Etiket: Hastalık

  • Meningokok aşıları

    Meningokok aşıları

    Meningokok tüm dünyada en sık görülen menenjit nedenlerinden biridir. Ülkemizde rutin aşılama programında menenjite neden olan pnömokok ve hemophilus influenza tip b’ye karşı aşılama yapılmaktadır. Ama meningokok menejitine karşı rutin aşılama henüz yapılmamktadır. Bu aşı isteğe bağlı ücretli yapılmaktadır.

    Meningokok enfeksiyonu %10-14 ölümle ve %5-30 sakatlıkla ( sağrlık, havale, mental retardasyon, ekstremite ampütasyonu ve yaygın doku kaybı gibi) sonuçlanabilir. En sık salgınlar ilkbahar aylarında 5 yaş altında çocuklarda ve adolesan yaşta görülür.

    Meningokolar için tek kaynak insandır. Bulaşta asemptomatik taşıyıcılar önemlidir. Bulaş damlacık yoluyla ve solunum yolu salgıları ile direk temasla olur. Akut hastalık menenjit, menenjit ile birlikte meningokoksemi veya menenjit olmaksızın meningokoksemi şeklinde olabilir. Meningokoksemi çok hızlı ilerleyen saatler içerisinde fatal seyrli olabilen bir hastalıktır.

    Meningokok kapsüllü gram negatif diplokok yapısında bir mikroorganizmadır. İnsanlarda hastalık yapan kapsül polisakkaridlerine göre en önemli 5 serotipi ( A, B, C, Y ve W ) vardır. Ülkemizde 2013 yılından beri serotip A, C, Y ve W karsı kombine konjuge menenjit aşısı yapılmaktadır. Ancak açıkta kalan serotip B aşısı ülkemizde yeni onay aldı ve uygulanmaya başlandı. Tam bir korunma için iki aşının da yapılması önemlidir.Meningokok tüm dünyada en sık görülen menenjit nedenlerinden biridir. Ülkemizde rutin aşılama programında menenjite neden olan pnömokok ve hemophilus influenza tip b’ye karşı aşılama yapılmaktadır. Ama meningokok menejitine karşı rutin aşılama henüz yapılmamktadır. Bu aşı isteğe bağlı ücretli yapılmaktadır.

    Meningokok enfeksiyonu %10-14 ölümle ve %5-30 sakatlıkla ( sağırlık, havale, mental retardasyon, ekstremite ampütasyonu ve yaygın doku kaybı gibi) sonuçlanabilir. En sık salgınlar ilkbahar aylarında 5 yaş altında çocuklarda ve adolesan yaşta görülür.

    Meningokolar için tek kaynak insandır. Bulaşta asemptomatik taşıyıcılar önemlidir. Bulaşma damlacık yoluyla ve solunum yolu salgıları ile direk temasla olur. Akut hastalık menenjit, menenjit ile birlikte meningokoksemi veya menenjit olmaksızın meningokoksemi şeklinde olabilir. Meningokoksemi çok hızlı ilerleyen saatler içerisinde fatal seyirli olabilen bir hastalıktır.

    Meningokok kapsüllü gram negatif diplokok yapısında bir mikroorganizmadır. İnsanlarda hastalık yapan kapsül polisakkaridlerine göre en önemli 5 serotipi ( A, B, C, Y ve W ) vardır. Ülkemizde 2013 yılından beri serotip A, C, Y ve W karsı kombine konjuge menenjit aşısı yapılmaktadır. Ancak açıkta kalan serotip B aşısı ülkemizde yeni onay aldı ve uygulanmaya başlandı. Tam bir korunma için iki aşının da yapılması önemlidir.

  • Çocuklarda tekrarlayan karın ağrısı ve sindirim sistemi

    Kronik tekrarlayıcı karın ağrısı, çocuklarda sık rastlanan bir sorun olup okul çağındaki çocukların ortalama % 10-15’inde görülmektedir (bazı yazarlar % 40’a kadar değerler bildirmiştir). Karın ağrısı çok sayıda nedene bağlı olarak ortaya çıkan subjektif bir bulgudur. Apley isimli bir araştırmacı 1950’li yıllarda yaptığı bir çalışmada karın ağrısı olan çocukların % 90’ından fazlasında organik bir neden bulamamış ve psikolojik faktörlerin karın ağrısı gelişmesinde çok önemli bir rolü olduğunu öne sürmüştür.

    Helicobacter pylori’nin keşfinden sonra tekrarlayıcı karın ağrısı olan çocuklarda bu bakterinin rolünü araştıran çeşitli çalışmalar yapılmış ve sözkonusu çocuklarda bu enfeksiyonun sıklığı değişik ülkelerde % 7 ile % 44.4 arasında bulunmuştur. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pediatrik Gastroenteroloji Bilim Dalı’nda gerçekleştirdiğimiz bir çalışmada nedeni açıklanamayan tekrarlayan karın ağrısı ile bize getirilen ve endoskopi (mide ve barsakların özel bir kamera ile görülmesi) yapılan çocukların % 65’inde Helicobacter pylori enfeksiyonu tespit edilmiştir.

    Helicobacter pylori, gastrit, duodenit (oniki parmak barsağı iltihabı) ve ülser yoluyla çocuklarda tekrarlayan karın ağrılarına yol açabilir. Gastrit, tekrarlayan karın ağrısı yanında bulantı, kusma gibi belirtilerle kendini gösterir. Karın ağrısı daha çok yemekten sonra olabildiği gibi, bazı olgularda gece uykudan uyandıran ağrı şeklinde olup ülserle karışabilir. Bazı çocuklarda tesadüfen Helicobacter pylori ve bu enfeksiyona eşlik eden gastrit saptanmasına rağmen belirti olmayabilir. Bu çocuklar günün birinde ülser kanaması ile acil servise getirilebilir. Pediatrik Gastroenteroloji Bilim Dalı’mıza üst sindirim sistemi kanaması ile getirilen çocukların % 55’inde Helicobacter pylori enfeksiyonu saptanmış ve olguların % 33’ünde Helicobacter pylori varlığından başka kanama nedeni saptanamamıştır. Bu nedenle en azından ailesinde ülser hastalığı bulunan, böbrek yetersizliği gibi risk oluşturan bir hastalığı olan veya romatizmal bir hastalık nedeni ile non-steroid anti-enflamatuar ilaç kullanan çocuklarda Helicobacter pylori enfeksiyonu tespit edildiğinde gelişmesi muhtemel komplikasyonları önlemek amacıyla mutlaka tedavi edilmelidir.

    Mide veya oniki parmak barsağındaki ülserler ve özofajit de (yemek borusu iltihabı) tekrarlayan karın ağrısına yol açabilir. Yemekten sonra ağrı olması gastrit, açlık ağrısı ve gece uykudan uyandıran ağrı olması daha çok ülser lehinedir. Ailede başka bireylerde de ülser olması hekimi uyarmalıdır. Özofajitli çocuklarda ise karın ağrısına göğüste ağrı, yanma, ağıza acı su gelme eşlik edebilir.

    Non ülser dispepsi (hazımsızlık) veya fonksiyonel dispepsi tekrarlayan karın ağrısı, gaz, şişkinlik, dolgunluk, bulantı ve kusma gibi yakınmaların olduğu ancak yapılan incelemelerde organik bir lezyonun tespit edilemediği bir tablodur. Son yıllarda bu olguların bir kısmında Helicobacter pylori enfeksiyonu saptandığı ve tedavi sonrasında hastalarda belirgin iyileşme olabildiği gösterilmiştir.

    Helicobacter pylori enfeksiyonu varlığını ve ilişkili lezyonları gösterebilmek için endoskopi gereklidir. Endoskopi sayesinde Helicobacter pylori enfeksiyonuna eşlik eden gastrit, doduodenit ve ülser saptanabileceği gibi Helicobacter pylori tanısı için gerekli olan testler de yapılabilir. Ayrıca, eğer varsa özofajit tanısı konabilir.

    Sindirim sisteminden kaynaklanan başka hastalıklarda da karın ağrısı görülebilir. Kabızlık oldukça yurdumuzda ihmal edilen bir hastalıktır. Kabız olan çocuklarda tekrarlayan karın ağrıları sık olarak görülür. Kolit (kalın barsak iltihabı) çocuklarda zaman zaman görülen ve karın ağrısı yanında büyüme ve kilo almada gerilik görülebilen bir hastalıktır. Tanı konması yıllar alabilir.

    Laktoz entoleransı (Süt şekerine tahammülsüzlük) belli bir yaştan sonra ortaya çıkıp süt içildiğinde aşırı gaz ve karın ağrısı, süt miktarı arttığında da ishale yol açabilen bir hastalık tablosudur. Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerde oldukça sık olduğu düşünülmektedir.

    Safra kesesinde taş veya safra kesesi iltihabı gibi hastalıklar karın ağrısı yanında ateş ve sarılığa da yol açabilir. Pankreatit (Pankreas bezi iltihabı) tekrarlayan karın ağrıları ve sindirim bozukluğuna yol açabilen ve çocuklarda da nadir de olsa görülebilen bir başka hastalıktır.

    Bunlardan başka barsak parazitleri ülkemiz benzeri gelişmekte olan yörelerde çocuklarda sık rastlanan ve her türlü hastalıkla karışabilen tablolara yol açabilir. Diş gıcırdatma, ağızdan su akma, tekrarlayan karın ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi belirtileri olan bir çocukta mutlaka parazit araştırılması gerekir.

    Solunum yolları enfeksiyonları, sinüzit, zatürre, böbrek hastalıkları (hidronefroz, nefrit, idrar yolları enfeksiyonu, taş..), omurga ve omurilikle ilgili hastalıklar, bazı romatizmal hastalıklar (ailevi Akdeniz ateşi, PAN..), bazı kan hastalıkları, bazı metabolik hastalıklar çocuklarda sık olarak karın ağrısına yol açan sindirim sistemi dışı nedenlerdir.

    Sonuç olarak karın ağrısı çok sayıda sindirim sistemi hastalığına eşlik edebilmenin yanında sindirim sistemi dışında da bir çok hastalığın başvuru yakınmasını oluşturabilir. Bu nedenle karın ağrısını psikolojik olarak nitelendirmeden önce hastada karın ağrısına eşlik eden diğer yakınmaların ve fizik ve laboratuar bulgularının ışığında karın ağrısı nedenlerinin araştırılması gerekmektedir.

  • Tüberkülozda sıkça sorulan sorular

    Tüberküloz nedir?

    Tüberküloz bulaşıcı bir hastalık olup etken Mycobacterium tuberculosis isimli bir bakteridir. Tüm Dünya da yaygın bir enfeksiyondur.

    Çocuklarda tüberkülozun önemi?

    Evrensel bir hastalık olan tüberküloz modern tıptaki tüm ilerlemelere karşın önemini korumaktadır. Çocuk ölümlerinde 8.ci sırada yer alan tüberküloz vakalarında artışa dikkat çekilmektedir. Hastalık çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar ağır seyretmekte ve yaş küçüldükçe bağışıklık sisteminin gelişmemiş olması tablonun dramatik seyrine neden olmaktadır.

    Tüberküloz nasıl bulaşır?

    Hastalık enfekte erişkinden çocuğa bulaşmaktadır. Tüberküloz bakterisi hava yoluyla bulaşım gösterir . öksürük , aksırık ve öpme ile bakteriler kolaylıkla çocuklara bulaşır.

    Tüberkülozun klinik belirtileri nelerdir?

    Öksürük

    Ateş

    Halsizlik ,İştahsızlık

    Gece terlemesi

    Büyüme ve gelişme geriliğidir.

    Çocuklarda tüberkülozun klinik formları nelerdir?

    Akciğer tüberkülozu

    Tüberküloz menenjit

    Tüberküloz adenit

    Periton tüberkülozu

    Tüberküloz osteomyeliti olarak tanımlanabilir.

    Çocuklarda en sık görülen tüberküloz Akciğer tüberkülozudur.

    Çocuklarda Latent tüberküloz enfeksiyonu nedir?

    Latent tüberküloz enfeksiyonu bir bireyin tüberküloz bakterisi ile temas etmesi sonucu enfekte olmasını tanımlar. Bu bireyin hasta olduğu anlamına gelmez, tüberküloz bakterisi ile karşılaştığını gösterir. Çocuklarda latent tüberküloz tablosu yaş büyüdükçe artma gösterir.

    Neden çocuklarda tüberküloz tanısı koymak zordur?

    Klinik belirtiler belirgin değildir.

    Çocuklarda bakteri sayısının az olması özgün laboratuvar incelemelerini yetersiz kılmaktadır.

    Çocuklarda tüberküloz tedavisi nasıl olmalıdır?

    Tedavide kullanılan antibiotikler 2 veya 4 ‘lu kombinasyonlar şeklindedir. Tedavi süresi 6 ay – 1 yıl arasında değişebilir. Çocukların tedaviye yanıtı iyidir.

    Çocuklarda rutin uygulanan verem aşısı (BCG) çocuğu tüberkülozdan koruya bilir mi?

    Aşının sınırlı bir koruyuculuğu mevcuttur. BCG aşısının ciddi tüberküloz vakalarında koruyucu etkisi önemlidir. Diğer tüberküloz vakalarında ise koruyucu etkisi yeterli değildir.

    Ailede tüberküloz öyküsü varsa çocukları hastalıktan nasıl koruyabiliriz?

    Tüberkülozda bulaştırıcı özellik tedaviye başladıktan sonra da devam eder. Hastaların en az iki hafta izole edilmeleri gerekir.

    Aile bireylerin sağlık taramasından geçmesi gerekir.

    Çocuklarda sağlık taramasında

    Laboratuvar testleri

    Akciğer grafisi

    Cilt testleri uygulanır.

    Çocuklarda bu testler

    Başlangıçta yapılır.

    8 hafta sonra tekrarlanır.

    Çocuklar takibe alınır ve koruyucu antibiotik tedavisi başlanır.

  • Grip nedir? Tanı ve tedavi hakkında bilgilendirme

    Grip nedir? Tanı ve tedavi hakkında bilgilendirme

    Grip, sadece İnfluenza Virüs’ün yaptığı bir hastalıktır. Ülkemizde bu hastalık daha çok Aralık, Ocak, Şubat aylarında görülür. Yüksek ateş, boğaz ağrısı, öksürük, yaygın kas ağrısı tipik özellikleridir. Bu belirtiler diğer bütün üst solunum yolu enfeksiyonlarında görülebildiği için soğuk algınlığı, nezle gibi gribal (yani grip benzeri) enfeksiyonlarla karıştırılabilmektedir. Ancak grip sadece influenza virüsün yaptığı hastalığa verilen bir isimdir. Diğer gribal hastalıklar çok daha hafif seyreder.

    GRİBİN DİĞER GRİBAL HASTALIKLARA GÖRE ÖNEMİ NEDİR?

    Çoğunlukla ilaç kullanılmasa bile kendiliğinden geçen gribin en korkutucu yanı ise 1000 hastadan 1’inin ölümüne sebep olmasıdır. Başka kronik hastalıkları olan kişiler için gribin daha riskli olacağı düşünülse bile biliyoruz ki ölenlerin yaklaşık yarısında altta yatan hiç bir hastalık, risk faktörü vs bulunmamaktadır.

    TEDAVİSİ VAR MI?

    Evet. Gribe etkili ilaçlar var. Bu ilaçlar hastalığın uygun zamanında doktor önerisiyle kullanılanırsa gribe bağlı sıkıntıları büyük oranda azaltabilir. Şunu özellikle belirtmek gerekir ki bu mikrop bir virüs olduğu için antibiyotikler tedavide etkili olmazlar.

    NASIL KORUNABİLİRİZ?

    Birçok hastalıktan korunmada ilk aşama olan el temizliği bu hastalıkta da çok önemli. Özellikle hastalık atağı dönemi olan Aralık, Ocak ve Şubat aylarında tokalaşmaktan kaçınmak unutulmamalıdır. Yine bu aylarda kapalı ve kalabalık ortamlardan kaçınmak önemlidir. Gribe karşı en etkili korunma yöntemi ise her sene sonbahar aylarında yapılan grip aşısıdır.

    GRİP AŞISI NEDİR? NEDEN BİR SEFER DEĞİL DE HER SENE TEKRAR YAPILMALIDIR?

    Grip virüsü, yüzeyindeki yapılara ve yapısına göre değişik isimlerle karşımıza çıkar. İnfluenza A – B gibi ya da H1N1 (domuz gribi diye bilinir), H3N2 (mevsimsel grip diye bilinir) ve buna benzer isimleri çok duyarız. Bizim bağışıklık sistemimiz bu saydığım virüslerin hepsini farklı mikroplar gibi algılar. Birinden hasta olunca diğerlerine karşı bağışıklık kazanamayız. Diğeriyle karşılaşınca ne yazık ki yine grip oluruz.Ve grip virüsü sürekli kendisini biz onu tanıyamayalım diye değiştirir. Daha önce H1N1 geçirsek bile birkaç yıl önceki H1N1 virüsü artık aynı dış görünüşe sahip olmadığı için artık onu tanıyamayız ve karşılaşınca yine hasta oluruz.

    Dünya Sağlık Örgütü her yıl bir önceki virüsleri inceleyerek bir sonraki grip mevsimi için aşı yapımında kullanılacak influenza virüslerini tespit eder ve aşı üreticileri de buna göre aşıları üretir. Virüsün kendini değiştirme özelliğinden dolayı aşıların etkinliği %70-90 arasında kalır. Yine Dünya Sağlık Örgütü her yıl kimlerin aşılanması gerektiğine dair önerilerde bulunur.

    KİMLER GRİP AŞISI OLMALI?

    Mutlaka aşı olması gereken gruplar şunlardır:

    Hamileler

    6 – 59 ay arası çocuklar

    Yaşlılar

    Kronik ya da riskli hastalığı olanlar

    Sağlık çalışanları

    Bunların haricinde evde kronik ya da riskli hastalıklı birey olan ev halkı, yatılı öğrenciler, kışla gibi kapalı yerde uzun süre kalması gerekenler, öğretmenler gibi kalabalık ortamda çalışanlar, öğrenciler aşı yapılması önerilen kişilerdir.

    SON SÖZ

    Domuz gribi (H1N1), mevsimsel gripten daha tehlikeli değildir. Duyunca korkmayın.

    Mutlaka doktorunuzun verdiği ilacı kullanın.

    Her gün C vitamini almanız sizi gripten korumaz.

    Doktorunuz önermiyorsa antibiyotik kullanmayın.

    Aşı en etkili korunma yöntemidir, unutmayın.

    Aşılar vücudumuza zarar vermez, bağışıklığımızı bozmaz.

    Sağlıklı kalın …

  • Down sendromu ve tıbbi sorunları

    En çok karşılaştığımız bir genetik hastalık olan Down Sendromunu çokça sorulan bazı sorular ile tıbbi sorunları açısından değerlendirelim:

    Down Sendromu nedir, nasıl oluşur?

    Down sendromu en sık rastlanılan genetik bozukluktur. Yaklaşık olarak 600 canlı doğumda 1 karşılaşılmaktadır. Down sendromu, bir kromozom bozukluğu hastalığıdır. İnsan hücresi 23 çift yani 46 kromozomdan oluşur, Down sendromunda ise 21’inci kromozom çiftinde bir fazla kromozom vardır. Yani Down sendromunda 47 kromozom vardır.

    Gebelik sırasında Down Sendromu tesbit edilebilir mi, Down sendromu için risk faktörleri nelerdir?

    Down sendromu için en önemli risk faktörünün halen ileri anne yaşı (35 yaş üstü) olduğu bilinmektedir. Gebelik döneminde kimi basit bir kan alımı ile kimi de daha ciddi yöntemlerle Down Sendromunu tesbit edebilme yöntemleri vardır. 12 hafta civarında yapılan 2’li-3’lü testler Down sendromu ile birlikte bazı hastalıkların ortaya çıkma olasılıklarını verir, kesin tanı vermezler. Anneden alınan az miktarda kandan yapılan fetal DNA çalışması Down sendromu ile birlikte diğer trizomik hastalıkların tanısında yeni geliştirilmiş olan ve %99’a varan güvenilirliği olan bir testtir, 14 hf civarında yapılır. Down Sendromu tanısı %100’e varan netlikte ancak amniosentez ile alınan sıvıda kromozom analizi yapılmasıyla konulabilir.

    Diğer üzerinde durulması gereken bir konu da gebelik döneminde yapılan ultrason ile tanının konulup konulamayacağıdır. Henüz Down Sendromunun klinik görüntüsünü net olarak elde eden bir ulktrason cihazı geliştirilmiş değildir. Ancak kendisini bu konuda geliştiren bazı hekimler bir takım bulgular ile Down Sendromu olasılığının olduğunu söyleyebilirler, bunun için en iyi bilinen örnek şu aşamada ense kalınlığı ölçümleridir.

    Down Sendromunun özellikleri nelerdir?

    Down sendromu olan bebekler tipik özellikleri ile tanı açısından herhangi bir tetkike gerek olmadan tanınırlar. Ancak bazen tanı açısından kromozom analizi tetkikini yapmak gerekebilir. Gözler çekik, dil dışardadır, göz kenarlarında epikantus denilen deri fazlalığı vardır, saçlar seyrek ve incedir. Bebekler ilk ay içerisinde gevşek haldedirler. Avuç içlerinde tek çizgi olur, parmaklar kısadır.

    Down Sendromu tanısı alan bebeklere ilk ay içinde neler yapılmalıdır?

    Bu bebeklerin yaklaşık yarısında hafif veya ağır doğuştan kalp hastalıkları vardır. Bu nedenle herhangi bir şikayet olmasa bile mutlaka kalp açısından değerlendirilmeli, ekokardiyografisi yapılmalıdır. Aşırı kusmalar, büyük abdestle ilgili düzensizlik ve bozukluklar, aşırı kabızlık mide barsak hastalıkları açısından uyarıcı olmalıdır. Yine bu bebeklerde tiroid bezinin az çalışması sık görülen bir durumdur bu nedenle tiroid hormonları bakılmalıdır. Göz hastalığı olarak katarakt olabilir, bu yüzden göz kontrolü yapılmalıdır.

    Kalp hastalığı olan Down Sendromlu bebekler hangi problemlerle karşılaşırlar?

    Bu bebeklerde çoğunlukla kalp yetmezliğine neden olan kalp hastalıkları, daha az morarmaya neden olan kalp hastalıkları görülür. Bu yüzden solunum sıkıntısı, beslenirken çabuk yorulma, kilo alamama gibi belirtiler ile morarma, ağlarken morluğunda artış varsa kalp hastalığı belirtileri olarak dikkat edilmelidir.

    Bu hastalıkların çoğu gelişmiş tıbbi olanaklar sayesinde tedavi edilebilmektedir.

    Down Sendromu olan bebeklerin 1 yaşına dek izlemlerinde nelere dikkat edilmelidir?

    Bu bebeklerin düzgün takipleri yapılmalıdır. Kulak ve göz hastalıkları bu dönemde sık ortaya çıkarlar. Beslenme problemleri olabilir, solunum yolu enfeksiyonları bu dönemde fazlaca karşılaştığımız sorunlardır.

    1-12 yaş arasında nelere dikkat edilmelidir?

    1 yaş sonrasında uyku bozuklukları, konuşma problemleri, göz problemleri ve obezite sık karşılaşılan problemlerdir. Bu açılardan aralıklı kontrol gereklidir.

    12 yaş sonrası ve ergenlik döneminde ne yapalım?

    Bu yaşlarda kalp kapak problemleri gelişebilir, bu yüzden yeniden ekokardiyografik değerlendirme gereklidir. Cinsel problemler açısından jinekolojik muayene ve psikolojik danışım gerekli olacaktır. Yine bu dönemde obezite, davranış bozuklukları, katarakt veya keratokonus gibi göz hastalıkları önemlidir.

  • Çocuklarda yüksek ateş vakaları

    Yüksek ateş şeklinde kendini hissettiren ‘altıncı hastalık’, kış aylarında çocuklarda sık rastlanan rahatsızlıkların başında geliyor. Yüksek ateş ile başlayıp, vücutta kızarıklarla devam eden hastalıklar çocukları yatağa düşürebileceğinden dikkat edilmesi gerekir.

    Altıncı hastalığın en önemli belirtisi döküntüler öncesinde görülen yüksek ateştir. “Hastalık sırasında çocuklarda ateş 39 -39.5 dereceye yükselebilir. Özellikle ani değişimler dikkatle gözlemlenmelidir.

    Hastalık süresince çocuk bol sıvı tüketmeli, özel olarak bakımları ve yakın takibi yapılmalıdır. Altıncı hastalıkta da beslenme çok önemlidir.

  • Bahar Sendromu

    Bahar Sendromu

    Kışın karanlık, kasvetli, soğuk havaları yerini ılık, yağışlı havalara bırakıyor. Bahar geliyor, güneşin ısıttığı, aydınlık günler kapıları açıyoruz. İnsana aşkı hatırlatan, kuş cıvıltıları, portakal çiçeği kokulu günler kapıda.. Sayısız pozitif terim kullanılabilir ki bahar için, bu yüzden bahar ve depresyonun birlikte kullanılması şaşırtıcı oluyor. Bahar havası bazen fena çarpabiliyor.

    Değişen iklimle birlikte insanların duygu durumlarında da değişiklikler olabilir. Halsizlik, bitkinlik, çöküntü hissi veren, bahar yorgunluğu olarak bildiğimiz geçici mevsimsel depresyon bu zamanlarda oluyor

    Çevre ve iklim değişikliği organizmayı fizyolojik ve psikolojik yönden etkilemesiyle oluşan belirtilerin oluşturduğu tablo bahar yorgunluğu olarak adlandırılır.

    Kışın kasvetinin ve soğuk havanın yerini sıcak havanın alması ile havadaki negatif iyonların artışı ile insan biyoritmi olumsuz etkilenir. İnsan vücudu baharın düzensiz ısı artışına uyum sağlamakta güçlük çekebilir. Vücudun hormonal dengesini bozan beslenmedeki yetersizlik, uyku dezensizliği, kansızlık sonucu bahar yorgunluğu ortaya çıkabilir.

    Bahar Sendromu/Bahar Yorgunluğu Belirtileri

    • Sürekli halsizlik, yorgunluk, bitkinlik

    • Kas ağrıları

    • Uykusuzluk, sürekli uyuma isteği

    • Gerginlik hissi

    • Hakaret etme isteksizliği, enerji eksikliği

    • Çalışamama, konsantre olamama

    • İşe, okula geç kalma, sık izin isteme

    • Mutsuzluk, isteksizlik

    • Baş ağrıları

    • Alerjik reaksiyonlar

    Devam eden yorgunluk hali fizyolojik tepki olabileceği gibi bazı hastalıkların da habercisi olabilir. Bahar yorgunluğu belirtileri kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji, kansızlık ve bazı bağışıklık sistemi hastalıkları ile hipotiroidi gibi bazı endokrin hastalıkların belirtilerine benzerlik gösterebilir.

    Bahar sendromu geçici bir duygu durum değişikliğidir ve günlük yaşamı etkilemez. Eğer uzun sürer ve günlük aktiviteleri engelleyecek duruma gelirse diğer hastalıklar araştırılmalıdır.

    Neler Yapılmalı?

    • Beslenmeye dikkat etmeli; bol su ve taze meyve, sebze tüketilmeli

    • Uyku düzenini özen gösterilmeli

    Bahar sendromu belirtileri uzun ve ağır seyrederse, herhangi bir hastalık bulgusuna rastlanmadıysa psikolojik destek alınabilir.

  • Hipokondriyazis

    Hipokondriyazis

    Hipokondriyazis, kişinin fiziksel semptomlarının gerçekçi olmayan bir biçimde veya hatalı/çarpıtılmış yorumlamasına bağlı olarak, kendisinin ciddi bir hastalığı olduğu ya da olacağına dair korku ve aşırı zihinsel uğraşması olarak tanımlanan psikiyatrik bir bozukluktur. Hastalık Hastalığı olarak da adlandırılır.

    Tüm tıbbi değerlendirmelere ve doktorlar tarafından verilen güvencelere rağmen kaygı sürmeye devam eder. Kişisel, sosyal ve mesleki alanlarda işlevsizlik söz konusu olur.

    Hastalık hastalığı psikiyatrik bir bozukluktur ancak, bu hastalığa sahip bireyler öncelikle yaşadığını düşündüğü semptomları ilgilendiren bölümlere giderler. Yani psikolojik destek almaya en son gelirler veya hiç gelmezler. Çünkü ciddi bir hastalığı olmadığını kabullenemezler. Yaptırdıkları tetkikler negatif çıktığında kısa bir süre rahatlama yaşarlar ancak sonra yeniden ilgili bölümlere giderler ve tetkikleri yeniden yaptırırlar. Doktorların anlamadıklarını ve doğru muayene edemediklerini düşünürlerse ilgili başka bir doktora gider ve uygulamaları tekrarlarlar.

    Kişi, bedensel işlevlerle (çarpıntı, terleme gibi); önemsiz görülen bedensel sorunlarla (küçük yaralar, ara sıra öksürük) veya değişken beden algılarıyla (kalbin yorulması gibi) ilgili olan bu belirtileri varlığından kuşkulandığı hastalığın işaretleri olarak algılar ve yorumlar. Hastalık kaygısı tek bir organ veya hastalıkla ilgili ya da aynı anda ve değişik zamanlarda farklı organ ve hastalıklar ile ilgili olabilir (kanser ve kalp hastası gibi).

    Hipokondriyak hastalarda sağlık ve hastalıkla ilgili hatalı ve çarpıtılmış düşünceler ön plandadır.

    Bu yanlış inanışlar aşağıdaki gibidir;

    • “Bedensel belirtiler her zaman bir hastalık habercisidir.”

    • “İyi olduğunuzdan emin olabilirsiniz ama hasta olmadığınızdan emin olmazsınız”

    • “Doktorlar sık sık teşhis etmede hata yaparlar.”

    Hastalarda algıda seçicilik söz konusudur ve çevrelerinden, haberlerden, sosyal medyadan, doktorlardan kendi inanışlarını destekleyecek ifadeleri seçerler, böylece inanışlarını güçlendirirler. Kaygı düzeyleri giderek artar.

    Gerçekçi olmayan hastalığı ve bedensel semptomlarına olan aşırı ilgisi, sık hastane ziyaretleri günlük yaşamını, aile, iş, sosyal hayatını önemli ölçüde olumsuz etkileyebilir.

    Hipokondriyazisin görüşme sıklığının genel nüfusa oranı % 4 ile % 6 olarak belirtilmektedir. Görülme sıklığı kadın ve erkekte eşittir. Kişide hastalık hastalığı herhangi bir yaşta başlayabilir, ancak semptomlar çoğunlukla erişkinlik döneminde görülür. Hastalık aylarca hatta yıllarca sürebilir, alevlenme ve yatışma dönemleri gibi dalgalanmalar gösterir, aralarda tam düzelmeler olabilir.

    Hastalığa eşlik eden diğer bozukluklar depresyon ve anksiyete bozukluklarıdır.

    Bu hastalar ciddi bir hastalığı olmadığına ve düşüncelerinin gerçek dışı olduğunu çok zor kabul ederler. Psikolojik desteğe direnç gösterirler. Semptomlarını değerlendiren doktorları ile kurduğu güven ilişki ve doktoruna inanması, psikolojik destek almasını kolaylaştıracaktır.

    Geçmişe oranla günümüzde tedavi olabilen hastaların sayısı artmıştır. İlaç tedavisi ile birlikte Bilişsel tedavi yöntemi en fazla önerilen yöntemdir.

  • Ailevi akdeniz ateşi hakkında

    Ailevi akdeniz ateşi, genellikle 24-48 saat süren tekrarlayan ateş, karın ağrısı, göğüs ağrısı ve eklem ağrısı nöbetleri ile karakterize ve nöbetler dışında hiçbir belirtisi olmayan genetik bir hastalıktır.

    Kimlerde görülür

    Hastalık sıklıkla Akdeniz bölgesinde Sefarad Yahudileri, Ermeni, Türk ve Orta Doğu Arap toplumlarında görülür.Ülkemizde kökeni Ankara, Tokat, Sivas, Kayseri, Kastamonu, Sinop, Gümüşhane, Giresun, Bayburt, Erzincan, Erzurum, Malatya, Kars ve Ağrı’ya dayanan bireylerde görülmektedir. Sıklığı ülkemizde yaklaşık 1-3/1000 oranındadır.

    AAA otozomal resesif geçişli bir hastalıktır. Anne ve baba hastalığın genini (mutant genini=değişmiş genini) taşımaktadır. Anneden ve babadan bu hastalık genlerini (her ikisinden birlikte ) alınmış ise çocukta hastalık ortaya çıkar.

    AAA bir çocukluk çağı hastalığıdır ve hastaların %90’ında yaşamın ilk 20 yılı içinde ortaya çıkar. Hastalık 6 aydan sonra görülebilmektedir. Ortalama hastalık başlangıç yaşı 5 yaştır.

    Klinik

    Hastalık ateşli ve ağrılı ataklar (nöbetler) ile kendini gösterir. Ataklarda 38,5-40 C° arasındaki yüksek ateş oluşur ve ayrıca inflamasyona bağlı oluşan ciddi karın, göğüs veya eklem ağrısı ağrısı ateşe eşlik eder.

    Ataklar, çoğunlukla herhangi bir ön bulgu vermeksizin ani olarak ortaya çıkar ve genellikle kısa sürelidir ve 6-96 saat sürer. Hastalığın bulguları ömür boyu sürer.

    Tanı

    Tanı için öncelikle klinik veriler ve öykü yol göstermektedir. Hastalığın tanısı klinik bulgulara dayanılarak konulmaktadır. Bazı araştırmacıların kliniğe dayandırdıkları tanı kriterleri vardır. Tell-Hashhomer, Livneh ve arkadaşları , Yalçınkaya ve arkadaşlarının önerdiği tanı kriterleri vardır. Tanı koymada bu kriterlerden yararlanılır.

    Genetik tanı

    Ailesel Akdeniz Ateşine yol açan gen (MEFV geni) 16. kromozomun kısa kolunda yer almaktadır. Bugüne kadar 100’den fazla mütasyonun hastalıkla ilişkili olduğu saptanmıştır.

    Şüphelenilen bir hastada bu mütasyonların bileşik heterozigot ya da homozigot olarak bulunması tanı lehine kabul edilmektedir. Ancak klinik olarak AAA olan hastaların %15-20 kadarında tek mutasyon bulunmakta, % 5-10 kadarında ise bilinen mütasyonlardan hiç birine rastlanmamaktadır. Toplumda taşıyıcılık oranı çok yüksek olduğu için bu sonuçlar yanıltıcı olabilmektedir.

    Tipik klinik özellikleri taşıyan ve etnik kökeni uygun olan hastalarda tanı genetik doğrulama olmadan da konulabilir ancak atipik klinik bulgular ve aile öyküsü bulunmayan ya da etnik kökeni uygun olmayan hastalarda genetik tetkik tanıyı doğrulamak için gerekir.

    Tedavi

    AAA hastası çocukların mutlak tedavi edilmesi gerekmektedir. Atakların önlenmesi, sayısının ve atak şiddetinin azaltılması ve de çok daha da önemlisi tüm hastalarda amiloid gelişiminin önlenmesi için hastalar tedavi edilir.

    AAA tedavi edilebilir bir hastalıktır. Fakat bu tedavi hastalığın tamamen ortadan kaldırmaz. Çünkü hastalık genetik bir hastalıktır. Tedavi hastalığın oluşturduğu bozuklukları ortadan kaldırmaya yöneliktir. Tedavini amacı AAA nin ataklarının engellenmesi ve/veya hafifletilmesi ve amiloidoz gelişiminin engellenmesidir. Bu amaçla kolşisin ilacı kullanılmaktadır.

    Kolşisin ‘koruyucu’ amaçla alındığından, ömür boyu kullanılması gereklidir. Amiloidoz riski nedeniyle ilacın düzenli kullanımının sürdürülmesi gerekmektedir.

  • Sonbaharda sık rastlanılan hastalıklar

    Sonbahar ve kış aylarında , toplu yaşanan yerlerde damlacık yolu ile yayılan ve solunum yollarına yerleşen virüslerin yol açtığı enfeksiyonların ortaya çıkmasında artış görülür.

    Yazdan sonbahara geçiş çocukları nasıl etkiliyor?

    Sonbahara girerken,yazdaki güneş ışınlarının kuvvetli etkisinin azalması ,hava ısısının ani değişiklikleri hastalıklara zemin hazırlar.Ayrıca mevsim geçişlerinde vücut direncinin azalması da hastalıklara neden olur.

    Okula giden çocuklarda neden sık enfeksiyon olur?

    Okula veya yuvaya gitmeyen çocuklar evde daha az tozlu ortamdadır.Ayrıca mikroplarla karşılaşmadan ,enfeksiyon ile tanışmadan steril olarak büyütülmektedir.Bu nedenle okula veya yuvaya başladıklarında savunmasız olan vücut, mikropla karşılaştığında çok çabuk hastalık oluşmaktadır.Ayrıca bağışıklık sistemi bu mikropları daha önceden tanımadığı için hastalıklar daha sık olur.Okullar kapalı ve kalabalık ortamlar olduğu için enfeksiyonlar hızla yayılım gösterir.Sık sık enfeksiyon geçirdiklerinden dolayı bu hastalıklara bağışıklık kazanıldığı için, yaş ilerledikçe daha az hastalanırlar.

    Mevsim geçişlerinde en sık hangi hastalıklar olur?

    Soğuk algınlığı : Sonbahar ve kış aylarında sık rastlanılan ve virüslerle oluşan hafif seyirli bir hastalıktır. Dünyada çocuk ve erişkinlerde en sık görülen hastalıktır. Tedavide antibiyotiklerin yeri olmamasına rağmen, antibiyotik kulla-nımının sıkı kontrolde olduğu Amerika’da bile hastaların %50’ne antibiyotik tedavisi uygulanmaktadır. Hapşırma, boğazda yanma, ağrı, karıncalanma, burun akıntısı ve tıkanıklık, öksürük en sık görülen belirtilerdir.

    Grip (İnfluenza) :Genellikle nezle ile karıştırılır. Nezleden farkı daha ağır seyretmesi, ateş, kas ağrıları, terleme, halsizlik, baş ağrısı gibi semptomların daha fazla görülmesidir. Kapalı ve kalabalık yerlerde hastalık hızla yayılım gösterdiği için açık havada, doğal havalandırması iyi olan yerlerde bulunmak, enfeksiyon riskini azaltır.

    Larenjit : Sonbaharın erken dönemlerinde belirgin olarak artar ve kış aylarında azalarak devam eder. Üst solunum yolu enfeksiyonundan(ÜSYE ) 1-2 gün sonra gelişir. Soluk borusunun enfeksiyonu olan bu hastalıkta ödem, ses kalınlaşması, havlar tarzda öksürük ortaya çıkar. Bazı vakalarda sluk borusunun daralması artınca solunum sıkıntısı meydana gelir ve acil hastaneye gidilmesi gerekir.

    Otit ve Sinüzit:Orta kulak iltihabı çocukluk çağında sık görülür. Nedeni ÜSYE’nun sık görülmesidir. Kulak ağrısı, ateş ve huzursuzluk vardır. Tedavi edilmese bile kendiliğinden iyileşebilen hastalıktır. Ancak hastalığın doğal seyri, erken ve yeterli bir ab tedavisi ile kısaltılabilir ve olabilecek koplikasyon tehlikesi azaltılabilir. Kalıcı işitme kayıplarına sebep olduğu için otit önemsenmilidir.

    Sinüzit :Buruna ve sinüslere solunum havasıyla ulaşabilen mikroplar burada infeksiyon oluşturular. Genellikle ÜSYE’nunu izler. Burun tıkanıklığı, koyu sarı-yeşil renkte burun akıntısı, ateş, diş ve baş ağrısı, burundan konuşma gibi belirtileri vardır.

    Sonbahar Allerjileri :İlkbahar kadar yoğun olmasada sonbaharda da alerjik rahatsızlıklar oluşabilir. Burun tıkanıklığı, burun akıntısı ve hapşırma ile seyreder. Nezle ve gripten farklı olarak ateş, halsizlik gibi enfeksiyon belirtisi yoktur. Temal amaç allerjenden korunmaktır. Ağız ve burnu kapatan maskeler ve gözlük kullanılabilir.