Etiket: Hastalık

  • Behçet hastalığı hakkında güncel bilgiler

    Behçet hastalığı, Türk dermatoloji doktoru Ordinaryus Profesör Hulusi Behçet tarafından ilk olarak tanımlanan romatizmal bir hastalıktır. Cilt, göz, eklem, damar gibi bir çok organ sistemini etkilemektedir. Hastalık çoğunlukla 20 li yaşlardaki erkeklerde ortaya çıkmaktadır. Erkek kadın cinsiyet arasında belirgin bir fark olmamasına rağmen erkeklerde hastalık daha ağır olarak seyretmektedir.

    Hastalığın Bulguları Nelerdir ?

    Behçet Hastalığı yakınmaları ağırlıklı olarak 20-30 lu yaşlarda ilk olarak ortaya çıkmaktadır. En sık görülen bulgu ağız içerisinde tekrar eden yaralardır. Bu yaralar tekrar edici vasıfta, ağrılı yaralardır. Yaraların tekrar etme sıklığı hastadan hastaya farklılık göstermektedir. Burada bir açıklama getirmek gerekir çünkü ağız içi tekrar eden yaralar bir çok kişide görülebilmektedir. Bu kişilerinde önemli bir kısmında hiç bir hastalık bulunmamaktadır. Behçet hastalığı tanısı almak için hastada diğer şikayetlerinde bulunması gerekmektedir.

    Genital bölgede tekrar eden ağrılı yaralarda hastalığın sık görülen bulgularındandır. Bu yaralar 3-5 gün kadar sürüp kişinin hayatını olumsuz olarak etkileyecek özelliktedir. Oral ve genital ülserlerin dışında ciltte sivilce benzeri lezyonlar, özellikle bacaklarda ağrılı kızarık lezyonlarda Behçet hastalığının sık görülen bulgularındandır.

    Behçet hastalığının tutuğu önemli yerlerden biriside gözdür. Gözde Üveit olarak adlandırılan tekrar edici vasıfta iltihabi durumlara yol açabilmektedir. Üveit gözde ağrı, bulanık görme kızarıklık ve görme kaybı gibi durumlara yol açabilmektedir. Tekrar eden üveit atakları tedavi edilmediği takdirde görme kaybına yol açmaktadır.

    Bu sık görülen bulguların dışında hastalık eklemlerde ağrı, şişme yani iltihabi durumlara yol açabilmektedir. Damarlarda tıkanıklık yada genişleme durumları oluşturarak ölümcül olabilmektedir. Ayrıca beyin, bagırsak gibi organlarda tutulum yapabilmektedir.

    Hastalığın Tanısı Nasıl Konulmaktadır ?

    Hastalıkların birçoğunda olduğu gibi Behçet hastalığında da hastanın şikayetlerinin, kendi ve aile özgeçmişlerinin dinlenmesi ile tanı konulur. Çoğu hastada tanı koymak için ek bir teste gerek kalmaz. Ancak hastaların bir kısmında gerek kan tahlilleri, gerekse görüntüleme yöntemleri ve daha az olarak da genetik testler istenebilir.

    Behçet Hastalığının Tedavisi Nasıldır ?

    Behçet hastalığı genç erkek hastalarda ağır seyredebilmektedir. Bu hastaların takibi bu yüzden büyük önem taşımaktadır. Her hastaya aynı ilaçları vermiyoruz. Hastalardaki tutulum yerlerine göre ilaç tercihinde bulunuyoruz. Damar tutulumu yada göz tutulumu olan bir hastayla, sadece ağız içinde yaraları, cilt yaraları olan hastalara aynı tedaviyi vermiyoruz. Kolşisin, kortizon ve immunsupresif olarak adlandırdığımız ilaçları çoğunlukla tercih etmekteyiz. Bu ilaçların ne kadar süre ve ne kadar dozda kullanılacağı hastadan hastaya değişiklik göstermektedir.

    Son olarak bir kez daha vurgulamak istiyorum. Behçet hastalığı ölümcül olabilen bir hastalıktır. Her hastanın takibi büyük önem taşımaktadır. Takibi düzgün yapılan hastaların sonuçları çoğunlukla çok iyi olmaktadır.

  • Fibromyalji hastalığını güncel değerlendirme

    Mesleğim itibariyle iltihaplı romatizmal hastalıklarla ilgilenmiş olsam da bu hastalıklarla karışan pek çok hastalık bulunmaktadır. Bunların içerisinde Fibromyalji önemli bir yer tutmaktadır. Halk arasında kas romatizması olarak bilinen hastalık gerçekten kişinin yaşamını oldukça kötü etkilemektedir. Hastayı tükenmiş gibi hissettirdiğinden dolayıda tükenmişlik sendromu olarak da bilinmektedir.

    KİMLERDE SIK GÖRÜLÜR ?

    Hastalık her cinsiyette ve geniş bir yaş aralığında görülebilir olmasına rağmen genellikle genç bayan hastalarda görülmektedir. Ancak 15 yaşında ve 85 yaşında hastalar olduğunu hatırlatmak isterim.

    SEBEBİ NEDİR ?

    Fibromyalji aslında romatizmal hastalıklar başta olmak üzere pek çok kronik hastalığa eşlik edebilmektedir. Ancak herhangi bir hastalığı olmayan hatta ekonomik durumu daha iyi olan insanlarda daha fazla görülmektedir. Tahmin edebileceğiniz gibi stress ve psikolojik durum özellikle hastalığın en başta gelen sebebidir. Bunun dışında mevsim değişikleri, psikolojik travmalarda alttaki en önemli bulgulardandır.

    HASTALARIN ŞİKAYETLERİ NELERDİR ?

    Hastalar yaygın ağrı ile başvururlar. Benim gördüğüm kadarıyla hastaların saçından tırnağına her tarafta ağrısı vardır. Fakat ağrı sırt kısmında biraz daha yoğunlaşmıştır. Sıklıkla hasta bu ağrısına anlam veremez. Yaygın ağrıya eşlik eden bir diğer bulgu uykusuzluk, depresif mizaç, kabızlık gibi bulgulardır. Benim gördüğüm en sık bulgu uykusuzluk. Hastaların neredeyse tamamı bu soruma evet benim aşırı uykusuzluğum var olarak cevap vermektedir.

    TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIK MI ?

    Evet fibromyalji tedavisinde çoğu hastanın memnun kaldığı ilaçlar bulunmaktadır. Ancak fibromyaljinin esas tedavisinde benim kanaatim psikolojik destek ve zihni rahatlatıcı spor ya da başka bir faaliyette bulunmak çok büyük önem taşımaktadır. Ben bunu hastaya her zaman kendin için, sadece kendinin olduğu zaman ayır ve o zaman da kendin için bir şey yap olarak belirtiyorum. Mesela haftanın 3 günü çık yürü. Ama bunu yaz kış her zaman yap bundan vazgeçme olarak tavsiye ediyorum. Bunu yapan hastalarımda çok büyük ilerleme görüyorum. Yapmayan hastalarda da hem ilaç yanıtı hem de hastaların genel ağrı seviyelerinde azalma yetersiz olmakta.

    Sonuç olarak fibromyalji insanların en üretken olduğu zamanda sıklıkla onu yakalamakta. Günlük hayatını oldukça etkilemekte. Anlam veremediği ağrılarla beraber seyretmekte. Ancak hem ilaç hem de ilaç dışı yöntemlerle birlikte tedavi edilebilir bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır.

  • Gut hastalığı ile ilgili güncel bilgiler

    Kralların hastalığı olarak adlandırılan GUT hastalığı sık görülen iltihaplı romatizmal hastalıklardan biridir. Kralların hastalığı ya da zengin hastalığı ismi protein ağırlıklı ya da çok yemek yiyen kişilerde görülmesinden dolayı kullanılmaktadır. Fakat hastalık genetik bir takım geçişler gösterebilmekte ve dolayısıyla zayıf ya da yemek yemeden bağımsız olarak da ortaya çıkabilmektedir. Hastalık sıklıkla erkeklerde görülmekle birlikte menapoz sonrası kadınlarda da görülebilmektedir. Hastalık çoğunlukla 40-50 yaşlarındaki erkeklerin hastalığıdır.

    Hastalığın Bulguları Nelerdir ?

    Hastalık ataklar halinde seyretmektedir. Çoğunlukla da ilk atağını ayak baş parmağında gerçekleştirmektedir. Hasta gecenin bir yarısı ayak baş parmağındaki ağrı ile uyanır. Ayak baş parmağı şiş, kızarık ve belirgin olarak ağrılıdır. Ayak baş parmağı haricinde ayak bileği diz gibi eklemlerde de ilk atak olabilir. Bu ataklardan sonra çoğunlukla ikinci bir atak gelebilmektedir. Hastanın kanındaki ürik asit seviyeleri düşmedikçe de ataklar tekrar etmektedir. Gut hastalığı genellikle tek eklemde iltihap meydana getirmektedir. İlerleyen ataklarda birden fazla eklem de etkilenmektedir. Atakların tekrar etmesi yada gerekli önlemlerin alınmaması durumunda böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilmektedir.

    Hastalığın Tanısı Nasıl Konulur ?

    GUT hastalığının tanısı hastanın şiş olan eklemini görmekle ve tipik tutulum yerlerini bilmekle konulmaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi hastalardaki ilk atak çoğunlukla ayak baş parmağında ortaya çıkmaktadır. Bunun dışında kan tetkikleri bize oldukça yardımcıdır. Özellikle serumdaki ürik asit adlı maddenin seviyesi belirgin olarak yükselme göstermektedir. Ürik asit seviyesi aynı zamanda tedavinin takibinde de rol oynamaktadır.

    Gut Hastalığının Tedavisi Nasıl Olmaktadır ?

    GUT hastalığının tedavisinde yaşam stilinde değişiklikler ve ilaç tedavisi olarak ikiye ayırabiliriz. Her iki kısımın da ayrı ayrı önemi bulunmaktadır. Yaşam stili değişikliğinden kastım, kilo verme, proteinden fakir beslenme, alkol tüketimini , kuruyemiş tüketimini kısıtlama gibi genel önlemlerin alınması önem taşımaktadır. Atakların yoğun protein içeriğiyle beslenme sonrası gelişebildiğini bilmekteyiz bunun için diyet büyük önem taşımaktadır.

    Diyet haricinde atağı geçirici tedaviler ve kan ürik asit seviyesini düşürücü ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçların ne kadar süre kullanılacağı, hastaların ne kadar aralıklarla kontrole geleceği gibi durumlar hastadan hastaya değişiklik göstermektedir. Ayrıca GUT hastalarında çoğunlukla kolesterol seviyelerinde de yükseklik olmaktadır. Bunun içinde belli aralıklarla serum ürik asit ve kolesterol seviyelerini değerlendirmek gerekmektedir.

  • Raynoud ile ilgili güncel bilgiler

    Raynoud bulgusu ellerde özellikle de soğuğun tetiklediği sararma, morarma ve takiben kızarıklık fazının olduğu bir tablodur. Toplumda oldukça sık olarak gözükmektedir. Özellikle gençlik çağındaki kadınlarda daha sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Her sene kış aylarında birçok kişi ellerindeki ve ayaklarında bu yakınmaları ile başvurmaktadır. Ancak bu kişilerin oldukça az bir kısmında altta başka bir hastalık bulunmaktadır. Bizim için önemli olanda başka bir hastalığın eşlik ettiği raynoud bulgusudur.

    Altta başka bir hastalığın olmadığı raynoud bulgusu çoğunlukla soğuk ve stress ile gelişir. Havalar ısındığı zaman sıklıkla ortadan kaybolur. Eklem cilt gibi diğer organlara ait herhangi bir yakınması bulunmaz. Bu kişiler genel olarak 20 li yaşlardadır.

    Altta bir hastalık bulunan raynoud bulgusu ise daha çok 30 yaşından sonra ortaya çıkmaktadır. Sadece soğuk mevsimlerde değil de aynı zamanda sıcak havalarda, oda sıcaklığında da olabilmektedir. Beraberinde eşlik ettiği hastalık neyse onun bulgularıda bulunmaktadır. Örneğin eklemde şişlik, ciltte kalınlaşma veya döküntüler gibi bulgular bulunabilir. Bu hastaların hemen tamamında kan tetkiklerinde bir anormallik bulunabilmektedir.

    Bu hastaları değerlendirirken altta yatan hastalık var mı yok mu temel prensibine göre davranmaktayız. Muayene, kan tetkikleri genel olarak bize yardımcı olmaktadır.

    Eğer altta bir hastalık olmayan bir raynoud bulgusu söz konusu ise, soğuktan korunma, sigara içmeme, stres şartlarından uzak durmayı çok şiddetli vakalarda kan dolaşımını arttırıcı ilaçlar önerebilmekteyiz. Eğer bir hastalığa eşlik eden raynoud bulgusu varsa o zaman alttaki hastalığın tedavisini esas almaktayız.

  • Skleroderma hastalığına güncel bakış

    Skleroderma hastalığı başlıca cildi tutan bir hastalık olmakla birlikte bir çok hayati organı etkileyebilen kronik bir hastalıktır. Bağ dokusu hastalıklarının çoğunda olduğu gibi bayanlarda hastalık daha sık olarak görülmektedir. Hastalık tedavi edilmediği zaman ciddi organ tutulumlarıyla ölüme neden olabilmektedir.

    Skleroderma Hastalarının Şikayetleri Nelerdir ?

    Hastalığın ilk bulgusu raynoud bulgusu denilen ellerde ve ayaklarda soğukta olan sararma, morarma yakınmalarıdır. Bu yakınmalar hastalığın ortaya çıkışından aylar, yıllar önce başlamaktadır. Soğuk dışında stres gibi durumlarda da benzer yakınmalar ortaya çıkabilmektedir. Raynoud bulgusundan aylar yıllar sonra ciltte kalınlaşma sertleşme bulguları gelişir. Alın kırışıklıkları kaybolmaya başlar, dudakların çevresinde çizginlenmeler, dudaklarda incelme, parmak uçlarında yaralar görülemeye başlabilir.

    Hastalığın iç organ tutulumu ise sinsi şekilde ilerler. Özellikle kalp ve akciğer tutulumu büyük önem taşımaktadır. Öksürük, giderek artan nefes darlığı, çarpıntı hissi önemli bulgulardandır.

    Skleroderma Hastalığının Tanısı Nasıl Konulmaktadır ?

    Hastalığı tamamen yerleşmiş kişilerde tanı hasta muayene odasına girdiği zaman konulabilir. Ancak daha erken gelmiş olan vakalarda hastanın anlattıkları, muayene bulguları ve tırnak yataklarını değerlendirdiğimiz kapilleroskopi muayenesi tanı koydurucu olacaktır. Hastaların önemli kısmında kan testleri tanıda yardımcı olabilmektedir.

    Hastalığın Tedavisi Nasıl Olmaktadır ?

    Skleroderma hastalarında tedavi için tutulan organları belirlemek gerekmektedir. Bunun için çok iyi bir fizik muayene gerekmektedir. Bunun dışında her hastanın mutlak surette testleri, kalp ve akciğer değerlendirmeleri için tomografi ve ekokardiografi filmi, solunum testlerinin yapılması gerekir. Buradan elde edilecek bulgulara göre tedavi düzenlendir. Hastaya uzun süreli kullanımları için ilaçlar verilir. Hastalığın ilk tedavisinin yanında takipleri büyük önem taşımaktadır. Bir romatoloğun sürekli olarak kan tetkiklerini, ve diğer testlerini takip etmesi gerekmektedir.

    İlaç tedavilerinin yanı sıra hastalara mutlaka genel önerilerde bulunmak gerekmektedir. Soğuktan mutlak surette korunma, güneşten korunma, sigarayı bırakması gibi genel önerilerde bulunulur.

  • Romatoid artrit güncel değerlendirmesi

    Romatoid artrit (RA) sık görülen halk arasında iltihaplı romatizma olarak adlandırılan romatizmal hastalıklardan biridir. Sıklığı değişmekle birlikte 200-400 kişiden bir kişide hastalık gelişme riski vardır. Kadınlarda biraz daha sık görülmekle birlikte belirgin cinsiyet farkı yoktur. RA daha çok 40-50 yaş arasındaki bayanlarda daha sık görülmekle birlikte her yaşta ve cinsiyette görülebilir.

    Hastalığın Şikayetleri Nelerdir ?

    Hastalık genel olarak sinsi bir başlangıç sergiler. Hastanın yakınmaları ağırlıklı olarak geceleri ve sabahları olur. Halsizlik ve yorgunluk çoğunlukla eşlik eder. Zaman zaman hafif ateş de bulunabilir. El küçük eklemleri ve el bileği en sık tutulum olan alanlardandır. Daha nadir olarak da hastalık çok hızlı bir başlangıç sergiler. Gece hasta yattığında hiç bir yakınması yokken sabah tüm eklemleri şiş ve ağrılı şekilde uyanır. Hastalar sabahları kalkıp hareket ettikten 1-2 saat sonra genel olarak kendini daha iyi hisseder. Bazen de hastanın tek bir eklemi şişer daha sonra diğer eklemler şişmeye başlar. Eklemler çoğunlukla simetrik bir tutulum sergiler.

    RA ağırlıklı olarak bir eklem hastalığı olsada bir çok organı etkileyebilmektedir. Gözlerde kuruluk, ağız kuruluğu, akciğerde tutulum gösterebilmektedir. Bazende damarları tutarak vaskülit olarak adlandırdığımız ağır bir tabloya yol açabilmektedir.

    RA tedavi edilmediği taktirde ciddi eklem deformiteleri, malüliyet ve sakatlığa kadar uzanan sorunlar ortaya çıkarabilmektedir.

    Hastalığın Tanısı Nasıl Konulmaktadır ?

    Hastalığın tanısında hastanın yakınmalarının şekli, eklem tutulumu, başlangıcı büyük önem taşımaktadır. Yani hastanın vereceği bilgiler çok önem taşımaktadır. Hastalığın tutacağı eklemler genellikle aynı olacağı için tanı koymada çoğunlukla zorlanılmamaktadır. Ancak bazı durumlarda nadir eklem tutulumu göstererek karşımıza gelebilmektedir.

    Kan tetkikleri RA tanısını koymada oldukça faydalıdır. Ancak kan tetkikleri sadece tanı koymada değil aynı zamanda hastalığın takibinde ve kullandığı ilaçlara bağlı gelişebilecek yan etkileri değerlendirmede de yardımcı olmaktadır. İltihap testleri gibi hastalık için çok özgül olmayan testler sıklıkla yüksek seyretmektedir. Ancak romatoid faktör ve anti-siklik sitrüline peptid (anti-ccp) olarak adlandırılan test hastalık için daha spesifiktir. Hastaların yaklaşık %70-80 kadarında bu testler pozitif olarak bulunmaktadır.

    Hastalığın Tedavisi Nasıl Olmaktadır ?

    RA tedavisinde ilaç, ilaç dışı ve cerrahi yöntemler oalrak üç başlıkta değerlendirebiliriz.

    İlaç dışı yöntemler genel olarak fazla kiloların verilmesi, egzersiz ve hastalığın şiddetini arttırdığını bildiğimiz sigaranın bırakılmasını içermektedir. Sigara kesinlikle hastalığın şiddetini arttırmaktadır.

    RA ilaç tedavisinde son 10 yılda çok büyük değişiklikler olmuştur. Eski bir ilaç olan metotrexate adlı ilaç tüm dünyada hastalık için ilk seçilecek ilaçtır. Metotrexate hastalara kimi zaman tek başına, kimi zaman da diğer ana ilaçlarla birlikte verilmektedir.

    Son yıllardaki gelişmeler ağırlıklı olarak biyolojik tedaviler olarak adlandırılan ilaçlar alanında olmuştur. Bu ilaçlarla vücutta bir sitokin ya da hücre hedef alınarak iltihabın durdurulması hedeflenmektedir.

    Bu ilaçların ne kadar kullanılacağı kestirilememektedir. Çoğunlukla uzun bir süre kullanılması gerekmektedir. Hastalık remisyona girdikten sonra ilaçların dozlarıyla ya da sayılarıyla oynama yapılmaktadır.

    Bazı seçilmiş hastalarda cerrahi müdaheleye gerek duyulmaktadır. Ancak dediğim gibi bu çok az sayıda hasta için geçerlidir.

    Tedavi açısından söylenmesi gereken en önemli nokta bu hastalıkta hangi ilacın kullanılmasından öte düzgün takip düzenli kontrol ve bir romatoloji uzmanının takip etmesidir.

  • Romatizma sadece eklemleri etkileyen bir hastalık mıdır ?

    Romatizma sadece eklemelri etkileyen bir hastalık mıdır ? Bu soruma evet cevabı veriyorsanız demek ki romatizmal hastalıklar hakkında yeteri kadar bilginiz yok demektir. Romatizmal hastalıklar sıklıkla eklemi etkileyebilir ancak eklem dışında neredeyse etkilemediği organ yoktur. Hemen aklıma gelen bir örneği sizlerle paylaşmak isterim. 42 yaşında bir kadın hasta tekrarlayan karın ağrıları nedeniyle başvurmuştu. Bu hastanın bir başka özelliği ise 23 yıldır evli olmasına ve çok istemesine rağmen çocuğunun olmamasıydı. Bu hastanın tanısını Ailesel Akdeniz Ateşi olarak koymuştum. Aldığı tedaviden 2 ay sonra hastanın gebeliği gelişmişti. Çocuklarının adını Bünyamin koymalarını beklemiştim açıkçası ama çocuk kız olduğu için sesimi çıkarmamıştım. Evet hastanın hiç bir eklem yakınması yoktu ama bir romatizmal hastalık tanısı almıştı.

    Romatizmal hastalık bir çok organımızı etkiler. Solunum yolları, beyin, göz, akciğerler, kalp, mide, bağırsaklar bunlardan sadece aklıma gelenler. Bu yüzden kafamızdaki romatizma kalıplarından sıyrılmamız gerekiyor. Hastanın gözünde ağrı, kızarıklık, bulanık görme yakınması gelişiyor. Göz doktoru hastayı muayene ettikten sonra romatoloji polikliniğine yönlendiriyor. Belki bir çok hasta benim romatoloji polikliniğinde ne işim var diye soruyor kendine. Ama sorunun cevabı açık bir çok romatizma hastalığı gözleri etkileyebilir. Hematoloji uzmanına kan değerlerinde düşme ile başvuruyor hasta. Tetkiklerini gördükten sonra hematoloji uzmanı hastayı romatoloji polikliniğine yönlendiriyor. Cevabı aynı romatizmal hastalıklar kan tablosunda değişikliğe yol açabilir. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanına hasta tekrarlayan düşükleri nedeniyle başvuruyor. Doktor bir kaç tetkikini istiyor ve hastasını romatoloji polikliniğine yönlendiriyor. Nedeni ise romatizmal hastalıkların bir kısmında tekrar eden gebelik kayıpları yaşanabilir. Göğüs hastalıkları uzmanı nefes darlığı sebebiyle bir hasta görüyor. Hastasını bir de romatoloji polikliniğine yönlendiriyor. Sebebi yine romatizmal hastalıklar akciğerde bulgulara yol açabilir. Yada başka bir gün kulak burun boğaz doktoru şiddetli nefes darlığı yaşayan bir hastayı romatoloji bölümüne yönlendiriyor. Hasta bazen bize soruyor benim romatizmayla ne işim var diye. Ama gerçekten de hastada ciddi bir romatizmal hastalık tanısı alabiliyor.

    Yukarıda verdiğim örnekleri sayfalar dolusu çoğaltabilirim size, bunlar benim son bir ay içerisinde görüp de aklımda kalan hastaların örnekleriydi. Sonuç olarak romatizmal hastalıklar eklemleri sık etkilemiş olsada diğer organlarımızı da etkileyebilir. Bunların bir kısmı eklem yakınmalarına eşlik edebilirken büyük bir kısmı ise eklem yakınmalarından bağımsız olarak ortaya çıkmaktadır. Günün birinde sizin şikayetleriniz içinde bir romatoloji uzmanına başvurmalısınız cümlesini duyarsanız hiç şaşırmayın ve yazımı aklınıza getirin lütfen.

  • Romatizma, romatoloji, romatizmal hastalıklar

    Romatizma, romatoloji, romatizmal hastalıklar

    Vücudumuzun hareket etmesini sağlayan kaslar, kemikler, eklemler ve bu yapıları birleştiren bağlarda öncelikle ağrı ve hareket kısıtlılığına, bazen de şişlik ve şekil bozukluğuna neden olan hastalıklara, genel olarak romatizma adı verilmektedir.

    · Romatizma tek bir hastalık değildir. 200’e yakın hastalık bu sınıfa girer. Eklem romatizmaları (osteoartrit, romatoid artrit), yumuşak doku romatizmaları (fibromiyalji, boyun ağrısı, bel ağrısı) ve kemik erimesi (osteoporoz) bunlar arasında en sık görülenleridir.

    · Romatizmal hastalıklar genel olarak kadınlarda daha sık görülmekte ve yaş ilerledikçe sıklığı artmaktadır. Bununla birlikte, erkeklerde daha sık görülen (gut, ankilozan spondilit) ya da ön planda gençlerde görülen (örnek: sistemik lupus eritematozus) hastalıklar da vardır. Romatizmal hastalıklar çocukluk çağında da görülebilir.

    · Romatizmal hastalıkların önemli bir bölümünün kesin nedeni bilinmemektedir. Çoğunlukla bulaşıcı-mikrobik değildir. Kalıtsal özellikler (genetik yatkınlık) bazılarında önem taşır. Eklemlerdeki yükü artıran şişmanlık ya da damar yapısını bozan sigara kullanımı gibi dış etkenlerin engellenmesi romatizmalı hastalar için de yararlıdır.

    · Bazı iltihaplı romatizmal hastalıklar kas-iskelet sistemi dışında derimizi (kızarıklık, döküntü), iç organlarımızı (akciğer, böbrek, beyin vb.) etkileyebilir.

    · Bütün sağlık sorunlarında olduğu gibi romatizmal hastalıklarda da en uygun tedavinin yapılabilmesi için, ilk aşamada hastalığa doğru tanının konulması gereklidir. Romatizmal hastalıklara özellikle erken dönemde tanı konulması güç olabilir ve hastanın bir süre konunun uzmanı tarafından tetkik edilmesi ve izlenmesi gerekebilir. Romatizmal hastalıkların belirtileri zaman içinde değişiklik gösterebilir.

    · Romatizmal hastalığı olan her hasta için kişisel bir tedavi planı yapılması gerekir. Başka bir hasta için yararlı olan ilaçlar ya da tedavi girişimleri sizin için uygun olmayabilir. Doktorunuz tarafından önerilmeyen tedavileri uygulamanız, sizin için yararsız ve tehlikeli olabilir; uygun tedavinin yapılması gecikebilir.

    · Romatizmal hastalıkların bir bölümünde hastalık çok uzun süre devam edebilir. Bu hastalıklara müzmin (süregen) (kronik) hastalıklar denir. Bu durumda tedavininin de uzun süreceğini ve verilen ilaçların hekim kontrolünde sürekli alınması gerektiğini unutmayınız. Yapılan tedaviler hastalığı tamamen yok etmese bile, günlük yaşamınızın ağrısız ve rahat olmasını sağlamayı amaçlamaktadır.

    · Eklem, kemiklerimizin birleştiği, çoğu oynar bölgelere verilen isimdir. Bazı eklemlerimiz çok hareketlidir (örnek; dirsek, diz, parmak, ayak bileği eklemleri); bazı eklemlerimiz ise, sadece kemiklerin birleşmesini sağlar (kafatasımızdaki eklemler). Omurgamızda da boyun ve belimizi hareket ettirmemizi sağlayan eklemler vardır. Eklemlerde bulunan kıkırdak dokusu kemiklerin birbirine sürtünmesini engeller.

    · Doktorunuz teşhisinizin artrit olduğunu belirtirse, eklem ya da eklemlerinizde iltihap olduğu kanısına varmıştır. Artrit, ön planda, hareketli eklemlerin hastalığıdır. Artritin en önemli belirtileri eklemde ağrı, şişlik, kızarıklık, sıcaklık ve eklemin normal hareketlerini yapamamasıdır. Ağrı, eklemin hareket etmesiyle, istirahatte ve bazen de gece meydana gelebilir. Hasta eklem bölgesinde, özellikle sabahları ve istirahat sonrası tutukluk (eklemin hareketlerinde güçlük) daha belirgindir. Bu hastalıklarda sadece eklemler değil eklemin çevresindeki kaslar, yumuşak dokular ve bağlar da etkilenebilir.

    · Uzun süren artritler eklemlerde şekil bozukluğuna ve eklemin hiç hareket edememesine yol açabilirler.

    · Halsizlik ve yorgunluk, artritli hastalarda diğer belirtilere sıklıkla eşlik eder.

    · Eklemlerin yapısının, özellikle kıkırdağın bozulması (dejenerasyon) ile seyreden ve halk arasında kireçlenme olarak da adlandırılan osteoartrit (artroz) en sık görülen eklem hastalığıdır. En çok diz ve kalça eklemlerini etkiler, çok sayıda eklemi tutması nadirdir. Genellikle elli yaşından sonra görülür. Bu hastalıkta ağrı genellikle hareket sonrasında ortaya çıkar, sabah yoktur.

    · Eklemlerde bulunan zarın (sinovya) ve daha sonra eklemin iltihaplanmasının ön planda görüldüğü romatoid artrit, yıllar içinde eklemlerin tahrip olmasına yol açabilen, sık görülen, müzmin bir hastalıktır. Çok sayıda eklemde iltihap görülür. Tüm vücudu etkileyen (sistemik) ve iç organları da tutabilen bir hastalıktır. Erken tanı konulması ve uzun süre ilaçlarla tedavi edilmesi gerekmektedir.

    · Omurga ve leğen kemiği eklemlerini tutan müzmin romatizma hastalığı ise, ankilozan spondilit adını alır. Genç erkeklerde daha sık görülür. Tedavi edilmemesi omurga hareketlerinde kısıtlanmaya yol açabilir.

    · Romatizmalı hastaların hastalıkları ve kullandıkları ilaçlar konusunda bilgi edinmeleri yaşamlarını olumlu yönde etkiler. Kullanılacak ilaçlar ve yan etkileri konusunda bilgisahibi olmanız gerekir.

  • Hızla yayılan ishal tehlikesine karşı önleminizi alın

    Hızla yayılan ishal tehlikesine karşı önleminizi alın

    Hava sıcaklıklarındaki ani değişimlere dikkat!

    Günde üç veya daha fazla sayıda yumuşak, sulu dışkılama durumu ishal olarak tanımlanmaktadır. Bu problemi yaşayan kişiler sürekli bir sıkışıklık hissi ile neredeyse tuvalete bağımlı kalmaktadır. Gelişmiş ülkelerde viral nedenli ishaller daha fazla görülürken; sosyoekonomik durumu düşük, alt yapı tesisleri yetersiz, temiz su sorunu yaşayan ve kişisel hijyene önem verilmeyen ülkelerde bakteriyel nedenler ön plandadır. Bu dönemlerde görülen ishaller de daha çok mikrobik ishaller olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygun koşullarda saklanmayan yiyeceklerde üreyen mikroplar, enfekte suların içilmesi ya da bu sularla yıkanmış meyve sebzelerin tüketilmesi ishale neden olur. Aynı zamanda ishali olan kişilerin el hijyenine dikkat etmemesi de mikropların çevreye yayılımını kolaylaştırmaktadır. Başka hastalıklar nedeniyle kullanılan bazı antibiyotikler, bağırsağın emilim kusurları, bazı hormonal hastalıklar, stres de ishal nedenleri arasındadır.

    Aşırı sıvı kaybı hayati riske neden olabilir

    İshal hızla sıvı kaybına neden olduğu için tedavi edilmediği durumlarda ölüme kadar varan olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bebeklerde, yaşlılarda, hamilelerde ve bağışıklık sistemi ile ilgili rahatsızlıkları olan bireylerde hastalık daha ağır seyreder. Bu nedenle sıvı ve elektrolit kayıplarının yerine konulması tedavi için çok önemlidir. İshali olan kişilerin hastalık öyküsünün alınması, muayene ve kapsamlı tetkiklerle tedavi sürecine karar verilmesi gerekir.

    Su, şeker, tuz ve karbonat karışımı sıvı kaybını önlüyor

    Genel durumu iyi olan bulantı ve kusmanın olmadığı ateşi olmayan hastalarda 1 litre kaynatılmış soğutulmuş suya 1 çorba kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı sofra tuzu ve 1 çay kaşığı karbonat konularak karıştırılır ve hazırlanan karışım içilebildiği kadar sık aralıklarla içilir. Daha ağır durumlarda kişi ağızdan beslenemiyorsa, ateşi varsa ve ishal 24 saatten uzun sürdüyse mutlaka hastane şartlarında damar yolu ile sıvı ve elektrolit takviyesi yapılmalı, dışkı incelemesi yapılarak tedavi belirlenmelidir.

    Patates ve muz tedaviye yardımcı oluyor

    Hastalık sürecinde doğru beslenme çok önemlidir. Bu dönemde yağlı ve lifli gıdalardan kaçınmak gerekir. Patates ve muz potasyum kaybını önlemek açısından en önemli gıdalardır. Çorba, haşlama, püre, maarna ve pirinç tüketimi sağlanmalıdır. Tedavinin en önemli kısmı sıvı ve elektrolit kaybını önlemektir.

    Açıkta satılan yiyecekleri yemeyin

    İshale karşı kişisel temizliğe dikkat etmek, özellikle her fırsatta elleri yıkamak, kaynağı bilinmeyen, açıkta satılan veya dağıtılan, denetimsiz içme suları ve bu sularla yıkanmış sebze ve meyveleri tüketmemek, yiyeceklerin taze olmasına, paketlenmiş olarak satılan yiyeceklerin üzerindeki son kullanma tarihinin geçmemiş olmasına dikkat edilmelidir.

  • Alerjik rinit mi ? Grip mi ?

    Grip, özellikle soğuk kış aylarında ya da mevsim geçişlerinde insanların en büyük sorunlarından biri haline gelmektedir. Birçok insan özellikle belli dönemlerde grip etkisi altına girerek sosyal hayatında, aile hayatında ve iş hayatında birçok olumsuz durumlarla karşılaşmasına neden olmaktadır. Grip hastalığı herkesin bildiği gibi oldukça bulaşıcı bir hastalıktır. Bu hastalık, aile içerisinde bir kişide görülse bile diğer aile bireylerinde çok kısa bir sürede aynı şikayetler ortaya çıkar. Grip, enfeksiyonlar nedeni ile ortaya çıkarak kişinin solunum yollarında yaşamını sürdüren virüslerin vücutta meydana getirdiği hasara bağlı olarak kişiye rahatsızlık veren ve insanların yaşam kalitesini oldukça düşüren bir hastalıktır. Hastalık kişiden kişiye bulaşıcı bir özellik göstererek ve vücuda girdikten yaklaşık bir iki gün içerisinde etkilerini meydana getiren bir hastalıktır.

    Özellikle mevsim değişimlerimde birçok hastada grip ve polen alerjisi karıştırılmaktadır. Bu yüzden gereksiz ilaç tedavileri ve hatta antibiyotik uygulamaları yapılmaktadır. Oysa polen alerjisi ve grip birbirinde ayrılabilir.

    Hangi Durumda ALLERJİ akla gelmelidir ?

    1.Şikayetler allerjen ile temas halinde ortaya çıkıyor ise. Her yıl benzer bahar aylarında olması.

    2. Burunda, boğazda, kulaklarda kaşıntının olması.

    3.Hapşırmanın arka arkaya defalarca olması, bazen arka arkaya 10′ dan fazla olması

    4.Beraberinde su gibi ve bol miktarda burun akıntısının olması,

    5. Gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve sulanma yakınmalarının eşlik etmesi.

    6.Burunda bazen sağ tarafta bazen sol tarafta olabilen zaman zaman tıkanıklığın olması.

    7.Ateşin olmaması.

    8.Şikayetlerin uzun süreli bazen bütün mevsim ayları boyunca olması.

    9.Geçmişte veya aynı anda ciltte egzama veya ürtiker ( kurdeşen ) atakları olması.

    10.Ailenin diğer üyeleri arasında, özellikle kardeş ve akrabalarda benzer yakınmaları olan

    kişilerin olması.

    Alerjik olabileceğini aklımıza getirmektedir.

    Uluslararası derneklerin yayınlamış olduğu kriterler bize bu konuda yol göstericidir. ARIA (Allergic Rhinitis and its Impact on Asthma ) belirlemiş olduğu sorular alerjik rinit ile üst solunum yolu enfeksiyonlarının ayrımı konusunda bize çok yardım etmektedir.

    Soru

    YANIT

    Seçenekler

    Aşağıda şikayetlerden herhangi biri sizde var mı ?

    Burnun sadece bir tarafında semptomlar

    EVET

    HAYIR

    Burnunuzdan koyu yeşil veya sarı boşalma

    EVET

    HAYIR

    Postnazal akıntı (gırtlağınızın arka kısmından aşağı doğru) ve koyu mukus ve/veya sulu burun

    EVET

    HAYIR

    Yüzünüzde devamlı ağrı

    EVET

    HAYIR

    Tekrarlayan burun kanamaları

    EVET

    HAYIR

    Koku hissi kaybı

    EVET

    HAYIR

    2.Aşağıdaki semptomlardan herhangi biri çoğu günde en az bir saat var mı ?
    (veya semptomlarınız mevsimselse mevsimin çoğu gününde var mı)

    Islak, sulu burun

    EVET

    HAYIR

    Hapşırma, özellikle şiddetli ve krizler şeklinde

    EVET

    HAYIR

    Burun tıkanıklığı

    EVET

    HAYIR

    Burun kaşıntısı

    EVET

    HAYIR

    Konjunktivit (kızarık, kaşıntılı gözler)

    EVET

    HAYIR

    Birinci sorunun cevabı evetse alerjik rinit düşünülmez daha çok üst solunum yolu enfeksiyonlarında gördüğümüz şikayetlerle uyumludur. Koku hissi kaybı varsa, sarı yeşil akıntı oluyorsa, tek taraflı burun tıkanıklığı varsa, ciddi bir yüksek ateşe yol açıyorsa enfeksiyon aklımıza gelmelidir.

    İkinci sorunun cevabı evetse alerjik rinit düşünmemiz gerekir. Özellikle uzun süreli bu şikayetleri yaşayan hastaların alerji ile ilgili tetkiklerini yapması gereklidir.

    İlkbahar ve yaz mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsimi her tarafta uçuşan polenler; burun akıntısı, hapşırmalar, gözlerde kızarıklıklar ve kaşıntılar uykusuz geceler gün için devam eden yorgunluk anlamına geliyor. Alerji uzmanlarının ‘alerjik rinit’ tanısı koyduğu bu hastalık, her geçen gün daha çok insanın özellikle iş ve okul hayatını etkiliyor. Alerji uzmanları tarafından tanısı konulup tedavi edilirse, hastanın hayat kalitesi iş ve okul hayatı düzeliyor ancak tedavi edilmediğinde astımla sonuçlanan daha tehlikeli bir süreç başlıyor. Alerji ile ilgili şikayetlerimiz başladığında mutlaka alerji uzmanlarına gitmek gerekir.