Etiket: Hayvan

  • Çocuklarda astım ile ilgili bilmek istedikleriniz

    ÇOCUKLARDA ASTIM SIKLIĞI NEDİR?

    • Çocukluk çağında en SIK rastlanan kronik hastalık, Astım sıklığı ülkemizde % 6-10 civarındadır
    • Çocukluk çağında okul kaybı ve hastane yatışlarının önemli bir sebebidir

    ÇOCUKLARDA ASTIM TANISI NASIL KONUR?

    Astımlı hastalar genellikle aralıklı olarak ortaya çıkan HIRILTI, NEFES DARLIĞI,GÖĞÜSTE SIKIŞMA HİSSİ,SADECE ÖKSÜRÜK gibi şikayetler ile doktora başvururlar. Genellikle bu şikayetler bir Üst solunum yolu enfeksiyonunu takiben başlar. Bunun dışında 6 yaşından büyük çocuklarda solunum fonksiyon testleri ( akciğer kapasitesini ölçen testler) tanıda yardımcıdır.

    Allerjinin varlığına ilişkin testler de yapılabilir fakat allerjisi olmadan da benzeri şikayetleri olan çocuklar vardır. Fakat altta yatan allerjik bir zemin var ise çocukların daha yakından takip edilmesi gerekir

    HANGİ ÇOCUKLAR İLERİDE ASTIM GELİŞİMİ AÇISINDAN RİSKLİDİR?

    Okul öncesi dönemde çocuklar yılda 5-8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilir. Bazı çocuklarda hava yolları daha hassastır ve genellikle ÜSYE'yi takiben hırıltı nefes darlığı , uzamış öksürük gibi şikayetler ile doktora başvururlar.
    Okul öncesi dönemde çocukların nerede ise % 50'sinde buna benzer şikayetler görülebilir. Bu çocukların önemli bir kısmı büyüdükçe bu şikayetler azalır ve ortadan kaybolur ama bir kısmında şikayetler daha ileriki yıllara kadar devam eder ve astım tanısı alırlar.

    Hangi çocukların iyileşeceğini ya da hangi çocukların hayatlarının ileriki yıllarına kadar şikayetlerin devam edeceği ya da astım tanısı alacağını önceden kesin olarak mümkün değildir.
    BUNUNLA BİRLİKTE,
    • Şiddetli hırıltı/bronşiolit nedeni ile sık hastane yatışları
    • Son 6 ay boyunca en az 3 hırıltı atağı
    • Ailesel astım hikayesi
    • Atopik dermatit
    • Rinit varlığı (USYE yokluğunda)
    • Hırıltı (Solunum yolu enfeksiyonu yokluğunda)
    • Yapılan testlerde allerjinin saptanması
    Astım gelişimi açısından risk faktörleridir.

    ASTIM TEDAVİSİNDE KULLANLAN İLAÇLAR NELERDİR?

    Astım ya da hava yolu hassasiyeti olan çocuklarda tedavi uluslararası tedavi rehberlerine göre planlanmaktadır. Bu tedavi rehberlerindeki ilk seçenek ilaçlar direkt hava yollarına verilen ilaçlardır.Bu hastalarda kullanılan iki çeşit ilaç vardır

    1-Koruyucu/Tedavi edici ilaçlar
    İnhale kortikosteroidler
    Ağızdan alınan diğer ilaçlar (Çiğneme tableti)
    2- Rahatlatıcı, şikayetleri giderici ilaçlar

    HAFİF ASTIM;
    • Eğer çocuğunuzun çok aralıklı ve hafif şikayetleri var ise
    • Astım atakları hafif ve kısa süreli ise
    • Günlük aktivasyonları normal ise ;SADECE ŞİKAYETİ OLDUĞUNDA RAHATLATICI İLAÇLARI KULLANABİLİR

    ORTA -AĞIR ŞİDDETTE ASTIM
    • Astım semptomları haftada iki kezden daha fazla ise
    • Ayda iki geceden daha fazla gece semptomu var ise
    • Astım atakları çocuğun aktivitesini engelliyor ise; HERGÜN KORUYUCU İLAÇ KULLANMALIDIR

    Tedavide eğer püskürtme ilaçlar kullanılıyor ise kesinlikle direkt ağıza sıkılmaz. Çocukların yaş gruplarına göre kullanılan bazı ara cihazlar vardır

    NEFES YOLUNDAN KULLANILAN KORTİZON İÇERENİLAÇLARIN ZARARLI YAN ETKİLERİ VAR MIDIR?

    • Astım tedavisinde kullanılan ilaçlar uygun dozlarda ve uygun ara cihazlar ile kullanıldığında sistemik yan etkiler açısından güvenilirdir.
    • Astımlı hastalar yaşıtlarına göre daha geç ergenliğe ulaşırlar. Erişkin boyları NORMALDİR
    • Özellikle ağır astımı olan hastalar uygun bir tedavi almaz ise hastalığın kendisine bağlı olarak boy kısalığı görülebilir.

    ÇOCUĞUMUN OKUL SEYAHATLERİNE GİTMESİ UYGUN MUDUR?

    EVET
    1. Astımı kontrol altında olduğu sürece okul seyahatlerine gidebilir
    2. Seyahat öncesinde mutlaka sorumlu kişilere çocuğun hastalığı gerekli durumlarda kullanılabilecek tedaviler ile ilgili bilgi verilmelidir

    ASTIMI OLAN ÇOCUKLAR SPOR YAPABİLİR Mİ?

    EVET: KISITLAMA YOK
    • Astımlı Çocukların egzersiz yapmaları çok önemli
    • Fiziksel aktivasyon ile ortaya çıkan semptom var ise doktorunuza danışmalısınız

    ÇOCUĞUM OKULA BAŞLADIĞINDA NE YAPMALIYIM?

    1. Çocuğunuzun hastalığını öğretmenden saklamayın
    2. Çocuğunuzun astım semptomlarına ilişkin öğretmene bilgi verin
    3. Doktorunuza danışarak eğer gerekli ise astım ilaçlarını okula gönderin

    ASTIM TEDAVİSİ ALMAKTA OLANBİR ÇOCUK HASTALIĞI İLE İLGİLİ OLARAK NASIL BİLGİLENDİRİLMELİDİR?

    1. Çocuğunuz yaşıtlarının yer aldığı tüm normal günlük aktivasyonlarda
    yer almalı ve kendine güveni sağlanmalı
    2. Mümkün olabildiğince bağımsız olabilmesi için cesaretlendirmelisiniz
    3. Çocuğunuz büyüdükçe astımla ilgili olarak bilgilendirilmelidir
    4. Çocuğunuz ilaçlarını düzenli alma konusunda sorumlu olmalıdır
    5. Çocuğunuz hastalığı ile ilgili acil durumlarda kimi arayacağını bilmelidir
    6. Okuldaki sorumlu kişiler çocuğunuzun hastalığı ve ilaçları ile ilgili bilgi sahibi
    olmalıdır

    ÇOCUĞUMUN ASTIMINDA RUHSAL DURUMU ÖNEMLİ MİDİR?

    1. Heyecan, kızgınlık, aşırı korku çocukta astım atağını başlatabilir
    2. Aile sorunları astımın kötüleşmesine sebep olabilir
    3. Ailenin pozitif ve olumlu yaklaşımı önemli

    DİĞER ÇOCUKLARIMDA ASTIM OLUR MU?

    1. Bulaşıcı bir hastalık değil
    2. Fakat genetik önemli, özellikle anne,baba ve kardeşlerde astım saman nezlesinin varlığı diğer çocuklarda da alerjik hastalıklar gelişimi açısından bir risk faktörüdür

    ASTIM VE ÇEVRE…

    Astımlı hastaları değerlendirirken hastanın yaşadığı çevre ile ilişkili detaylar öğrenilmeli,çevresel alerjen miktarını azaltabilmek amacı ile uygun öneriler verilmeli

    • Hasta kontrole geldiğinde çevresel önlemlerin alınıp alınmadığı kontrol edilmeli
    • Ve özellikle ülkemiz şartlarında mutlaka pasif sigaraya maruziyet sorgulanmalı ve aile bu konuda bilgilendirilmelidir

    ASTIMLI ÇOCUKLARDA ÖNEMLİ ÇEVRESEL ALLERJENLER NELERDİR VE HANGİ KONTROL YÖNTEMLERİ KULLANILMALIDIR?

    EV TOZU AKARINI NASIL AZALTALIM?

    Ev tozu akarı hem dünyada hem de ülkemizdeki en önemli iç ortam allerjenidir.
    • Ev tozu akarı insan derisinden dökülen parçacıklar ile beslenir
    • Erişkin bir yetişkin günde 0.5-1 gr deri artığı döker ki günde 100 000 ev tozu akarını beslemek için yeterli bir miktardır.
    • Yatak, yorgan, halılar, mobiyalar ev tozu alerjenleri için önemli kaynaklardır.
    • Bunların temizliği sırasında alerjenler havalanabilir ve inhale edilebilir

    Ev tozu akarı başarılı bir şekilde azaltılabilir mi?
    Ve bu önlemler hastaların klinik bulgularında bir farklılığa yol açar mı?

    Gereksiz zaman ve para harcanmaması için hastalar ev tozu akarını azaltmaya yönelik önlemler konusunda doğru bilgilendirimelidir
    • Uyku süresince büyük miktarda alerjene maruziyet nedeni ile klinikte en önemli bölgelerdendir
    • Allerjen –geçirgen olmayan yatak ve yastık kılıflarının kullanılması VE
    • Yatak materyalinin sıcak su ile yıkanması (>55 C) yatak odasında ev tozuna maruziyeti azaltmak için en etkili yöntemdir ve ev tozu alerjeni miktarını anlamlı olarak azaltır
    Anti-alerjik kılıflara ek olarak akarasid ya da anti-mite şampuan vb gibi bazı kimyasal maddelerin kullanılmasının ek bir faydası olmadığını göstermiştir
    Kuru temizleme
    • Tüm canlı ev tozu böceklerini öldürür!
    • Fakat alerjen konsantrasyonunu azaltmaz!

    HAYVAN ALLERJENLERİNİ NASIL AZALTALIM?

    • Küçük kemirgenler ve kuşlar dahil olmak üzere tüm sıcakkanlı hayvanların idrar, dışkı ve tükrükleri alerjik reaksiyonlara yol açabilir
    • Hayvanlara ait alerjenleri çok küçüktür, yapışkandır ve yüzeylere yapışır
    • Hayvan alerjenlerinin evlerden okul vb gibi toplumsal yerlere taşınması rapor edilmiştir. Bu neden ile ev hayvanı olmayan çocuklarda bile hayvan alerjisi olabilir
    • Evde hayvanlarla ilişkili alerjenleri ortadan kaldırmak için en etkin yöntem hayvanın gitmesidir
    • Hayvan gittikten sonra bile alerjenleri ortadan kaldırmak için iyi bir temizlik gerekir
    • Alerjen düzeyindeki azalmalar aylar alabilir, halıların ve kumaşlı mobilyaların kaldırılması bu süreyi kısaltır

    Eğer hayvan evden gitmiyor ise,
    • Hayvan yatak odasına sokulmamalıdır
    • Hastanın yatak odasının kapısı kapalı tutulur
    • Halılar ve kumaşlı mobilyalar mümkün olduğunca kaldırılmalı ve varolan bu tür materyal mümkün olduğunca hayvandan izole edilmelidir

    HAMAM BÖCEĞİ ALLERJENLERİNİ NASIL AZALTALIM?
    • Hamam böceği genellikle karanlık, nemli, ılık ortamları sever
    • Hamam böceği alerjenlerinin evden temizlenmesi çok kolay değildir
    • Profesyonel hamam böceği eradikasyonunun etkinliği tam olarak kanıtlanamamış olmasına rağmen elimizdeki tek seçenektir
    • Amaç sadece yaşayan hamam böceklerini elimine etmek değil ayrıca hamam böceği artıklarını ortadan kaldırmaktır
    • Özellikle kalabalık apartmanlarda yaşayan ailelerde infestasyonun tekrarı çok önemli bir problemdir .Kimyasal olarak ilaçlama dışında hamam böceklerinin kullandığı yiyecek ve su kaynaklarının ortadan kaldırılması gibi temel temizlik önlemleri çok önemlidir.
    • Boş poşetler,boş şişeler, gazete kağıtları vb gibimaddeler hamamböceklerinin sıklıkla sevdikleri bölgelerdir ve evde depolanmamaları gerekir!

    ÇEVRESEL SİGARA DUMANINA MARUZİYET ASTIMIN OLUŞMASINDA VE ŞİDDETİNİN ARTMASINDA ÇOK ÖNEMLİ BİR ÇEVRESEL FAKTÖRDÜR

    • Ailelere sigara içmemeleri / ya da içecekler ise ev dışında içmeleri gerektiği söylenmelidir
    • Hekimler sigarayı bırakma aktiviteleri konusunda bilgi sahibi olmalı gerekirse aileyi yönlendirebilmelidir
    • Hastanın aktif sigara içimi? Ya da arkadaşlar/ akrabalar/ bakıcı vb gibi olası sigaraya maruziyetin diğer kaynaklarıda araştırılmalıdır

    Prof.Dr. Fazilet Karakoç

  • Çocuklarda hışıltılı ve astım tetikleyici nedenler

    İlk 3 yaşta görülen hışıltı ataklarının çoğunun viral enfeksiyonlara bağlı olduğu gösterilmiştir. En sık izole edilen virüsler RSV , Parainfluenza ve adenovirüslerdir. Hışıltılı ataklarının %80’i bunlara bağlıdır.

    Yıllar boyunca rinovirüslerin (RV) 3 yaşından önce nadiren alt ve üst solunum yolu hastalığı yaptıkları düşünülürdü. Son zamanlarda yapılan çalışmalar da ilk yıl içinde alt solunum yolu enfeksiyonu tanısı ile hastaneye yatırılan çocukların dörtte birinde RV teşhis edilmektedir.
    Alerjenler alerjiye neden olan antijenlerdir. Alerjenler solunum, sindirim ve deri yoluyla vücuda girerek vücutta alerjik reaksiyonlara neden olur. Astımda en önemli giriş kapısı solunum yoludur.Atopik ve alerjik kişilerde cevap genellikle alerjene spesifik IgE antikorları oluşumu ile IgG4 antikorları oluşumu ile olabilmektedir. Etkinin görüldüğü doz farklı olup, kişiden kişiye değişebilir.

    Ev tozu akarları tıbbi adıyla ‘akar böceği’ olarak bilinmektedir. En sık rastlanan tipi de deri yiyen anlamına gelen ‘dermatofagoid’ olarak anılmaktadır. Bu parazit niteliğindeki mikroskobik böcekler normalde halı,kilim,yorgan,yastık,tüylü eşyalar ve oyuncaklarda yaşarlar. Yaşamları için gerekli besini insan deri ve tüy döküntülerinden karşılarlar.Su ihtiyaçlarını ise havadaki nemden elde ederler.İnsanın ev içinde geçirdiği en uzun süre yatak odaları olduğu için en sık akar alerjeni ile karşılaşmayeri de burasıdır.Akarlar %50’nin altında nem olan yerlerde ve 60 derece ısının üzerinde şansları azalır.

    Polenler bitkilerin üremelerinde görevlidirler. Bu nedenle polenlere ailt klinik bulgular en çok bitkilerin çiçeklerini açtığı üreme mevsimi olan bahar aylarında olur. Daha çok rüzgarla etrafa yayılan daha küçük ve daha hafif polenler inhalan alerjiden sorumludur.Böceklerle aktarılan polenler ise daha ağırdır ve havada asılı bulunmadıkları için daha az alerji sebebidirler. Ot, ağaç,diğer polene sahip olan bitkilerin dağılımı ve çiçek açma zamanları, yetiştikleri toprak ve mevsimsel özelliklere göre değişir. Parçacık çapı daha küçük olanlar ya da ağızdan soluma ile bronşlara ulaşanlar ise daha az olsa da alerjik astıma yol açarlar.

    Küf mantarları hem ev içi, hem de ev dışı alerjen olma özelliğine olma özelliğine sahiptirler.Bunlar sıklıkla ev içinde organik eşyaların, yemeklerin ev dışında ise bitki ve hayvanların üzerinde yaşayan mikroorganizmalardır. Küf mantarları nemli , organik besin artığı bulunan ortamlarda kolayca ürerler. Buradan da havaya üremelerini devam ettiren bol miktar da mantar sporlarını bırakırlar. Üremeleri ve etrafa spor bırakmaları yıl boyu olabilse de en sık havaların ısındığı ve orta şiddete rüzgarın olduğu bahar ve yaz aylarında üremeleri en üst düzeyde olur. Kışın düşük dereceli ısıda ve hele karlı ortamda üreyemez ve alerjiye neden olan sporlarını bırakamazlar. Çok küçük yapıya sahip oldukları için hem alerjik nezle hem de alerjik astıma neden olurlar.

    Hayvan alerjileri de sıkça rastlanan çevresel alerjenlerdir. Bunlar kedi, köpek, kuş, fare, tavşan, at ve benzeri hayvanlardır. Ayrıca değişik kümes hayvanları , koyun ve laboratuarda deney yapmada kullanılan hayvanları da alerji yapabilir.
    Böcek alerjenleri içinde en sık rastlananı arı alerjisidir. Ayrıca sivrisinek ve diğer sokucu tüm hayvanlar da alerji yapabilir. Bu grubun astımla daha çok alakalı olan türü hamamböceği alerjisidir.Hamam böceği alerjisi büyük şehirlerde gittikçe artmaktadır.

    Besin alerjenleri içinde çocuklar için en sık olanı inek sütüdür..İnek sütünde anne sütünde bulunmayan ‘beta-laktoglobulin’ isimli bir proteinin bulunması bunun nedeni olarak kabul edilmektedir. Ayrıca yumurta, deniz ürünleri fındık,fıstık, tahıllar,et, muz, kivi, vs. diğer besin alerjenlerdir.

    İrritanlar, astım tetikleyicileri arasında bulunmaktadırlar. Bunlar alerjen yapısında değildirler, solunum yolu ile akciğerlere ulaşarak irritasyon yaparlar. Bunların başına sigara dumanı gelmektedir. Ayrıca kokulu çeşitli maddeler, parfümler, petrol türevleri, ekzos gazları, ozon, pişirme gazları da bunlar arasındadır.
    Egzersiz, çeşitli fizik aktiviteler, gülme ve ağlama gibi eforlarla da astım tetiklenebilir. İlaçlar, psikolojik faktörler, havadaki basınç, ısı ve nem değişiklikleri , mekan değişiklikleri de tetikleyici olabilir.

  • KEDİ VE KÖPEK FOBİSİ

    KEDİ VE KÖPEK FOBİSİ

    Hayvan fobisi nedir?

    Kedi, köpek, yılan, örümcek, fare, kuş gibi hayvanlara karşı duyulan mantıksız, orantısız korkuya denir. Kişi korktuğu bir hayvanla karşılaştığında aşırı kaygı duyar, saldırıya uğrayacağına ya da bir şekilde zarar göreceğine inanır. Hastalanacak, bayılacak, boğulacak hatta hayatını kaybedecekmiş gibi hisseder. Nefes alışverişi değişir, çarpıntı, sıcak basması, soğuk terleme gibi şikayetler ortaya çıkar. Yaşadığı bu yoğun endişe yüzünden hayvandan mümkün olduğu kadar uzaklaşmaya çalışır, hatta bu kaçış sırasında kendini tehlikeye atabilir.

    Örneğin, köpekten kaçmak için hızla seyreden trafikte yola inebilir. Böyle bir panik halini bir daha yaşamamak için de kaçınma davranışında bulunur. Hayvanla karşılaşacağını düşündüğü ortamlara girmemek için aşırı tedbirler alır. Hayvan fobisinde her zaman korku ön planda değil. Bazen iğrenme duygusu daha baskın olabilir. Örneğin hamam böceği gördükten sonra kişi rahat edemez, yerini değiştirir, vücudunda birdenbire kaşınma belirebilir.

    Hayvan fobisi neden ortaya çıkıyor?

    Tarih öncesi dönemde insanlar kendilerini korumak için yılan, örümcek veya tehlikeli hayvanlardan kaçınmak zorundaydı. Yüzyıllar boyunca bu korku ve kaçınmanın, insanın genetik yapısına kodlandığı düşünülüyor. Daha önce yaşanmış bir travmatik olay hayvan fobisine yol açabilir. Örneğin çocuklukta bir hayvanın saldırısına uğramak, yoğun sıkıntı yaratan bir durum yaşamak fobiyi ortaya çıkarabilir. Ya da çevresindeki büyüklerin bir hayvandan aşırı derecede iğrendiğini gören bir çocukta fobi gelişebilir. Bazı hayvanlarla ilgili olumsuz hikayeler dinlemek, filmlerde ilgili durumları seyretmek de fobiye zemin hazırlayabilir. Öte yandan psikanalitik kurama göre, bilinç dışı korkular ve istekler, yasaklar nedeniyle bilinç düzeyine çıkmakta zorlanırsa, bu durum kendini bir hayvan fobisi şeklinde gösterebilir.

    Hayvan korkusu toplumda çok sık görülen bir sorun mu?

    Aslında kent yaşamı ve doğal ortamlardan uzak yaşamamız bizi hayvanlardan uzaklaştırdı. Özellikle şehrin eski yerleşim bölgelerindeki doğal bitki ve hayvanlar neredeyse ortadan kalktı. Yeşil alanlarda ise çevre kirliliği, iklim değişiklikleri nedeniyle yine doğal yaşamın dengesi bozuldu. Artık ev hayvanları dışında daha az sayıda hayvanla karşılaşıyoruz, ancak bu durum fobileri ortadan kaldırmıyor. Yüzeye çıkmayan korkular içten içe sürüyor. Hatta alışık olmadığımız hayvanlarla birdenbire karşılaşmak ani ve şiddetli bir korku yaratabiliyor.

    Genellikle tatil ortamları ve yazlıklarda bu korkular su yüzüne çıkıyor. Kedi-köpek gibi evlerde beslenen hayvanlara karşı da fobi görülebiliyor. Bu da hem apartman yaşamında hem de dost -arkadaş ziyaretleri sırasında sorun yaratabiliyor. Hayvan fobisi toplumda en sık görülen fobidir, diyebiliriz.

    Kişi ne zaman tedaviye başvurmalı?

    Tüm fobilerde olduğu gibi günlük yaşamda bir bozulma varsa kişinin günlük rutinlerini yaşamayı zorlaştırıyor ve endişenin yarattığı aşırı gerginlikler varsa kişinin yardıma ihtiyaç duyduğu söylenebilir. Çoğu kişi bunu iyileştirmek için ne yapacağını bilmez. Doktor tedavileri uzun ve ilaca dayalı olduğu için kabul etmek istemez. Zamanla çözümü olamayacağına inandığı için konforundan mahrum kalmak ve mutsuzluğunu kronikleştirmesi pahasına hayvan korkusunu sineye çekerek tedavi olmadan yaşamayı tercih eder.

    Hayvan Fobisinde Psikolojik Destek Mutlaka Gerekli

    Önce korkulan hayvana ait fotoğraflar, filmler, maketler kullanılır. Daha sonra kişiye korktuğu hayvanla karşılaştığında korkusuyla mücadele etmek için gevşeme ve nefes egzersizleri öğretilir. Nefes çalışması, yavaş ve derin şekilde nefes alıp vererek yapılıyor.

    Gevşeme teknikleri ise vücuttaki bazı ana kas gruplarını önce yavaş yavaş kasıp sonra gevşetmek esasına dayanıyor. Yardımcı yöntemlerden biri de, korkulan durumu hayali olarak yaşama ve onunla başa çıkmadır. Bu aşamadan sonra eğer mümkünse, kişiye korktuğu havyan kapalı bir kutu içinde gösterilir. Daha sonra ona dokunması hedeflenir. Bu çalışma genellikle daha çok örümcek, hamam böceği, sinek gibi küçük hayvanlar için yapılabilir.

    Hayvan Fobisinde İlaç Tedavisine ne Zaman Gerek Duyulur?

    Hayvan fobileri çok şiddetliyse, genellikle kişide başka bir anksiyete, panik bozukluk, depresyon gibi bir soruna rastlıyoruz. Böyle ek bir ruhsal sorun saptamışsak ilaç tedavisi gerekli. Tedavide bazı antidepresan ilaçlar ve sakinleştiricilerden yararlanıyoruz.

    Tedavi Ne Kadar Sürer?

    Eğer başka bir ruhsal sorun yoksa bazen tek seans bile yeterli olabilir. Bu fobinin altında travmatik durumların çıkması daha uzun süreli terapi ve tedavi gerektirebiliyor.

    Hayvan Fobisi Zamanla Geçer Mi?

    Zihinde var olan kaygılı düşünce kendini tekrar ettikçe korkunuz da pekişir. Bu durumda zaman ne kadar çok geçerse sorun o kadar depreşir. Nadiren zaman içinde etkisi azalabilir ancak çoğunlukla bu korku yaşam konforunu tehdit edip çekilmez hal alır. Bu korkuyu tamamen iyileştirecek ilaç yok. Hipnoterapi, EFT ve EMDR gibi tekniklerle birlikte birkaç seansta hayvan fobisi tamamen yok edilebilir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Trişinoz : trichinose

    TRİŞİNOZ : TRİCHİNOSE

    Hayvanlarda ve insanlarda barsaklarda ve kaslarda Enflamasyon (iltihap,yangı ) yapan bulaşıcı, zoonoz bir hastalıktır. Hastalık en çok Domuz, Sıçan, Köpek, Kedi, Tilki, Ayı, Porsuk ve Kunduzlarda görülür.İnsanlara da geçer. Hastalık domuz eti yenen ülkelerde görülür. Yurdumuzda da kontrolsüz (kaçak) satılan Domuz etinin özellikle çiğ yenilmesi nedeniyle arasıra rastlanılmaktadır.

    ETKEN : Hastalığın etkeni Trichinella spiralis adı verilen parazit olup ergin tenya (şerit) şekli gözle zor görülen, erkeği 1,5 mm, dişisi 4 mm boyunda gayet küçük ince bir iplik şeklinde olup barsaklarda bulunurlar. Bunun larvası olan Trişin kaslarda bulunup 0,5-1 mm boyunda sivri başlı, helezon (spiral) biçimindedir. Bu Trişinlerin 2 ila 7 tanesi limon biçiminde bir kapsül içerisinde bulunur.

    Kasların içerisindeki Trişinler hayvan vücudunda 30 yıl kadar canlı kalır. Kesilmiş hayvan etlerinde 55 C da ölürler, tuzlanmış, dumanlanmış ve kokuşmuş etlerde 2-3 ay, – 4 C da 1 yıl , -15 C da 1 ay, -25 C da 15 gün canlı kalabilir. Hastalık deneysel amaçla hastalıklı etlerin laboratuvar hayvanlarına yedirilmesi ile oluşturulabilir.

    BULAŞMA : Hastalık Trişinli etleri, mutfak, mezbaha ve kasap dükkanlarının Trişinli artıklarını,Trişinli sıçan ,fare,tilki ve porsuk kadavralarını leşlerini,hayvan (ölülerini),Trişinli dışkılarla bulaşık yem ve suları Domuzların yemesi ve içmesi yoluyla sindirim sisteminden bulaşır.

    Ergin Trişinler barsaklarda döllenmeden sonra binlerce embriyo meydana getirir, bunlar barsak kenarından kan ve lenf yollarına girerek kasların içinde yerleşirler. Trişinli etlerle yenen larvalar da mideye gelip kapsülü eridikten sonra barsak kenarına giderek erginleşir ve döllenme yapıp binlerce embriyon verir ve bunlarda kan ve lenf yolu ile kaslara girip yerleşirler; 3 haftada 1 mm büyürler,2 ayda da limon gibi kapsülle çevrilirler, bu kapsüllerin bazıları kireçlenir. Kaslara giren larvalar gömlek değiştirerek 15 gün sonra hastalık yapacak duruma gelirler.

    BELİRTİLER : Barsaklardaki ergin Trişinler fazla sayıda olursa 1-2 hafta sonra sancı, diyare ile enterit baş gösterir ve birkaç hafta içinde ölümle sona erer. Kaslardaki Trişin larvaları fazla sayıda olursa ; Kaşıntı,yüzün şişmesi, sertlik, hareket zorluğu, ses kısıklığı, çiğneme ve yutkunma zorlukları, çenede sertlik ve trismus, vücutta ödemler görülür, hayvanlar 1-2 ayda tekrar iyileşirler.

    İNSANLARDA BELİRTİLER : Barsak Trişinozunda ; susama , terleme , diyare , enterit , pnömoni , menenjit ve anemi gibi ağır belirtilerle ölümler görülür. Kaslardaki şeklinde Romatizmal ağrılar, sertlikler, yüzde şişme, konuşma zorluğu, öksürük, ateş ile tedavi edilmezse 1-2 haftada ölümle son bulur.

    OTOPSİ : Kesilen ve ölen hayvanlarda barsak Trişinozunda enterit ve peritonit görülür.Barsaktan alınan materyalden mikroskopta x 40 büyütme ile ergin Trişinler görülür.Kas Trişinozunda , diafragma , kaburga arası , dil , boğaz , boyun , omuz , yanak , karın kaslarında, tendonlara yakın kısımlarda,lifler arasında sarımtrak beyazımsı renkte küçük kistler görülür;etler soluk , çevreleri iltihaplı olur.Kistler limon biçiminde olup içlerinde 2-7 adet larva bulunur.Kistler 6-9 ayda kireçlenirler.

    TEŞHİS : Canlı hayvanlarda dil altından ve kenarından veya dilden küçük bir parça kesilir iki cam arasında iyice ezilir. Mikroskopta x 40 büyütme ile bakılır.Serolojikve Allerjik testlerde kesin sonuca götürür.

    Mezbahalarda en çok Domuzlarda, diafragma ve dil altından veya dilden ufak parçalar kesilerek Trişinoskop’ta veya Mikroskopta x 40 büyütme ile bakılır ve tipik helezon (spiral) biçimindeki larvalar görülür.

    KORUNMA : Hastalıkla savaş için en köklü çareler Domuz etlerinde sistematik Trişin aranması,parazitli etlerin yok edilmesi, Mezbaha ve Domuz barınaklarında :sıçan ve farelerin sık sık öldürülmesi, Domuzlara pişirilmiş artıklar verilmesi , Mezbahalara köpek, kedi sokulmaması gibi yöntemler uygulanır.

    Trişinli etlerin yakılarak yok edilmesi, Trişin miktarı az olursa yarım saat pişirilerek yedirilmesi güvenilir çarelerdir.

    Günümüzde Mebendazole ve Praziquantel etken maddeli ilaçların Evcil Domuzlara belirli aralıklarla verilmesi Trişinlerin Tenya ve Larva şekillerini yok etmektedir.Fakat her ne suret ile olursa olsun Yaban Domuzlarının etlerinin özellikle de çiğ olarak tüketilmesi önlenmelidir. Bu yolla İnsanlarda Trişinoz Hastalığı ortaya çıkmaktadır. En iyisi İnsanların Domuz eti tüketmemesi ,tüketecek ise mutlaka Veteriner Hekimi kontrolünden geçmiş Trişinsiz Domuz etlerini tüketmeleri İnsan sağlığı bakımından çok önemlidir.

    SAĞITIM : Barsak şeklinde Mebendazole ve Praziquantel etken maddeli tenya ilaçları, Kas Trişinleri içinde Mebendazole ve Praziquantel etken maddeli ilaç lar etkili olmaktadır. İnsanlarda Hastalık öldürücü olduğundan Sağıtım Hastanede yatarak ve uzun süre ilaç kullanarak olmaktadır.

    Sağlıklı günler dileği ile…

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ
    Veteriner Hekimi – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.

  • Kuduz hastalığı

    KUDUZ HASTALIĞI

    Kuduz Hastalığı, memeli hayvanlar ve insanlarda görülen, akut seyirli, bilinç kaybı, huzursuzluk ve felçlerle karakterize, ölümle sonuçlanan viral bir hastalıktır. Hastalığın etkeni Paramyxoviridae familyasından Lyssa virusudur. Virus soğuğa karşı oldukça dayanıklıdır. 0 ile 8 derece arasında 2 ay canlı kalabilmektedir. Asite ve Alkalilere ise dayanıksızdır. Güneş ışığında ise birkaç dakikada canlılığını kaybetmektedir.
    Bu hastalıkta bulaşma mutlak suretle ısırılma veya virus taşıyan salya ve sıvıların açık ayara ile teması sonucu olmaktadır.

    Bulaşmadaki en önemli etkenler başıboş sahipsiz sokak köpekleri ve kedileri, yarasalar, kemiriciler, vahşi etoburlar (kurt, çakal, tilki vb.), kemiriciler, kokarcalar sıralanabilir.

    KUDUZ HASTALIĞINDA PATOGENEZ :

    Kuduz virusu ısırık yarasından vücuda girdikten sonra o bölgede 3-4 günlük bir bekleme devresi geçirir. Bu dönem içinde çoğalmaya ve sinir uçları ile birleşmeye çalışır. Sinir uçlarına yerleştikten sonra sinirler boyunca ilerleyerek Merkezi Snir Sistemine (beyine) ulaşır. Virus daha sonra yine sinirler aracılığı ile tükrük bezlerine gelir ve artık salyada da Kuduz virusu vardır. Isırılan hayvan ve insanda hastalık belirtilerinin ortaya çıkma süresi, salyadaki virus miktarına, ısırılma yerine, yaranın genişliğine, derinliğine ve ısırılan yerin beyne uzaklığına göre değişmektedir.

    HAYVANLARDA KUDUZ :

    Hayvanlarda Kuduz hastalığını başlıca 3 devre halinde görmekteyiz.
    1- Melankolik Devre : 1-2 gün sürer. Ruhsal davranış değişikliği vardır. İyi huylu hayvanlar huysuzlaşır, kötü huylular ise sakin, sokulgan hale gelir. Işıktan ve sesten irkilirler.Karanlık ve sakin yerde kalmak isterler. Havayı ısırma, yutma hareketi yaparlar, çok az su içebilirler ve artık salya vardır.
    2- Saldırganlık Devresi : 3-7 gün sürer. Gittikçe artan huzursuzluk ve sinirlilik vardır. Sese ve ışığa karşı tepki verir. Işığa bakamaz, gözlerde asimetri oluşur, her şeye saldırır. Yiyecek maddesi dışındaki şeyleri yemeye çalışır. Farinks (yutak ) ve Larynks (gırtlak) ta felçler oluşur. Sesi kalınlaşır. Kaslarda koordinasyon bozukluğu oluşur ve felç devresine girer.
    3- Paralitik Devre (Felç devresi) : 1-2 gün sürer Bitkinlik vardır. Alt çene kaslarında felç şekillenir. Hayvan artık ağzını kapatamaz ve Salyası ip gibi akar, daha sonra agoni haline (cançekişme devresi ) girer ve ölüm şekillenir.

    KUDUZUN İNSANLARDAKİ BELİRTİLERİ :

    Hastalık belirtileri Kuduz virusunun insan vücuduna girmesinden itibaren yaklaşık 3-8 hafta sonra ortaya çıkar. Hastalık insanlarda ilk önce halsizlik, ateş, iştahsızlık, baş ve boğaz ağrısı gibi hastalığa özel olmayan nbelirtilerle başlar. Isırık yeri ve etrafında ağrı ve kaşıntı görülebilir. Farinks(yutak) felçi nedeniyle Kuduz Hastalığının karakteristik belirtisi olan sudan korkma görülür..Daha sonra hasta komaya girer ve Ölüm meydana gelir

    KUDUZ NASIL BULAŞIR :

    Kuduz Hastalığı , kuduza yakalanmış bir hayvanın salyasının açık yaraya, kesik, sıyrık veya çatlak deriye, göze ağız ve buruna temas etmesiyle, Kuduz hayvanın tırmalaması sonucu meydana gelen yaralanmalarda (hayvanın tırnağı kendi salyasıyla bulaşık olabilir.) ,Kuduz hayvanın salyasıyla bulaşık malzemelerin (tasma , dizgin vb ) bütünlüğü bozulmuş deriye temasıyla bulaşmaktadır.

    KUDUZ HASTALIĞININ TEDAVİSİ VAR MIDIR :

    Kuduz hastalığının belirtileri ortaya çıktıktan sonra tedavisi imkansızdır. Hastalık mutlak Ölümle sonuçlanır.

    KUDUZDAN KORUNMAK İÇİN NE YAPILMALIDIR :

    Kuduz hastalığından korunmak için , Sahipli – sahipsiz bütün kedi ve köpekler Kuduza karşı yılda bir kez mutlaka aşılatılmalıdır. Evcil hayvanların başıboş ve vahşi hayvanlarla temas etmesine engel olunmalıdır. Başıboş, sahipsiz ve sokak hayvanlarına sevmek veya beslemek amacıyla yaklaşılmamalı ve dokunulmamalıdır. Çevrede başıboş, hasta, garip davranışlar sergileyen veya ölmüş bir hayvan görüldüğünde ilgili yerler hemen haberdar edilmelidr. (Tarım il ve İlçe Müdürlükleri ,Belediyeler , Muhtarlıklar gibi )

    Sağlıklı Günler dileği ile….

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ
    Veteriner Hekimi – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.

  • Küresel ısınma ve etkileri

    KÜRESEL ISINMA VE ETKİLERİ

    İngiltere hükümeti tarafından yaptırılan bir araştırmaya göre küresel ısınma göçmen kuşlarda dahil bir çok hayvan türünün tükenmesine yol açabilir denilmektedir. Raporda küresel ısınmanın şimdiden bazı kuşların ve diğer bazı hayvanların göç yollarında değişikliğe yol açtığı kaydedilmektedir. Uzmanlar şimdiye kadar kuşlar, balıklar ve deniz kaplumbağalarının göç yollarında küresel ısınma nedeniyle oluşan bir çok değişikliği saptamış durumdadırlar. Halkalı yağmur kuşu gibi bazı balıkçıl kuş türleri artık kış mevsimlerini İngilterenin batı sahili yerine doğu sahillerinde geçirmeye başlamışlardır. Eskiden yazları İngilterede geçirip kışları güneye göç eden bazı kuş türleri şimdi büyün yılı İngilterede geçirmeye başlamışlardır.

    Kutup ayıları ve fokların doğal çevreleri kuzey kutbundaki buzulların erimesiyle giderek yok olmaktadır.

    Deniz sıcaklığındaki küçük değişiklikler bile örneğin bir çok deniz canlısının besinlerini oluşturan plankton miktarında önemli değişiklikler yaratarak bir çok hayvanın kaderinde önemli rol oynamaktadır.

    Deniz seviyesindeki yükselme, deniz kaplumabağalarının yumurtalarını bıraktıkları kumsalları yok etmeye başlamıştır. Foklar ile balıkçıl kuşları da kumsal doğasının yok olmasından fevkalede etkilenmeye başlamışlardır.

    Bazı bölgelerde artan kuraklık su kuşlarının göç yolundaki konaklama yerlerinin yok olmasına yol açmıştır. Sahra çölünün genişlemesi, uzun bir göç yolu olan kırlangıç gibi göçmen kuş türlerinin yolda su içme işlemini (su ikmali yapmasını) güçleştirmektedir.
    Birkaç yıl öncesine kadar küresel ısınmadan ve iklim değişikliğinden bahseden bilim insanları ya kafası bilimkurguya yatkın küçük insanlar, gereksiz, kötümser yada ’’ aman bunlar et, tavuk da yemiyor ’’ denen marjinal yaratıklar olarak görülürdü.
    Özellikle ; geç gelen kış mevsimi ve kar yağışı, dengesi şaşırmış yağmurlar, erken tomurcuklanıp meyve ümidi vermeyen ağaçlar, kış uykusuna yatmayan ayılar, eriyen buz kütleleri, boğulan kutup ayıları ve foklar, haritadan yok olan ada haberlerini zaman içinde gazetelerde görürseniz artık şaşırmayın.

    Kaçkarlarda ve Hakkari’ de buzulların % 9 u eriyor. Konya ovasında kuraklık başlıyor. Tuz gölü kurumaya başlıyor. Bütün bunlar küresel ısınmanın bir sonucu. Derhal önlem alınmalıdır.

    Tropik hastalıklar geliyor, özellikle sıtma, batı nil ateşi, şarkçıbanı gibi tropikal hastalıkların artışından söz edilebilir. Bunlar tropik bölgelerde sivrisinek gibi vektörler dediğimiz küçük hayvanlarla bulaşan hastalıklardır. İklim değişikliğiyle tropikal bölge daha şimdiden ılıman bölgeye doğru 200 km kadar genişlemiş durumdadır ve malesef önlemler alınmazsa daha da genişlemeye devam edecektir.
    İkinci büyük etki kuraklık ve içme suyunun yetersiz hale geliş olacaktır. Bu da suyla bulaşan tifo, kolera, dizanteri gibi hastalıkların yaygınlaşması riskini doğuracaktır. İshalli hastalıkların artışı, bebek ve çocuk ölümlerini yükseltme tehlikesi taşımaktadır.
    Son yapılan araştırmalardan biri İngilterenin ürettiği CO2 gazının % 4 e yakın bir kısmından yiyecek ve içecek endüstrisini sorumlu tutmaktadır. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda daha az CO2 üretimine neden olacak teknolojik gelişmeler beklenmektedir. Daha düşük seviyede CO2 gazı üretmek için yeni jenerasyon buzdolapları, pişirme araç gereçleri ve teknikleri gibi teknolojik gelişmelerin olması gerekmektedir.
    Diğer yandan değişen iklim koşulları tarım teknolojilerinde yeniliklere gebedir. İnsanlık açısından şüpheyle yaklaşılan genetik değişime uğramış (GDO – genetiği değiştirilmiş organizmalar) tarım ürünleri (tahıl, bitki tohumları vb.) kendi başına bir endüstri haline gelmiş durumdadır ve daha da çok yaygınlaşacaktır. GDO lu tohumları kullanan çiftçilere Biyotek çiftçi denilmektedir. Biyotek çiftçilerin sayısı dünyada şu anda 8.5 milyon dolayındadır fakat önümüzdeki birkaç yıl içerisinde bu sayının 20 milyona çıkacağı tahmin edilmektedir.

    Şarap endüstrisi paniklemiş durumdadır. Zira iyi kalite şarap üretimi için gereken tutarlı hava koşulları, ısı ve nem oranları küresel ısınma nedeniyle artık yok tur.
    Yüksek ısılarda şaraplık üzüm bitkisinin fotosentez sıkıntısı çektiği, şekerin parçalandığı ve dolayısıyla üzümü kaliteli şarap üzümü olmaktan çıkardığı bilinmektedir. Sibiryada bile yetişebilen genetiği ile oynanış (GDO) üzümlerden elde edilmiş şarapları yakında piyasada satılırken görürseniz sakın şaşırmayınız.

    Avrupada ve A.B.D. de ’’ Hayvancılık endüstrisinin metan gazı ve CO2 üretimine katkısı ve bunun azaltılması araştırmaları ’’ adı altında konferanslar düzenlenmektedir. İleriki zamanlarda kimbilir yediğimiz et nasıl bir değişecek ?
    Tropik bölgelerden başlayarak üretim mevsimi kısalmaları milyarlarca insanın bırakın yeme – içme adetlerini, hayatta kalma şartlarını etkileyecektir.
    Organik tarım yöntemleriyle üretilmiş yiyecek ham maddeleri yani sebze, meyve ve tahıllar çok revaçtadır.

    Bilim insanları küresel ısınmanın 2100 yılından itibaren dünyanın yarısına yakınında görülmemiş kuraklıklara yol açacağını öngörmektedir.

    Küresel ısınma özellikle gelişmekte olan ülkelerde tarım üretiminde ve içme suyunda ani düşüşe neden olacak buda yüz milyonlarca insan için bulaşıcı hastalık riskini beraberinde getirecektir.

    Yağmurların azalması birçok fakir ülkede hayvancılık için büyük öenem taşıyan otlakların kurumasına yol açacak, otlakların kuruması da hayvanların ölmesine ve hayvancılıkla geçimini sağlayan göçer insanların açlıkla karşı karşıya kalmasına neden olacaktır. Kimi yorumlara göre kuraklık afrikada kabileler arasında çatışmaların da önünü açacaktır. Özellikle Etiyopya, Somali ve Tanzanya da 11 milyon insan yeniden açlık riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

    Bilim insanları kuraklık tahmini yaparken küresel ısınmanın yağmur rejimine etkisini ve sıcaklığın artışını 2 parametre olarak ele almaktadırlar. Bu sayede küresel ısınmanın farklı etkilerinin birbirlerine bütünleşik etkisi hesaba katılmış olmaktadır. Araştırmaya göre aşırı kuraklığa maruz kalacak alan 2100 yılında şimdiki % 3 oranından % 30 a çıkacaktır.

    Bilim insanları, buz çağından sonra vahşi atların ve mamutların soylarının tükenmesinin nedeninin insanların avlanması değil küresel ısınma olduğunu ileri sürmektedirler.
    Küresel ısınma kuşları aç bırakacaktır. Küresel ısınma doğadaki avcı – hayvan – yem dengesini bozacaktır. Bazı kuş türlerinin yemleri olan tırtılları bulamaması sonucunda soyları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya durumdadır.

    Ayılarda küresel ısınmaya uydular.İspanyol bilim insanları, İspanyanın kuzey dağlık bölgelerinde yayılım gösteren boz ayıların kış uykusu düzenlerinin bozulduğunu açıkladılar. Bölgede yaşayan ve sürekli olarak izlenen ayılardan birkaç dişi ayı, yavrularıyla beraber uyanık ve aktif halde görülmüştür.
    Sağlıklı günler dileği ile…

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ
    Veteriner Hekimi – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.

  • Halk sağlığı

    HALK SAĞLIĞI

    Birey sağlığının, tüm toplumun sağlık ve temizliğine ne kadar bağlı olduğunu, ancak lokantada yediği bir yemekten zehirlenmiş (gıda zehirlenmesine uğramış), otobüste birinden Nezle veya Grip (İnfluenza ) kapmış , otel yatağından pire almış, ya da halka açık bir plajdan, yüzme havuzundan veya sauna’dan ayak parmaklarına musallat olan Tinea pedis’e (ayak mantarı enfeksiyonu) yakalanmış birisi çok iyi kavrar.
    İnsanlar, hasta oldukları zaman gerektiği gibi iş göremezler, bireyleri sağlıklı olmadıkça da bir toplum işlevlerini gerektiği gibi yerine getiremez. Bu yüzden her toplum varlığını koruma önlemi olarak, bireylerinin sağlığını geliştirecek adımlar atar.önlemler alır yeni, yeni yöntemler (metodlar) geliştirir. Topluluk büyüdükçe bir yandan bilgisizlik , savsaklama ve yetersizliğin doğurduğu sonuçların çok daha fazla sayıda insanı ve daha hızlı bir biçimde etkileyebileceği, öte yandan da hastalığın yayılma olanakları için, halk sağlığı sorunu giderek çok daha önemli bir duruma gelir.

    HALK SAĞLIĞININ KAPSAMI

    Toplumsal Tıbbın iki ana işlevi vardır.Bunlar ;
    1- Hastalığı önlemek
    2- Hastalığın önlenemediği durumlarda ise Tedavi etmek .
    Toplumsal Tıbbın 2 . seçeneği yani tedavi seçeneğinin içerisine hastane ve kliniklerin eğitimi, hastaların ve ailelerinin maddi bakımdan desteklenmesi ya da Sağlığın Sosyal Güvenlik Şemsiyesi altına alınması ( sigortalanması ) girer.
    Toplumsal Tıbbın bu yanı, hem gerekli olanak ve araçların maliyetinin yüksek olması (fazla para gerektirmesi ) hem de üretici ve emek kaybı dolayısıyla nispeten daha pahalıdır.
    Toplumsal Tıbbın koruyucu yanı daha az göze çarpar ve genellikle fark edilmez ise de hepimizi ve tüm toplumu etkiler.
    Ölü insanların uygun bir şekilde gömülmesinden (defin), inşaat standartlarını kentlerdeki ve kasabalardaki nüfus sıklığını, vapurlarda taşınabilecek ya da sinemalarda film seyredebilecek insan sayısını, fabrikalarda çalışan işçilerin koşullarını, uçak ve otomobil gürültüsünün, otomobil egzostundan çıkan gazların ve zehirleyici sanayi artıklarının izin verilebilecek düzeyini denetleyen, günümüzde hemen bütün ülkelerde tipik olan sayısız ykanun ve yönetmeliklere kadar uzanmaktadır.
    Bunları kısaca özetleyecek olursak ;
    1- Mikroplarla bulaşık besin maddelerinden hastalığa yakalanma tehlikesi çok yüksektir.Bu nedenle besinlerin bütün üretim , depolanma , işlenme ve hazırlanma aşamaları özenle kurallara bağlanmıştır.İthal edilen besin maddeleri de , bir yandan gerekli sağlık koşullarını sağlamak , bir yandan da ülkeye önceleri oraa bulunmayan yeni hayvan ya da bitki haşerelerinin veya hastalıklarının girmemesi için organoleptik (duyusal, göz ve tat yolu ile beş duyu ile ) kimyasal ,bakteriyolojik ve virolojik ( kısaca mikrobiyolojik diyelim ) yönden kontrol edilir ve denetlenirler.
    2- Lokanta ve otel yöneticilerinin temizlik , uygun su ve çöp koşulları ile tuvalet ve donanımları ve personel sağlığını gözetleme yolundaki çabaları düzenli olarak denetlenir.
    3- Hem hayvanın ölümünün acısız olmasını sağlamak , hem de ette şerit (tenya) ve tüberküloz (verem) ve diğer zoonoz hastalıkların ( hayvanlardan insana geçip hastalık oluşturan hastalıklar ) varolup olmadığını incelemeye olanak sağlamak için hayvanlar güvenilir, Bakanlıktan ruhsatlı Mezbahalarda (Kesimevleri) Veteriner Hekimi denetiminde kesilmelidirler. Bunların dışında (Kurban Bayramı müstesna) hayvan kesiminin önlenmesi çok gerekli ve önemli bir konudur.
    4- Büyükbaş (sığır ve manda) ve küçükbaş (koyun ve keçi) gevişgetiren hayvanların bulaşıcı düşük , brucellosis (Malta humması) hastalığına karşı aşılanması , yalnızca buzağı, malak, kuzu ve oğlakların düşük (abortus ) yoluyla kaybını önlemekle kalmayıp, en önemlisi süt tüketen insanları Brucellosis (Malta humması ) hastalığından korumaktır.
    5- Taze sebzeler bile bir hastalık kaynağı olabilir. Sözgelimi suteresinin yapraklarında koyun karaciğerlerinde yaşayan halk arasında kelebek hastalığı olarak bilinen Fasciolasis Hastalığına yol açan parazit trematod (fasciola hepatica) yumurtaları bulunabilir. Bu trematod parazitin yaşam döngüsünün (çevrimi ) bir bölümü tatlı su salyangozunun içinde geçer, bu nedenle su yataklarına enfekte salyangozların girmelerini önlemek için her türlü çaba gösterilmektedir, iyi yönetilen suteresi çiftliklerindeki ( yabancı ülkelerde var) sular, enfeksiyon tehlikesi taşımayan su kaynaklarından alınır.
    6- Sütün pastorize edilemsi , tüberküloz (verem) ve Brucellosis’e (Malta humması) neden olan bakterileri öldürür. Fransız bilim adamı Louis PASTEUR’ÜN (1822 -1895 ) adıyla anılan bu işlemde (Pastörizasyon işlemi ) süt , 64- 72 derece santigrata kadar ısıtılır. Bu ısı çoğu bakteriler için öldürücü ama sütün niteliğini bozacak kadar yüksek değildir. Günümüzde ise süt endüstrisinde U.H.T ( Ultra Heiss Temparature ) adı verilen çok yüksek sıcaklıkta (140- 145 C) süt 15-60 saniye aniden ısıtılmakta ve hemen çok hızlı bir biçimde soğutulmakta ve özel bir folyo içeren kutularda kutulanmaktadır. U.H.T. yöntemi ile Pastörize daha doğrusu Sterilize edilen sütler hiçbir bakteri ,virus ve maya taşımamaktadır.
    7- Çöpler boş araziye ya da denize dökülüyordu. Son yıllarda çöp sorunu büyük bir problem halini almıştır. 1990 lı yıllarda İstanbul’da çöplerin boş arazide çöp dağları oluşturmasıyla çöpün içerisinde oluşan CH4 (metan) gazı büyük bir patlama ve faciaya yol açmıştı. İstanbul’da çöplüğün çevresinde çöpten plastik, pet şişe ,cam , kağıt vb toplayarak geçimini sağlayan insanların ölümü hepimizi çok üzmüştü. Çöp olayı giderek kentleşen ve büyüyen ülkemizde büyük hacimleriyle en büyük çevre , sağlık ve toplum sorunlarımızdan birisidir.
    8- Evlerden ve sanayi kuruluşlarından yağmur ve kanalizasyon sularının atılması, yerel yönetimlerin başlıca sağlık sorumluluklarındandır. Bu tür artıklar, kanallar ve kanalizasyon sitemi ile mutlaka ayrıştırılmalı ve insan sağlığı yönünden tamamen zararsız hale getirilmelidir.
    9- Bir çok hastalık, enfekte olmuş hayvanlar veya onların parazitleri tarafından yayılır. Kuduz’un başlıca taşıyıcıları, tilkiler, sahipsiz başıboş sokak köpekleri, porsuklar, kediler ve yarasalardır. Hayvanların hareketlerinin engellenemediği yerlerde bu tür hastalıklar çok kolay yayılırlar. Ülkemize ithal edilen bütün hayvanların , mikrobik organizmalarının kuluçka ( inkubasyon ) süresi boyunca karantinada tutulması bu sebepten dolayıdır.

    Şu halde profilaksi (koruyucu hekimlik , halk sağlığı , toplum sağlığı), tedavi edici terapotik hekimlikten hem daha ekonomik, hem de ileride tedavisi olanaksız bazı durumlar ve hastalıkların ortaya çıkmaması için daha elzem bir yoldur.

    Bu hususta halk sağlığını her bir birey önce kendi temizliği ve hijyeni , kendi çevresinin temizliği , çöp konusundaki duyarlılığı gösterirse ve halk sağlığı ile ilgili kurum ve kuruluşlara , kanun ve yönetmeliklere yardımcı olursa temel sağlık problemlerimizi halletmiş oluruz.

    Sağlıklı günler dileği ile…

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ
    Veteriner Hekimi – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.