Etiket: Hormon

  • Menopoz döneminin cilde etkileri

    Menopoz döneminin cilde etkileri

    MENOPOZDA BENLERİNİZE DİKKAT EDİN!
    MENOPOZDA EN İYİ DOSTUNUZ
    GÜNEŞ KREMİNİZ OLSUN
    YÜZÜNÜZDEKİ TÜYLENMENİN SAÇINIZDAKİ DÖKÜLMENİN NEDENİ MENOPOZ OLABİLİR!

    Kadınların korkulu rüyası menopoz, cilt yapısında birçok değişikliğe neden oluyor. İlk etkisi cilt kuruluğu olan menopoz döneminde; yüzde kıllanmada artış, kasık ve koltuk altı kıllarında incelme, saç dökülmesi, cilt lekelerinde artış, mevcut benlerde koyulaşma gibi değişimler gözlenir.

    Ancak alınacak bazı önlemlerle menopoz döneminin cilt üzerindeki olumsuz etkilerinden korunmak mümkün: Her şeyden önce güneş koruyucusu sürmeden dışarı çıkmayın! A, C ve E vitaminin antioksidan etkisiyle gençleşin. Cildinize uygun, tedavi edici özellikte kremleri tercih edin, neştersiz güzelleşme yöntemlerinden yararlanın.

    Menopoz döneminde daha fazla özen isteyen cilt bakımıyla ilgili şu detaylara dikkat edilmelidir;

    Cildimiz başta östrojen olmak üzere hormonların etkisi altındadır. Menopozla birlikte değişen hormon seviyesi cildimizde birtakım değişikliklere neden olur. Östrojen hormonu cildimizin hem epidermis hem de dermis tabakasını etkilemektedir. Östrojenin azalması, epidermiste hücre bölünmesinin yavaşlamasına neden olur. Bu sebepten cildimiz incelir, daha çabuk incinir ve yaralanır. Yaralar daha geç iyileşir, cilt alerjik hastalıklara karşı daha duyarlı hale gelir.

    İLK ETKİ: CİLT KURULUĞU

    Cildimizin dermis tabakası da aynı şekilde östrojen hormonunun etkisi altındadır. Kolajen, elastin salgısı ve hyarülonik asit miktarında azalma; menopoz döneminde dermis tabakasında görülen değişiklerdir. Bu etkiler; ciltte elastikiyet azalmasına, cildin gevşemesine, nemsizliğe ve çizgilerin artmasına neden olur. Menopozda ilk görülen cilt bulgusu deri kuruluğudur. Bunu elastikiyet azalması ve çizgilerin artması takip eder.

    YÜZ TÜYLENİR SAÇ DÖKÜLÜR

    Menopoz döneminde östrojen azalması, testesteron hormonunun duyarlılığının artmasına neden olur. Yüzde kıllanmada artış, kasık ve koltuk altı kıllarında incelme, saçta erkek tipi dökülme olarak isimlendirilen, özellikle tepe kısmında olan dökülmeye menopozdaki kadınlarda sık rastlanılır. Yine hormonların etkisiyle bazı kadınlarda ciltteki yağlanma artar ve sivilceler çıkar.

    BENLER VE LEKELER ARTAR

    Cildimizin renk hücreleri, östrojen hormonu tarafından kontrol edilmektedir. Menopoz döneminde cilt, UV etkilerine karşı daha duyarlıdır. Cilt lekelerinde artış görülür. Lekeler; yüz, boyun ve dekolte bölgelerinde özellikle görülür. Menopoz döneminde aynı zamanda mevcut benlerde koyulaşma ve değişikliklerde görülebilir. Bu sebepten güneşten korunmak ciddi önem taşımaktadır.

    Sıcak basmaları, menopozda çoğu kadının karşılaştığı bir durumdur. Yüzde ataklar halinde gelen kızarıklık ve ter boşalması yakınması vardır. Kızarıklık en sık yüzde görülür ama boyun ve göğüs ön yüzünde de rastlanılabilir.

    TIRNAKLAR KIRILIR TABANLAR SERTLEŞİR

    Menopoz döneminde avuç içleri ve ayak tabanlarında sertlikler görülebilir. Topuklarda daha belirgin olan bu sertlikler bazen ciddi ağrılara neden olarak yürümeyi zorlaştırabilir.

    Östrojen azalması, tırnak yapısında da değişiklere neden olmaktadır. Tırnaklarda kuruma, nemsizlik, tırnak yapısında bozukluklar görülür. Tırnaklar daha kırılgan görünüm kazanır. Ellerin su, sabun, deterjan, oje ve asetonla fazla teması bu kırılganlığı daha da arttırır.

    GÜNEŞ KREMİ OLMADAN ASLA!

    Menopoz döneminde görülen bu değişikleri ortadan kaldırmak amacıyla dermatoloji hekimleri ile kadın doğum hekimleri hastaları birlikte takip eder. Kadın doğum hekimleri uygun gördükleri hastalarda hormon takviyesi tedavisine başladıklarında, bu tedavinin cilt üzerine de olumlu etkileri bulunmaktadır. Hormon tedavisinin uygun dozda ve sürede kullanımı, olası yan etki riski açısından önem arz etmektedir.

    Menopoz döneminde cilt bakımında bazı hususlara dikkat etmek gerekmektedir. Cilt kuruluğuna neden olacak temizleyicilerden, sabunlardan özellikle kaçınılmalıdır. Güneş koruyucu kullanımına önem verilmelidir. Güneş koruyucu kullanımı hem lekelerin koyulaşmasını engelleyici, hem de yaşlanmanın engellenmesi açısından önemlidir. Cilt yapısına ve tipine uygun olan koruyucular dışarı çıkılmadan 20 dakika önce sürülmeli ve sık aralıklarla yenilenmelidir.

    VİTAMİNLERLE GENÇLEŞİN

    Dermatolojik olarak A vitamini, C vitamini, peptit, bitki büyüme hormonu ve topikal östrojen içeren kozmetik ürünler, menopoz dönemindeki kadınlarda önerilen ürün gruplarıdır. A vitamini; derimizin kolajen salgılamasına, kalınlaşmasına ve cilt lekelerimizin açılmasında etkili olur. Vitamin C ve Vitamin E; cildimize zarar veren antioksidanların uzaklaştırılmasında etkili antioksidanlardır. Tırnakları besleyen, nemlendiren tırnak bakım ürünleri yararlıdır.

    DOĞRU KREMİ SEÇİN

    Harici östrojenler ve bitkisel kökenli östrojen içeren kremlerin menopoz döneminde ayrı bir yeri vardır. Bu ürünlerin derinin elastikiyetinde, kalınlığında ve nemlendirici özelliğinde artmaya neden olduğu gösterilmiştir.

    MENOPOZA KARŞI NEŞTERSİZ YÖNTEMLER

    Botoks, dolgu maddesi enjeksiyonları, mezolifting, saç mezoterapisi, peeling, lazer uygulamaları ileri durumlarda başvurulan yöntemlerdir. Bu yöntemler daha uzun süreli yanıt elde edilmesini sağlarlar. Ciltte oluşan lekeleri tedavi etmek, hem de ciltte kolajen, elastin salgısını arttırmak amacıyla peeling yöntemine başvurulur. Peeling iki ya da üçer hafta arayla dört ila altı seans arasında yapılır. Peeling sonrası cildin güneşten korunması çok önemlidir.

    Ciltte görülen sarkma, elastikiyet kaybı ve kırışıklıklar mezolifting işlemi ile tedavi edilebilir. Cildi yenileyen vitaminler, antioksidanlar, mineraller ve hyarülonik asit maddesi minik iğneler yoluyla cilt altına enjekte edilir. Ortalama dört altı seans, iki ya da dört seans aralıklarla yapılır.

    KAZ AYAKLARINA BOTOKS

    Özellikle yüzün üst kısmı ve göz çevresinde olan çizgileri ortadan kaldırmak amacıyla botoks işlemi, yaşlanmadan kaynaklanan volüm kaybını ortadan kaldırmak amacıyla dolgu enjeksiyonuna başvurulur. En çok ağız çevresi, dudaklar ve gülme çizgileri dolgu enjeksiyonu ile tedavi edilir. Etkinlik ortalama 6 ay sürmektedir.

    Saç mezoterapisi ile saçın ihtiyacı olan vitamin ve destek maddeleri direkt saçlı deriye seri enjeksiyon teknikleri ile uygulanır. Saçlarda dökülmede azalmanın yanında, canlanma ve dolgunluk elde edilir.

    MENOPOZDA ÇANTANIZDAN EKSİK ETMEYİN!

    Cildin yapısına uygun bir sabun veya temizleyici ürün. (Normal ve kuru ciltler için gliserinli sabun, yağlı ciltler için ise kurutucu özellikte sabun)

    Cildi temizledikten sonra uygulanmak üzere sıkılaştırıcı tonik (Kesinlikle alkol, aseton, salisilik asit, resorsinol gibi cildi kurutan katkı maddeleri içermemeli).

    Yağlı ciltlere uygun yağsız krem veya jeller

    Cilt yapısına uygun nemlendirici kremler (kuru ciltler için yağlı, yağlı ciltler için ise az yağlı ve su bazlı)

    Yaz-kış dışarı çıkmadan sürülmek üzere yüksek faktörlü güneş koruyucular.

    Geceleri uyumadan uygulamak üzere yine cilt yapısına uygun bir gece kremi.

    Banyo suyuna katmak üzere parfümsüz banyo yağları.

    Cildin nem dengesini koruması için ph 5.5 olan temizlik malzemeleri (şampuanlar, vücut yıkama ürünleri)

  • Adet Döngüsü

    Adet Döngüsü

    Adet döngüsü, üç faz halinde incelenebilir;
     

    1. Folliküler faz: Adet kanamasının ilk günü ile başlar. Beynin altında bulunan hipofiz bezinden salgılanan ve yumurtalıklarda follikül (içerisinde sıvı, yumurta hücresi ve yumurtayı çevreleyen hücreleri içeren yapı) gelişimini uyaran FSH (follikül stimüle edici hormon) etkisiyle folliküllerde büyüme meydana gelir. Bir süre sonra salgılanan FSH seviyesi bir miktar düşer, bu sayede bir grup halinde büyümekte olan folliküllerden yalnızca bir tanesi öne çıkar ve o ay ki olgun yumurtayı oluşturur. Diğer folliküller dejenere olarak bir daha kullanılmamak üzere yok olurlar. Gelişen bu follikül, yumurta oluşturması yanında içerdiği diğer hücreler sayesinde bu dönemde östrojen adlı hormonunda üretilmesini sağlar. Bu hormon rahim iç zarının kalınlaşması, rahim ağzında şeffaf sıvı akıntısının oluşması gibi gebelik oluşmasında önemli birçok basamakta görev alır.

    2. Yumurtlama fazı: Kısa bir zaman aralığıdır. Artan östrojen hormonuna dramatik bir yanıt olarak, hızla LH (luteinize edici) hormon düzeyleri yükselir. Bu LH yükselişi yumurtanın son olgunluk bölünmesini tamamlamasını ve follikülden yumurtanın atılmasını sağlar. Bu olay genellikle takip edecek adet kanamasından 14 gün önce meydana gelir.

    3. Luteal faz: Yumurtlama ile başlar. Yumurtanın atıldığı follikül,östrojenle birlikte progesteron hormonunu da üretmek için değişimler gösterir ve sarı cisimi (korpus luteum) oluşturur. Bu hormon çok önemlidir çünkü rahim içi zarını döllenmiş yumurtanın tutunmasına uygun hale dönüştürür. Eğer gebelik oluşup, buradan hormon üretimi başlayıp, sarı cisim uyarılmazsa oluşumundan 12 – 1

    4 gün sonra fonksiyonu son bulur. Dolayısıyla progesteron hormon seviyeleri düşer, rahim içi zarı dökülür ve kanama ile dışarı atılır.

     

  • POLİKİSTİK OVER SENDROMU

    POLİKİSTİK OVER SENDROMU

    Polikistik over sendromu denilen bu klinik tablo,1935 yılında Stein ve Leventhal

    adlı iki bilim adamı tarafından tanımlanmıştır ve onların adına izafeten de,Stein-Leventhal

    Sendromu olarak ta adlandırılır.Sıklıkla 30 yaşın altındaki genç hanımlarda görülür ve

    overlerde(yumurtalık) kalın bir dış katman içerisinde birçok iyi huylu kist oluşumu ile

    karakterize bir tablodur.Kronik anovülasyon yani “yumurtlamama”bu klinik tablonun ana

    karakteridir.Adet görememe veya gecikmeli adetler,erkek tipi tüylenmede artış,fazla kilo alma

    ve kısırlık gibi özellikleri vardır.

    Polikistik over sendromu yaklaşık bir yüzyıldan beri bilinmekte ve çok

    araştırılmakta olan klinik bir problem olmasına rağmen,oluşumu hakkında tam bir bilgi

    yoktur.Şeker hastalığına yatkınlığı olan birisinin,polikistik over sendromuna da yatkınlığı

    olduğu tespit edilmiştir.Şişmanlık, polikistik over sendromu ile sıklıkla birlikte görülen ve

    klinik tablonun oluşumunu daha da artıran bir durumdur.Vücutta artan yağ dokusu,östrojen

    üretimine ve kan östrojen seviyelerinin artmasına,bu da beyindeki hipofiz bezinden daha az

    FSH(folikül uyarıcı hormon)üretilmesine neden olur.Yine bu östrojenlerin artması ile,LH

    hormonu da artar.LH artışı da overlerde erkeklik hormonu yapımını artırır.

    Polikistik over sendromu bulgularını şu şekilde özetliyebiliriz:

    — Adet düzensizliği ; adet siklusları genellikle 6-8hafta veya daha fazla

    sürer.Yaklaşık yılda 8’den daha az adet görülür.Kanamalar düzensiz olur,uzun sürebilir,fazla

    miktarda olabilir ve aralarda lekeler olabilir.

    — Yumurtlama bozuklukları ; polikistik over sendromlu hastaların

    yumurtalıklarında çok sayıda içi sıvı dolu kesecik (folikül) vardır ve bu kesecikler ,olgunlaşıp

    yumurtlama aşamasına gelemezler ve dolayısıyla “yumurtlama olmaz”.

    — Yumurtalıklarda kist oluşumu ; polikistik over sendromlu hastaların

    yumurtalıkları çok sayıda içi sıvı dolu kesecikle doludur.Buna bağlı olarak ta

    yumurtalıklar,normalin 2-3 katına kadar büyürler.

    — Kasık ağrısı ; ağrıların nedeni tam olarak bilinmemekle beraber,büyüyen

    yumurtalıkların ağrıya neden olduğu sanılmaktadır.

    — Şişmanlık ve kilo alma ; polikistik over sendromlu hastaların çoğunda kilo

    alma,kol ve bacaklara oranla,karın bölgesinde daha çok olmaktadır.Polikistik over sendromlu

    hastaların hemen hepsinde olmasa da,büyük bir çoğunluğunda kilo artışı vardır.

    — Tüylenme ; bu hastalarda erkek tipi tüylenme görülür.Yüzde ,çene

    altında,göğüslerde,karında ,kol ve bacaklarda tüylenme olur,saç dökülmesi görülebilir.

    — Ciltte yağlanma; polikistik over sendromlu hastalarda ciltte yağlanma ve sivilce

    oluşumu sık görülür.Ayrıca vücudun bazı bölümlerinde cilt lekeleri ve saçlı deride

    kepeklenme görülür.

    — Kısırlık ; polikistik over sendromlu hastaların çoğu,yumurtlama olmadığı için

    çocuk sahibi de olamazlar.Bu da hastaların en önemli ,doktor’a başvuru nedenidir.

    — İnsülin’e direnç ve şeker hastalığı ; son yıllarda yapılan çalışmalar polikistik over

    sendromu ile insülin arasında ilişki olduğunu ortaya koymuştur.İnsülin çoğumuzun bildiği

    gibi,pankreas’tan salgılanan ve hücrelerin glikoz’u(şeker) kullanmalarını sağlayan bir

    hormondur.Polikistik over sendromunda hastalarda insülin’e karşı bir direnç

    oluşmaktadır.Bunun üzerine de pankreas daha fazla insülin üretmeye başlamaktadır.Yüksek

    insülin de yumurtlamayı engelleyici yönde etki gösterir ve sonuçta androjenlerde artış

    olur.Kilolu ve tedavi olmamış polikistik over sendromlu hastaların yaklaşık dörtte birinde,30

    yaşın üzerinde şeker hastalığı ortaya çıktığı gözlenmektedir.Aynı zamanda bu hastalarda,

    hipertansiyon ve kolesterol yüksekliği de ortaya çıkabilir ve dolayısıyla da,kalp hastalığı

    yönünden iyi izlenmelidirler.

    — Endometrium(rahim iç zarı) kanseri riski artar ; polikistik over sendromunun

    tedavi edilmemesi halinde,uzun süreli adet düzensizlikleri ve yumurtlamanın olmaması

    durumunda artan östrojenlerin endometrium’a etkisi ile, progesteron hormonu da olmadığı ve

    endometrium uzun süre östrojene maruz kaldığı için,endometrium kanseri riski de

    artmaktadır.

    Polikistik over sendromu teşhisi koyabilmek için,hastadan alınan anamnez ve

    muayene bulguları önemlidir.Günümüzde ultrasonografi,özellikle transvajinal

    ultrasonografi,tanıda oldukça önemli bir yere sahiptir.Ultrasonografide yukarıda belirttiğimiz

    çok sayıdaki küçük kistler ,çok net bir şekilde gözlenir.Bu kistler,gelişmeye başlayan ancak

    yumurtlamaya kadar gidemiyen foliküllerdir.Polikistik over ,içerisinde kistler barındıran

    yumurtalıkların ultrasonografideki görüntüsüdür,halbuki polikistik over sendromu ise,bu

    kistik görünümle birlikte,klinik tablonun ve hormon tablosunun da ortaya çıkmasıdır.Kan

    tablosunda LH/FSH oranının yükselmesi,testesteron,DHEA-SO4 ve androstenedion

    düzeylerinin de yükselmesi tanıda önemlidir.

    Polikistik over sendrom’lu hastaların tedavisi ; Tedavi hastanın çocuk isteyip

    istememesine göre değişir.Çocuk istemiyenlerde tedavi :

    — Kilo verdirilerek tedaviye başlanır.Bunun için düşük kalorili diyet uygulanır.

    — Düzenli bir egzersiz programı uygulanır.Bu şekilde hem kilo vermesi

    sağlanır,hem de uzun vadede oluşabilecek kalp ve damar hastalığı riski azaltılır.

    — İnsüline duyarlılığı artıracak ilaçlar kullanılır.Bu amaçla “metformin”adlı ilaç

    kullanılabilir.Bu ilacın etkisiyle,barsaklarda glikoz emilimi,karaciğerden glikoz salınımı

    azaltılır ve dokular tarafından glikoz emilimi artırılarak,kan şekeri seviyeleri düşürülür.İnsülin

    direnci de azalır.Tedaviyle birlikte,en başta adetler düzelir,daha sonra da yumurtlamalar

    başlar.

    — Doğum kontrol hapları da düzenli adet oluşturarak,rahim içi zarın düzenli

    dökülmesini sağlar ve tüylenme azalır.

    Çocuk isteyenlerde ,kilo verme,düzenli egzersiz ve metformin tedavisine ilaveten

    yumurtlama tedavisi uygulanır.Yumurtlama tedavisine klomifen sitrat ile başlanır,cevap

    alınamazsa ,HMG ve FSH hormonları içeren ilaçlar kullanılır.Ancak bu tedavilerin

    yumurtalıkların aşırı uyarılmasına sebep olarak,ciddi sonuçlar doğuracağı da gözardı

    edilmemelidir.Günümüzde çok az olsa da,cerrahi tedavinin uygulanabileceği durumlar da

    olabilir.

  • HANIMLARIN KORKUSU,ADET GÖREMEME(AMENORE)

    HANIMLARIN KORKUSU,ADET GÖREMEME(AMENORE)

    Hanımlarımızı oldukça tedirgin eden klinik tablolardan birisi de adet

    görememe yani tibbi ismiyle amenore’dir.

    Bir kız çocuğu ,14 Yaşına geldiği halde,memelerde büyüme ve

    gelişme olmaması, veya tüylenme gibi ikincil cinsiyet karekterlerinin

    gelişmemesi veya 16 yaşına gelmesine rağmen,ilk adetin görülmemesi

    veya normal adetlerini gören kadında 3 ay üstüste adet görülmemesi

    durumunda adet görememe veya amenore durumundan söz edilir.16

    yaşına kadar hiç adet görememe durumuna ‘primer amenore’,adet gören

    kadında adetlerin kesilmesine ise ‘sekonder amenore’ denilmektedir.

    Adet görememe şikayeti ile gelen kız çocukları veya

    kadınlar,mutlaka araştırılmalı ve özellikle yumurtalık hormonları,tiroid

    hormonları ve prolaktin(süt hormonu) hormonu bakılmalıdır.Daha sonra

    hastada yeterli östrojen olup olmadığı test edilmelidir;bu amaçla hastaya 5

    gün süreyle progesteron hormonu verlir ve 1 hafta içinde adet görüp

    göremediği izlenir.Hasta 1 hafta sonra adet görürse,büyük bir

    ihtimalle,hastada yumurtlama olmuyor demektir.Tabiiki erişkin hasta

    ise,hamile olmadığından emin olmak gerekir.Eğer hastada yumurtlama

    yoksa(anovülasyon),elbette bunun tedavisi yapılmalıdır.Eğer 5 günlük

    progesteron verilmesine rağmen,kanama olmuyorsa,ya östrojen yetersiz

    ya da kanama kanalları kapalı olabilir.Erişkin hanımlarda en sık

    sebep,kürtajların arkasından oluşabilen rahim içi yapışıklıklarıdır.Bunu

    anlamak için,hastaya östrojen+progesteron preparatları verilerek,adet

    olup olmadığına bakılır,rahim içi yapışıksa adet olmaz.

    Adet olamamanın yumurtalık veya beyin kökenli olduğunu anlamak

    için de,yumurtalık hormonları ile birlikte, beyinden salgılanan gonodotrop

    hormonlara bakılır;yumurtalık hormonları normal olduğu halde,beyinden

    salgılanan hormonlar yüksek seviyelerde ise,beyinde hormon salgılayan

    bir kitle olabilir veya yumurtalıklarda yetersizlik olabilir.Bazen bu durum

    düzelebilir bazen de düzelmez ve erken menopoz oluşabilir.Bazı

    hastalarda ise beyinden salgılanan hormonlar normal

    seviyelerdedir,ancak yumurtalıkları uyaramazlar veya yumurtalıklar bu

    hormonlara karşı duyarsızdırlar.

    Tüm tetkikler normal çıkıyorsa,stres,üzüntü gibi psikolojik nedenler

    veya hızlı kilo verme,aşırı egzersiz ve çevre ve iklim değişiklikleri gibi

    nedenlerle de amenore görülebilir.

    Daha iyi anlaşılması için,amenore denilen adet görememe

    durumlarını şu şekilde maddeler halinde özetleyebiliriz :

    gelişim bozuklukları ; doğumsal olarak rahim,tüpler ve vajenin

    üst kısmının olmaması halidir,yumurtalıklar normal olduğu halde,adet

    yoktur.

    ascherman sendromu ; kürtajlara bağlı olarak,rahim içinin

    yapışık olması durumudur.

    testiküler feminizasyon ; kişi genetik olarak erkektir,ancak

    erkeklik hormonuna karşı duyarsızlık olduğundan,karın içinde testisler

    olmasına rağmen,dış görünüşleri kadın gibidir.

    gonodal agenezis ; kişide yumurtalıklar gelişmemiştir.

    over yetmezliği ; erken menopoz halidir.

    radyasyon veya kemoterapi ; şua alınması veya çeşitli ilaçlara

    bağlı olarak,yumurtalıklar fonksiyonlarını kaybederler.

    hipofiz tümörleri ; en sık, süt hormonu salgılayan

    prolaktinoma’lar görülür ve aşırı süt hormonu seviyeleri de diğer

    hormonların da salınımlarını bozar.Bu durumda öncelikle tümör tedavi

    edilmelidir.

    stress,üzüntü,hızlı kilo verme ve çevre değişiklikleri de amenore

    nedenidir.

    Sonuç olarak,buluğ çağına geldiği halde hiç adet göremeyen kız

    çocuklarında veya normal adet gördüğü halde,adetleri kesilen

    hanımlarda,mutlaka sebep araştırılmalıdır ve buna göre de tedavi

    başlatılmalıdır.

  • ADET (MENSTRUASYON)DÜZENSİZLİKLERİ

    ADET (MENSTRUASYON)DÜZENSİZLİKLERİ

    Normalde hanımlar 22-35 gün aralıklarla adet görürler (bir adet

    dönemi,bir adetin başlangıcından diğer adet’in başlangıcına kadar hesaplanır) ve

    3-7 gün kadar devam eder.İlk günler genellikle daha fazla olan kanama gittikçe

    azalır ve 7.gün civarında kesilir.Adet kanı’nın miktarı yaklaşık 50-60ml

    kadardır.Bazı hanımlarda iki adet ortasına denk gelen günlerde, lekelenme

    tarzında bir kanama olabilir ve her adet dönemi bu kanama tekrar edebilir .Bu

    kanamanın ovülasyon (yumurtlama) döneminde olduğu bilinmektedir.

    Anlatılan bu düzenden sapan her adet düzensiz adet’tir ve her düzensiz

    adet’in kendine özgü sebepleri ve tedavisi vardır.Bu nedenle de hastaların çok

    iyi öykü vermesi gerekmektedir.Jinekologlara başvuran hastaların çoğu,adet

    düzensizliği veya anormal kanamalar nedeniyle gelmektedir.

    Adet düzensizliği yapan nedenler,yaşa göre çok değişiklikler

    göstermektedir:

    Yeni doğan dönemi ; Anneden geçen hormonların doğumdan sonra

    hızla azalması sonu oluşan vajinal kanamalardır.

    Oyun çağı dönemi ; Bu dönemde genellikle vajene yabancı cisim

    konulması neticesinde kız çocuklarında vajinal kanamalar olabilir.

    Geç çocukluk dönemi ; Erken puberte (ergenleşme) denilen durum

    oluşur ki bu da bir tümör , hormon bozukluğu veya vajende yabancı cisim

    nedeniyle oluşabilir.

    Juvenil kanama(Genç kızlık dönemi) ; Bu kanama da genellikle

    yumurtalıklardan yumurtlamanın olmayışı ve düzensiz hormon

    (progesteron)üretimi neticesinde oluşmaktadır.Bazen kanamalar birkaç günden

    birkaç haftaya kadar sürebilir ve eksik olan hormon yerine konmak suretiyle

    tedavi edilir.Yalnız bu dönemde hormon tedavisi yaparken,dikkat etmek

    gerekir.Çünkü büyüme döneminde olan kız çocuklarında hormonlar,büyümeyi

    engelliyebilir.

    Üretken dönem ; Bu dönemdeki kanamalarda akla ilk gelen,gebelik

    olmalıdır.Gebelikte elbette kanama olmaz ,ancak “ düşük tehlikesi “veya “dış

    gebelik” durumunda vajinal kanamalar olabilir.Yine ,gebeliğin geç

    dönemlerinde “çocuğun eşinin erken ayrılması” veya “eşin aşağıda yerleşmesi”

    sonucunda da kanamalar olabilir. Yine bu döneme ait başka bir kanama

    nedeni,yumurtlama bozukluklarıdır.Genellikle yumurtlama bozuklukları

    sonucunda rahmin iç zarında (endometrium) kalınlaşma (hyperplazi) nedeniyle

    de kanamalar oluşur. Tabiiki en önemli kanama nedeni “kanserlerdir”.Dışarıdan

    alınan bazı ilaçlar ve özellikle düşük dozlu doğum kontrol hapları da kanama

    yapabilir.Aylık ve üç aylık doğum kontrol iğneleri de aynı şekilde,kanama

    yapabilir.

    Genital organ hastalıkları ; Vajinal tümörler ,rahim ağzındaki

    yara(erezyon)lar,polip veya rahim ağzından sarkan myom’lar,rahim ağzı

    kanserleri ve myom denilen rahmin kendi urları da düzensiz kanamalar

    yapabilir.

    Üretken çağ sonu dönemi ; Yumurtlama olmaması

    sonucu,yumurtalıklardan düzensiz hormon salınması neticesinde oluşan

    kanamalardır.Rahim içerisinde hiperplazi denilen kalınlaşmalar genellikle bu

    dönemde oluşur ve kanser riski fazla olan bu lezyonlardan mutlaka biopsi (parça

    almak) alınarak teşhis konulmalıdır.

    Menopoz ve sonrası dönem ;Hormon düzeyleri’nin düşmesi(atrofi)

    sonucu oluşabildiği gibi ,genital kanser sebepli de olabilir.Bu dönemde genital

    kanser riski arttığı için,ciddi inceleme gerektirmektedir.

    Tabiiki adet düzeninin sağlanmasında, beyin’in rolü çok

    büyüktür.Stressler,psikolojik bozukluklar ,iklimsel ve sosyoekonomik

    bozukluklar da düzensiz adet kanamalarına sebep olmaktadırlar.

    Adet düzensizlikleri veya adet dışı kanamalarda mutlaka muayene

    yapılmalı ,ultrason ,hormon tetkikleri ,smear ve endometrial biopsi(rahimden

    parça alınması) yapılıp kanama’nın nedeni ortaya çıkarılmalıdır.

  • HİPERPROLAKTİNEMİ

    HİPERPROLAKTİNEMİ

    Prolaktin hormonu süt hormonu olup belirli düzeylerde kadın üreme organlarının gelişimi ve fonksiyonu için gereklidir.

    Prolaktin hormonu beynimizin hipofiz bezinden üretilir. Kadınlarda normal prolaktin düzeyleri genellikle 25 ng/ml nin altındadır. Prolaktin hormonunun yüksekliğine yol açan durumları şöyle sıralayabiliriz.

    Açıklama: http://www.jinekolognet.com/pictures/bullet.gif Hamilelik ve emzirme dönemleri Hipofiz bezinin prolaktin salgılayıcı tümörler (mikroadenomlar ve makroadenomlar) Hipotiroidi, yükselen TRH hormonu yüksekliği Psikiyatride kullanılan ilaçların bir kısmı (antidepressanlar ve antipsikotikler) Diğer farmakolojik ilaçlar (özellikle bulantı giderici ilaçlar) Diğer sebepler (Böbrek yetmezliği, Karaciğer sirozu gibi) İdiopatik (sebebi tespit edilemeyen) nedenler

    Prolaktin hormonu yükselince (hiperprolaktinemi durumunda) vücutta ne olur? -Adet düzensizlikleri (az adet olma, seyrek adet olma, adet olamama) -Meme ucu akıntısı (gebelik dışında süt gelmesi = galaktore). -Yumurtlamanın bozulmasına bağlı olarak gebe kalamama (kısırlık) görülebilir

    Ayrıca prolaktin yüksekliğine sebep olan esas hastalığa bağlı belirtiler ise şöyledir;

    Açıklama: http://www.jinekolognet.com/pictures/bullet2.gifHipofiz, hipotalamus belgelerinde diğer iç salgıların bozukluğu ve bunlara ait fonksiyon bozukluğu Tümörlerde baş ağrısı görme bozuklukları Tiroit bezi çalışma bozukluklarında; halsizlik, iştahsızlık, enerji azlığı, depresyon

    Tanı Eğer prolaktin seviyeleri yüksek ise yapılması gereken mutlaka troid hormonlarına bakılmalıdır. Ayrıca Hipofiz MR çekilir.

    Prolaktin yüksekliği nasıl tedavi edilir?

    Hiperprolaktinemi ilaç tedavisine iyi yanıt verebilmektedir. Tedavide ilaç kullanımı en geçerli ve sağlıklı yöntemdir, prolaktin hormonu üretimini ve kana salınımını denetleyen hormona yönelik ilaçlar kullanılır ve hastaların çoğunda ilaç tedavisi ile sorun ortadan kalkar. Ancak ilaç tedavisi yan etkilerden dolayı kolay bir tedavi değildir. Bazı hastalarda baş dönmesi, bulantı ve halsizlik, tansiyon düşüklüğü gibi problemler yaratabilir, bunlar zaman içerisinde azalır ve tedavi bittiğinde de kaybolurlar. Öncelikle Prolaktin düzeyini yükselten neden bulunmaya çalışılmalı ve bu neden tedavi edilmelidir. Şikâyet gebe kalamama olduğunda ve kişide prolaktin yüksekliği saptanmışsa genelde prolaktin seviyesini düşüren ilaçlar ve bazen beraberinde yumurtlamayı sağlayıcı ilaçlar kullanılır. Sorun göğüslerden süt gelmesi olduğunda ise prolaktin seviyesini düşüren ilaçlardan faydalanılır. Şikâyet adet düzensizliği olduğunda yine prolaktin seviyesini düşüren ilaçlardan faydalanılabilir ancak çocuk isteği olmayan bir kadında sadece belirtiyi ortadan kaldıran, yani adet kanamalarını düzene sokan doğum kontrol hapı gibi ilaçlardan da faydalanılabilir.

    Hipofiz Adenomunun Tedavisi

    Görüntüleme yöntemleriyle kişide hipofiz adenomu adı verilen iyi huylu tümörler saptandığında öncelikle bunun bası belirtileri yaratıp yaratmadığı araştırılır. Adenomlar iyi huylu tümörlerdir ve oldukça da sık gözlenirler, kanserleşme eğilimi göstermezler ve genellikle yavaş büyürler. Yapılan otopsilerde 70 yaşında olup şikâyeti olmadığı bilinen kadınlarda bile % 5 oranında hipofiz adenomuna rastlanabilmektedir. Hipofiz adenomlarının çapları bir santimetreden küçük olanlara mikro adenom, büyük olanlara makro adenom adı verilmekle beraber önemli olan adenomun boyutu değil çevre dokulara baskı yapıp yapmadığı, büyüme ve hormon salgılama hızıdır. Hipofiz adenomunun çevreye yaptığı baskının derecesi genellikle görüntüleme yönteminde net olarak izlenmekle beraber görme sinirine bası varlığını araştırmak amacıyla görme alanı muayenesine de başvurulur. Adenomların büyük kısmı prolaktin düşürücü ilaçlarla tedavi edilebilir. Böylelikle operasyonlara oldukça az başvurulmaktadır. Özellikle şiddetli belirtilere neden olan (şiddetli baş ağrısı, görme alanının çok daralmış olması) veya hızlı büyüme eğilimi gösteren adenomlarda ameliyat gerekebilir.

  • Adet Kanaması Nedir ve Nasıl Oluşur?

    Adet Kanaması Nedir ve Nasıl Oluşur?

    1) Adet (regl) nedir?
    Adet, kadınların rahim iç astar dokusunu oluşturan endometrium tabakasının gebelik için her ay kendini yenileme çalışması olarak, döktüğü doku kalıntılarının rahimden gelen bir miktar kan ile dışarıya atılmasıdır. Bu döngü her ay hormonlar vasıtası ile gerçekleşen, vücudun doğurganlık sistemindeki doğal davranışıdır. 

    2) Adet kanaması nasıl oluşur?
    Endometrium (rahim iç tabakası) adet döngüsünün başında östrojen hormonun etkisi ile kalınlaşarak, proliferasyon adı verilen evreden oluşur. Adet kanamalarının ortasında yumurtlama (ovulasyon) meydana gelir. Adetin ikinci aşamasında ise, progesteron hormonunun etkisi ile sekretuar evresi görülmektedir. Bu aşamadan sonra vücuttaki progesteron hormonu seviyelerinin azalması ile kalınlaşan endometrium tabakası dökülerek, kanamayı meydana getirir. Kısacası adet kanaması, endometrium tabakasına ait doku parçaları ve rahimden gelen bir miktar kandan oluşmaktadır. Kanamanın sonuna doğru hormon aracılığı ile endometrium tabakası tekrar kalınlaşarak, adet kanaması sonlanır. Bu döngü her ay sistematik bir şekilde gerçekleşerek, kadınların doğurganlık özelliğini aktif kılar.

    3) Adet döngüsü nedir?
    Adet döngüsü, kadınların adetinin her ay düzenli bir şekilde gerçekleşmesi anlamına gelmektedir. Bu döngünün gerçekleşmesi, kadınların üreme sisteminin sağlıklı olduğunun göstergesidir. Kadınların anatomik yapısı gereği doğurganlık özelliği hormonlar aracılığı ile adet döngüsünün her ay düzenli bir şekilde gerçekleşmesi ile gereken gebelik şartlarını sağlamaktadır. 

    4) Adet kanı pis kan mıdır?
    Adet kanı kesinlikle pis kan değildir. Yukarıda bahsedildiği üzere adet kanı; rahimden gelen bir miktar kan ile endometrium tabakasına ait doku parçalarından oluşmaktadır. Rahim, gebelik için uygun şartları sağlayan, tamamen steril bir sahadır. Bu nedenle gebeliğin oluşacağı bölgeden gelen kanın pis olması mümkün değildir. 

    5) Kız çocuklarının adet yaşı kaçtır?
    Bir genç kızın fizyolojik olarak gelişme evresine girdiği ve ilk adet gördüğü ortalama yaş, 12’dir. Ancak 9-14 yaşları arası adet görülmesi de normal kabul edilmektedir. Genç kızların ilk adeti, tıp literatüründe menarş olarak adlandırılır. Eğer 9 yaşından önce adet kanaması gerçekleşiyorsa, erken menarş olarak ifade edilen ve normal kabul edilmeyen bir durum meydana gelmiş olur. Ayrıca diğer ergenlik belirtilerinin başlaması ile genç kızlar henüz 16 yaşına kadar adet görmemiş ise, bu durumun da mutlaka araştırılması gerekmektedir. 

    6) Kadınlar ortalama kaç yaşına kadar adet görür?
    Kadınlar, adet kanamalarının kesilmesi ile doğurganlıklarının tamamen sonladığı menopoz dönemine kadar adet görmektedir. Menopoz yaşı birçok faktöre bağlı olarak değişkenlik gösterse de, ülkemizde yapılan araştırmalara göre kadınların ortalama menopoz yaşı 48-55’dir.  Ancak bu yaşlardan önce vücudun hormonal olarak girdiği değişim evresi birkaç sene öncesine dayanan bazı belirtilerle ortaya çıkmaktadır. 

    7) Doktora başvurulması gereken durumlar nelerdir?

    • 16 yaşında kadar adet görmemiş genç kızların mutlaka doktora başvurması gerekir.
    • Adet dönemleri dışındaki ara günlerde kanamanın olduğu durumlarda mutlaka doktora başvurmak gerekir.
    • Adet sıklığının artması ve azalması ( 21 günden daha az ya da 35 günden daha fazla),
    • Uzun bir süre adet görmeme,
    • Adet kanamalarının 7 günden fazla sürmesi,
    • Düzensiz adet görme,
    • Aşırı kanama (günde 4-5 ped değiştirme ihtiyacı),
    • Adet dönemlerinin ağrılı geçmesi,
    • Tampon kullandıktan sonra ani ateşlenme ve mide bulantısının olması halinde mutlaka doktora başvurmanız gerekir. Bu durum toksik şok sendromu olarak ifade edilen enfeksiyonun göstergesidir.
  • Sağlıklı saçlar ve saç hastalıkları

    Saçlarımız, hatta cildimizin tüm hücreleri belirli frekanslarla dökülmektedir. Cildimizin hücreleri ortalama 28-45 günde bir dökülürken saçlarımızın döngüsü 4-6 yıldır. Ancak saçların döküldüğüne hemen her gün şahit olmaktayız. Çünkü dökülme evresine giren mutlaka 50-100 saç teli bulunmaktadır. Bu demektir ki günlük saç dökülme miktarı 50-100 saç teli için normal olarak kabul edilebilmektedir. Dökülen saçın yerini saç kökünün yeni ürettiği bir saç teli almaktadır.

    Her gün kaç saç telinin döküleceği, kişinin toplam terminal saç sayısı, saçlarının yaşam döngüsünün ortalama süresi, genetik özelliklerimiz, metabolik özelliklerimiz ve yanı sıra, saçlarının maruz kaldığı fiziksel etkiler (şampuanlama, fırçalama) gibi faktörlere bağlıdır. Kopan ve kırılan saç telleri de dikkate alınmalıdır, çünkü bunlar görünürde dökülen saç sayısını arttırmaktadırlar. Aslında, döküldüğü sanılan saçların çoğu bazı sebeplerden ötürü kırılmış olan saç telleri olabilmektedir.

    Bazen özellikle vücudun stres altındayken gösterdiği tepkiler dışında, saçlarda aşırı dökülme tariflenir. Bu durum kadınlarda erkeklere göre daha sık görülebilir veya kadınların saçlarına olan ilgisi yüzünden daha fazla göze çarpabilir.

    Kadınlarda saç dökülmesi aylık periodları ile ilişkili olarak, adetten hemen önceki günlerde, menapoz dönemlerinde, hamilelik bitiminden 4-6 ay sonrasında görülebilir. Bu tip hormonlara bağlı dökülmeler de fizyolojik sınırlar içindedir. Mevsim döngülerinde, ateşli hastalıklar sırasında, psikolojik stres durumlarında, tiroid (guatr) hastalıklarında, çeşitli ilaçların kullanımına bağlı olarak, demir eksikliğine veya vitamin ya da folik asit eksikliğine bağlı olan kansızlık durumlarında da saç dökülmesi görülebilir.

    Özel bir dökülme tipi olan erkek tipi saç dökülmesi kadınlarda da görülebilir. Saçların genelinde bir dökülme olmadan sadece tepesinde görülen saçlarda seyrelme durumudur. Bu durumda kadın hastalıkları açısından tarama yapılır. Bazen “polikistik over” denilen kistik yumurtalık sorunu ile birliktelik gözlenebilir. Bazen de prolaktin (süt hormonu) ile ilişkilendirilir. Neticede hormonal bir hastalık söz konusu olması halinde bu tip saç dökülmesinden söz edilmektedir.

    İnsanoğlu tarih boyunca saç dökülmesinin nedenlerini araştırmıştır. Saç dökülmesi hem erkeklerde, hem de kadınlarda görülebilir; ancak erkeklerde erkek tipi saç dökülmesi oranının yüksekliği saç dökülme problemi açısından daha fazla göze çarpmaktadır. 25 yaşındaki erkeklerin %25’inin saçı biraz da olsa dökülmeye başlamıştır. Bu oran 50 yaşındaki erkekler arasında %50’ye çıkar.

    Fizyolojik saç dökülmesi

    Bu tip saç dökülmesi genellikle geri dönüşümlüdür. Yeni doğan bebeklerin ilk birkaç gününde görülen ani saç dökülmesi veya hamile bir kadında doğumun sonrasındaki 4.aylarda görülen yaygın saç dökülmesi fizyolojiktir. Erişkinliğe doğru düz ön saç çizgisinin kaybolması da fizyolojik saç dökülmesi olarak kabul edilir, fakat bu saç dökülmesi geri dönüşümlü değildir.

    Androgenetik saç dökülmesi (Erkek tipi saç dökülmesi)

    Androgenetik saç dökülmesi tüm dünyada erkek ve kadınlarda en sık görülen saç dökülmesi tipidir. Androjenik saç dökülmesi veya kellik, ya da erkek tipi saç dökülmesi olarak da adlandırılır.

    Çok eski tarihi belgelerden de anlaşıldığı üzere, androgenetik saç dökülmesi tarih boyunca insanoğlu için bir sorun olagelmiştir. Üstelik evrimsel kanıtlar androgenetik saç dökülmesinin insan ırkının tarihinden de eski bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır.

    Uzun yıllar boyunca androgenetik saç dökülmesinin cinsel gelişimle bağlantılı, ırsi bir sistemik hastalık olduğu düşünülmüştür. Nihayet günümüzde, genetik bilimindeki gelişmeler ve erkeklik hormonlarının kimyası hakkındaki bilgilerin artması sayesinde androgenetik saç dökülmesinin temelinde erkeklik hormonlarının genetik olarak hassas kişiler üzerinde yaptığı etkilerin olduğu çok net olarak bilinmektedir.

    “Erkek tipi saç dökülmesi” olarak adlandırılsa da, androgenetik saç dökülmesi kadınları da etkileyebilir ve bu, kadınlarda da en sık görülen saç dökülmesi tipidir. Sebepleri ve mekanizmaları aynı olsa da, kadınlardaki androgenetik saç dökülmesi bazı yönleriyle erkeklerdeki androgenetik saç dökülmesinden farklıdır.

    Kadınlarda saç dökülmesi erkeklerdekinden daha geç başlar. Erkeklerde yaş ilerledikçe androgenetik saç dökülmesinin görülme sıklığı artarken, kadınlarda böyle bir artış gözlenmez.
    Kadınlardaki saç dökülmesi geniş alanları etkiler ve saçlı derinin hemen hemen bütünündeki saç yoğunluğu azalır. Erkeklerde ise çoğunlukla arka ve yanlardaki saçlar korunur, buna karşılık önleri ve tepe bölgeleri açılır.

    Kadınlarda çoğunlukla ön saç çizgisi korunur. Erkeklerde ise ergenliğin başlamasıyla birlikte ön saç çizgisinin gerilemesi karakteristiktir. Bu, kadınlarda erkeklerdekinin yarısı kadar 5-alfa redüktaz enziminin bulunmasıyla açıklanabilir. Aynı zamanda kadınların ön saç çizgisi bölgesinde aromataz adlı enzim daha yüksek miktarda bulunmaktadır. Aromataz dihidrotestosteronu başlıca kadınlık hormonu olan östrojene çevirir ve böylece o bölgede güçlü dihidrotestosteron hormonu azalmış olur. Öte yandan östrojenler androjenlerle rekabet ederek, onların saç kökleri üzerindeki etkilerini azaltabilmektedirler.

    Kadınlardaki saç sökülmesinin tedavisi

    Daha sık şekilde “modelli” bir tipe (arka kısım ve yanların kaldığı saç dökülmesi) sahip olan erkeklerin aksine kadınlarda genellikle daha yaygın bir seyrelme (genel olarak daha az saç bulunması) görülür. Tablo erkeklerdekinden çok farklıdır ve saç dökülmesi yaşayan kadınlar için yapılması gerekenler hem tanıda hem de tedavide önemli düzeyde uzmanlık gerektirir.

    Kadınların ön saç çizgisi genellikle olduğu gibi kalırken erkekler karakteristik olarak kafa derilerinin ön kısmından, başlangıçtan itibaren önemli miktarda saç kaybederler. Kadınlarda saç kaybı çoğunlukla oldukça yavaştır ve gebelik sırasında ve menopozda hızı artar.

    Erkeklerdekine kıyasla daha büyük bir sıklıkla periyodiktir, kendilerini geri çeviren mevsimsel değişiklikler gösterir ve hormonal değişikliklerden, tıbbi koşullardan ve dış faktörlerden daha kolay şekilde etkilenir. Bu nedenle tiroid fonksiyon testleri ve hormon tetkikleri ile bu durum incelenmelidir.

    Hastanın saç ve kafa derisi karakteristiklerinin nakil için uygun olması durumunda kadınlardaki androgenetik saç dökülmesinde saç nakli sıklıkla tercih edilecek tedavidir ve zaman zaman androgenetik saç dökülmesinin cerrahi olmayan tedavisi için Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylanmış olan minoksidille kombine edilebilir.
    Saç dökülmesinin tıbbi tedavileri büyük ölçüde erkeklerde görülen androgenetik saç dökülmesine yöneliktir.

    Alopesi Areata (Saçkıran) nedir?

    Saç kıran olarak da bilinen alopesi areata en çok her iki cinsten genç ve orta yaşlı erişkinlerde görülür. Çoğu vaka kendiliğinden iyileşir; yani gelip geçicidir ve özel bir tedavi gerektirmez. Bu hastalığın nedeni tam olarak bilinmese de, bu saç dökülmesinden, yalnızca saçları etkileyen bir otoimmün süreç sorumlu tutulmaktadır. Bu süreçte stres de önemli bir rol üstlenmiştir. Hastalarda genellikle madeni para büyüklüğünde, yani 2.5 santimetre çapında bir veya daha fazla dairesel alanda saç dökülmesi görülür. İlerlemeye meyilli veya uzun süreli olgularda kortizon tedavisi önerilmektedir. Bu tedavi saçsız olan alan sulandırılmış kortizonun lokal enjeksiyonu veya mezoterapi tekniği ile prokain enjeksiyonları, ya da kalçadan enjeksiyonlar şeklinde olabilmektedir.

    Kişiye bağlı saç dökülmesi

    Bilinçli veya bilinçsiz olarak, kişinin kendi saçına verdiği zarar bazen saç dökülmesine neden olabilir.

    Bu saç dökülmesi iki şekilde gerçekleşebilir:

    Trikotillomani: Bu tip saç dökülmesi daha çok çocukluk çağında görülür. Kız çocuklarda, erkek çocuklara göre daha yaygındır. Trikotillomani sürekli saçlarıyla oynayan veya saçlarını çekiştiren kişilerde görülür. Bu da bu rahatsızlığın psikolojik bir temeli olduğunu düşündürmektedir.

    Traksiyon kelliği: Bu tip saç dökülmesine, bazı saç modellerinin veya saça tespit edilen saç sistemlerinin saç tellerine uyguladığı sürekli çekme ve germe kuvvetleri neden olmaktadır.

  • Kıllarınız artıyorsa..

    Geçende bir hastam epilasyon için randevu almıştı. Odama gelip derdini anlatmaya başladı. Bacaklarındaki kıllar kalınlaşmıştı, bu yetmezmiş gibi göğsünde de kıllanma başlamıştı. Konuşurken dikkat ettim, hastamın sesi de biraz kalınlaşmış, yüz cildi yağlanmıştı. Siyah noktalar karşıdan bile fark ediliyordu. Dosyasına baktım, iki yıl önce böyle sorunların belirtisi yoktu. Bu arada biraz kilo da almıştı. Rejim yaptığı halde zayıflayamadığını anlattı. Anlaşılıyordu, olay sıradan bir epilasyon sorunu değildi besbelli…

    Biz kalıcı epilasyon talep edenleri sorgusuz sualsiz, plansız programsız tedaviye almayız. Çünkü kıllanma oldukça karmaşık bir sistemin ürünüdür. Örneğin hamilelikte, hormon bozukluklarında ve kortizon tedavileri sırasında veya bazı ilaçların yan etkisiyle vücutta tüylenme artabilir. Bu gibi geçici durumlarda hormonal dengesizliğin tedavi edilmesi, sorunu büyük ölçüde ortadan kaldırabilir ve kalıcı epilasyona gereksinimi azaltabilir. Çünkü ilaçların kesilmesinden sonra her şey normale döner. Ancak uzun süreli kortizon tedavilerinde kıllanma bazen çok rahatsız edici boyutlara varabilir. Böyle durumlarda bir yandan epilasyona devam etmeyi düşünebiliriz.

    Yukarıda bahsettiğim hastamın sorunu “HİRSUTİZM” adı verilen bir hastalıktı. Bu tip kıllanmanın tipik belirtileri; Kıllanmanın yanı sıra cildin yağlanması, sivilcelerde artış, saçlarda azalma, memeden süt gelmesi, kilo alma eğilimidir. İleri safhalarda seste derinleşme, artan kas yapısı, klitorisin büyümesi ve göğüslerin küçülmesi gibi erkeksi belirtiler meydana çıkar. Yüzde, karında ve göğüste kıllar kalınlaşır.

    Bu hastalığın gerçek nedeni tam olarak bilinmiyor. Ancak kadınların %10 u üretken yaşlarında, bu sorunu yaşarlar. En iyi bildiğimiz nedenlerden biri “ polikistik over sendromu (PCOS)”dur. Aşırı kıllanma erkeklik hormonu androjenlerin (genellikle testosteron) artmasına bağlıdır. Bazen ağırlıklı olarak kırmızı et ile beslenme hormon dengesini erkeklik hormonu lehine bozabilir.

    Aşırı kıllanmaya neden olabilen sorunlar:

    ▪ Adet düzensizlikleri

    ▪ Polikistik over sendromu

    ▪ Kıllanma birden bire ve çok hızlı gelişirse TÜMÖR’den kuşku duyulur.

    ▪ Bazı tümörler DHEA veya KORTIZOL salgılayarak kılların artmasına neden olurlar.

    ▪ PROAKTİN düzeyinin yüksek olması

    ▪ DOĞUM KONTROL İLAÇLARI’nın bazıları

    ▪ Bazen HAMİLELİK sırasında kıllanma artabilir.

    ▪ AŞIRI KİLO hormon dengelerini bozarak kıllanmaya neden olabilir

    Genetik faktörler, ırk ve etnik özelliklere bağlı olarak kıllanma değişik özellikler gösterir. Akdeniz’li kadınlarda kıllar daha uzundur. Öte yandan Amerikan yerlileri ve Asya’da yaşayan kadınlarda ve genel olarak sarışınlarda kıllanma daha azdır. Ailenin geçmişi, önceki nesillerin ne kadar kıllı olduğu da belirleyici bir etkendir.

    Tekrar başa dönecek olursam, kılların artması da, azalması da sıradan olaylar değildir. Saç dökülmesi bir yana, kıllarının azalmasından kimse şikayet etmez. Ama kıllar artıp kalınlaşıyorsa, işler değişir. Mutlaka kozmetiğin ötesinde üzerine gidilmesi, bir dizi araştırma yapılması, nedenlerinin bulunup ortaya çıkarılması gerekir.

    Kendinize iyi bakın,

  • E-vitamini cinsel yaşamın dostudur

    Üremek ve türünü devam ettirmek, tüm canlıların en önemli amacıdır. Bedenler ve ruhlar kendini gerçekleştirmek için büyük bir cinsel çekimin yörüngesinde dönüp dururlar. Sağlık ve gençlik de doyumlu bir cinsel yaşamla sıkı sıkıya ilişkilidir. Sağlık olmadan cinsellik mümkün olamaz. Öte yandan cinsel doyum sağlığımızı geliştirir ve genç kalmamızı sağlar…

    Sex insanı gerçekten gençleştirir. Fiziki olarak izah edersek; Tüm vücut ritmini yükseltir. Kalbin daha hızlı ve daha güçlü çarpmasına neden olur. Böylece Kardiyovasküler aktiviteyi arttırır. Tabii kasları çalıştırır, kan dolaşımını hızlandırır ve hormonları yükseltir.

    Manevi yönüne gelince, ki bence daha da önemlidir;

    · Stresi dağıtır
    · beyni boşaltır,
    · yaşama olan güveni ve bağlılığı arttırır,
    · yalnızlık duygusunu ve ölüm korkusunu hafifletir ..

    Sex’ten vazgeçmek kolay kabullenilecek bir şey değildir ve bu noktada anti aging araştırmaları devreye girer. Tıp dünyası cinsel performansı geliştirmek uğruna her soruna bir çare arıyor ve olanakları sonuna kadar zorluyor. Hormonlar, hormon tedavileri ve onlardan daha güvenli olan besinler bir bir araştırılıyor.Bizim kültürümüze yabancı olmayan; mesir macunları, cezeryeler, kudret şurupları gibi dünyanın her bölgesinde ve her dönemde afrodizyak arayışları daima olmuş..

    E VİTAMİNİ
    Bugün özellikle E Vitamininden söz edeceğim. Bu vitaminin afrodizyak olup olmadığı bilinmiyor ama son derece güçlü bir antioksidan olduğu kesin. Özellikle C Vitamini ve Selenyum ile birlikte alındığında etkisi kat kat artar. Bu ne demektir, antioksidan etki bir bakıma tüm vücut sistemimizin paslardan ve küflerden arıtılmasıdır! Bu da yaşam pınarlarının engelsizce akabilmesi anlamına gelir. Tüm antioksidanlar yaşam kalitemizi yükseltirler ama cinselliğin E vitamini ile ilişkisi daha farklıdır.

    ▪ E Vitaminin büyük kısmı alfa d- tocopherol’dur. Tocopherol sözcüğü Latince yeniden üretmek, doğurganlık yeteneği anlamına gelir.

    ▪ Daha 1920 yılında, E vitamini çiftlik hayvanlarının doğurganlığını arttırmak için kullanılıyordu. Yemlere eklenen E vitamini eksik bırakıldığında, üremenin gerilediği görülüyordu.

    ▪ E Vitamini damar yüzeyini temiz tutar. Böylece kan dolaşımı düzeltir ve arttırır. Bu etkisi cinsel faaliyeti kolaylaştırır.

    ▪ E Vitamini kadınlarda vajina kuruluğunu önler ve libidoyu güçlendirir.

    ▪ E Vitamini, sex hormonları ve büyüme hormonu üretim zinciri ile kimyasal olarak ilişkilidir.

    ▪ Adet öncesi sorunlarında ve menapoz sonrasında yaşanan sıkıntılar E vitamini ile hafifletilebilmektedir.

    ▪ E vitamini düzenli kullanıldığında prostat kanserleri % 32 oranında önlenebilmektedir.

    ▪ E-A vitaminleri ile Çinko bir araya geldiğinde, sex hormonlarının seviyesini yükseltir ve üreme bezlerinin işlevlerini geliştirir.

    E vitamini gerçekten çok etkili bir antioksidandır. Bağışıklık sistemini geliştirir, hücre yenilenmesine yardımcı olur, kıkırdak yetersizliğini önler, yaşlanma sürecini geciktirir ayrıca yaraların iyileşmesine katkıda bulunur. Bu vitaminin cildi güzelleştirdiği ve ince çizgileri azalttığı çok eskiden beri bilinirdi. E vitamini gece görüşü sorunlarını da düzeltir.

    DİKKAT!
    Yalnız E vitamininin aynı aspirin ve komadin gibi kanı inceltme eğilimi olduğunu belirmeden geçemeyeceğim. Bu nedenle ameliyatlardan önce alınması konusunda doktora danışmanız gerekir. Bir de eğer kolesterol düşürmek için ilaç alıyorsanız yine E vitamini almadan önce doktorunuzun fikrini sormanızda yarar var. Çünkü E Vitamini birçok kolesterol ilacında bulunan statinlerin etkisini azaltır.