Etiket: Hizmet

  • Psikolojik Danışma ve Psikoterapi, Farklar Koşullar ve Kurallar

    Psikolojik Danışma ve Psikoterapi, Farklar Koşullar ve Kurallar

    PSİKOLOJİK DANIŞMA

    Bireylere; problemlerini çözmesi, gerçekçi kararlar alması, kendisini ve çevresini daha iyi tanıması, kapasitesini kendisine en uygun düzeyde geliştirmesi, çevresine sağlıklı bir şekilde uyum sağlaması için uzman kişilerce verilen psikolojik yardımlardır.

    Psikolojik danışma 1-5 seans süren, kişiye problemi ve çözüm yolları üzerine genel bir bakış açısı sağlayan bir süreçtir.

    PSİKOTERAPİ

    Psikolojik ve duygusal hastalıkların ilaç veya diğer herhangi bir tıbbi araç olmaksızın konuşma ile psikoterapi yöntemlerine bağlı olarak çözümlenmesidir. Bu noktada psikoterapinin ilaç tedavisinin yanında da kullanılabileceğini belirtmek gerekir.

    Öncelikle, psikolojik danışma hizmetini veren kişiye “psikolojik danışman” denir. Bu kişilerden yardım alan kişilere ise “danışan” denir. Danışanların bu hizmet için başvurma gerekçelerine baktığımız zaman: uyum problemleri(yeni bir çevreye, ortama, yaşam dönemine vs.), mesleki, eğitim ve kişisel problemler, kendini tanıma, kendini geliştirme, karar verme becerilerini arttırma, ileri seviyede olmayan psikolojik problemler.Psikolojik danışmanın ilk amacı bireyi tanıma ve kendine tanıtma, en temel amacı ise yaşadığı problemi anlamadır. Genel olarak uygulandığı yerler her düzeydeki okullar, sosyal kuruluşlar, kısmen hastanelerdir.

    Psikoterapi hizmetini veren kişiye ise “psikoterapist” denir. Bu hizmeti klinik psikologlar ve psikoterapi eğitimi almış psikiyatristler verebilir. Bu hizmet ileri düzeyde psikolojik problemler yaşandığı ve bu problemlerin kişinin hayatını etkilediği durumlarda kullanılır. Bu problemler hastanın uzun sürelere varacak şekilde bu hizmeti almasını gerektirebilir.Psikoterapinin genel amacına baktığımız zaman bunun açık bir şekilde tedavi ve iyileşme olduğunu görebiliriz.

    Psikolojik danışmada bireylerin daha çok pozitif yönlerinden hareketle çalışılır, pozitif yönlere vurgu yapılır. Psikoterapide ise var olan rahatsızlık iyileştirilmeye çalışılır, olumsuz olan durumun seviyesinin azaltılması ya da ortadan kaldırılmasına odaklanılmıştır.

    Danışmanlık dendiğinde kısa süreli, hatta tek seanslık ve çok nadiren beş seansı geçmeyecek şekilde profesyonel bir yardım akla gelirken, psikoterapide bu süreç daha uzundur,.Danışmanlık genelde problem merkezlidir ama psikoterapi, kişiyi merkezine alır. Psikoterapide ve danışmanlıkta yaşanan süreç benzerdir ama zaman konusunda aralarında farklılık vardır. Esasen danışmanlıkta yapılan şey, insan davranışının belli bir alanında, uzman olmuş bir kişi tarafından bilgi ve tavsiye verilmesidir ama psikoterapi, kişilerin neyi-neden düşündüklerini, hissettiklerini yada bu yönde davranışlar sergilediklerini bulmasına yardımcı olan bir süreçtir

    Örnek vermek gerekirse: Derslerini çalışmayan bir çocuğa sahip anne bu problemin çözülmesi için psikoloğa başvurur. Eğer psikolog ‘’ danışmanlık’’ yapacaksa anne ve çocuğu dinler, onlara soru sorar ve en sonunda bilgi,tavsiye verir. İki taraftan kaynaklanan problemler üzerinden bir anlaşma sağlanır, eğer anne-çocuk bu anlaşmaya sadık kalırsa problem zamanla ortadan kalkar. Bu da danışmanlığın başarılı olduğunu gösterir.

    Ancak anne ve çocuk danışmanlığa rağmen hala problemlerin devam ettiğini bildiriyorsa burada taraflardan biri veya her ikisi anlaşmayı yerine getirmiyor demektir. Bu noktada neden bu problemin devam ettiğini anlamak için psikoterapi önerilir. Eğer problemi devam ettirdiği düşünülen kişi bunu kabullenirse uzman psikoterapist rolüne bürünür. Artık bilgi ve tavsiye veren birisi değil; kişinin kendisini anlamasını sağlayan ve kişinin probleminin kaynağını görmesini sağlayan bir uzman olarak varolur. Burada eğitimini aldığı terapi yönteminin tekniklerini uygular. Süresi problemin çözümüne gore değişiklik gösterir, ancak kısa bir süreç değildir.

    Her ikisinde ortak olan nokta şudur: Seanslar psikolog ve danışanın birlikte belirlediği gün ve saatte gerçekleşir. Bu gün ve saatin süreç boyunca ( önemli bir durum olmadıkça) aynı kalması, düzenli devam edilmesi, eğer danışan çocuksanvelisinin de mutlaka bu süreçte bulunması gerekmektedir. Zaman ve devamlılık konusunda yaşanan aksaklıklar süreci de etkileyecektir. En önemli noktalardan biri de şudur: Psikoloğa gelecek olan kişinin ( çocuk-yetişkin farketmez) kendi isteğiyle gelmesi gerekmektedir. Psikologla görüşmeye zorlanan herhangi bir kişi danışmanlık ve psikoterapi sürecine alınamaz.

  • Nepal’de başlayan hikaye sincan’da devam ediyor.

    Sağlık Bakanlığı tarafından Siirt’in Pervari ilçesindeki çalışmaları nedeniyle 2015te “yılın doktoru” seçilen Nepal uyruklu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Binod Kumar ŞAH, Nepal’den başlayan, ardından Ankara’ya, oradan da Pervari’ye uzanan, sonunda terör olaylarının da etkisiyle Lokman Hekim Ankara Hastanesinde görevi devam eden hikayesini Antibiyotik Dergisine anlattı.

    Öncelikle bize kendinizi ve doğduğunuz toprakları anlatır mısınız?

    1976 yılında Nepal’in küçük bir ilçesinde, ailemin ortanca çocuğu olarak dünyaya geldim. Nepal, sosyo-ekonomik düzeyi düşük olmakla birlikte, geçim şartları ve imkanlarının yetersiz olduğu bir ülkedir. Çocukluğumda yaşadığım ilçede hastane, doktor, şebeke suyu ve elektrik olmadığı gibi maddi imkansızlıklara bağlı olarak beslenme yetersizliği vardı ve hijyen, bakım gibi fiziki şartlar da eksikti. Basit bir solunum yolu enfeksiyonu ve akut gastroenterit gibi nedenlerle bile binlerce çocuk can vermek zorunda kalırdır. En yakın sağlık kurumu 20 kilometre uzaktaydı ve ulaşım yoktu.

    Bu zor şartlar altında eğitiminize nasıl devam ettiniz?

    Çocukluğumu bu zor şartlar altında geçirdiğim ilçede, “Shree Janta Madhayamik Bidhayalayi” adlı okulda ilköğretimimi tamamladım. Eğitim seviyesi yetersiz olduğu için babam ortaöğretim okumam için beni 12 yaşındayken ilçemden 200 kilometre uzakta olan yatılı bir özel okula gönderdi. Yatılı okuduğum zamanlar annem, babam ve iki kız kardeşimden uzakta bir taraftan aile özlemi çekerken, diğer taraftan öğrenme isteği içindeydim. Ayrıca babam da eğitimim konusunda oldukça ısrarcıydı ve ben de gerekli gayreti göstererek liseyi birincilikle bitirdim. Daha sonra Nepal’in başkenti olan Katmandu’da iki sene Amrit Science kolejinde eğitim aldım. Tıp fakültesi giriş sınavlarına başvurdum. Kazanan ilk 30 öğrenciye hükümetçe yurt dışında tıp eğitimi alma imkanı verildiğinden Aralık 2000 yılında Türkiye’ye tam burslu öğrenci olarak geldim.

    Türkiye’deki ilk yıllarınız nasıl geçti?

    Tömer’de 7 ay Türkçe eğitimi aldıktan sonra 2001 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine girdim. Yabancı bir ülkede olmak, farklı dil kullanmak ve maddi imkansızlıklara rağmen gece gündüz ders çalışıyordum. Hedefim başarılı bir doktor olup hayallerimi gerçekleştirmekti. 6 senelik zorlu tıp eğitimini tamamlayıp 2007 yılında mezun oldum, 2008 yılında da eşim Esma ile evlendim.

    Peki bu süreçte aile özlemi çektiniz mi?

    Tabi…bir taraftan aile özemi bir taraftan eğitim durum vardı. O sıralar babamın sağlık sorunları vardı ve erkek evlat olarak ona bakmakla yükümlü olduğumu hissettiğim için Nepal’e gittim. Ancak babam benim uzman bir doktor alarak hizmet vermemde ısrar ettiği için Türkiye’ye geri döndüm.

    Uzmanlık eğitimi alırken zorlandınız mı?

    TUS sınavını kazanarak uzmanlık eğitimi için Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümüne girdim. Zorlu geçen uzmanlık eğitimime devam ederken 2011 yılında en fazla vakalar ve çeşitli çalışmalar nedeniyle bölümünde’ vaka ödülü’ aldım. Ayrıca aynı sene Türk vatandaşlığına geçtim. Babamı 2012 yılında ben Türkiye’deyken kaybettim. Her şeye rağmen 2013 yılının Mart ayında pediatri uzmanı olmaya hak kazandım.

    Sağlık Bakanlığı tarafından yılın doktoru seçildiniz. Sizi farklı kılan şey nedir?

    İnsanlar yaşamak istediği hayat ve hayatın sunduğu yaşam arasında kalarak tecrübe kazanır. Çocukluk dönemimde hayatın bana sunduğu yaşam şartlarından etkilenerek doktor olmak istemiştim. Çünkü biliyordum ki eğer ilçemde bir doktor olsaydı binlerce çocuk ölmekten kurtulurdu. Bu nedenle başarılı bir doktor olup gerçekten ihtiyacı olan hastalara kaliteli hizmet sunmayı hedefledim. Hasta hastadır, ister merkezde olsun, ister ücra bir yerde, aynı kalitedeki hizmeti hak eder. Bir doktor için hastanın hangi ülkeden geldiği, nasıl bir sosyo-ekonomik düzeye sahip olduğu ve doktorun nerede hizmet verdiğinin hiçbir öneminin olmaması gerektiğini düşünüyorum.pervaride de yer, din ve ırkına bakmaksızın kaliteli hizmet vermeye çalıştığımden dolayı sağlık bakanlığı tarafından mart 2015 yılında ‘yılındoktoru’ ödülüne layık görüldüğümü düşünüyorum.

    Pervari maceranızdan bahsedelim. Bu ilçeye gitmek kendi tercihiniz miydi?

    Evet. Bahsettiğim sebeplerden dolayı 51. Devlet Hizmeti Yükümlülüğü kurasında kendi isteğimle Siirt Pervari Devlet Hastanesine atandım ve hedeflediğim yolda mutlu bir şekilde eşimle Pervari’ye gittim.

    Nasıl bir Pervari buldunuz gittiğinizde ve ne gibi çabalar verdiniz?

    Pervari bal ve narıyla ünlü Siirt’in şirin bir ilçesi. Nüfusun 36 bin olduğu bu ilçede halkın yüzde 80’i köylerde yaşamakta olup, sosyo-ekonomik düzeyi ve okuryazarlık oranı oldukça düşük. Siirt’e 90 kilometre uzaklıkta olan ilçede merkeze ulaşım yaklaşık 1,5 saat sürüyor. Mahrumiyet bölgesi olmaktan yeni yeni çıkan bölge halkı oldukça samimi, sevecen, yardımsever ve saygılıdır. Hastaneye ilk gittiğimde hastaya verilen hizmet ve hijyen yeterli değildi. Yenidoğan hizmeti yoktu ve çocuk hastaların çoğu merkeze sevk ediliyordu. Poliklinik ve yatan hasta hizmetleri standartların çok altındaydı. Hastane yönetimi ve meslektaşlarım ile birlikte hizmet kalitesini yükseltmek için yoğun bir çaba gösterdik. Gerek servis ve poliklinik, gerekse diğer hizmetler olsun kalite optimal hale geldi. Çocuk sevklerin çoğunu azalttım. Yenidoğan hizmetinin olmamasına rağmen kısıtlı imkanlarla yenidoğan bebeklere hizmet vermeye çalışıyordum. Sonunda yenidoğan yoğun bakım talibim Sağlık Bakanlığı ve Genel Sekreterlik tarafından kabul gördü. Ancak terörden dolayı hemşire olmadığı için çocuk yoğun bakım servisi kapandı. 5 tane bebek Siirt’e giderken yolda öldü. Kahroldum, çok üzüldüm. Çocukları kurtaramıyorsam burada ne işim var diye düşünmeye başladım.

    Terör, hayatınıza nasıl etkiledi?

    Daha önce her yere gidebiliyorduk. Arkadaşlarımızla gece 12’de gezmeye gidebiliyorduk ancak bu çatışmalar nedeniyle çok tedirgin olmaya başlamıştık. En ufak bir ses duymaya başladığımızda bile dışarı çıkmak istemiyorduk. 11 aylık bebeğimiz var, bunlara tanıklık etmesini istemiyorduk. Bana bireysel bir tehdit gelmedi. Tedirginlik üst düzeydeydi, bir yerlere çıkamıyorduk, korkuyorduk. Eşim ve çocuğumun istikbalini düşünmek zorundayım. Terör olayları nedeniyle kendi hayatımdan ve geleceğimden endişe etmeye başladım.Kendimi açık cezaevinde gibi hissediyordum. Akşam olunca güvenlik güçleri, ‘siz evinize geçin, dışarı çıkmayın’ diyorlardı. Pervari’ye hapsolmuş gibi hissediyordum kendimi. Akşam aydınlatmalar bile tedirgin ediyordu.

    İstifa kararını nasıl aldınız?

    Bir gece PKK’lı teröristler yolumu kesti. Silahlı, maskeli teröristler. Hayatımın en korkunç anını yaşadım. Sonra her gün patlamalar, çatışmalar. Pervari’de düzenlenen mayınlı saldırıda 8 asker şehit oldu, bu beni çok etkiledi. Sadece ben değil, çevremdeki doktor arkadaşları da çok etkiledi. 3 hekim ile başladık. Birdenbire baktık ki herkes çekilmeye başladı. Artık çok korkuyordum. Kızım Sitare doğdu. Süresi dolup fazladan 1 sene hizmet vermiştim ve Eşim ve kızım için endişelendiğim için istifa ettim. Hala Pervarili hastalarım sağlık durumunu buradan takip ediyorum. Pervari halkını çok sevdim. Onları bıraktığım için çok üzgünüm. Ancak ben ölürsem hiçbir çocuğa hizmet veremezdim. İnsanların her şeyden önce, doktora, öğretmene ihtiyaçları var. Doktorsuzluktan bir çocuğun ölmesi kadar korkunç bir şey olamaz.

    Pervari’de sizi en çok etkileyen olay nedir?

    Pervari’de teröristler yolumuzu kesti. Birçok kontrolden geçirdiler bizi. O tedirginliğimizi anlatamam, hiçbir zaman da unutamıyorum. Teröristler tarafından yolumuzun kesilmesi, daha dün yaşamış gibiyim, unutamıyorum. Propaganda yaptılar, kendilerini anlatmaya çalıştılar. Ölüm korkusu bize yetti. Elinde keleş vardı, silah vardı. Karanlıkta karşımızda onları görmek bizi çok tedirgin etti.

    LOKMAN HEKİM’İ TERCİH ETTİ

    Pervari’den sonra Lokman Hekim’de göreve başlamanızda ne etkili oldu?

    İstifa ettikten sonra özellikle Lokman Hekim Ankara Hastanesini tercih ettim. Benim için her şeyden önemli olan dezavantajlı çocukların sağlığıdır. Sincan ağırlıkla Ankara’nın sosyo-ekonomik seviyesi düşük insanların yaşadığı bir bölgedir. Lokman Hekim Hastanesi, diğer özel hastanelerle kıyasla fiyatları vatandaşlar tarafından karşılanabilecek bir hastane olmasının yanında etik değerlere son derece özen gösteriyor. Daha çok gelir için hastanın ihtiyacı olmayan tetkiklerin yapılması konusunda doktorları zorlamıyor. Hasta-hekim ilişkisine müdahale etmiyorlar. Etik bir hastane olduğu için Lokman Hekim’i tercih ettim.

    Bundan sonraki hedefiniz nedir?

    Benim için hizmet hizmettir, hasta hastadır. Bunun merkezde ya da başka bir yerde olması önemli değil. Aynı kalitede hizmet vermeye devam ediyorum. Ben yapabileceklerimi Pervari’de fazlasıyla yaptım. İleride, Afrika ve doğup büyüdüğüm Nepal başta olmak üzere dünyanın en fakir bölgelerinde gönüllü çalışmak istiyorum.

    Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

    Başarıda aile, istikrarlı çalışma ve duaların öneminin olduğunu düşünüyorum. Benim için başta babam olmak üzere ailem, onların duaları ve benim azimle çalışmamın bu başarıyı sağladığına inanıyorum. Üzerimde emeği geçen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum