Etiket: Heyecan

  • Sosyal Fobi (Sosyal Kaygı Bozukluğu)

    Sosyal Fobi (Sosyal Kaygı Bozukluğu)

    Tanımadık insanlarla karşılaştığı ya da başkalarının gözünün üzerinde olabileceği, bir ya da birden fazla toplumsal ya da bir eylemi gerçekleştirdiği durumdan belirgin ve sürekli bir korku duyma. Kişi, küçük duruma düşeceği ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağından korkar.

    Korkulan, toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirilmesi gereken durumla karşılaşma hemen her zaman kaygı tepkisi doğurur. Ancak, toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirilmesi gereken bir durumla karşılaşmaktan kaçınma korkma ya da bununla ilgili kaygılı beklenti kişinin olağan günlük işlerini, mesleki işlevselliğini ya da toplumsal yaşamını önemli ölçüde bozuyorsa ya da kişi fobisi olacağına ilişkin belirgin bir sıkıntı duyuyorsa böyle bir tanı konması uygun olur.

    Sosyal fobisi olan kişiler hata yapma, gülünç duruma düşme ya da kendilerine yakışmayacaklarını düşündükleri davranışları yapma korkusu içindedir. Sosyal faaliyetlerde arka plana itilmiş olmaktan, dostça olmayan bir şekilde kendilerine davranılmasından, aptalca görünmekten, kontrolü kaybetmekten, panik yaşamaktan, ne söyleyeceğini bilememekten ve bir de bunlara eşlik eden birçok fiziki belirtileri, yaşamaktan korkmaktadır.

    Fiziksel Belirtiler Nelerdir?

    Sosyal Fobisi olan kişiler korku duydukları toplumsal durumlarda hemen her zaman kaygı semptomları yaşarlar.

    Korkulan bu durumlarla karşılaşıldığında genellikle yüz kızarması olur. Yüz kızarması çok yakınılan ama kontrol edilemeyen bir belirtidir. Dışardan kolayca fark edildiği içinde rahatsızlık vericidir. Yüz kızarması dışında terleme, çarpıntı, göğüste sıkışma hissi, ses titremesi ve kısılması, ağız kuruması, mide rahatsızlıkları, sıcak ve soğuk basmaları, kaslarda gerginlik, düşünce akışında yavaşlama, başta ağırlık hissi ya da baş ağrısı oluşabilir.

    Sosyal Fobide Kaygı Oluşturan Durumlar Nelerdir?

    Sosyal fobik insanların korktukları durumlar iki ana gruba ayrılabilir. Bunlardan ilki sosyal etkileşim gerektiren durumlar, ikincisi ise sosyal performans gerektiren durumlardır.

    Sosyal etkileşim gerektiren durumları Sohbete katılma (özellikle de karşı cinsle )otorite olan kişilerle ilişkiler, parti ve eğlence gibi sosyal faaliyetlere katılım, başkalarının önünde yeme, içme, yazma,yardım isteme, yer veya adres sorma, yeni birileri ile tanışma, göz kontağı gerektiren durumlar, hakkını savunmayı gerektiren durumlar olarak sıralayabiliriz.

    Sosyal performans gerektiren durumlara bir topluluk önünde konuşma, konferans verme, sorulara cevap verme,bir enstrüman çalma spor yapma, genel tuvaletlerde başkalarının olduğu bir anda ihtiyacını giderme örnek olarak verilebilir.

    Sosyal Fobiyle Sosyal Heyecan Arasındaki Farklar Nelerdir?

    Ülkemizde sosyal fobi olmasa da topluluğa girme, toplulukta konuşma, özgürce davranabilme konularında çekingenlik oldukça sık görülen bir durumdur. Bunların büyük bir kısmı klinik düzeyde bir rahatsızlık olarak ele alınmayabilir. İnsanların bir iş yaparken, herhangi bir davranışta bulunurken, özellikle de birilerinin önünde kendilerini ortaya koymaya çalışırken belli bir heyecan duymaları olağan bir durumdur. Hatta böylesi bir heyecanın ilişkileri motive edici hazırlayıcı etkisi olduğundan, insanın daha iyiyi yapabilme isteğini arttırdığından söz edilebilir.

    Bir dereceye kadar sosyal ortamlardan çekinme doğal kabul edilmelidir. Çekingenlik ya da utangaçlık da kişiye ciddi bir yük korku getirmiyorsa problem olarak yer almaz. Temelinde başkaları tarafından gülünç bulunma, aşağılanma korkusu ile beslenen ve sonrasında izolasyona kadar götürebilecek olan sosyal fobiyi normal ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz sosyal heyecan ile karıştırmamak gerekir.

    Sosyal heyecanı sosyal fobiden ayıran en önemli özellik, bireyin topluluk önünde bir şeyler yapmaya devam ettikçe bu konuda deneyim kazandıkça sosyal heyecan azalırken, fobik durumlarda deneyim kazanmanın heyecan üzerinde etkili olmaması aksine kişilerin bu durumdan şiddetle kaçmaya çalışmalarıdır. Bu kaçınmanın da kişinin olağan günlük işlerini,mesleki ya da eğitimle ilgili işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini önemli ölçüde bozmalıdır ya da kişi fobisi olacağına ilişkin belirgin bir sıkıntı duymalıdır.

    Sosyal Fobi Günlük Yaşamda Hangi Sorunlara Yol Açabilir?

    Sosyal fobisi olan kişiler, çoğu zaman sınav kaygıları ya da sınıf içi katılımdan kaçınmaları nedeniyle okulda yeterli bir başarı gösteremezler. Öğrenciler bildikleri halde parmak kaldıramaz, sözlülerde başarısız olurlar. Etkinliklere girmekten kaçınırlar.İş sahipleri gerekli atılımları yapamaz, çalışanlar kendilerini ortaya koyamaz,insiyatif kullanamaz, fikirler ileri süremez, iş değiştiremez, ulaşmaları gereken düzeylerden daha alt düzey işlere razı olup ilerleyemezler.

    İş kayıpları ve okul başarıları azalır üniversiteyi bırakmak durumunda kalabilirler. İşsiz kalmak sık görülen bir durumdur. Bazıları karşı cins ile ilişkilerinde benzer durumlar yaşadıklarından kendi başlarına arkadaş sahibi olamaz, bekar kalabilirler. Bulundukları ve yetiştikleri ortamı değiştirmek istemez, yakın aile dışındaki kişiler haricindekiler ile iletişimlerini sınırlarlar.

    Sosyal Fobide Kaçınma Davranışını Belirleyen Olumsuz Düşünceler Nelerdir?

    Bunlar,

    1. Kişinin iç diyaloğunda yer alan kendini küçümseyen ve aşağılayan ifadeler

    2. Kişisel performansı değerlendirmede mükemmeliyetçi beklentiler

    3. Kişisel performansı değerlendirmede sadece olumsuz örneklere odaklanma

    4. Sosyal başarı ve başarısızlıklarının nedenlerini belirlemede patolojik bir örüntü geliştirme. Negatif sosyal durumları (beceriksizlik, zayıflık, vs.) pozitif sosyal durumları (şans,kader,diğerlerinin olumlu tutumu,vs.)

    Sosyal Fobinin Tedavisi Var mıdır?

    Bu kişilerin doğasında var olan utangaçlık ve olumsuz değerlendirileceklerine dair korkuları yardım istemelerini zorlaştırır. Bir başka engelleyici faktör ise, sosyal fobiklerin bu belirtilerinin bir rahatsızlık olduğunu fark etmemeleri ve değişmez kişilik özellikleri şeklinde algılamalarıdır. Ayrıca somatik belirtileri nedeniyle diğer tıp birimlerine başvurmaları psikolojik yardıma ulaşamama veya gecikme gibi sonuçlar doğurmaktadır.

    Sosyal fobi tedaviye oldukça iyi cevap veren bir rahatsızlıktır. Tedavi sürecinde ilaç ve psikososyal tedavi yaklaşımları ayrı veya birlikte kullanılabilir.

    Psikolojik tedavi yaklaşımında ağırlıklı olarak bilişsel-davranışsal psikoterapiler, sosyal beceri eğitimleri, gevşeme egzersizleri, bireysel ve sosyal etkinlik tedavileri uygulanabilmektedir. Psikolojik tedavilerle bireyler olumsuz düşünce ve davranış kalıplarını tanıyabilmekte, önyargıları ile kendilerine yönelik olumsuz tutumlarını değiştirerek, daha gerçekçe beklenti ve davranış kalıpları oluşturabilmekte, başa çıkma stratejileri geliştirebilmekte, eksik olan becerileri kazanmakta ve iletişim güçlerini arttırmaktadır.

    “Cesaret korkusuzluk değil, korkuya rağmen korkulan şeyin üzerine gidebilme

    gücüdür”

    Toplum sizi içinde görmek için bekliyor, neden hala bir kenarda oturup yaşamın yanınızdan akıp geçmesine izin veriyorsunuz.

  • ERKEN BOŞALMAYI KONTROL ETMEYİ ÖĞRENEBİLİRSİNİZ!!

    ERKEN BOŞALMAYI KONTROL ETMEYİ ÖĞRENEBİLİRSİNİZ!!

    Erken boşalma, boşalmayı kontrol edememe değil, boşalmayı kontrol etmeyi bilmeme sorunudur..

    Erken boşalma yaygın bir şekilde görülen bir cinsel işlev bozukluğudur. Her 10 erkekten 7’si erken boşalma sorunuyla kliniklere başvurmaktadır. Erken boşalma, bir erkeğin gönüllü boşalmayı kontrol etmeyi bilmeyip, istediğinden önce zirveye çıkıp boşalmasıdır. Normal bir erkek önce heyecanlanır, sonra bu heyecanın keyfini çıkarır (plato) ve ardından isteyerek boşalır. Denetimsiz boşalan erkekte bu plato fazı yoktur; heyecanlanır ve istemediği halde boşalır.

    Erkeğin erken boşalma sorunu var diyebilmek için aşağıdaki unsurların gerçekleşmesini bekleriz.

    • 7 dakikadan daha az vajina penis birlikteliğini içeren cinsel ilişki (koit) süresi,

    • Kadının tatmin olmaması,

    • Kadın ve erkek istemediği halde boşalmanın gerçekleşmesi,

    • 6 ay boyunca düzenli olarak neredeyse her cinsel ilişkide erken boşalmanın gerçekleşmesi,

    • Kadın ve erkeğin bunu dert gibi görmesi gerekir.

    Erken boşalma, sadece erkeğin sorunu gibi görünse de hem erkeğin hem kadının, yani çiftin sorunudur. Bu nedenle bu sorunu birlikte çözebilirler. Çünkü cinsel yaşamın sadece biyolojik boyutu yoktur. Cinsel ilişki; biyolojik, psikolojik ve çiftin duygusal ilişkileriyle ilgili yönlerin tamamını içerir. Bu nedenle öncelikle erken boşalmanın nedenleri araştırılarak bu boyutlar da iyileştirilmelidir. Erken boşalmanın doğası ve nedenlerinin iyi bir şekilde anlaşılmasının neredeyse tedavinin yarısı olduğuna inanıyorum.

    Erken Boşalmanın Nedenleri

    Her cinsel sorun gibi erken boşalma da; geçmiş öğrenmeler ve deneyimlerden, kaygıdan, evlilikteki ilişki sorunlarından ya da bedensel bir rahatsızlıktan kaynaklanabilir. Bedensel bir rahatsızlıkla ilgiliyse, mutlaka bu konuda ilaç tedavisine başvurulmalıdır. Şimdi diğer öne çıkan nedenlere bakalım:

    • Cinsellik Ayıp.. Günah.. Yasak..

    Toplumumuzda cinsellikle sex birbirine karıştırılır. Cinsellik, doğuştan var olan, bizi biz yapan özellikler bütünüdür. Oturuşumuz, konuşmamız, giyimimiz vb her şeyimizdir cinsellik. Sex ise, iki yetişkinin birbirine dokunması, öpmesi, cinsel ilişkiye girmesi gibi bir dizi davranışı içine alan bir paylaşımdır.

    Çocukluk döneminde, çocuğun sorularına yaşına uygun basit cevaplar vererek merakı giderilmelidir. Eğer böyle yapmaz da; ayıp, günah denilir, çocuğun suçluluk ve utanç yaşamasına neden olursak, uygunsuz şekilde keşif yapmasına neden olabilir ve ileride cinsel işlev bozuklukları yaşamasına zemin hazırlayabiliriz. Hele ki, ilk merak ve uyanış dönemlerinde tehdit edilmesi, ceza verilmesi büyük sorunlara neden olabilmektedir.

    Erken boşalma yaşayan yetişkinlerin, çocukluk ya da ergenlik dönemlerinden kalma bu suçluluk ve utanç duygularını yoğun bir şekilde yaşadıklarını görüyoruz.

    • Ergenlikte Yanlış Ve Hatalı Mastürbasyon

    Her an yakalanma korkusuyla, hızlıca boşalmaya yönelik yapılan mastürbasyon; hem yanlış bir alışkanlığa dönüşmekte hem de cinselliğin ve haz almanın kötü bir şey olduğuna dair ön yargılara neden olabilmekte. Korku ve endişe, cinsellikle eşleştirilmekte, suçluluk duyguları ve utanç yaşamasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla genç yaşlarda başlayan hızlı boşalma alışkanlığı, sonraki yaşlara da miras kalmaktadır.

    • Ergenlerin Skor Takıntısı

    Ergenlik döneminde, mastürbasyon yaparak boşalma sayısı ya da cinsel ilişki sırasında arka arkaya boşalma sayısı, erkekliğin ve erkekliğe dair gücün bir göstergesi olarak görülebiliyor. Kendi aralarında sayı paylaşarak birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışıyorlar. Oysaki boşalma sayısının bir önemi olmadığı, önemli olan haz ve keyfin olduğunu öğrenememiş oluyorlar. Bu nedenle, ergenlik döneminde cinsel eğitimin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Anne babalar çocuklarıyla bu konuyu konuşmaktan utanıyorlar, çekiniyorlar. Dolayısıyla, çocuklarının yanlış bilgiler alarak, yanlış deneyimler yaşamalarına neden oluyorlar.

    • Yanlış İnanışlar, Mitler

    Çocukluk döneminden bu yana dışarıdan edinilen bilgiler ve yaşantılar sonucu cinsel yaşama dair ön kabuller oluşur. Örneğin; “cinsellik her zaman heyecanlı olmalıdır”, “kadın ve erkek aynı anda orgazm olmalıdır” gibi ön kabuller, cinsel ilişki sırasında hazza odaklanmayı engelleyen yanlış inanışlardır.

    • Performans Kaygısı

    Cinsel ilişkinin süresi, erkeğin erkekliğinin ve gücünün bir simgesi olarak görülüyor. Eğer erkek, her istediğinde cinsel organını kaldırabiliyor, istediği sürede cinsel ilişkiyi sürdürebiliyor ve kadınını mutlu edebiliyorsa, erkek erkektir gibi bir algı söz konusu. Böylesine bir beklenti zinciri, erkeğe ağır gelebiliyor ve cinsel işlev bozuklukları yaşamasına neden olabiliyor. Eğer düşüncesi “erken boşalmamalıyım” ise, erken boşalma yaşaması kaçınılmaz oluyor ve boşalmasını kontrol edemiyor. Dikkati sürekli ilişkiye girme süresinde oluyor ve kaygı yükseliyor.

    Kaygı, heyecan, gerginlik= STRES varsa, adrenalin ve noradrenalin hormonları yükseliyor. Bu noktada; bedensel hislerin fark edilmesi ve hazzı yaşamak imkânsızlaşıyor. Mesanesi dolan bir çocuğun altını ıslatması gibi, yükselen cinsel heyecanını hissetmeyen erkek de erken boşalıyor.

    Kadının, aşağılayıcı, suçlayıcı, öfkeli tutumu da performans kaygısının devamına neden oluyor. Erkek suçluluk ve utanç duygularıyla sorununun devam etmesine yol açıyor.

    • Evlilikte İlişkisel Sorunlar

    Evlilik ilişkisinde sorun yaşayan erkek, farkında olmadan “hemen boşal-çekil” mekanizması işlemeye başlayabiliyor. Bu aslında, yakınlık kurmaktan kaçınma olarak yaşanmaya başlıyor. Erkek bunun farkında olmadığı için performans kaygısı yaşayarak, boşalmasını kontrol edememeye başlıyor. Bu nedenle, erken boşalma sorununun üstesinden gelmek için öncelikle ilişki sorunlarının giderilmesi gerekiyor.

    Erken Boşalma İle İlgili Farkındalık Kazanmak Ne Yapmalı?

    Öncelikle, yukarıda sıraladığımız nedenlerle ilgili kendi durumunuzu ayrıntılarıyla incelemelisiniz. Çocukluk ve ergenlik dönemindeki yaşantılarınıza bakınız. Ne gibi cinsel alışkanlıklarınız, korkularınız, kaygılarınız, travmalarınız var? Şuan bu sorunu sürdüren ne gibi unsurlar var? Nedenlerinizi tespit ettikten sonra, eşinizin de desteğini alarak bu sürece başlamalısınız.

    Bedensel Duyumları Fark Etmeli

    Asıl sorun erkeğin cinsel işlevlerinde değil, cinsel işlevlerini nasıl yerine getireceği konusundaki düşüncelerindedir. Aklını düşüncelerden arındıramayan, özgür ve doğal bir şekilde cinselliği yaşayamayan erkek, tedirginlik duygusundan uzaklaşamaz ve boşalma konusunda sorun yaşar. Bu nedenle erken boşalmada tedavinin esası, boşalma öncesi cinsel duyumların tekrar tekrar ve uzatılmış olarak yaşatılması ve erkeğin dikkatinin yüksek uyarılma düzeyindeki duyumlarına odaklanmasıdır. Erkek boşalmak üzere olduğunu uygun zamanda fark etmeyi öğrendiğinde, yani bedensel duyumlarını fark ettiğinde boşalmayı da erteleyebilecektir.

    An’a odaklanmalı

    Önemli olan o anı yaşamaktır. Cinsellikte de önemli olan son noktayı düşünmeden telaşsız bir şekilde şimdiye ve duygularımıza yoğunlaşmaktır. Ayrıca yoğunlaşırken kişi bedeninin serbestçe hareket etmesine olanak tanırsa, cinsellik doğal bir şekilde gerçekleşebilir. Aksi takdirde erkek, “nasıl bir cinsel birleşme olmalıdır?” kavramını tanımlayan toplumun genelinde kabul görmüş cinsel mitlere uygun bir şekilde hareket ederse, ani bir boşalma kaçınılmaz olacaktır!! Bu nedenle eşle birlikte sonsuz yakınlaşma duygusunun yaşandığı, sayı ve süreye takılmadan, ana odaklanmaya çalışılmalıdır.

    Yavaşlama Öğrenilmeli

    Erkeğin ne kadar sürede boşaldığından çok, boşalmanın istendiği zamanda olabilmesi için; düşük uyarım ve heyecan düzeyinde cinsel aktiviteye devam edilmeli, aşırı heyecanlanıldığında sakinleşene kadar beklenmeli ya da yavaşlamalı ve sakinleştikten sonra yeniden cinsel aktiviteye başlanmalıdır. Bu sayede cinsel heyecanı arttırıp azaltma becerisini kazanıp, istemeden doruğa ulaşılan o noktadan uzak durma öğrenilebilir. Ama bu süreç içinde boşalmayı kontrol etmeyi öğrenirken “sabırsız” olunmamalıdır. Çünkü önemli olan heyecan düzeyi arttığında geri çekilmek gerektiğini anımsamak ve fark etmektir. Erken geri çekilmek, geç kalmış olmaktan her zaman daha iyidir. Boşalmayı kontrol etmeyi değil, boşalmanın istem dışı bir şekilde gerçekleştiği kaçınılmazlık noktasına (geri dönülmez nokta) ulaşmamak için heyecan düzeyini kontrol etmek öğrenilmelidir.

    Erken Boşalmanın Tedavisi: Cinsel Terapi

    Cinsel terapi, terapist ve danışanların karşılıklı konuşarak sorunun çözümüne yönelik konuştuğu, çifte uygun davranışsal ödevlerin verilerek takibinin yapıldığı bir süreçtir.

    Oldukça sık rastlanan ama en kolay tedavi edilebilen cinsel sorunların başında yer alan erken boşalma biyolojik, psikolojik ve ilişkiyle ilgili yönleri içerir. Başarılı bir terapi süreci, tüm bu yönleri göz önüne almalıdır. Ayrıca başarılı bir terapi süreci, problemin tekrar etmesini de önlemelidir. Bizim uyguladığımız terapi yöntemi çok etkili olmaktadır; çünkü bu noktaların hepsini içerir.

    Cinsel terapiye erkekle birlikte eşinin de gelmesi, süreci hızlandırmaktadır. Öncelikle bireysel olarak kadın ve erkeğin cinsel yaşam öyküleri ve evlilik öyküleri alınır. Bu şekilde kendilerine en uygun terapi planı hazırlanır ve çift olarak terapiye başlanır.

    Erken boşalmanın tedavisinde boşalma süresini uzatmak değil, kişiyi telaşsız bir birleşmenin getireceği sonsuz yakınlık duygusuna ulaşmak, zamansız bir şekilde cinsel birleşme becerisini ve kalıcı olarak boşalma refleksi üzerinde istemli denetim sağlamayı öğrenmek esas olmalıdır.

  • Hipnoz

    Hipnoz

    Hipnoz mitolojide uyku tanrısı olarak adlandırılmaktadır ancak bilinenin aksine hipnoz uyku hali değildir, telkin almaya hazır olma halidir. Günlük yaşantımızda pek çok telkini farkında olmadan alırız ve yaşantımızı yönlendiririz. Tüm mevcut alışkanlıklarımız, huylarımız düşünce ve davranış kalıplarımız doğduğumuz andan itibaren anne babamız, yakınlarımız, toplum ve radyo televizyon tarafından programlanmıştır. Reklamlarla aldığımız subluminal telkinlerden hiç bahsetmeyeceğim bile. Bilinçaltı sorgulamaz, hayal ve gerçeği birbirinden ayırt edemez her şeyi doğru kabul eder bilinçaltı bir şeyi öğrendikten sonra bu öğrendiğini değiştirmeye karşı direnç gösterir çocuk gibi davranır küser inatlaşır.

    Ülkemizde her yıl milyonlarca öğrenci sınavlara hazırlanıyor ve çoğunun inancı bu sınav çok zor ne yaparsam yapayım başaramayacağım, dikkatimi bir türlü toplayamıyorum, zaten matematik çok zor hiç yapamıyorum, günde en az 6-8 saat çalışmam lazım, şu kadar soru çözmem lazım. Biliyorum sınavda heyecandan her şeyi unutacağım, sorular çok zormuş herkes öyle söylüyor, herkes çok heyecanlanıyor demek ki ben de çok heyecanlanacağım gibi inançlara sahip olarak çalışıyorlar ve pek çoğu bu inançlar yüzünden odaklanma sorunu ve sınav kaygısı yaşıyorlar. Aileler de bu sene çok zor, biz sınava gireceğiz, bu sene sınav yılımız gibi cümleler söyleyerek farkında olmadan verdikleri telkinlerle kaygıyı arttırmaktadırlar.

    Ne ekersen onu biçersin: Düşünceler bir tohumdur ve hayatta en çok düşündüğümüz ya da en çok korktuğumuz şeyi yaşarız. O halde gelin birlikte olumsuz duygu ve düşüncelerden kurtulup canlı bilgisayarımız bilinçaltımızı olumlu ve olmasını istediğimiz düşüncelerle besleyelim.

    Peki de bunu nasıl yapacağız etrafımız da ki hep olumsuz konuşan, bize korku kaygı, yapamayacağım, çok zor gibi olumsuzluk tohumları eken yüzlerce telkin varken bundan kendimizi nasıl koruyacağız? Bilinçaltı olumsuz sözlerle doluyken olumlu bir bakış oluşturmak olanaksızdır. O zaman yapmamız gereken bilinçaltı düzeyde değişim yapmaktır. Hipnoterapist bu aşamada devreye girer bilinçaltını programlar ve olumlu yönde ciddi değişiklikler yapar. Dikkatini toplama , ders çalışma alışkanlığı elde etme, öğrendiklerini ihtiyacı olduğunda kolayca hatırlama ve yarı zamanda iki kat fazla bilgiyi öğrenme, motivasyon kazanmak hipnozla çok kolaydır. Sınav kaygısı ve heyecan kontrolü otohipnozla öğretilerek sınav boyunca evde soruları yeniden yanıtlıyormuş gibi sakin olması telkin edilerek. Sınavda oluşan heyecan ve stress faktörleri kontrol altına alınmaktadır.

    Bilinçaltı değişime direnir demiştik bilinçli arzuyla bilinçaltını değiştirmek zordur . Hipnozla bilinçaltının direnci kırılarak çok hızlı değişim sağlanır. Hipnoz potansiyelinizin daha fazlasına ulaşmanıza yardımcı olan, artık size uygun olmadığını düşündüğünüz davranış ve alışkanlıklarınızdan kurtulmanızı sağlayan ve bilinçaltının gücüyle çalışan muhteşem bir yöntemdir.

    Hipnozla spordan sanata, eğitimden sağlığa hemen her türlü konuda problemlerin kaynağına giderek değişim sağlanmakta, farkındalık ve özgüven artmakta ve hayatımızı daha sağlıklı, daha başarılı ve farklı bir bakış açısı kazanarak yeniden yapılandırmamızı sağlar.

    İçinizde ki bu muhteşem gücün farkına varın ve gücün kontrolünü elinize alın. Kendinizi dıştan gelen olumsuz telkinlerden koruyarak daha sağlıklı, daha başarılı, daha mutlu ve renkli bir hayata Merhaba! deyin.

  • Bilinç altının gücü

    Hipnoz

    Hipnoz mitolojide uyku tanrısı olarak adlandırılmaktadır ancak bilinenin aksine hipnoz uyku hali değildir, telkin almaya hazır olma halidir. Günlük yaşantımızda pek çok telkini farkında olmadan alırız ve yaşantımızı yönlendiririz. Tüm mevcut alışkanlıklarımız, huylarımız düşünce ve davranış kalıplarımız doğduğumuz andan itibaren anne babamız, yakınlarımız, toplum ve radyo televizyon tarafından programlanmıştır. Reklamlarla aldığımız subluminal telkinlerden hiç bahsetmeyeceğim bile. Bilinçaltı sorgulamaz, hayal ve gerçeği birbirinden ayırt edemez her şeyi doğru kabul eder bilinçaltı bir şeyi öğrendikten sonra bu öğrendiğini değiştirmeye karşı direnç gösterir çocuk gibi davranır küser inatlaşır.

    Ülkemizde her yıl milyonlarca öğrenci sınavlara hazırlanıyor ve çoğunun inancı bu sınav çok zor ne yaparsam yapayım başaramayacağım, dikkatimi bir türlü toplayamıyorum, zaten matematik çok zor hiç yapamıyorum, günde en az 6-8 saat çalışmam lazım, şu kadar soru çözmem lazım. Biliyorum sınavda heyecandan her şeyi unutacağım, sorular çok zormuş herkes öyle söylüyor, herkes çok heyecanlanıyor demek ki ben de çok heyecanlanacağım gibi inançlara sahip olarak çalışıyorlar ve pek çoğu bu inançlar yüzünden odaklanma sorunu ve sınav kaygısı yaşıyorlar. Aileler de bu sene çok zor, biz sınava gireceğiz, bu sene sınav yılımız gibi cümleler söyleyerek farkında olmadan verdikleri telkinlerle kaygıyı arttırmaktadırlar.

    Ne ekersen onu biçersin: Düşünceler bir tohumdur ve hayatta en çok düşündüğümüz ya da en çok korktuğumuz şeyi yaşarız. O halde gelin birlikte olumsuz duygu ve düşüncelerden kurtulup canlı bilgisayarımız bilinçaltımızı olumlu ve olmasını istediğimiz düşüncelerle besleyelim.

    Peki de bunu nasıl yapacağız etrafımız da ki hep olumsuz konuşan, bize korku kaygı, yapamayacağım, çok zor gibi olumsuzluk tohumları eken yüzlerce telkin varken bundan kendimizi nasıl koruyacağız? Bilinçaltı olumsuz sözlerle doluyken olumlu bir bakış oluşturmak olanaksızdır. O zaman yapmamız gereken bilinçaltı düzeyde değişim yapmaktır. Hipnoterapist bu aşamada devreye girer bilinçaltını programlar ve olumlu yönde ciddi değişiklikler yapar. Dikkatini toplama , ders çalışma alışkanlığı elde etme, öğrendiklerini ihtiyacı olduğunda kolayca hatırlama ve yarı zamanda iki kat fazla bilgiyi öğrenme, motivasyon kazanmak hipnozla çok kolaydır. Sınav kaygısı ve heyecan kontrolü otohipnozla öğretilerek sınav boyunca evde soruları yeniden yanıtlıyormuş gibi sakin olması telkin edilerek. Sınavda oluşan heyecan ve stress faktörleri kontrol altına alınmaktadır.

    Bilinçaltı değişime direnir demiştik bilinçli arzuyla bilinçaltını değiştirmek zordur . Hipnozla bilinçaltının direnci kırılarak çok hızlı değişim sağlanır. Hipnoz potansiyelinizin daha fazlasına ulaşmanıza yardımcı olan, artık size uygun olmadığını düşündüğünüz davranış ve alışkanlıklarınızdan kurtulmanızı sağlayan ve bilinçaltının gücüyle çalışan muhteşem bir yöntemdir.

    Hipnozla spordan sanata, eğitimden sağlığa hemen her türlü konuda problemlerin kaynağına giderek değişim sağlanmakta, farkındalık ve özgüven artmakta ve hayatımızı daha sağlıklı, daha başarılı ve farklı bir bakış açısı kazanarak yeniden yapılandırmamızı sağlar.

    İçinizde ki bu muhteşem gücün farkına varın ve gücün kontrolünü elinize alın. Kendinizi dıştan gelen olumsuz telkinlerden koruyarak daha sağlıklı, daha başarılı, daha mutlu ve renkli bir hayata merhaba deyin.

    Hipnoterapist

    Dr. H.Selen Dağıstan Namlı