Ekonomik kriz kişilerin psikolojisini bozuyor. Bu gerginlik evlilikleri de olumsuz etkiliyor. Biz bu durumu biliyoruz. Ekonomik kriz işsizliği arttırıyor. Kişiler işsiz kalıyor, işlerini kaybediyor, iş yerleri kapanıyor, iflaslar artıyor. Bu durumlar evlilikleri temelinden sarsıyor. Bütün bunları biliyoruz. Şimdi size anlatmak istediğim tüm bunlardan farklı bir durum. Ekonomik krizli dönemlerde boşanmalar artar. Günümüzde evliliklerde bir farklı yaklaşım gözleniyor. Evli çiftler ayrılmaları gerektiği konusunda hem fikirler. Artık çocuk etkilenir diye bir korkunun arkasına saklanmıyorlar. Artık evli çiftler çocuklarına boşanmanın her ikisi içinde doğru olduğunu anlatmak konusunda da sorun yaşamıyorlar. Bu zorluğu da aşmışlar. En sıkıntılı nokta boşandıklarında nerde ve bu parasızlıkta nasıl yaşamlarının sürdürebileceklerini bulamadıkları için boşanamıyorlar. Boşanamadıkları için de mutsuz evliliklerini götürüyorlar. Bu aşamada dışarıdan evli gibi görünüyorlar. İçerde aynı evi paylaşan iki yetişkin biçiminde yaşıyorlar. Bu aşamada onlar netleşmişler.Çocuklar artık kavga gürültü dinlemiyor. Bu defa çevre onları hala evli bildiği için kendilerine yeni ilişkiler kuramıyorlar. Bu durum onları sıkıntıya sokacağa benziyor. Hayat hızlı geçiyor. Ömür böyle mutsuz tüketilip gidiyor. Böyle ilişkilerde toplum daha hoşgörülü olmalıdır. Kişiler kendi hayatlarını hızla kurabilmek için toplumunda desteğine ihtiyaç duyarlar. Evli çiftler ömürlerini daha önceleri çocukları için feda ediyorlardı. Şimdi de hem ekonomik kriz hem de toplum ne der biçiminde feda etmeye devam ediyorlar. Zorunlu evlilikler değil mutlu evlilikler insanları geliştirir. Mutlu insanlar mutlu toplumları oluştururlar. Hayat değerlidir. İnsanlar değerlidir. Hayatınızı yaşamayı hiçbir nedenle ertelemeyin. Mutluluğa doğru gidin. Onu yakalamaya çalışın. İmkanları zorlayın. Yaşamı aydınlatın. Kendi yaşamınıza sahip çıkın. Yön verin. Hayatınızı elinize alın. Mutluluk verilmez. Beklemeyin. Mutluluğunuzu siz almalısınız. Siz mutlu olduğunuzda göreceksiniz ki her şey daha farklı ve güzel görünecektir.
Etiket: Hayat
-

Ruhunuza Sağlık
Sağlık aslında beden ve ruhun birlikte iyi olmasıdır ancak ruh sağlığı fiziksel sağlık kadar öncelenmez. Ta ki ruhsal sorunlarhayat kalitesini bozana kadar. Önceden gözle görülür olan; panik atak, depresyon , vajinismus gibi hastalıklar tedavi edilirken artık profil daha zengin. Derin bir mutsuzluk, hayatın anlamsızlığı, sürekli kaygı ve huzursuzluk, boşluk ve hiçlik, değersizlik duygularının tedavisi son yıllarda artmaktadır. Sorunların derinleşmesi tedavi sürecinin uzamasına sebep olur.
Günümüzde en sık karşılaşılan sorunlardan biri derin olumsuz duygular ve kontrolsüz davranışlardır. Neden olduğu anlaşılamayan kötülük hali bazen derin bir depresif hale bazen de yoğun öfkeli duruma sebep olmaktadır. Depresif haldeyken kişi kendini terk edilmiş, boşlukta, hiçlikte hisseder. Hayatın yaşamanın bir anlamı yoktur. Nefes almak bile zorlaşır, göğüs bölgesinde sürekli ateş hali mevcuttur. Boğazda düğümlenir alınan her nefes, göğüs bölgesinde ise bir ateş yanar. Hiç geçmeyecek ve bitmeyecek hissi vardır sürekli.
Değersizlik, yetersizlik ve çaresizlik duyguları çok yoğun yaşanır. Boşluk hissi çok fazladır ve boşluğa katlanmak için türlü türlü eylemler gerçekleştirilir. Bu tür davranışlara eyleme vurma denir ve normal şartlar altında gerçekleştirilmez.Tüm olumsuz duygulardan kurtulmayı hedefleyen bu davranışlar, anlık iyilik hali oluştururlar. Aşırı yemek yemek, sigara ve alkol kullanmak, gelişi güzel seks yapmak, aşırı spor yapmak, aşırı ve anlık gelişen her tür davranışlar. Bu davranışlar sonucunda pişmanlık ve derin bir suçluluk duygusu hakim olur. Bazen de ölümcül öfke hissi kaplar. Katlanılması çok zor olan bu duyguyu dışarı atmak ister kişi. Öfkeli ve saldırgan davranışlar, suçlayıcı cümleler ile duygu boşaltılmaya çalışılır. Hayatın içinden sadece bir kesittir anlatmaya çalıştığımız davranış şekli. Hissettiğimiz duyguların farklı formları ve sonuçlarında gelişen farklı davranışlar mevcuttur.
Her insanın zaman zaman zorlukları vardır. Kimse yaşadığının normal olup olmadığını farkedemez ve tüm bunların normal olduğunu düşünür. Bazı kimseler de zorlansa ve anormal bir durumun olduğunu düşünse de yardım almayı tercih etmez. Terapiye gelen profil ise ruh sağlığını korumayı amaç edinen sıfır noktasından başlayıp, kendini tanıma becerisini kazanıp, hangi davranışı ne zaman yaptığına dair iç görü geliştirmeyi sağlayıp, bir sonraki tekrarda kendini kontrol edebilme yetkinliğini kazanan gruptur. Tekrarlanan davranış şekillerini yani hayat döngülerini farketmek, defalarca tekrarlandıktan sonra yeni davranış şekli geliştirmek ve öğrenilen davranışı alışkanlık haline getirmek, danışanın dönüm noktası olmaktadır.
Depresyon, panik atak, anksiyete bozukluğu ya da sosyal fobi olmasa da yaşanan yoğun duygular da hayatımızı alt üst edebilir ve biz terapiye getirebilir. Her ne oluyorsa olsun kontrol edemiyorsanız, hayat kalitenizden memnun değilseniz, çevrenizle kendinizle ve hayatla uyumsuzluklarınız varsa, ilişkileriniz bozuluyor ise, yaşamdan keyif almıyor alanları anlayamıyorsanız, gülmek bile istemiyorsanız, çaresizlik sizi bataklık gibi içine çekiyorsa, düşünceler içinde boğuluyorsanız, uykularınız bozulduysa, iştahınız kontrolden çıktıysa, öfke kontrolsüzlüğünüz sınıra yaklaştıysa kendiniz için bir şey yapma vakti gelmiş demektir.
Ruh sağlığınız en az fiziksel sağlığınız kadar önemlidir ve ruh sağlığınızın varlığı fiziksel sağlığınızı korumanızda etkilidir. Hayatınızın başrolünde siz varsınız. Sahip olduğunuz hayat sizin hayatınız; başrolde siz varsınız. Yaşadığınız hayattan keyif almayı çıkış noktanız edinmek sizin tercihiniz ve mutlu olmayı seçmek sizin sorumluluğunuz. Eğer siz isterseniz RUHUNUZA SAĞLIK gelir ve siz istemedikçe gitmez. Bu konuda destek almak sizi kısa zamanda mutlu sona ulaştıracaktır. Sağlıklı günler.
-

Cinsel Sorunların Çözümü
Geçmişten günümüze insan hayatında önemli bir yere sahip olan, zevk, heyecan ve mutluluk kaynağı cinsellik, beraberinde bir takım uyum sorunlarını da getirir. Bu sorunlara bilimin ışığında profesyonel cinsel terapi yöntemleriyle etkin çözümler sunulmaktadır. Cinsel terapi, çiftlerin duygusal ve davranışsal sorunlarını çözerek, ruhen ve bedenen uyumlu olmalarını, cinsel ve ruh sağlıklarının geliştirilmesini ve korunmasını amaçlar.
Cinsellik yemek içmek kadar insanın temel ihtiyaçlarından biridir. Gerek doğuştan gelen dürtüler nedeniyle hormonların etkisi, gerekse insanın neslini devam ettirmesi, üremesi için olmazsa olmaz bir eylem olduğu için çok önemsenmiş ve önemsenmeye de devam edilecektir. Kısacası insanoğlunun vazgeçilmezlerinden biridir. Bunda rağmen ortada bir paradoks vardır. Çok önemsenen ancak çözümü için çokta çaba gösterilmeyen, yanlış yöntemler kullanılan, ya da sorunun bir eksiklik yetersizlik gibi görünüp bastırılması, soruna rağmen sorunsuzmuş gibi davranılması söz konusudur. Yıllarca çiftlerin ilişkiye girememesi (vajinismus, iktidarsızlık), yetersiz ve doyumsuz ilişki yaşama(erken boşalma), cinsel uyum sorunları gibi birçok soruna rağmen bu konuda danışmanlık almak, tedavi görmek yerine bu durumun kabullenilmesi ilişkilerde onarılmaz yaralar açmakta, telafisi zor sonuçlar doğurmakta ve çiftlerin mutsuz bir hayat sürmelerine neden olmaktadır.
Son yıllarda boşanma oranlarının %20 sinin nedeninin cinsel uyum sorunları olduğu, 40 yaş üzerindeki erkeklerin cinsel fonksiyon bozukluğu oranının yüzde 70’e kadar çıktığını tespit edilmiştir. Kadın cinsel fonksiyon bozukluğunun erkekten çok daha fazla gözüktüğü söylenmektedir. Örneğin erkekte cinsel fonksiyon bozukluğu oranı yüzde 31 iken kadında yüzde 43 oranında olduğu yapılan araştırmalarca saptanmıştır. Yani ortalama her 10 erkek ve kadından 7’si cinsel problemler yaşamaktadır. Tedavi oranına bakıldığında ise çok düşük bir oran gözükmektedir. Çiftler mutsuz ve keyifsiz bir cinsel hayatı adeta çaresizce yaşamaya devam etmektedirler. Sorunlu bir cinsel hayat boşanma, aldatma, evde huzursuzluk, işte verimsizlik, küçük şeyleri büyütme sorun yapma gibi birçok sıkıntıyı beraberinde getirmektedir.
Oysa birlikteliği heyecanlı ve dinamik tutmak, zevkli ve eğlenceli hale getirmek, hayatı doyasıya yaşamak herkesin hakkı. Nasıl ki fizyolojik bir rahatsızlıkta hiç tereddüt edilmeden doktora gidiliyorsa yaşanan cinsel uyum sorunlarında da vakit kaybetmeden cinsel terapiste başvurulmalıdır. Kısa sürede kesin sonuçlar alınan cinsel terapiler evlilik hayatını doyasıya yaşanası bir hale getirebilmektedir. Kültürümüzde utanılan, konuşmaktan kaygı duyulan cinsel hayat, önemsiz gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa çift terapilerinde insanlar duygularını, düşüncelerini ifade ettiklerinde hiçte öyle olmadığını anlamaktayız.
Cinsel sorunu olan birçok kişinin mail ve mesaj yoluyla yardım istediklerini görüyoruz. Örneğin: “Sizce cinsel birleşme yaşamak şart mı? Sık sık sevişmek zararlı mı? Eşimin cinsel gücünü azaltmak için ne yapabilirim? Evliliğimiz zarar görmesin diye kendimi zorlamalı mıyım? Sertleşme problemleri yaşıyorum, bu sorundan nasıl kurtulabilirim? 3 yıllık evliyiz ve hâlâ cinsel birleşme yaşamadık ne yapmalıyız? İlişki ona iğrenç bir olay gibi geliyor. Eşim yıllarca beni suçladı. Cinsel ilişki sırasında korku ve sıkıntılarım oluyor. Çocuk sahibi olmak istiyorum. Eşimle bugüne kadar cinsel ilişkiye girmeyi başaramadık. Mastürbasyon erken boşalmaya yol açabilirmiş? İlişkiye girer girmez hemen boşalıyorum, kendimi tutamıyorum. Bende erken boşalma oluyor ilerde çocuk sahibi olamaya engel mi? İlk başlarda eşime karşı olan cinsel ilgim zamanla azalmaya başladı. Eşimi seviyorum ama o artık onun beni sevmediğini düşünüyorum, Korkudan hiç bir şey yapamıyorum.” gibi…
Başlıca Cinsel Sorunlar:
Vajinismus, Erken Boşalma, Cinsel İsteksizlik, (Cinsel Soğukluk – Frigidity) Cinsel İlişkiden Tiksinme, Kadınlarda Cinsel Uyarılma Bozukluğu, Erkeklerde Cinsel Doyumsuzluk (Satiriasis), Kadınlarda Cinsel Doyumsuzluk (Nemfomani), Cinsel İlişki Bağımlılığı, İlişki Sonrası Sıkıntısı, İktidarsızlık, Cinsel Ağrı Bozukluğu (Ağrılı Cinsel Birleşme – Disparoni), Erkekte Orgazm Bozukluğu,Kadında Orgazm Bozukluğu.
Cinsel terapi süreci nasıl işler?
Çiftlerin ikisinin birlikte katılmasını önemsediğimiz cinsel terapinin ilk seanslarında değerlendirme görüşmeleri yapılır; cinsel sorunların nedenleri, ne zamandır varolduğu, çiftin yaşamını nasıl etkilediği, nasıl ortaya çıktığı gibi bir çok soruya cevap aranır. Cinsel sorunların birçok nedeni olabilir: çocuklukta yapılan gizli ve ayıp mastürbasyon, bilinç dışı dürtü çatışmalar, yanlış bilgiler, çarpıtmalar, kaygılar, travmalar, utanma çekinmeler, beden algısıyla ilgili yetersizlik duyguları, olumsuz algılar, depresyon v.b. gibi.
Terapinin ikinci aşamasında; ilişkideki çatışmalar çözümlenir ve yeniden yapılandırılır. Eşlerin cinselliğe bakış açıları değerlendirilerek yanlış düşünce ve davranış örüngüleri düzeltilir. Cinselliğin bir görev yada zorunluluk olmadığı, istekli bir şekilde yapılan, evliliğin ve hayatın gerekliliği olduğu farkındalığı kazandırılır. Evliliği heyecanlı ve canlı kılan, çiftlerin birlikte yapmaları gerekli olan; iletişim kurma, dokunma, sarılma, birlikte aynı anda yatağa girme, sadakat gibi konular işlenir. Çiftlerin adeta yeniden flört yaşamaya başlaması sağlanmaya çalışılır.
Üçüncü aşamada; cinsel eğitim verilerek, çiftlerin cinsellikle, cinsel organlarla ve cinsel hurafelerle ilgili doğru ve gerekli bilgi edinmeleri sağlanır. Cinsel mitler ele alınarak doğrular netleştirilir. Cinsel sorunun sadece birinden kaynaklı olmadığı çiftlerin her ikisinin de sorunu olduğu, birlikte çözmeleri gerçeği vurgulanır. Çiftlerin birbirlerini suçlamamaları, destek olmalarının önemi üzerinde durulur. Cinsellikle ilgili bilinen tüm yanlış inançlar ele alınarak, suçluluk ve günahkarlık duygularıyla baş edilebilmesi için her iki tarafında cinsel gereksinimlerinin normal olduğu, doğal gereksinim olduğu ve uyumun öğrenilebileceği işlenir. Ayrıca kolaylıkla yapılabilen bir takım ev ödevleri verilir. İlişkide karşılıklı yapılan davranışların üzerinde durularak cinselliğin yetişkin yetişkine kaliteli ve zevkli bir eylem olduğu vurgulanır.
Dördüncü aşamada; derinlerde hissedilen duygulara odaklanılır. Çiftlerin fantezileri, zevk algıları, kendilerini keşfetmeleri, çocukluk döneminin yansımaları ele alınır. Sosyo-kültürel baskıların oluşturduğu gerilimler giderilir. Toplumsal olarak kadına ve erkeğe yüklenen anlamsız sorumluluklar ve rollerin cinsel hayata olumsuz etkilerinden kurtulmaları sağlanır.
Son aşamada ise çiftin baş başa birlikte yapacakları çeşitli aşk oyunları önerilir. Bu oyunlarla kendi bedenlerini ve partnerlerinin bedenlerinin keşfedilmesi, nelerden haz duydukları, nelerden hoşlandıklarını, sevişme sanatının inceliklerini hiçbir kaygı hissetmeden öğrenirler. Yeni ve ilgi çekici duygusal, cinsel teknikler öğrenirler. En önemlisi çiftler bütün bunları büyük bir keyif duygusuyla kendilerini ve partnerlerini en özel şekilde keşfetmek için yaptıklarından zevk ve mutluluk duyarlar. Sonuçta hayatlarını anlamlı kılan cinselliği; problemsiz, kaygısız doya doya yaşamayı ve mutlu olmayı öğrenirler.
Cinsel sorunlara karşı duyarsız kalmak, sorunların giderilmesi için çözüm arayışından kaçınmak, evlilik hayatında farklı problemleri de beraberinde getirmektedir. Örneğin eşlerden diğeri sevilmediğini, önemsenmediği, değer görmediğini, düşünmektedir. Hatta aldatıldığı veya eşinin eşcinsel olduğu şeklinde şüpheler de oluşabilmektedir. Her türlü kültürel, eğitim düzeylerinde ve sosyal çevrelerde görülen cinsel sorunların çözümü çok kolaydır. Çok kısa olan hayatta mutlu olmak ve yaşamın coşkusunu hissetmek için cinsel sorunu olanların biran önce çözüm yolunda adım atması gerekir.
-

EVLENMEDEN ÖNCE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR
Aşk ve evlilik birbirinden farklıdır. Aşk evliliği yapmak güzel bir şeydir. Fakat aşkın tek başına yeterli gelmeyeceği durumlar vardır. Evlilik de buna dâhildir. Çünkü imzalar atıldıktan sonra sadece âşık olduğunuz kişi ile değil; onun ailesiyle, arkadaşlarıyla, çevresiyle ve sorumlulukları ile de evlenmiş olursunuz. Bunun bilincinde olmak size evlilik kararı almak için avantaj sağlayacaktır.
Evlenmeden önce dikkat edilmesi gereken hususların başında flört dönemi gelir. Flört döneminde her şey olduğundan daha güzel gözükür insanın gözüne. Deyim yerindeyse midenizde kelebekler uçuşur, ayaklarınız yerden kesilir, gözleriniz ışık saçar. Flört güzel bir dönemdir fakat şunun da bilincinde olmak gerekir. Flört, yeni bir hayata başlamak, yeni bir hayata hazırlanmak ve iki kişinin birbirini tanıması için bir fırsattır. Evlenmek isteyen kişiler bu dönemin bilincinde olup buna göre davranırlarsa eğer mutlu bir evliliğe adım atmayı düşünebilirler. Burada dikkat edilmesi gereken husus ise flört, nişan gibi dönemleri çok uzun tutmamaya çalışmaktır. Özellikle ülkemiz şartlarında evliliğe karar verildiğinde işin içine aileler de girecek evlilik düşüncesi iki kişinin düşüncesindeki halinden çıkıp başka boyutlara ulaşacaktır. Bu dönemler uzadıkça çatışmaya yol açma ihtimali yüksektir.
Peki, evlilik kararı almadan önce nelere dikkat edilmelidir?
Evliliğe karar veren çiftlerin hayatlarını birleştirmeden önce dikkat etmesi gereken önemli hususlar vardır. Bu hususlar dikkate alınmadığı takdirde sorunlar ortaya çıkabilir. Bu yüzden, eş olarak seçilecek kişinin hayat görüşüyle kişinin kendi görüşünün aynı paralelde olması, aile yapılarının birbirine benzer yapıda olması, inanç yapılarının aynı dengede olması, cinsel uyum, aradaki sevgi bağı gibi hususlar dikkat edilmesi gereken önemli noktalardır. Fakat bunların da üzerinde başta olması gereken şey karşılıklı saygıdır. Eşlerin birbirlerine ve birbirlerinin farklılıklarına olan saygıları sağlam bir ilişkinin temelidir.
Evlenme yaşı da bir diğer önemli husustur. Evlilik baştan sona sorumluluk gerektiren bir olgudur. Bu sorumluluğun bilincinde olabilmek için de kişinin belirli bir olgunluğa ulaşmış olması sorumluluklarının farkında olmasını sağlar. Ailesinden kopamayan, kendi kurduğu aile yerine ebeveynlerini önceliğine alan kişiler evliliğe uygun değildir. Evlendikten sonra her insan kendi ailesini kurar. Ebeveynler deneyimli oldukları için elbette yol gösterici olmalıdır. Ancak bu hayatlarının her alanına müdahale edebilecekleri anlamına gelmemelidir.
Evlilik kararı almadan önce dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da neden evlenmek istenildiğinin bilincinde olmaktır. Bunun için kendinize şunları sormanız gerekir:
-Neden evlenmek istiyorum?
-Benim için ideal eş kimdir? Nasıl biri olmalıdır?
-Neden bu kişiyle evlenmek istiyorum?
-Hayata bakış açımız benzer mi?
Bunlar evliliğin temelini oluşturan sorulardır ve bunları objektif şekilde yanıtlayabilmek size büyük ölçüde yardımcı olacaktır.
Evleneceğiniz kişinin dört dörtlük olmasını beklemeyin ve asla evlenince nasıl olsa değişir düşüncesiyle bir ilişkiye yaklaşmayın. Değişim dışarıdan zorlamalarla değil kişinin kendi isteğiyle içinden gelerek gerçekleşecek bir olgudur. Partnerinizi olduğu gibi kabul edebiliyor ve farklılıklarına saygı duyabiliyorsanız bir şeyleri başarabilirsiniz.
Mükemmeli aramak yerine göze batmayan kusurları örtmek daha işe yarar olacaktır. Mükemmeli aramak yıldızlara dokunmaya çalışmak gibidir. Çünkü dünya üzerinde mükemmel tanımına uygun ne bir insan ne de bir evlilik vardır.
-

ELALEM NE DER?
Nasrettin Hocanın meşhur bir hikayesi vardır, hikaye aynen şöyle gelişiyor;
Nasrettin hoca bir gün köyden şehire eşekle gitmektedir. Eşeğe oğlunu bindirmiş, kendisi eşeğin yularından tutmuş yürüyor, biraz gittikten sonra yolda iki kişi bunlara bakıp gülüyor, Baksanıza koca genç delikanlı eşeğe binmiş yaşlı adam yürüyor bu olacak iş mi diyorlar, bunun üzerine Nasrettin hoca oğlunu eşekten indirip kendisi biniyor, biraz daha gittikten sonra bu sefer karşılarına çıkan biri yuh olsun be bacak kadar oğlan yürüyor kazık kadar adam eşeğe binmiş, insan sakalından utanır demiş ve bunun üzerine Nasrettin hoca eşekten iniyor ve yürümeye devam ediyorlar.
Biraz daha geçtikten sonra yine köylünün biri bunlarda da akıl var mı, insanlar eşeği yanlarına ne için almışlar acaba? Koca iki adam yürüyor eşek boşta anlamadım gitti demiş, ve bunun üzerine Nasrettin hoca oğluyla beraber eşeğe binmiş, az zaman geçtikten sonra yan kahvehanelerden birinden şu ses yükselmiş; şu zalimlere bakın zavallı hayvana iki kişi biner mi? bunlar ne biçim insan…, Ve bunun üzerine Nasrettin hoca bir la havle çekip oğlum gördün mü insanların ağzı torba değil ki bağlayasın herkes istediğini söyler biz en iyisi bildiğimiz gibi yapalım.
Her sağlıklı bireyin kendi kararlarını alabilen, muhakeme ve yargılama gücü gelişmiş bireyler olduğu varsayılır Psikolojide. Elbette ki aldığımız kararlar her zaman istediğimiz sonucu vermese de ortaya çıkan olumsuz sonuç ve durumla baş edebilmekte kişinin problem çözme becerilerini geliştirmektedir. Ve çözülen her problem bireyin kendisine özgüven ve özsaygı duymasında belirleyici bir rol üstlenmektedir. Problemlerin çözülemediği durumlar ise bizlere tecrübe ve bir daha tekrarlamamaya çalışma artısı olarak geri döner.
Ya kararlarımızı alırken ve yaşantımıza devam ederken başkalarının bizimle ilgili oluşabilecek yargılarına göre hareket etmek ?… Sorun tam da bu noktada tüm ağırlığı ile hissettiriyor kendisini…
İnsanlar belki çevrelerindeki diğer insanların kendileri ile ilgili nasıl ve ne şekilde yorum yaptıklarını kontrol edemeyebilirler, hatta çoğu kere bu yorumlardan haberdar dahi olmayabilirler. Düşünsenize, size göre gayet normal gelen ve hayatın akışı içerisinde yaşanabilecek sıradan herhangi bir olay, aldığımız herhangi bir karar bir başkasının bakış açısı ve realitesine uymadığı için eleştiri konusu olarak varsayılabilir…
Maalesef ki bazen insanlar, başkalarının ne diyeceği kaygısıyla en basit ve masum isteklerini bile hayata dökme konusunda tereddütler yaşayabiliyorlar. Arkadaşlıklarını, seçecekleri meslekleri, evlenecekleri kişiyi, ailelerini ne sıklıkla ziyaret edeceklerini, evlerine alacakları eşyaları, evlendikten ne kadar zaman sonra ve kaç çocuk sahibi olacaklarını ve burada belki saymakla bitmeyecek pek çok şeyi başkalarının düşüncelerine göre hareket ederek yaşamaya çalışıyorlar.
Aslına bakılırsa çevrenin bizlere dayattığı bir yaşam tarzının devam ettirilmesinin en önemli sonuçlarından bir tanesi, bireysel bazda psikolojik temelli sorunlara sebep olmasıdır. Kendi istek ve ihtiyaçlarının ne olduğunu belirleyememiş ya da bunları 2.plana atmış bir bireyin zamanla, iletişim sorunları yaşamaya başlayabileceği, hayattan zevk almayabileceği, depresif semptomlar ve bazı psikolojik bozukluk durumlarını yaşayabileceği varsayılmaktadır.
Çevremizde onlarca, yüzlerce insan var ve biz bu insanların hakkımızda ne düşüneceğine göre hareket ettiğimizde, hayatımızla ilgili kararları onların almasına izin vermiş oluyoruz. Ve aslında kendi hapishanemizi kendimiz var ediyoruz. Elalem ne der hapishanesi… Hayal gücünü sınırlayan, kendi başına karar alma insiyatifini hiçbir zaman işletemediğimiz, karanlık, loş bir hapishane burası.
Başkalarının düşüncelerine göre yaşayan insanlar; Ben çevremle kötü olmak istemiyorum, kimse benim hakkımda olumsuz bir şey demesin, düşünmesin, kimsenin tepkisini çekmek istemem gibi söylemlerde bulunabiliyorlar. Elbette ki kulağa güzel geliyor ama bireylerin başkalarına zararı dokunmayan kendi düşünce ve hayat inançlarına göre hareket etmesi çevrenin tepkisine sebep oluyorsa burada buna da bir dur denilmesi gerekiyor.
Özetle bizler nasıl yaşarsak yaşayalım, hayatımız adına ne karar verirsek verelim buna büyük olasılıkla eleştiri getirecek birileri karşımıza çıkabilir. Hesap vermeyi ve beklentilere göre hareket etmeyi hayatımızın odak noktası olmaktan çıkardığımızda mutlu ve sağlıklı günler bizleri bekliyor olacak. Bir vicdanımız olduğunu ve bu vicdanın sağlıklı düşünebilen insanlar için en iyi kaptan olduğunu hatırlamamız umuduyla…
-

SEVDAM YÜREĞİMDE…
Klasik bir söylemdir… Hayatta her şey insan içindir… Hayat her bizleri nerelere sürüklüyor zamanla?…Tozu dumana katıp sürüklenirken kavgasını veriyoruz yaşamın… Kolay değil elbette… Mücadele etmezsek, bunun için çaba harcamazsak kazanılacak bir benliğimiz olmayacak…
Benliğimize varmak, kendimizi bulmak için savaşlara girip savaşlardan çıkıyoruz… Bazen kendimizi kaybediyoruz savaşların içindeki arayışlarda… Bazen de kendimizi korumak için istediğimiz şeylerden vazgeçiyoruz… Yoruluyoruz… Bitip tükenmeyen kavgalarla geçiyor zaman… Hani bilsek sonunda kazanacağız gücümüz olacak da… Bilmiyoruz ki sonucunu… Bu daha da yoruyor bizi… Gücümüzü daha da bir tüketiyor…
Öyle bir yaşamak ki diyoruz sonra yaşadığımıza, kazandıklarımızla kaybettiklerimizi bir araya getirip, bir türlü hesap yapamıyoruz… Çünkü sonucundan korkuyoruz…
Hayatta her şey insan için… Düzenler, dengeler, kurallarla dolu yolumuzda, bazen ne kadar mantıklı olursak olalım biz de çıkışları karıştırıyoruz… Devam etmektense bitiriyoruz bazı şeyleri… Belli etmesek de, ciğerimiz yanıyor mecburi bitişlerde… Güçlü görünmeye çalışsak da… İçimiz yanar kavrulur…
Sersem hallerimize, yorgunluktandır deyip, kandırmayı deniyoruz kendimizi… Kontrollü olmaya zorlarken davranışlarımızı, duygularımızın çoktan kontrol dışı olduğunu bile bile, insan doğasına hükmetmeye çalışıyoruz aklımızca… Ve hükmü olmayan, tutamayacağımız sözler veriyoruz kendimize…
Yok saymaya çalışıyoruz bazı şeyleri… Ket vuruyoruz kendimize… Yok saymakla yıkılmıyor ki, gözlerinle kurduğun sevgi dolu köprüler…Taş taş üstünde kalmasa da, yıkılmıyor ki yüreğindeki aşk.. (Temelinde gerçekten aşk varsa…)
Kızamıyoruz ki canımızı bunca acıtana…Belli edemiyoruz da, yüreğimizi söküp attığını parça parça, asıl kimliğiyle yaşadıklarını, kopyasıyla yok saydığında…Hayat kavgasında tozu dumana katıyoruz…Benliğimizi korumak için savaşıyoruz…Kendimizi koruduğumuzda, aslında kendimiz gibi olduğumuzda kurabildiğimiz sevda köprülerini, her nedense, kurulmadı saymak istiyoruz…
Bu nasıl bir çelişkidir, bilinmiyor… Çelişkiler, mücadeleler içinde yorulup gidiyoruz… Sürekli taaruza geçiyoruz hayata karşı… Belki de, biz hayatla savaşırken, hayat da bizimle oyunlar oynuyor… Kim bilebilir ki?…
Dostlukla…
-

Mutlu bir beraberliğin püf noktaları
Evli, nişanlıya da uzun soluklu bir beraberliği olan bütünçiftlerin ilişkilerini sağlamlaştırmak ve sürdürmek için kimi zaman destek almaları, kimi zaman bazıyerleşik yanlışdüşünce kalıplarınıdeğiştirmeleri gerekir. Kuşkusuz ister evlilik ister uzun süreli bir beraberlik olsun her ilişkinin inişçıkışlarıvardır ama hayatlarınıpaylaşan herçiftin arzusu, beraberliklerinin her zaman“ilk günkügibi”taze ve içten olması, hattâzaman geçtiktçe daha da iyiye gitmesidir.Çevremizde bu gibi“idealçift”olarak görülenörneklere de rastlarız. Acaba bu ideal uyum aslında ne anlama gelir? Bir ilişkiyi ideal yapan, iki kişinin hayat boyu yaşayabileceği en mükemmel beraberlik durumuna getirenşey nedir?
Çoğu insan ideal bir eşin nasıl biri olmasıgerektiğini tarif ederken onun cinsel yöndençekici ve seksi, bağımsız, güvenilir, kendi ayaklarıüzerinde durabilen, ailesi ve dostlarıyla iyi anlaşan, doğal, samimi, espri anlayışına sahip, rahat iletişim kurulabilen,çevresi tarafından takdir edilen biri olmasıgibi belirliözelliklere sahip olmasınıister. Hepimiz tabii ki seveceğimiz ve bizi seven biri ile birlikte olmak isteriz. Karşımızdaki kişinin bizim için“doğru insan”olduğunu nasıl anlayacağız. O zaman,önce iki kişinin“ideal uyum”sağlayabileceğini gösteren dört temel soruya ne cevap veriyorsunuz, bunu test edin:
- Onun yanında iken, acaba gerçekten, kendiniz olabiliyor musunuz?
- Birlikte iken, kendinizi“evinizde”hissedebiliyor musunuz?
- Konuşurken, birbirinizi anlayabiliyor, anlaşabiliyor, birlikte plan yapabiliyor ve fazla münakaşa etmeden uzlaşabiliyor musunuz?
- Onunla birlikte iken, ona kalbinizi açabiliyor, ve hayatı, yaşamayıdahaçok seviyor musunuz? Hayatın artk sizin için yeni olasılıklarla dolu olduğunu, ruhunuzun umut ve mutlulukla dolduğunu hissedebiliyor musunuz?
Diyelim ki bu sorulara evet diyorsunuz ve kriterlerinize uygun biriyle karşılaştınız, bulutlarınüzerinde mutlu bir beraberlik yaşamaya başladınız. Acaba bu ilişkinin gerçekten kalıcıolacağını, hayat boyu süreceğini nasıl bilebiliriz? Doğru eşi bulmak kadar, başlanan ilişkinin mutlu birşekilde devam etmesinin bazıkurallarıolduğunu söyleyelim.İşte size mutlu bir beraberliği püf noktaları:
Onun ilgilendiğişeylere siz de ilgi gösterin. Onu mutlu eden, ilgi duyduğuşeyleri tanıyın,öğrenin, siz de bunlara odaklanın, ilgi alanlarınıpaylaşın.İlişki farkındalığı, ilişkilerin her zaman iki yanıolduğunun farkında olmaktır –eşinizin sevdiği, ilgi duyduğu, yapmaktan hoşlandığışeylerin en azından bir bölümüne sizin de ilgi duymanızın, ortak ilgi alanlarınıpaylaşmanın ilişkinize değer katacağınıunutmayın. Tek kişilik bir ilişki olamayacağıgibi, taraflardan birinin baskınlık sağlamayaçalıştığıilişkilerin de eninde sonunda tıkanacağıbilinmelidir. Oysa karşılıklıetkileşimle inşa edilen ilişkiler hem daha kalıcı, hem de doyum sağlayıcıilişkiledir. Birlikte hoşlanarak yapacağınız aktiviteler hayatınıza renk katacak, kişisel gelişiminize katkıda bulunacak, birlikte kaliteli zaman geçirmenizi sağlayacak, hem kendinizi hem onu daha iyi tanımanıza yardımcıolacaktır. Tabii ki bu nokta ilgi alanları, kültür düzeyleri, hayata bakışlarıve beklentileri yakın olançiftler dahaşanslıdır. Ancak zaman içerisinde kişiler karşılıklıolarak eksikliklerini giderebilir, ortak ilgi konularıbulabilir ve birlikte vakit geçirmekten dahaçok doyum alabilirler.
Emir kipi kullanmayın.“Yapmalısın, etmelisin”gibi cümleler kurmayın. Bu gibi sözcükler karşımızdakinin bilinçaltında otomatik olarak suçluluk duygusu doğurur. Birisine birşeyi yapmasıya da nasıl yapmasıgerektiğini söylemek hemörtük bir haklılık yargısıhem de birüstünlük mesajıiçerir–birşeyi ondan daha iyi bildiğinizi, onaüstünlük tasladığınızıya da onun yanlışbirşey yaptığınıişaret eder. Bu da karşımızdaki kişinin gerilmesine, size karşınegatif duygular beslemesine veöfke biriktirmesine neden olur.İnsanlarısuçluluk ve yargılamayla motive etmek mutluluk yerine mutsuzluk getirir. Oysa halledilmesi gereken konuyla ilgili emir vermek yerineöneride bulunmak, nötral cümleler kurmak, bu konuyla ilgili kararıkarşıdakine bırakmak onun kendini rahat hissetmesini ve kendi kararınıvermenin rahatlığıyla hareket etmesini sağlayacaktır. Emir yerine ona kendi kararınıverme hakkınıtanıdığınızda eşinizin gerçekten kendisi gibi davranabilir. Zira hedefiniz eşinizi sorumluluk almaya yüreklendirmek ama bunu yaparken de kendi hür iradesiyle davranmasınısağlamak olmalıdır. Bunu yapmanın bir yolu da doğru formüle edilmişsorularla onu vereceği kararüzerinde düşündürmektir. Sözgelimi:“eğer bunu böyle yaparsan istediğin işi elde etmeşansınıazaltmışolmuyor musun?”Ya da:“bu seni uzun vadede mutlu edecek mi?”Bunu yaptığınız takdirde onun gözünde buyurgan veüstünlük taslayan bir eşolmaktançıkıp onun karar anında danışabileceği, görüşünüzüalmak isteyeceği bir referans kişi statüsüne gelirsiniz. Size ne düşündüğünüzüsorduğunda görüşünüzüonunla paylaştıktan sonra ona kendi kararınıvermesi için destek olabilirsiniz.
“Ben”diliyle iletişim kurun.Çiftler aralarındaki iletişimde gerginlik yaşamaya başladıklarındaçoğu kez“sen”içeren ifadeler kullanmaya başlarlar.Özetle“sen hep böyle yapıyorsun…senşöylesin…sen böylesin…sen hiçbir zaman…. yapmıyorsun”gibi cümlelerdir bunlar. Bir tarafın ne kadar kızgın olduğuna göre bunlarınşiddeti ve dozu artabilir.“Ben söylemesemçöpügidip atmıyorsun, hep hatırlatmam mılazım?”gibisinden basit bir suçlamadan başlayıp“Sen ne geri zekalısın!”gibi hakaretamiz kalıplara varan cümleler, ilişkileri zehirleyen negatif ve saldırgan“sen”dilininörnekleridir. Bunlar sorununçözümüne yardımcıolmadığıgibi karşımızdaki ile sağlıklıiletişim kurmamızıönleyerek onun duvarçekmesine ve küntleşmesine neden olur.
İletişimde nazik, sevgi dolu, enönemlisi suçlayıcıolmayan bir“ben”dili kullanmak, yeni kendi perspektifimizden konuşmak, kimi zaman anlaşılır tarzda, eğer incinmişve kırılmışsak bunu içeren bir dil kullanılmalıdır.Örneğin:“bana sormadan plan yaptığında gerçekten kırılıyorum–lütfen bir daha sefere bana da haber ver.”Ya da:“Her akşam geçgelmen beniüzüyor. Eve gelmek ve benimle vakit geçirmek istemediğini düşünmeye başlıyorum. Biliyorum işinçokönemli ama benim de senin içinönemli olduğunu hissetmek istiyorum. Seninle dahaçok birlikte olmak istiyorumçünküseni seviyorum.”Kısacası, bir“ben”önermesişu formata sahip olmalıdır:“sen iyi olduğunda ben de kendimi iyi hissediyorum, ve senin iyi olmana ihtiyacım var.”
Planlamayıbirlikte yapın. Ortak yaşantınızda kimin hangi işleri yapacağını, arabanın bakımından yemek pişirmeye, bütçe ve tasarruftan, tatil ve gezmelere kadar her türlüaktivite ve süreci birlikte planlayın. Gıda alışverişini bile beraberce planlayın ki ikinizin de sevdiğiniz yemekleri yapmaşansınız olsun. Daima eşinizeönceden bilgilenme fırsatıverin. Pahalıbir giysi veya eşya alacağınız zaman bu kararıbirlikte verin. Bu planlamalar kuşkusuz hayatınızda hiçsürpriz olmamasıanlamına gelmiyor; doğum günüsürprizleri, evlilik, başka anlamlıyıl dönümleri, gece dışarıda yemek veya benzeri eğlence ve gezmelerle ilgili sürprizler günlük hayatın tekdüzeliğini kırarak mutluluğunuzu perçinleyen hoş
-

DEPRESYON NEDİR?
Depresyon kendisini üzgün, kederli, hüzünlü, kasvetli, neşesiz, canı sıkkın, morali bozuk, mutsuz,
perişan, dertli, zavallı, çaresiz, boşluktaymış gibi hissetme, sinirli, asabi, düş kırıklığına uğramış, çökkün,
cinsel istekte azalma, iştah kaybı … vb. şeklinde tanımladığı ve bunun yanında eskiden zevk aldığı
şeylerden zevk almama severek yaptığı işlere karşı bir ilgisizliğin olması.Ancak bu yukarıdaki saydığımız özelliklerin; bir kayıp, ağır hastalık, deprem, ayrılık vb. durumlarda bir
süre olması normal kabul edilebilir. Çoğu zaman bir sevgiliden ayırılındığında da benzer duygular
içerisine gireriz.Mutsuzluğun adete zirveye çıktığı kişinin kendini sürekli üzüntü veren düşüncelerle meşgul ettiği görülür.
Kişide bazen bu duygular dayanılmaz hale gelebileceği gibi, bazende kişiliğinin bir parçası olarak da
görebilir.Her gün yataktan kalkarken zorlanma o günün zor, anlamsız geçeceğini düşünmeye başlama, gün
içerisinde ki yapılan etkinliklerde (iş, ev toparlama, temizlik, yemek vb.) bile yapmak istememe ve sıkıcı
bulunmaya başlanması. Çabuk sinirlenme ve sosyal ilişkilerde kötüye gitme, arkadaşalrının sürekli sana
ne oldu böyle değildin sen demeye başlanması ve aile içinde huzursuzlukların olmasıdır.Kişi geçmişinden dolayı kendini suçlar, şu anı da mutsuz, anlamsız kötü giden başarısız bir dönem
olarak görür. Gelecekle ilgili olarak da karamsar bir tablosu vardır. Olumsuz duygular içerisindedir,
geleceğine umutla bakmaz.Bir süre sonra karamsarlık, mutsuzluk, hayattan keyif almama kişiyi o kadar bunaltmaya başalr ki ölsem
de artık kurtulsam, yaşamak çok zor diye düşünmeye başlar ve genelde intihar planları olur.Aslında tedavi olduktan sonra ben ne kadar saçma düşünmüşüm diyecektir bir çok kişi.
Konuşma, düşünme de bir yavaşlama olabileceği gibi bir unutkanlık, dikkat konstrasyon bozukluğu,
okuduğu şeyleri anlamakta güçlük çekmeler olabilir.Bunların yanında bedensel yakınmalar yani vücudun bir yerlerinde ağrı ya da sindirim sistemi şikayetleri
de olabilir. Somatizasyon bozuklukları genelde kronik depresiflerde sık görülür.Depresyonda uykusuzluk, fazla uyuma, iştah kapanması yada aşırı yemek yeme, cinsel bozukluklar
ortaya çıkarabilir.Depresyon bir çok alanı etkileyen işlevsellik kaybı oluşturan ve tedavi edilebilen bir hastalıktır.
DEPRESYONDA MIYIM? YOKSA SADECE BİRAZ DEPRESİF Mİ HİSSEDİYORUM?
Hemen hemen herkes hayatlarının bir döneminde kendini en az birkaç kere kendini hüzünlü ya da
kederli hissettiği bir dönem geçirmiştir. Genelde üzüntü, mutsuzluk, keder, isteksizlik hayatımızın bir
parçasıdır. Hayatımızın çeşitli dönemlerinde bir kayıp ya da ani hayat değişikliklerinde benzer olumsuz
duygular yaşarız ancak önemli olan bu duyguların hayatımızı sürekli olarak etkilememesi ve kalıcı
olmaması önemlidir.Bir kişinin depresyonda olduğunu söyleyebilmemiz için en az 15 günlük süre boyunca kendini gün boyu
sürekli olarak mutsuz, hüzünlü mutsuz hissetmesi gerekir. Bu durum hem iş hayatını hem etkinliklerini
de olumsuz etkilemesi gerekir.DEPRESYON BELİRTİLERİ NELERDİR
Kişinin kendini üzgün, kederli, hüzünlü, kasvetli, neşesiz, canı sıkkın, morali bozuk, mutsuz, acınacak
halde, perişan zavallı, dertli, çaresiz boşluktaymış gibi, sinirli, asabi, hayal kırıklığına uğramış hissetmesiÇaresizlik duyguları
Karamsarlık ve umutsuzluk
Enerji düzeyinde azalma
Düşüncelerini belli bir konuya yoğunlaştırma da zorluk
İştahsızlık
Uykuya dalmada zorluk
İlgi kaybı
Etkinliklere başlamada zorluk çekme
Her zamankinden daha üzüntülü olma
Öznel ajitasyon duygusu
Düşüncelerin yavaşlaması
Karar vermekte güçlük çekme
Sabah erken uyanma
İntihar düşünceleri veya tasarıları
Kilo kaybı
Ağlamaklı olma
Davranışlarda yavaşlama
Sinirlenme durumunda artış
Kendini hiçbir zaman düzelmeyecek gibi hissetme
Uyku bozuklukları
Sürekli acınma
Başlanmış bir etkinliği bitirmede zorluk
Ağlayamama – kabızlık
Duygularını gösterememeDeğersizlik düşünceleriyle uğraşıp durma
Lipidoda azalma
Sıkıntı atakları
Suçluluk düşünceleriyle uğraşma
Her zamankinden daha fazla yakınma
Herhangi bir tür sanrı
Hastalığı için başkalarını suçlama
İntihar düşünceleri olmaksızın ölme isteği
Takıntıların ortaya çıkması
Bulunduğu bedene ve mekana yabancılaşma hissi
Günahkar olduğu düşünceleriyle upraşıp durma
DEPRESYONDAKİ İNSANLARIN YAPTIĞI BİLİŞSEL (DÜŞÜNCE) ÇARPITMALARIDepresyondaki insanlar kendi benlikleri ve hayatlarıyla ilgili yanlış düşünce çarpıtmaları yaptıkları
görülmüştür. Bunlardan bazıları şunlardır.Keyfi Çıkarsamalar: herhangi bir kanıt yokken yada eldeki kanıtlar tersini gösterdiği halde olumsuz
düşünmeye devam etme.Aşırı Genelleme: tek bir olaydan yola çıkarak genellemeler yapma ve bu çıkarsamaları yeni yaşanan
durumları yorumlarken yerli yersiz kullanma.Kişiselleştirme: herhangi bir bağlantı olmamasına rağmen gelişen olaylardan kendini sorumlu tutma
Seçici dikkat: olaylardaki olumsuz yanları ön plana çıkarma ve tüm yaşantıyı bu çerçeveden
değerlendirme. Olumlu yönleri görmemeYa Hep Ya Hiç şeklinde Düşünme: yaşanan tüm deneyimleri olası iki uçtan birine özellikle de olumsuz
yana yükleme yani en kötü senaryoyu yazmaya odaklanma.Olumsuz düşünme şekli ve hiçbir dayanağı olmayan düşünceler içinde gezinme, yapılan bilişsel hatalarla
depresyonu daha güçlendirmektedir. Kişi fark etmeden bilişsel hatalara düşer ve olumsuz düşünce
yapısı belirginleşir ve artar. -

Hayat Ertelemeye Gelmez!
Hayat Ertelemeye Gelmez!
Hayat, ertelediğimiz her ne ise onu bekleyecek kadar uzun değildir. Ertelediklerimizin zamansız gitmesi durumunu yaşadığımızda pişmanlıklarla baş başa kalmış oluruz. Pişmanlıkların hiçbir çaresi yoktur. Her bir ‘keşke’ anlamını yitirir. Ev, okul, iş, aşk hayatında ve arkadaşlık ilişkilerinde uzun lafın kısası hayatının her anında ertelenen hatta ve hatta ertelenmeyi bekleyen birçok şey vardır.
“Evi sonra temizlerim. Sınava sonra çalışırım. Babamla ya da annemle sonra konuşurum. Ona hissettiğim duyguları sonra söylerim. Onu sonra ararım… ” Aslında sonradan anlarsın ki nereden başlaman gerektiğini bilemediğin bir sürü ‘sonra’ olmuş. Bu yüzden, erteleme! Hayatını er-te-le-me!
Özellikle sevdiğin insanlara, onları sevdiğini söylemeyi erteleme! ‘Sevgi’ ertelenemeyecek kadar eşsiz bir duygu… Sev ve söyle! Kaybedecek olsan da söyle, şayet sonucu olumsuz olursa da pişman olma! En azından ‘keşke’ dememiş olursun. Sevdiklerini ara, onlarla konuş. Çünkü hayat kısa ve ölüm ne yazık ki yaş tanımıyor. Zamana karşı koymaya çalışmak, akıntıya kürek çekmek gibidir. İş işten geçmeden, keşkeler dün olmadan, bugünler geçmiş olmadan başla!
Sevgiyle,
-

Hayatın Getirdiklerine Güven!
Hayatın Getirdiklerine Güven!
Her insan, gelişi ile birlikte birçok şey getirir hayatımıza.Fakat o kişiyi tanımadan, deneyimlemeden, iyi mi kötü mü karar veremeyiz.
Hepimizin hayatı gelgitlerle dolu. Zaman ise o kadar hızlı ki, ne olup bittiğini anlayabileceği bir vakit tanımıyor insana. Küçükler büyümek ister. Büyükler ise küçük olmak, hatta geçmişe dönmek ister.
Peki, hayat bu kadar kısayken, bu değerli ömrümüze kimleri almalı, kimleri almamalıyız?
Neler yapmalıyız?
Bu sorular aklımızda dönüp dururken asla gerçek cevabı bulamayacağız. Deneyimlemeden öğrenemeyeceğiz, öğrenemeyeceksin, öğrenemeyeceğim. Bu bir gerçek.
Tabii gerçek olan başka bir şey daha var:
“Adalet!”
Etrafımızdaki insanların, ailemizin, çevremizin, eşimizin, dostumuzun, çocuğumuzun kısacası sevdiklerimizin adaleti şaşabilirken, evrenin adaleti asla şaşmaz!
Bu evrende öyle bir adalet var ki; bugünün hesabını diğer güne bırakmadan tecelli eden, “şaşmaz” bir terazi… Bu terazi, haklıyı haksızı, doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü, insana dair hangi duygu varsa tüm hepsini dengeleyebilir.
Danışanlarımdan, “kimseye güvenmiyorum!” cümlesini çok sık duyuyorum. Çevremden de “annene/babana bile güvenme” sözlerini yine aynı sıklıkla duyuyorum. Güven ya da güvenme, sev ya da sevme, kabul et ya da kabul etme ama şunu bil ki; insan her yaptığından sorumludur. Hatta düşündüklerimizden bile sorumluyuz. Her yaptığın, o bahsettiğim “şaşmaz” teraziye koyulup tartılıyor.
Ve bir gün; “ben bunları hak edecek ne yaptım?” dediğinde, bil ki bir yerlerde birilerinin canını yakmışsın. Birilerinin kalbine ateşi koymuşsun. İnancını, güvenini yok etmişsin. Yani, birilerini derinden sarsmışsın…
İşte hayat; öyle güzel bir denge üzerine kuruludur ki, kalp gözü açık olabilenler bunu görüp fark edebilir.
En zor anında, her “pes ettim!” dediğin anda, hayata gülümseyebilmek ümidi ve daha güzel insanlarla buluşabilmeniz dileğiyle…
