Etiket: Hayvan

  • Sevimli ve Yararlı Dostlarımız

    Sevimli ve Yararlı Dostlarımız

    Biz hayvan severler bir hayvan sahiplenmenin yaşamımıza verdiği mutluluğun ne demek olduğunu çok iyi biliriz. Bizi eğlendirirler, güldürürler, yalnızlığımızı giderirler. Fakat birçoğumuz bu sevimli varlıkların ruhsal ve fiziksel sağlığımıza olan olumlu etkilerinden bihaber yaşarız.
    Evcil hayvanlar insanların duygularını, düşüncelerini ve ihtiyaçlarını anlama konusunda evrim geçirmişlerdir. Örneğin köpekler insanların kullandığı birçok kelimeyi anlayabilmekte, ses tonumuzdan, vücut dilimizden ve mimiklerimizden duygu durumumuzu tespit edebilmektedirler. Tıpkı yakın bir arkadaşınızın yapacağı gibi mutsuz olduğunuz zaman gözlerinizin içine bakıp duyarlılıkla sizi anlamaya çalışmakta ve hatta sarılma ve öpme benzeri davranışlar sergilemektedirler. Evcil hayvanlar, özellikle kedi ve köpekler, stres, anksiyete ve depresyonu azaltır, yalnızlığımızı giderir, bizi egzersiz yapmaya ve oynamaya teşvik eder, kalp sağlığımızı olumlu yönde desteklerler. Evcil hayvan besleyen çocuklar daha özgüvenli ve aktif bireyler olurlar. Bu sevimli dostlar yaşlılar için de mükemmel bir yoldaştırlar. Çünkü bize koşulsuz sevginin ne demek olduğunu en güzel onlar öğretirler.

    Yapılan Araştırmalar Gösteriyor Ki
    -Evcil hayvan besleyen kişilerin stresli durumlar karşısında kan basınçlarının daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Hatta bir araştırma hipertansiyon hastası bireylerin bir hayvan beslemeye başladıktan 5 ay sonra tansiyonlarının normal seviyelere döndüğünü tespit etmiştir
    -Kedi veya köpekle oynamanın vücudumuzda mutluluk sağlayan serotonin ve dopamin seviyelerini yükselterek bizi sakinleştirip rahatlattığı tespit edilmiştir. Evcil hayvan besleyenler depresyona daha seyrek yakalanırlar
    -Hayvan besleyenlerin trigliserid ve kolesterol seviyelerinin düşük olduğu ve kalp krizi risklerinin ciddi anlamda azaldığı gözlemlenmiştir
    -Evcil hayvan besleyen 65 yaş üstü bireylerin beslemeyen bireylere göre daha az doktor ziyaretine gereksinim duydukları tespit edilmiştir

    Hayat Kalitemizi Nasıl Arttırırlar?
    -Egzersiz yapma süremizi arttırlar. Nasıl mı? Köpeğinizi yürüyüşe çıkarmak, kedinizle evin içinde oynamak, bakımlarını yapmak sizi daha aktif bir insana dönüştürür.
    -Bize arkadaş olurlar. Yalnızlık, depresyon ve benzeri rahatsızlıklara davetiye çıkarır. Tüylü arkadaşlarımız bize hayatta ihtiyaç duyulduğumuz, istendiğimiz ve değerli olduğumuz hislerini yaşatırlar. Hayattaki en güzel şeylerden biri akşam işten eve geldiğinizde kuyruğunu sallayan ya da taklalar atan bir kedi ya da köpek tarafından karşılanmaktır. 
    -Yeni insanlarla tanışır daha sosyal olursunuz. İnternette ya da çevrenizde kedi ya da köpek besleyen kurumlar, forumlar, bloglar yeni insanlarla tanışmanıza, arkadaş çevrenizin genişlemesine yardımcı olur. 
    -Gününüz daha sistemli ve düzenli bir hale gelir. Köpekler düzenli bir egzersize ihtiyaç duyalar. Kedilerin de her gün onları beslemenize, kumlarını temizlemenize ihtiyaçları vardır. Bu rutin hayatınızı daha düzenli bir hale getirirken, özelliklerle çocuklarda sorumluluk alma becerilerini destekler.
    -Dokunmanın mucizevi etkisi. İnsanların doğası gereği dokunmaya ve sarılmaya ihtiyacı vardır. Evcil hayvanınıza dokunmak, onu sevmek stresi yatıştırır. Dolayısıyla stresin neden olabileceği zararların bir nebze önüne geçilmiş olunur.

  • Hayvana Şiddet İnsana Şiddetin Habercisi

    Hayvana Şiddet İnsana Şiddetin Habercisi

    Her yerde hayvanları korumaktan bahsediliyor. Özellikle her yıl Ekim ayı geldiğinde hayvanları korumanın önemini hakkında birçok yazılı ve sözlü haberle karşılaşıyoruz. Bu yıl da bir 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nü daha geride bıraktık. Marketlerin bugüne özel olarak kedi ve köpek mamalarına uyguladıkları indirimler, okulların barınaklara yaptığı ziyaretler, belediyenin sokak hayvanlarına özel yerleştirdiği birkaç kulübe gibi sembolik etkinlikler dışında acaba gerçekten bu günün gerçek anlam ve önemini hissediyor ya da kavrayabiliyor muyuz? Hiç sanmıyorum. Bir hayvan sever olarak çevremde yaşamaya çalışan zavallı sokak hayvanlarını besliyorum. Beni görünce sevinç ve heyecanla bana doğru koştuklarını görmek beni hem duygulandırıyor hem de mutlu ediyor. Mamadan çok onlara verilen sevgi ve şefkatten mutlular. Bana vücut dilleriyle teşekkür bile ediyorlar. Kendi sıcak ve güvenli evime girdiğimde, sıcak bir yuvaları olmasa da en azından bir ağacın altında karınları tok olarak uyuyacaklarını bilmek beni huzura erdiriyor. Aydın’da benim gibi onlarca insan tanıyor ve görüyorum. Fakat ne yazık ki sayımız çok az, herkes aynı şefkat ve özveriyi gösteremiyor. Onlara göre kendi rahatları dururken sokakta yaşayan hayvanların rahatlığı kimin umurunda? Hatta bazıları var ki, bu savunmasız masum canlara şiddeti hak görüyor. Ama insanlarımız şunu bilmeli: bugün hayvana şiddet uygulayan yarın insana da uygular. Hayvana şefkat göstermeyenin kalbinde insana da şefkat yoktur.

    Bilimsel Araştırmalar Destekliyor

    Yetkililer hayvana şiddet uygulayan insanları büyük bir ciddiyetle araştırmalı, ele almalı ve mutlaka bir yaptırımla karşı karşıya getirmeliler. Bu sadece hayvanların güvenliği için değil insanların güvenliği için de yapılmalı. Sosyolojik ve psikolojik çalışmalar hayvana şiddet ile insana şiddet arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu gösteriyor. İnsanlara şiddet uygulayan insanların geçmişlerine bakıldığında hayvanlara şiddet uyguladıkları gerçeği ile karşılaşılmakta. Özellikle Amerika’da sık yaşanan okula silahla gelip katliam yapan öğrencilerin geçmişlerinde birçok kez hayvanlara şiddet uyguladıkları tespit edilmiş. Hayvana şiddet aynı zamanda psikolojide Antisosyal Kişilik Bozukluğunun (halk dilinde psikopat olarak adlandırılan kişiler) en önemli belirtilerindendir.

    Şiddet Gören Şiddet Uygular

    Evde şiddet gören çocuk, dışarıda ebeveynlerine olan öfkesini gücünü uygulayabildiği sokak hayvanlarına yöneltir. Ebeveynlerinin bir hayvana şiddet uyguladığını gören çocuk bunu kendinde de hak görür. Eğer anne ve babası bunu yapıyorsa o zaman bu davranış uygulanabilir, doğru bir davranış şeklidir diye düşünür. İkili ilişkilere bakıldığında çiftlerin arasındaki şiddetin zaman zaman evde yaşayan hayvanlara da yöneltildiği tespit edilmiştir. Birbirlerine kızgın olan çiftler kızgın oldukları bireyin hayvanına karşı şiddet uygular, hatta onu öldürdükleri bile görülür.

    Yasalar Hayvanları ve İnsanları Korumalı

    Hayvanların korunmaya ihtiyacı olduğu gerçeği zaten apaçık ortada. Fakat bunu sadece hayvanlar için değil insanların iyiliği için de yapmalıyız. Çünkü hayvana şiddet insana şiddetin çok sağlam bir habercisidir. Günümüzde hayvanlara uygulanan şiddetin cezalandırılmasına dair yasa değişiklikleri yapılmakta. Hayvana şiddet gösterenlere geçmişe göre daha büyük yaptırımlar uygulanmasına rağmen hala caydırıcı boyutlarda cezalar mevcut değil. Yasaları düzenleyen insanların anlamaları gereken en önemli şey hayvana şiddetle insana şiddetin arasında hiçbir farkın olmadığıdır. Savunmasız ve masum bir varlığa gözünü kırpmadan her türlü fenalığı yapabilen bir cani, yaptıklarının aynısını savunmasız bir insana da rahatlıkla yapabilir. Ünlü yazar George Bernard Shaw’ın da dediği gibi “Hayvanları sevmeyen insanlardan korkarım; çünkü içinde hayvan sevgisi olmayan bir insanın insanları sevmesi mümkün değildir.”    

  • Çocukların Ruh Sağlığını Kurban Etmeyelim

    Çocukların Ruh Sağlığını Kurban Etmeyelim

    Bayramlar çocuklar için ailedeki herkesin bir araya geldiği, sınırsız şeker ve tatlının tüketildiği, aile büyüklerinden alınan harçlıklarla mutlu olunan güzel günlerdir. Medyada ya da çevrelerinde gördükleri kurban kesim sahnelerinden çocuklarımızı koruyamazsak; bayram, çocuklar için birer travma olabilir. Kurban kesmenin anlamı ve bayram denildiğinde içinde bulundurduğu kavramlar çocukların içinde bulundukları gelişim basamakları göz önünde bulundurularak anlatılmalıdır.

    Kültüre ve Yaşa Göre Etkiler Değişiyor:

    Çocukların kurban kesimini görmemesi ve sonucunda oluşabilecek olası olumsuz etkiler, çocukların yaşadıkları bölge ve kültüre göre farklılıklar gösterebilmektedir. Hayvancılıkla uğraşan bölgelerde, daha önce defalarca hayvan kesimini gören çocuklar, kurban bayramında hayvan kesimini gördüğünde, şehirlerde yaşayan ve eti sadece markette gören çocuklar kadar olumsuz etkilenmeyebilirler. Fakat genel olarak çocuklara kurban kesme davranışı anlatırken ve dikkat etmemiz gereken noktalar yaş gruplarına göre değişmektedir.

    Çocuklara Kurban Bayramının Anlamını ve Güzelliklerini Anlatın:

    Okul öncesi dönemdeki çocuklarda soyut düşünme yeteneği gelişmemiştir. Düşünce sistemleri görseldir. Bu yüzden kurban kesiminin dini boyutunu ve ölümü anlamaları zordur. Bu dönemdeki çocuklara detaylı bilgi vermek yerine, kurban bayramının sosyal boyutu üzerinde durmak daha faydalıdır. İnsanların bayramda yardımlaştığını, birbirlerini ziyaret ettiklerini, ihtiyacı olanlara et ve para yardımında bulunulduğu anlatılmalıdır. Özellikle bayram süresince kurbanlarla ilgili etkilenebilecekleri görüntülerden de uzak tutulmalıdırlar.

    Çocuklar Kurbanın Kesim Anını Görmemeli: Çocuğun Kurban Bayramı’nı, kurban kesmenin önemini anlaması için kesimi izlemesi gerekmez. Unutulmaması gereken, çocukların bayramın soyut kısmını anlamlandırmaya başlasalar bile, yaşı ne olursa olsun, bir çocuğun kesim anını görmemesi daha sağlıklıdır. Kurban Bayramı sonrası uyku bozuklukları, korkular, güvensizlikler, gece ıslatmaları nedeni ile başvurular artıyor. Böyle durumlarda uzman yardımı almak doğrudur. Özel kesim yerlerinin olduğu, kesim için birçok seçenek sunulduğu günümüzde hayvanları acı çektirerek kesmek ve bunu çocuklara izlettirmek bir gelenek olamaz.

    Kesim sırasında çocukların olumsuz etkilenmesinin önüne geçmek için ebeveynlerin dikkat etmesi gereken hususlar:                                                                                                      

    Soyut düşünme kavramına erişmeyen çocuklar kurban kesimini dini bir görev olarak değil, bir cinayet veya vahşet olarak algılayabilirler. Hayvanın gözlerinin ve ayaklarının bağlanarak çaresiz bırakılması, çocuklarda duygusal yönden çöküntüye neden olabilir. Tersi bir etki de yaratabilecek bu durum sonucunda çocuklarda saldırgan tavırlar uyanabilir ve bu durum çocukların başka hayvanlara zarar vermesine neden olabilir. Öldürme bilincine sahip olmayan bir çocuğun yanında ebeveynleri tarafından bir hayvanın kesilmesi veya kesilmesine müsaade edilmesi, çocuk tarafından hayvanların öldürülmesinin doğru bir davranış olarak algılamasına neden olabilir. Ayrıca bu durum çocuklarda et yememeye sebep olabilir. Kurban kesimine şahit olan çocukların uyku düzenleri bozulabilir, kâbuslar görebilir ve hayvanlara karşı görüşleri tamamen değişebilir. Çocuklara özellikle bayram haftası süresince haber bültenleri de seyrettirilmemelidir. Kurban kesiminde ebeveynler çocuklarına karşı açıklayıcı ifadeler kullanmalıdır.                                                                                                                        Herkese sevgi, barış, anlayış, huzur ve sağlık dolu bir bayram dilerim.

  • Hayvan Fobisi

    Hayvan Fobisi

    Kedi, köpek, yılan, örümcek, fare, kuş gibi hayvanlara karşı duyulan mantıksız, orantısız korkuya hayvan fobisi(zoofobi) denilmektedir. Kişi korktuğu bir hayvanla karşılaştığında aşırı kaygı duymakta, saldırıya uğrayacağına ya da bir şekilde zarar göreceğine inanır. Hastalanacak, bayılacak, boğulacak hatta hayatını kaybedecekmiş gibi hisseder. Vücudunda nefes alışverişi değişir, kalp çarpıntısı, sıcak basması, soğuk terleme gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır. Yaşadığı bu yoğun endişe, kaygı yüzünden hayvandan mümkün olduğu kadar uzaklaşmaya çalışır, hatta bu kaçış sırasında kendini tehlikeye atabilir. Bir arkadaşım vardı köpeklerden kaçan ve gördüğü zaman karşı kaldırıma geçen birisiydi. Bu hayvanlara karşı fobi geliştirmişti ve hayvanla karşılaşacağını düşündüğü ortamlara girmemek için aşırı tedbirler alırdı. Sonra ne yaptı bu fobisini bilmiyorum. Hayvan fobisinde her zaman korku ön planda değildir. Bazen iğrenme duygusu daha baskın olabilir. Örneğin hamam böceği gördükten sonra kişi rahat edemez, yerini değiştirir, vücudunda birdenbire kaşınma belirebilir.

    Hayvan fobisi çeşitli şekillerde neden olabiliyor. Daha önce yaşanmış bir travmatik olay hayvan fobisine yol açabilir. Örneğin çocukken bir hayvanın saldırısına uğramak, yoğun sıkıntı yaratan bir durum yaşamak fobiyi ortaya çıkarabilir. Ya da çevresindeki bireylerin bir hayvandan aşırı derecede iğrendiğini gören bir çocukta fobi gelişebilir. Bazı hayvanlarla ilgili negatif konuları dinlemek, filmlerde ilgili durumları seyretmek de fobiye zemin hazırlayabilir. Öte yandan psikanalitik kurama göre, bilinç dışı korkular ve istekler, yasaklar nedeniyle bilinç düzeyine çıkmakta zorlanırsa, bu durum kendini bir hayvan fobisi şeklinde gösterebilir.

    Hayvan fobisi köyden kente göçle çok sık olmamakla birlikte gördüğümüz fobiler arasındadır. Daha çok rastladığımız kedi, köpek, küçük böcekler fobi türlerindendir. Bu bahsettiğimiz fobi türünde yaşamı kısıtlayan yönler mevcut ise ruh sağlığı uzmanlarından destek alınması fobiyi yenmede bize yardımcı olunacaktır. Tedavisi önce korkulan hayvana ait fotoğraflar, filmler, maketler şeklinde kişiyi alıştırılması sağlanmaktadır. Daha sonra kişiye korktuğu hayvanla karşılaştığında korkusuyla mücadele etmek için gevşeme ve nefes egzersizleri öğretilir. Nefes çalışması, yavaş ve derin şekilde nefes alıp vererek yapılıyor. Gevşeme teknikleri ise vücuttaki bazı ana kas gruplarını önce yavaş yavaş kasıp sonra gevşetmek esasına dayanıyor. Yardımcı yöntemlerden biri de, korkulan durumu hayali olarak yaşama ve onunla başa çıkmasını sağlamaktır.

  • Fobilerden Kurtulmak

    Fobilerden Kurtulmak

    Fobi bir nesne ya da durumla ilgili, söz konusu tehlikeye yönelik olarak orantısız bir şekilde verilen duygusal, düşünsel, davranışsal ve fizyolojik tepkiler bütünü ve bu tepkilere bağlı olarak korkulan şeyden ya da durumdan kaçınma eğilimi olarak tanımlanır. Fobi kelimesi düşmanlarını korkutan eski Yunan Tanrısı Phobos’tan gelmektedir. Günümüzde korkulan nesnenin isminin ardından fobi kelimesinin eklenmesiyle fobilere isim verilmeye başlanmıştır. Tüm fobiler kaygı bozukluğu olarak ele alınmaktadır. Psikologlar fobiyi sosyal fobi ve özgül fobiler olarak ikiye ayırmaktadırlar. Sosyal fobi kişinin sosyal bir ortamda hata yapma, küçük düşme, yeterli performans gösterememe gibi endişelelerle geri durması, belirli ortamlara girmemesi ya da girse bile pasif kalması şeklinde görülen bir sorundur.

    Özgül Fobi

    Özgül fobi belirli bir nesne, durum ya da canlı ile karşılaşınca veya karşılaşma beklentisi olduğunda ortaya çıkan asılsız, abartılı, gerçek dışı bir korku durumudur. Psikoloji literatüründe tanımlanmış olan onlarca fobi vardır. Bunlardan bazıları; uçak fobisi, hayvan fobisi, kapalı alan fobisi, asansör fobisi, boğulma fobisi, yazı yazma fobisi vb.

    Fobiler Nasıl Oluşur?

    Psikoloji biliminde bir sorunun ya da bozukluğun ortaya çıkmasına dair birden fazla teori bulunmaktadır. Her bir teori söz konusu bozukluğun oluşma şekli ve tedavisi için farklı önerilerde bulunur. Bu teorilerden en yaygın olan 3 yaklaşıma göre fobi oluşumu şöyledir;

    Psikanalitik Teoriye Göre Fobi Oluşumu

    Psikolojinin kurucusu olan Sigmund Freud’a göre fobiler bilinçdışı çatışmalarımızın sembolik yansımalarıdır. İnsanlar geçmiş ya da şimdi ki yaşamlarında çatışma ve yoğun olumsuz duygular yaşadıkları bazı durumlarda duygularını ifade edemezler ve duygularını bastırırlar. Bastırdıkları duyguların yarattığı gerilimi azaltmak içinde bu duyguları dışa vurma ihtiyacı hissederler fakat duygularını o olumsuz duyguları yaşadıkları kişilere karşı ifade ederlerse kendilerininde olumsuz bir şeyle karşılaşacaklarından bilinçdışı bir şekilde korktuklarından, bilinç dışında ki çatışmalarını sembolik olarak başka bir şeye ya da nesneye yönlendirerek bu duygularla belli bir oranda başa çıkmaya çalışırlar. Örneğin babasının önemli bir davasını takip etmek için başka bir şehre gidecek olan bir danışanım, davayı kaybederse babasına karşı hissedeceği suçluluk duygusunu o kadar yoğun yaşıyormuş ki daha önce defalarca uçağa binmesine rağmen dava için hava alanına vardığında birden uçaktan korkmaya ve uçağın düşeceğini düşünmeye başladığını bu yüzden uçuştan vazgeçtiğini ve bir daha da uçağa binmediğini ifade etmişti.

    Davranışçı Teoriye Göre Fobi Oluşumu

    Davranışçı yaklaşıma göre fobi kişinin nötr bir uyaran/durumla, olumsuz bir durumun ard arda gelerek kişinin zihninde bir eşleşme oluşmasına bağlı olarak ortaya çıktığını ileri sürer. Daha önce kişiye herhangi bir rahatsızlık vermeyen bir durum/nesne ile karşılaşıldığı sırada kişinin bedensel belirtilerinde bir değişme ya da olumsuz bir olay yaşanmasına bağlı olarak kişi için daha önce nötr olan bir durum/nesne korku yaratan bir duruma dönüşür ve kişi bu durumu tekrar yaşamamak için o durum/nesneden kaçınmaya başlar ve durum/nesneye karşı olan korku/kaygı daha da gelişir ve kemikleşir. Bunun en iyi örneği Küçük Albert deneyidir. Bu deneyde araştırmacılar Albert adındaki küçük bir çocuğa önce gerçek bir tavşan verip oynamasını istemişler, Albert’da korkusuzca ve keyifle tavşanla oynamıştır. Sonrasında tavşanı Albert’a tekrar tekrar gösterip hemen ardından ortama çok yüksek ve rahatsız edici bir ses vermişlerdir. Bunun ardından Albert tavşan gördüğünde korkmaya ve ağlamaya başlamıştır. Çünkü Albert tavşanla gürültü arasında bir bağ kurmuş ve klasik koşullanma yaşamıştır. Hatta sonrasında Albert beyaz bir çok şey gördüğünde hatta Noel Baba gördüğünde bile ağlamaya başlamıştır.

    Sosyal Öğrenme ve Deneyime Bağlı Fobi Oluşumu

    Bu bir çok fobinin ana gelişim nedenidir. İnsan direkt olarak deneyimleyerek ya da gözlemleyerek de öğrenebilen bir varlıktır. Geçmişte nötr olan bir durumla ilgili olumsuz bir tecrübe yaşamak ya da bazen yaşayan birini görmek bizde söz konusu duruma dair bir bilgi edinimi sağlar ve kişi yaşamını yeni edindiği bilgi doğrultusunda şekillendirir. Örneğin daha önce bir hayvan tarafından saldırıya uğrayan biri o hayvanın hatta başka hayvanların kendisine zarar verebileceğine dair bir korku geliştirir ve o hayvanı gördüğünde korkup kaçmaya hatta o hayvanla karşılaşabileceği yer ve ortamlarda bulunmamaya başlayabilir. Bu da fobinin gelişmesine yol açar. Benzer şekilde uçuş sırasında türbülans yaşayan birinde uçak fobisi gelişebilir. Kişiler yaşamış oldukları olayın benzerini yaşayacaklarına dair kaygı geliştirdiklerinden söz konusu olayın gelecekte çok daha fazla ortaya çıkacağını düşünmeye başlarlar. Bu da korkudan korkmayı beraberinde getirir.

    Bütünsel Bir Bakış Açısıyla Fobi ve Fobik Yaşantı

    Bazı insanlar genetik ve kalıtımsal olarak psikolojik sorunlara yatkın olarak dünyaya gelirler. Tıpkı bağışıklık sistemimiz gibi. Bazı insanlar sık sık hasta olurken, bazıları çok nadir hastalanırlar. Benzer bir durum psikolojik sorunlar içinde geçerlidir. Doğuştan kaygıya daha yatkın olan kişilerin küçük olumsuz durumlarda bile fobi geliştirmeleri daha olasıdır. Diğer taraftan bazı insanların otonom sinir sistemleri (fizyolojik tepkileri) çok hassas ve oynaktır. Doğuştan getirilen bu yatkınlıkların yanı sıra bir hayvan, durum ya da nesneyle olumsuz bir yaşantı deneyimleyen biri sonrasında o hayvan, nesne ya da durumla bir daha karşılaşırsa zarar göreceğini geçmişte yaşadığı şeye benzer belkide çok daha kötü birşey yaşayacağını düşünmeye başlar, bu düşünce kaygı ve korkuyu tetikler, kaygı ve korku otonom sinir sistemini tetikleyerek kalp çarpıntısı, terleme, sıcak basması, titreme, vücutta gerilme vb sempatik sinir sistemi semptomlarını ortaya çıkartır. Tüm bunların sonucunda da kişi o durum, nesne ya da hayvandan uzaklaşır. Uzaklaştığında korku ve kaygısının azaldığını fark eder. Bu rahatlık halini sürdürebilmek için korku veren şeyden sürekli olarak uzak durmaya başlar bu da fobi oluşumuna yol açmış olur. Hatta uç noktalarda bazı kişiler fobisini yaşadıkları şeyin adını duyduklarında, tv de gördüklerinde ya da hayal ettiklerinde bile kaygı belirtileri göstermeye başlarlar.

    Özgül fobi görülme oranı erkeklerde %7 kadınlarda %16 civarındadır. Diğer taraftan panik atak, yaygın anksiyete bozukluğu gibi kaygı bozukluğu olan kişilerde fobi görülme olasılığı daha da yüksektir.

    Hayvan Fobisi

    Bir hayvan fobisi, herhangi bir veya tüm hayvanlardan aşırı ve garçek dışı ve abartılı korku ile karakterizedir. Herkesin belirli hayvan türlerinden korkması normalken bu korku, kişilerin hayatlarının normal bir şekilde devam etmesini engellemez. Hayvan fobisi için, belirli bir tür hayvanla karşılaşmanın yakında olduğunu bilerek, acı çeken kişinin tüm hayvanları veya belirli türde hayvanları önlemek için kendi planlarını değiştirmesine hayatını sınırlandırmasına yol açabilir. En yaygın görülen hayvan fobileri; kedi fobisi, köpek fobisi, böcek fobisidir.

    Hayvan Fobisinin Nedenleri

    Tüm fobiler gibi, hayvan fobisi için evrensel olarak açıklama yoktur. Daha ziyade, böylesi bir bozukluğun ortaya çıkmasına yol açan, her bireyin çeşitli benzersiz deneyimleridir. Hayvan fobisinin gelişmesine neden olabilecek deneyimlerden bazı örnekler arasında hayvanlarla ilgili erken yaş travmatik olaylar, bu tür olaylara şahit olma, hatta anne-babalar veya bakıcılar tarafından hayvanlara karşı korku veya korkuyu vurgulayan yetiştirme sayılabilir. Ne olursa olsun, tedavi edilmezse fobi kötüleşebilir ve kişinin sosyal ve duygusal hayatını daha da engelleyip sınırlandırabilir.

    Fobi Tedavisi Nasıl Yapılır?

    Fobiler insan yaşamını çok kısıtlayan bir sorun olmakla birlikte fobi tedavisi kısa ve yüksek başarı oranına sahip bir psikolojik sorun olarak kabul edilirler. Fobi tedavisi için kullanılan bir çok tedavi yöntemi bulunmaktadır. Bunlardan bazıları;

    Sistematik duyarsızlaştırma; bu yöntemde kişiye nefes, otojenik gevşeme egzersizleri ve imajinasyon uygulamaları öğretilir. Ardından kişinin fobi yaşadığı şeye dair korkuları en az kaygı verenden en fazla kaygı verene kadar sıralanır, ardından önce imajinasyon çalışmalarıyla korktuğu şeylerle kademeli olarak yüzleştirilir ve bu sırada oraya çıkan fizyolojik belirtilerini kontrol etmesi sağlanır. Son aşamada ise kişinin fobi sorunu yaşadığı şeyin gerçek hali ile kademeli olarak yüzleştirilmesi sağlanır. Evrimsel açıdan bakıldığında dünyadaki tüm canlıların en temel özelliği uyum sağlamaktır. Sistematik duyarsızlaştırma yöntemi ile kişilerin kaygı hissettikleri uyarana karşı uyum sağlamaları gerçekleştirilmiş olur. Bunun en iyi örneği kedi ya da köpek fobisi olan birinin yavru bir kedi ya da köpeği beslemeye başlamasıyla zamanla fobisini yenmesidir.

    Bilişsel davranışçı terapi; bu yöntemde öncelikli olarak kişinin yaşadığı fobik duruma dair olan çarpıtılmış olumsuz duygu ve düşünceleri saptanır, ardından bu düşüncelerin yerine daha gerçekçi ve rasyonel düşünceler yerleştirilir. İkinci aşamada sistematik duyarsızlaştırmaya benzer bazı yöntemlerle kişinin fobi durumunda yaşadığı bedensel semptomları kontrol etmesi sağlanır.

    EMDR; açılımı göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme tekniği olan EMDR yönteminde, kişide fobi oluşmasına dair geçmişte yaşadığı olumsuz olaylar listelenir ve tercihen yaşanılan ilk olaydan başlayarak yaşadığı olumsuz durumların görüntüleri ya da söz konusu olayların duyguları EMDR teknikleriyle silinir. EMDR uygulaması sonrası kişiler bu olayları ya hiç hatırlamazlar yada hatırlasalar bile bu hatırlama onlara hiç bir şekilde rahatsızlık vermez. EMDR yöntemi henüz yaşanmamış ama yaşanabileceği varsayılan olası durum ve senaryolar içinde kullanılabilir. Örneğin hiç uçağa binmeyen birinin zihninde uçakta yaşayacağını varsaydığı bazı olası senaryo ya da görüntüler vardır. EMDR bu görüntülerinde silinmesi yolu ile fobileri tedavi etmektedir.

  • Evdeki alerjenler nelerdir? Aynı ortamı paylaştığımız akarlar alerjik reaksiyon sebebi

    Evdeki alerjenler nelerdir? Aynı ortamı paylaştığımız akarlar alerjik reaksiyon sebebi

    Alerjenler nerede ve nasıl bulunur?

    Astım sıklığı her geçen gün kentleşen dünyada artmaktadır. Türkiye’de astım oranı yüzde 10 ila 15 arasındadır.havadaki alerjenler bunun başlıca nedenlerinden birisidir. Ülkemizde çocuklarda %80 ininde çevresel sebepli alerjenler sorumludur.

    Alerjenleri ev içi ve ev dışı olarak sınıflayabiliriz. Dış ortamda ağaç, ot, çicek ve bazı küfler astımda başlıcalarıdır. Polene bağlı alerjisi olanlar astım atakları mevsimsel ataklar geçirir.

    Neye karşı alerjen olduğu bilinebilir mi?

    Küfe bağımlı olanlar ise mevsimden ziyade nemli ortamlarda ataklar gösterebilir. Ilıman iklimlerde küf oranı baharda artar yaz ortası ve sonuna doğru en yüksek düzeydedir. Bu yüzden küfe alerjisi olanlar bu mevsimlerde daha fazla solunum güçlüğü çekebilirler.

    Ev içerisindeki alerjenler ise tüm mevsimde görülebilir. Ev tozu akarları, evcil hayvan, hamam böceği ev içi küfler tüm mevsimde astım atağına sebep olabilirler.

    Başlıca polenler nelerdir?

    Fındık ağacı, akça ağacı, gürgen, huş ağacı, sedir ağacı polenleri, delice otu (lolium perene) , sinir otu polenleridir.

    Ev tozu akarları nedir ve nasıl ortamda yaşarlar ?

    Alerjenlerin büyük kısmını oluşturur. Başlıca besin kaynağı insan deri döküntüleri ve küflerdir. Akar çoğalması için en uygun ortam 25-30 derece ve nemim %70 ve 90 olduğu ortamlardır. Nem ortamla % 50 nin altına indiğinde akarlar yaşayamaz. Larvaları kuru havaya dayanıklıdır.

    Tüylü oyuncaklar, yastık yorgan battaniye, halı, battaniyede en fazla bulunurlar. Evde hayvan bulunması bu oranı etkilemez. Akar alerjenlerin en önemli kaynağı akarların dışkılarıdır.

    Akarlar hava yolu ile teneffüs edildiğinde iltihabi olayı başlatarak reaksiyona sebep olurlar.

    Küfler soluduğumuz havada bolca bulunabilir. Bodrum katlarda ve eşyaların yoğun bulunduğu ortamlarda fazla bulunur. Tahılların depolama alanlarında, meyve –sebzelerin konulduğu ortamlarda bulunabilirler. Ekmek, soğan bolca depolandığı ortmalarda siyah renkli küfler barınabilirler.

    Hayvan alerjenlerinin en önemli kaynağı hayvanların tüy, deri, idrar ve tükürükleridir. Kedilerdeki alerjenler köpeklere nazaran daha fazladır. Çünkü köpekler daha fazla yıkanmakla ve dış ortamda gezdirilerek daha fazla zaman geçirtilebilmesidir.

    Hamam böcekleri ve çiftlik hayvanları da alerjen kaynağı oluşturabilmektedir.

  • Çiğ gıdadan gelen tehlike salmonella

    SALMONELLA’ ya BAĞLI GIDA ZEHİRLENMESİ

    Salmonella enfeksiyonları Dünyadaki yaygın enfeksiyonlardan biridir. Bu enfeksiyonlar klinik olarak değişik formlarda görülmektedir. Klinik tablo gıda zehirlenmesinden ciddi hastalık tablosu olan tifo’ya kadar değişim göstermektedir. Son yıllarda salmonellanın neden olduğu tifo vakalarındaki azalmaya karşın salmonellaların yol açtığı gıda zehirlenme vakalarında artış olduğu görülmektedir.

    Doğada vahşi ve evcil hayvanların mide barsak sisteminde doğal olarak bulunan ve yaygın olan bu etkenler insanlara enfekte hayvan ürünlerinden hazırlanmış gıdaların tüketilmesi ile bulaşır.

    Çiğ yumurta

    Çiğ veya az pişmiş tavuk eti

    Pastörize olmayan süt ve bu sütlerden üretilen gıdalar

    Mutfakta bu gıdaların işlem yapıldığı ve iyi yıkanmamış mutfak malzemeleri

    Bazı ev hayvanlarının dışkıları’da bulaşımda önemlidir.

    Kontamine (bulaşmış) gıdanın tüketilmesinden 6-48 saat sonra belirtiler ortaya çıkar. Hastalarda ;

    Bulantı

    Kusma

    Halsizlik

    Ateş

    İshal

    Kanlı dışkı görülür.

    Kuluçka süresi bazı hastalarda daha uzun sürebilmektedir. Bebeklerde , bağışıklık sistemi baskılanmış çocuk ve erişkinlerde ve yaşlılarda tablo dramatik olabilir. Bu hastalarda idrar miktarı azalır. Ağızda kuruluk ve halsizlik gelişebilir.

    Hastalık genellikle 4-7 gün sürmektedir. Tablo kendiliğinden düzelir. Salmonella bakterisi pişirme ve pastörizasyonla yok olmaktadır. Antibiotik tedavisinin bu hastalıklarda yeri yoktur.

    Yumurta ve tavuk eti ile bulaşan salmonella gıda zehirlenmesinde dikkat edilmesi gereken önlemler nelerdir?

    Salmonella mikrobunu taşıyan yumurtalar hastalığa yol açmaktadır. Yumurtalar uygun şekilde pişirildiği zaman bu sorun ortadan kalkmaktadır.

    Yumurtaları oda ısısında 2 saatten fazla tutmamalıdır. Yumurtalar tüketilmeyecekse buzdolabında saklanmalıdır.

    Yumurtalara dokunulduğu zaman eller iyice yıkanmalı

    Çiğ yumurta ile hazırlanan gıdaların bulunduğu kap kaçak uygun şekilde temizlenmelidir.

    Çiğ yumurtadan hazırlanan bazı soslar krema ve tiramisu tüketilirken dikkatli olmalıdır.

    Aynı prosedür tavuk etleri ve pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri içinde geçerlidir.

    Sürüngenler evcil hayvanda olsalarda salmonella taşıma olasılığı fazladır. Evde sürüngen beslenmemelidir.

    Genellikle hayvan dışkısıyla bulaşmış yiyecekler kanalıyla alınan salmonella gıda zehirlenmesinden korunmada hijyenin önemi büyüktür.

    Anahtar kelimeler;

    Çiğ gıda

    Salmonella

    Gıda zehirlenmesi

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Zoofobi

    Zoofobi

    Fobi Nedir?

    Bir tür kaygı bozukluğu türü olan fobi kişinin belirli durum, canlı-cansız varlık veya mekana karşı olarak hissettiği yüksek seviyedeki korku hali olarak tanımlanmaktadır. Fobisi olan kişiler belirli tehlikeleri normalde duyulması gerekenden çok daha fazla tehdit edici olarak algılayarak, tehlikeli kabul edilen bu durumlardan önemli düzeyde kaçınırlar. Bu kişiler fobinin nesnesi olan koşullarla karşı karşıya kaldıklarında ise çok büyük bir sıkıntı yaşarlar ki bu durum kendisini tam bir panik hali ve dehşet hissi şeklinde gösterebilmektedir.

    Zoofobi nedir?

    Zoofobi, hayvanlardan korkulması durumudur. Genellikle küçük yaşlardaki çocuklarda ortaya çıkan bu sorun yetişkinlerde de görülebilmektedir. Hastalar için zoofobi, çoğu insan hayvanları hayatının bir parçası yaptığı için ve insancıl olmayan hayvanlar dünyada yaygın olarak görülebildiği için oldukça stresli olabilir. Bu sorunu yaşayan insanlar için çeşitli tedavi yaklaşımları bulunur.

    Zoofobi neden oluşur?

    Bu sorunun bulunduğu kişilerde çeşitli türden hayvanlara karşı bir korku gelişebilir.Büyük veya küçük farketmeden her tür hayvana karşı olabilir bu korku. Bazen fazla türden hayvan korkusu olan hastalar, bazen de tek türde korku yaşayabilir. Toplumda en sık görülen zoofobi köpeklerden, kedilerden ve böceklerden kaynaklanır. Bu korkuların temeli çocukluk dönemi travmaları olabileceği gibi, beynin işlevlerini yerine getirmesinde oluşan bozukluklar gibi farklı sebepler olabilir. Bu sebeple zoofobi bulunan psikolojik destek alarak korkularının kaynağı tespit edilmelidir.

    Korkulan hayvan türleri kültürler arası farklılıklar da gösterir. Örneğin İngiltere’de örümcekten korkma çok yaygın iken, ülkemizde örümcek fobisi yaygın değildir. Hayvan fobisi olan insanların bir kısmı o hayvanla kötü bir deneyimden sonra fobilerinin başladığını ifade ederler (örn. köpek ısırması). Bir kısmında ise böyle bir başlatıcı bulunamaz. Fobik hasta tipik olarak kendine rahat bir gündelik yaşam sağlamaya uygun bir kaçınma davranışı geliştirmiş olur. Oturmaya gidilecek-gidilmeyecek arkadaşlar bellidir (köpek-kedi var veya yok). Televizyonda korkulan hayvanla ilgili belgeseller seyredilemeyebilir. Nerelerde dolaşılacağı belli kurallara bağlıdır. Bazı durumlarda hayvanın fotoğrafı, ya da onu andıran şekillerden bile korkulabilir (yılan fobisinde kıvrık çizgilerden korkma gibi).

    Zoofobi bulunan kişilerin verdiği tepkiler nelerdir?

    – Kalp atışlarında artış

    – Korku

    – Panik hali

    – Öfke oluşması

    – Terleme

    – Baş dönmesi

    – Kaçma

    – Ağlama

    Zoofobi tedavi yöntemleri nelerdir?

    Bunların arasında hastaları en iyi desteği davranış terapisi vermektedir. Bu tedavi yönteminde hastalar korku duydukları hayvanla ilgili fobisini terapiste anlatır ve bunun neden olduğunu kendine göre açıklar. Tedavide hastaya duyarsızlaşma seansları düzenlenir, bu esnada hayvanlara ve gösterilen hayvan figürlerine verdiği tepkiler değerlendirilir ve kişinin bunlara alışması için çaba gösterilir.

    Bunun dışında hastanın korkusuyla başa çıkması için bazı ilaçlar kullanılabilir. Bu ilaçlar hastanın korku duyduğu hayvanlarla karşılaşması durumunda, tepkisiz kalmasına neden olan etkiler gösterir. Ama ilk olarak ilaç önerilmemektedir, asıl yöntem korkunun üzerine gidebilmektir. Mesela, neden köpeklerden korkuyorsun? Sana zarar mı verdi? Küçükken köpeklerle bir anın mı vardı? Gibi sorular yöneltildiğinde hasta bu soruları cevaplamaya çalışacaktır. Ayrıca bilinçaltı da önemli bir rol oynamaktadır. Zoofobi önemli bir durum olup; hayvanlardan korkan insanlar sabırla tedavi edilmeli, psikolojik destek almaya ikna edilmelidir. Eğer bunun yerine onları aşağılamak veya onlarla dalga geçmek, alay konusu yapmak durumlarında, duygusal olarak daha fazla strese yol açabileceği ve fobinin daha kötüye gitmesine neden olabileceği için bunlardan kaçınılmalıdır.

  • Evde Hayvan Beslemenin Çocukların Gelişimine Katkıları

    Evde Hayvan Beslemenin Çocukların Gelişimine Katkıları

    Hayvan sevgisi çocuklara küçük yaşlardan itibaren aşılanması gereken bir durumdur. Çocuklar küçük yaşlarda anneleri tarafından sevilmek dışında diğer canlılar tarafından da sevilmek ister. Evde hayvan yetiştirmek çocuğun sosyal ve duygusal gelişimine destek sağlayarak aidiyet duygusunu ona yaşatacak ve sorumluluk almakla beraber çocuğun benlik gelişimini bu süreç olumlu yönde etkileyecektir. Çocuğun id -ego -süperego üçgeninde tamamen kendisini düşündüğü yani dünyanın merkezine kendisini koyduğu erken çocukluk döneminde bir hayvan besleyerek paylaşma duygusu aşılanabilir ve buna bağlı empati becerisi geliştirilebilir. Yeterince sevgi ihtiyacını tamamlamış yetişkin bireylerin günümüzde sokaklarda hayvanlara yönelik şiddetlerine hemen hepimiz şahit olmuşuzdur. Bu insanlar geçmişte diğer canlılara karşı merhamet duygusunu yitirmiş, mutluluğunu ya da mutsuzluğunu paylaşma becerisine sahip olamamış, sorumluluk sahibi olmayan, sevgisiz korkuyla büyüyen çocuklardır. Bu yüzden hayvanlara şiddet uygulayan yetişkinler öfke kontrol edinimine ihtiyaç duyarlar. Ancak bu çocuk iken karşılıksız sevgi ve güven bağı ile oluşturulmalıdır. Küçük yaşlarda kendisinden farklı görünen, kendisinden farklı şeyler tüketen bir canlıya karşı empati becerisi oluşturan çocuk gelecekte de doğaya karşı da algısı açık bir yetişkine dönüşecektir. Gözünün önünde büyüyen o canlının gelişimini izleyerek çocuk doğanın bilişssel sırlarına vakıf olacak yaratıcılığı artarak diğer canlılara olan ilgisi de artacaktır. Özellikle kendisini ifade becerisi ve dil edinimi kolaylaşacak günlük rutin şeylere karşı sorumluluk bilinci oluşacaktır. Çocuklar sizin hayvanlara karşı vermiş olduğunuz tepkiler üzerinden davranış duygu eşleştirmesi yaparlar. Sizler hayvanları onların gözleri önünde kovalar taş atar ya da korkarak kaçarsanız bu çocukta gelecekte hayvan fobisi oluşma ihtimali yüksek olacaktır. Çocuk tek başına hayvanların zararlı ya da zararsız olduğunu kavrayamaz ancak sizin verdiğiniz tepkiler üzerinden öğrenimler gerçekleştirir ve genellemeler yaparlar. Bu nedenle doğal dürtülerle korkmadan hayvanlara dokunmak istediklerinde engellememek, korkutmamak, olumsuz düşüncelere sahip olmamalarını sağlamak gerekir. Özellikle çocuğunuz sizin onaylamadığınız bir davranış sergilediğinde lütfen ‘’köpek geliyor bak eğer oraya gidersen seni yer, bak şimdi tabağını bitirmezsen kuşlar yer bitirir ‘’şeklinde hayvanlara dair olumsuz bilinçaltı mesajlar vermeyiniz. Aksi halde gece ağlayarak uyanmalar sizin önemsemeden verdiğiniz küçük korku dolu bilinçaltı mesajlardan oluşur. Ayrıca her hayvan dünyaya bir amaç için yaratılarak gelmiştir. Çocuklarınıza hayvanların dünyaya gelme amaçlarından bahsediniz.Çocuklarınıza hayvanların vücudumuza sağladığı katkılardan doğaya verdiği emekten bahsediniz. (bir arının balı yapmasının sırrından tutun da inek sütünün bizler için faydasından bahsedebilirsiniz ) Evde Hayvan Yetiştirmenin Kazanımları; Hayvanlarla büyüyen çocuklar dışa dönük olur. Çocuk tek çocuk ise paylaşmayı öğrenir. Sosyal ve duygusal gelişimine katkı sağlar. Empati becerisini geliştirir. Korkularını yenmeyi öğrenir. Hayvan ile konuşarak dil becerisi ile beraber kendisini ifade etme becerisi artar. Çocuğun özgüveni gelişir . Sorumluluk alma ve aidiyet duygusu gelişir. Psikolojik ve zihinsel rahatlama ile öfke kontrolünü destekler.

  • Evcil hayvanlar nasıl alerji yapar?

    Ev içi alerjenlerin en belli başlıları ev tozu akarları, küf ve hayvan tüyleridir. Aslında “hayvan tüyü” demek sadece yerleşmiş bir ifade biçimidir. Çünkü alerjiye yol açan o uzun tüyler değildir.

    Bir maddenin alerjen olabilmesi için bazı özelliklere sahip olması gerekir. Ayrıca hangi organda etki edeceğine göre de değişir. Göz, burun, deri gibi dışa açık organlarda allerji yapacak olan alerjenler, büyük parçalar halinde olabilir. Hatta deri için çok büyük maddelere sürtünmekle bile allerji olabilir. Solunum yolunda etki edebilmesi için 5 ile 60 mikron büyüklüğünde olmalıdır. Daha küçük parçalar, alerjen özelliği gösteremez, solunum yolunda ilerleyemez. Daha büyük parçalar; burun kılları, burun boşluğu, ağız boşluğu gibi üst solunum yollarını geçemez . Alt solunum yoluna ulaşan bu maddeler, oradaki koruyucu hücreler tarafından alınıp işlem görür ve alerjik reaksiyonu başlatır.

    5-60 mikron büyüklük; çıplak gözle kolay kolay görülemeyecek bir büyüklüktür. Bazen bir perde aralığından odaya güneş ışığı huzmesi girdiğinde; o ışık huzmesi içinde toz gibi kaynaşan partiküller görürüz. İşte onlar bahsettiğimiz boyuttaki parçalardır. Yani özellikle üzerine ışık tutulmazsa çıplak gözle görülmezler. O zaman da sakınma sadece tahminlerle yapılır.

    Gelelim konumuza; hayvanların allerji yapma mekanizmasına. En iyi örnek kedilerde görülür. Kediler devamlı olarak yalanarak tüylerini temizler. Bu sırada pürtüklü dillerinden tüylere bulaşan ve son derece yapışkan olan tükrük parçacıkları tüyün üzerinde kalır. Orada kurur, bu kez havaya karışır. Ev içindeki hava akımları ile evin her yerine dağılır. Kuru iken hareket eden bu partiküller, insan nefes alırken nefes borusuna, göze, buruna girince tekrar ıslanır, şişer, yapışkan ve alerjen özelliği alevlenir. Moleküler yapısının özelliği nedeniyle de alerjik reaksiyonları şiddetle uyaran bir özelliği vardır. Sağa sola yapışan bu alerjen zerrecikler, yapışkan özelliği ile vakumlu elektrik süpürgelerine bile direnir, havada uçar ve ortamda varlığını korur. Tüm bu partiküllerin yok olabilmesi için, kedi evden gitse bile sık sık temizlik yapılarak ancak 2 ayda kurtulmak mümkün olur. Hayvan evde yaşadığı sürece, yeni alerjenleri ortaya saçan bir kaynak görevi görür. Bu partiküller, alerjik yapıya sahip olmayan bireylerde zarar vermez, vücut tarafından tolere edilir. Ancak alerjisi olan bireyin solunum yoluna girince şiddetli belirtiler yapar.

    Aynı mekanizma, sadece salyalarla değil, hareket ettikçe yere dökülen deri döküntüleri; kepek ile de olur. Tüm canlılarda deri, alttan gelen taze hücrelerle devamlı yenilenir. Üstteki ölü deri hücreleri kepek şeklinde dökülüp durur. Bu dökülme, tüylü hayvanlarda çok daha fazladır. Kafesin içinde çırpınan kuşun deri döküntüsü, kafeste yaptığı dışkının kuruyup havaya saçılması, ağzı açık evde koşup oynarken salyasını oraya buraya akıtan köpeğin tüyü, salyası, kepeği, kapalı mekanda da beslense aynen alerjenlerini ortaya salan diğer fare, sincap ve benzeri tüylü hayvanlar, hep allerji kaynağı olabilir.

    Yemek kırıntılarının ortalığa dökülmesi ile davet edilen hamamböceği, küçük kara böcekler de bir yandan etrafa dışkı bulaştırırken, bir yandan kapı pervaz kenarların, duvar çatlaklarına vs. girip sıkışır, orada kurur ve etrafa devamlı partikül alerjen saçan bir kaynak haline döner.

    İstenmeyen hayvanlarda korunmak için temizlik kuralları kabaca yeterlidir. Ama evcil hayvanı hem evde beslemek, hem de alerjisinden sakınmak söz konusu olamaz. Allerjisi olanların evde tüylü hayvan beslememesi gerekir. Eve hayvan bir kez geldi mi, evin bir ferdi gibi olacağından, onu göndermek çok zordur. Ben kolay kolay evde yaşamasına alışılmış bir hayvan için “onu evden gönderin” demem. Çünkü bilirim ki gönderilemez. Arada kurulan duygusal bağ o kadar kolay yıkılmaz. Onun içindir ki evde hayvan yokken “ aman almayın” derim.

    Tüm çocuklarımıza hayvanlarla iç içe yaşayabilecekleri alerjisiz günler diliyorum. Sevgilerimle.