Etiket: Hayat

  • KLİNİK DEPRESYON NEDİR?

    KLİNİK DEPRESYON NEDİR?

    “Depresyon neye benzer?” diye fısıldadı.

    “Boğulmak gibidir. Ancak senin dışında herkesin nefes aldığını görürsün.”

    Gündelik hayatımızda zaman zaman hepimizin kendimizi çaresiz, hiç bir şeyden zevk almayan, mutsuz hissettiğimiz zamanlar vardır. Özellikle boşanma, işten atılma, ölüm gibi travmatik yaşam olayları her insanı farklı şekillerde farklı düzeylerde de olsa mutlaka etkiler. Bu gibi olaylar sonrasında, kişiler zaman içinde tekrar normal hayatlarına uyum sağlar ve yeniden kendilerini umutlu, mutlu hissederler. Elbette bu travmatik olayları bir uzman yardımıyla atlatmaya ihtiyaç duyan kişiler olabilir.

    Ancak klinik depresyon dediğimizde ortada farklı bir tablonun söz konusu olduğunu görürüz. Bu rahatsızlık son derece ciddi bir sorundur ve kişinin hayat kalitesini düşürerek, onu yaşamdan tat almaz hale getirir. En ağır düzeyinde intihar riski vardır ki, bu da bu rahatsızlığı yaşayan kişinin en kısa zamanda bir uzmandan destek almasını gerektirir.

    BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Klinik depresyon kendini bir takım semptomlarla gösterir. Bu belirtilerden en önemli olanları; hemen her gün kişinin kendisini depresif hissetmesi ve eskiden zevk aldığı etkinliklere artık ilgi duymaması, bunlardan keyif almamasıdır. Bunların yanı sıra kişi kendisini sürekli suçlamakta, değersiz ve güvensiz hissetmektedir. Uyku düzeni ve iştahında ciddi sorunlar görülür. Kişi gün boyu uyuyabilir ya da tam tersi uyumakta zorlanır. İştahını incelediğimizde ise kişilerin ya hiç yemek yemediğini ya da aşırı yemek yediğini görürüz. Buna bağlı olarak kilosunda ciddi değişimler yaşar.

    Kişi sosyal hayatında işlevselliği (uyumu) kaybeder. Kendini dış dünyadan tamamen ya da kısmi olarak soyutlar, evden çıkmak dahi istemez. Onun için bu tür aktiviteler çok büyük bir enerji gerektirir ki o, tam tersine kendisini devamlı halsiz hissetmektedir. Arkadaşlarını, ailesini ve diğer insanları kendisinden bilinçli olarak uzaklaştırmak ister çünkü gündelik hayat ve bu hayat içinde yaşanan olaylar onun için son derece önemsizleşmiştir. Ayrıca kendisi herhangi bir aktivitede bulunmadığı için anlatacak bir şeyi olmadığını düşünebilir.

    Kişinin ruhsallığına tamamıyla olumsuzluk ve geleceğe dair umutsuzluk hakim olmuştur. Kişi hayatında meydana gelen en küçük olaydan bile olumsuz bir çıkarım yapar ve çoğunlukla bu olumsuzluğun kendisi yüzünden meydana geldiğini düşünür, bu şekilde de hissettiği depresif duygu durum ve mutsuzluğu besleyerek pekiştirir. Yaşadığı durum bir kısırdöngüdür. Bu kısırdöngüyü bozmaya yarayacak umuda sahip değildir. Sürekli bu şekilde hissedeceğini, hayatında hiç bir şeyin değişmeyeceğini düşünür. Sağlıklı olduğu zamanlardaki tüm düşüncelerini olumsuza çevirmesi, depresyonda olduğu zamanda kendisinin her daim asosyal, tatminsiz, değersiz, mutsuz biri olduğuna inanmasına neden olur.

    Oysa kişi depresyondayken olduğu kişi değildir. Yaşadığı bu rahatsızlık onun kendisiyle olan ilişkisini, sosyal, mesleki, aile hayatını adeta yerle bir etmektedir. Klinik depresyon yaşayan çoğu insanın, cehennem gibi bir hayata hapsolduğundan, adeta somut bir acı hissettiğinden bahsettiklerini görmekteyiz. Bu durum yaşama duyulan sevinci, ilgiyi, hayat kalitesini bozar. Çok ağır depresyonda kişinin içine girdiği bu ümitsizlik ve hiç bir şeyin düzelmeyeceği inancı tek çıkış yolunun intihar olduğuna inanmasına sebep olabilir ya da intihar fantezileriyle kendini rahatlatma yoluna gidebilir.

    TEDAVİSİ VAR MIDIR?

    Bu noktada ilk olarak belirtilmesi gereken bu hastalığın kesin olarak tedavi edilebildiğidir. Kişi her ne kadar kendini yalnız hissetse ve tüm dünyada bu sıkıntıyı yaşayanın sadece kendisi olduğunu düşünse de bilmelidir ki kendisi gibi pek çok insan bu rahatsızlığı yaşamaktadır. Uygun psikolog ve psikiyatrist seçimi ile pes etmeden bu rahatsızlığın üstesinden gelmek için çabalamak onu yeniden yaşama sevincine, hayata katılmaya, mutlu olmaya kavuşturacaktır. Burada uygun uzman seçiminin önemi özellikle vurgulanmalıdır. Kişinin gittiği psikolog ve psikiyatriste hem insan olarak hem mesleki bilgi olarak güvenmesi gerekir. Bunun yanı sıra kişinin, uzmanın kendisini anladığını ve onu iyileştirmek için istekli olduğunu hissetmesi, onu tedavi edebileceğine inanması son derece mühimdir. Bunun tersi durumlarda kişi tedavisini yarım bırakıp, tüm psikolog ya da psikiyatristlere karşı olumsuz bir düşünce geliştirebilir. Bu nedenle kişinin uyumsuz olduğunu hissettiği, güvenmediği uzmanı değiştirmesi son derece normal ve gereklidir.

    NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Çoğu zaman yapılan en büyük hata kişinin sadece ilaçla iyileşeceğini düşünmesidir. Klinik depresyonda kişinin çoğunlukla ilaç kullanması gerekir, ancak ilaçlar kendi başına yeterli değildir. Bu noktada devreye psikologlar  girmektedir. Ayrıca kimi zaman özellikle kişinin rahatsızlığının nedenleri arasında genetik yatkınlık ve beyindeki kimyasal düzensizlikler olmadığında, sadece psikologla çalışması da yeterli olabilmektedir. Bir psikolog, eğitimini aldığı çeşitli teknikler ile hastanın hatalı veya eksik olan düşünce yapısını kişiliğine uygun olarak daha sağlıklı bir hale getirmek için hastayla birlikte uğraşır , rahatsızlığına neden olan durumlar konusunda aktif bir biçimde danışanıyla çalışarak bu sebeplerin gerçekliğini test eder. Ayrıca kişinin kendi benliğini daha iyi tanımasına ve farkındalığının artmasına katkıda bulunur. Bu çalışmanın sonucunda kişi ilerde yaşama ihtimali olan olumsuz yaşam olaylarına ve gündelik hayattaki sorunlara daha sağlıklı bir bakış açısı geliştirir. Farkındalığının gelişmesiyle birlikte insanlarla ve kendisiyle olan ilişkisi çok daha sağlıklı bir noktaya gelir.

    Sadece ilaçla tedavi, fiziksel bir rahatsızlığı olan kişinin yarasını üstten temizlemeye benzer. Oysaki bunun geçmesi için derine inerek, buna sebep olanı ortadan kaldırmak gereklidir. Bir psikolog kişinin ruhsallığında bu denli rahatsızlık yaratanı bularak onun temizlenmesine yardımcı olmaktadır. Bu, rahatsızlığının yüzde yüz tekrarlanmayacağı anlamına gelmez ancak psikologla çalışması sonucu elde ettiği yeni bakış açıları, farkındalığının artması ve daha sağlıklı savunma düzenekleri geliştirmesi, bu tekrarı daha çabuk ve daha az acıyla atlatabilmesine yardımcı olur.

  • Her Bunalım Depresyon Değildir,  Ancak Bu Yardım Almanıza Engel Değil !

    Her Bunalım Depresyon Değildir, Ancak Bu Yardım Almanıza Engel Değil !

    Her ne kadar şarkılar ve filmler tam tersi bir izlenim verse de her bunalım depresyon değildir. Günlük konuşma dilinde “depresyondayım” şeklinde yaptığımız kullanımların önemli bir çoğunluğunda aslında depresyondan değil bunalımdan bahsetmekteyiz. Depresyon dediğimiz olgu, bir ruh sağlığı bozukluğudur. Nasıl ki diğer hastalıklarda günlük işlevlerinizden bazılarınızı kaybedersiniz, örneğin ağır bir gripte yatağa düşersiniz, depresyonda da günlük işlevselliğiniz önemli ölçüde düşer. Çoğunlukla evden hiç çıkmak istemez hatta yataktan dahi çıkmazsınız. Aşırı yemek yiyebilir ve tamamen aç kalabilirsiniz. Daha önce büyük bir mutlulukla yaptığınız aktiviteler bile anlamını tamamen yitirir. Yıkanmak, kişisel temizlik hatta tuvalete gitmek bile büyük bir eziyetmiş gibi gelebilir. Bırakın traş olmayı veya makyaj yapmayı yüzünüzü bile yıkamak istemezsiniz. Ayrıca kendinizi değersiz, sefil hissedersiniz. Elbette, bu belirtiler rahatsızlığın ağırlığına ve kişiye göre farklılık gösterecektir. Ancak ileri düzeyde depresyon intihara kadar gidebilir ve yukarıda saydığım tarzda belirtileri olan bir kişinin mutlaka, hiç vakit kaybetmeden bir psikiyatrist hekime başvurması gerekmektedir. 

    Peki ya yukarıdaki kadar yoğun olmasa da hayatınızı etkileyen bir sıkıntı, bunalımdan bahsediyorsak? Bozukluk derecesinde olmasa da bazı sıkıntılar hayatınızı çok etkileyebilir. Hayattan belli bir keyif, doygunluk almak yaptıklarımız ile doğru orantılıdır. Dolayısıyla, çok ağır görünmese de bir bunalım durumda arkadaşlarınızla gezmek yerine hep evde kalmak bu bunalım durumunu daha da arttıracaktır. Diğer taraftan, “dışarı çık demesi kolay, hiçbirşey yapasım yok” diye düşünüyor olmanız da muhtemel. Bu durumda da bir uzmandan yardım almaktan çekinmemelisiniz. Psikoterapi veya psikolojik danışmanlık yardımı almak için sıkıntılarınızın “hastalık/bozukluk” seviyesinde olması gerekmez. 

    Bazen, tanıdıklarımdan “psikolog bana ne söyleyecek, ne tavsiye verecek ki neden gideyim” gibi sözler duyuyorum. Bu cümleyi biraz irdelemekte yarar var. Öncelikle psikoloğun işi size ne yapmanız gerektiği ile ilgili bir tavsiye de bulunmak değildir. Psikoterapi dediğimiz süreç size ne yapmanız gerektiğini söyleyen bir süreç değil bunu bulmanız için size rehberlik edilen bir süreçtir. Çoğu zaman, terapist fikir beyan etmekten ziyade soru soracaktır. Bu sorular bazen zorlayıcı olabilir, çünkü hayatınızda olup bitenlerle ilgili daha önce hiç bakmadığınız bir yerden bakmaya zorluyor olabilir sizi. Çoğu zaman danışanlarım ilk seans sonrasında yaşadıkları deneyimin farklı olduğunu, arkadaş ile sohbet etmek gibi olmadığını, aslında sohbet etmek gibi bile olmadığını ve zihinsel olarak yorulduklarını belirtirler. Benim açımdan bu türden deneyimler o seansın başarılı geçtiğine dair bir işarettir. 

    Psikoterapi yaklaşımlarının kullandığı pek çok teknik ve prensip vardır. Bu teknikleri ve prensipleri iyi kullanan bir terapist ile çalıştığınızda, elbette sizin de çabanızla, başarılamayacakmış gibi görünen hedeflere ulaşmanız mümkün olabilir. Elbette değişim kolay değildir, çaba ister ve bu çaba sayesinde daha doyumlu bir hayat yaşamanız mümkün olabilir ..

  • ŞANS ve MUTLULUK

    ŞANS ve MUTLULUK

    Mutluluk Biraz Bilgi Biraz Yorum Biraz da Şanstır

    Dikkatinizi neye verirseniz onu hayatınızda önemli hale getiri ve zamanla her şeyde dikkatinizi verdiğiniz şeyleri görürsünüz. Aslında her şey küçüktür. Siz önemserseniz büyür. Hayat da böyledir. İstemediğiniz şeyleri önce fikrinizde, sonra zikrinize alır bir süre sonra hayatınızın gerçekleri arasında yaşamaya başlarsınız. Yani geçeğiniz olur. Olumlu veya olumsuz düşünmek bir alışkanlık. Alışkanlıklarınızın yansımalarından memnun değilseniz hayata bakışınızı ve yorumlarınız değiştirmeyi öğrenebilirsiniz. İşte Hintli bir ustanın çırağı arasında geçen öykü bana olumlu düşünmek için olumsuzluklara ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu hatırlattı.

    Öykü

    Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştır. Bir gün çırağını tuz almaya gönderir.
    Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak, döndüğünde, yaşlı usta, ona bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyler.
    Çırak, yaşlı adamın söylediğini yapar ama içer içmez
    ağzındakileri tükürmeye baslar.
    Tadı nasıl? ‘ diye soran yaşlı adama öfkeyle ‘acı’ diye cevap verir.

    Usta çırağını kolundan tutar ve dışarı götürür. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına giderler ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyler.
    Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu
    koluyla silerken usta, ayni soruyu sorar:

    ‘Tadı nasıl?’
    ‘Ferahlatıcı’ diye cevap verir genç çırak.
    ‘Tuzun tadını aldın mı? ‘ diye sorar yaşlı adam,
    ‘hayır’ diye cevaplar çırağı.

    Bunun uzerine yaslı adam, suyun yanına diz çökmüş çırağının yanına oturur ve şöyle der:

    Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok.
    Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının şiddeti, neyin içine
    konulduğuna bağlıdır.
    Acın olduğunda yapman gereken tek şey acı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir.
    Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.

    Tavla ve Satranç Bakın Nasıl İcad Edildi?

    Pers imparatorunun baş veziri Büzur Mehir tarafından 1400 yıl önce tasarlanan tavla oyunu, dünyanın en popüler oyunlarından biridir. Zaman kavramından alınan ilhamla tasarlanan oyunun, zamana böylesine direnmesi son derece etkileyici.

    Senenin bir’liği olarak tavla bir tanedir. Tavlanın içindeki karşılıklı 6’şar hane 12 ayı temsil eder. 15 açık ve 15 koyu renkli pul, Ayın 15 gece ve 15 gündüzünü simgeler. Karşılıklı 12’şer hane günün 24 saatidir.

    Eski zamanlarda Hint İmparatoru, satranç oyununu Pers İmparatoruna, yanında bir mektup ile hediye olarak göndermiştir. Mektubunda oyunla ilgili hiçbir açıklama yapmazken şöyle bir mesaj yazmıştır:
    Pers İmparatoruna;
    Kim daha çok düşünüyor,
    Kim daha iyi biliyor,
    Kim daha ileriyi görüyor ise
    O kazanır.
    İşte hayat budur…

    Pers İmparatoru dönemin en alim veziri olan Büzur Mehir ile bu mesajı paylaşarak, ondan oyunu çözmesini ve kendisinin de karşılık olarak Hint imparatoruna hediye edilmek üzere başka bir oyun icat etmesini ister. Vezir, haftalarca çalıştıktan sonra gönderilen ‘Satranç’ın her taşının hareketlerini ve oyunun stratejisini çözer daha sonra da 10 günde “Tavla”yı icat eder ve imparatora sunar.

    Hint İmparatoruna tavla oyunuyla birlikte gönderilmek üzere şöyle bir mesaj hazırlanır:
    Hint imparatoruna;
    -Evet, Kim daha çok düşünüyor,
    -Kim daha iyi biliyor,
    -Kim daha ileriyi görüyor ise
    -O kazanır.

    AMA BİRAZ DA ŞANSTIR
    İşte hayat budur.

    Şimdi ne kadar şansız olduğunuzu düşünerek talihsizliğinize odaklanırsınız. Ya da “Şansın hazırlıklı zihne geleceğine inanır” Kendinize şans tanırsınız.

    Seçim Sizin.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Adil Maviş İle Psikolojik Röportaj

    Adil Maviş İle Psikolojik Röportaj

    Yaşamın hızlı temposu değil can sıkıntısı öldürür. İnsanları hasta ve mutsuz yapan, hiçbir şeyin değer olmadığı hissidir.”

    ~Dr.Harold Dodds~

    Hasta Değil Mutsuzsunuz.

    Bir yeriniz ağrıyor, sinirlisiniz, ihtiyacınızdan çok yemek yiyorsunuz, sürekli bir şeyler ters gidecekmiş gibi hissediyor sabahları yorgun kalkıyorsunuz. Daha çok geçmişle ilgileniyor gelecekle ilgili olumlu düşünceler besleyemiyorsunuz. İyi haber siz hasta değilsiniz ama MUTSUZSUNUZ.

    1. Sabit inançları hayatın çok zor olduğu yönündedir.

    2. Dünyadaki birçok insanın ‘güvenilmez’ olduğunu düşünürler.

    3. Dünyada neyin ‘doğru/iyi’ olduğundan ziyade, neyin ‘yanlış/kötü’ olduğuna odaklanırlar.

    4. Kendilerini diğer insanlarla kıyaslayarak kıskançlık duyarlar.

    5. Hayatlarını tamamen kontrol etmeye çalışırlar ve bu yüzden sürekli didinirler.

    6. Gelecekleri hakkında büyük endişe ve korkulara sahiptirler.

    7. Konuşmaları dedikodu ve ağlayıp sızlanma doludur.

    İnsanlar Neden Bir Psikoloğa İhtiyaç Duyar?

    Düşüncelerinde, duygularında, davranışlarında, ilişkilerinde bir şeyler yolunda gitmiyor. Mutsuz, acı çekiyor, huzursuz ve sıkıntıları bedensel sağlığını tehdit ediyorsa bir psikoloğa ihtiyaç duyabilir. Bununla birlikte ilaç kullanmak istemeyen, bağımlılıklarından kurtulmak isteyen, hayatının bir geçiş döneminde içindeki kaynaklardan daha verimli yararlanmak isteyenler de bir psikolog iyi gelebilir.

    Psikolojimizin Bozulduğunu Kendi Kendimize Anlayabilir Miyiz?

    Sizde normal olmayan davranışları kendi kendinize fark edebilirsiniz. Siz etmeseniz yakınlarınız fark eder.

    Ruh halinizde ani değişiklikler, aşırı kızgınlık, vücut enerjisinin düşmesi veya artması, uyku ihtiyacının artması veya uyuyamamak, suçluluk duygusu, değersizlik, aşırı dikkat dağınıklığı, unutkanlık, kaygının artması, sekse isteksizlik veya aşırı istek duymak, huzursuzluğun yanında eşlik eden bedensen rahatsızlıklar, baş ağrısı, sırt ağrısı, kabızlık, çarpıntı, deri döküntüleri, tikler, yeme bozuklukları vb. belirtiler.

    Bir Sabah Uyanıp “Bir Psikoloğa Gideyim” Demiyor Herhalde?

    Evet karar vermesi için başından geçen olayların ona önce zarar vermesini bekliyor. Aşırı unutkan, kaygılı, öfkeli bedensel ağrıları, uyku-yemek bozuklukları artık ona hasar vermeye başlıyor kullandığı ilaçlar fayda etmiyor veya bu ilaçları kullanmak istemiyorsa önce düşünüyor ama yine de internetten bir psikolog araştırmak yerine bu konuda çevresinde tanıdığı birinin referansıyla veya bir yakınının teşviki ile bir psikolog arıyor.

    Konuşarak Bir İşi Çözemeyeceğine İnanan Ve Akıl İstemeyenlere Ne Yapıyorsunuz?

    İlk adım harekete geçmektir. Çevrenin baskısı ve dürtülmesiyle hareket edenlerde değişim arzusu eksik oluyor. Kalıpları kırıp bir psikoloğa gittiyse samimi bir şekilde yardım istediğini kabul ediyorum. Ancak kimsenin onun benzersiz sorununa çözüm üretemeyeceğine ve haklılığını ispatlamak için de gelenler olabiliyor. Bir kişiyle elektiriğinizin tutup tutmadığını çok kısa süre içinde anlarsınız. Bizim için uyum her şeydir. Eğer uyuma giriyorsak güven, inanç ve iyileşme arzusu arzu ettiğimiz sonucu kolaylaştırıyor. Bilinçaltı ile çalışmak mükemmel bir uyum gerektiriyor ve bu olmazsa zaten ben işimi yapamam.

    Yani Bir Tür Beynine Girip Beynini Mi Okuyorsunuz?

    Kişi izin verdiği sürece evet bunu da yapıyorum. İnsan beyni bir bilgisayarın çalışma mantığı ile aynı çalışıyor bir anlamda hayatta yaşadığı problemler o problemi doğuran yazılımlardan kaynaklanıyor. Bu yazılımları değiştirdiğinizde algı da ve sorunlar da değişiyor. Başarılı seansların sonunda yıllardır uçağa binemeyenler uçuyor. Sınav kaygısı yüzünde hak ettiği puanı alamayan öğrencinin puanları hızla yükseliyor. İlaç, madde veya duygusal bağımlılıkları olanlar özgürleşiyorlar. Öğrenilmiş çaresizlik diye bir şey var.

    En Çok Bilinçaltı Temizleme Ve Zihinsel Detoks Uygulamalırınla Biliniyorsunuz. Bu Nasıl Bir Şey

    Kirlenmek Güzeldir” sloganını kullanan bir reklam var. Hayatımız boyunca yaşamak ve öğrenmek istiyorsak kirlenmeyi de göze almalıyız. Kirlenmekten korkan kaybeder. Kirlendiğinde nasıl detokfikasyon yapacağını bilmeyen hastalanır. Bunlara inanmayan kalıplarına takıntılı yaşar. İlk yardımda nasıl önce nefes alması ve kalbi çalıştırmak önemliyse kişinin içinde bulunduğu çıkmazlar üzerinde çalışabilmek için ilk önce zihinsel ve duygusal rahatlamayı yaşaması gerekir. Bu nedenle ilk dokunuşum bilinçaltını temizlemek ve kişiyi gerçek ihtiyaçlarıyla yüzleştirip değişime hazırlamaktır.

    Bunun için zamanla geliştirdiğim ve özünde şartlanma ve nörobilimsel yöntemlere dayalı uygulamalardan yararlanıyorum. Kendi farkındalığını arttırarak mizacını tanıması ona göre beslenmesi, yaşam enerjisindeki blokajları çözmesi ve altın nefes ile tanışmasını sağlıyorum.

    Her Sorun Bir Fırsattır” Derler Gerçekten Öyle Mi?

    Sorunların amacı kozmik dünyada sizinle uğraşmak değildir. Sorunlar hayat amacınıza uygun bir şeyler öğrenmeniz için hayatınıza “Sorun” kimliği ile girer. Ona bir elçi gibi bakmazsanız ve kendinizi ilaçla avutmaya veya uyutmaya çalışırsanız savaş çıkar. Hasta olur mutsuz olursunuz. Her sorun tekamülünüzün ( kişisel gelişiminizin) bir parçası olarak görürseniz. Sorunlarınızı sevmekle çözümlerine daha keyifli ulaşırsınız ve sorunlarınızın KALİTESİ’ni arttırırsınız.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Aldatmak

    TDK sözlüğün de .

    1. Beklenmedik bir davranışla yanıltmak

    2. Karşısındakinin dikkatsizliğinden, ilgisizliğinden yararlanarak onun üzerinden kazanç sağlamak

    3. Birine verilen sözü tutmamak

    4. Yalan söylemek

    5. Bir şeyin görünürdeki durumu, o şeyin niteliği bakımından yanlış bir kanı vermek

    6. Ayartmak, kötü yola sürüklemek, baştan çıkarmak, iğfal etmek

    7. Karı ve kocadan biri eşine sadakatsizlik etmek, ihanet etmek

    8. Oyalamak, avutmak anlamların da tarif edilmektedir.

    Aldatmak aldatan ve aldatılan iki tarafta da travmalar yaratmaktadır. Aldatan eş söylediği yalanların ortaya çıkması korkusuyla sürekli gergin ve tedirginken gittikçe eşten uzaklaşır sürekli olarak suçluluk duyguları ve vicdanı ile baş başadır. Aldatılan taraf ise aldatıldığını öğrendiği andan itibaren hayata karşı güvenini kaybeder. Eğer geçmişten gelen bir özgüven eksikliği ve değersizlik duygusu mevcutsa bu duygular su yüzüne çıkar ve kendini suçlayarak nedenler aramaya başlar. Kendini eksik, yetersiz, çirkin, yaşlı vs. hisseder. yapılan araştırmalara göre aileyi iki şey güvenli ortamdan çıkarır. Biri ölüm diğeri aldatmadır. Hatta aldatma aileyi ölümden daha çok hırpalar çünkü aldatma ölüm gibi doğal bir olay değildir.

    Bir an gelir ve hayatının tüm akışının değiştiğini hissedersin. Artık sen o eski sen değilsindir. Kırılmış kızgın kendini kandırılmış hissedersin ve büyük bir boşluk oluşmuştur içinde yerini dolduramadığın kocaman bir boşluk. Yalanlar tek tek ortaya çıkmaya başlamıştır tüm güvenin yok olup gitmiştir artık kime ve nasıl güveneceğini bilemezsin hayatının bir yalanın parçası olduğunu öğrendiğin andan itibaren sorgulamaya başlarsın her şeyi yıllardır aynı yastığa baş koyduğun, aynı şeylere gülüp aynı şeylere ağladığın insan artık bir yabancıdır senin için…

    Ne zamandır ,kim le, neden ….gibi arda arda sorular sorar kalbin.

    Neydi eksik olan tamamlamaya çalıştığı? Çok mu çirkinim ya da yaşlı, yetersiz miyim …?

    Yıllardır kaç kere aldatıldım?

    Oysa Ona ne kadar da güvenmiştim.

    Biz birlikte yaşlanacaktık birlikte torunlarımızı sevecektik…

    Gelecek bir anda yok olmuştur senin için. Karanlıktır yürümen gereken yol ve sen karanlıktan korkarsın. An ve an değişir duyguların

    Evet evet boşanıyorum ondan…

    Ama ben onsuz nasıl yaşarım hala çok seviyorum.

    Aptalsın işte hala nasıl sevebilirsin O seni aldattı.

    Asıl korkutan seni değişimdir. Boşanma kararı da alsan affedip devam da desen artık değişim başlamıştır evlilik için. Her iki durumda da karar sana ait olmalıdır. Affedip evliliği yeniden yapılandırma kararı verdiysen eğer ve bu sorunu her ikiniz için de kazanç haline getirmelisin. Sorunlar tüm açıklığı ile konuşulmalı ve her iki tarafta isteklerini söylemelidir karşı tarafa.

    Yok, eğer boşanma kararı aldıysan bu durumda da korkularınla yüzleşmeli ve bundan sonra ki hayatını yapılandırmak için güçlü ve güvenli adımlar atmalısın. Sadece yalnız kalma korkusu, onsuz nasıl yaşarım gibi korkularla evliliğe devam etme kararı almamalısın. Güveni yeniden inşa etmek zordur. İtiraf ve kabullenme güvenin oluşması için gerekliliktir. Ve bu güven oluştuğunda ayrılıkta beraberlik te daha kolay olacaktır.

    Aldatma ardından arkadaşlardan ve aileden nasihatler almak çoğunlukla fayda göstermez. Dertleşmek ve konuşmak isteyeceksinizdir ancak onlar size kendi hayat tecrübelerine göre yol gösterecek ve öğütler vereceklerdir. Bu sizin hayat tarzınıza uygun olmaya bilir. Bu durumda sizi yargılamadan dinleyecek tamamen objektif olacak birine ihtiyaç duyarsınız ve profesyonel yardım almak sizin ve aileniz için en doğru yaklaşım olacaktır.

    Dr.H.Selen DAĞISTAN NAMLI

    Aile Danışmanı/Hipnoterapist

  • Beyin kanamalarından nasıl korunuruz

    Beyin kanamaları tüm dünyada en çok ölüme sebep olan ve en çok sakat bırakan hastalıklar arasında ilk üç sırada yer alır. Travma sonrası olanlar ve doğumsal kusurları bir kenara bırakırsak en sık sebep hipertansiyon ve kalp hastalıklarıdır. Bu açıdan bakarsak, bunların büyük bir kısmı önlenebilir olmlarıdır. Öyleyse risk faktörlerin yok edilmesi ve periyodik kontroller bu hastalıklardan ve neden olduğu beyin kanamalarından korunmada etkili olacaktır. Hipertansiyon ve arterioskleroz aniden çıkan hastalıklar olmayıp, kimi zaman doğumla başlar ve 40 lı yaşlardan itibaren bulguları otaya çıkar. Temel patoloji arter damarlarında kollesterol içerikli yağ birikmesi, buralara kimi zaman kalsiyum eklenmesi ve damar esnekliğinin kaybolmasıdır. Bunun sonucu kalbin her atımında damar duvarları daha fazla gerilir, kalp daha yüsek basınçla kanı uç organlara ulaştırmaya çalışır, daha çok yorulur. Bu süreç devam ederse, kan basıncı daha da artarak organlarda beslenme bozukluğuna bağlı zararlar ve belkide damar duvarında yırtılmalar sonrası bulunduğu yere göre ciddi hasarlar oluşur. Eğer bu beyinde ortaya çıkarsa bulunduğu yer ve kanama miktarına bağlı olarak ciddi hasarlara neden olur. Beyinin diğer organlarda ayıran özelliği kapalı bir kutunun içinde yer alması ve her hücresinin hayati fonksiyonlara sahip olmasıdır. Bu nedenle oluşacak kanama ve hasar hayatı tehdit edebilir veya ağır hasarlar bırakabilir. Öyleyse biz hipertansyon neden olan föktörleri belirlememiz gerekir.

    Bu föktörleri kabaca;

    Genetik Faktörler

    Çevresel Faktörler olarak ikiye ayırabiliriz.

    Genetik faktörler içinde ailesel yatkınlık ve doğumla birlikte kişide varolan damarsal anomaliler, ki bunlar beyin damarlarındaki baloncuk ve damar yumakları sayılabilir. Ailesel yatkınlıktan anlatmak istediğimiz, kişinin ailesinde kalp ve damar hastalıkları olanlarla ve kollestrerol yüksekliği olanlardır. Bu rahatsızlık kişinin genetik yapısında var olduğundan değiştirilmesi mümkün değildir. Öyleyse bu kişilerde çevresel risk faktörlerinin en aza indirmemiz gerekir. Diğer yandan beyinde tespit edilen baloncuk (anevrizma) ve damar yumakları (AVM ler) gibi doğumsal kusurlar yüksek kanama riskleri nedeni ile hızla tedavi edilmeleri, gereğinde cerrahi olarak çıkarılmaları gereklidir.

    Çevresel faktörler içinde, beslenme alışkanlıklarımız, stress, sigara ve alkol kullanımı, kilo, sporla olan alakamız, mesleğimiz gibi pek çok etken sayılabilir.Bu risk faktörlerini ne kadar azaltabilirsek bize, o kadar konforlu ve uzun bir hayatı temin edilebilir. Kısaca özetlersek bitkisel ağırlıklı, sigaradan uzak, ideal kiloda ve haftada 3 gün aktif spor içiren az stresli bir hayat tarzı kalp ve damar hastaluılları ve beyin kanamalarından çok ciddi olarak koruyucu rol oynar.

    Ülkemizde beyin kamalarının nedenleri arasında yer alan travmalar ve özellikle trafik kazaları ve is kazaları ilk sırada yer alır. Bunlar içinde de trafik kazalarında olan hayat kayıpları ve sakatlıklardan korunmada sürat ve emniyet kemeri kullanımı tahmin edilenin ve bilinenin çok üstünde etkisi vardır. Bu nedenle bu konuda çok hassas ve dikatli olunmalıdır.

  • Egzersiz ve beslenme

    Tüm canlıların doğal ömürleri kendi genetik yapı ve maruz kaldıkları dış etkenlerle belirlenmektedir.

    İnsan da, en gelişmiş canlı olmasına rağmen bu kuralın kapsamı dışında değildir. Hatta bütün canlıların hayat ve çevre şartlarını olumlu-olumsuz en çok etkileyen varlık olduğu gibi, aynı zamanda insanlık olarak da pek çok yönden bundan etkilenmekte, bu da insanın hayat süresine ve kalitesine direkt etki etmekte.

    Yaşam kalitesinin genel ifadesi olarak “sağlıklı yaşam” kavramını kullanmaktayız. Sağlıklı yaşamın ana etkenlerinden biri sağlıklı beslenme, diğeri de hayatın vazgeçilmezi olan egzersizdir. İnsan vücudu hareket için yaratılmıştır. Monoton, hareketsiz bir hayat tarzı, insanı yıpranma ve yaşlanmaya götüren bir süreçtir.

    Zaman denilen bu akıntıya karşı durulamasa da, en azından sürüklenmeden doğal seyrinde akıp gitmek dengeli bir beslenmenin yanında, dengeli egzersizle mümkündür.

    Egzersizde maksat; en azından günlük yaşam aktivitelerini kimseye muhtaç olmadan ömrünün sonuna kadar sürdürebilmek için gerekli vücut hareketliliğini sağlamaktır. Bundan fazlası, mesleki-sosyal faaliyetleri, her yaşa ve zevke uygun zevkleri, hobileri, hareketliliği sürdürebilirlik olmalıdır.

    Bütün bunlar için en azından

    Range Of Motion (Eklem Hareket Açıklığı)nı koruyacak egzersiz faaliyetleri,

    Vücut ağırlığını taşıyacak kemik ve kas yapısını koruyucu, güçlendirici, esnekliği ve hareketliliği sağlayacak egzersiz faaliyetleri,

    olarak da, varsa bel fıtığı, boyun fıtığı veya dejeneratif osteoartrit gibi rahatsızlıklar için tedavi egzersizleri sağlıklı yaşamın olmazsa olmazlarıdır…

    Kişisel zevk ve ilgi alanlarına göre sportif faaliyetler hayata çeşni katan güzelliklerdir. Sedanter hayat dediğimiz günümüz insanının doğal hayat seyri, bırakın bunları sağlayacak faaliyetleri, günlük hayat fonksiyonlarını kısıtlayacak bel-boyun fıtıkları, eklem-bağ zedelenmelerine sebep olacak hareket ve çalışma şekillerinden ibarettir ki, nezle-grip gibi geçici rahatsızlıklardan sonra dünyada en çok iş gücü kaybına sebep olan rahatsızlık bel ağrılarıdır.

    Bu yüzden eklem hareket açıklığımızı, omurga esnekliğimizi, kemik ve kas gücümüzü korumak için düzenli egzersiz yapmalıyız. Hayatımıza hareket katmalıyız.

    Bunu da pratik bir şekilde, haftada bir kaç gün özel olarak yürüyüş yüzme vb. aerobik spor yapmanın yanı sıra, arabamızı uzak otoparklara park edip yürümek, toplu taşımada varacağımız yerden 1-2 durak erken inmek, 1-2 durak sonra binmek, asansör kullanmamak gibi değişikliklerle, spora ekstra zaman ayırmadan da sağlayabiliriz.

    Spor; şekerden tansiyona, stresten depresyona kadar pek çok rahatsızlıktan koruyucu, tedaviye destek olduğu için sağlıklı yaşamın olmazsa olmazı, vazgeçilmezidir.

    Ama insan bedeni spor esnasında kurtulmak istediğimiz yağları değil, büyük oranda karbonhidratları yakarak enerjisini karşıladığı için kilo vermede, yeterli ve doğru bir çözüm değildir.

    Sağlıklı yaşam; ancak sağlıklı beslenme, sağlık için egzersizle sağlanır ve sürdürülebilir!.

  • Ruhsal travma

    1. Travma nedir, Ne değildir?
    2. Travmaya sebep olan olaylar nelerdir
    3. Psikoterapistler ve psikanalistlerin Bu konuda görüşleri nelerdir(hanna Levenson James Masterson kenberg
    4. Kuramların travma hakkında yaklaşımları nelerdir
    5. Travma örnekleri
    6. Post travmatik stres bozukluğuı ve travmanın birbirinden farkları ortak özellikleri nelerdir
    7. Travmanın tedavi yaklaşımları nelerdir
    8. Travma ruha neler yapar?
    9. Tedavi metotları nelerdir?
    10. Travma tedavisinde dikkat edilmesi gereken hususlar?
    11. Travma tedavisinde süreç nasıl devam eder
    12. İyileşmenin belirtileri nelerdir?
    13. Ruhsal travmayı anlamak?
    14. Travma Beyni Nasıl etkiler?
    15. Günlük hayattaki travma örnekleri?
    16. Konu hakkındaki yayınlar yazarlar kitaplar belgeseller
    17. Aydınlatılan noktalar, Aydınlatılmayan yerler nelerdir?

    Travma ani beklenmedik Olaylardır.

    Travma dıştan gelir.

    İnsanlar Travmaya farklı tepkiler verirler. Verdikleri tepkiler Patolojinin kendisi değildir. İnsanlar travmaya Nasıl tepki verirler?

    İnsanlar travmadan nasıl etkilenirler?

    Travmayı kolaylaştırıcı faktörler nelerdir?

    Tüm canlılar doğarlar büyürler ve ölürler. Bu optimal Bir çizgidir. Doğal akışında herşey iyi gittiğinde kişi Abraham Maslow ‘un kendini olgun insan yapma potansiyeline sahiptir.

    Doğal akış insan yavrusunun güvende, sıcak, etkiye tepkinin olduğu, genetik olarak sağlam, annenin ve babanın insan yavrusunun ihtiyaçlarını karşıladığı güven duygusunun olduğu uygun ortam demektir. Bu uygun ortam içerisinde İnsan yavrusu hayal dünyasını ve gerçek dünyayı anlayabilecek Hissedebilecek düşünebilecek hareket edebilecektir. Hayal dünyası zengin gerçek dünya ile uyumlu bir sürecin devam ettiği bir hayat hikayesi yazacak kendiliği olacaktır.

    Kendi sınırlarını bilen, Kendini tanıyan, kendi duygularının ve kendi vücudunun her an farkında olarak hayatı coşkulu, meraklı, sorgulayan, güvende, yaratıcı, Kendini seven, kendine güvenen, insanları seven ,insanlara güvenen Ve kendi amaçları hayalleri idealleri için sonuna kadar çalışan azim eden bir hayat yaratacaktır. Hayattaki engeller ve kolaylıkları anlayabilecek ve bunlarla kendi istediği hayatı kurabilecektir. Böyle bir insanın kendi ile ilişkisi diğer insanlarla ilişkisi , diğer canlılar ile ilişkisi Ve Allahla ilgili ilişkisi sağlıklı olacaktır.

    Bu insanın çok zorlandığı ,yalnız kaldığı, yardıma ihtiyacı olduğunda kolaylıkla diğer insanlardan yardım alabilecek, kendi kendine yardım edebilecek ve yaşadığı zorlukların üstesinden geleceğine inanacaktır. Çaresizlik içinde kıvranıp başkalarından bu olayı çözmelerini istemek yerine kendisinin bunun üstesinden nasıl geleceğini araştıran sorgulayan bir Kendilik yapısı olacaktır.

    Kendi gerçeğini anlayabilen ve bunu anlatabilen bir beceriye sahip olacaktır. Kendisi dışındaki dünyayı anladığı, gördüğü, hissettiği, istediği şekilde değil, her insanın farklı olduğunu, özelliklerinin farklı olduğunu, kapasitesinin farklı olduğunu anlayabilecek, hayatın gerçekliğini öğrenmeye açık olacaktır. Bu ölünceye kadar devam eden bir zenginleşmeye gidecektir.