Etiket: Hastalık

  • Astım veya allerjik bronşit

    Tekrarlayan hırıltı- hışıltı, öksürük atakları, hele bir de nefes alıp vermede güçlük varsa; akla gelmesi gereken en önemli hastalıklardan birisidir.
    “Astım” kelimesi, anne babalara korkutucu gelmekte; genellikle daha yumuşak bir ifade olan “allerjik bronşit” kullanılmaktadır. Hatta bazen anne babalar, “bizim çocuğumuzun hastalığı henüz astıma dönmemiş; allerjik bronşit” derler. Oysa her iki terim de aynı hastalığı ifade etmektedir.

    Astım; diğer ülkelerde de olduğu gibi bizim ülkemizde de giderek artmaktadır. Bölgelere göre değişmekle birlikte ülkemizde yaklaşık her 10 çocuğun 1’i astımlıdır. Giderek de artmaktadır.
    Astım, genetik bir yatkınlık üzerine, karşılaşılan bazı dış etkenlerin de kolaylaştırması ile ortaya çıkan, esas olarak solunum sistemini etkileyen bir hastalıktır. Çoğu, çocukluk döneminde ortaya çıkar.

    Hazırlayıcı faktörler var mıdır?
    Evet.
    -Ailede astım veya başka bir allerjik hastalık öyküsü olması önemlidir. Örneğin anne veya babada astım varsa, çocukta olma ihtimali %20 oranında artar. Yine kardeşler, yakın akrabalar da bu ihtimali artırır.

    -Solunum sistemini olumsuz etkileyen çevresel faktörler önemlidir. Bunların en önemlisi de sigara dumanıdır. Çocuğun yaşadığı evin hangi odasında olursa olsun, çocuk yokken bile içilse zararlıdır. Başka odada içmek, kapıyı kapatıp pencereyi açmak, dumanı havalandırma bacasına doğru veya pencereden dışarı üflemek çözüm değildir. Yine kirli hava ortamı, mikroplarla sık karşılaşma, bulaşıcı solunum sistemi hastalıkları birer risk faktörüdür.

    -Allerjenlerle karşılaşma da önemlidir. Küçük yaştan başlayan allerjen teması, o allerjene erken dönemde duyarlılık gelişmesine, astım gelişmesine neden olur. Ev tozu akarları, polenler, hayvan tüy ve deri döküntüleri, küfler, bazen de daha az oranda gıdalar allerjen olabilir.

    -Sık geçirilen enfeksiyonlar; zaman içinde astıma dönüşmez. Ancak her enfeksiyon, zaten var olan ama henüz ortaya çıkmamış olan astımı biraz daha belirginleştirir. Yani astımı tetikler.

    Nasıl tanı konur?
    -Bebeklikte sürekli veya tekrarlayan hışıltı, tekrarlayan bronşit-bronşiolit atakları, sık öksürük, gece yatınca gelen kuru öksürük şüphelendirir. Özellikle küçük bebeklerde 1 yıl içinde 3 kez veya daha fazla tekrarlayan bronşiolit; kuvvetle astım düşündürür. Daha büyük çocuklarda; tekrarlayan kuru öksürük, hırıltı, hışıltı, özellikle nefes verirken duyulan ıslık sesi gibi ötme, göğsünün inip kalkması gibi nefes zorlanması belirtileri hep astımı destekler. Ailenin vereceği öykü, hastanın muayene bulguları çoğu zaman tanı için yeterlidir. Ancak bazen ayrıntılı kan tetkikleri, röntgen, allerji testi, solunum fonksiyon testi gibi tetkiklere de başvurulabilir. Tetkiklerin bir amacı da astıma çok benzeyen bazı başka hastalıkların olup olmadığını araştırmaktır.

    Tedavisi var mı?
    Evet. Astım sözünün belki de en korkulan özelliği, kalıcı olup ömür boyu devam edeceğidir. Bu yanlış bir bilgidir. Bebeklikte astım tanısı koyulan çocukların % 20’si hiç tedavi edilmese bile iyileşir. Oysa iyi bir tedavi ile bu oran % 100’e yaklaşır. Çocuğun bünyesinin allerjik özellikte olması, göz rengi gibi kalıcı bir özelliktir. Yani o çocuk, ömür boyu allerjik bir bünyeye sahiptir. Oysa hastalık, tedavi edilebilen bir durumdur. Ancak tedavi bazen aylarca, yıllarca sürebilir. Aile ve hekim dayanışması ile, el ele verilerek inançla ve umutla tedavi sürdürülürse; başarı şansı çok yüksektir.

    Nasıl tedavi olur?
    Öncelikle sigara dumanı başta olmak üzere çevre kontrolü önemlidir. Kirli havadan olabildiğince uzak durmak, evde evcil hayvan beslememek, keskin kokulu parfüm kullanmamak, boya, cila kokusundan uzak durmak, enfeksiyonlardan korunmak; korunamadığında da tedavi olmak önemlidir.
    Ayrıca allerji testi yapılarak belirlenmiş ev tozu akarı, polen gibi dış etkenlerden de sakınmak gerekir. Sakınma tedavinin büyük bir bölümüdür. Ancak yetmez.

    İlaç tedavisi:
    Tedavide iki grup ilaç kullanılır. Bir grubu; rahatlatıcı, diğer grubu da koruyucu ve tedavi edici ilaçlardır. Hastanın bulgularına ve hastalığın özelliklerine göre doktorunun seçeceği ilaçlarla tedavi devam eder. Bu tedavi değişkendir. Yani hastanın durumuna göre artırılır, azaltılır, kesilir, ek ilaç verilir. Bu durumları değerlendirmek için yine hastalığın ağırlığına göre belli aralıklarla kontrol edilir. Gerekirse haftada bir, ayda bir, birkaç ayda bir gibi aralıklarla kontrol ve tedavi ayarlanır. Tedavi edici ilaçlar içerisinde en önemlisi kortizon içeren ilaçlardır. Genellikle nefes yoluyla uygulanır. Doğru doz, doğru süre ve doğru kullanım ile yan etki riski sıfır kabul edilebilir. Yani korkmadan, güvenle kullanılmalıdır. İlaç tedavisinde en önemli konu da ilaçların hastaya göre ayarlanmasıdır. Hem çeşidi, hem dozu, hem süresi kişiye özeldir. Başkasının çocuğuna iyi geldi diye bir ilaç kullanılmaz. Veya bu konuyu anlamayanların korkutması ile de gereken ilaç kesilmez. En önemlisi ve iyisi, güven duyduğunuz doktorunuzla birlikte tedaviyi yürütmektir.

    Aşı tedavisi:
    Bir diğer tedavi de allerji aşısıdır. Aşı tedavisi de yöntemlerden birisidir. Ancak bu pek çok kişinin sandığı gibi 1 kez olup biten bir uygulama değildir. Sakınılması mümkün olmayan, nefes yolu ile vücuda giren allerjenlere karşı yapılır. Hastanın sadece o allerjenlere seçici allerjisi varsa yapılır. 3-5 yıl; ortalama 4 yıl süren bir tedavidir. Haftada bir, 15 günde bir, ayda bir gibi sürelerle uygulanır. Cilt altına veya dil altına uygulamaları vardır. Birlikte gerekli ilaçları kullanmaya da devam edilir. Allerji aşısı başlama kararı; mutlaka bir allerji uzmanı tarafından verilmelidir. Aşı ve ilaç ayarlaması allerji uzmanı tarafından başlanıp, hasta başka bir yörede yaşıyorsa, tedavi planı yaşadığı yerdeki bir doktorla işbirliği içinde devam ettirilebilir.

    Ne zaman iyileşir?
    Her çocukta farklı seyreder. Bazen bir tek atak olup, bir daha hiç tekrarlamaz. Bazen çok sık ataklarla başlayıp zaman içinde yatışabilir. Genel olarak hastalığın daha sık iyileştiği dçnemler; 3 yaş civarı, 7 yaş civarı ve ergenlik dönemleridir.
    Ancak en önemli konulardan birisi; çocuğa hiçbir zaman hastalıklı çocuk psikolojisi yerleşmemelidir. Yaşıtlarının yaptığı her şeyi yapabilir. Beden Eğitimi dersine mutlaka girer; rapor verilmez.

    Tam iyileşme gerçekleşmeyen o %5’lik gruba girerse ne olur?
    Herhangi bir sorun olmaz. Erken başlanan tedavi sonucu; kalıcı bir hasar oluşması önlenmiş olur. Ancak zaman zaman ufak tefek şikayetleri olup astım ilaçları kullanması gerekebilir.

  • Çocuklarda alerjik nezle

    Allerjik nezle en sık rastlanan allerjik hastalıktır. Burunda;

    Akıntı

    Kaşıntı

    Tıkanıklık

    Hapşırma ile kendini gösterir.

    Allerjik nezlesi olan çocukların burun akıntısı renksiz ve berraktır.

    Burnun sürekli silinmesine bağlı olarak burnun üst kısmında çizgilenme olabilir.

    Göz altlarında koyu renkli halkalar görülebilir.

    Tekrarlayan boğaz temizlemesine bağlı olarak kesik kesik öksürme olabilir.

    Allerjik nezleye neden olan allerjenler sıklıkla

    polenler (bitki tozu)

    ev tozu akarları (mite)

    kedi-köpek-kuş gibi hayvanların tüyleri ve salyaları ile hamam böceğidir.

    Polenler genellikle mevsimsel şikayetlere yol açarlar. En sık görüleni çayır poleni duyarlılığı olup şikayetler ilkbaharda alevlenir.

    Ev tozu akarları ise kumaş kaplı yüzeylerde, yün yatak-yorgan-yastıklarda , halılarda bulunur. Rutubet yaşamalarını kolaylaştırır. Şikayetler yıl boyu ve özellikle de sabah yataktan kalkarken belirginleşir.

    Allerjik Nezlenin kaç tipi vardır?

    Belirtilerin görülme sürelerine göre alerjik nezle mevsimsel veya peroneal (yıl boyu) alerjik nezle olarak sınıflandırılır.

    Çayır poleni alerjilerinde olduğu gibi şikayetler sadece bir mevsimle sınırlı kalırsa mevsimsel alerjik nezle olarak takip edilir.Ev tozu akarlarına duyarlılığı bulunan kişilerde olduğu gibi bulgular tüm yıl boyunca görülenler ise peroneal alerjik nezle gurubuna girerler.

    Nedenleri nelerdir?

    Allerjik nezlenin gelişmesindeki en büyük risk faktörü hastanın ailesinde allerjik bir hastalığın bulunmasıdır. Sigara ve egzoz dumanı, hava kirliliği, evde hayvan beslenmesi, hijyenik ortamda yaşanması gibi faktörler de allerjik nezle gelişme riskini artırırlar. Alerjik nezle belli bazı alerjenlere duyarlılığı bulunan çocuklarda uygun genetik ve çevresel şartlar sağlandığında ortaya çıkar.

    Allerjik Nezleye bağlı olarak görülebilecek hastalıklar nelerdir?

    Çoğunlukla allerjik nezlesi olan çocuklar erişkinlerde olduğu gibi tipik bulgular vermezler.

    Düzelmeyen ve yineleyen öksürük

    Geniz akıntısı

    Orta kulak iltihabı

    Sinüzit

    Geniz etinin büyümesinin

    altında allerjik nezle bulunabilir.

    Allerjik nezle çocukların,

    uyku düzeninin bozulmasına

    okul veriminin azalmasına

    dikkatinin dağılmasına

    konsantrasyonunun bozulmasına

    neden olduğu için tanınmalı ve tedavi edilmelidir.

    Allerjik Nezlenin teşhisi nasıl konur?

    Allerjik nezle bir doktor tanısıdır. Benzer şikayetlere neden olan diğer nezlelerden ayırt edilmelidir. Hastanın doktor tarafından şikayetleri dinlenip ayrıntılı fizik muayenesi yapılmalı, burun akıntıları incelenmeli, kanlarında veya ciltlerinde neye allerjileri oldukları araştırılmalıdır.

    Allerjik Nezlenin tedavisi nasıl yapılır?

    Allerjik nezle ömür boyu süren ve tamamen iyileşmeyen bir hastalık olmasına rağmen kontrol altına alınabilen bir hastalıktır.

    Allerjik nezlenin tedavisinde ilk ve en önemli nokta belirtilere yol açan allerjenden uzak durulmasıdır. Bu nedenle aşağıdaki önerilere dikkat ediniz.

    Çocuğunda ev tozu akarına allerjisi olanlar

    Akar geçirmeyen yatak kılıflarını kullanınız

    Evde rutubeti azaltınız

    Evinizi her gün havalandırınız

    Çocukların uyuduğu odadaki yün halı, yatak-yorgan-yastıkları, üzerinde toz tutabilecek kitapları, oyuncakları uzaklaştırınız

    Hafif nemli bir bez ile her gün odanın tozunu alınız

    Hayvanlara allerjisi olanlar

    Hayvanı uzaklaştırınız

    Polen allerjisi olanlar

    Polen mevsiminde pikniğe gitmeyiniz

    Gün içinde camları kapatıp ev içine polen girişini engelleyiniz

    Allerjenden korunmaya rağmen şikayetleri devam eden hastaların sürekli veya gerektikçe kişiye uygun ilaçlarla allerjisi kontrol altında tutulmaya çalışılmalıdırlar.

    Tüm tedavilere rağmen şikayetleri devam eden küçük bir gruba ise immünoterapi (aşı) tedavisi uygulanabilir.

    Tedavide geç kalınması durumunda nezlenin astıma çevirmesi durumu söz konusu mudur?

    Allerjik nezlesi olan hastalarda astım ve atopik dermatit (egzema) gibi diğer allerjik hastalıklarda gelişebilir, bu nedenle yakından takip edilmelidirler.

  • Çocuk sağlığı için aşının önemi ve aşı takvimi

    ÇOCUK SAĞLIĞI İÇİN AŞININ ÖNEMİ VE AŞI TAKVİMİ

    Bebeklik dönemi, insanoğlunun en savunmasız dönemidir. Bağışıklık sistemi henüz yeterince oluşmamıştır. Dışardan gelecek tüm mikroplara açıktır. İşte doğada bu dengeyi sağlamak için, hamilelik döneminde anneden bebeğe geçen, “antikor” denen koruyucu maddeler, özellikle ilk 6 ayda daha etkindir. Bebeği pek çok çocukluk çağı hastalığına karşı korur. Bir yandan da anne sütü ile devamlı desteklenir; böylece ilk aylarda bir koruyucu duvar oluşur. Bebek büyüdükçe, bu koruyucu maddeler ömrünü tamamlayarak gittikçe azalır. Bu sırada da bebeğin kendi bağışıklık sistemi gelişmeye başlar, aktif olarak kendini savunmaya çalışır.

    Çevremizde çok çeşitli mikroplar vardır. Nezle, grip yaparlar, boğaz, kulak, bronş, idrar yolu gibi çeşitli organlarda hastalıklar yaparlar. Bir de sadece özel bazı hastalıkları yapan özel mikroplar vardır. Örneğin; kızamık mikrobu; sadece kızamık enfeksiyonu yapar. Tüberküloz mikrobu, tüberküloz (verem) yapar. İşte bu özel mikroplara karşı bebeklerin önceden koruyucu madde (antikor) geliştirme şansı çok zayıftır. Korunmasız bebeğe bu ve benzeri özel mikroplar bulaştığı zaman, bazen sakat bırakma, ölüm gibi çok kötü sonuçlanabilen hastalıkları oluşturur. Doğal yolla vücuda girince böyle ciddi riskler oluşturan bu mikroplara karşı önceden savunma gelişirse, mikrop vücuda girer girmez engellenir ve hastalık yapması önlenir. Aşının temel mantığı budur.

    Bazı aşılarda mikroplar canlıdır, ama hastalık yapamayacak gibi engellenmiştir. Bazen mikroplar öldürülmüştür, bazen de bu mikropların kendisi değil de salgıları veya ürettiği toksin (zehir) aşı olarak kullanılır. Belli dozlarda belli zamanlarda vücuda verilen bu maddeler, bağışıklık sistemini o mikrobu tanımasını sağlar. Böylece hastalık yapabilecek gerçek mikropla karşılaşıldığında, buna önceden hazır olan bağışıklık sistemi, o mikrobu hemen yok eder, hastalık olmaz.

    Her hastalığın risk dönemi farklıdır. Bu nedenle doğumdan itibaren belli bir program dahilinde aşılamanın başlaması gerekir. Her aşının maksimum koruma sağlaması için hangi dozda ve kaç kez tekrar edileceği, ne zaman yapılacağı bellidir. Aşılama takvimi ve hangi aşıların yapılacağı, temel bir program şeklindendir. Ancak ülkelere göre bazı farklılıklar söz konusudur. Sadece tropikal bölgede görülen bir hastalığın aşısı, ancak oralara gidilecekse özel olarak yapılabilir. Aşılama programları, zaman içinde de değişiklik gösterir. Eskiden zorunlu olarak herkese yapılan çiçek hastalığı aşısı, artık kalktı. Çünkü bu hastalık dünyadan yok edildi. Aynı şekilde çocuk felci hastalığının da aşılama yolu ile yeryüzünden silinmesi için çalışmalar sürmektedir. Kızamık hastalığı eskiden daha yaygınken, bebekler 9. ayda aşılanırdı. Şimdi daha iyi kontrol altına alındığı için 1 yaşında kızamık-kızamıkçık-kabakulak karma aşısı şeklinde yapılıyor. Bazı aşılar da zorunlu olarak, devlet eliyle, resmi sağlık kurumlarında yapılırken, bazıları isteğe bağlı olarak yapılıyor. Örneğin, rotavirüs (ishal) aşısı, HPV (genital kanser) aşısı gibi aşılar ülkemizde isteğe bağlı aşılardır. Zaman içinde değişiklikler olabilir. Yakın zaman önceye kadar isteğe bağlı olarak yapılan pnömokok (zatürre) aşısı, artık devletin sağlık kurumlarında uygulanan zorunlu aşılar grubuna alınmıştır. Son bilimsel gelişmeler ışığında ülkemizde uygulanan aşılama takvimi aşağıda görülmektedir. Her zaman için temel prensip; hastalık olduktan sonra tedavi etmek önemli; ama olmaması için gereken önlemleri almak daha önemlidir. Çocukların aşıları ihmal edilmemelidir.

  • Sağlıklı çocuk aşılaması; aşı takvimi

    Bebeklik dönemi, insanoğlunun en savunmasız dönemidir. Bağışıklık sistemi henüz yeterince oluşmamıştır. Dışardan gelecek tüm mikroplara açıktır. İşte doğada bu dengeyi sağlamak için, hamilelik döneminde anneden bebeğe geçen, “antikor” denen koruyucu maddeler, özellikle ilk 6 ayda daha etkindir. Bebeği pek çok çocukluk çağı hastalığına karşı korur. Bir yandan da anne sütü ile devamlı desteklenir; böylece ilk aylarda bir koruyucu duvar oluşur. Bebek büyüdükçe, bu koruyucu maddeler ömrünü tamamlayarak gittikçe azalır. Bu sırada da bebeğin kendi bağışıklık sistemi gelişmeye başlar, aktif olarak kendini savunmaya çalışır.

    Çevremizde çok çeşitli mikroplar vardır. Nezle, grip yaparlar, boğaz, kulak, bronş, idrar yolu gibi çeşitli organlarda hastalıklar yaparlar. Bir de sadece özel bazı hastalıkları yapan özel mikroplar vardır. Örneğin; kızamık mikrobu; sadece kızamık enfeksiyonu yapar. Tüberküloz mikrobu, tüberküloz (verem) yapar. İşte bu özel mikroplara karşı bebeklerin önceden koruyucu madde (antikor) geliştirme şansı çok zayıftır. Korunmasız bebeğe bu ve benzeri özel mikroplar bulaştığı zaman, bazen sakat bırakma, ölüm gibi çok kötü sonuçlanabilen hastalıkları oluşturur. Doğal yolla vücuda girince böyle ciddi riskler oluşturan bu mikroplara karşı önceden savunma gelişirse, mikrop vücuda girer girmez engellenir ve hastalık yapması önlenir. Aşının temel mantığı budur.

    Bazı aşılarda mikroplar canlıdır, ama hastalık yapamayacak gibi engellenmiştir. Bazen mikroplar öldürülmüştür, bazen de bu mikropların kendisi değil de salgıları veya ürettiği toksin (zehir) aşı olarak kullanılır. Belli dozlarda belli zamanlarda vücuda verilen bu maddeler, bağışıklık sistemini o mikrobu tanımasını sağlar. Böylece hastalık yapabilecek gerçek mikropla karşılaşıldığında, buna önceden hazır olan bağışıklık sistemi, o mikrobu hemen yok eder, hastalık olmaz.

    Her hastalığın risk dönemi farklıdır. Bu nedenle doğumdan itibaren belli bir program dahilinde aşılamanın başlaması gerekir. Her aşının maksimum koruma sağlaması için hangi dozda ve kaç kez tekrar edileceği, ne zaman yapılacağı bellidir. Aşılama takvimi ve hangi aşıların yapılacağı, temel bir program şeklindendir. Ancak ülkelere göre bazı farklılıklar söz konusudur. Sadece tropikal bölgede görülen bir hastalığın aşısı, ancak oralara gidilecekse özel olarak yapılabilir. Aşılama programları, zaman içinde de değişiklik gösterir. Eskiden zorunlu olarak herkese yapılan çiçek hastalığı aşısı, artık kalktı. Çünkü bu hastalık dünyadan yok edildi. Aynı şekilde çocuk felci hastalığının da aşılama yolu ile yeryüzünden silinmesi için çalışmalar sürmektedir. Kızamık hastalığı eskiden daha yaygınken, bebekler 9. ayda aşılanırdı. Şimdi daha iyi kontrol altına alındığı için 1 yaşında kızamık-kızamıkçık-kabakulak karma aşısı şeklinde yapılıyor. Bazı aşılar da zorunlu olarak, devlet eliyle, resmi sağlık kurumlarında yapılırken, bazıları isteğe bağlı olarak yapılıyor. Örneğin, rotavirüs (ishal) aşısı, HPV (genital kanser) aşısı gibi aşılar ülkemizde isteğe bağlı aşılardır. Zaman içinde değişiklikler olabilir. Yakın zaman önceye kadar isteğe bağlı olarak yapılan pnömokok (zatürre) aşısı, artık devletin sağlık kurumlarında uygulanan zorunlu aşılar grubuna alınmıştır. Son bilimsel gelişmeler ışığında ülkemizde uygulanan aşılama takvimi aşağıda görülmektedir. Her zaman için temel prensip; hastalık olduktan sonra tedavi etmek önemli; ama olmaması için gereken önlemleri almak daha önemlidir. Çocukların aşıları ihmal edilmemelidir.

  • Beta mikrobu birçok hastalığa davetiye çıkarıyor…

    Ateş, halsizlik, baş ağrısı, kırgınlık, boğaz ağrısı ve ciltte kızarık döküntülerle ortaya çıkan A grubu beta hemolitik streptokoklar, kalp romatizmasından nefrite, kızıl hastalığından obsesif-kompulsif bozukluklara kadar birçok hastalığa neden oluyor. Tespihe benzer tane tane yapıda olan bu mikrop, çoğunlukla çocuklarda etkili. En sık enfeksiyon yaptığı bölge ise geniz eti, bademcik ve boğaz dokusu. Yuvaya ve ilkokula giden çocuklarda daha sık görülmektedir.

    Hastalık nasıl bulaşır?

    Beta mikrobu havada asıl duran partiküllerin içerisindeki mikrobun solunum yoluyla vücuda girmesiyle bulaşır. Bu da hasta insanların öksürmesi, hapşırması ya da yakın temastaki kişilerle öpüşme yoluyla olur. Ayrıca beta mikrobunun bulaşmış olduğu bir yere dokunan kişinin elindeki mikropla ağzına bir şey götürmesi gibi yollarla da bulaşması mümkündür.

    Bu hastalık ne kadar sürer?

    Mikrop vücuda girdikten sonra yedi günlük bir kuluçka dönemi vardır ve bu kuluçka döneminin ardından hastalık kendini göstermeye başlar. Bunun aktif dönemi tedavi edilmediği takdirde hastalığın süresi de uzayabilir. Tedaviye, doğru antibiyotikle başladıktan maksimum bir gün sonra artık hastalığın bulaşıcılığı kalmaz ama mikrobun tamamen temizlenmesi için on günlük antibiyotik tedavisine ihtiyaç vardır.

    Tedavisi nasıl oluyor?

    Tedavide ilk seçenek olarak penisilini öneriyoruz. Penisilinin hem enjeksiyon hem de ağızdan alınan formu vardır. Ama hastanın penisilin iğnesine alerjisi varsa ağızdan alınan sentetik penisilinlerle ‘doğru doz’ ve ‘doğru süre’de on günlük bir tedaviyle iyileşme sağlamak mümkün olur.

    Beta mikrobundan korunmak için aşı var mı?

    Maalesef, betadan korunmak için geliştirilmiş aşı yok. Genel olarak sağlıklı ve düzgün beslenme, yeterli istirahat, hijyen ve temizlik kurallarına uymak her mikroba olduğu gibi beta mikrobuna karşı da vücut direncini arttıracaktır.

    Hangi yaşlarda daha çok görülür?

    Eskiden altı-on beş yaş hastalığı denirdi, ama artık çocuklar kreşlere daha erken yaşta gönderildiği için görülme yaşı giderek küçüldü. Her yaşta ortaya çıkabildiği gibi küçük bebeklerde bile görülme olasılığı yüksek.

    Her boğaz ağrısı beta mıdır?

    Boğazda yanma, ateş, halsizlik, kızarıklık hatta bademciğin üzerinde görülen beyaz iltihapların hepsi beta mikrobu değildir. Bunların ancak yarısı beta mikrobudur. Aynı belirtileri gösteren birçok mikrop ve virüs olduğu için birtakım tahliller yaptırıp tedaviyi ona göre uygulamak daha doğru olacaktır.

    Hangi testlerle bu mikrobun tanısı konuyor?

    En önemli ve kesin tanı koyduran test boğaz kültürüdür. Bademciklerin üzerinden ve boğazın arka tarafından kültür çubuğu ile tükürük örneği alınarak yirmi dört saat içinde kesin teşhis konur. Ayrıca kan testleriyle de teşhis koymak mümkündür.

    Beta hemolitik streptokok mikrobunun taşıyıcı olma özelliği var mı?

    Bazı kişiler mikrobu vücudunda taşır ancak mikrop o kişiye hastalık yapmaz, tersine başkasına bulaştırabilir. Eğer bir çocukta kreşe gitmediği halde beta çıkıyor ve tedavi sonrasında tekrar üreme oluyorsa çocuğun mikrobu nereden aldığını bulabilmek oldukça önem taşıyor. Bu durumda çocuğun ilişkide bulunduğu kişilerden eş zamanlı olarak boğaz kültürü almak ve taşıyıcı varsa hemen penisilin tedavisine başlamak en doğrusu olacaktır.

    Hastalığın hangi aşamasında bademcikleri almak gerekiyor?

    Ameliyat kararını verirken dikkatli olmak gerekiyor, çünkü bir kez beta olmak ameliyat olmayı gerektirmez. Bilimsel kriterlere göre, yıl içerisinde dört beş defa yatağa düşürecek kadar hastalık yapan boğaz enfeksiyonu varsa ve bademciklerin aşırı büyümesiyle çocukta yutkunma ve nefes alma zorluğu görülüyorsa ameliyat en iyi çözüm olacaktır. Ama yine de genelleme yapmak yerine bir kulak-burun-boğaz uzmanına danışarak ameliyat kararını vermek en doğru seçim olacaktır.

    Beta hemolitik streptokok mikrobu hangi hastalıklara yol açıyor?

    Kalp romatizmasına sebep olan bu enfeksiyon, kalbin değişik katmanlarını en fazla da kalbin iç yüzeyini etkiler, bunun sonucunda kalp kapakçıları daralır ve görevini yapamaz hale gelir. İleri safhalarda kalp kapaklarını değiştirmek bile gerekebilir. Beta mikrobu böbrekleri etkileyerek nefrit hastalığına da sebep olur ki bu da idrarın çay renginde çıkması, gözlerin ve yüzün şişmesiyle belirti gösteren bir hastalıktır. Genellikle birkaç haftadan birkaç aya varan sürelerde kendiliğinden düzelir ama kronikleşip böbrek yetmezliğine de dönüşebilir. Bunun dışında ‘Sydenham Korea’sı dediğimiz bir hastalığa da sebep olur ki bu da kollarda istemsiz bir şekilde (break dansa benzer) salınımlar ve devinimlerle ortaya çıkar. Bu istemsiz hareketler en ufak bir ses ya da ışık gibi uyarılarla kendini gösterir. Beta mikrobunun sebep olduğu bir diğer hastalık ise yeni tanımlanan ‘Pandas Hastalığı.’ Yani streptokok enfeksiyonları ile ilişkili pediatrik otoimmün nöropsikiyatrik bozukluklar. Pandaslı çocuklarda obsesif kompulsif (Takıntı Hastalığı) semptomlarının dışında tik bozukluğu, ayrılık endişesi, dikkatsizlik ve hiperaktivite görülür. Takıntılı bir şekilde mikroplardan kaçınmak için aşırı derecede el yıkayan bu çocuklar sürekli temizlenme ihtiyacı duyar. Kemik iltihabı, menenjit, sinüzit orta kulak iltihabı da beta mikrobunun sebep olduğu diğer hastalıklar arasında yer alır. Ayrıca, Beta mikrobunun salgıladığı birtakım toksinler vardır. Bunlardan bir tanesi kızıl mikrobunun yaptığı salgıdır ve vücutta farklı şekillerde döküntülere yol açar.

    BETA TEDAVİSİNDE PENİSİLİN

    Penisilin iğnesi alerji riski yüzünden birçok kişinin korktuğu ve reddettiği bir tedavidir. Oysa yapılan çeşitli araştırmalarda farklı rakamlar verilmekle beraber ortalama yüz binde bir gibi rakam var ki; bunların da çok az bir bölümü öldürücü olan alerjiler. Ama bu öldürücü alerji bir tane bile ortaya çıksa insanlar arasında bir korku yaratıyor. Onun için de penisilin alerjisi herkesin çekindiği bir konu haline gelmiş durumda. Aslında penisilin alerjisi çok sık görülen bir şey değil üstelik çocuklarda daha nadir görülür. Ağızdan alınan penisilinlerde ise alerji riski daha azdır ve öldürücü alerji riski taşımaz. Unutmamak gerekir ki penisilin enjeksiyonları muhakkak hastane ortamında yapılmalı ayrıca iğne yapıldıktan sonra yarım saat hastanede beklemek gerekli. Çünkü en tehlikeli alerjiler ilk yarım saat içinde ortaya çıkanlardır. Penisilin hala çok değerli ve pratik bir ilaçtır. Aileler çocuğa ilacı içiremiyorsa ve çocuk kusuyorsa yine de enjeksiyon tercih edilmelidir, ama hastane koşullarında yapılması en doğrusu.

  • Alerji nedir? Görülme sıklığı ve sebepleri nelerdir?

    İnsan , çevresi ile bir bütündür. Günlük yaşantımızda farkında olarak veya olmayarak pek çok başka canlı ve cansızlarla devamlı temas halindeyiz. Bunların bir kısmı gözle görülemeyecek kadar küçük boyuttadır. Örneğin, nefes alıp verirken ciğerlerimize çektiğimiz hava, mikroskop altında incelenirse, pek çok küçük partiküller içerdiği görülür. Bunlar toz zerrecikleri, bitkisel veya hayvansal kökenli küçük parçacıklar, bizlerin çevreye saldığı egzos gazları, yakıt artıkları gibi kirletici maddelerdir. Bu yabancı maddelerden korunmak için vücudumuzda devamlı bir mücadele vardır. Burun içindeki kıllarla havayı süzmeye başlarız. Yine burun ve solunum yolunun diğer bölgelerindeki koruyucu mekanizma devamlı çalışır. Alınan nefesi ısıtır, nemlendirir ve akciğerlere vücuda uygun hale gelmiş olarak gönderir. Burundan başlayan solunum yolunda salgı bezleri vardır. Bunlar, sudan biraz daha kıvamlı, şeffaf, sümüksü bir salgı yaparlar. Süzülmekten kurtulan yabancı maddelerin bir kısmı da buraya yapışır. Devamlı üretilip dışarı doğru hafifçe akan bu sıvıyı, farkına varmadan yutup, mide asitimizle içindeki yabancı maddeleri yok ederiz. her şeye rağmen yoluna devam edip akciğerlere ulaşan yabancı maddeleri de burada bulunan savaşçı hücreler tarafından yok ederiz. Bu koruyucu hücreler, bazen bu maddeleri içine alıp yok eder, bazen de salgıları ile yok eder. Bu salgılar, solunum yolundan dışarı doğru farkına varılmadan, yutularak yok edilir, veya miktar fazla olduğunda ara ara boğaz temizleme gibi hareketlerle veya küçük öksürüklerle solunum yolundan atarız.

    Bu küçük yabancı maddelerin bazıları, yapılarının özelliği ile koruyucu hücreleri daha fazla uyarır, bazı reaksiyonların gelişmesine yol açar. Bu parçacıklara “alerjen” denir. Alerjenlere karşı oluşan koruyucu mekanizma, bazı insanlarda genetik olarak belirlenerek çok daha şiddetli olur. Öyle ki, bu maddeleri yok etmek amacı ile gösterilen aşırı reaksiyon, kişinin kendisine de zarar vermeye, hastalık şeklinde görülen belirtiler oluşturmaya başlar. İşte alerjen denen bu yabancı maddelere karşı vücudun gösterdiği aşırı tepkiye alerji denir. Bunun bir hastalık boyutuna ulaşması da alerjik hastalıklara yol açar. Alerjenler hangi organı etkiliyorsa, orada oluşan reaksiyonlar, o organın hastalığı şeklinde kendini gösterir. Solunum yolunda olduğu zaman “astım” veya diğer bir söyleyişle “alerjik bronşit”, deri de olursa “egzema” , “ürtiker (kurdeşen)”, burunda olursa “alerjik nezle”, gözde olursa “alerjik göz nezlesi; bahar nezlesi”, barsak sisteminde olursa “besin alerjisi”, ilaçlarla olursa “ilaç alerjisi”, tüm vücudu etkileyen ani ve şiddetli reaksiyon şeklinde olursa “anafilaksi” olarak adlandırılan hastalıklara yol açar.

    Bir maddenin alerjen olabilmesi için vücutta belli bir reaksiyon oluşturacak özelliklere sahip olması gerekir. Bu özellikler, vücuda giriş özelliğine göre değişir. En çok etkileyenler, hava yolu ile vücuda giren alerjenlerdir. Bunlar; bitkilerin üreme tozları olan polenler, küf ve mantar sporları, hayvan tüy ve deri döküntüleri ile salyaları, ev tozu akarı denen ve bizimle içi içe yaşayan çok küçük canlıların bizzat kendileri veya vücut artıkları olabilir. Alerjiyi oluşturan hücreler tarafından tanınabilmeleri ve bunlara karşı reaksiyon gelişmesi için boyutları önemlidir. 5-60 mikron boyutundaki protein yapısındaki maddeler, en çok alerji oluşturan maddelerdir. Bu kadar küçük parçacıklar, havada rahatça uçabilir. Polenler, bu yolla havada yükselir, rüzgarın etkisi ile çok uzak mesafelere kadar savrulabilir. Bazen 100 km. uzaklılara bile ulaşır. Salındığı yerden çok uzaktaki insanlarda alerjiye neden olabilir. Bitkilerin allerjenik özellikleri, polen yapısına bağlıdır. Çiçekli bitkilerin polenleri, genellikle daha büyük, yapışkan özelliktedir. Ağır olan bu polenler havada çok uzun duramaz, uzaklara savrulamaz, yere düşer. Bu bitkilerin üremesi için arı, sinek gibi böceklere ihtiyacı vardır. Ancak onların ayağına yapışan polenler başka bitkilere ulaşarak üremeyi sağlar. Bu nedenle de çiçekli bitkiler, ancak iyice yanına yaklaşıp çiçeği koklandığı zaman poleni ile karşılaşılıp alerjiye yol açabilir. Oysa ot, ağaç, tarla bitkilerinin polenleri, havaya savrularak uzaklara uçabilir.

    Hayvanların tüy ve deri döküntüleri de aynı şekilde etkiler. Mutlaka hayvanla yakın temas gerekmez. Kediler, devamlı yalanarak temizlenir. Yalanma sırasında tüylerine yapışan salya parçacıkları, kuru, hayvan hareket ettiğinde havaya karışır, solunum yolu ile buruna, akciğerlere, direkt temas ile gözlere ulaşır, oralarda alerjik reaksiyonları başlatır. Kuş, kafesinde çırpındıkça tüy ve deri döküntüleri havaya savrulur; yanına yaklaşmayan veya diğer odada bulunan insanlara hava yolu ile ulaşır. Köpeklerin devamlı akıttıkları salyaları, hareket ettikçe dökülen tüy ve kepek şeklindeki deri parçacıkları da bu yolla dağılır.

    Küf ve mantar sporları da alerjendir. Karanlık, sıcak ve rutubetli ortamlarda ürerler. İyiy yalıtım yapılmamış tavan veya duvarda, kışın yeşil-siyah renkte küf oluşur. Oda havası ısındığında, buradan havaya karışır, nefesle vücuda girer. Odanın havalanması yetersizse, pencere ve duvarlarda nemlenme olarak küf üremesine yol açabilir. Yaygın kullanılan buhar makinelerinin sıvı hazneleri sık sık temizlenmezse, burada bekleyen suda küf üreyebilir. Banyo duvarlarında küf üreyebilir. Bunarlın hepsi alerji kaynağı olabilir.

    Mide barsak sistemi ile alerji oluşturan maddelerde durum biraz daha farklıdır. Burada, yenilen veya içilen maddenin protein yapısı, büyüklüğü, farklı etki eder. En sık karşılaşılan gıda alerjisi bebeklerde inek sütü alerjisidir. Burada alerjiye yol açan inek sütünün protein yapısıdır. Bu yapı, barsaklardaki hücreler tarafından yabancı ve zararlı olarak algılanır, yok edilmeye çalışılır. Bu sırada alerjik bünyeli insanlarda oluşan tepki abartılıdır. Sadece bu zararlı maddeyi yok etmekle kalmaz, aşırı tepki kendisine de zarar verir. Salgılanan maddeler barsakta kanama, solunum yolunda astım bulguları, ciltte kaşıntı ve döküntüler gibi farklı şekillerde kendini gösterebilir. Burada alerjiye yol açan protein yapı, sadece inek sütü ile değil, bunu baz alan mamalarla da oluşabilir. Hatta bazen annenin içtiği süt ve süt ürünelrinin protein parçacıkları bile anne sütüyle taşınarak bebekte alerjiye yol açabilir. Burada çok önemli bir ayrıntıya dikkat çekmek gerekir. ANNE SÜTÜ ASLA ALLERJİ YAPMAZ. Anne sütü, alerji nedeniyle asla kesilmemelidir: Tam tersine . annenin diyetini düzenleyerek, bu bebeklere mümkün olan en uzun süre anne sütü verilir. Besin alerjisinin en önemli özelliklerinden birisi de zamanla tolerans gelişerek düzelme şansının çok yüksek olmasıdır.

    Bir alerjenle karşılaşınca ona karşı tepkiler, her insanda olur. Ancak bu tepkiler, kontrol altındadır. Yabancı maddeyi yok edecek kadar olur, orada durur. Bunu kontrol eden kapsamlı mekanizmalar devamlı faaliyettedir. Bazı insanlarda bu kontrol bozulmuştur. İşte bu insanlarda alerji hastalığa yol açar. Bunu belirleyen, ilk sırada kalıtsal özelliklerdir. Bazı insanların kromozom yapılarında farklılıklar vardır. Bu farklılıklar, alerjiye yatkınlığı artırır. Anne veya babadan, çocuğa bu özellik aktarılabilir. Bu nedenle anne veya babasında alerjik hastalık olan çocuklar, daha fazla risk altındadır. Hele anne ve babanın ikisinde birden alerji varsa, o zaman risk daha da büyür. Birbiri ile genetik özellikleri hemen hemen aynı olan tek yumurta ikizlerinden birinde alerji varsa, diğerinde olma riski yüzde yüze yakındır.

    Alerjik hastalıkların oluşmasında tek etken genetik özellik değildir. Alerjenlerle karşılaşıldığında, buna tepki oluşur. Ancak sık sık veya yoğun karşılaşılmazsa, bu tepki zamanla hafifler, yatışır, hastalık boyutuna ulaşmadan yok olur. Yoğun miktarda alerjenle, sık sık karşılaşma olursa, bir yerde tolerans sınırını geçer ve hastalık olarak ortaya çıkar. İşte bu nedenle alerjenlerden korunma önemlidir. Zaten aşırı alerjik tepki vermeye programlanmış bir bünye alerjenlerle sık karşılaşırsa, hastalık boyutuna ulaşan tepkiler de daha erken yaşlarda ve daha şiddetli olarak ortaya çıkabilir. Yaşanılan bölgede alerjenlerin fazla olması, karşılaşma riskini, dolayısıyla da hastalık gelişme riskini artırır. Bu faktörlerin de etkisi ile, alerjik hastalıklar her ülkede farklı sıklıkta görülür. Hatta her ülkenin farklı bölgelerinde, yaşam şeklinin değişikliklerine göre de değişir. Her ülke, kendi ortalamasını hesaplamaktadır. Kuzey Avrupa ülkelerinde alerjik hastalıklar çok yaygındır. Şehir merkezlerinde, kırsal kesime göre daha yaygındır. Ülkemizde de alerjik hastalıklar pek çok ülkeye benzer rakamlardadır. Ortalama %10 civarında olup; bu rakam çok yüksek bir rakamdır. Yani yaklaşık her 10 kişiden biri alerjiktir. Her alerjik hastalık için ayrı ayrı bakılırsa; astım için %7-8, alerjik nezle için % 12-15 gibi rakamlar görülebilir. Daha ılıman ve nemli iklime sahip, daha fazla bitki içeren bölgelerde, polen alerjisi görülme riski daha fazladır. Ülkemizde Karadeniz bölgesi bu açıdan en çok polen alerjisi görülen bölgedir. Bu bölgede yaşayan herkes alerjik değildir. Çünkü çevresel faktörler tek başına yeterli değildir; genetik yatkınlık, yani doğuştan alerjiye hazır olmak da belirleyici bir özelliktir. İşte bu genetik yatkınlığı bulup, düzelterek alerjik hastalıkları tedavi etmek bilimin temel hedeflerindendir. Vücutta, kalıtsal özelikleri belirleyen, şifre yumağı şeklinde, “kromozom” denen en küçük birimler söz konusudur. İşte bu kromozomların şifre yapısı, her bireyde belirlenmiştir. Sıra sıra dizilmiş zincirler şeklindedir. Bu sıraların bozulması, hastalıklara yol açar. Her insanda, bu birimlerden 46 çift vardır. Bu 46 çift, o insanın özelliklerini belirler. Hastalığı oluşturan, kromozomlar üzerinde bir tek noktada bozukluk şeklinde değildir. Farklı kromozomların farklı bölgelerinde bozukluklar olabilir. Devamlı yeni bir bozukluklar tanımlanmaktadır. İşte bu nedenle henüz bu genetik yatkınlık denen kısım tam olarak düzeltilememektedir. Bu konuda çalışmalar halen sürmektedir.

    Hastalığın ortaya çıkmasında sadece genetik yatkınlık ve çevresel alerjenlerle karşılaşma değil, başka etkenler de söz konusudur. Bunlar içinde en önemlisi, alerjenlerin vücuda girişini kolaylaştıran, vücudun direncini ve savunma mekanizmalarını bozan, aslında kendisi alerjen olmadığı halde alerjiyi destekleyen çevresel koşullar da vardır. Bunlar içinde en önemlisi sigara dumanıdır. Özellikle pasif içicilik; çocukları çok etkileyen bir faktördür. Anne- baba veya çevresindeki büyüklerin keyif uğruna içerek dumanını ve zehirlerini saldığı havayı soluyan çocuk, bütün hayatını etkileyecek hastalıkların kucağına itilmektedir. Çocukların, sigara dumanının zerresine bile maruz kalmaması gerekir.

    Enfeksiyon hastalıkları da vücut direncini düşürerek alerjik hastalıkların gelişmesine katkıda bulunabilir. Son yıllarda bunun tersine bir tez de ileri sürülmektedir. Enfeksiyonların, alerjiden koruduğunu savunan bir görüş de vardır. Her ne olursa olsun, enfeksiyon hastalıklarından korunmak, yaşam kalitesini artırmak açısından da önemlidir. Ülkemizde ne yazık ki çok yaygın olan antibiyotik ilaç kullanımı da önemlidir. Gereksiz kullanılan antibiyotikler, karaciğer, böbrekleri yorduğu gibi, vücudun savunmasında görev yapan faydalı mikropların da ölmesine, savunmanın zayıflamasına yol açabilir. Bu ilaçlara karşı zararlı mikroplarda direnç gelişmesi, bu mikropların daha ağır hastalıklar yapmasına yol açar. Bağışıklık sisteminde oluşacak her türlü zayıflık, alerjik hastalıkların gelişmesine katkıda bulunacak bir etkendir.

    KORUNMA İÇİN ANNE VE BABALARA ÖNERİLER

    ALLERJENDEN VE EV TOZUNDAN ARINDIRILMIŞ YATAK ODASI HAZIRLANMASI

    Allerjik hastalıkların tedavisinde en önemli yaklaşım, allerjenlerden korunmadır. Günün önemli bir kısmının geçtiği yatak odasında yapılacak bazı küçük değişikliklerle önemli oranda korunma sağlanır. Bu konu özellikle çocuklarda çok önemlidir. Korunulacak allerjenler; ev tozu, kıl, toz, eski eşyalara ait lifler, varsa evdeki hayvanlara ait deri ve tüy döküntüleri ile en önemlisi de ev tozu akarcıkları (mite) denilen mikroskobik düzeydeki canlılardır. Yapılacak önlemler şöyle özetlenebilir:

    Odada ev tozu tutulmasına neden olabilecek fazla eşya bulundurmayınız.

    Kapalı bir dolapta günlük ihtiyacı giderecek kadar çamaşır ve giyecek bulundurunuz, odayı dolap ve yüklük olarak kullanmayınız.

    Yün, kuştüyü, kıtık ve benzeri maddelerle doldurulmuş yatak, yastık, yorgan ve minder kullanmayınız. Pamuk, sünger, sentetik, kauçuk, keten olabilir.

    Yatak örtüsü olarak yıkanabilir bir kumaştan örtüler kullanınız. Fitilli ve tüylü kumaşlar kullanmayınız. Yatak örtüleri ve yastıkları en az ayda bir kez yıkayınız.

    Yastık, yorgan çarşaf ve battaniyeleri her hafta havalandırıp silkeleyiniz, çarşaf takımlarını en az haftada bir kez değiştiriniz.

    Odada mümkün olduğunca kumaş kaplı eşya tutmayınız. Su ile temizlenebilen plastik veya deri kaplı, metal ve tahta sandalyeler kullanınız.

    Zemin tahta olmalı, veya mümkünse marley veya muşamba ile döşenmelidir. Yerde sentetik kilim kullanılabilir.

    Pencereler için ince pamuklu veya sentetik perdeler tercih ediniz, kirlendikçe yıkayınız. Yıkama için deterjan yerine sabun ve sabun tozu tercih ediniz.

    Yatak odasının kapısını kapalı tutunuz. Özellikle polen mevsimi ve hava kirliliğinin arttığı dönemlerde pencereleri açmayınız.

    Odayı haftada 1-2 kez nemli bir bezle siliniz. Temizlik sırasında hasta odada olmamalıdır.

    Odada sadece plastik, metal, tahta, sentetik gibi yıkanabilir tür oyuncakların bulunmasına izin veriniz.

    ALLERJİK HASTALARIN UYMASI GEREKLİ KURALLAR

    Yün, tüy ve otla doldurulmuş koltuk, yatak, şilte ve pufları evden uzaklaştırınız.

    Sentetik veya pamuklu halı, kilim ve perdeler kullanınız. Yün olanları evden uzaklaştırınız. Ahşap ve metal mobilyaları tercih ediniz.

    Mantarlar (küfler), karanlık ve nemli yerlerde kolayca üreyebilir. Bu nedenle ev güneş görmeli, rutubetsiz ve aydınlık olmalıdır.

    EVİN İÇİNDE SİGARA İÇİLMESİNE KESİNLİKLE İZİN VERMEYİNİZ.

    Evde evcil hayvan bulundurmayınız.

    Yatak odasında çiçek bulundurmayınız. Evdeki süs bitkilerini en aza indiriniz.

    Hastanın yanında kolonya, parfüm, oda ve saç spreyi kullanmayınız.

    Hastalara boya ve katkı maddesi içeren, baharat içeren, aşırı mayalandırılmış ve konserve edilmiş yiyecekler, kakaolu yiyecekler, yağlı kuruyemişler vermeyiniz. Boyalı şekerler, boyalı sakızlar, meşrubat, hazır meyve suları, sulandırılarak hazırlanan meyve tozları, meyveli süt, tarhana, ketçap, mayonez, salam-sucuk-sosis-pastırma vermeyiniz.

    Her türlü taze et, sebze, meyve. İçine kakao, susam, fındık, fıstık, ceviz gibi yağlı tohumlar koyulmamış her türlü pasta, börek, çörek, evde pişen yemekler verilebilir. Taze meyve suyu, ayran, süt, çay, ıhlamur, limondan yapılmış limonata SERBEST OLARAK VERİLEBİLİR.

    *****Önemli not: Besin yasakları ömür boyu sürmeyecektir. Hastalığın seyrine göre belirlenen bir zamanda yavaş yavaş serbestleştirilecektir.

    Hastaları enfeksiyondan koruyunuz. Ateşli hastalarla temas ettirmeyiniz. Ateşli hastalıklarında hemen doktora götürüp tedavi ettiriniz. Rastgele ilaç kullanmayınız.

    Muayene, test ve aşı için verilen gün ve saatlere titizlikle uyunuz.

    Aşı tedavisi sırasında gerektiğinde ilaç kullanılabilir. İlacını kullanınız.

    Allerjik hastalıkların tedavisinde alınacak iyi sonuçların uzun süreli dikkatli bir takip, sabır, titizlik, ve iyi bir hasta-hekim ilişkisi gerektirdiğini unutmayınız.

  • Çocuklarda Özenti ve Hayranlık

    Çocuklarda Özenti ve Hayranlık

    Özenti ve hayranlık bazı çocuklarda hiç görülmeyen eğilimler iken, bazı gençlerde bariz etkileri oluyor. Pedagojik açıdan baktığımızda bu durumu nasıl değerlendirilmeli. Yani çocuğun bu tarz eğilimleri ve istekleri bir kişilik problemine işaret eder mi?

    İlk önce bilinmesi gerekiyor ki özenti, imrenme gibi özellikler çocuk psikolojisinin bir parçasıdır ve karakterin oluşması, davranışların şekillenmesi ve ahlak gelişimi açısından çok önemlidir. Özenti ve hayranlık bir nevi taklittir ve bu beceriye sahip olabilmek normal psikososyal gelişim açısından değerlidir. Önemli olan çocuğun kimlere ve hangi özelliklerine karşı özenmeleridir. Yani çocuk iyi şeylere de imrenebildikleri gibi tam aksi kötü veya değersiz şeylere de imrenebilirler. Çocuklar taklit becerileri gelişirken ilk olarak yakın çevresindekileri (anne, baba vs) taklit etmeye başlar ve onlara hayranlık duyarlar. ‘Büyüyünce babam gibi güçlü olacağım’, ‘Ben de annem gibi güzel olacağım’ gibi sözleri veya düşünceleri çocukluk döneminde sık şahit oluruz. Daha sonra çocuk etrafını keşfettikçe ve öncelikleri değiştikçe özendikleri insanlar ve özellikler değişir. Hayranlık ve özentinin derecesi önem taşımaktadır. Yani çocuk, hayran olduğu insanı birebir taklit ediyor veya bu hayranlık çocuğun sorumluluklarını yapmasına engel teşkil ediyorsa burada hastalık boyutunda hayranlıktan söz edilebilinir. Bunun bir diğer adı fanatizmdir. Soruda da belirtildiği gibi bazı çocuklarda özenme az görülürken bazıları daha çok etkileniyor. Burada belirleyici bazı faktörler de bulunmaktadır. Çocuğun kişilik yapısı, aile ve çevresinin yönlendirmeleri, çocuğun zeka düzeyi, yargılama becerileri vs. gibi. Özellikle bağımlı kişilik özelliği gösteren çocuklarda özenti ve hayranlık hastalık boyutuna kadar ulaşabilir. Aynı zamanda anne ve babasıyla özleşemeyen çocuklar başka figürlere aşırı hayranlık duyabilirler. Yargılama ve karar verme becerileri zayıf olan çocuklarda işin kolayına kaçarak çevresindeki ünlü ve beğenilen birini taklit etme yolunu seçebilir. Hayal gücü güçlü olan veya gerçeği değerlendirme kabiliyeti zayıf olan çocuklarda risk altındadırlar. Özenti ve hayranlıkları hastalık boyutunda olan çocuklarda birçok psikiyatrik hastalık görülme sıklığı da artmaktadır.

    Erken yaşlara inmesi hatta ergenlik öncesi dönemde bile görülmesi nasıl yorumlanabilir? Teknolojik gelişmelerin, internetin vs. etkisinden söz edilebilir mi?

    Çocukların teknolojinin etkisinde kalması özenti ve hayranlığın erken gelişmesine değil başkaların özenme ve hayranlık duymaya yol açtığını düşünüyorum. Çünkü bir çocuğun taklit becerisinin gelişmesinin dış uyaranların direk etkisi altındadır. Yani taklit ettiği şeyi ne kadar sık görür ve duyarsa o kadar çok taklit eder veya imrenir. Eğer çocuklar anne ve babasıyla değil de TV veya bilgisayar diğer nesnelerle zaman geçirirse orada gördüklerini taklit eder ve hayranlık duyarlar. Maalesef birçok aile çocuklarını medya ve internetin olumsuz etkilerinden koruyamamaktadır. Bu sebeple çocuklar popüler kültürün etkisinde daha fazla kalmaktadırlar. Bu kültürün ülkemizde ve dünyadaki hayali ve gerçek temsilcilerinin hayatları, davranış ve söylemleri çocukların sağlıklı gelişimde olumsuz örnekler oluşturabilmektedir. Aynı zamanda ebeveynlerin de teknolojinin etkisinde kalarak çocuklarıyla yeteri kadar ilgilenmedikleri veya yanlış yaklaşımda bulundukları da bir gerçektir.

    Böylesi durumlarda ailenin tavrı ne olmalı? Hoş karşılamadıkları isteklerini çocuklarına nasıl aktarmalılar?

    Aileler çocuklarıyla sık ve yakından ilgilenmeliler. Çocuklarına iyi örnekler sunmalı kötü ve yanlış örneklerden uzak tutmalılar. Bu sebeple izledikleri ve takip ettikleri şeylerin içeriğine hakim olmalılar, sürelerini yaşına uygun sınırlamalılar ve olumsuz durumları engellemeliler. Hayran duydukları insanların olumlu yönleri öne çıkarıp olumsuz olabilecek yönlerini çocuklarına anlatmalılar. Çocuğun aşırı isteklerini karşılamamalılar çünkü bu çocuklarda doyumsuzluk oluşturabilir. Çocukların gerçek ihtiyaçlarını göstermek ve hayatta onlara hedef belirlemek ebeveynlerin en önemli görevleridir. Eğer çocuklarda hastalık boyutunda hayranlık ve özenti varsa ve aileler bununla baş edemiyorsa bir uzmana danışmaları gerekmektedir.

  • Çocuklarda “check-up” veya genel kontrol

    1-Okul öncesi check-up nedir?

    İnsan sağlığı için hastalıkların tedavisi çok önemlidir. Ancak bundan daha önemli olan; hastalık oluşmadan, risk faktörlerini göz önüne alarak hastalıklardan korunmaktır. Bazen de başlayan bir hastalık henüz vücutta harabiyet yapmadan, sakatlık oluşturmadan önce erken dönemde yakalamak, durdurmak ve tedavi etmek çok önemlidir. Çocukluk dönemi, büyüymenin en hızlı olduğu bir dönemdir. Toplum içine girme, çevresel faktörlerle karşılaşma ve hastalık riskinin artması bu dönemde en yüksek düzeydedir. Bir de doğuştan gelen ve henüz fark edilememiş bazı hastalıklar veya riskler de düşünülünce, çocukların sağlığının ne büyük tehlikede olduğu anlaşılır. Çocukluk dönemindeki sosyalleşme basamaklarından birisi olan okula başlamak öncesi tüm bu riskler açısından çocuğun değerlendirilmesine “okul öncesi check up” diyoruz.

    2-Check up kapsamında yapılan tetkikler

    -Genel muayene; Baştan aşağı tüm sistem ve organların doktor tarafından muayenesi. Burada genel muayene dışında özellik ve cihaz gerektiren bir muayene de göz muayenesidir. Her doktorun yapabileceği basit değerlendirmeye ilaveten, göz doktoru tarafından alet ve cihazlar kullanılarak göz muayenesi yapılır.

    -Radyolojik incelemeler

    *Akciğer grafisi; Akciğerlerin durumu, kalp yapısı, anomalileri, tüberküloz gibi solunum sistemi hastalıklarına ait eski izler veya aktif hastalık görüntüleri, bazı kötü hastalıkların sessiz belirtisi olan kalp çevresinde büyümüş lenf bezi yumruları bu basit tetkikle değerlendirilebilir.

    *EKG: Nabız ritm bozuklukları, doğuştan kalp hastalıklarının bazıları, sessiz seyirli olup ilerde aniden kötü belirtilerle ortaya çıkabilecek kalp romatizması gibi hastalıkların belirtileri aranır.

    *İşitme testi: Dıştan muayene ile saptanamayan, ancak özel testlerle dış kulak, orta kulak veya iç kulak bölgelerine ait bozukluklar ve bunlara bağlı işitme kaybı anlaşılabilir. Bazen % 50’ye varan sağırlık, çocuk tarafından bir şekilde kullanılan dudak okuma vs. yöntemlerle fark edilmeyebilir. Zamanında müdahale ile tedavi edilebilecekken, zamanla tam sağırlığa kadar gidebilir.

    -Biyokimyasal incelemeler:

    *Kan tetkikleri: Kan grubu, tam otomatik kan sayımı, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, açlık kan şekeri, sedimentasyon, A,B,C tipi sarılık hastalıkları hakkında bilgi veren; bunlar için yapılan aşı koruyor mu, veya hastalık geçirilmiş mi veya sessiz seyirli kronik sarılık hastalığı var mı gibi sorulara cevap veren hastalığa yönelik kan tetkikleridir. Sarılık taşıyıcılığı, hem çocuk için hem de bulaşma yolu ile çevresi için risk oluşturmaktadır.

    Beslenme bozukluğuna bağlı, demir eksikliğine bağlı kansızlık (anemi), çocukluk döneminde de oldukça sık görülmektedir. Kansızlık varsa, bütün vücudun beslenmesi, büyümesi, dengesi bozulacaktır. Kansızlık erken saptanıp tedavi edilirse, bu tür geri dönüşümü olmayan değişiklikler başlamadan durdurulabilir. Aynı şey şeker hastalığı için de geçerlidir. Hastalık başlamış olduğu halde, uzunca bir süre gizli seyreder. Bu aşamada yakalanırsa, tedavide başarı şansı çok daha artar.

    *Boğaz kültürü; Kendisi hasta olmadığı halde bazı bakteriler için taşıyıcı görevi görüp başka çocukları riske sokabilir. Ayrıca boğazda yerleşmiş bir zararlı mikrop, romatizma, böbrek hastalığı gibi kronik hastalıklar için de zemin oluşturabilir.

    *İdrar incelemeleri; İdrar yolu veya böbrek enfeksiyonlarının, böbrekte yapısal bozukluklara yol açabilen doğuştan bazı hastalıkların yakalanmasını sağlar.

    *Gaita incelemeleri; Barsak parazitleri, çocukta anemi, büyüme gelişme bozuklukları, iştahsızlık gibi belirtilere neden olur. Bunun saptanıp tedavisi ile tüm bu süreç düzeltilebilir. Barsaktan sızıntı şeklinde gizli kanama varlığı da anlaşılıp nedeni saptanıp tedavi edilebilir.

    3-Check up’ın faydaları

    her şeyden önce çocuklarımızın sağlıklı olmasını hedefleriz. Ulu önderimiz Atatürk “sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözleri ile konuyu çok güzel vurgulamıştır.

    Okulda başarısız olarak değerlendirilen pek çok çocukta, altta yatan gizli bir hastalık saptanıp, tedavi edilerek düzelmiştir. Kulağı duymadığı için öğretmenin konuştuğunu, ders anlattığını fark edemeyen bir çocuk, dikkatsiz ve yaramaz olarak değerlendirilebilir ve tüm öğrenim boyunca başarısızlığa itilir. Yine tahtadaki veya kitaptaki yazıyı net göremeyen bir çocuk, dikkati dağınık veya tembel sanılabilir. Kansızlık nedeni ile halsiz, yorgun bir çocuk derslerde uyuklayarak anlamak ve öğrenmekte zorluk çeker, tembel ve başarısız olur. Yaşıtlarına göre boyu çok kısa veya uzun olan bir çocuk aslında guatr hastası veya hormon bozukluğu olan bir çocuk olabilir. Yine aşırı zayıf veya şişman olan bir çocuk aslında şeker hastası (diyabet), obesite, hormon bozukluğu olabilir.

    Bütün bu ve benzeri belirtiler ortaya çıktıktan sonra neden araştırıldığında bazen çok geç kalınabilir. Bazı hastalıklar ilerlediğinde tedavisi mümkün olamayabilir. Oysa çok basit bir yaklaşımla tamamen önlenebilir.

    Bebeklikte aylık kontrollerle bebekler hem aşılanır hem de erken tanı ve tedavi imkanlarından yararlanır. 1 yaşından sonra ise bu sık kontroller bitince, sanki artık “sadece hastalanınca doktora gidilir” gibi bir yaklaşım başlar. Bu da 1-6 yaş arası çocukluk döneminde bazı durumların gözden kaçmasına neden olur. Bu nedenle okul öncesi dönemi fırsat bilip check up yaptırmak çok yararlıdır.

  • Burun akıntısı

    Burun akıntısının yeni doğan bebekten, erişkin yaşa kadar en sık karşılaşılan sorunlardan birisidir. Akıntının çeşitli sebepleri var. Bunların en önemlisi enfeksiyonlardır. Enfeksiyonlardan da en fazla nezle, burun akıntısına yol açan bir virüs hastalığıdır. Ayrıca grip sırasında , nezle dışı diğer enfeksiyonlar sırasında da burun akıntısı görülür. Burun akıntısının şekli, özelliği hastalık hakkında da bizi uyarabilir. Örneğin, çeşme gibi devamlı şarıl şarıl akan bir burun akıntısı nezlenin erken görülen bir belirtisidir. Su gibi burun akıntısının görüldüğü bir diğer hastalık da alerjik nezledir.

    Akıntının daha koyu daha yapışkan, halk arasında da sümük diye adlandırılan bir şekli vardır. Küçük bebeklerde temizlemesi çok zor olan yapışkan bir burun akıntısıdır ve basit virüs enfeksiyonlarının iyileşme döneminde görülür.

    Bakteriyel enfeksiyonlar da yine burun akıntısı ile kendini gösterebilir. Bunların içinde en çok görüleni sinüzittir. Sinüzit, bir haftadan uzun süren burun akıntılarında mutlaka akla gelmesi gereken bir hastalıktır. Özellikle küçük bebekler, yabancı cisimlerle oynarken burunlarının içine sokarlar. Tek taraflı burun akıntısı olduğunda mutlaka bir yabancı cisim ihtimali göz önüne getirilmelidir.

    Ağızdan nefes almak çözüm değil

    Burun akıntısı ile aileler her zaman kendileri baş edemezler. Özellikle 6 ay altı çocukların mutlaka hekim tarafından kontrol edilmesinde fayda vardır. Kullanılacak bir takım ilaçlarla ailenin ve çocuğun daha rahat etmesi sağlanabilir. Burun akıntısı ile aileler her zaman kendileri baş edemezler. Çocuk burundan nefes alamadığı zaman ağzından almaya çalışır. Ağızda gerekli koruma mekanizmaları olmadığı için de havanın içindeki zararlı maddeler direkt olarak akciğerlere ulaşacak, bu sefer de başka hastalıklara yol açacaktır. Yani ağızdan nefes almak çözüm değildir. Burnu açmak için bazı ilaçlar, koruyucu sıvılar kullanılabilir. Ancak bunlar hiç korkmadan güvenle rahatlıkla uzun süre kullanılacak ilaçlar değildir. Mutlaka hekim kontrolünde belirli ölçülerde kullanılmalıdır. Hele ki içerisinde ilaç olan burun damlaları asla ezbere kullanılmamalıdır. Çünkü bunların bir kısmı ters etki yapabilir. Burun tıkanıklığını açmak için kullanılan bir damla bir süre sonra burnu tıkayabilir. Bir çocukta burun akıntısı başta sulu olarak başlamış sonradan koyulaşmış da olsa, baştan koyu olarak başlamış da olsa bir haftadan daha uzun sürüyorsa bunun altında yatan başka bir enfeksiyon olabilir. Başlangıçta viral olarak başlayıp üstüne mikrobun eklenmesi ile yeni bir hastalık olma riski de vardır. Özetlersek kısa süreli, iki üç gün süren basit soğuk algınlığına bağlı burun akıntı ve tıkanıklıkları çocuğu sümkürterek, temizleyiciler ile evde halledilmeye çalışılabilir. Ama bunun uzaması halinde ya da yapılan basit uygulamalara cevap alınamaması durumunda hekime gösterilmesi gerekir.

  • Alerjiden korunma; evdeki kedi gitsin mi?

    Alerjik hastalıklar, çağımızın en önemli hastalıklarındandır. Toplumda yaklaşık her beş kişiden birinin alerjik olması önemini bir kat daha artırmaktadır. Başta astım olmak üzere; alerjik nezle (saman nezlesi), alerjik göz nezlesi, egzema, kurdeşen gibi deri alerjileri, besin alerjileri, ilaç alerjileri gibi çeşitli hastalıkları oluşturur.

    Bilimin her dalında olduğu gibi alerjide hastalığı önleme çabaları sürmektedir. Bu amaçla araştırmalar, çalışmalarla alerjiye çözüm aranmaktadır. Ülkemizde de bu çabalar, tüm gelişmiş dünya ülkeleri ile eşit düzeyde sürmektedir.

    Ailesinde alerjik hastalığa sahip olan bireyler; alerjiye yatkın, riski yüksek bireylerdir. Özellikle korunmaları gerekir. Bu riski taşıyan bebek daha doğmadan korunma önlemleri başlamalıdır.

    -Annenin, gebelikten itibaren sigara içmemesi artık iyice bilinmektedir. Ancak sadece annenin korunması yetmez; bebek doğduktan sonra evin hiçbir odasında, hiçbir zaman sigara içilmemelidir.

    -Bilimsel araştırmaların bulduğu bir gerçek var; Henüz bebek doğmadan önceden beri evde yaşayan evcil hayvanlar, bebekte allerji riskini artırmıyor. Korunma adına o çok sevilen evcil hayvanları evden göndermek zorunda değiliz. Ancak bebek doğduktan sonra eve yeni hayvan alınmamalıdır.

    -Anne sütü, en az 6 ay tek başına verilmeli, özellikle katı gıdalara başlamak, allerji potansiyeli olan gıdaları geç başlamak gerekir.

    -Bebeğin ilk aylardaki aşırı gaz, kabızlık, ishal, deri döküntüsü gibi şikayetlerinin altında allerji olabileceği akla gelmelidir. Sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde bile annenin yediği gıdalarla bu şikayetlerin ilişkili olabilir. Bu durumdan şüphelenince, bebek hemen doktora götürüp alerjik yönden araştırılmalıdır. Önlemler alınarak hastalık oluşması önlenebilir.

    – Ailede allerji öyküsü olan daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde de alerjik durum belirlenip, daha hastalık yapmadan sakınma önlemleri alınmalıdır. O zaman aslında alerjik bünyeye sahip olan bireyde, belki hiçbir zaman hastalık ortaya çıkmayacaktır.

    -Sık tekrarlayan öksürüklerin altında allerji olabileceği düşünülmelidir. Tekrar tekrar antibiyotik vererek zaman kaybetmeden erken teşhis ve korunma ile; hastalık başlamış bile olsa ilerlemeden durdurulabilir.