm bulgular klasik hipotiroidide (Tiroid hormon düşüklüğü) görülen bulgular ile aynı olmakla birlikte laboratuvar testlerinde düşük sT3 ve sT4 ile birlikte normalde artması gereken TSH hormonuda düşük yada normal aralıkta gelir.

    ACTH hormonunda eksiklik gelişir ise böbrek üstü bezleri (Adrenal bezler) uyarılamaz ve buradan üretilen Kortizol (Stres hormonu) hormonu üretimi azalır. Kortizol hormonu vücudumuz için hayati öneme sahip bir hormondur ve eksikliğinde hayatımızı tehdit edecek derecede ciddi bulgulara yol açar. Bunlardan en sık görüleni halsizlik, tansiyon düşüklüğü, karın ağrısı, bulantı, kusma, şeker düşüklüğü gibi semptomlardır. Kortizol eksikliği (Adrenal yetmezlik) olan bir kişi herhangi bir stres faktörü (enfeksiyon, travma, ameliyat vb ) ile karşılaştığında vücut bununla mücadele etmekte zorlanır ve basit enfeksiyon veya ameliyat için alınan anestezi bile ölüme yol açabilir.

    Hipopituitarizmden şüphelenilen kişilerde ilk bakılması gereken test hipofiz hormonları ile birlikte bu hormonların hedef bezlerden sentezlettiği son hormonlara bir arada bakmaktır.

    GH ile IGF1

    LH- FSH ile Kadında Esrodiol Erkekte Testesteron

    TSH ile sT4 ve sT3

    ACTH ile Kortizol

    Prolaktin

    Tanı hem hipofiz hemde hedef bez hormonlarının eş zamanlı düşük olması ile konulur. Yapılan bu ilk testlerden sonra gerekli vakalarda çeşitli dinamik endokrin testleride tanı için kullanılır.

    Tedavide hangi hormon yada hormonlarda eksiklik var ise bunların replasmanı verilir. Bu amaçla Tiroid hormonu, Büyüme hormonu (Somatropin), Testesteron, Estrojen, Progesteron, Hidrokortizon ve Desmopressin gibi hormonlar ihtiyaç duyulan miktarlarda kullanılır.

    6- KRANİOFARENJİOMA :

    Hipofiz bezi embriyonal olarak Rathke kesesi isminde bir dokudan köken alır. Çok nadiren (milyonda 1-2 kişi) bazı insanlarda bu kesenin artıklarından köken alarak beyinde genellikle Hipofiz bezinin üst kısmında gelişen, çoğunlukla kistik karakterde olan ve içinde kalsifikasyonlar (taşlaşma) içeren ve oldukça büyük boyutlara ulaşabilen ,bir çoğu bening (iyi huylu) olan beyin tümörlerine Kraniofarenjioma denilir.

    Hastalarda kitlenin bası etkisine bağlı olarak Hipopitüitarizm bulguları, görme problemleri, başağrısı, fazla idrara çıkma, fazla su içme, iştah artışı veya azalması, depresyon ve çoçuklarda büyüme gelişme geriliği gibi bir çok farklı semptoma yol açabilir.

    Şüphe duyulan hastalarda MRI veya Tomografi görüntülemesi ile genelikle hipofiz bezi üstünde yerleşen ve içinde kalsikasyon içeren tipik kitlenin görülmesi ile tanı konulur. Bu hastalarda hipopitüitarim açısından mutlaka hipofiz hormonlarıda değerlendirilmelidir. Ayırıcı tanıda diğer beyin tümörleri akla gelmelidir. Fakat Kraniofarenjiomaların çok tipik görüntü vermelerinden dolayı tanı koymak genellikle kolay olmaktadır.

    Tanı konulan hastalarda tedavi cerrahi olarak kitlenin uzaklaştırılmasıdır. İhtiyaç duyulan vakalarda radyoterapide kullanılabilir. Cerrahi öncesi ve sonrasında Hipofizer yetmezlik tanısı konulan hastalar mutlaka uygun dozda hormon replasman tedavisi ile takip edilmelidirler.

    7- DİABETES İNSİPİTUS :

    Hipofiz bezinin üstünde yer alan Hipotalamusta sentezlenen ve Hipofiz bezinin arka (Nörohipofiz) lobunda depo edilen ADH (Antidiüretik Hormon) hormonunun çeşitli nedenlere bağlı olarak yetersiz sentezlenmesi sonucunda ortaya çıkan hastalığa Diabetes İnsipitus denilir. ADH hormnunun görevi vücudumuzun ihtiyacına göre böbreklerimizden suyu tutmak ve buna bağlı olarakta idrar miktarını ve konsantrasyonunu ayarlamaktır. Hipotalamus ve-veya hipofiz bölgesini etkileyen Cerrahi, Travma, Enfeksiyon, Tümör, Kanama, İlaçlar ve genetik nedenler gibi bir çok farklı sebeple ADH üretimi azalabilir ve Diabetes İnsipitus ortaya çıkabilir.

    Hastalıkta tipik olarak böbreklerde su tutulamamasına bağlı olarak hastalar çok fazla idrara çıkarlar ve dolayısı ile çok fazla su içerler. Hastalığın şiddetine göre değişmekle birlikte bu kişiler günde 20 litre idrar yapıp yine bu oranda su içebilmektedirler. Hastalar suya ulaşabildikleri sürece genellikle ciddi problem ortaya çıkmazken şayet hastalar bir şekilde suya ulaşamazlar ise ölüm ile sonuçlanabilecek ciddi komplikasyonlara yol açar.

    Tanı için ilk olarak kan ve idrar osmolarite testlerine bakılır. Şüpheli görülen hastalarda kesin tanı için Su Kısıtlama ve AVP testleri kullanılır. Tanı için ADH hormon düzeyine bakmak çoğu zaman gereksiz ve güvenilmezdir.

    Santral Diabetes İnsipitus tanısı konulan hastalarda tedavide Desmopressin (Minirin tb / Nazal sprey) kullanılır.

    8- HİPOFİZER İNSİDENTİLOMALAR:

    Başka bir sebeple beyin görüntülemesi (MR veya Tomografi) yapılan kişilerde tesadüfi olarak saptanan hipofiz adenomlarına insidentiloma denilir. Adenomların boyutu 1 cm den büyükse makroadenom, küçükse mikroadenom olarak sınıflanır. Diğer yandan Adenomlar bir veya daha fazla Hipofiz hormonu üretiyorsa Fonksiyonel adenom , üretmiyorsa nonfonksiyonel adenom olarak isimlendirilirler.

    Hipofiz İnsidentilomaları çoğunlukla Nonfonksiyonel Mikroadenom şeklinde olduklarından klinik semptoma neden olmazlar. Özellikle makroadenomlar ve Fonksiyonel insidentilomalar ise klinik semptomlara yol açarlar. Bu semptomlar içinde ilgili hipofiz hormon bozukluğu ile ilgili semptomlar ve bası semptomları (görme bozukluğu, başağrısı vb) bulunur.

    Hipofiz insedentilomaları semptoma yol açsın veya açmasın tanı anında bir Endokrinoloji uzmanı tarafından fonksiyon testleri yapılmalıdır. Semptoma yol açmayan Hipofiz insidentilomalarında tedaviye gerek yoktur. Büyüme ihtimaline karşı takip edilirler ve takipler sırasında büyüme potansiyelleri son derece düşüktür. Semptomatik insidentilomalarda ise yapılacak testler sonucunda konulacak tanıya göre yukarda detaylı anlatılan tedavi yöntemlerinden uygun olanı uygulanır.

  • Bayanlarda kıllanma artışı sebepleri ve tedavisi

    HİRŞUTİZM (KILLANMA ARTIŞI) :

    Tanım : Bayanlarda erkek tarzı kıllanma artışı olmasına hirşutizm denilmektedir. Kıllanma artışı olan bayanların büyük bir kısmında Androjenler (Erkeklik Hormonları) artmış olarak bulunur. Fakat Androjenlerin artmasına yol açan bir çok farklı sebep vardır. Dolayısı ile Androjenlerinin artması sonucunda tüylenme artışı gelişen bir bayanda buna yol açan nedenin saptanıp ona göre tedavi planlanması gerekmektedir.

    Hirşutizme Yolaçan Nedenler:

    Polikistik Over Sendromu (En sık görülen neden)

    İdiopatik Hirşutizm

    Cushing Sendromu

    Hiperprolaktinemi

    Konjenital Adrenal Hiperplazi

    İnsülin Direnci

    Adrenal Bez Tümörleri

    Yumurtalık Tümörleri

    Sigara İçmek

    İlaçlar (Kortizon, Bazı Epilepsi ilaçları, Kemoterapi ilaçları, Tiroid hormonu vb)

    Tanı Testleri : Şikayeti olan hastalarda Ferriman-Gallwey Skorlama sistemi ile tüylenme artışının derecesi saptanmalıdır. Hastanın ek hastalıkları ve kullandığı ilaçlar detaylı olarak sorgulanmalıdır.Yukarda sıralanan nedenlere yönelik olarak muayene bulgularına detaylı olarak bakılmalıdır. Ayırıcı tanı için Androjen hormonları (Testesteron, DHEA, DHEA-S, Androstenedion ), Sex Hormon Bağlayıcı Globülin, Kortizol, Prolaktin, Homa-IR, 17-OH Progesteron gibi hormonlar ölçülmelidir. Testler sonucunda gerekli görülen vakalarda böbrek üstü bezleri ve yumurtalıkların radyolojik olarak görüntülemesi (USG,CT veya MRI) yapılmalıdır.

    Tedavi: Kıllanma artışına yol açan sebebe bağlı olarak uygulanan değişik tedavi yöntemleri vardır. Hastalara medikal tedavinin yanı sıra kozmetik tedavi (Lazer Epilasyon vb) ve Vegy diyet yöntemleride önerilmektedir.

  • Minopoz ve bioidentical hormon tedavisi

    Bayanların yumurtalık rezervlerinin tükenmesi sonucunda adet kanamalarının kesilmesine menopoz denilmektedir. Yaşlanma sürecine bağlı olarak ortalama 50-55 yaşlarında menopoz başlamaktadır. Doğal menopoz dışında Prematür Over yetmezliği ve Overlere yönelik cerrahi işlemlerden sonrada bayanlar daha erken yaşta menopoza girebilmektedirler. Menopoza giren bayanlarda yumurtalıklardan üretilen Estrojen ve Progesteron ismindeki kadınlık hormonlarının üretimi azaldığından bir çok klinik semptom ortaya çıkmaktadır. Çoğu bayanda bu semptomlar menopoza girmeden 3-4 yıl önce başlayıp menopoz ile birlikte zirve yapmaktadır. Menopoz semptomlarının hissedilmesi kişiler arasında farklılıklar arzetmektedir. Bazı bayanlar bu semptomlardan çok rahatsızlık duymazken , bazılarının hayatını çekilmez hale getirebilmektedir.

    Menopoz Semptomları :

    Sıcak Basmaları : Tipik olarak göğüs kafesinden başlayıp yüze doğru yayılan sıcak basması , terleme ve daha nadir olarak çarpıntı atakları ile kendini gösterir.

    Uykusuzluk

    Gece Terlemeleri

    Kilo Artışı : Metabolizmanın yavaşlamasına bağlı olarak

    İnsülin Direnci

    Duygu Durum Değişiklikleri : Anksiyete , iritabilite, depresyon, Konsantrasyon eksikliği

    Hafıza azalması

    Vajinal Kuruluk

    Cinsel İsteksizlik

    Halsizlik ve Enerji düşüklüğü

    Osteoporoz (Kemik Erimesi)

    Özelllikle menopoz semptomları günlük hayatlarını etkileyen bayanlarda ve erken yaşta menopoza giren bayanlarda tedavi endikasyonu vardır. Menopoz semptomlarının tedavisinde dünyada uzun yıllar yaygın olarak sentetik hormon replasman (tek başına estrojen veya estrojen+ Progesteron içeren haplar) tedavisi kullanılmıştır. Amerikada yapılan Women’s Health İnitiative ve İngilterede yapılan The One Million Women Study çalışmalarının 2002 ve 2003 yıllarında peşpeşe yayınlanmasından sonra tüm dünyada Sentetik hormon replasman tedavisi kullanımında ciddi bir azalma olmuştur. Çünkü her iki çalışmada da sentetik hormon replasman tedavisinin faydaları yanında yan etki olarak Koroner Kalp Hastalığı riskini, İnme riskini, Emboli riskini ve Meme Kanseri riskini artırdığı gösterilmiştir.

    Bu süreç içinde menopoz semptomlarını tedavi edebilmek için sentetik hormon replasman tedavisi yerine Bioidentical hormon replasman tedavisi (BHRT) gündeme gelmiştir. BHRT tedavisinde kullanılan hormonlar sentetik hormonların aksine moleküler yapı olarak insan vücudunda üretilen hormonlar ile nerede ise eşdeğer özelliktedirler. Ayrıca BHRT tedavisinde hormonlar sentetik hormon tedavisinden farklı olarak oral yoldan vierlmeyip dil altı veya cilt üzerine sürülen kremler şeklinde kullanılmaktadır. Bu sayede BHRT tedavisinde hormonlar karaciğerde ilk geçiş etkisi denilen metabolik etkiye uğramadıklarından Estrojen hormonunun istenmeyen metaboliti olan Xenoestrojen molekülerinin oluşumu engellenmiş olmaktadır.

    Normalde insan vücudun da üretilen Estrojenin %80’i E3 (Estron), %10’u E2 (Estradiol) ve %10’u ise E1 (Estron) şeklindedir. Bu Estrojen formlarından özellikle E1 meme ca riski ile yakından ilişkili iken E3 ise meme ca ya karşı koruyucu etki göstermektedir. BHRT tedavisinin klasik hormon replasman tedavisinden bir diğer farkı ise burada çıkmaktadır. Çünkü BHRT tedavisinde hastalara tek başına E2 verilmemekte değişen oranlarda E2 ve E3 kombinasyonları kullanılmaktadır.

    BHRT tedavisinde Klasik hormon replasman tedavisinin aksine her hastaya uygulanan standart bir doz yoktur , Uygulanacak hormon dozu kişiye özeldir. BHRT tedavisi öncesi klasik hormon replasman tedavisi alanlarda vücutta oluşmuş olabilecek Xenoestrojen moleküllerini temizlemek için Detox tedavisi uygulanabilir.BHRT tedavisi başlanan hastalarda uygun aralıklarla mutlaka PAP smear ve mamografi kontrolleri yapılmalıdır.

  • Hashimoto (kronik tiroidit) low level lazer tedavisi

    Hashimoto (kronik tiroidit) low level lazer tedavisi

    Düşük enerjili lazer tedavisi uzun yıllardır otoimmün bir hastalık olan Romatoid artrit tedavisinde kullanılmaktadır. Yine düşük enerjili lazerin yapılan hayvan deneylerinde immünmodülatör (immün sistemi düzenleyen) bir etkiye sahip olduğuda gösterilmiştir. Hayvanların tiroid bezlerine lazer enerjisi uygulandığında ise tiroid bezinin mikro kan dolaşımının arttığı ve üretilen tiroid hormon miktarının yükseldiği gösterilmiştir.

    Tüm bu tecrübelerden yola çıkarak Lazer tedavisinin otoimmün tiroid hastalığında (Hashimoto) immünmmodülatör ve antiinflamatuar etkileri ile rejenerasyon (yenilenme) etkisinin olabileceği düşünülmüştür.

    İlk defa 2013 yılında Dr Höfling ve arkadaşları tarafından Hashimoto hastalığı olan kişilere düşük enerjili lazer tedavisi uygulanmıştır ve oldukça başarılı sonuçlar alınmıştır. Lazer tedavisi öncesinde yüksek dozda Tiroid hormon replasmanı alan hastaların büyük bir kısmı işlem sonrasında hormon tedavisinden kurtulmuştur. Kalan hastalarda ise lazer tedavisi öncesi kullanılan hormon dozu ortalama %60-70 düzeyinde azaltılabilmiştir. Yine tedavi sonrasında hastaların AntiTPO (Tiroid otoantikoru) titrelerinde düşme ve ultrason görüntülerinde iyileşme tesbit edilmiştir.

    Dr Höfling ve arkadaşlarının bu bulgularından sonra Hashimoto hastalığının tedavisinde klasik hormon replasman tedavisinden farklı olarak lazer tedavisi rejenerasyon (yenilenme- iyileşme) etkileri ile öne çıkmaktadır.

    İşlem oldukça kolay ,ağrısız bir şekilde uygulanabilmektedir. Bilinen herhangi olumsuz bir yan etkisi bulunmamaktadır.

  • Tiroid ve gebelik

    GEBELİK VE TİROİD

    1- GEBELİKTE İYOT EKSİKLİĞİ:

    İyot elementi Tiroid hormon sentesi için gerekli olan bir elementtir.Normal sağlıklı bir bayanın günlük iyot ihtiyacı ortalama 150mcg/gün iken gebelerde bu ihtiyaç 300 mcg/güne kadar artış göstermaynağı olmadığından ektedir. Bu nedenlede gebelerde iyot eksikliği sık görülmektedir. Anne karnındaki bebeğin başka bir iyot kaynağı olmadığından annede gelişen iyot eksikliği bebeğide etkilemekte ve özellikle bebeğin zeka gelişimi üzerine olumsuzluk oluşturmaktadır. Bu nedenle bakılabilen gebelerin iyot düzeylerine idrar testi ile bakılmalı ve gerekli olanlara mutlaka iyot takviyesi başlanmalıdır.

    2- GEBELİK VE HİPOTİROİDİ (Tiroid hormon düşüklüğü) :

    Gebelerde hipotiroidinin en sık iki nedeni Hashimoto hastalığı ve iyot eksikliğine bağlı hipotiroididir. Hipotiroidi oldukça önemli bir bulgudur. çünkü gebelik ve bebek üzerine geri dönüşü olmayan bir takım olumsuzluklara yol açabilir. Hipotiroidiye bağlı olarak Bebekte zeka geriliği, gelişim geriliği, düşük riski, plesanta ayrılması, preeklamsi, erken doğum ve doğumda bebekte solunum zorluğu gibi etkiler görülebilir. Bu nedenlede gebelik planlayan bayanların hipotiroidi açısından kontrol edilmesi önerilir. Yine gebe kalmadan önce hipotiroidi nedeni ile tiroid hormon replasman tedavisi alan hastaların gebe kaldıklarında tiroid hormon ihtiyaçları ortalama %25 civarında artış gösterir. Bu nedenle bu durumdaki bayanların takipte oldukları doktorları ile hemen iletişime geçip gebeliğe uygun olacak yeni ilaç dozlarını belirlemeleri gerekmektedir.

    Gebelerde Hipotiroidi riskini tesbit etmek için rutinde TSH, sT4 ve sT3 hormonlarına bakılır. Bazı özel durumlarda doktorunuz ihtiyaç duyarsa TSH ile birlikte tT4 ve tT3 hormonlarınada bakabilir. Bakılan TSH değerleriniz gebelik hastanıza göre yüksek gelirse bu durumda hipotiroidinin sebebine yönelik olarak Anti TPO testi ve tiroid USG testi bakılabilir.Testlerin sonucundan sonra gerekli olanlarda vakit kaybetmeden Tiroid hormon tedavisine başlanır.

    TSH ALT SINIRI

    TSH ÜST SINIRI

    GEBELİK PLANLAYANLAR

    0.5 mIU/mL

    2.5 mIU/mL

    GEBELİĞİN İLK 3 AYI

    0.1 mIU/mL

    2.5 mIU/mL

    GEBELİĞİN 3-6. AYLARI

    0.2 mIU/mL

    3 mIU/mL

    GEBELİĞİN SON 3 AYI

    0.3 mIU/mL

    3 mIU/mL

    Yukardaki tabloda gebe adaylarının ve gebelerin olması gereken TSH değerleri görülmektedir. Hormon değeriniz bu limitlerin dışında ise bir Endokrinoloji doktoru ile irtibata geçmenizde fayda vardır.

    3- GEBELİK VE HİPERTİROİDİ (Tiroid hormon fazlalığı):

    Gebelikte kalıcı hipertiroidinin en sık nedeni Graves hastalığıdır. Fakat bir çok gebede gebelik hormonu olan Beta HCG nin tiroid bezini uyarıcı etkisinden dolayı özellikle gebeliğin ilk 3 ayında tiroid hormonları hafif yükselme eğilimindedir bu durum fizyolojik (normal) hipertiroidiye yol açmaktadır.Gebeliğin Fizyolojik hipertiroidisi özellikle ikiz gebeliği olanlarda , gebeliğe bağlı hiperemeziz gravidarum hastalığı (aşırı bulantı, kusma) olanlarda daha bariz bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenlede gebelikte ortaya çıkan hipertiroidide bu iki durumun birbirinden ayrılması için bir Endokrinolog ile irtibata geçilmelidir. Graves hastalığı düşünülen vakalarda mutlaka TSH reseptör Antikor titresine bakılmalıdır. Gebeliğin seyrini olumsuz etkileyebilecek düzeyde hormon yüksekliği tesbit edilen gebelerde mutlaka tedavi başlanmalıdır. Çünkü tedavi edilmeyen hipertiroidi durumunda ölü doğum, erken doğum, preeklampsi, düşük ve bebekte gelişme geriliği gibi çok ciddi gebelik komplikasyonları ile birlikte annede çarpıntı, terleme, titreme, kilo kaybı, uykusuzluk, sinirlilik gibi semptomlar ortaya çıkabilmektedir. Tedavide öncelikle antitiroid ilaç tedavisi tercih edilmektedir. İlaç tedavisi alamayan veya ilaç ile kontrol altına alınmayan durumlarda ise cerrahi tedavi gündeme gelebilmektedir.

    4- POSTPARTUM TİROİDİT :

    Gebelik öncesinde bilinen Tiroid hastalığı olmayan gebelerde doğumdan sonraki ilk bir yıl içinde ortaya çıkan tiroid bezinin inflamasyonudur. Bu hastalık özellikle Anti TPO antikoru pozitif olan bayanlarda daha sık ortaya çıkmaktadır. Klinikte hastalığın hem hormon yüksekliği hemde hormon düşüklüğü ile seyreden evreleri vardır. Hormon yüksekliği evresinde hastalarda çarpıntı, terleme, titreme, uykusuzluk, sininrlilik, kilo kaybı gibi hipertiroidi semptomları ortaya çıkabilir. Hipotiroidi evresinde ise ödem, kabızlık , üşüme , saç dökülmesi, depresyon, kilo artışı gibi bulgular ile kendini gösterir. tanı konulan hastalara hastalığın evresine göre beta Bloker veya Hormon replasman tedavisi başlanabilir.

  • Tiroid nodüler guatr

    TİROİD NODÜLLERİ (NODÜLER GUATR ) :

    Tanım: Tiroid bezinden köken alan, radyolojik ve patolojik olarak bezden farklı karaktere sahip olan lezyonlara tiroid nodülü denilir. Kadınlarda daha sık görülür ve her iki cinsiyette yaşlanma ile görülme sıklığı artar. Ultrasonografik olarak toplumda %60 lara varan oranda bir nodül sıklığı bulunmaktadır. Yani oldukça yaygın olan bir sağlık problemidir.

    Semptom: Tiroid nodülleri genellikle semptom vermezler bu nedenlede çoğunlukla başka bir sebeple yapılan baş boyun görüntülemesinde (USG, CT, MRI) veya doktor muayenesi sırasında tesadüfi olarak tesbit edilirler. Bunun yanında özellikle büyük boyutlu nodüller boyun ön bölgesinde şişlik, ses kısıklığı , yutma güçlüğü, nefes darlığı gibi bası semptomlarınada yol açabilirler. Yine hormon üreten nodüller (sıcak nodül) hipertiroidiye (tiroid hormon fazlalığı) yol açarak çarpıntı, terleme, titreme, sinirlilik, kilo kaybı gibi semptomlarada yol açabilirler.

    Nodüllere Yaklaşım: Şüphelenilen kişilerde ilk yapılması gereken Tiroid bezi muayenesi ile ele gelen nodül olup olmadığına bakmaktır. Nodül saptanan kişilerde mutlaka TSH düzeyine ve Tiroid Ultrasonografi testine bakılmalıdır. Şayet TSH baskılı(düşük) gelirse nodülün hormon üretip üretmediğini (sıcak/soğuk nodül) anlayabilmek için mutlaka Tiroid bezi Sintigrafi testi yapılmalıdır. Yine nodül tesbit edilen hastalarda Ailevi Tiroid kanseri ( Medüller Ca) riskini ekarte edebilmek için bir kereye mahsus Kalsitonin düzeyide bakılmalıdır. Bu testlerden sonra gerekli görülen vakalarda diğer Tiroid kanserleri riski açısından Tiroid İnce İğne biyopsisi planlanmalıdır.

    Tedavi: Tiroid nodüllerinde genel olarak Cerrahi ve Radyoktif iyot (Atom) tedavisi olmak üzere iki farklı tedavi yöntemi vardır. Yapılan testler sonucunda : .

    Malign (Tiroid kanseri içeren) veya Malinite şüphesi olan nodül : Cerrahi tedavi önerilir

    Sıcak nodül (hormon üreten ) : Hastanın diğer özellikleride göz önüne alınarak Cerrahi veya Radyoaktif iyot tedavisi önerilir.

    Soğuk (hormon üretmeyen) ve Bening (iyi huylu) karakterde olmasına rağmen yutma güçlüğü, ses kısıklığı,nefes darlığı gibi bası semptomu yapan nodüller: Cerrahi tedavi önerilir.

    Hormon üretmeyen, Bening karakterli ve Bası semptomu yapmayan nodüller: Herhangi bir işlem yapmadan uygun aralıklarda takip önerilir.

    Takip: Nodülün Ultrasonografide görülen özelliklerine göre takip eden Endokrinoloğunuzun uygun gördüğü aralıklarda yeniden değerlendirmesi yapılır. Bu değerlendirmelerde nodülün büyümesi, kanlanması , fonksiyonu gibi özelliklerine bakılır. Şüpheli bir değişim farkedilen nodüllerden Tiroid biyopsisi yapılır.

    Nodül Nedeni ile Cerrahi veya radyoaktif iyot tedavisi uygulanan hastalara tedavi sonrası genellikle Tiroid hormon tedavisi başlanır ve uygun aralıklarda hormon düzeylerinin kontrol edilmesi gerekir.

  • Tiroid bezinin hastalıkları

    TİROİD BEZİ
    Tiroid bezi nefes borusunun sağ ve sol tarafında bulunan 20×30 mm boyutunda ve 15-20 gram ağırlığında, T3(Triiyodotironin) ve T4(Tiroksin) hormonlarını sentezleyen iç salgı organımızdır. Tiroid hormon yapımında iyot elementi kullanılır:T3;3 iyot elementi ve T4: 4 iyot elementi içermesi nedeniyle numaralandırma yapılmıştır. T4 kan dolaşımı ile tüm vücutta dağılır. Hücreye girmeden önce T3’e dönüşerek metabolizmada rol alır. Tiroid bezinin hormon yapımı beyinde bulunan hipofiz bezinden salgılanan TSH(Tiroid uyarıcı hormon) tarafından kontrol edilir.

    TİROİD BEZİ HASTALIKLARI
    Guatr: Tiroid bezi büyümesi
    Nodül: Tiroid bezinde mm’den cm’ye kadar değişen boyutlarda, normal dokudan farklı yapıda
    doku oluşması
    Tiroidit: Tiroid bezinin çoğunlukla mikrobik olmayan iltihabi reaksiyonu
    Hipertiroidi: Tiroid bezinin fazla çalışması
    Hipotiroidi: Tiroid bezinin az çalışması

    TİROİD HASTALIĞI GELİŞME RİSKİ
    • İyot eksikliği olan bölgelerde yaşayanlar
    • Ailede tiroid hastalığı olanlar
    • Tip 1 DM, Romatoid artrit ve Pernisiyöz anemi gibi otoimmun hastalığı olanlar
    • Gebelik ve doğum sonrası dönem
    • Çeşitli nedenlerle baş ve boyun bölgesine radyoterapi uygulananlar
    • Lityum ve amiodaron gibi iyot içeren ilaç kullananlar
    • İnterferon gibi otoimmun reaksiyona neden olan ilaç kullananlar

    TİROİD HASTALIĞI TANISI İÇİN:
    1. Hormon ölçümü : Venöz kan örneği saat 08-17 00 arasında aç/tok farketmeden alınarak yapılır. Laboratuvar tarafından verilen referans aralıklarına göre T3-T4 normal veya düşük iken TSH yüksek ise tiroid bezi az çalışıyor kabul edilir. T3-T4 normal veya yüksek iken TSH düşük ise tiroid bezi fazla çalışıyor kabul edilir.
    2. Otoantikor ölçümü: Anti tiroid peroksidaz(AntiTPO) ve Anti tiroglobulin(Anti Tg) ölçümlerinin yüksek olması vücudun tiroid bezine karşı reaksiyon gösterdiğini; otoimmun hastalık olduğunu belirtir.
    3. Tiroid ultrasonografisi: Ses dalgalarının dokudan geçirgenliği hesaplanarak tiroid bezi boyutu, nodül olup olmadığı; var ise yapısı ve özellikleri değerlendirilir.
    4. Tiroid sintigrafisi: Radyoaktif madde verildikten sonra tiroid bezinde tutulma oranına göre tiroid bezi aktivitesi konusunda bilgi verir. Gebelikte ve emzirme döneminde yapılmaz.
    5. Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi: Ultrasonografi ile tespit edilen ve 1 cm üzerindeki tüm nodüllerde uygulanır. Anestezi olmadan, ince iğne ile az miktarda sıvı basit bir işlemle alınarak patolojik olarak incelenir. Yeterli olmaz ise 3 ay içinde tekrar edilebilir.

  • Prostat kanseri için hormon tedavisi – 2

    Prostat kanserinde hormon tedavisi yazımızın ikinci bölümünde anti-androjen denilen ilaçlardan bahsedeceğiz. Prostat hücrelerinin büyüme ve çoğalmasında kilit role sahip androjen hormonları, prostat hücrelerinin yüzeyindeki androjen reseptörü (algaç) denilen proteinlere bağlanarak çalışır. Anti-androjenler, androjenlerin bu reseptörlere bağlanmasını engeller.

    Bu grupta yer alan ve en yaygın olarak kullanılan ilaçlar Flutamide (Eulexin) ve Bicalutamide’dir (Casodex).

    Her gün alınan hap şeklinde kullanılırlar.

    Anti-androjenler çoğunlukla tek başlarına kullanılmazlar. Sıklıkla LHRH agonistlerinin etkinliği azaldığında ek olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, LHRH agonisleri ile kez kullanıldığında tümör flare etkisinden korunmak için birkaç haftalığına kullanılırlar.

    Buna ek olarak anti-androjenler, orşiektomi veya LHRH agonistlerine ek olarak birinci basamak hormon tedavisi olarak da kullanılabilmektedir. Bu yönteme kombine androjen blokajı denilmektdir.

    Eğer prostat kanserli bir hastada anti-androjen etki etmemeye başlarsa, anti-androjen tedaviye ara vermek, kısa bir süre için kanserin büyümesinde durmaya yol açabilir. Biz buna anti-androjen çekilme etkisi demekteyiz. Bunun nedeni ise henüz netlik kazanmamıştır.

    Enzalutamide (Xtandi)

    Yeni nesil bir anti-androjen tedavi yöntemidir. Normalde androjenler kendi reseptörlerine bağlandığında, reseptör hücre kontrol merkezine büyüme ve bölünme sinyali gönderir. İşte Enzalutamide bu sinyali bloke eder. Her gün alınan hap şeklinde kullanılır.

    Enzalutamide, cerrahi dirençli prostat kanserli erkeklerde yararlı olabilir. Birçok ilaç çalışmasında, erkek hastalar LHRH agonist ile tedavi edildi. Ancak, cerrahi müdahale yapılmamış testosterone düzeyine sahip erkeklerde nasıl etki ettiği hakkında net bir bilgi yoktur.

    Hormon tedavilerinin olası yan etkileri

    Orşiektomi ve LHRH agonistleri ve antagonistleri, testosteron düzeylerinin düşmesi sebebiyle benzer yan etkilere sahiptir. Bu yan etkiler;

    – Azalmış veya kaybolmuş cinsel istek

    – İktidarsızlık

    – Penis ve testislerde küçülme

    – Zamanla iyileşen veya yok olan ateş basmaları

    – Meme hassasiyeti ve meme dokusunda büyüme

    – Kırıklara neden olabilen osteoporoz (kemik incelmesi)

    – Anemi (düşük kırmızı kan hücre sayısı)

    – Mental güçsüzlük

    – Kas kütlesi kaybı

    – Kilo alımı

    – Yorgunluk

    – Yüksek kolesterol

    – Depresyon

    Bazı araştırmalar göstermiştir ki, yüksek tansiyon, diyabet, inme, kalp krizi ve kalp hastalıklarına bağlı ölüm riskinin hormon tedavisi uygulanan erkek hastalarda yüksektir. Ancak bu konuda yapılan tüm araştırmalar bunu doğrulayamamıştır.

    Antiandrojenler benzer yan etkilere sahiptir. LHRH agonistleri, antagonistleri ve orşiektomi arasındaki temel fark ise anti-androjenlerin cinsel açıdan düşük yan etkilere sahip olmasıdır. Bu ilaçlar tek başına kullanıldıklarında, cinsel istek ve ereksiyon genellikle devam etmektedir. Ancak, bu ilaçlar LHRH agonistleri ile tedavi edimiş erkek hastaya verildiğinde, ishal temel yan etkidir.

    Abiraterone eklem ya da kas ağrılarına, yüksek tansiyona, vücutta sıvı birikimi, ateş basmaları, mide problemlerine ve ishale neden olabilir.

    Enzalutamide ishale, yorgunluğa ve ateş basmalarının kötüleşmesine neden olabilir. Bu ilaç ayrıca sinir sisteminde de bazı yan etkilere neden olmaktadır. Bunlar, baş dönmesi ve nadiren felçtir. Bu ilacı alan erkekler düşmeye bağlı sakatlanmalara meyillidir.

    Hormon tedavilerinden kaynaklanan yan etkilerin çoğu önlenebilir veya tedavi edilebilir

    Örneğin,

    – Ateş basması şikayetine antidepressanlar ve diğer ilaçlar çoğunlukla yardımcı olabilir.

    – Osteoporozu engellemede birçok ilaç önleyici ve tedavi edici etki yapabilir.

    – Depresyon antidepresanlar veya psikolojik danışma ile tedavi edilebilir.

    – Egzersiz yorgunluk, kilo alımı, kemik kaybı, kas kaybı gibi yan etkileri düşürmede yardımcı olabilmektedir.