Etiket: Hipertansiyon

  • Gebelikte Hipertansiyon

    Gebelikte Hipertansiyon

    Gebelikte Hipertansiyon

    Gestasyonel hipertansiyon gebelikte ortaya çıkan hipertansiyon olup gebeliğe bağlı hipertansiyon (PIH) olarak da bilinir. Gestasyonel hipertansiyon preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) gibi çok ciddi sorunlara yol açabilir. Hipertansiyon gebelikte % 6-8 oranında görülür.

    Gebelikte Hipertansiyon Tipleri

    Hipertansiyon Gebelikte 3 şekilde ortaya çıkar:

    • Kronik Hipertansiyon:Gebelik öncesi, gebeliğin ilk 20 haftası ve doğumdan sonra 140/90 üzeri tansiyon olması.
    • Gestasyonel Hipertansiyon:Gebeliğin 20. haftasından sonra hipertansiyon gelişip doğumdan sonra kaybolması
    • Preeklampsi:Gebeliğin 20. haftasından sonra kronik veya gestasyonel hipertansiyon ile birlikte görülebilir. Eğer tedavi edilmezse idrarda proteinüri, hipertansiyon ve ödem ile birlikte hem anne hem de bebekte hayati tehlike oluşturabilecek kadar ciddi sorunlar ortaya çıkabilir.

    Gebelikte Hipertansiyon Riski

    • İlk gebelik
    • Anne ve kardeşi PIH olan
    • 20 yaşından genç ve 40 yaşından sonraki gebelik
    • Gebelik öncesi hipertansiyonu ve böbrek hastalığı olan gebeler

    Gestasyonel Hipertansiyonun Bebeğe Etkisi

    Hipertansiyon plasentadan bebeğe yeteri kadar kan akımının geçmesine engel olur. Kan akımı yeteri kadar olmazsa bebeğe daha az oksijen ve besin geçeceği için bebeğin gelişimi yavaşlar.

    Eğer hipertansiyon tedavisi uygun şekilde yapılırsa zamanında sağlıklı bebek olma ihtimali yüksek. Eğer tansiyon kontrol altına alınamazsa gebelik zehirlenmesi yanipreeklampsi ve eklampsigelişebilir.

    Gestasyonel Hipertansiyon Tanısı

    Her muaynede kan basıncı (tansiyon) mutlaka ölçülmeli. Eğer hipertansiyon varsa idrar ve kan testlerinin de yapılması gerekir.

    Hipertansiyon olan gebede böbrek ve kanam profili testleri kontrol edilir. Dopler ültrason ile plasenta ve kordondan bebeğe geçen kan miktarı ölçümü yapılır.

    Gestasyonel Hipertansiyon Tedavisi

    Tedavi gebelik haftasına göre değişir. Eğer hamilelik son dönemlerinde ise bebek mümkün olduğu kadar erken doğurtulur.

    Eğer hafif hipertansiyon varsa ve gebelik haftası henüz doğum için erkense:

    • Sol yana yatmaya özen gösterilmeli
    • Daha sık takibe gidilmeli
    • Tuz kısıtlanmalı
    • Sıvı alımı arttırılmalı

    Eğer tansiyon şiddetli olursa tansiyon ilacı kullanılmalı ve mümkün olan en erken sürede doğum yaptırılmalı.

    Gestasyonel Hipertansiyondan Korunma

    Kesin olan bir korunma yöntemi yok. Doktor kontrolü altında dikkat edilmesi gereken şeyleri yaparak korunmaya çalışılmalı:

    • Tuz kısıtlaması
    • Günlük en az 8 bardak su tüketmek
    • Protein alımını arttırılıp abur cubur tüketimi azaltılmalı
    • Yeteri kadar istirahat
    • Düzenli egzersiz
    • Gün içinde mümkün olduğu kadar ayakları yukarıda tutma
    • Alkol kullanılmamalı
    • Kafeinden uzak durulmalı
    • Gerekli durumlarda doktorun söylediği dozlarda ilç kullanılmalı
  • Gebelikte tansiyon neden yükselir?

    Hipertansiyon ( yüksek tansiyon) gebelikte %6-10 oranında görünen, gebeliğin en sık medikal hastalıklarından biridir. Hipertansiyon gebelikte anne ve bebek açısından ciddi problemlere yol açar. ABD de anne ölümlerinin %15 inden hipertansiyon ve komplikasyonları sorumludur. Dünyada yılda 63,000 annenin ölümüne tansiyon yüksekliği neden olmaktadır. Gebelikte yüksek tansiyon sistole ( büyük) tansiyonun 14, diyastole (küçük) tansiyonun 9 un üzerinde olması olarak tanımlanır.

    Gebelikte dört hipertansif hastalık vardır ;

    Kronik Hipertansiyon; Hem gebelik öncesi hem de 20. Gebelik haftasından önce kan basıncının 140/90 mg nen üzerinde olması durumudur. Vakaların %3 inde görülür.

    Preeklampsi – Eklampsi ; Gebeliğin 20, haftası sonrası ortaya çıkan gebeliğe özgü bir sendromdur. Vakaların %5-6 sında görülür. Tansiyonun yüksek seyretmesi ile birlikte idrarda protein kaybı vardır. Hastalarda ödem, karın ağrısı, baş ağrısı görülür. Olaya kasılmalarla seyreden nöbet tarzındaki nörolojik tablonun eklenmesi ile eklemesi adını alır. Hastalığın en ağır formu karaciğer yetmezliği yaygın kanma ile seyreden HELLP sendromudur.

    Kronik Hipertansiyona Eklenmiş Preeklampsi ; Kronik hipertansiyonlu kadınlarda olaya eklenen protein kaçağı ile seyreden formdur.

    Gestasyonel Hipertansiyon; Hastalarda hipertansiyon gelişir ancak ek bozukluklar yoktur.

    Annede yüksek tansiyonun varlığı hem anne hem de bebek hayatını riske sokar.Plesanta dekolmanı denilen durum bu hastalarda 3 kat daha sık görülür. Annede beyin kanaması denilen durum anne ölümlerinin %15 nedenidir. Kalp ve böbrek hastalıklarının görülme ihtimali ileri derecede artar.

    Bebeklerde anne karnında gelişme geriliği sıklıkla vardır. Erken doğum oranı %54 gibi oldukça yüksektir.

    Yüksek tansiyon hastalığı yaşın ilerlemesi ile sıklığı artan bir hastalıktır. Bu sebeple ileri yaş gebelikler, birinci derece akrabalarında preeklampsi olan gebelerde görülme sıklığı fazladır.

    Gebelikte yüksek tansiyon hastalığının ilaç tedavisi özeldir. Pek çok tansiyon ilacı gebelikte kullanılamadığından gebe kalmadan önce tansiyon hastası olan gebelerin tedavisinin değiştirilmesi gerekmektedir. Gebelik süresince de yakından takip edilmelidir.

  • İyi ki tansiyonum çıktı

    Hekimlik hayatımda 30 yılı aştım. Hastalarıma ve öğrencilerime yönelik 10’dan fazla kitabım var. Uzun süredir araştırmalarıma odaklandım ve kitap yazmıyordum. Şimdiye kadar en çok bilgiyi hastalarımdan öğrendim, öğrenmeye de devam ediyorum. Ama artık hastalarımdan öğrendiğimi hastalarıma/topluma aktarmam gerektiğine inanıyorum.

    İç hastalıkları ve nefroloji (böbrek hastalıkları) uzmanıyım. Çok sayıda böbrek hastası tedavi ve takip ettim, halen de ediyorum. Nedeni ne olursa olsun böbrek hastalığı tedavisinde en çok yararı kan basıncını iyi kontrol ettiğim hastalarımda sağladım. Hastalarıma daha yararlı olabilmek için hipertansiyonla (yüksek tansiyon) daha fazla ilgilendim. Kendim de hipertansiyon hastası olunca neredeyse hobim oldu. Şimdi hem hekim hem hasta olarak tansiyonla yaşıyorum.

    Yıllar geçtikçe hipertansiyonun sadece tıbbi bir hastalık olmadığını gördüm. Hipertansiyon aslında tedavi edilebilir sosyal bir problem. Hipertansiyon tedavisi konusunda büyük gelişmeler olmasına rağmen gelişmiş ülkelerde bile kan basıncı kontrolü istenilen oranlardan çok uzaklarda. Ülkemizde hipertansiyon hastalarının neredeyse yarısı hastalığının farkında değil, farkında olanların da ne yazık ki yarısının kan basıncı kontrol altında değil. Üstelik kan basıncı ölçmenin/ölçtürmenin çok kolay ve yaygın olduğu günümüzde…

    Artık hipertansiyonun hem tıbbi bir hastalık hem de sosyal ve bulaşıcı (mikrobik olmasa da) bir sorun olduğuna inanıyorum. Hastalarımda da bu bakış açısını yerleştirmeye çalışıyorum. Hipertansiyon için çok güzel, etkili ve hastanın yaşam kalitesini bozmayan ilaçlar var. Yapılması gereken yaşam düzeni değişikleri de var (az tuzlu yemek, kilo vermek, hareket etmek…) ama genellikle kimse buna uymuyor. Kendime “Hastalarım neden etkili tedavi olamıyorlar, onlara nasıl daha fazla yardımcı olabilirim?” diye sormaya başlayınca bu kitap ortaya çıktı. Hastalarımın içindeki ışığı yakabilirsem tedavilerinde çok daha başarılı olacağıma inanıyorum. Onların daha uzun ve sağlıklı yaşamalarına katkıda bulunacağım.

    Kitabı yazarken hastalarımın tecrübelerinden çok yararlandım. Bazı bölümlerde onların ifadelerini/düşüncelerini kullandım. Keyifle okuyacağınız, çoğu bölümde kendinizi ve yakınlarınızı bulacağınız bir kitap yazmaya çalıştım. Bazı bölümlerini okuttuğum hastalarımın kitabı öğretici, eğlenceli bulması, dilinin sadeliğine şaşırarak “Hiç tıp kitabı gibi değil” demesi motivasyonumu artırdı. Bilgi kirliliğinin çok yaygınlaştığı günümüzde karşılaştığınız sorunlara yardımcı olmayı, aklınızdaki sorulara yanıt vermeyi hedefledim. Önemli bulduğum konuları daha kalıcı olması amacıyla birçok kez vurguladım.

    Yakın zamanda kardeşim kadar çok sevdiğim bir arkadaşımı kaybettim. Birlikte çok sayıda kitaba editörlük yaptık, pek çok araştırma planladık, gerçekleştirdik. Mesleğinde çok başarılı bir hekim ve öğretim üyesiydi, ama hastalığıyla yüzleşmekten hep kaçtı. Kalp krizi geçirdiği zaman bile inkâr etmeyi tercih etmişti. Gerçeklerden uzaklaşanlar eninde sonunda gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalırlar. Hastaları yanlış yönlendiren, gerçeklerden kaçan, hastayı istismar eden pek çok kişi var. Hastaları olumsuz etkileye- rek yanlış yönlendiriyorlar. Üstelik hastayı bu olumsuz etkilerden koruması gereken sistem de ne yazık ki iyi çalışmıyor. Arkadaşımın kendi gerçeğiyle yüzleşmeye vakti bile olmadı. Sevenlerini arkasında bırakarak terk edip gitti.

    Onun ölümü beni derinden etkiledi. Hipertansiyon hastalarına, hipertansiyon hastası olmak istemeyenlere, arkadaşlarıma ve hipertansiyonu öğrenmek isteyenlere daha fazla yardımcı olmak amacıyla kitap projemi hızlandırmaya karar verdim. Hasta olarak, hekim olarak, öğretim üyesi olarak, arkadaş olarak, yol gösterici olarak yazdım. Üstelik bu sefer “Hocanın hem dediğini hem de yaptığını yapın” diyerek.

    Yararlı olması dileğiyle.

  • Tansiyon kontrolü için 5 altın kural!

    Türkiye’de her üç yetişkinden birinde görülen hipertansiyon, gerekli önlemlerin alınmaması durumunda önemli hastalıklara ve organ hasarlarına yol açıyor. Beslenme şekilleri, mevsim geçişleri, psikolojik durum ve kullanılan ilaçlar gibi faktörlere bağlı olarak ortaya çıkabilen hipertansiyon, yaşam tarzı değişiklikleri ile kontrol altına alınabiliyor ya da bazı durumlarda ilaç tedavisi gündeme geliyor.

    Enseden başlayan baş ağrısı en belirgin şikayet

    Kan basıncı yüksek olduğunda, özellikle enseden başlayan baş ağrısı, burun kanaması, nefes darlığı gibi şikayetler ortaya çıkabilir. Tansiyon yüksekliği bazı kişilerde de hiçbir belirtiye yol açmayabilir ve kişinin günlük yaşamını sürdürmesine bir engel teşkil etmeyebilir. Hasta uzun yıllar hipertansiyon sorunu olduğunu bilmeden yaşayabilir. Ancak hastalık kontrol altına alınmadığında, özellikle böbrek, göz, kalp gibi organlar bu durumdan olumsuz etkilenir.

    Erkekler kadınlara göre daha fazla risk altında

    Hipertansiyonun %95’inin saptanabilen bir nedeni yoktur. Ancak % 5 hastada sekonder hipertansiyon olarak adlandırılan, altta yatan başka nedene bağlı kan basıncı yükselmesi görülmektedir. Hipertansiyon genellikle 35-50 yaşları arasında görülür. Erkekler tansiyon hastalığı açısından kadınlara oranla biraz daha risk altındadır. Genetik yine hipertansiyonda da önde gelen nedenlerin başındadır.

    5 altın kurala dikkat ederek hipertansiyondan korunabilirsiniz!

    Hipertansiyondan korunmak ya da hastalığı kontrol altına almak ise bazı yaşam tarzı değişiklikleri ile mümkündür. Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizin yanı sıra stres kontrolü gibi faktörler, tansiyon değerlerinin yükselmesini engeller. Bazı hastalar için ise doktor kontrolünde ilaç tedavisi ile kan basıncı değerleri kontrol altına alınabilir.

    Günde 10 bin adım atın!

    Hipertansiyona karşı şu önlemler alınabilir:

    1. Tuzu azaltın: Aşırı tuz tüketimi tansiyon hastalığını en başta tetikleyen nedenlerdendir. Günlük tuz tüketim miktarı 2 gr’ın altında olmalıdır. Tuz hem sağlıklı kişilerde tansiyon hastalığı oluşması açısından risk oluşturur hem de hipertansiyon hastalığı olan kişilerde ilaçlarını düzenli kullansalar bile kan basıncı seviyelerinin normale gelmesini engeller. Tuz kaynağı olarak sadece sofra tuzunu düşünmek de yanlıştır. Tuzlu peynirler, tuzlu zeytin, salça, turşu, yağda kavrulmuş kuruyemişler, salamura yiyecekler gibi günlük besinlerin içindeki gizli tuz kaynaklarının da tüketime dikkat edilerek, bu yiyeceklerin sınırlandırılması gerekir.

    2. Kilo verin ve hareket edin: Aşırı kilolu olan kişilerin yaklaşık %40’ında yüksek tansiyon görülmektedir. Genç hipertansiyon hastalarının ise yaklaşık üçte biri fazla kiloludur. Fazla kilonun kan basıncı üzerinde de olumsuz etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle ideal kiloda olmak tansiyonu dengeleyen bir faktördür. Sürekli hareket halinde olmak kan basıncını düzenler. Bu nedenle günde 10 bin adım kuralına uyacak şekilde hem sağlıklı kişilerin hem de tansiyon hastalarının hareket etmesi önemlidir.

    3. Şekeri azaltın: Şeker hastalarında yüksek tansiyona sık rastlanır. Yine tansiyon hastalarında da şeker hastalığı gelişebilmektedir. Genelde iki hastalık bir arada görülmektedir. Çünkü her iki hastalık da kan damarları üzerinde olumsuz etki yaratır. Bu sebeple tansiyon hastalarının ilerleyen dönemlerde şeker hastalığına yakalanmamak için mutlaka şeker tüketimini azaltmaları gerekmektedir.

    4. Alkol tüketimi: Alkol kullananlarda yüksek tansiyon görülme sıklığı artar. Hipertansiyon hastalığı olanların da ilaçlarını düzenli kullanırken alkol miktarını da azaltarak kan basıncını dengede tutmaları mümkündür.

    5. Stres: Uzun çalışma saatleri, masa başı çalışma düzeni ve düzensiz beslenme tansiyonu olumsuz etkiler. Çalışma hayatının stresi de göz önüne alındığında çalışanlar hipertansiyon ve hipertansiyona bağlı sorunlar için risk altındadırlar. Stresten uzak bir yaşam sürmek birçok hastalık gibi hipertansiyon için de koruyucudur.

    Yemeği dışarıda yiyecekseniz bunlara dikkat edin!

    Yemeğe çok aç karnına gitmeyin.

    Menüyü dikkatle inceleyin ve tuzsuz, az yağlı, yağsız ürünleri seçin.

    Porsiyonları oranlı tüketin.

    Kırmızı et yerine beyaz et tercih edin.

    Tatlı yerine meyve yiyin.

    Ara sıcaklardan kaçının.

    Su tüketimini artırın ve şekerli içeceklerden uzak durun.

    Yemeklerde tuz yerine limon ve baharat kullanın.

  • Hipertansiyon; sessiz düşman

    Hipertansiyon; sessiz düşman

    HİPERTANSİYON İLE İLGİLİ NELER BİLMELİYİZ?

    Kan Basıncı Nedir?

    Her kalp atışınız damarlarınıza bir kan dalgasının pompalanmasına yol açar. Bu dalga vücuda yayıldıkça atardamarlarınızın duvarlarına baskı yapar ve bu kan basıncı dediğimiz gücü oluşturur. Kan basınca gün içerisinde ve günden güne değişiklik gösterebilir. Genellikle istirahat halindeyken en düşük değerlerdedir ve aktivite, postür ve duygu durumunuza göre değişiklik gösterebilir. Bu geçici değişiklikler istediğimiz sınırlarda olduğu sürece tamamen normal kabul edilir. Eğer bu basınç çeşitli sebeplerle artar ve 140/90 mmgH yada daha üzerine çıkarsa bu durumda hipertansiyon varlığından söz edilir.

    Yüksek Kan Basıncı (Hipertansiyon) Gerçekleri

    Büyük ve Küçük Tansiyon ne anlama gelir? Tansiyon aletindeki rakamlar neyi ifade eder?

    Kalp kasınız kasıldığında pompalama yaptığında atardamar duvarlarınızı dışarı doğru iten güç en fazladır ve kan basıncınızın okunan en üst değeri olup ‘Sistolik Kan Basıncı’ yani Büyük Tansiyon olarak isimlendirilir. Atımlar arasında kalbiniz gevşediğinde kanınızın itici gücü azalır ve kan basıncınız en düşük değer olan ‘Diastolik Kan Basıncı’ yani Düşük Tansiyon düzeyine iner. Hipertansiyon ölçülen kan basıncınızın 140/90 mmHg değerinin üzerinde olması demektir.

    Tek bir yüksek değer saptamanız hipertansiyon hastası olduğunuz anlamına gelmez. En az iki farklı zamanda daha ölçüm tekrarlanarak kararlı bir yükseklik olup olmadığı saptanmalıdır. ’Sessiz düşman’ terimi hipertansiyon için sıkça kullanılan bir terimdir. Nedeni ise hipertansiyonun yıllarca hiç belirti vermeden beyin, böbrek, kalp ve damar sistemine hasar verebilme olasılığıdır. Bu nedenle belli aralıklarla kan basıncınızın ölçümü yapılmalıdır.

    Hipertansiyon Belirtileri Nelerdir?

    Yüksek tansiyon uzun dönemde damarın iç yüzeyinde hasara neden olarak organları besleyen damarlarda tıkanma veya genişlemeye yol açabilir ve organ yetmezliklerine neden olabilir.

    Başlıca hipertansiyon belirtileri arasında baş ağrısı, baş dönmesi, görmede bozukluk, kulaklarda çınlama, çarpıntı, nefes darlığı ve göğüs ağrısı olabilir. Ayrıca hipertansiyona bağlı halsizlik, yorgunluk, burun kanaması, yürümede ve merdiven çıkmada zorlanma, çok sık idrara çıkma, gece uykudan uyanarak idrar yapma gibi belirtiler olabilir. Bu belirtilerden bir veya birkaçını fark ettiğinizde mutlaka bir doktora başvurmalısınız.

    Hipertansiyon neden ortaya çıkar?

    Ailesinde hipertansiyon bulunan kişilerde hipertansiyon gelişme riski yüksektir. Bunun yanı sıra çeşitli böbrek hastalıkları, damarsal hastalıklar ve hormonal bozukluklar gibi sekonder nedenler hipertansiyona yol açabilir. Ayrıca fazla tuz tüketimi, stres, obezite, şeker hastalığı ve hareketsiz yaşam tarzı da hipertansiyonu tetikleyici rol oynamaktadır. Bazı ağrı kesici ilaçlar, soğuk algınlığı ve grip ilaçları, doğum kontrol hapları gibi çeşitli ilaçlar da kan basıncını yükseltebilmektedir. Hastalarımızın bir kısmında ise belirli bir neden saptanamamaktadır ancak tüm hastalarda hipertansiyon mutlaka kontrol altına alınmalı ve kan basıncı ideal düzeye düşürülmelidir.

    Kan Basıncınızı sağlıklı düzeylerde tutmak için neler yapabilirsiniz?

    Yaşam biçiminizde yapacağınız bu değişikliklere rağmen hala kan basıncınız yüksekse doktorunuz size ilaç tedavisi önerecektir. Diğer tüm tedaviler gibi hipertansiyon tedavisi de kişiye özel olmalıdır. İlaç tedavisinde, sadece tansiyonun kontrol altına alınması değil, diğer organların da korunması amaçlanmaktadır. Tedavide kullanılacak ilaçların türü, dozu ve çeşitliliği tamamen doktorunuzun kontrolü altında olmalıdır. Asla doktorunuzun dışında tavsiye edilen hiçbir ilacı almayınız.

    İlaç tedavisinde en önemli unsur, doktorunuzun verdiği ilaçları, kendinizi iyi hissetseniz bile kesintisiz ve düzenli olarak almanızdır. Yapılan en büyük yanlış, tansiyon kontrol altına alındıktan sonra ilaca gerek kalmadığı düşünülerek ilacın azaltılması veya kesilmesidir. Hipertansiyon ilaçları bağımlılık yapmaz. Doktorunuzun kontrolünde olmadan ilacınızın azaltılması ya da kesilmesi durumunda tansiyonunuz tekrar yükselecektir.

  • Kan basıncını bir haftada kontrol altına almak mümkün

    Hipertansiyon erişkinlerin en sık karşılaştığı kronik hastalıkların başında geliyor. Dünyada yaklaşık olarak 1,5 milyar kişi bu rahatsızlıkla baş ederken, ülkemizde ise hipertansiyonu olan hasta sayısı neredeyse 15 milyonu buluyor. Ülkemizde ne yazık ki hipertansiyonu olan her 2 hastadan biri hastalığının farkında değil. Hipertansiyonun farkında olup ilaç kullanan hastaların da yaklaşık yarısının kan basıncı kontrol altında değil. Halbu ki günümüzde hipertansiyon tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tansiyon aletlerinin yaygınlaşması sonucu evde kan basıncı ölçümünün artması ve ilaçların yan etkilerinin azalması nedeni ile günümüzde hipertansiyon tedavisi geçmişe kıyasla oldukça kolaylaşmıştır.

    Hipertansiyon hastası kendi kendinin doktoru olmalı

    Aslında hipertansiyon hastaları, hastalıkları hakkında yeterli ve doğru bilgi sahibi olduğu takdirde kan basıncının kontrol altına alınmasına engel olan durumlar hızla düzeltilebilir. Kan basıncı kontrolünde hedef sağlık merkezi ölçümlerinde 140/90 mmHg’nın altı ve ev ölçümlerinde 135/85 mmHg’nın altıdır. Kan basıncının 2 mmHg bile düşmesi hasta için bir kazançtır. Hipertansiyon tedavisinde hastaya özel çözümler üreterek kan basıncı kontrolünde bir haftada gibi kısa bir sürede iyileşmeler sağlanabilir.

    Hipertansiyon kontrolünün olmazsa olmazları:

    Kan basıncı düzenleyici ilacı düzenli olarak kullanın
    Eğer ilacın yan etkileri varsa, mutlaka doktorla paylaşın
    Kan basıncı kontrol altına alınınca, acaba ilaç gerekli mi diyerek ilaç almayı kesmeyin
    Tansiyon ölçüm aletinizin kalibrasyonundan emin olun
    Doğru bir şekilde tansiyon ölçmeyi bilin
    Bitkisel ilaç kullanımını konusunda mutlaka bir uzmana danışın
    Hekiminize danışmadan ilaç sayısını veya dozunu azaltmayın
    Hipertansiyonun neden kaynaklandığının araştırılması
    Başka bir hastalık nedeni ile kullanılan ilacın, kan basıncına olan etkisinin araştırılması
    Fazla ekmek yemeyin
    Farkında olmadan aşırı tuz almayın
    Tansiyonun yüksek kalmasını kabullenmeyin
    Bünyem yüksek tansiyona alışmış diye düşünmeyin

  • Tüm zamanların dilemması hipertansiyon

    TÜM ZAMANLARIN DİLEMMASI HİPERTANSİYON

    Nefroloji Uzmanı Doktor Kadir GökhanATILGAN; her yaşın hastalığı olan hipertansiyonun tedavisindeki güçlükler hakkında bilgilendiriyor.

    Dünya Sağlık Örgütü(WHO); dünya üzerindeki 5 büyük problem içinde hipertansiyona da yer vermektedir. Hipertansiyon hepimizin tanımını kolaylıkla yaptığı bir rahatsızlıktır. Biz bunu kılavuzlar eşliğinde söylemek istersek; büyük tansiyon dediğimiz sistolik tansiyonun 140mmHg ve üzeri, küçük tansiyon dediğimiz diastolik tansiyonun 90mmHg ve üzeri değerleri kapsamaktadır. Bu şekilde rahatlıkla tanımladığımız ve yedisinden yetmişine hepimizin aşina olduğu ve tedavi edilebilir olduğunu bildiğimiz bu rahatsızlık geçmişten bugüne dilemma olarak hayatımızdaki yerini korumaktadır. Ülkemizde dahi onlarca yüzlerce çeşit farmakolojik ve ticari isimlerde ilaçlar bu hastalığa hizmet için bulunmakla birlikte tam tedavi hedeflerine ulaşılamamıştır.

    Tedavi hedeflerine ulaşmak teorik olarak kolaydır. İşin önemli kısmı bunu pratik hayata da dökmektir. Pratikte yaşanan güçlüklerden en önemlisi ilaç uyumudur. Bu konudaki güçlüklerin gerekçelerini sıralamamız gerekirse:

    1- Tedavisi konusunda iyi bilgilendirilmemek

    2- Tedaviyi ve hastalığı kabullenememek

    3- İlaçları düzensiz almak

    4- İlaçları alıp tansiyonlarını evde kontrol etmemek

    5- İlaçları alıp diyetine dikkat etmemek

    6- Farklı hekim tercihleri ile ilaçlarının sık değişikliklere uğraması

    7-Özellikle kilo problemi olanların vücut kitle indeksine uygun kiloya erişmek için çaba sarfetmemesi sayılabilir.

    Başlığımızda hipertansiyon bir dilemmadır demiştik. Dilemmanın Türkçe'de karşılığı ikilem demektir. Kastettiğimiz ise hipertansiyon ölümcül denebilecek vücudumuzda zararlara yol açmaktadır. Böbrek yetmezliği, kalp yetmezliği, damar sertliği gibi ve buna bağlı olarak hem bedensel hem ruhsal olarak rahatsızlıklar oluşmaktadır. Bu yönü ile hipertansiyon içinden çıkılmaz bir salgın hastalık gibi görünmektedir. Ama madalyonun birde diğer yüzünden bakmak gerekir. Benimde polikliniğimize gelen hipertansif hastalarımla paylaştığım konudur. Hipertansiyon aslında bize düzenli yaşamamız gerektiğini hatırlatan en masum uyarandır. Çünkü tedavisi kolaydır. Bizden istediği ilaçları düzenli almak, diyetimize özellikle tuza, karbonhidratlara, kolesterole azami dikkat etmek,kilo problemimiz var ise çözümüne ulaşmak, yürüyüş gibi kas gücü gerektirmeyen izometrik egzersizleri hayatımıza katmamız, düzenli hekim kontrollerimizi aksatmamamızdır. Bu yönü ile bakılır ise insanın hastalığına uyumu ve dünyaya bakışı bile değişim gösterecektir. Kendisini daha iyi hissedecektir.

    Özetle söylememiz gerekirse;

    -Hipertansiyon tedavisi mümkün bir rahatsızlıktır.

    -Erken tedavi yüz güldürücüdür. Tedavisiz kalma ciddi problemleri yanında getirir.

    -Hayata yeniden bakış açısı sağlar, otokontrolümüz için bir sinyaldir.

  • Tansiyon

    TANSİYON

    Tansiyonunuz Kaç?

    Tansiyonunuz kaç biliyor musunuz?
    Hastaların azımsanmayacak kadar büyük bir çoğunluğu kan basıncının yüksek olduğunun farkında değildir. Bu durum mortalite ve morbiditenin artmasına neden olmaktadır. Tuz tüketiminin fazla olduğu toplumlarda kan basıncı yüksekliği de daha sık görülür. Türkiye'de yapılan Salturk çalışmasıyla bir kişini ortalama 18 g /gün tuz aldığı saptanmıştır. Oysa alınması gereken günlük tuz miktarı en fazla 6 g olmalıdır.

    Kaça çıkarsa tehlikeli?
    JNC (joint national committee)'ye göre 140/90 mmHg üzeri hipertansiyon olarak kabul edilmektedir. Avrupa Hipertansiyon Cemiyeti'ne (AHA) göre ise tansiyon sınıflaması daha ayrıntılı olarak alınmıştır. Ev ölçümleri için hipertansiyon sınırı 135/85 mmHg , 24 saatlik kan basıncı takibinde ise sınır 125/80 mmHg olarak belirlenmiştir. Sistolik (büyük) tansiyonun 140 mmHg üzerinde, diastolik (küçük) tansiyonun ise 90 mmHg altında olduğu duruma ise izole sistolik hipertansiyon denmektedir. Malign hipertansiyon tanımı papil (göz dibi) ödemi, akciğer ödemi, bayılma ile giden bir kliniği tanımlar.

    Belirtileri nelerdir?
    Hastaların önemli bir kısmında herhangi bir belirti yoktur. Bazen tek belirti ölçülen kan basıncının yüksek gelmesidir. Bazı hastalarda karşılaşılan en önemli belirtiler baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik, bulantı kusma, baş dönmesi şeklindedir. Uzun süren kontrol edilmeyen hipertansiyon ancak hedef organ hasarlarıyla kendini belli eder. Bu organlar beyin, kalp, böbrek, retina ve kan damarlarıdır. Bu organlara ait bulgular ve hastalıklar böbrek yetmezliği, proteinüri, damarlarda anevrizma (anormal genişleme), tıkanma, inme ensefalopati, kalp damar hastalığı, kalp krizi ve kalp yetmezliği şeklinde görülür.

    Nedenleri nelerdir?
    Hipertansiyonun nedeni % 90-95 bilinmemektedir, % 5- 10'luk kısımda ise bir nedene bağlı (sekonder) hipertansiyon söz konusudur.

    Hangi durumlarda sekonder hipertansiyonu düşünmek gerekir?
    Yaş, öykü, fizik inceleme, laboratuar bulguları sekonder bir neden düşündürüyorsa,kan basıncı ilaca zor cevap veriyorsa, iyi kontrol edilmiş tansiyon birden kontrolden çıkıp yükselmeye başlıyorsa,hedef organ hasarı varsa,kan basıncı >180/110 mmHg ise sekonder hipertansiyonu düşünmek gerekir.

    Hipertansif hastanın değerlendirilmesi

    Bu durumda 3 hususa dikkat etmek gerekir:

    1 – Hipertansiyon yaratan sekonder bir neden araştırmalı,
    2 – Hedef organ hasarı ve eşlik eden hastalık bakılmalı,
    3 – Diğer kardiovasküler risk faktörleri değerlendirilmelidir.

    Tansiyon nasıl ölçülmelidir?
    Tansiyon ölçümünde;

    • Kişi gevşemiş bir pozisyonda rahat olmalı
    • Yarım saat öncesinde kafein almamış, bir şey yememiş olmalı
    • Sigara içmemiş olmalı
    • Ölçümden önce en az 5 dakika istirahat etmeli
    • Koldan tüm giysiler çıkarılmalı
    • 2 dakika aralıklarla 2 veya daha fazla ölçüm yapılmalı
    • Kullanılan cihazın boyutları uygun olmalı

    Tedavisi nasıl olmalıdır?
    Tedavideki temel hedef mortalite (ölüm) ve morbidite (sakatlık) oranlarını azaltmaktır. Hedef 140/80 mmHg altı olmalı; eğer böbrek hastalığı ya da diyabet mevcutsa bu durumda 130/80 mmHg altı hedef alınmalıdır.Hipertansiyon ciddi ama tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tedavi edilmezse kalp, beyin, böbrek, göz gibi organlarda istenmeyen durumlara sebep olabilir, tedavisi ömür boyu sürmelidir, İlacı sadece bulgular ortaya çıktığı zaman değil sürekli kullanılması gerekmektedir.Kan basıncı düşünce ya da şikayetler kaybolunca tedavinin bırakılmaması gerektiği unutulmamalıdır.İlaçların bağımlılık yapmayacağı, genel önlemlere uyulmazsa ilaçların yetersiz geleceği eğer hasta üzerine düşen görevleri yapmazsa doktor doktor gezmesinin ona hiçbir fayda sağlamayacağı anlatılmalıdır.

    Non farmakolojik (ilaç dışı) tedavi : Yaşam tarzı değişikliği, tuz alımının kısıtlanması, ideal kiloya ulaşma, fizik aktivite artışı, sigarayı bırakmak, aşırı alkol tüketimini önlemek, diyeti düzenlemek, sık sık günde 5-6 öğün ama az miktarda yemek yemek, potasyumdan kalsiyumdan zengin besinler tüketmek, doymuş yağdan fakir diyet almak ilaç dışındaki tedavi yöntemlerinin temel prensipleridir.

    Non-farmakolojik tedavilerin tansiyonu düşürme oranları ise şu şekildedir:

    Kilo verme: 5- 20 mmHg (sistolik)
    Sebze-meyve ağırlıklı beslenme: 8- 14 mmHg (sistolik)
    Tuz kısıtlama: 5-10 mmHg (sistolik)
    Fizik aktivite: 4- 8 mmHg (sistolik)
    Alkol alımını kısıtlama: 2- 4 mmHg (sistolik)

    İlaç (farmakolojik tedavi) : Hastanın yaşına eşlik eden diğer hastalıklarına uygun değişik grup ilaçlar ile hekim hipertansiyonu tedavi etmeye çalışır. Yapılan çalışmalarda en az 2- 3 ilacın gerektiği belirlenmiştir. İlaç kullanmaya rağmen tansiyonda düşme sağlanamazsa buna dirençli hipertansiyon denir. Bu durumda ilaç kullanmak en azından kardiovasküler mortalite ve morbiditeyi azaltmaktadır.

    tasarım

  • Hipertansiyonla ilgili bilinmesi gerekenler

    Hipertansiyonla ilgili bilinmesi gerekenler

    Ülkemizde yapılan Türk Böbrek Hastalıkları ve Hipertansiyon Derneğinin çalışmalarına göre bu hastalığın ülkemizde görülme sıklığı %35’dir. 60 yaş üstü erkeklerde görülme sıklığı %60-80 arasındadır. Genel olarak dünyadaki sıklığını araştıran çalışmalar her 3-5 kişiden birinin hipertansif olduğunu gösteriyor. Buna karşılık 1970’li yıllardan beri yapılagelen bir Amerikan çalışmasının (NHANES) sonuçlarına göre hastaların ancak yarısı hastalığının farkındadır. Bu farkında olanların da ancak yarısı bir hekime başvurmaktadır. 30 yıl içerisinde bu çalışmanın her on yılda bir yayınlanan sonuçlarına bakıldığında bu gerçeğin değişmediğini görüyoruz. Buna karşılık hipertansiyon en ciddi ölüm sebebi olan kalp damar hastalıkları(koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği) ve beyin damar hastalıkları (inme, beyin kanaması gibi) açısından en önemli risk faktörlerin başında geliyor. Kan basıncı yüksekliği yani hipertansiyonla ilgili bilmemiz gerekenleri aşağıda sıralamak istiyorum:

    Kan basıncı normalde kaç olmalı ? Toplumda büyük tansiyon denilen sistolik kan basıncı en fazla 140mmHg küçük tansiyon yani diyastolik kan basıncı en fazla 85mmHg olmalıdır. Bu basınçların üstündeki değerlere biz hipertansiyon diyoruz. Hipertansiyonu olan hastaların tedavisinde de kan basıncının normale dönüştürülmesi tedavi hedefidir. Ancak şeker hastaları ve böbrek hastaları için hedef 130mmHg’dır.

    Kan basıncı ne zaman ölçülmeli? Kan basıncı normal sınırlar içerisinde günlük değişimler gösterir. Gün içerisinde en düşük sabah uyanmadan önceki saatlerde olur ve gün içerisinde akşama doğru bir yükselme gösterir ve uyku saatlerinde düşmeye başlar. Eğer kişide bu uyanmadan önceki düşme görülmüyorsa bu hasta için hipertansif risk daha fazla olduğu anlamına gelir. Bu yüzden bir kısım hastada kan basıncının 24 saatlik değişimi Holter dediğimiz cihazla izlenmesi yararlı görülmektedir. Eğer kan basıncı günde bir defa ölçülecekse akşam üstü ölçülmesi akla uygundur. Hipertansiyonu olan kişilerde kan basıncının yüksekliği gün içerisinde değişken, labil, olabilir veya yalnızca doktora gittiğinde yüksek olabilir ki buna ‘’ beyaz gömlek hipertansiyonu’’ diyoruz. Kan basıncının arada bir bile yüksek değerlere yükselmesi daima anlamlıdır, sinirsel tansiyon gibi deyimlerle geçiştirilmemeli hemen ilaç tedavisi başlanmasa bile, ilaç dışı – tuz kısıtlaması gibi- önlemlerin hemen alınmasını ve izlenmesini gerektirir.

    Hipertansiyon nedenleri nelerdir? Hipertansiyon %90 oranında bir nedene bağlı değildir ki biz buna ‘’primer’’ veya ‘’esansiyel’’ hipertansiyon diyoruz. Bu hastalarda çok kez ailesel bir eğilim, şişmanlık, diyabet, lipit yüksekliği, sigara içimi gibi risk faktörleri dikkati çeker. Çoğunlukla 40 yaşından sonra erkeklerde, menopoz sonrası kadınlarda çok sık olarak görülür. İleri yaşta %70’i bulan düzeyde rastlanır. Tüm hipertansif hastaların geri kalan yüzde %10’u ise bir nedene bağlı ‘’sekonder veya ikincil’’ hipertansiyondur.

    İkincil (sekonder) hipertansiyon ne demektir? Sekonder hipertansiyon nedenlerinin %80’i böbrek hastalıklarıdır ki bunlar nefritler ve böbrek yetmezliğidir. %10 kadarı böbrek damar darlığıdır. Bazı başta böbrek üstü bezi olmak üzere iç salgı bezi hastalıkları da ikincil nedenler içerisindedir. İlk karşılaşılan hipertansiyon olgusunda öncelikle bu ikincil durumlar mutlaka araştırılmalıdır. Çünkü bu durumların tedavisi tamamen başkadır. Örneğin böbrek damar darlığı aynı koroner damarlarda olduğu gibi balonla genişletilerek tedavi edilebilirler. Daha çok genç yaşta, yani hipertansiyonun görece az görülebileceği yaşlarda araştırılması gerekmekle birlikte ileri yaşlarda da ortaya çıkabileceği akılda tutulmalı ve mutlaka ilk rastlanan hastada sekonder nedenler gözden geçirilmelidir. Hipertansiyon tedavisi altında olan hastada tedaviye direnç varsa mutlaka ikincil bir durum araştırılmalıdır.

    Kan basıncı yüksekliği neden önemlidir? Hipertansiyon yaşamsal risk teşkil eden bir hastalıktır. En sık ölüm veya sakatlık nedeni olan kalp damar hastalıkları, beyin damarı hastalıklarının (inme, beyin kanaması), görme kayıplarının, bazı böbrek hastalıklarının arkasında hipertansiyonun varlığı söz konusudur. Hipertansiyonda mutlaka ilaç almak gerekli midir? Bu her şeyden önce hipertansiyonun şiddetine ve kalp, böbrek, göz gibi hedef organ tutuluşunun var olup olmamasına bağlıdır. Eğer hafif şiddette bir hipertansiyon ve hedef organ tutuluşu yoksa şişmanlık, sigara kullanımı, diyabet, kan yağlarının (kolesterol, trigliserit ) yüksekliği gibi risk faktörlerine yönelik diyet ve eksersiz gibi ilaç dışı önlemler yeterli olabilir. Alınacak önlemlerin başında da diyetteki tuz kısıtlaması gelir. 6 ay süre ile bunların uygulanması yeterli olmamışsa ilaç tedavisi devreye girecektir, bazen tek ilaç bazen de birden fazla ilacın birlikte kullanımı gerekecektir ve bu ilaç dışı önlemler de sürdürülecektir. Özellikle tuzsuz diyete riayet edilemiyorsa ilaç tedavisinden yarar beklenemez.

    İlaçlar hakkında neler bilmeliyiz? Bugün piyasada büyük hasta gruplarıyla yapılmış çalışmalarla etkinliği kanıtlanmış 4-5 grup etki mekanizmasına sahip çok sayıda ilaç vardır. Bu ilaçlar özellikle yan etki profilinde ve hedef organ hasarını önlemede farklılık arzeder. Aynı zamanda bir hipertansiyon hastasında ilaç kullanılırken hastanın yaşı, birlikte bulunan hastalıkları, diyabet, kalp hastalığı ve böbrek hastalığının varlığı gibi faktörler dikkate alınır. Örneğin diyabeti olan bir hastada hele idrarda proteinüri var ise belli bir grup ilaç tercih edilir. İleri yaşta bir hastaya belli ilaç gruplarının etkinliği, komplikasyonları önleme başarısı çalışmalarla gösterilmiştir. Dolayısıyla ilaç seçimini hekiminiz sizde bulunan diğer tıbbi koşulları ve hedef organ tutuluşlarını hatta sosyal özelliklerinizi dikkate alarak yapacaktır. Bir de şunu belirtmeliyiz ki yan etkisiz ilaç olamaz. Bir ilacı kullanırken yan etkiden de endişe etmeyin, hatta prospektüsü de okumayınız. Eğer ilaca bağlı olduğunu düşündüğünüz bir durum varsa kendiliğinizden ilacı kesmeyip durumu hekiminizle paylaşarak gerektiğinde kesiniz. Hipertansiyon ilaçları ömür boyu kullanılacak ilaçlardır, uzun süre kullanımlarında etkinlik azalması gibi durumla karşılaşılmaz, ancak kan basıncı yüksekliğinin karakteri değişebilir ya da başka hastalıklar eklenebilir o zaman ilacı değiştirmek gerekebilir. Ama şunu belirtmeliyim ki hipertansiyon tedavisi başarılıdır ve bugün için kontrol edilemeyen hipertansiyon hastası yoktur. Genellikle kan basıncı kontrolu iyi iken kontroldan çıktığında akla gelen ilk şey ya hasta ilacı bırakmıştır ya da tuz diyetini bozmuştur.

    Hipertansiyon hastasını kim tedavi etmelidir ? Hipertansiyonun çok sık görülen bir hastalık olduğu dikkate alındığında tüm dünyada bu hastalığın birinci basamak hekimleri yani pratisyen hekimlerin takip etmesi öngörülmüştür. Tıp eğitimi ve tedavi için dünyadaki sağlık örgütlerinin çıkardıkları rehberler bu öngörüye dayanır. Yine de erken yaşta ortaya çıkan veya tedaviye dirençli hipertansiyon olgularının ikincil hipertansiyon nedenlerinin araştırılması için ve/veya hipertansiyonla ilgili hedef organ sorunlarının ortaya çıktığı durumlarda bunların da tedavisi açısından nefroloji uzmanının bulunmadığı yerlerde iç hastalıkları uzmanı veya kardiyolog tarafından değerlendirilmesi ve tadavisi uygundur.

  • Yüksek tansiyon böbrekleri tehdit ediyor

    Kan Basıncı yani tansiyon, damar içsersindeki kanın ,akımı sırasında damar duvarlarına yaptığı basınçtır.Tansiyon; kalp tarafından pompalanan kan miktarı ve damarların bu akıma karşı oluşturduğu dirence bağlıdır. Kan basıncının, sürekli olarak 140/90 mmHg veya daha yüksek olarak sebat etmesine hipertansiyon denir.

    Hipertansiyon, günümüzde dünyadaki en önemli sağlık sorunlarından birisidir.Hipertansiyon, dünyada önlenebilir ölüm nedenleri içerisinde bir numaralı risk faktörüdür.Bu değerler yaş gruplarına ve cinsiyete göre düzeltildiğinde, Türkiye’de hipertansiyon sıklığı % 31.8 olduğu bulundu. 75 yaş üstü grupta ise yaklaşık dört kişiden üçünde hipertansiyon bulunmaktadır.Hipertansiyon türk toplumunda kadınlarda (% 36.1) erkeklerden (% 27.5) daha yüksek olarak rastlanmaktadır.Ve yine bu sıkılık yaşla birlikte artmaktadır.Hipertansiyon başağrısı , başdönmesi gibi bir takım yakınmalara yol açabildiği gibi, hiçbir şikayete yol açmadan da ortaya çıkabilir. Hipertansiyon, herhangi bir şikayete yol açmasa da uzun vadede felç, kalp hastalıkları ve kalp yetmezliği ile böbrek hastalıklarının en önemli sebeplerindendir ve yalnızca kan basıncı ölçümü ile teşhis edilir.Ülkemizdeki yuksek tansiyonlu kişilerin yaklaşık yüzde altmışı bu hastalığının farkında değil. Bu da düzenli kan basıncı ölçümünün neden bu kadar önemli olduğunu gösterir. Farkına varıldığı takdirde kan basıncı yüksekliği sıklıkla kontrol edilebilir. Beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler ve egzersiz sıklıkla kan basıncını düşürür. Bunun yanı sıra, doktor önerisi ile çeşitli tansiyon ilaçları kullanılarak kan basıncı kontrol altına alınabilir. Tanı konmuş ve tedavi uygulanmakta olan hastalarınsa sadece %20 sinin kan basınçları kontrol altındadır. Kan basıncının kontrol altına alınması, kalp hastalıkları ve inme gibi serebrovaskuler hastalıklar nedeni ile olan ölümleri azaltmakta, böbrek yetmezliğinin ilerlemesini yavaşlatmakta ve insanların korkulu rüyası olan diyaliz gereksinimi ortadan kalkmaktadır.

    Dünya’da ve tabii ülkemizde de sayıları hızla artan diyaliz ve böbrek nakli hastalarının, primer hastalık nedenlerinin başında birinci sırada diyabet, ikinci sırada hipertansiyon gelmesidir. Kronik böbrek yetmezliğinin önlenmesi bir bakıma hipertansiyonun kontrolu ile yakından ilgilidir. Böbrekler hipertansiyonun hem nedeni hem de kurbanıdır.

    Hipertansiyon damarları etkileyen bir hastalık olduğu için kalp ve beyin gibi böbrekleri de hedef organ olarak seçmektedir. Buna biz hipertansif böbrek hastalığı diyoruz. Bunun nedeni böbreğin en küçük fonksiyon gören organcığı olan kılcal damarlardan oluşan glomeruller (yumakcık) içindeki basıncın artışı bu dokunun fonksiyon kaybına neden olmakta, böbrekler büzüşmekte ve yetmezliğe gitmektedir. Bu nedenle böbrek rahatsızlığı olmayan bir tansiyon yüksekliği hastasında tedavi hedefi 140/90 mmHg iken böbrek hastalığı var ise hedef daha düşük değer 130/85 olarak kabul edilmektedir. Belirtilmesi gereken önemli bir nokta da şudur: böbrek yetersizliği damar sertliği sürecini hızlandırmakta kalp damar hastalıklarını ortaya çıkarmakta ve bir kısır döngüye girilip kan basıncı yüksekliği böbrek fonksiyonlarının kaybını daha da ilerletmektedir. Bu tehlikeli, yaşamı tehdit edici süreçte tetiği hipertansiyon çekmektedir.

    Tuz ve Hipertansiyon ilişkisi: Yukarıda belirttiğimiz gibi böbreklerin tuz atma kapasitesini aşan boyutta diyette tuz alımı, ya da kronik böbrek hastalıkları ve ileri yaş nedenli böbrek kitlesinin azalmasıyla tuz atma kapasitesinde azlık hipertansiyonun sık nedenidir.Türk toplumu gunde yaklaşık 20 grama yaklaşan tuz tüketimine sahiptir; bu durum olması gerekenın yaklaşık beş katıdır. Günümüz toplumunda hazır, hızlı-yemek yeme alışkanlığı, dışarıda yemek yeme zorunluluğu, konserve edilmiş tuzda hazırlanmış yemeklerin sofralarımızda artışı hipertansiyonu olan kişi sayısını artırmış ve artırmaya devam etmektedir. Hipertansiyon tedavisi olan bir hasta yemeklerde tuz kısıtlamasını sağlayamıyorsa ilaçlarda da yarar sağlayamamakta, hipertansiyonun tehlikeli yaşamsal sonuçlarına katlanmak zorunda kalmaktadır.