Etiket: Hastalık

  • Her unutkanlık alzheimer  mı?

    Her unutkanlık alzheimer mı?

    Kişinin etkinliklerinde kısıtlılığa yol açan ve beynimizin en önemli işlevlerinden biri olan bellek bozukluğu sonucu ortaya çıkan bir sorun unutkanlık olarak adlandırılır. Yaşlılarda bunama hastalığının ilk bulgusu olabileceğinden dolayı özellikle ciddiye alınması gerekir. Yaşlanma ile kişilerde ılımlı bir unutkanlık olması normaldir, endişelenmeye gerek yok, “Yaşla-ilintili unutkanlık” ismi verilen bu durum ilerlemediği sürece herhangi bir hastalığa yol açmaz. Fakat bu tip hastaların periyodik olarak takip edilmesi gerekir, çünkü bu unutkanlık, eğer ilerleme gösteriyorsa, ciddi hastalıkların habercisi olabilir.

    Daha genç yaşlarda görülen unutkanlığın nedeni ise sıklıkla psikiyatrik sorunlardır. Günümüzde şehir ve çalışma hayatının getirdiği stres, depresyon beyin işlevlerinden dikkatin toplanması ve kontrol etmeyi bozarak unutkanlık yapar. Ayrıca bazı vitamin eksiklikleri, guatr hastalıkları, beyin tümörleri, beyin damarındaki tıkanmalar, beyin kanamaları, MS ve daha bir çok hastalık da kendisini unutkanlıkla gösterir. Unutmamamız gerekir ki devam eden bir unutkanlık tıbbi olarak araştırılmayı hak etmektedir.

    Yaşlılıktaki hangi unutkanlık durumlarında endişelenilmelidir?

    Yaşlılıktaki her türlü unutkanlık bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanı, nörolog, psikiyatrist ve geriatrist tarafından görülüp değerlendirilmelidir.

    Unutkanlığı giderek artan, unutkanlık dışında yol bulamama, aritmetik yapamama, içe kapanma, canlı hayaller görme gibi ilave bulguları olan, ailesinde Alzheimer hastası olan, felç geçiren, ciddi kaza geçiren kişilerde unutkanlık daha ciddiye alınmalıdır. Bilinen bir nörolojik hastalığı olan (örnek olarak beyin damar hastalığı, Multipl Skleroz, epilepsi gibi) veya diğer tıbbi hastalıkları olan ( şeker hastalığı, kalp krizi, herhangi bir kanser gibi ) kişilerdeki unutkanlığın altında mevcut hastalıklar yatabildiğinden daha özenli ve ayrıntılı bir inceleme gerekir.
    Unutkanlık nasıl değerlendirilir?

    Öncelikle hekim, kişinin şikayetlerini dinler, tüm öyküsünü alır ve hastayı iyi bilen bir yakını ile konuştuktan sonra unutkanlığın günlük yaşamdaki etkisini anlar. Hastayı en iyi bilen yakını her zaman aileden birisi olmak zorunda değildir. Bazı durumlarda bu kişi, bir komşu, evdeki bakıcı kadın, mahalledeki bakkal gibi başka birisi de olabilir.

    Ardından “nöropsikolojik testler” adı verilen ve kişi ile yüz yüze ona sorular sorma, çizimler yaptırma ve bazıları bilgisayar başında tuşlara basma şeklinde yaptırılan bir takım testler ile unutkanlığın tipi ve şiddeti ölçülür. Bu testlerin ardından hekim gerekli görürse beyin tomografisi, EEG, lomber ponksiyon, SPECT,PET, kan-idrar tetkikleri gibi ek tetkikleri isteyebilir. Beyin MRG incelemesi özellikle nadir rastlanan ama unutkanlığa yol açabilecek diğer nedenleri dışlamada oldukça etkindir. Bazı durumlarda B12 ve folik asit gibi basit vitamin eksiklikleri, guatr gibi hastalıklarda unutkanlık yapabileceğinden bunlara yönelik kan testleri de yapılmalıdır. Bütün tetkikler ile birlikte hekim bir klinik tanıyı koyar.

    Normal Basınçlı Hidrosefalisi olan hastalarda da unutkanlığın ön planda olduğunu unutmamalıyız ve mutlaka ayırıcı tanı yönünden daha sonra pişmanlıklar yaşamamak adına bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanından da görüş almalıyız.

    Alzheimer Hastalığı ve Unutkanlık

    Alzheimer hastalığı bunama yapan hastalıklar içinde en sık izlenen bozukluk olup ilk bulgusu unutkanlıktır. Zaman içinde bu unutkanlığa yön bulamama, giyinememe, idrar tutamama ve çeşitli davranış bozuklukları eklenir.

    Alzheimer hastalığı henüz nedeni tam aydınlatılamayan şekilde beyin hücrelerinin programlanandan daha erken ölmesi nedeniyle olmaktadır ,yaşla beraber her kişide beyin hücre ölümü olmaktadır ama Alzheimer hastalığında bu süreç çok hızlı ve erken olmaktadır. Hücre ölümüyle birlikte beyin yavaş yavaş küçülür. Alzheimer hastalığı bulaşıcı bir hastalık veya kanser değildir.

    Bu hastalık için en önemli risk faktörü ileri yaşlı olmalarıdır. Günümüzde tüm dünyada hızla artmakta, 65 yaş ve üstü kişilerde sıklıkla görülmektedir. Alzheimer hastalığının görülme sıklığı yaş ile artmaktadır (65 yaş üstü 100 kişiden 8’inde Alzheimer hastalığı görülmektedir). Yaşlanma kaçınılmazdır. Günümüzde Türkiye’de 230 bin civarında Alzheimer hastası olduğu düşünülmektedir ve bu sayı ileride maalesef artacaktır. Genç nüfusun giderek yaşlanacağı bir ülke olarak Türkiye’de 30-40 yıl sonra bu hastalığın en önemli sağlık sorunu olacağını söyleyebiliriz. Mevcut tedavilerin erken dönemde etkili olmasından dolayı ve çeşitli koruyucu tedbirleri almak amacıyla hastalıkta ERKEN TANI çok önemlidir.
    Hastalık için en önemli risk faktörleri ise Yaş (değiştirilemez faktör), geçmişte depresyon (değiştirilebilir faktör), damar hastalıkları (Kalp krizi, tansiyon yüksekliği, kolestrol yüksekliği vb gibi) değiştirilebilir faktörler, geçmişte ciddi kafa travmaları, düşük eğitim düzeyi.
    Korunmak için ne yapmalıyız?

    Genel sağlımıza dikkat etmeliyiz.

    Sağlıklı yaşlanmalıyız.

    Tansiyon yüksekliği, kolestrol yüksekliği gibi kalp hastalığı riskleri bunama için de risk faktörü olduğundan kontrol altına aldırmalıyız.

    Zihinsel aktivite yapmalıyız. Bulmaca, su doku çözmeli, kitap okumalıyız.

    Düzenli yürüyüş yapmalıyız ve vücudumuzu zinde tutmalıyız.

    Düzenli beslenmeliyiz. Katı yağlar yerine sıvı yağlar tüketmeliyiz, daha çok yeşil sebzeli yiyecekler yemeliyiz.

    Özellikle depresyon gibi psikiyatrik hastalıklar varsa tedavi olmalıyız.

    Aşırı alkol tüketmemeliyiz.

    Sigara içmemeliyiz.

    Unutkanlık olduğunda “yaşlılıktandır” demeyip bir hekime başvurmalıyız.

    Normal Basınçlı Hidrosefalisi olan hastalarda da unutkanlığın ön planda olduğunu unutmamalıyız ve mutlaka ayırıcı tanı yönünden daha sonra pişmanlıklar yaşamamak adına bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanından da görüş almalıyız.

  • Bel ağrısında tanı nasıl konur?

    Bel ve bacak ağrısı ile seyreden hastalıklar çok çeşitlidir. Yani bel ve bacak ağrısı bulunan her hastaya “Mutlaka bel fıtığı !” peşin hükmü ile yaklaşmak doğru değildir. Bel fıtığı tablosunu taklit eden pek çok hastalık vardır. Basit bir spor yaralanması romatizma, enfeksiyon hastalıkların, kanser ve bel kayması gibi birçok hastalık bel ve/veya bacak ağrısı ile seyredebilir.

    Mesela mekanik bel ağrısı grubuna soktuğumuz ve en sıklıkla görülen bel ağrısı Kas-İskelet Sistemi hastalıklarına bağlıdır. Çoğunlukla kaslarda, bağ dokusunda veya eklemlerdeki ufak hasarlanmalar ile oluşur. Bunun yanı sıra kötü ve hatalı vücut duruş şekli, bir bacak kısalığı, beldeki omur ve kıkırdakların az oksijenlenmesine neden olduğu için sigara kullanımı, stres gibi psikososyal faktörler de nedenler arasında sayılabilir.

    Daha ciddi olan grupta bel ağrısı yakınmasına en sık yol açan rahatsızlıklar ise bel fıtığı (lomber disk hernileri), disk dokusunun yıpranması (dejeneratif disk hastalığı), bel kayması (lomber spondilolisthezis), bel omurga kanal daralması (lomber dar kanal, stenoz) gibi durumlardır. Bunların dışında çok daha az görülen, ama omurganın ciddi rahatsızlıkları olan tümör, enfeksiyon, travma, kemik erimesine (osteoporoz) bağlı omurga kırığı sayılabilir.

    Bu sebeple önce teşhisin ne olduğu net olarak ortaya konmalıdır. Çünkü tedavide başarıya giden yol her şeyden önce doğru teşhisten geçer. Bel ağrısı araştırılmasında düz röntgen filmlerinin önemi günümüzde azalmış olmakla birlikte özellikle dinamik problemlerin incelenmesinde hareketli filmlerin yeri hala doldurulamamıştır. Günümüzde güçlü manyetik rezonans cihazları (MR) ve EMG dediğimiz tetkik tercih edilmekte ise de bazen kemik dokusuyla ilgili patolojilerde bilgisayarlı tomografiye (BT) de başvurulur. Özellikle ameliyat sonrası dönemde gerçekleştirilen çekimlerden elde edilen görüntülerin yorumlanması tecrübe gerektirir.

    Bazen bel fıtığı ile hayati önem arz eden diğer birtakım hastalıkların ayırıcı teşhisini yapabilmek için kemik sintigrafisi; ve kemiklerin kuvvet ve yoğunluğu hakkında fikir edinmek ve osteoporoz teşhisini kesinleştirmek amacıyla kemik yoğunluk ölçümlerine de başvurulabilir.

  • Ozon tedavisi ile hastalıklardan kurtulun

    Ozon, atmosferin bir kaynağı ve oksijenin yüksek enerjili halidir. Gökyüzünün mavi renginin kaynağı olan ozonun dünyadaki yaşam için ne denli önemli olduğu son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Dünya için bu kadar önemli olan ozon, tıp dünyasında da günden güne çok daha önemli bir yer edinmektedir. Ozon tedavisi ile kanserden diyabete, tansiyondan böbrek rahatsızlıklarına kadar pek çok hastalığın tedavisinde başarılı sonuçlara ulaşılmaktadır.

    Ozon Tedavisi İle Kendinizi Çok Daha Genç Hissedebilirsiniz

    Anti-aging: Yaşlanma ve yaşlanmanın etkilerinin geri alınması, bedensel ve ruhsal anlamda daha sağlıklı, zinde olmak ozonun getirdiği yararlar arasındadır.

    Detoksifikasyon: Çeşitli nedenlere vücuda giren kimyasal ve biyolojik atıkların zararsız hale getirilmesi ozon tedavisi ile sağlanabilmektedir.

    Zayıflama Tedavisi: Ozon tedavisi insan vücudunda yarattığı etkiler aracılığı ile kilo sorunlarını giderebilmektedir. Ayrıca özellikle ozonun içeriği olan yüksek enerjili oksijen sayesinde deri hücrelerinin canlanması ve gençleşmesi sağlanmakta, sellülit sorunları da giderilmektedir.

    Bağışıklığın güçlenmesi, direncin artması: Ozonun sağladığı en önemli yararlardan biri de sağlıklı olan kişilerin bu halinin devamının sağlanmasıdır. Artan vücut direnci, güçlenen bağışıklık sistemi sayesinde çeşitli enfeksiyon hastalıklarına yakalanma olasılığı azalırken, hastalıkların da kısa sürede atlatılması mümkün olmaktadır.

    Kronik Yorgunluğun Giderilmesi: Çağımızda birçok kişinin ortak derdi olan sürekli olarak kendini yorgun, bezgin hissetme durumu ozon yardımıyla giderilmektedir. Ozonun verdiği etki ile yorgunluğa neden olan kimyasal reaksiyonlar önlenmektedir. Yüksek enerjili oksijen, insanların kendilerini zinde ve sağlıklı olarak hissetmelerini sağlamaktadır. Bu geçici bir hissediş değil, tedavi sonrasında da devam eden bir durumdur.

    Ağrıların Giderilmesi: Herhangi bir hastalık olmaksızın sağlıklı insanlar da çeşitli nedenlerle ağrı hissedebilmektedir. Bunun nedeni yorgunluk, stres ya da başka bir etken olabilir. Ozonun etkisiyle bu ağrılar oluşmamakta ve oluşanlar da giderilmektedir. Ayrıca kanser ağrısı, yaralanma, yanık, kesik gibi travmalar sonucu oluşan veya psikolojik kaynaklı ağrılar da ozonla tedavi edilebilmektedir.

    Ozon Tedavisinin Kullanıldığı Hastalıklar

    Ozon insanların sağlığını koruyan ve kaybedilen sağlığı geri kazandıran bir etken, klasik tıp yöntemlerinin dışında veya karşısında olan bir tedavi değildir. Tüm tedavi yöntemlerinin yanında veya soruna göre tek başına da uygulanabilmektedir.

    Damar hastalıkları ve dolaşım sorunları, Enfeksiyon Hastalıkları, yara tedavisi, hepatit AIDS gibi viral Hastalıklar, Multiple Skleroz çölyak gibi Otoimmun Hastalıklar, yaşlılığa bağlı unutkanlık, hafıza kaybı, gibi rahatsızlıklar, akciğer ve karaiğer hastalıkları, böbrek Hastalıkları, şeker Hastalığı, cilt hastalıkları, kanser hastalıkları, ortopedik rahatsılıklar, diş ve diş eti hastalıkları, bağırsak hastalıkları, kadın hastalıkları ve cinsel sorunların tedavisinde ozondan faydalanılmaktadır.

    Tedavi Yöntemleri

    Tedavide kullanılan ozon gazı medikal ozon jeneratörlerinde saf oksijenden üretilir. Üretilen ozon tedavide daima oksijen ile karışım halinde kullanılır. Ozon tedavisi yöntemlerinin hepsi hastaya ozonu güvenilir ve zararsız bir şekilde vermeye yöneliktir. Tedaviyi uygulayan doktor, bilgileri ve deneyimleri ile hastası için uygun ve gerekli olan yöntemi seçmektedir. Ozon tedavisi hiçbir ilacın sahip olmadığı kadar geniş bir uygulama alanına sahiptir. Bu nedenle ozon tedavisi oldukça pratik ve yararlı bir tedavi yöntemi olarak başarı ile uygulanmaktadır.

  • Ozonun kullanıldığı hastalıklar

    İyileşmeyen yaralarda; Diabet(şeker hastalığı) yaralarında, enfekte olmuş ve iyileşmeyen yaralarda, yatakta uzun süre yatmaya bağlı ortaya çıkan bazı yaraları(dekubitus ülserleri), dolaşım bozukluğuna bağlı bacaklarda ortaya çıkan ciddi yaraların tedavisi, ozon tedavisinin temel uygulama alanlarındanbiridir. Yara bölgesine kan akımını sağlayan kılcal damarları geliştirerek yara bölgesine gelen kan ve oksijeni artırmış olur. Aynı zamanda yara oluşmasına sebep olan bakterileri öldürerek tedavi sağlanır. Ayrıca çeşitli nedenlere bağlı cilt allerjileri, ekzamalar ozon tedavisine adaydırlar. Ayrıca ameliyat sonrası zor iyileşen yaralar ve yara izlerinde ozon önerilmektedir.

    Bel ve boyun fıtıklarında; direk fıtık içersine ameliyathane koşullarında verilerek bel ve boyun fıtıklarında %85-90 iyileşme sağlar. Ozon diskektomi denmeğe başlanmıştır. Ayrıca doku çevresine DİSCSAN denilen teknikle verilerek Fıtklar tedavi edilir.

    Kanserin tedavisinde ve önlenmesinde; Nobel ödülü sahibi bilim adamı Dr. Otto Warburg, kendisine Nobel ödülü kazandıran çalışmasında kanserin temel nedeni olarak oksijensiz yaşamı gösteriyordu. “Dr. Warburg’a göre vücuttaki ‘onkojen’ler stres, kirlilik, radyasyon yanında oksijensizlik gibi faktörlerle uyarılarak kanseri başlatabiliyor. ‘Kanserin tek ve nihai temel nedeni oksijensiz yaşamdır, yani ‘anaerobiosis’tir. Normal hücreler oksijene gereksinme duyarlar, oysa kanser hücreleri oksijensiz yaşayabiliyor. Oksijen eksikliği, kanserin yayılmasını kolaylaştırıyor. Kanser hücreleri, oksijen açısından zengin bir ortamda varlıklarını sürdüremediğinden, yeterli oksijen sağlanırsa, tümör dokusunun beslenmesinin bozulduğu ve tümör hücrelerinin öldüğü tespit edilmiştir. Ozon tedavisinin, direkt tümör hücrelerini öldürücü etkisi yanında tamamlayıcı olarak “bağışıklık sistemini güçlendirici, kemoterapi-radyoterapinin tümör üzerindeki öldürücü etkilerini artırarak tamamlayıcı tedavi olarak oldukça başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.Ozon aynı zamanda kanserin metastazını kolaylaştıran genleri de baskılamaktadır.

    Kalp damar hastalıklarında Ozon kanı incelterek ve damarları genişleterek kalp ve diğer dokuların aktif oksijenlenmesini sağlamaktadır.Oksijen daha rahat dokulara bırakılmakta hastaları kalp krizi riskinden ve oksijen eksikliğine bağlı ağrı ve doku hasarından korumaktadır. Kalp nakli bekleyen hastalar için ozonterapi kourtarıcı bir rol oynamaktadır. Ozon güçlü bir oksidan olduğundan yağları, kolestrolü eritir yani damarlarımızı temizler. Tansiyonumuzu normal hale getirir, kan basıncımızdaki günlük dalgalanmaları düzenli, stabil hale getirir.

    Kas, Eklem ve Romatizmal Hastalıklarda; Kemik deformasyonu gelişmemiş gonartrozlarda (eklem harabiyetleri), eklem içine yapılan ozon enjeksiyonları ile hem eklem içine hava yastığı oluşturacak, hem de eklem şişkinliğini azaltarak ağrıyı giderecektir. Ayrıca kıkırdak dokunun yeniden tamir edilmesini sağlar. Romatoid artrit gibi bağışıklık sisteminin sapması ile ortaya çıkan hastalıklarda bağışıklık sistemini regüle ettiğinden diğer medikal tedavilerle kombine edildiğinden dramatik iyileşmeler gözlenmektedir. Ayrıca yoğun adale ağrıları, yorgunluk, uyku bozuklukları ile seyreden ve çok yaygın rastlanan bir hastalık olan fibromiyaljide ozon başarılı tedavi yöntemlerinden biridir.

    Virüslerden kaynaklanan hastalıklar; AIDS, zona,uçuk gibi viral hastalıklarda virüsün vücuttan atılmasında, ozon bağışıklık sistemini güçlendirir. Aynı zamanda virüse direkt teması ile etkili olur. Böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesinde,Ozon sauna ter bezlerini uyararak terlemeyi artırma yolu ile lenfatik sistemde birikmiş toksinleri, ağır metalleri, kimyasal maddelerin atılmasını hızlandırarak böbreğe yardımcı olur. Toksinleri etkisiz hale getirerek, deri, akciğer, böbrek ve bağırsak yolu ile atılmasını sağlar.böbrekten 24 saat boyunca çalışmasını gerektiren ağır metallerin boşaltım işini, saunada terleme yolu ile 15 dakikada yerine getirir. Bu nedenle doktorlar, ağır böbrek hastalarına ev tipi ozon saunasını önermektedir.

    Deri hastalıklarında;Ozon, virüs bakteri, egzama, sedef ve mantarları öldürdüğünden bunların sebep olduğu deri enfeksiyonlarını tedavi eder. Ter kokularını önler. Daha temiz, daha yumuşak yenilenmiş bir cilt sağlar. Bölgesel kan dolaşımını artırır. Kan, lenf ve deri hücrelerine nüfus eden ozon sayesinde dokuların iyileşmesi ve kendini yenilemesi hızlanır.

    Göz hastalıklarında ozon tedavisi;Yaşa bağlı dolaşım bozuklukları gözüde etkilemektedir. Gözde retina adı verilen görme merkezindeki ve optik sinirdeki harabiyetler çeşitli derecelerde görme bozukluğu oluşturmaktadır. Yapılan klinik çalışmalarda, ozon tedavi sonrası 6-8 ay içerisinde görmede iyileşmeler kaydedilmiştir. Tedavinin devam ettirilmesi halinde görme performansında artış gözlenmiş veya daha kötüye gidiş durdurulmakta olduğu saptanmıştır.

    Bağırsak hastalıkları;İltihaplı bağırsak hastalıklarında özellikle erken dönemde rektal ozon gazı püskürtülmesi şeklinde yapılan bölgesel uygulamanın çok yararlı olduğu kanıtlanmıştır.

    Kadın hastalıklarında;Tedaviye dirençli alt genital enfeksiyonlarda bakteri, mantar, virüs öldürücü etkisi ve hormanal durumu düzenleyici rolüyle etkili olur.

    Nörolojik hastalıklarda;Multiple skleroz, alzheimer, parkinson gibi gibi nörolojik hastalıklar ile Myotoni, Muskuler Distrofi veya Spastik çocuklarda kas-sinir hastalıklarında başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Sağlıklı yaşlanmayı ve genç kalmayı sağlamak amacıyla; “Anti-Aging”bir başka değişle “geriye yaşlanma”bu yöntemin hedefi uzun yıllar gençliğinizi korumak ve dinç kalmayı sağlamak. Bu amaçla yapılması gereken çok şey var elbette. İşte bunlardan biri de “ozonterapi”ozon sayesinde oksijenin dokular tarafından daha iyi kullanımı sağlanır, bağışıklık sistemi harekete geçirilir. Bunu takiben vücudun kendi antioksidanları ve serbest radikallere karşı savaşan diğer hücreleri de aktive olurlar. Hücreler tıpkı insanlar gibi solurlar. Bunun için hücre seviyesindeki ortamda oksijen moleküllerinin bulunması şarttır. Yaşlanma nedeniyle uzun süredir yeterince oksijenlenmeyen hücreler ozon tedavisinden sonra artık fonksiyonlarını daha yüksek oranda gerçekleştirebilmektedirler. Fizik kapasitede azalma, yürüme güçlüğü ve baş dönmesi gibi belirtiler ile kendini gösteren beyindeki dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri mevcuttur. Ozon uygulanan kişilerde yaşlanmayı önleyici etkilerin yanı sıra yaşam kalitesinin önemli düzeyde arttığı bilinmektedir.

    Selülit için ozon terapi (ozon sauna);Ozon farklı mekanizmalarla selülitte etkilidir. Ciltte biriken yağ asitleri ile etkileşerek yağ zincirlerinin kırılmasına ve vücuttan atılmasına neden olur. Ayrıca alyuvarların oksijen taşıma kapasitesini artırarak, kılcal damarlarda kan akımının düzelmesi ile yağ dokusu hücrelerinin metabolizmaları normal hale döner. Yapılan çalışmalarda, ozon terapinin selülitin geleneksel tedavisinden daha etkili olduğu ortaya çıkarılmıştır.Çok etkin bir yöntemdir.

    Kronik Yorgunluk Sendromunda Ozon Tedavisi; Çağımızın hastalıklarından biri kronik yorgunluk sendromudur. Bu hastalıkla kişiler yorgunluk gerektirecek bir iş yapmadığı halde kendini yorgun hissetmektedir. Hatta o gün hiç hareket etmediği halde sanki tonlarca yük taşımış gibi kendini bitkin hissederler ve kesinlikle kıpırdayacak güçleri bile kalmamıştır. Türkçe’de “canlı cenaze sendromu” olarak tanımlanan bu hastalık son yıllarda her geç gün daha çok sayıda insanı pençesine almaktadır. Tedavisi oldukça güçtür. Kronik Yorgunluk Sendromunda ozon önemli düzenlemeler sağlayabilmekte ve hücre seviyesinden başlayarak vücutta hastalığın yol açtığı kötü etkileri anlamlı düzeyde silebilmektedir.

    Stresle Mücadelede Ozon Terapi; Günlük yaşam mücadelesi, iş yoğunluğu, mesleki sıkıntılar, endüstriyel olarak hazırlanan gıda ürünleri, çevre kirliliği, nikotin, alkol, kahve, manyetik kirlenmeler, yanlış yaşam biçimi ve hatalı beslenme, hareketsizlik, hastalık ve enfeksiyonların her biri yaşamımızda başlı başına bir stres nedeni oluşturur. Hastalıkların ve enfeksiyonların tedavisinde etkili olurken, kirlilik ve vücudumuzda biriken toksinlerin atılmasını sağlar. Ayrıca stres hormonu olarak adlandırılan adrenalini vücut da yakarak stresimizi azaltır.

    Detoks (Toksinlerden Arınma) için Ozon Terapi; Soluduğumuz hava,yediklerimiz ve içtiğiz su, toksinler ve kirletici maddeler yavaşça vücudumuza girerler ve cildimiz vasıtası ile emilirler. EPA(ABD Çevre Koruma Ajansı) verilerine göre, yiyeceklerimizde 3000’den fazla kimyasal bulunmaktadır ve yetişkinler her yıl 1.81 kg. pestisiti(zirai ilaç artıkları)tükettikleri gıdalarla birlikte almaktadırlar. Yağ dokularımızda depolanan toksinler ve kimyasallar (tarım ilacı artıkları, suni kimyasallar ve gıda koruyucuları) yavaş yavaş sağlıklı doku ve hücreleri yok ederler ki bu durum hem bir çok hastalığın hem de yaşlanmanın sebebidir. Ozon uygulama yöntemlerinden biri olan ozonlu sauna ile bu birikmiş toksin ve kimyasal maddeler deri yolu ile atılır. Aynı zamanda dokuların oksijenlenmesi sağlanmış olur. Ozon sauna derinin üçüncü bir böbrek, ikinci bir akciğer sistemi gibi çalışmasını sağlar.

    Zeka ve Ozon Tedavisi; Birçok sebeple akciğerlerimizden kana geçen oksijen az olabilir ya da beyne giden kan akımı yetersiz olabilir. İşte bu durumlarda oksijen (ozon) tedavisi çok önemlidir. Kanın direkt oksijenlenmesini artıran ozon tedavisi en ideal ve doğal yoldur. Batı’da özellikle Almanya’da işadamları ve sporcular yoğun bir şekilde ozon tedavisi almaktadırlar. Sınava hazırlanan öğrencilerde kullanılan ozon konsantrasyonu ve belleği artırdığı, hafızayı güçlendirdiği gözlemlenmiştir. Oksijeni aynı zamanda “serbest radikal” denilen elektronlarını kaybetmiş zararlı maddelerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Serbest radikaller bulundukları dokularla birleşerek onları fonksiyonlarını yapamaz hale getiriyor. Bu etki 30 yaşında başlıyor 40’lı yaşlarda artarak ilerliyor ve 50’li yaşlardan itibaren dramatik bir şekilde çoğalarak fark edilen bir yaşlanmaya ve pek çok hastalığın ortaya çıkmasına neden oluyor. Güçlü anti-oksidan sisteme sahip olmak oksijene dayalı bir yaşam için en temek gereksinimdir. Tek hücreli organizmalar bile eğer serbest radikallere karşı savunma mekanizması geliştirmemiş olsalardı hayatta kalamazlardı. Oksijenle yaşayan her organizma bu tehlikeyi etkisizleştirecek sistemlere sahiptir. Serbest radikallerin beyin işlevlerini yavaşlatıcı etkisi en iyi ozon tedavisi ile giderilebilir.

    Diş hekimliğinde diş çürüklerini önlemede ve yeni başlamış çürüklerde tedavi amaçlı olarak kullanılmaktadır. Cinsel Fonksiyonların Düzenlenmesinde; Ozon terapi alanlarda cinsel fonksiyonlarda artış gözlenmiştir. Özellikle stres ve de diyabet hastalarını erken dönemde görülen cinsel sorunlarının giderilmesinde oldukça etkili bir yöntemdir.

    Cilt bakımı ve güzelliği, vucudun sıkılaştırarak forma girmesi, diri bir görünüm kazanması, göğüslerde dikleşme, göbek çevresi ve gıdık yağlarının eritilmesinde etkinliği kanıtlanmıştır. Yorgunluğa bağlı gözaltı torbalarının ve morluklarnın giderilmesinde de başarı ile kullanılmaktadır.

    Ani işitme kayıplarında ve kulak çınlamalarında ozonterapi sayesinde umut verici gelişmeler vardır.

    Osteonekrozda yani herhangi bir nedenden dolayı özelliklede kemoterapi alanlarda kemik kanlanması ve beslenmesi bozulmaktadır. Bu alanda ozonterapi tedavi protokollerine girmiştir.

    Diyaliz hastalarının ozonlanmış kan ile tedavisinde umut verici gelişmeler vardır. Ani böbrek yetmezliğinde ozon hayat kurtarıcı bir rol alır.

  • Trişinoz : trichinose

    TRİŞİNOZ : TRİCHİNOSE

    Hayvanlarda ve insanlarda barsaklarda ve kaslarda Enflamasyon (iltihap,yangı ) yapan bulaşıcı, zoonoz bir hastalıktır. Hastalık en çok Domuz, Sıçan, Köpek, Kedi, Tilki, Ayı, Porsuk ve Kunduzlarda görülür.İnsanlara da geçer. Hastalık domuz eti yenen ülkelerde görülür. Yurdumuzda da kontrolsüz (kaçak) satılan Domuz etinin özellikle çiğ yenilmesi nedeniyle arasıra rastlanılmaktadır.

    ETKEN : Hastalığın etkeni Trichinella spiralis adı verilen parazit olup ergin tenya (şerit) şekli gözle zor görülen, erkeği 1,5 mm, dişisi 4 mm boyunda gayet küçük ince bir iplik şeklinde olup barsaklarda bulunurlar. Bunun larvası olan Trişin kaslarda bulunup 0,5-1 mm boyunda sivri başlı, helezon (spiral) biçimindedir. Bu Trişinlerin 2 ila 7 tanesi limon biçiminde bir kapsül içerisinde bulunur.

    Kasların içerisindeki Trişinler hayvan vücudunda 30 yıl kadar canlı kalır. Kesilmiş hayvan etlerinde 55 C da ölürler, tuzlanmış, dumanlanmış ve kokuşmuş etlerde 2-3 ay, – 4 C da 1 yıl , -15 C da 1 ay, -25 C da 15 gün canlı kalabilir. Hastalık deneysel amaçla hastalıklı etlerin laboratuvar hayvanlarına yedirilmesi ile oluşturulabilir.

    BULAŞMA : Hastalık Trişinli etleri, mutfak, mezbaha ve kasap dükkanlarının Trişinli artıklarını,Trişinli sıçan ,fare,tilki ve porsuk kadavralarını leşlerini,hayvan (ölülerini),Trişinli dışkılarla bulaşık yem ve suları Domuzların yemesi ve içmesi yoluyla sindirim sisteminden bulaşır.

    Ergin Trişinler barsaklarda döllenmeden sonra binlerce embriyo meydana getirir, bunlar barsak kenarından kan ve lenf yollarına girerek kasların içinde yerleşirler. Trişinli etlerle yenen larvalar da mideye gelip kapsülü eridikten sonra barsak kenarına giderek erginleşir ve döllenme yapıp binlerce embriyon verir ve bunlarda kan ve lenf yolu ile kaslara girip yerleşirler; 3 haftada 1 mm büyürler,2 ayda da limon gibi kapsülle çevrilirler, bu kapsüllerin bazıları kireçlenir. Kaslara giren larvalar gömlek değiştirerek 15 gün sonra hastalık yapacak duruma gelirler.

    BELİRTİLER : Barsaklardaki ergin Trişinler fazla sayıda olursa 1-2 hafta sonra sancı, diyare ile enterit baş gösterir ve birkaç hafta içinde ölümle sona erer. Kaslardaki Trişin larvaları fazla sayıda olursa ; Kaşıntı,yüzün şişmesi, sertlik, hareket zorluğu, ses kısıklığı, çiğneme ve yutkunma zorlukları, çenede sertlik ve trismus, vücutta ödemler görülür, hayvanlar 1-2 ayda tekrar iyileşirler.

    İNSANLARDA BELİRTİLER : Barsak Trişinozunda ; susama , terleme , diyare , enterit , pnömoni , menenjit ve anemi gibi ağır belirtilerle ölümler görülür. Kaslardaki şeklinde Romatizmal ağrılar, sertlikler, yüzde şişme, konuşma zorluğu, öksürük, ateş ile tedavi edilmezse 1-2 haftada ölümle son bulur.

    OTOPSİ : Kesilen ve ölen hayvanlarda barsak Trişinozunda enterit ve peritonit görülür.Barsaktan alınan materyalden mikroskopta x 40 büyütme ile ergin Trişinler görülür.Kas Trişinozunda , diafragma , kaburga arası , dil , boğaz , boyun , omuz , yanak , karın kaslarında, tendonlara yakın kısımlarda,lifler arasında sarımtrak beyazımsı renkte küçük kistler görülür;etler soluk , çevreleri iltihaplı olur.Kistler limon biçiminde olup içlerinde 2-7 adet larva bulunur.Kistler 6-9 ayda kireçlenirler.

    TEŞHİS : Canlı hayvanlarda dil altından ve kenarından veya dilden küçük bir parça kesilir iki cam arasında iyice ezilir. Mikroskopta x 40 büyütme ile bakılır.Serolojikve Allerjik testlerde kesin sonuca götürür.

    Mezbahalarda en çok Domuzlarda, diafragma ve dil altından veya dilden ufak parçalar kesilerek Trişinoskop’ta veya Mikroskopta x 40 büyütme ile bakılır ve tipik helezon (spiral) biçimindeki larvalar görülür.

    KORUNMA : Hastalıkla savaş için en köklü çareler Domuz etlerinde sistematik Trişin aranması,parazitli etlerin yok edilmesi, Mezbaha ve Domuz barınaklarında :sıçan ve farelerin sık sık öldürülmesi, Domuzlara pişirilmiş artıklar verilmesi , Mezbahalara köpek, kedi sokulmaması gibi yöntemler uygulanır.

    Trişinli etlerin yakılarak yok edilmesi, Trişin miktarı az olursa yarım saat pişirilerek yedirilmesi güvenilir çarelerdir.

    Günümüzde Mebendazole ve Praziquantel etken maddeli ilaçların Evcil Domuzlara belirli aralıklarla verilmesi Trişinlerin Tenya ve Larva şekillerini yok etmektedir.Fakat her ne suret ile olursa olsun Yaban Domuzlarının etlerinin özellikle de çiğ olarak tüketilmesi önlenmelidir. Bu yolla İnsanlarda Trişinoz Hastalığı ortaya çıkmaktadır. En iyisi İnsanların Domuz eti tüketmemesi ,tüketecek ise mutlaka Veteriner Hekimi kontrolünden geçmiş Trişinsiz Domuz etlerini tüketmeleri İnsan sağlığı bakımından çok önemlidir.

    SAĞITIM : Barsak şeklinde Mebendazole ve Praziquantel etken maddeli tenya ilaçları, Kas Trişinleri içinde Mebendazole ve Praziquantel etken maddeli ilaç lar etkili olmaktadır. İnsanlarda Hastalık öldürücü olduğundan Sağıtım Hastanede yatarak ve uzun süre ilaç kullanarak olmaktadır.

    Sağlıklı günler dileği ile…

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ
    Veteriner Hekimi – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.

  • Arginine

    Arjinin yarı esansiyel aminoasitlerden olan ve vücudumuz tarafından belli bir bölümü üretilen bir aminoasittir. Neredeyse %65 ‘i üretilirken kalan kısmı besinlerden tedarik ederiz. Özellikle protein içeriği fazla olan besinlerde et ve et ürünlerinde bolca bulunmaktadır.
    Vücudumuzda üretilen miktar yeterli olmadığı için dışardan da belli oranda Arginine almak esastır.

    Arjinin Vücutta Ne Yapar?

    Arginine gercçekten çok yararlı bir aminoasittir. Üstünde birçok çalışma yapılmış ve birçok farklı hastalıkta kullanılması önerilmiştir. Arginine kullanmanın en önemli faydaları kan dolaşımını ve debisini arttırmasıdır. Nitrik oksite dönüşerek bir damarları genişleterek bu işlevi yerine getirir.

    Bu durumun birçok avantajı vardır. Bağışıklık sisteminiz güçlenir, doğurganlık artar , detoks yeteneğiniz artar. Argininin bir diğer faydası ise hormon üretiminde artışa neden olmasıdır. Özellikle büyüme hormonu ve insülin bunların en önemlileridir. Bu hormonlar sayesinde fiziksel performans,dayanıklılık ve güçte artış sağlar.

    Argininin Diğer Faydaları

    İnflamasyonla savaşır
    Arterioskleroz ve damar hastalığı riskini azaltır
    Kan damarlarını tamir eder
    Konjestif ve koroner kalp hastalıklarında faydalıdır
    Yüksek Tansiyonu düşürmede faydalıdır
    Atletik performansı arttırır
    Bağışıklığı güçlendirir
    Kas ağrılarını hafifletir
    Böbrek fonksiyonlarını düzenler
    Mental aktiviteyi düzenler
    Demansla savaşır
    Erektil disfonksiyon ve erkek infertilitesinde faydalıdır
    Soğuk algınlığına karşı faydalıdır.

    Arginine denildiğinde aslında en önemli metaboliti olan Nitrik Oksit ‘i tanımak gerekli. Nitrik oksit hayvanlar ve bitkiler tarafından üretilen reaktif bir gazdır. Vücutta nitrik oksit Arginin ve Nitrik oksit Sentaz enzimi ve bir dizi işlem sonucu oluşur. Arginine damar duvarında bulunan endotel hücreleri tarafından kullanılması için nitrik oksite çevrilir ve bir çok faydasını bu sistem üzerinden yerine getirir.

    Arginine vücutta yeteri kadar olmadığı zaman kişilerde halp hastalığı riski artar.

    Şimdi 5 ana başlık halinde Arginin’in faydalarından bahsedeceğiz:

    1-) Kalp Sağlığına İyi Gelir:

    Çalışmalar bize Arginin’in inflamasyonu baskılamada ve damar dolayısıyla kardiovaskuler hastalıklara iyi geldiğini kanıtlıyor, bu durum oral arginin takviyesinin kardiologlar tarafından en fazla önerilen ürün olmasının da nedeni. Yüksek kalp hastalığı riski olan kişilerde kalp krizi ve inme riskini azaltmak için oral arginin kullanılır.

    Ayrıca arginin hastalarda yüksek kolesterol değerini azaltır, konjestif kalp hastalığı riskini azaltır , dayanıklılık ve kalp nedenli göğüs ağrılarında azalmaya neden olur(1). Göğüs ağrısını Nitrik Oksit değerini arttırarak gerçekleştirir. Son olarak arginin egzersiz performansında artışa neden olur. Bu durum özellikle dolaşım problemi ve kalp hastalığı hikayesi olan kişilerde belirgindir.

    2-) İnflamasyonu azaltarak Yaşlanma karşıtı Etkisi:

    Kalp sağlığı etkilerine ek olarak arginin inflamasyonun neden olduğu hastalıklarla savaşmada çok başarılıdır. Özellikle serbest radikalleri azaltma yeteneği bulunan arginin yaşlanma karşıtı bir etki gösterir. Bu etkisi Superoksit Dismutaz enzimi mekanizmasi ile gerçekleştirir. Genellikle Arginin kronik hastalıkları baskılamada ve serbest radikalleri uzaklaştırmada Omega 3 ve Vitamin C kombinasyonu ile birlikte kullanılırlar(2).

    Arginin ayrıca merkezi sinir sistemi ve immun sistem fonksiyonlarını düzenler. Bu etkiyi nörotransmitter olarak görev yapan ve beyni dış etkilerden koruyan Nitrik Oksit sayesinde yapar.
    Arginin ayrıca bazı metabolik hastalıklarda ve üretra travması sonucu kanda amonyak artışında, kandaki amonyak miktarını azaltarak fayda sağlar. Amonyak vücutta protein yıkımıyla ortaya çıkan , nekroza neden olup hücresel yıkım ve inflamasyona neden olan bir maddedir(3).

    3-) Egzersiz Performansını Arttırır:

    Arginin’in kan dolaşımını arttırdığını ve bu durumun kaslara ve eklemlere oksijen , besin taşıdığından bahsetmiştik. Bu etki arginin’in egzersiz performansını arttırmasını minimum ağrı ile gerçekleştirmesinin nedenidir. Ayrıca el – ayak soğukluğu olan dolaşımı bozuk , artrit veya diyabetli hastalarda iyileşme ve kan akımını arttırması ile iyileşmeyi arttırır. Arginin takviyesinin yürüyüş mesafesini ve kas ağrılarında azalma sağladığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır(4).

    Ayrıca arginin insanda büyüme hormonu ,prolaktin ve Prolin ,Kreatin , Glutamat gibi aminoasitleri arttırır. Bu maddeler glukozun hücreye girişini insülin düzeylerini dengeleyerek sağlar. Ayrıca kas yaralanmalarında hızlı iyileşme sağlar.
    5 ila 9 gram arginin takviyesi alan hastalarda büyüme hormonunun belirgin derecede arttığını gösteren çalışmalar bulunmaktadır(5). Dinlenme halinde bile arginin büyüme hormonunu %100 arttırır. Bu durum egzersiz yapmasa bile kas yapısında artışa neden olabilir. Egzersize ek arginin kullanılması durumunda ise bu değer %300 – %500 arasında artmaktadır.

    Ayrıca arginin kandaki insülin değerini arttırarak kas yapımında artışa bir başka şekilde de yardımcı olur. Bu hormonal değişiklikler kas iskelet sisteminde iyileştirme,devamlılığı sağlar.

    4-) Bağışıklığı güçlendirir , Enfeksiyon Yayılımını Engeller:

    Arginin değeri düşük hastalarda kanser ve bazı hastalıkların arttığı bildirilmiştir. Bağışıklık sisteminin ana hücreleri olan Lenfositler ve T lenfositler vücudu koruma görevini yerine getirmek için arginin’e ihtiyacı vardır(6).

    Arginin’e ek olarak kullanılan omega 3 ve vitamin takviyeleri sayesinde enfeksiyon riski belirgin azaltılır. Özellikle bu durum solunum yolu hastalıklarında belirgindir. Ayrıca kanser hastalarında ve ameliyat sonrası yara iyileşmesinde arginin çok faydalıdır. Arginin tarafından üretilen prolin ciltte kollajen sentezini arttırır ve antioksidan aktiviteyi azaltır.

    Ayrıca yanık iyileşmesinde kullanılır ve diş çürüklerini azaltır. Ancak bu konulardaki çalışmalar daha yeterli değildir.

    5-)Erektil Disfonksiyon ve Kısırlık Tedavisinde Yardımcıdır:

    Birçok çalışmada argininin hücre yenilenmesinde ve kan dolaşımına faydalarından bahsetiştik. Bu faydalar sonucunda spermüretimi ve buna ek olarak sperm hareketlerinde artışa neden olur. Özellikle kalp hastalığı olan erkeklerde erektil disfonksiyon daha sık görülmektedir. Bu hastalarda nitrik oksit miktarı da belirgin düşüktür. Bazı çalışmalarda arginin’in erektil disfonksiyon tedavisinden %92 ‘ye varan başarıyla tedavi ettiğiden bahsedilmektedir.Bazı çalışmalarda stresin argininden sperm oluşması durumunu baskıladığını göstermiştir. Bu nedenle daha az stresli kişilerde arginin daha etkili olur. Buna ek olarak Glutamat ve Arginin birlikte kullanıldığında argininin tek başına kullanımından daha başarılı olduğu gösterilmiştir. Buna ek olarak birçok ilaç arginin gibi Nitrik oksiti arttırarak erektil disfonksiyon tedavisinde kullanılır.Ayrıca kadınlarda da genital kan akımını arttırarak seksüel problemlerde ve kısırlıkta fayda sağlar. Ayrıca arginin yeşil çay ve orman meyveleri gibi antioksidanlarla birlikte kullanıldığında kadınlarda doğurganlığı arttırır.

    Peki yeteri kadar arginin alıyor muyuz?

    Arginin vücut tarafından üretilen bir aminoasit. Ancak inflamasyon, yaş , diyet kalitesi,genetik faktörler nedeniyle ihtiyaç olan düzeyde üretim değişmektedir.
    Örneğin vegan diyetle beslenenlerde arjinin alım miktarı azdır. Ayrıca bozuk bağırsak sağlığı arginin emiliminin yeterince olmamasına neden olabilir.
    Peki arginini besin olarak nerelerden alabiliriz?
    Organik yumurta
    Yoğurt , kefir gibi süt ürünleri
    Otlakta yetişmiş büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar
    Susam tohumu
    Kabak çekirdeği
    Badem
    Deniz balıkları
    Spirulina
    Hindistan cevizi

    Arginin Dozu ve Yan Etkileri:

    Arginin asla doktor kontolu ve izni olmadan kullanılmamalı. Doz durumu hastalık ve kişinin yaşına göre değişkenlik göstermektedir. Örneğin sağlıklı erişkinlerde daha sağlıklı bir hayat için 1 gr günlük önerilirken ameliyat sonrası yara iyileşmesinde bu oran 9 grama kadar çıkabilir.

    Yan etki olarak ise protein artışına bağlı olarak Gut hastalığına neden olabilir. Ayrıca karın ağrısı , kusma , düşük kan basıncı ve ishale neden olabilir.

    Hepinize sağlıklı mutlu günler.

  • İdeal kilo nedir?

    Pratikte şişmanlığın ölçümü için kullanılan çok basit üç yöntem vardır:

    1. BMI -Body Mass Index (Beden kitle indeksi)
    2. Bel çevre ölçümü:
    3.Vücut Yağ Miktarı

    BMI-Body Mass Index (Vücut kitle indeksi): BMI-Body Mass Index yani vücut kitle indeksi ile boyunuza göre kilonuzun ideal kiloda olup olmadığı değerlendirilir. Vücut kitle indeksi, kilonun boyun karesine oranıdır. İdeal kilo vücut kitle indeksi adı verilen bir değerlendirme ile bulunur. Herkesin bir ideal kilo aralığı vardır. Bu aralıktaki kilo normal kabul edilmektedir. Vücut kitle indeksi arttıkça kilonun getirdiği hastalık riskleri de artmaktadır.

    Hesaplama:

    Vücut Kitle indeksi: Vücut ağırlığı/(Boy)2

    Sizin Vücut Kitle İndeksiniz Kaç?

    WHO-World Health Organisation(Dünya Sağlık Örgütü)’nün obezite hastalığı testi gruplandırması aşağıdaki şekildedir:
    Vücut Kitle İndeksi 20-24.9 kg/m2 arası normal,
    Vücut Kitle İndeksi 25-29.9 kg/m2 arası fazla kilolu
    Vücut Kitle İndeksi 30 kg/m2 ve üzeri obezite,
    Vücut Kitle İndeksi 30.0-34.9 I. derece obezite
    Vücut Kitle İndeksi 35.0-39.9 II. derece obezite
    Vücut Kitle İndeksi 40 kg/m2 ve üzeri morbid obezite ( III. derece obezite)

    Vücut Kitle İndeksi 20-24.9 kg/m2 arası normaldir. Biz buna ideal kilo aralığı denir. İdeal kilo tek bir değer değildir. Kişi hayatı boyunca kilosunu bu sınırlarda tutmaya çalışmalıdır. Gençlerde 20’ye daha yakın iken zamanla 24.9’a yakınlaşabilir.

    Bel Çevresi Ölçümü:
    Fazla kiloda bel çevresi ölçümü önemlidir. Kadınlarda 80 cm erkeklerde 94 cm den fazla ise fazla kiloluda da hastalık riski artar. Kadınlarda 88 cm erkeklerde 102 cm den fazla ise hastalık riski çok daha fazla artar.
    Vücut kitle indeksinin 20-24 kg/m2 arası olması ve bel çevresinin kadınlarda 80 cm erkeklerde 94 cm den küçük olması bizim için idealdir.
    Ölçülerimizdeki hedefimiz ve ulaştığımızda koruyacağımız değerlerdir.

    Vücut Yağ Miktarı: Vücudumuzun yaydığı elektromanyetik dalgalarla çalışan bir aletle vücut yağ miktarı belirlenebilir.

    Bayanlar için
    Erkekler için
    %20-29 Normal
    %10-19 Normal
    %30-34 Fazla kilolu
    %20-24 Fazla kilolu
    %35-40 Şişman (Obez)
    %25-30 Şişman
    % 40- Aşırı şişma (Morbid obez)
    %30- Aşırı şişman (Morbid Obez)

    İdeal kilodan sapmalar:

    Fazla kilolu:

    Vücut Kitle İndeksi 25 – 29.9 kg/m2 arası fazla kilolu

    Obezite:

    Obezite hastalığını WHO-World Health Organisation, yani Dünya Sağlık Örgütü ‘vücutta hastalıklara neden olacak şekilde ve oranda normal olmayan, çok fazla yağ birikimi’ olarak tanımlamaktadır.
    Vücut Kitle indeksi 30 kg/m2 ve üzeri obezite olarak değerlendirilir. Obezite bazı hastalıklara yakalanmada risk oluşturmaktadır.

  • Elektro akupunktur tanı yöntemi e.a.v (electro. Accu. Voll) yöntem nedir?

    Sağlığı koruyucu, Hastalık Tedavisi, Hastalık Sonrası Rehabilitasyon ve Acil durumlarda gelişen tıbbi disiplinler dönemin ve toplumların gereksinimlerini karşılamak doğrultusunda binlerce yıldan beri evrimleşmektedir.

    Modern tıp alanında gelişen tanı metotlarından biyomedikal laboratuvar ve görüntüleme yöntemleri akut – acil durumlarda ve klinik seviyedeki hastalıkların teşhisinde başarılı olurken, kronik ilerleyici hastalık süreçleri, hastalık öncesi sağlık bozulmaları ve sağlık durumunun devamlılığı konusunda bireye özel önleyici ve destekleyici tıbbi yaklaşımların oluşturulmasında yetersiz kalmaktadır.

    Özellikle Kuantum Fizik alanındaki son gelişmeler Yaşam, Varlık, Sağlık ve Tıp alanlarında yeni tanımlamaları gündeme getirmiştir. Yeni anlayışa göre Yaşam: madde ve enerjinin fonksiyonel işbirliğidir.

    Hücre + Hücre zarı elektriksel potansiyeli + Hücrenin yaşamsal süreçlerini düzenleyen manyetik alanı.

    Hücre zarı elektriksel potansiyeli fizyolojik fonksiyonlar hakkında ölçüm yapıp bilgi alabildiğimiz süreçlerin olduğu kısımdır. EAV teşhis yöntemi EKG. EMG. EEG gibi hücre zarı elektriksel potansiyelindeki değişiklikleri saptayabilen yeni nesil tanı yöntemidir.

    ELEKTRO AKUPUNKTUR TANI YÖNTEMİ E.A.V.

    E.A.V Dr.Voll tarafından geliştirilen ve organizmanın ilgili test verilerine tepkisinin deri üzerindeki akupunktur noktasından sorgulandığı tanı yöntemidir. Akupunktur gibi Bütünsel Tıp alanlarında, çalışan Hekimlerce 1970 li yıllardan bu yana sürekli olarak geliştirilmekte ve kullanılmaktadır. Bu yöntem binlerce yıllık geleneksel ve tamamlayıcı şifa sanatları ile modern Batı teknolojilerinin bir sentezidir.

    E.A.V YÖNTEMİN AMAÇLARI:

    Akupunktur meridyenlerindeki enerji dengesizlikleri sağlık dinamiklerinden uzaklaşma ve hastalığa kadar giden süreçleri başlatır. Binlerce yıldan beri Akupunktur vücudun temel düzenleme mekanizmalarını dengede tutmak amaçlı uygulanmaktadır.

    E.A.V yöntemi

    1-Bireyin sağlık durumunun değerlendirilmesinde

    2-Hastalık seviyesine ulaşmamış, klinik testler ile saptanamayacak seviyedeki sağlık sorunlarının değerlendirmesinde

    3-Klinikolarak saptanmış hastalıkların nedenleri hakkında detaylı analiz imkanı sağlayarak hızlı bir şekilde anlaşılmasında

    4-Etkintedavi kürlerinin planlanmasında,

    5-Hastanın tedaviye uyumunu optimize etmede

    Akupunktur ve Tamamlayıcı Tıp hekimlerinin tercihi olmuştur

    YÖNTEM:

    EAV (Elektro AccuVoll) test; EKG. EEG. EMG gibi elektrodermal testler arasında olup bir elektriksel devre üzerinde hastanın Bağdokusunun iletkenliği (Biyoimpedans)ve akupunktur noktasının elektriksel potansiyelini ölçme esasına dayanır.

    Potansiyeldeki değişimlerin tespiti ile bireyin sağlık durumu ve tedavi engellerin şiddeti hakkında ayrıntılı bilgi elde edilir. Bireyin sağlık dinamiklerine bağlı olarak ölçüm döngüsünde kullanılan test maddeleri ile ilgili uyaranlara deri direnci ve akupunktur nokta potansiyeli net bir “evet” veya “hayır” olarak cevap verir.

    Bu yöntem Bağ dokusunun, organların sağlık durumu,, Biyolojik yaş,Sağlığı bozucu sebepler , Latent asidoz, ,Alerjiler ,Gıda İntoleransları, Ağır metaller, Akut ve kronik enfeksiyon yükleri, doku ve hücresel seviyedeki hormon, enzim ,vitamin, mineral eksiklikleri hakkında bilgi verir..

    Bütünsel sağlık anlamında bireye özel geleneksel ve tamamlayıcı tıp kürlerinin panlanmasına yardımcı olur.

  • Biorezonans terapisi nedir, hangi durumlarda uygulanır

    Biorezonans metodu frekans kontrollü bilgisayar tarafından yapılan bir tedavi yöntemidir. Bu 1975 yılında icat edilen bir cihaz olmasına rağmen ülkemizde resmi olarak 2007 yılında kullanılmaya başlanmıştır ve cihaz T.C.Sağlık Bakanlığınca onaylanmış bir Tıbbi Cihazdır.

    Biorezonans Terapisi (BRT olarak anılacaktır). Vücuda dokunan-alerji yapan-intolerans gösteren madde ve maddelerin veya canlı organizmaların (virüs, parazit, bakteri ve mantar gibi) vücudumuz içinde yaydıkları hastalık yapıcı frekansların, cihaz tarafından algılanıp ,düzeltilerek, vücuda tekrar verilmesi esasına dayanır.

    İnsan organizması farklı elektromanyetik frekansları yayar. Bunların hepsinin kendine özgü-farklı frekansları vardır. Hep birlikte hastanın genel frekans spektrumunu belirlerler. Bu hastanın bireysel frekansıdır. Hasta ve sağlıklı insanın frekans yapıları birbirinden farklıdır.

    Hastanın frekans örneğinde saklanan yabancı frekanslar (Alerjenler, virüsler, bakteriler, amalgam, mycosis v.s..) normal frekans düzenini bozarlar. Bu frekans düzenini bozan elektromanyetik frekanslar belirlenir ve cihaza transfer edilir. Elektrotlar vücudun belli yerlerine yerleştirilir. Cihazda hastalık yapan frekanslar ters çevrilir ve hastanın vücuduna geri verilir. İYİLEŞME terapi frekanslarıyla gerçekleşir. Biyolojik , fiziksel frekanslar güçlendirilir.

    Biyofiziksel bir teknik olduğu için kimyasal ilaçlar kullanılmaz.Biorezonans cihazından yayılan frekansın gücü bir cep telefonundan yayılanın binde biri kadardır.

    Hiç bir yan etkisi yoktur.

    Vücudumuza zarar veren elektromanyetik frekanslar cihaz aracılığı ile ters çevrilir ve kişiye gönderilir. Birbirinin tam tersi iki manyetik alan karşılaşınca nötrlesir. Bu şekilde bakterilerin, virüslerin, parazitlerin, ağır metallerin vb. tüm zararlı etmenlerin manyetik bilgisi vücudumuzdan temizlenmis olur.

    Ayrıca vücudumuza ait tükürük, idrar gibi sıvılarda bulunan sağlıklı frekanslar da güçlendirilerek kişiye verilir. Böylelikle bağışıklık sistemimiz desteklenmiş olur. Bu da iIaçsız, ağrısız ve kalıcı olarak. iyileşme anlamına gelmektedir.

    Vücudumuzdan yayılan ossilasyon veya frekans denilen titreşimler saptanabilmekte ve kaydedilebilmektedir. Bu frekanslar hücreler arasındaki bilgi alışverişini sağlamakta dolayısı ile tüm biyokimyasal yani maddesel süreçleri yönetmektedirler. Biorezonans cihazı tedavi sürecinde bu bilgi alışverişi düzeyine etki etmektedir.

    Hücreler arasındaki ve vücudun bütünü içindeki iletişimi bozan yabancı frekansların ortadan kaldırılması vücut üzerindeki stresi ortadan kaldırır ve sistemin düzgün biçimde işleyebilmesini sağlar. Düzgün işleyen bir sistemde hastalık oluşmaz ya da oluşan hastalık sistemin üzerindeki stresin ortadan kaldırılması ile geriye döndürülebilir.

    Biorezonans önce vücut üzerinde nasıl bir baskı olduğunun araştırmasını yapar. Bu baskı ağır metaller, alerjiler, zehirli maddeler, enfeksiyonlar, az bilinen parazitler, bulunamayan mantar enfeksiyonları, çevredeki yoğun elektrik alanlar ya da yaşanılan bölgenin coğrafi özelliklerinin kişide yarattığı etkiler olabilir. Biorezonans tüm bu zarar vermesi muhtemel faktörleri test edebilir. Bünye üzerinde saptanan baskılayıcı–zarar verici maddenin- faktörün frekansı ortadan kaldırılır. Bünyenin içindeki enerji akış yolları temizlenir. Sistemin düzgün işlemesi sağlanır.

    Teknolojinin kullanılmaya başlandığından beri edinilmiş tecrübeler sunucu 400 kadar hastalıkta standart tedavi protokolleri belirlenmiştir. Her yıl yapılan kongrelerde dünyanın değişik ülkelerinden gelen biorezonans kullanıcısı doktorların ve biorezonans uygulayıcısı alternatif tıp mensuplarının tecrübelerini paylaşıyoruz. Dünyadan devamlı gelen ve farklı hastalıklar için dökümente edilen başarılı tedavi örnekleri gerçekten çok cesaret vericidir. Biorezonansa “sağlıkta yeni çağın habercisi” denmesinin sebebi de budur.

    Elektromanyetik dalgalar kullanarak alerji testi yapılır. Bu testin bilinen alerji testleri kadar kesin sonuçlar verdiği çalışmalar ile gösterilmiştir. Bu testin esas farkı ise bünye üzerinde esas kötü etkiyi yaratan gizli alerjilerin de ortaya çıkmasının sağlanmasıdır. Diğer testlerde çıkmayan gizli bir alerji bulunduğunda bu alerjileri de hafifletir ve ortadan kaldırır. Bulunan alerji biorezonans kullanılarak ortadan kaldırılabilir. Bu alerji cilt tipi olabilir ya da solunum yollarını tutmuş olabilir.

    Birçok durumda ise geçirilmeyen kronik hastalığın sebebi olarak bir alerji bulunabilir ve alerjinin ortadan kaldırılması kronik hastalığı tedavi eder. Ağrı o bölgedeki problemin vücut tarafından ifade edilme yoludur. Kronik ağrılarda ise ağrının geçirilmesi sistemin bir bütün olarak ele alınmasını ve sistemin üzerindeki yükün temizlenmesini gerektirir.

    Sonuçlar bünyenin ne kadar stres altında/kirlenmiş vs. olduğuna göre değişir. Genel bir kural olarak çocuklardaki etkinlik her zaman daha güçlüdür.

    Bağışıklığın düşmüş olduğu durumlar Sistemin düzgün çalışmaması ve toksinlerin birikmiş olması kendini en sık bağışıklığın düşmesi ile gösterir. Geçirilemeyen enfeksiyon hastalıkları bazen biorezonansı yardımcı olarak kullanarak bazen de sadece biorezonans kullanarak geçirilebilir. Bu işlem enfeksiyon yapan ajana karşı biorezonans uygulamak yanında bağışıklığı bozan sebebin saptanıp ortadan kaldırılması ile yapılır.

    Biorezonans bünye üzerinde stres yapan faktörleri tarar. Bu faktörlerden bir kısmı sistem üzerinde yük oluşturan zehirli maddelerdir. Bu maddelerin freakanslarının sıfırlanmaya çalışılması ile detoksfikasyon yaratılır. Bünyenin temizlenmesi genel sağlık durumunu iyileştirir. Biorezonans ile detoksifikasyon yanında bünye üzerinde stres yaratan diğer faktörler de araştırılıp giderilebilir. Bunlar içinde amalgam dolguların yarattığı bozulma, cep telefonlarının yarattığı bozulma, yaşanılan coğrafi alanın yarattığı bozulma, önceden yapılmış aşıların bünye üzerinde yarattığı bozulma sayılabilir. Tüm bu etkiler biorezonans ile ortadan kaldırılabilir.

    Dünyadaki kullanımlarında kronik hastalıkların tedavisinde detoksifikasyonla birlikte lenf ve karaciğerin uyarılması genel bir kural olarak kabul edilebilir. Biorezonans ile kolayca sağlanabilecek bir etkidir. Spor yaralanmalarında kullanıldığı gibi ameliyat sonralarında da kullanılabilir. Düşkün bünyelerde kişinin ameliyata hazırlanması ve direncinin arttırılması için de kullanılabilir.

    Biorezonans bütünsel ve düzenleyici bir terapi metodudur. Klasik tıptaki uygulamara destek verdiği gibi, hastalıkların temelinde yatan etkenleri bulur ve titreşim seviyesinde vücudun bağışıklık ve atılım sistemlerine destek vererek bu hastalıkların giderilmesinde insana destek olur.

    Yaş sınırı yoktur. Besin intoleransları olan küçük bebeklerde bile etkiliği olduğu gibi, ileri yaşta kronikleşmiş hastalıklarda da rahatlıkla kullanılır.

    Ancak gebeliğin ilk 3 ayında ve bazı ilaçların kullanımında terapileri uygulamıyoruz.

    Organ ve doku nakli olanlarda Biorezonans uygulanmaz. Doktorunuz size daha detaylı bilgiler verebilir.

    Biorezonansta akupunkturda bilinen meridyenler yani enerji akım yolları ve akupunktur noktaları üzerinden terapiler uygulamak mümkündür. Akupunktur ile uygulanılan terapi reçetelerini de biorezonansa dahil edilebilirler.

    Tedavi süresi kişiye göre değişir. Zira öncelikle hasta kanını biyofiziksel anlamda test etmek ve hastalığa yol açan etkenleri bulmak gerekir. Örneğin, aynı şikayetleri olan 2 farklı romatizma hastasında çok farklı faktörler tetikleyici olabilir. Bunları tespit edince terapi planı hazırlanır ve uygulamaya geçilir.

    Evinizde veya iş yerinizde size zarar veren etkenler veya zehirlerle (örn. Mantar, asbest gibi) temasta bulunuyorsanız lütfen bildiriniz.

    Size zarar veren veya alerji yapan maddeleri ortaya çıkarmak için kanınız tarafımızdan test edilecektir. Daha sonra yapılacak olan görüşmede doktorumuz size neticeyi bildirecektir.

    Terapi seans aralıkları çoğunlukla haftada bir kez ve yaklaşık 1 saat olmakla beraber test neticesine göre tespit edilir ve size bilgi verilecektir.

    Lütfen terapi öncesi ve sonrası 6 saat boyunca alkol ve kahve tüketmeyiniz.

    BRT tedavisinden sonra.; Nadiren de olsa geçici yorgunluk hissedebilirsiniz, ağızınızda kuruluk oluşabilir, mide bulantısı oluşabilir, kokulara karşı hassasiyet oluşabilir. Tüm bunlar bol su içmekle düzelecektir. Zaten doktounuz sizi bolca su tüketmeniz konusunda uyaracaktır.

  • Akupunktur ve akupunkturla tedavi edilebilen hastalıklar

    Akupunktur

    Akupunktur vücudun belli noktalarına iğne batırılarak, elektrostimulasyon ya da lazer uygulanarak yapılan bir tedavi yöntemidir. 5000 yıl kadar önce Çinliler tarafından bulunmuştur. Çinliler oklu silahla yaralananların ateşli silahla yaralananlara göre daha çabuk iyileştiklerini görmüşler. Akupunktur noktaları, bağ dokusunun birleşme noktalarında bulunmaktadır. Akupunktur noktası uyarıldığında ürperti, sıcaklık gibi duyumlar mekanoreseptör uyarımından kaynaklanmaktadır. Batı tıbbında sebep- sonuç ilişkisi vardır, analitiktir. Çin tıbbında ise hastalık değil, hasta ön planda değerlendirilir. Zihinsel , duygusal ve fiziksel bulgular birlikte gözlemlenerek teşhis konulur. Vücutta ying ve yang denilen birbirine zıt ancak uyum içinde iki enerji vardır. Ying ve yang arasındaki dengenin bozulması hastalıklara neden olur. Akupunkturda ying ve yang arasındaki dengeyi düzenlemek esastır. Akupunktur, elektriksel ve kimyasal olarak bozulmuş dengeyi yeniden oluşturur ve bedenin kendi ilacını üretmesini sağlar.

    Akupunktur ve Akupunkturla Tedavi Edilebilen Hastalıklar

    Ruhsal Hastalıklar

    İnsomnia (uykusuzluk)

    Depresyon

    Anxiete (sebepsiz korku, kaygı)

    Konsantrasyon azlığı

    Panik atak

    Nörozlar (korku, panik)

    Homonal Hastalıklar

    İnfertilite (kısırlık)

    Adet sancısı

    Diabet (şeker hastalığı)

    Tiroid bezi hastalıkları

    Kalp – Damar Sistemi

    Hipotansiyon

    Arterioskleroz (damar sertliği)

    Hipertansiyon (yüksek tansiyon)

    Ürogenital Sistem

    Oligomenore (adet azlığı)

    Dismenore (sancılı adet)

    Doğuma bağlı idrar kaçırma

    Empotans (iktidarsızlık)

    Frijidite ( cinsel soğukluk)

    Nörojenik mesane

    Sistit ( idrar yolu iltihabı)

    Menapoz hastalıkları

    Göz Hastalıkları

    Santral retinit

    Göz kayması

    Göz tembelliği

    Şaşılık

    Alerjik konjunktivit ( göz nezlesi)

    Solunum Yolu Hastalıkları

    Grip

    Kronik bronşit

    Farenjit

    Akut Tonsilit

    Akut sinüzit

    Ses kısıklığı

    Gribe karşı vücut direncini arttırmak için

    Kuru öksürük

    Allerjik rinit

    Allerjik bronşit

    Bronşial astma (astım)

    Akut rinit

    Romatizmal Hastalıklar

    Sırt ve bel ağrıları

    Siyatik

    Romatoid artrit

    Servikal artroz ( boyun kireçlenmesi)

    Gonartroz ( diz kireçlenmesi)

    Boyun fıtığı

    Akut eklem romatizması

    Lumbar disk hernıasyonu (bel fıtığı)

    Gastrointestinal Sistem

    Peptik ulkus (ülser)

    Karaciğer yağlanması

    Mikrobik sarılık (viral hepatit)

    Gastrik hiperasiddite

    Gastropitoz (mide düşüklüğü)

    Akut ve kronik kolit

    Akut ve kronik gastrit

    Konstipasyon (kabızlık)

    Deri Hastalıklar

    Zona

    Alopesi (saç dökülmesi)

    Akne ( ergenlik sivilceleri)

    Psörlasis (sedef hastalığı)

    Ağız Hastalıkları

    Akut ve kronik farenjit

    Gingivit ( diş eti iltihabı)

    Aftlar (ağızdaki yaralar)

    Nörolojik Hastalıklar

    Behçet hastalığı

    Periferik nöropati

    Trigeminal nevralji

    Fasial paralizi (yüzfelci)

    Başağrısı ve migren

    Parkinson

    Multıpl skleroz erken dönem

    Kulak Hastalıkları

    Baş dönmesi

    Tinnutis (kulak çınlaması)

    Meniere Sendromu