Etiket: Hemen

  • Lazerle Yapılan Kalıcı Kızlık Zarı Fleep Yöntemi

    Lazerle Yapılan Kalıcı Kızlık Zarı Fleep Yöntemi

    Kızlık zarı onarımı yani kızlık zarı dikimi-hymenoplasty olarak tıpta bilinmektedir. Sosyal ve toplumsal sebeplerden dolayı çeşitli nedenlerden dolayı zarar görmüş veya bozulmuş olan kızlık zarı yani hymen tamiri, onarımı için kişisel veya aileler kızlarının bu özel sorunlarını gidermek için çare aramaktadırlar. Bekaret zarı olarak bilinen kızlık zarı yani hymen genital dudakların hemen iç kısmında bulunmaktadır. vajinanın hemen girişinde olduğu için cinsel yakınlaşma sırasında veya cinsel birleşme sırasında zarar görmüş hatta bozulmuş olabilir. Kızlık zarı, hymen bozulup bozulmadığını anlayabilmek için mutlaka muayane olunmalıdır. Bazen de kızlık zarı yani hymen geçirilen travma veya geçirilen kaza sonrası da bozulma olmuş olabilir. Kızlık zarı yani hymen, hayati bir organ veya yapı değildir. Kız çocuğu anne karnında embiriyonik vajina girişini kısmen kapatan mebransı mukozal doku katlantısı olup halk arasında kızlık zarı olarak bilinmekte, bekaret sembolü olarak görülmektedir. Kızlık zarı her bayanda aynı şekil veya görünüşte değildir. Yaklaşık 10’a yakın değişik kızlık zarı modeli vardır. Kızlık zarı ilk ilişkide kanamaya yol açan kızlık zarının ortasındaki genişlik durumudur. Bu vajina daralması ilk ilişki veya zorlanma sırasında kızlık zarı mukozasının doku bütünlüğü bozulmasıyla birlikte bir miktar kanama gelmektedir. Kanamanın miktarı bu yırtılan bölgedeki damarların yoğunluğuna bağlı olmaktadır.

    Kızlık zarı yani hemen ilişkiden sonra hemen kanama olmaktadır. En çok karşılaşılan soruların başında cinsel yakınlaşma veya birliktelikten 2 veya 3 saat sonra kanamam geldi veya eve gidince kanama oldu kızlık zarım bozulmuş mudur? sorusu olmaktadır. Kızlık zarı kanaması diğer organlarımızın kanaması gibidir yani parmağınız kesildiği zaman kanama hemen geldiği gibi bu bekaret işareti olarak bilinen kızlık zarı kanaması hemen o an olmaktadır. Kızlık zarı kanaması az veya çok olması tamamen kızlık zarı bölgesindeki damarların durumuna ve yırtılma sırasındaki kızlık zarı bozulmasının derecesine bağlı olabilmektedir.

    Kızlık zarı tamiri yani hymene yapılan cerrahi veya lazerle düzetme işlemine Hymenoplasty denilmektedir. Bu operasyon ilgili şiddet tehdidi altında genç kadın yardımcı olmak için yapılan tartışmalı bir konu olmaktadır. Önemli olan bu operasyonu yani hymenoplasty uygulanacak hastanın sosyal –psikolojik durumunun klinik durumuyla birlikte değerlendirilmesidir.. Resmi kurallar genellikle kızlık zarı rekonstrüksiyon şunan reddetmek. Öte yandan, bazı toplumsal nedenlerden dolayı genellikle bayanların bu operasyon için psikolog veya psikiyatr tavsiyesi ile de yapılması gerekliliğni ortaya koyan klinik durumlar da olabilmektedir.

    Sonuç olarak; Kızlık zarı yani hymen zarı, embiriyonik bir oluşum olup herhangi bir nedenle bozulmuş olabilir. Bozulma durumunda bu durumu karşısındaki insanlara anlatamayan veya anlatamayacağını düşünen ve bu durumdan dolayı sosyal ve psikolojik baskı veya şiddet göreceğini düşünen veya tedirgin olan kişiler, operasyonu yani kızlık zarı dikimi denilen hymenoplasty işlemini yaptırtabiliyorlar.

    Kızlık zarı dikimi yani hymenoplasty için genel olarak 3 çeşit yöntem vardır:

    1- Klasik kızlık zarı dikimi yani geçici yöntem( ilişkiden 3 veya 4 gün önce yapılan)
    2- Kalıcı Fleep Kızlık zarı Dikimi (ilişki den bağımsız tamamen kalıcı uzun süreli bir operasyondur)
    3- Lazerle yapılan Kalıcı Kızlık zarı Fleep Yöntemi: İlişkiden bağımsız kalıcı uzun süreli bir operasyondur.

  • Okul ve öksürük

    Okullar açıldı. Özlenen arkadaşlara kavuşuldu. Şimdi servis ayarlanacak, sabah erken kalkmalar başlayacak, okulda tatil anıları paylaşılacak, bol bol oyun oynanacak; arada azıcık ders yapılacak….derken; eyvah! “Bu çocuk arada öksürmeye başladı!” “Biraz da ateşi mi var ne?”

    Okulun ilk günleri ile birlikte, evlerde sık sık duymaya başladığımız ifadeler oldu. Çocukların birbirlerine bulaştırdıkları enfeksiyonlar, yeterince korunma önlemleri alamayışı, hastalıklara davet çıkardı.

    Allerjik çocuklar, enfeksiyonlara diğer çocuklardan daha yatkındır. Ama her öksürük de enfeksiyon değildir. Zaten hassas olan solunum yolu, karşısına çıkan mikroplar, kirli hava, sıcak-soğuk değişimleri gibi dış etkenlerle hemen tepki vermeye başlar. En çok da öksürük ve gece hırıltıları şeklinde ortaya çıkar. Eğer ateş eşlik etmiyorsa, hemen bronşit tanısı ile antibiyotik başlamak doğru değildir. Enfeksiyonu destekleyen en önemli belirti ateştir. Öksürükle birlikte ateş varsa; büyük bir ihtimalle enfeksiyondur. Ama durun; yine hemen antibiyotik başlamıyoruz. Çünkü enfeksiyonların bir kısmı “bakteri” cinsi mikroplarla olur. Boğaz iltihabı, kulak iltihabı, zatürre gibi enfeksiyonların bir kısmı bu tür mikroplarla olur. Oysa bu geçiş mevsimlerinde daha sık gördüğümüz nezle, grip gibi hastalıklar; “virüs” denen bir grup mikropla olur. İşten enfeksiyon virüsle olmuşsa; antibiyotik işe yaramaz, verilmemelidir. “Bakteri” ile olursa, antibiyotik verilir. Ama durun!. Yine hemen antibiyotik başlayamıyoruz. Çünkü öksürüğe ve ateşe yol açan bakteri enfeksiyonu nerede?. Boğazda ise başka, bronşlarda ise başka, akciğerlerin derinliklerinde ise başka. Üstelik şiddetine göre de seçilecek antibiyotik başka, kullanma süresi başka.

    Gördüğünüz gibi; “ öksürük eşittir antibiyotik” yapamıyoruz. Ateşli hastalıklarda mutlaka doktorun değerlendirmesi gerekir. Doktor da her zaman bu ayırımı sadece muayene ile yapamayabilir. Bazen gerekli tetkikleri yaparak ile karar verebilir. Ancak ondan sonra tedavi başlar. Yanlış teşhis, yanlış ilaç , yanlış doz, yanlış süre gibi hatalar, hastalıkların daha uzamasına ve istenmeyen durumlara yol açabilir. Çocuk, doktora götürmek için yarım gün okuldan kalmasın derken çok daha uzun süre okuldan kalabilir.

    Peki enfeksiyon değilse?

    İşte burada alerjik çocuklardan bahsediyoruz. Zaten daha önceden “ alerjik bronşit”, “astım” tanısı konmuş olan çocuklar için belirlenmiş bir tedavi planı vardır. Zaten düzenli doktor takibinde oldukları için, tedavileri belirlenmiş, öksürük başlayınca evde hemen vermeleri gerekli ilaçlar ve dozları bilinmektedir. Gecikmeden ilaçlarına başlamaları, alerjiyi kontrol altına alamadıkları taktirde hemen izleyen doktoruna götürmeleri gerekir. Bu tür hastalıklar, kronik seyirli hastalıklardır. Zaman içerisinde hastalığın belirtileri de tedavi de değişebilir. Bu nedenle zaten belli aralıklarla doktora götürüp tedavideki düzenlemeleri yapmak gerekir. Yoksa bir tedavi verip de “ al bu tedaviyi aynen yıllarca kullan” demek olmaz.

    Önceden planlanan tedavi çerçevesinde öksürük kontrol altına alınmışsa, normal hayatına devam edebilir. Hemen doktora koşmak şart değildir.

    Öksürük dışı şikayetlerde ne yapalım?

    Burun akıntısı da en sık sorun olan durumlardandır. Genellikle virüs cinsi mikroplarla olan nezle, su gibi burun akıntısı şeklinde başlar. Çok hafif ateş olabilir, olmayabilir. Birkaç gün içinde burun akıntısı koyulaşmaya başlar. Bazen sarı, bazen yeşil renge döner. Yaklaşık 1 hafta; bilemediniz 10 gün içinde kendiliğinden geçer. Burada özellikle yapılmayacak olan şey; hemen antibiyotik başlamaktır. Burun akınca, “aman aşağı inmesin” diye hemen antibiyotik başlayan ebeveynler vardır. Bu çok yanlış; nezle kendiliğinden geçen bir hastalıktır. Tek yapılması gereken; bu iyileşene kadarki sürede çocuğu rahat ettirmektir. Burnunun tıkalı kalmaması için sık sık sümkürtmek, bunu yapamıyorsa serum fizyolojik, okyanus suyu, hatta musluk suyu ile burnu temizlemek ve tıkanmayı önlemek gerekir. Çocukta hafif bir halsizlik, kırgınlık da varsa, soğuk algınlığı ilaçlarından birisi sabah-akşam verilebilir. Ancak hastalığın uzun sürmesi, ateş eklenmesi, öksürük başlayıp şiddetlenmesi gibi doğal seyri değişirse; bu kez üzerine fırsatçı bir enfeksiyon binmiş olabilir; mutlaka doktor yardımı almak gerekir.

    Allerjik çocukların önceden belirlenmiş koruyucu ilaçları varsa ve kullanmaları önerilmişse, aksatmamalarına dikkat etmek gerekir. Belki yaz aylarında, tatil sırasında ilaçları aksattınız veya vermediniz; çocukta bir sorun da olmadı. Bu rahatlık ne yazık ki okulda devam etmez. Değişen mevsim ve kalabalık ortam, alerjiyi tetikleyebilir. Bu nedenle de önerilen koruyucu ilaçları mutlaka kullanmak gerekir.

    Sevgili çocuklarımıza öksürüksüz, nezlesiz, ateşsiz bir okul dönemi diler, sevgiyle yanaklarından öperim.

  • Alerji tedavisi; kime; ne zaman?

    Allerjik hastalıklar giderek daha fazla görülüyor. Bunların bir kısmı, daha önce de vardı; ama tanımlanamıyordu. Bir kısmı ise gerçekten var olan artışa bağlı. Artık yaklaşık her 3 kişiden biri alerjik. Öyle veya böyle. Bu bir alerjik nezle, olabilir, astım olabilir, egzema olabilir, kurdeşen (ürtiker) olabilir.

    Bazı hastalıklar vardır; adını duymak bile insanı ürpertir ve olmaması için dua edilir. Hiç kimse çocuğunda kalp hastalığı, böbrek hastalığı olsun istemez. Ancak alerjiye gelince iş biraz değişiyor. Çok rahatlıkla kabul edilen bir hastalık. Belki fazla ciddiye alınmıyor, belki hayatı tehdit etmediği için daha rahat kabulleniliyor. Bir de iyileşme şansı ve umudu olması önemli bir artı puan. Aslında hepsinden önemlisi; devamlı öksürün aksıran veya kaşınan , ama bir türlü bunun nedeni açıklanamayan bir çocuğun nihayet hastalığın adının konmuş olması aileye büyük bir rahatlık veriyor. Düşmanının ne olduğunu bilmek, ona karşı daha aktif ve etkili bir savunma yapmanızı sağlıyor. .. Ama acaba gerçek böyle mi?

    Günümüzde allerji teşhisi maalesef çok çabuk koyulmakta. Komşuların, tanıdıkların koydukları teşhis ve tedaviyi bir yana bırakalım; doktorlar arasında da allerji teşhisi koymak abartılmış durumda. Tekrarlayan öksürük varsa; adı hemen astım oluyor. Bundan daha da kötüsü; inek sütü alerjisi konusunda. Maalesef her kusan, kakasını biraz yumuşak veya sık yapan, ya da tam tersine kabızlığı olan, gazı olan, ağlayan bebek hemen süt alerjisi tanısı alıyor. Hemen anneye ve bebeğe sıkı yasaklar uygulanıyor, annenin hayat kalitesi çok düşüyor. Çoğu zaman annenin sütü kesiliyor veya azalıyor. Süt alerjisi tanısı, bazen bu belirtilerle konuyor; bazen de yapılan bir kan tetkiki ile.

    Üzerinde konuşmamız gereken en önemli konu; laboratuvar tetkiklerinin değil, hastanın tedavisidir. Her çocuk öksürür, ateşlenir veya hastalanır. Hele okula veya kreşe başlanan yıl, bu hastalıklar çok daha fazla ve şiddetli olabilir. Çocuk yeni bir çevreye girdi, yeni mikroplarla tanışacak, onlara karşı tepki oluşturacak. Bunu da dışarıya hastalık olarak yansıtacak. Önemli olan; ne erken ne geç kalmadan zamanında ve doğru tedavi uygulanmasıdır. Ne yazık ki anneler evhama kapılarak doktor üzerinde de baskı oluşturuyor; bazen doktor pek niyetli olmasa da annenin tavrı karşısında istenmeyen gelişme riski olmasın diye ilaç önerebiliyor. Bronşiolit denen ve hemen her çocuğun mutlaka geçirdiği basit bir viral hastalık vardır. Hırıltı, öksürük, bazen daralmaya yol açar. Bu çocuklara hemen astım tanısı koyup piyasada var olan bütün allerji ilaçlarını vermek doğru değildir. Bronşiolit, kendiliğinden geçer. Çok çok nefesi ve öksürüğü rahatlatacak basit destek tedavileri yeterlidir. “IgE si yüksek” diye ilaç kullanan pek çok çocuk var. Tek başına veya tesadüfen saptanan bir IgE yüksekliği, bu çocuğun alerjisi vardır dedirtmez ve tedavi gerektirmez. Hastayı değerlendirirken gerekirse yardımcı amaçla kullanılabilir.

    Çocuk mamasını yiyor, sütünü içiyor, sorun yok. Ama tesadüfen bakılan kandaki süt alerjisi değeri sınırın biraz üstünde saptanınca hemen süt ve ürünlerinin kesilmesini gerektirmez. Ya da basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunun buna bağlanması gerekmez. Süte özel allerji testi yapılıp bozuk sonuç da çıkmış olabilir. Artık aileler de bu rakamları görüyor, yorumluyor. Örneğin; inek sütü için laboratuarın verdiği sınır değer 0.35 oluyor, bebeğin test sonucu 0.80 çıkıyor. Hemen süt ve ürünleri yasaklaması başlıyor. Bu doğru değil. Bazen 0.80 allerjiyi gösterebilir, ama bazen 15 bile olsa allerji olmayabilir. Ya da tam tersi; allerji düzeyi 0.35’in altında olduğu halde, başka mekanizmalarla alerjiye neden olabilir. Onun için tekrar edecek olursak; genellemeler yapmadan, her çocuğa göre düşünüp karar vererek, sadece gerekli testleri yapıp doğru yorumlayarak ve doğru tedavi yaklaşımı ile gitmek gerekir.

    Bezinde, kakada hafif bir kan şüphesi olunca da yine abartılmış tepki gösterip hemen sütünü ve mamasını kesip özel diyetlere başlamak gerekmez. Bakalım bu olay tekrarlayıcı mı, giderek artıyor mu, gıdalarla ilişkisi var mı?. Basit bir “anal fissür” yani popoda çatlak bile buna yol açmış olabilir. Çok küçük bebekler, bazen anne meme başındaki çatlaktan sızan kanı yutar; sindirimi yetersiz olup da kakada kan gibi görününce de hemen yanlı olarak süt alerjisi tanısı alabilir.

    Bir diğer önemli konu; alerjik hastalık tanısını almış olan çocukların uzun süreli takip ve tedavilerinde yaşanıyor. Örneğin astım; bazen aylarca, bazen yıllarca tedavi gerektirir. Tedavide; başta sigara dumanı olmak üzere çevresel olumsuz etkenlerden ve saptanan alerjenlerden sakınma, ilaç tedavisi, gerekenlerde aşı tedavisi şeklinde bir yol izlenmektedir. İlaç tedavisinde duruma göre değişiklikler yapılır. Ne fazla, ne az; tam yeteri kadar. Çocuğun ne zaman ne ilaca ihtiyacı olduğunu, uzun süreli izleyen hekim ayarlar. Çünkü uzun dönemde hafif astımdır; bazen hiç, bazen bir adet koruyucu ilaçla izlenir. Durum ağırlaşır; ilaç artırılır, sonra geri azaltılır. Bunun bir plan ve düzenli kontrole göre yapılması gerekir. Yoksa olay tamamen karışır.

    Astımlı çocuklar, enfeksiyonlara yakalanma konusunda astımı olmayanlara göre daha hassastır. Daha sık hastalanır. Çünkü solunum yolu zaten enfeksiyonlara açık, hazır durumda. İşte herhangi bir enfeksiyon ı olduğunda, bunun erken tanı alıp ilerlemeden tedavi edilmesi önemlidir. Çünkü enfeksiyonlar, astımın daha kötüleşmesine yardımcı olur.

    Ateş, genellikle geceleri artar. Bu nedenle de acile başvurular sıktır. Ya da özellikle büyük kentlerde mesafeler, trafik sorunu, işyerinden izin alma zorluğu, randevu alamama vs. nedenlerle çocuğu izleyen allerji hekimi değil de daha önce görmeyen bir çocuk hekimi, acil hekimi görebiliyor. Burada yapılması gereken, o anki problemi değerlendirip onun tedavisini yapmaktır. Oysa bir allerji lafı ortaya atıldığında, o hekim kendi bilgi ve değerlendirmesi doğrultusunda hemen piyasada ne kadar allerji ilacı varsa ekliyor. Ya da kullandığı ve kullanması gereken ilaçları kesip başka ilaçlara geçiyor. Zaten sorunu olan anne, daha iyi bir çözüm sanarak tedaviyi değiştiriyor. Kontrolüne geldiği zaman çocuğun bambaşka bir tedavi aldığı, tamamen farklı bir şekle dönüştüğü görülüyor. Oysa bunu bir epilepsi gibi, kalp hastalığı gibi düşünüp sık sık ve rastgele ilaç değiştirmemek, ezbere ilaç doz ayarı yapmamak gerekir. Tedavide kar zarar dengesi çok önemlidir. Bir çocuğa öyle bir astım ilacı verilebilir ki; bir defa bile öksürmez hale gelir. Aile rahat, çocuk rahat…… Ama işin aslı öyle değil. Bazen ilaçların faydası kadar zarar riski de var. Bu zarar yıllar sonra bile ortaya çıkabilir. Biz , allerji uzmanı olarak ilaçları ayarlarken güvenli ve bazen yavaş düzlemeyi tercih ediyoruz. Daima çocuk hekimi veya aile hekimi ile de işbirliği içinde paralel gitmeyi tercih ediyoruz. Tedavide esas devam ve uyumluluk gerektirir.

  • Anal atrezi, makatın kapalı olması

    Anal atrezi, Makatın kapalı olması

    Anal atrezi, makatın kapalı olması nedir:

    Anal atrezi, makatın, anüsün tamamen kapalı olması veya normal kaka yapacak açıklığın oluşmaması durumuna denir.

    Nasıl farkedilir:

    Makatı tamamen kapalı olan çocukların doğum sonrasında kaka yapamadığı, karnı şiştiği görülür ve genellikle hemen fark edilir. Bazen de makatın ön kısmında cilde veya kızlarda vajen girişine yakın içinden kaka gelen kanal bulunabilir (fistül), bu hastalar dikkatli incelenmezse daha geç fark edilebilir.

    Nasıl oluşur, nedenleri nelerdir:

    Gebeliğin ilk haftalarında barsağın en uç kısmı ve idrar kanalı ortak bir boşluğa (kloaka) açılır, kızlarda vajen de buraya açılır. Gebeliğin 7. Haftasında bu boşluk erkeklerde idrar kanalı ve anüs, kızlarda idrar kanalı, vajen ve anüs oluşturacak şekilde bölünerek vücut dışına açılır. Ancak çocuklarda 1/5000 sıklıkla normal anüs açıklığı oluşmaz ve ince bir kanalla cilde, idrar yollarına veya kızlarda vajen girişine veya ortak bir kanala açılır. Hastalığın neden oluştuğu kesin olarak belli değildir, sadece bazı hastalarda genetik faktörler tespit edilmiştir.

    Hangi tipleri vardır:

    Anal atrezilerin kızlarda ve erkeklerde çeşitli sınıflandırmaları vardır. Ancak pratik olarak barsak en uç kısmının anüs olması gereken cilde olan mesafesine göre alçak, yüksek ve orta olarak üçe ayrılabilir. Barsak uç kısmı cilde yakın veya buraya ince bir kanalla (fistül) açılıyorsa alçak tip anal atrezi, cilde çok uzaksa yüksek tip atrezidenir. Ara mesafelerdekilere orta tipatrezidenir. Orta ve yüksek atrezilerin hemen hepsinde idrar yolları ile bağlantı (fistül) bulunur, ayrıca ne kadar yüksekse ek hastalık (kalp, sindirim sistemi, idrar yolları, iskelet sistemi hastalıkları) görülme sıklığı o kadar fazladır. Kızlarda ise orta atreziler vajen girişine, yüksek olanlar ise idrar yolu, vajen ve barsak son kısmı ortak bir kanalla birleşir, bu kanal cilde vajen olması gereken yere, tek bir delik olarak açılır.

    Tespit edildikten sonra neler yapılır:

    Doğum sonrası makatı kapalı olduğu görülen çocukta gerekli ilk girişimler yapıldıktan sonra, atrezinin alçak veya yüksek tip olduğuna karar verilir, ardından ek hastalıklar araştırılır. Alçak tip atrezilerde makat bölgesi normale yakın, iyi gelişmiş olup, cilde açılan bir kanaldan (fitül) kaka geliyor olabilir. Yüksek tip atrezilerde ise makat bölgesi düz, iyi gelişmemiş, idrar kanalı ile fistülle bağlantılı olabilir, kızlarda genital bölgede tek bir açıklıktan kaka ve idrar geliyor olabilir. Bu ayrım için muayene dışında radyolojik ve endoskopik görüntüleme yöntemleri de kullanılır. Alçak atrezide doğumdan hemen sonra erken veya dilatasyonla takip edip geç tek seansta anal açıklık ameliyatı yapılır. Yüksek tip olanlarda ise hemen kolostomi açılır, 3-6 ay sonra makat ameliyatı yapılır.

    Ameliyatı nasıl yapılır:

    Anal atrezi ameliyatında amaç barsağın son kısmının anüs olması gereken yere, kaka tutmayı sağlayan kasların ortasına getirilmesidir. Ameliyatın en önemli noktaları barsağın yeterince serbestleştirilerek, rahat bir şeklide, dar ucu aşağıda huni şeklindeki kasların tam ortasına, yeterli genişlikte bir makat açıklığı olacak şekilde dikilmesidir. Alçak ve yüksek tip atrezinin ameliyatında farklılıklar vardır:

    Alçak tip atrezi: Alçak tip atrezide barsağın idrar yolları ile bağlantısı yoktur ve barsak son kısmı cilde yakındır, kolostomi gerekmeden, tek aşamada, barsak anüs noktasına getirilebilir. Anüs olması gereken yer kas uyarıcı yardımı ile belirlenir ve işaretlenir, barsak son kısmı yeterince serbestleştirilerek emilebilir dikişlerle çepeçevre dikilir. Ameliyattan iki hafta sonra anüs dilatasyon programına alınır, uygun olan en ince bujiden başlanarak, 12-13 numaraya kadar genişletme işlemi, dilatasyon yapılır.

    Yüksek tip atrezi: Yüksek ve orta tip atrezilerde ameliyat yaklaşımı hemen hemen aynıdır. Önce kolostomi açılır, böylece çocuğun normal beslenmesi, büyümesi sağlanır, ayrıca asıl ameliyat sonrası bölgenin temiz kalması, iyileşmesi sağlanır. Asıl ameliyat, barsağın makat bölgesine çekilmesi, cerrahın tercihine göre 3-6 ay sonra yapılır. Barsağın son kısmı çoğunlukla idrar kanalı ile nadiren de mesane çıkışı ile ince bir fistülle bağlantılıdır, bu bağlantı ayrılır ve dikilir. Kızlarda ise idrar kanalı, vajen ve barsak uç kısmının açıldığı ortak kanaldan barsak ayrılır, serbestleştirilerek anüs olması gereken yere çepeçevre dikilir, vajen ve idrar kanalı öne çekilerek cilde dikilir. Bu işlemler çocuk yüzükoyun yatarken makat bölgesinden yaklaşımla yapılabilir, kas uyarıcı kullanılarak kaka tutmayı sağlayan kas demetinin ortasına yerleştirilmesi sağlanır. Ancak çok yüksek tip atrezilerde barsak makat bölgesine getirilemezse, ayrıca karından yapılan kesi ile barsağın yeterince serbestleştirilmesi gerekebilir. Ameliyattan iki hafta sonra, yara iyileşmesi tamamlanınca, hasta yine dilatasyon programına alınır. Genellikle 3 ay sonra kolostomi kapatılır.

    Ameliyat sonrası dönem nasıl geçer:

    Ameliyat sonrası alçak tip atrezilerde makat bölgesini bakımı ve pansumanı yapılır, çocuk hemen kaka yapacağından bölgenin her kaka sonrası yıkanması ve antibiyotikli krem kullanılması gerekir, genellikle sorunsuz iyileşir. Yüksek tip atrezilerde kolostomi olduğundan kaka gelmeyeceği için bakımı ve iyileşmesi daha kolaydır. İdrar kanalına fistül onarımı yapıldığı için idrar sondası iki hafta kadar tutulur, sonra çıkarılır. Dilatasyon programı her anal atrezi ameliyatından sonra gerekir, çünkü anüs çevresinde yara iyileşmesi sonrası daralma görülür. Anüs yeterli genişliğe ulaşınca, yaklaşık 3 ay sonra, kolostomi kapatılabilir.

    Komplikasyonlar nelerdir:

    Ameliyat sonrası erken dönemde makat çevresinde enfeksiyon görülebilir. Anüs ve barsakta daralma görülebilir. Anüse dikilen barsak gergin olmuşsa geri kaçabilir. İdrar kanalına bağlantı ayrılırken dikkatli olunmazsa idrar kanalında daralma veya cep şeklinde genişlik görülebilir veya fistül tekrarlayabilir. Geç dönemde kabızlık, kaka kaçırma, gaz ve sıvı kaka tutamama görülebilir. Alçak tip atrezilerde kabızlık, yüksek tip atrezilerde ise kaka tutamama, kaka kaçırma daha sık görülür. Dilatasyona rağmen makatta darlık belirgin olduğunda, makat kas demetinin ortasına getirilememişse ameliyatın tekrar yapılması gerekebilir.